Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nasihatler ·

Halkı Müslüman olan ülkemizde hadsiz hudutsuz çıplaklığa, fuhşa, kumara, içkiye, uyuşturucuya dalmış

Mustafa Özbağ Efendi'nin nasihat sohbeti: Halkı Müslüman olan ülkemizde hadsiz hudutsuz çıplaklığa, fuhşa,…. Tasavvuf yolundakiler için mânevî nasihat ve ders.


1. Bölüm

Düşünebiliyor musunuz? Türkiye gibi Anadolu’da Müslümanlığın kendince yaşanma noktasında ileri derecede gören bizim ülkemizde cezaevlerinde yatanların %334’ü uyuşturucudan, %334’ü hırsızlıktan yatmakta ve ülkenin ahlakı o kadar yerlerde sürünmüş ki normalde ülkede 8iz kişiden iki kişisi fuhuşla iştigal etmekte. Oradan para kazanmakta. 8 kişiden iki kişisi bu dünya üzerinde 7en bizim ülkemizde 82 bizim ülkemiz sözde İslamı yaşamaya çalışan halkı Müslüman olan bir ülke. Ama ne yazık ki biz elimizden geldiğince hadsiz, hudutsuz fuhşata, çıplaklığa, fuhuşa, kumara, içkiye, uyuşturucuya dalmış vaziyetteyiz. Ve ne yazık ki annesi babası çarşaflı, sakallı ama çocukları uyuşturucuya uyuşturucu bataklının içine düşmüş.

Annesi babası ehli tarikat. Aman kızı veya oğlu ne yazık ki haramiyetin içerisinde bulanıyor. Haramiyetin içerisine düşmüş ve anne babalar çaresiz, ortam çaresiz ve utançlarından anne babalar kafalarını nereye sokacaklarını bilmiyorlar. Ve günden güne biz İslami duyarlılığımızı, imani duyarlılığımızı, milli duyarlılığımızı kaybetmekteyiz ve kaybettiğimizin de farkındayız. Ama ne yazık ki bu konuda yapabileceğimiz herhangi bir şey elimizden gelmez deyip evlerimizin köşesinde oturuyoruz. Ben yeni İslam olduğumda bundan 38 yıl önce yangın var dedim kendi içimden. Bu yangının söndürülmesi lazım dedim. Ben karınca değilim. Karınca gibi ağzımda su taşıyayım. Ben insanım. Cenabı Hak beni insan olarak yaratmış. bunun gayretini, bunun savaşını, bunun mücadelesini vermeliyim diye Cenabı Hakk’ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla öyle düşündüydüm ve yıllar yılları arattı.

Yıllar yılları arattı. Ne yazık ki ateş, o ateş hepimizin evini, hepimizin sokaklarını, hepimizin caddelerini, şehirlerini ve ülkesini ateş çepe çevre çevreledi. Artık bunu çok özür dilerim. Kendimi methetmek için söylemeyeceğim. 8687 yılıydı. Orman İşletme Müdürlüğün’ün işçilerinin sendika toplantısı vardı. Anavatanını bakanlar o toplantının seçim vardı. Toplantının en önünde meşhur önceden MHP’li olan, sonra anavatına geçen bir bakanlık yapan bir kimse vardı ülkücüler adına. Namık Kemal de değil. Namık Kemal olsaydı boğazını sıkardım. Yaşar Okuyan olsaydı da aynısını yapardım. Temelli geydirirdim. 4 be tane bakan vardı. Herkes ekonomiden konuşuyordu. Ben salona çıktım konuşma için. İllaki bana dediler ki ısrar ettiler.

Benim desteklediğim sendikanın başkan adayı dedi ki bir konuşma yap dedi. Benim ne konuşacağımı bilmiyorlar tabii. Cenabı Hak lütfetti, ikram etti. Ben çıktım konuşma salonuna. Yaklaşık 4500 5.000 kişi var. Hiç unutmuyorum. Bakanların yüzüne söyledim. Dedim ki bir gün sizin dedim torunlarınız dede ben eşcinsel oldum. Dede ben uyuşturucu kullanıyorum diyecek dedim. O eski MHP’li olan böyle bıyığının altından kıs kıs güldü. Dedim gülme. Ben gülücek bir şey söylemiyorum. Neden sırıtıyorsun sen? Dedim sustu. Tabii oradakilerin hepsi de benim eski ülkücü olduğumu biliyor. Benim desteklediğim sendikada o da ülkücü bir çocuk. genç Adanalı yıllar sonra bakın 39 yıl geçti ve ne yazık ki bunlar adım ülkede yaşanıyor ve anneler var şimdi siz bunları bilmezsiniz. oğlunun dönmezden önce fotoğrafıyla oğlunun döndükten sonraki fotoğrafını atıyor bana.


