Mustafa Özbağ Efendi 20. Nasîhat Sohbeti'nde (NASİHAT/20, 14.03.2024) Ahzâb Sûresi 41-44. âyetlerini tefsîr eder: «Ey îmân edenler, Allâh'ı çok zikrediniz; O'nu sabah akşam tesbîh ediniz. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allâh rahmet bahşeder, melekler de duâ eder; Allâh mü'mînlere çok merhametlidir. Allâh'a kavuştukları gün, 'Selâm' diyerek selâmlaşırlar; Allâh onlara güzel bir mükâfât hazırlamıştır» (Ahzâb 33/41-44). Cenâbı Hak îmân edenlere özel hitâb eder; bütün insânlara değil. «Ey îmân edenler, Allâh'ı çok zikrediniz» — bunun altı bir sefer e yerleşsin: çok zikretmenin tavanı belli değil; bir kimse bütün gününü zikrullâhla geçirmiş olsa anca çokça zikredenler sınıfına girer. Sabahakşam tesbîh, ardından Nisâ 4/103'te «Ayaktaotururkenyanlarınızın üzerine yatarkenyürürken Allâh'ı çokça zikrediniz» emri ile birleşir. İbn Abbâs radıyallâhu anh'ın bu konuda tefsîri vardır: ancak böyle bir hayât kurgulayan çokça zikredenler sınıfına girer.
Ahzâb 33/41: «Ey Îmân Edenler, Allâh'ı Çok Zikrediniz»
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: zikirle alâkalı sohbetlere devâm ediyoruz; böyle bir seriye bağlandı gibi oldu. Birinci hafta mü'mînlerin kalbi, ikinci hafta kâfirlermünâfıklar, üçüncü hafta unutanlarla alâkalıydı. Bu akşamki 20. Nasîhat'te Ahzâb Sûresi 41-44 âyetlerine geçiyoruz. Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «Ey îmân edenler, Allâh'ı çok zikrediniz» (Ahzâb 33/41). Bu çokça zikretmenin tavanı belli değil; bir kimse bütün gününü zikrullâhla geçirmiş olsa ancak «Çokça zikredenler» sınıfına girer; bütün gün günlük hayâtını bütün ibâdetin üzerine zikrullâhın üzerine kurarsa o zaman çokça zikredenler sınıfına girer.
Ahzâb 33/42: Sabah-Akşam Tesbîh ve Vardiye Değişen Melekler
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: âyetin devâmında Cenâbı Hak buyurmuştur: «O'nu sabah akşam tesbîh ediniz» (Ahzâb 33/42). Sabahakşam günün her sâati olmuş oluyor; ayrıyetten sabahı özel bir bildirmiş, akşamı da özel olarak bildirmiş. Bir hadîsi şerîf var: bir kimse sabah namâzını cemâatle kılsa, ondan sonra gün doğuncaya kadar Allâh'ı zikr etse, sonra iki rek'at namâz kılsa, ona hac ve umre sevâbı verilir (Tirmizî, Cum'a 59). Çünki bizim etrâfımızda melekler vardiye değişiyor: sabah vardiyasında ki melekler var, bir de akşam vardiyasında melekler var. Hadîsi kudsîde Cenâbı Hak sorar onlara: «Kullarımı ne hâlde gördünüz?» deyince «Namâz kılanlar için namâz kılıyorlardı, zikrullâh yapanlar için zikrullâh yapar halde bıraktık» diye cevâb verirler.
İmâm Gazzâlî: Sabah Namâzından Sonra Zikr Kur'ân Okumaktan Hayırlıdır
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: en büyük zikir oturup Allâh'ı zikretmektir. Bunu unutturmaya çalışıyorlar bize, ve böyle Allâh'ı zikredenlere karşı bir cephe vardır. «Zikrullâh yok, böyle bir zikir yok, siz zikretmeye çalışıyorsunuz, zikretmek namâz kılmak değil» diyenler vardır. İmâm Gazzâlî kaddesallâhu sırrahû diyor ki: sabah namâzından sonra oturup Allâh'ı zikretmek Kur'ân okumaktan da daha hayırlıdır. Bütün ibâdetlerden daha faziletlidir oturup Allâh'ı zikretmek.
Çokça Zikr: Yalnız Zikre Mahsûs Bir Hassâsiyet
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak âyeti kerîmelerde «Çokça namâz kılın» demez; namâzın vakitleri bellidir. «Çokça oruç tutun» demez; orucun vakti zamânı bellidir. «Çokça zekât verin» demez; zekâtın miktârı bellidir. «Her sene hacca gidin» demez; hac hayâtınızda bir sefer gücü yeten malı olan kimse içindir. Yalnız zikr için «Çokça zikrediniz» emri vardır. İslâm'daki namâzların hepsi de ya zamâna bağlıdır, ya belirli ritüellere bağlıdır. Sen kafana göre hac yapamazsın; orucu da değiştirmeye çalışıyorlar; lâkin zikrin zamânı yoktur, çokça emredilmiştir.
Mossad'ın 70 Tarîkat Kurma İ'tirâfı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: dîni ifsâd etmek isteyenlerin başında Müslümân görünümlü âlim bozuntuları vardır. Bunlar dışarıdan değil içimizden bozmaya çalışıyorlar. Müslümânlar 200 yıldır zayıfladıkça bizim içimize fitne koyucu, fitneye çalışıcı, neydüğü belirsiz insânlar koydular. Mossad bile ne diyor: «Biz İslâm dünyâsında 70 tâne tarîkat kurduk» diyor; Mossad'ın kendisi açıklıyor. Yıllardan beri bağırıyordum: «İngilizlerin kurduğu dergâhlar var, tarîkatlar var; Mossad'ın kurduğu dergâhlar var, tarîkatlar var» diye millet böyle kızıyordu; hâlâ da kızıyor.
Ehli Zikre Karşı Olan Üç Sınıf: Câhil-Kâfir-Ajan
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: Allâh'ın zikrine karşı olanlar, sûfîliği bu manâdaki Kur'ân-Sünnet dâiresindeki sûfîliği karşıs olanlar — bir kimse Kur'ân-Sünnet dâiresindeki sûfîliği karşıs ise üç şıktır: ya câhildir, ya kâfirdir, ya da gizli servis ajanıdır. Bir kimse bütün hadîsleri inkâr ediyorsa, hadîslere karşı ise, o kimse İngiliz kraliyet âilesinden, Mason'dan, siyâhiden, oradanburadan besleniyordur; bir kimse ehli zikre, ve zikre karşı ise bir yerlerden besleniyordur, bir yerlerin insânıdır.
Ahzâb 33/43: Karanlıktan Aydınlığa Çıkarmak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak âyeti kerîmenin 43. âyetinde buyurmuştur: «Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allâh rahmet bahşeder, melekler de duâ eder; Allâh mü'mînlere çok merhametlidir» (Ahzâb 33/43). Sen Allâh'ı çok zikrettin, sabah akşam zikrullâh ile hemhâl oldun; Cenâbı Hak seni karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kendinden, kendi katından sana rahmet bahş eyledi. Karanlıktan aydınlığa çıkaran kimdir? Allâh; senin şeyhin değil, hocan değil, âlimin değil. Şeyh vesîle olabilir, hoca vesîle olabilir, mahalledeki bir kimse vesîle olabilir, ama karanlıktan aydınlığa çıkaran Allâh'tır.
Şirke Düşmemek: Velîler Vesîledir, Çıkaran Allâh'tır
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: burada hiç kimse şirke düşmesin gizli şirke. Hiçbir şeyh, hiçbir mürşîdi kâmil, hiçbir âlim, hiçbir hoca, hiçbir Peygamber bir kimseyi karanlıktan aydınlığa çıkarmaz. Karanlıktan aydınlığa çıkaran Allâh'tır celle celâlühû. Cenâbı Hak bunu kendi zâtının üzerine alır: «Allâh sizi karanlıktan aydınlığa çıkarır; Allâh sizi şirkten kurtarır; Allâh sizi ibâdetsizlikten kurtarır; Allâh sizi kulluk yapmamaktan kurtarır.»
Meleklerin Mü'mînlere Sabah-Akşam Duâsı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: senin etrâfında melekler var; senin için tövbe ediyorlar, senin için duâ ediyorlar, senin için Cenâbı Hakk'a yalvarıyorlar; senin neye ihtiyâcın varsa — sen sâdece Allâh'ı zikrediyorsun. Sen Allâh'ı Allâh için zikrediyorsun; rızık için değil, ni'metler için değil, Allâh'ı Allâh olduğu için zikrediyorsun. Hz. Mûsâ aleyhisselâm ümmeti için «Verdiğim ni'metlerden dolayı Allâh'ı zikrediniz» dedi; lâkin biz Allâh'ı Allâh olduğu için, Allâh için zikrederiz — burada doğrudan Zât ile alışveriş vardır.
Zikr Eden Mü'mîne Ferâset Nûru
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: Allâh'ı zikreden bir kimsenin Cenâbı Hak onun gönül gözünü açar; ona ferâset nûru verir; onun kalbinde bir nûr oluşur; o nûrla o iyiyidoğruyugüzeliçirkini ayırt eder. Bu aldanmaz; algı operasyonuna girmez; o kandırılamaz. Niçin? «Müftüler fetvâ verse de o kalbine bakacak» ya, hadîsi şerîfte öyle diyor; o kalbine bakar — kalp onu tasdîk mi tasdîklemiyor mu? İşte burada zikrullâhın inanılmaz bir bereketi vardır: zikr eden mü'mîn algı operasyonlarına yenik düşmez. Bugün dijital propaganda, sosyal medya algı yönetimi, fitne körükleyici neşriyât — bunlar mü'mîni etkileyemez; çünki onun kalbinde ferâset nûru vardır; o «Bu doğru, bu yanlış» diyebilen bir kalbe sâhibtir.
Hz. Mûsâ Ümmetinin Niye Ni'mete Bağlı Zikr Etmesi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Hak Hz. Mûsâ aleyhisselâm ümmeti için «Verdiğim ni'metlerden dolayı Allâh'ı zikrediniz» (Bakara 2/47, 122) buyurmuştur. Bakın ni'mete bağladı kendisinin zikrini; dedi ki: «Size bir sürü ni'met veriyorum; bu ni'metlerden dolayı zikrediniz.» Onlar ni'meti gördü önce; çünki sen önce ni'meti görme. Sen önce ni'meti görürsen aldanırsın; avâm kul, vasat kul olursun. Lâkin Muhammed'in (sallallâhu aleyhi vesellem) ümmeti olarak biz Allâh'ı Allâh için, Allâh olduğu için zikreriz; ni'metlere değil zâta yönelmek vardır bu ümmette. Fî sebîlillâh Allâh'ı Allâh için zikrederiz; burada direkt zât ile alışveriş vardır.
Bedr Savaşı: Allâh Düşmanı Rü'yâda Az Gösterdi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: Cenâbı Hak Enfâl Sûresi'nde buyurmuştur: «Hatırla ki Allâh sana onları rü'yânda az gösteriyordu» (Enfâl 8/43-44). Hem sahâbîler ve Resûlullâh sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri düşmanı zayıf görüyorlardı; Cenâbı Hak öyle gösteriyordu onlara rü'yâlarında. Öbür gün de Müslümânları zayıf gösteriyordu kâfirlere. Çünki bu psikolojik harbtir — mü'mîn cesâretle savaşa girmesi için, kâfir «Bu küçük bir grup, ben bunları silip süpürürüm» diye ihmâlle yaklaşması için. Allâh ikisine de rü'yâ ile imtihân etti.
Ebû Cehl'in Resûlullâh'ı Mekke Sokaklarında Sürükleme Niyeti
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: hep kâfir ister ki bütün Müslümânları öldürsün; bakın Gazze'de öldürüyorlar Yahûdîler. Bugün senin çocuğuna bile acımaz kâfir; ne çocuğa acıyor, ne kadına acıyor, ne ihtiyâra acıyor; öldürüyorlar boyuna. Papaz da onları takdîs ediyor: «Öldürdüklerimizi öldürmezseniz onlar bizimle yine savaşacaklar; çocukları da öldürün» diyor. Müslümâna hiç kimse acımaz. Mü'mîne acımıyorsa, mü'mîn bir kimse hiç önemli değil; onun kalbi kâfirleşecek; onda münâfıklık alâmeti vardır.
Mü'mîne Mü'mîn Acımalı: Müslümân Müslümâna Haksızlık Yapamaz
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: sen bir Müslümâna haksızlık yapamazsın; onun canınamalınaırzınanâmûsuna dokunamazsın; onun hakkında gıybet edemezsin; dedikodu edemezsin. Allâh muhâfaza eylesin işte ne yapıyorlar orada: öldürüyorlar, katlediyorlar; ve bütün dünyâ bilhâssa İslâm dünyâsı da sâdece seyrediyor — biz oturuyoruz, tel'în ediyoruz, lânet ediyoruz. Hiçbir efektif aksiyonumuz yok. Mü'mîn mü'mîne acıyacak; mü'mîn mü'mînin yardımcısı olacak; bir mü'mîn açken sen tok yatamazsın; bir mü'mîn dövülürken sen sustukça tıkanırsın. Bu Cenâbı Hakk'ın îmân şartlarından biridir.
Vuslat Günü: Vefât-Mahşer-Cennet Üç Mertebede Tafsîl
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: «Allâh'a kavuştukları gün» ifâdesinin üç mertebesi vardır: birincisi vefât ettiği gün; o kimse rûhunu Hakk'a teslîm ettiğinde Allâh'a kavuşmuş kabûl edilir. İkincisi yeniden mezarından kaldırıldığı mahşer günü; o gün hesâbı görülür, ardından selâmlanır. Üçüncüsü cennete girdiği gün; o gün Cenâbı Hakk'ın tecellîyâtını seyrettiği gün. Tefsîrlerde bunları farklı okuyabilirsiniz; lâkin sûfîler için ek olarak dünyâda da Allâh'a kavuşmak vardır — cemâlullâh'ta fenâ olmaktır. Sûfîler her an Allâh'a kavuşmak için cân atan mü'mînlerdir.
Allâh İçin Sevenler ve Arş Gölgesi Hadîsi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: hadîsi kudsîde «Onlar birbirleriyle akrabâ değildir, menfaatleri de yoktur; ama onlar Allâh için birbirlerini sevip toplandıklarında Allâh'ı zikrederler; işte onlar hiçbir gölgenin bulunmadığı Arş'ın gölgesinde gölgelenir.» Mahşer halkı onlara gıpta ile bakarlar; sorarlar «Bunlar hangi peygamberlerden?» Münâdî melek «Hayır, bunlar peygamber değil» der. «Hangi şehîdlerden?» «Bunlar şehîd de değil.» «Peki kim bunlar?» Münâdî melek cevâb verir: «Bunlar dünyâdayken birbirlerini Allâh için sevenler, akrabâ olmadıkları halde menfaatleri olmadıkları halde birbirlerini Allâh için sevip toplandıklarında Allâh'ı zikredenlerdir.»
Allâh'ın Mü'mînlere Merhameti: Buhârî-Müslim ve Hadîsi Kudsî
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: Cenâbı Hak ne yaptı? O kendisini zikredenlere merhamet etti, merhametine gark etti, merhametine yerleştirdi. Çünki merhametlilerin en merhametlisidir Allâh; mü'mînlere çok merhametlidir. Buhârî-Müslim'de: «Allâh mahlûkâtı yarattığı vakit kendi nezdinde Arş'ın üstünde bulunan kitâbına 'Rahmetim gazabıma üstün geldi' diye yazdı.» Ahmed bin Hanbel'in rivâyetinde Allâh buyurur: «Ben merhametlilerin en merhametlisiyim; bana hiçbir şeyi ortak koşmayanı cennetime koyun.» Hâkim'de: «Allâhu Te'âlâ bâzı şeyleri farz kılmıştır, onları koru; bâzı yasaklar koymuştur, onları aşmayınız; bâzı şeyleri haram kılmıştır, onlara da yaklaşmayınız; bâzı şeyleri de unuttuğu için değil size merhametinden dolayı onlardan söz etmemiştir, onları da soruşturmayınız.»
Ahzâb 33/44: Allâh'a Kavuştukları Gün «Selâm»
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: âyetin son cüzünde Cenâbı Hak buyurmuştur: «Allâh'a kavuştukları gün 'Selâm' diyerek selâmlaşırlar; Allâh onlara güzel bir mükâfât hazırlamıştır» (Ahzâb 33/44). Hepimiz buna âhiret olarak bakarız Allâh'a kavuşmayı; tefsîrlerde de hemen üç aşağı beş yukarı âhiret olarak görülecektir. Lâkin sûfîler için öyle değildir; sûfîler her an Allâh'a kavuşmak için cân atan mü'mînlerdir. Onlar dâim Allâh'a kavuşmayı, Allâh'a kavuşma özlemiyle yanar tutuşurlar.
Bahşeden-Rahmet Eden-Bereket Veren Allâh: Beş Tecellî
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: senin yaptıklarına bakın — sen bir tek Allâh'ı zikrettin; o Allâh'ı zikr de Allâh'ın lutfuyla aydınlığa çıkarmayı sana bahş etti. Aydınlığa çıkarmayı bahş etti sana — bu büyük bir lutuf, büyük bir ikrâm. «Beni zikrediniz, ben de sizi zikredeyim» (Bakara 2/152). O zaman Allâh onu zikretti; kim Allâh'ı zikrederse Allâh onu zikredince Cenâbı Hak onu karanlıklardan aydınlığa çıkardı; ona rahmet bahş eyledi; ona rahmet etti; ona bereket verdi; ona ihsân eyledi; ona katından mağfiret etti; tövbesini kabûl etti; zikrini kabûl etti; ibâdetlerini kabûl etti; onu katından korumasına aldı; katından muhâfaza etti; ona lutfetti, ikrâm etti. Bu neyle mümkün? Bu îmân edip zikretmekle mümkün; eğer o zikretme yoksa bunlara ulaşması mümkün değil. Zikretmeyenlerin bunlara ulaşmamasının sebebi, ve zikre düşmân olanların bunlara ulaşamamasının sebebi de budur.
Mossad-İngiliz Operasyonu: Komünist Görünen İngiliz Ajanı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: bu konuda İngilizleri iyi takîb edin; böyle «Senden» gibi görünür; bu konuda İngilizler dünyânın zirvesindedir; Mossâd onun talebesidir. İngilizler ilmek işlerler; sen onu solcu zannedersin — o İngiliz muhbiridir; sen onu sıkı bir komünist zannedersin, sıkı bir Atatürkçü zannedersin, sıkı bir — bugünkü dille bu dili kullanmak istemiyorum — İslâmcı zannedersin, sıkı bir muhâfazakâr zannedersin, sıkı bir sağcı zannedersin, sıkı bir liberâl zannedersin. Aldanmayın! Ben bu ülkede ne komünistlere aldanırım, ne solculara, ne kemâlistlere, ne millî görüşçüye, ne muhâfazakârlara, ne refâhçılara — siyâsî organizasyon olarak başıma ne gelirse gelsin önemli değil. En komünist bir insân İngiliz ajanı çıkar; sen onu komünist zannedersin. Çok büyük bir İslâmî fedâî zannedersin; bir bakarsın ki İngiliz pasaportu var adamda, İngiliz vatandaşı. Bunlar enteresân şeylerdir; gördüklerinizin hiçbirine inanmayın.
Cemâlullâh'ta Fenâ ve Rü'yâ Müjdesi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: sûfî emmâreden başlayarak yürümeye başlar; fenâ makâmına gelir, oradan bekâya geçer. O kimse fenâ ve bekâ makâmına geldiğinde artık Allâh'a tam manâda kavuşmuş kabûl edilir; o kimsenin ulaşabileceği nokta Cenâbı Hakk'ın cemâlinde fenâ olmaktır. O cemâlinde fenâ olan bir kimse o fenâ hâlinden ayrılırken melekler ona duâ ederler, onu tebrîk ederler. Bütün velîler, bütün mürşîdi kâmiller toplanırlar onun o fenâ hâlinden, ve fenâ hâline kavuşma anında, ve fenâ hâlinden çıkma anında ona selâm ederler.
Velîlerin Dünyâ Müjdesi: Sahîh Rü'yâ Peygamberlik Cüz'üdür
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: velîlerle alâkalı Yûnus Sûresi'nde «Onlara dünyâda da âhirette de müjdeler vardır» (Yûnus 10/64) buyurulur. Sahâbe sorduğunda âhiretteki müjdeyi anladık; lâkin dünyâdaki müjde nedir? Hadîsi şerîfte: «Onun gördüğü rü'yâ ve onların görüldüğü rü'yâlardır.» Çünki bu hâllerin hepsi rü'yâ içindedir. Rü'yâ peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Sahîh rü'yâyı biz kabûl ederiz; bütün İslâm âlemi, bütün âlimler bunu kabûl eder. Bir kimse bunu reddederse o da küfre düşer.
Hâtime Duâsı ve Pîrlere Hediye Niyâzı
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda mü'minin görevini tafsîl eder: gecenin sonunda Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinin iki duâsıyla sohbeti tamâmlayalım: «Allâh'ım, bizi bağışla; bize merhamet eyle; bizden râzı ol; amellerimizi kabûl eyle; bizi cennetine koy; bizi cehennemden kurtar; bizim her hâlimizi ıslâh eyle; tövbemizi kabûl et; çünki sen tövbeleri çok kabûl edensin, çok merhamet edensin. Katından lutfeyle, katından ikrâm eyle, katından ihsân eyle, katından dostlarının zümresine ilhâk eyle, katından bizleri dostlarınla dost eyle, katından bizleri sana düşmanlık yapanlara bizi de düşman eyle. Yanılıp yenilip senin düşmanlarını dost tutanlardan eyleme. Oruçlarımızı kabûl eyle; oruçlarımızı muhâfaza eyle. Yaptığımız ibâdetleri ve amelleri bizlere şefâ'atçi eyle; Habîbini şefâ'atçi eyle. Âmîn diyen dillerimizi nârı cehennemden âzâd eyle. Âmîn yâ Rabbî!» Üç İhlâs bir Fâtihai Şerîfe; hâsıl olan sevâbı Peygamber Efendimiz'in rûhuna, geçmiş peygamberlere, Çâri Yârı Güzîn'e, Aşerei Mübeşşere'ye, Ehli Beyt'e, sahâbei kirâma, mezheb imâmlarına, pîr efendilere, geçmiş üstâdlara, Mustafa Özbağ Efendi dergâhının geçmişlerine, üstâdı Bayındırlı Hacı Mustafâ Özbağ Beyefendi hazretlerinin ceddi ve dadalarının rûhâniyetlerine hediye vâsıl ve hissedâr eyle yâ Rabbî! