1. İmâm Tirmizî: Sûfî, Âşık Bir Âlim — Aşktan Bahsetmeyeceğine Söz Vermiş
Tirmizî’yi bol okuyun, hadîs kitâbını. İmâm Tirmizî sûfî bir kimsedir; İmâm Tirmizî âşık bir insandır. O yüzden İmâm Tirmizî’nin hadîslerini kâle alın. Buhârî’den sonra okuyacağınız hemen hemen en ideal hadîs kitaplarından birisidir.
Sürgün yemiştir Allâh aşkından dolayı; ve zamânın devlet başkanı ondan imzâ alır: «Aşktan bahsetmeyeceksin» diye. Ve İmâm Tirmizî imzâ verir, aşktan bahsetmeyeceğine dâir; ve Tirmiz’e gelir, yerleşir. Orada hadîs üzerinde çalışmalar yapar.
2. «Kuşlar Gibi Tevekkül»: Sabah Aç Çıkıp Akşam Tok Dönen Kuşlar
Onun naklettiği hadîs: «Eğer siz Allâh’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklanırdınız.» Kuşlar gibi tevekkül etseydiniz hakkıyla, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklanırdınız.
Kuşlar ne yapıyormuş? Sabah aç olarak çıkıyormuş; yuvasında durmuyormuş. Tekrar burayı söyleyeyim: Sabah aç olarak çıkıyor.
3. «Ev Bakan Erkekler, Sorumluluk Alan Yiğit Delikanlılar»: Evde Yatmak Yok
Ev bakan erkekler, sorumluluk alan yiğit delikanlılar — evde vakit geçirmek yok; evde yan gelip yatmak yok. Çalışın, çalışın. Evde vakit geçirmeyin. Kuşlar gibi olun; yuvayı terk edin. Sabah erkenden okulsa okul.
Dost doğru okuluna git, gel, çalış. Derslerine çalış. Tembellik yapma, aymazlık yapma. «Cep telefonundan oynayacağım, bilgisayarda oynayacağım» diye uğraşma. Oraya buraya takılacağım diye uğraşma.
Okuyor musun? Evet. «Yok cep telefonunda oyun oynayacak, yok oraya buraya takılacak, yok bilgisayarda oyun oynayacak» — yok. Okuyorsan dost doğru oku, sınıf tekrarı yapma. Okuyorsan dost doğru oku.
4. «Geriden Ders Tâkip Eden Tembeldir»: Allâh’a Karşı Vazîfeyi Yerine Getirmemek
Derslerini ver. Derslerini ver. Nerede okuyorsan oku — ne, senin işin okumak. Geriden ders tâkip ettirme. Geriden ders tâkip ettiriyorsan tembelsin sen. Geriden ders tâkip ediyorsan, hayır, sen Allâh’a karşı vazîfeni yerine getirmedin; âilene karşı vazîfeni yerine getirmedin.
Sebep: Çalışmadın. Çünkü çalış — Allâh’ın sana vermiş olduğu nîmetlere nankörlük etme.
«Okurum ya» — ne yapacaksın ya? O zaman bırak okulu, okuma. Ne yapacaksın? Çalışacaksın. Sabahleyin erkenden kalk, işine git. Kaç yaşında olursan ol; kaç yaşında olursan ol.
5. «64 Yaşındayım, 8’de Büroya Gittiğimde Utanıyorum»: Mustafa Özbağ Efendi’nin Şahsî Tecrübesi
64 yaşındayım ben. Sabah saat 8’de, 9’da büroya gittiğim zaman utanıyorum. Ben utanıyorum büroya saat 8’de, 9’da gidince. Ben gece saat 2’de, 3’te sohbetten geliyorum.
Yaptım diye söylemiyorum; ben sabah namazından sonra bürodayım. Bakın benim paylaşımlarıma — tembellik yok.
6. «Allâh Resûlü Kuşlardan Örnek Verirken Yanlış Anlaşılmasın»: Tevekkül + Uçma
Allâh Resûlü kuşlardan örnek verirken bize hadîs-i şerîfi yanlış anlaşılmasın. Kuşlar gibi diyor: «Yuvanızdan uçun, gidin. Yuvadan uç, yuvadan uç.»
Sabah git, dükkânını aç. Çarşı 10’da açılıyor, sen 8’de aç. Sen malını düzen, tezgâhını dizayn et; temizliğini yap. «Piyasa açılmıyor bizden» — bana söylenen laflar o. «Yâ bende müşteri kuyrukta ya — ben sabah gidip açıyorum ya. Sen de aç. Sabahın bereketini kaçırma.»
O zaman tevekkül. Uçacaksın. Ondan sonra tevekkül edeceksin. Uçacaksın. Evinden çıkacaksın; evde oturmayacaksın. Evde oturacaksın bir iş mi yapacaksın sanki? Yok.
7. «En Hayırlı Eş: Sabah Namazına Kaldıran Eş»: Hadîs-i Şerîf
Sabahin kalk erkenden, eşini de kaldır. «En hayırlı eş, eşini sabah namazına kaldıran eş» — hadîs-i şerîf. Kadın kalktıysa erkeği kaldıracak; erkek kalktıysa kadını kaldıracak. En hayırlı eş o — sabah namazına kaldıran eş. En hayırlı eş. Nerede sabah namazına kalkacaklar?
8. Bursa Demirtaş Meslek Lisesi Önündeki Poğaçacı: Sağlıksız Kahvaltı Vâkıâsı
Dükkânımın altında karakol var. Karakolun karşısında bir tâne şeyci var, poğaçacı var. Böyle sabah yürüyüşü — böyle bir dedim böyle bir yürüyeyim sabah namazından sonra, böyle dedim az bir şey yürüyüş yapayım diye, bir gün sabah çıktım. İlk defa gördüm.
O okul açıldı. Oradaki okul ne? Meslek Lisesi gibi bir okul açıldı oraya — Demirtaş Meslek Lisesi. Bu karakolun tam karşısında bir tâne poğaçacı açmış. Ekmek-simit-poğaça-moğaça satıyor. Karşıdan bizim Ali’nin dükkânı var orada; Ali’nin dükkânının üstünden, benzinin önünden seyrettim.
Bakın bütün öğrenciler orada duruyor. Ya öğrencilerin annesi veya babası arabadan indiriyor orada. Çocuk geriye dönüyor, tekrar karşıya geçiyor. Oradan poğaça-moğaça, börek-mörek, simit-mimit bir şeyler alıyor; elinde poşet.
Böyle kendi kendime baktım. Dedim: «Açan adam çok akıllı bir iş yapmış. Okulun karşısında böyle bir yer açmış. Orada araba park edecek bir yer yok, duracak bir yer yok; ama sırf öğrencilere çalışıyor. Ve o öğrencilerin annesi-babası çocuğuna sabahleyin kahvaltı hazırlamıyor. Orada margarin, ne yağı belli olmayan, ne mayası belli olmayan, hangi hijyenle yapıldığı belli olmayan gıdaları yediriyorlar çocuklarına.»
Ve o çocuklar elinde poğaça, elinde simit; Bursalılar «açma» diyorlar, yok tahinli. Oradan görüyorum ben.
9. «Annesi-Babası Sağlıksız Yedirdi, Sen Ondan Hayır Bekle»: Çocuk Terbiyesi
Baktım, izledim 3 dakika, 5 dakika, 10 dakika. Üzüldüm çocuklara. Sonra aşağı doğru karakola doğru indim. Baktım dahâ da yakından gördüm. Çocuklar oradan alıyor, okula giriyorlar; ayakta yiye yiye, kimisi poşetle oraya giriyorlar.
İçimden şunu dedim: Dedim «Bu anneler-babalar çocuklarını sağlıksız yedirdiler. Ne yağı olduğu belli değil, nasıl olduğu belli değil. O çocuktan sonra sen hayır bekle; o çocuktan hayır bekle.»
10. «Babam Hasan: Sabah Çocuklara Ne Yapayım? Börek Yap»: Babalık Görevi
Sonra kendimizi düşündüm. Biz Meslek Lisesi’ne gidiyorduk. Sabah saat 6:7 geçe biz oturuyoruz. İki tane dizel motorlu — ondan sonra tren — 6:7 geçe Bayındır İstasyonu’ndan kalkıyor. Biz 5:30’da evden çıkıyoruz.
Bir günden bir güne soğuk börek yediğimi hatırlamıyorum ben. Soğuk bir hamur işi yediğimi hatırlamıyorum. Menü babamdan: «Hasan, yarın sabah çocuklara ne yapayım?» «Börek yap; şu böreği yap, bu böreği yap, şunu yap.»
Kendi kendime düşündüm: «Ulan, ne babaymışım ben!» dedim. Babam öldü, bitti; sonra ne yersen ye oldu. Baba baba yaptı onu. Annem yapıyordu; baba yaptı, baba babalığını gösterdi. Şimdi çocuklar öyle mi? Değil.
11. «Sabahleyin Kalkıp Bir Islık Çal — Tus!»: Evdekileri Uyandırma Sünneti
O zaman tevekkülle uçacaksın. Sen sabahleyin erkenden kalkacaksın, evdekileri de kaldıracaksın. Bir ıslık çalacaksın — tus! Herkes kalkacak ayağa. Evet.
Şimdi de uyudunuz da o yüzden ıslık çaldım. Uyumayın. Sabah kalkacaksın, rızkına koşacaksın; rızkına koşacaksın. Evde yatmak yok.
12. «Hiç Yatan Karınca, Yatan Balık Gördünüz mü?»: Emekliliğin Bahânesi
Şimdi bakıyorsun: Siz hiç yatan karınca gördünüz mü? Hiç yatan balık gördünüz mü? Yok. Adam evde yatıyor. Ne olmuş? Emekli olmuş. Ana, tek emekli sen misin? Çık dışarı, yayan dolaş. Yürüyüş yap.
Evde yatıyor 11’e kadar, 12’ye kadar. Dervîşler var, evden dışarı çıkmayan. Evden dışarı çıkmayan dervîşler var ya; evin içerisinde duruyor. Nasıl duruyor? Hayret ediyorum ben. Tırnak içerisinde «erkek», evde ne işin var kardeşim senin ya? Git, çalış.
13. Şeyhin Nasîhati: «Mustafa Efendi, Gezen Tilki Yatan Aslandan Hayırlıdır Oğlum»
Kaç yaşında olursan ol, çalışmasan dâhî yürüyüş yap. Git bir arkadaşını ziyâret et. Veya «Ben böyle emekliyim, böyle bir şey olursa böyle kapının önünde durmak gibi» de, «ben kapının önünde dururum» de, «iş yaparım» de, «çalışırım» de.
Yapacak olduğum bir işi söyle ya. Şeyhimin bana nasîhati: «Mustafa Efendi, gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır oğlum.» Gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır. Sen evde oturma. Sen evde oturursan senden hayır gelmez. Adamın hâsı evde oturan değildir.
Kaynakça
Hadîs-i Şerîf — Tevekkül ve Kuşlar: «Eğer siz Allâh’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklandırılırdınız.» — Tirmizî, Zühd, no. 2344; İbn Mâce, Zühd, no. 4164
Hadîs-i Şerîf — En Hayırlı Eş ve Sabah Namazı: «Allâh, gecenin bir kısmında kalkıp namâz kılan, sonra hanımını uyandırıp onun da namâz kılmasını sağlayan adama merhamet etsin; eğer hanımı uyanmazsa yüzüne su serper. Allâh, gecenin bir kısmında kalkıp namâz kılan, sonra kocasını uyandıran, onun da namâz kılmasını sağlayan kadına merhamet etsin; eğer kocası uyanmazsa yüzüne su serper.» — Ebû Dâvûd, Vitr, no. 1450; Nesâî, Kıyâmü’l-Leyl, no. 1610
Şahsiyet — İmâm Tirmizî (h. 209-279 / m. 824-892): Buhârî ve Müslim’den sonra «Sünen» müellifi. Tasavvuf ehlinden, derin Kur’ân-Sünnet âlimi. Bazı kaynaklara göre aşk ve mâ’rifet konularında konuştuğu için zamânın siyâsî otoritesinin baskısına uğramış ve memleketi Tirmiz’e dönmüştür. — ez-Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, XIII/270
Atasözü — «Gezen Tilki Yatan Aslandan Hayırlıdır»: Çalışkanlığa ve hareketliliğe teşvik eden Türk atasözü. Mustafa Özbağ Efendi’nin şeyhinin (Şeyh Hâcı Abdullâh Efendi veya Hâcı Alâeddîn Efendi silsilesinden) nasîhat olarak verdiği temel düstûr. — Türk halk hikmetleri; Karabaş silsilesi sözlü gelenek
Âyet-i Kerîme — Nankörlük Etmemek: «Eğer şükrederseniz, elbette size (nîmeti) artırırım; eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azâbım pek şiddetlidir.» — İbrâhîm Sûresi, 14/7
Hadîs-i Şerîf — Sabahın Bereketi: «Ümmetim için sabahın erken vaktini bereketli kıl, yâ Rabbi.» Resûlullâh bu duâdan sonra ordularını sabah erken gönderirdi; ticâret kervanları da sabah erken yola çıkardı. — Ebû Dâvûd, Cihâd, no. 2606; Tirmizî, Büyû’, no. 1212
Tasavvuf Terimi — Tevekkül: Allâh’a güvenmek, sebepleri yerine getirdikten sonra netîceyi Allâh’a bırakmak. Tasavvufta «esbâbı terk değil, esbâba güveni terk» olarak târîf edilir — yânî çalışmayı bırakmak değil, çalışmadan sonra sonucu Hak’tan beklemek. — el-Kuşeyrî, er-Risâle; el-Gazâlî, İhyâ, IV
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin «Çalış, Allâh’ın Sana Vermiş Olduğu Nîmetlere Nankörlük Etme» başlıklı sohbetinden tam detayla derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir. Kaynak video: YouTube