2. Bölüm

Diyor ki, “Hocam, bana bir şey söyle.” Diyor ki, “Bana bir şey anlat. Bana bir şey de.” Oğlumun diyor daha önce 15 16 yaşındaki fotoğrafı bu. Şimdi oğlum 20 yaşında. Şimdiki fotoğrafı bu. Ve bunun fetvasını istiyor benden. Bir anne telefonda hem ağlıyor hem nasıl ağlıyor hem de diyor ki bir insan kendi evladını öldürebilir mi? Ben şehir şehir dolaşıyorum utancımdan. duydum diyor. Siz bu konuda içtihat edebilecek bir kimseymişiniz. Ben oğlumu öldürebilir miyim diyor. Duyuldu ya her yerde bende kayıtlı olmayan telefonlara cevap vermediğim. Husisi mesaj yazdı bana. dedi ki, “Benim telefonumu açın lütfen. Benim adım şu, sanım şu, filan yerden arıyorum diye.” Kıymetli dostlar, evet bugün Mevlit Kandilini kutlayacağız ama benim gönlüm hiç iyi değil.

Ben hiç iyi değilim. Bunu açık böyle bir sizlerle dertleşme olarak görün. Gerçekten ben iyi değilim. Ve yazılanlardan bana soru olarak yazılanlardan sizlere bahsetsem dersiniz ki nasıl ayakta duruyorsun? Bu dünyayı nasıl yaşıyorsun dersiniz. Ve bu toprakların insanlarını ne yazık ki bu hale getirdiler. Düşünebiliyor musunuz? Bu topraklarda bir kimse eşcinsel olması için bedava. Devlet bunun bütün ilaçlarını ve bütün ameliyat masraflarını karşılıyor. Sonra siyasetçi denilen şaklabanlar, düzenbazlar, yalancılar, çok yüzlüler, dünyanın kirini üzerine alan ve mahşeri düşünmeyen, mahşeri düşünmeyen, esen rüzgara göre dönen, ne yazık ki omurgası olmayan omurgasızlar bizim önümüze çıkıp eşcinsellikle savaştıklarını söylüyorlar.

Ve o omurgasızlık bütün her yere sirayet ediyor. Ve gencecik kızlarımız, bu kızlarımız bizim. Bunlara nefretle baktığımı zannetmeyin. Bu gencecik kızlarımız bizim bu toprakların çocukları. Neymiş? Göğüslerini açma özgürlükleri varmış. göğüslerini açıp İstanbul’da yürüyüş yapıyor. İstedikleri gibi kıyafet giyme özgürlükleri varmış. Üzerlerinde kıyafet yok. Sokaklarda öyle dolaşıyorlar. Onların annelerine üzülüyorum. Onların babalarına üzülüyorum. Onların dedelerine, ninelerine üzülüyorum. O çocuklara da üzülüyorum. O çocuklara birisi bir şey anlatmamış. Onlara bir şey söylememişler. Onların kulaklarına birileri bir şeyler anlatmamış. Anlatanlar da çarpık çırpık anlatmışlar. Ve sokaklarda üryan dolaşan kadınlar, üryan dolaşan erkekler var.

Ne yazık ki bunlara erkekler de katıldılar. Erkeğin ayağında kısacık bir tane don, üstünde bol bir tane gömlek. Onun da göbek deliğine kadar açmış. Onun da babası oğlum oldu diye iki tane kurban kesmiş. Göğsünde bir tane kıl tüy kadınlar gibi yoldurmuş. Sanki gece gerdeğe girecek. Bugün Mevlit Kandili. Ben kendi kendime sohbeti hazırlarken senin yüzüne nasıl bakacağız ya Resulallah dedim. Biz onun yüzüne nasıl bakacağız? Ben kendi nefsim için söylüyorum. Biz emaneti yerine getirmedik diye düşünüyorum. Üzerimize düşen vazifeyi ben kendi nefsim için söylüyorum. Yapmadığımızı düşünüyorum. Nefsimize uyup gecemizi gündüzümüze katıp biz o peygamberin yolunu ihya etme noktasında ben kendi nefsim için söylüyorum.

Gerekli olan çalışmayı yapmadığımı düşünüyorum. Ev.


Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar

  • Tasavvufî Istılâh: tarikat, cin, sır, ayet kavramları ve bu kavramların kalbî-zâhirî tecellîyâtı.
  • Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi
  • Hadîs-i Şerîfler: Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Nesâî, Sünen-i İbn-i Mâce ve Müsned-i Ahmed bin Hanbel’den iktibâslar.

Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin Halkı Müslüman olan ülkemizde hadsiz hudutsuz çıplaklığa, fuhşa, kumara, içkiye, uyuşturucuya dalmış başlıklı sohbetinin tam transkriptinin Karabaş Tekkesi düzeltme ve telîf standartlarına göre hazırlanmış uzun-format hâlidir. Sohbette geçen âyet, hadîs, pîr menkıbeleri ve tasavvufî ıstılâhlar yukarıda zikredilmiş olup, sohbetin esas metni paragraflar boyunca tafsîlâtlı sûrette serpiştirilerek aktarılmıştır.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Halkı Müslüman olan ülkemizde hadsiz hudutsuz çıplaklığa, fuhşa, kumara, içkiye, uyuşturucuya dalmış | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri Serisi

Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi

İlgili Sözlük Terimleri: Silsile, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı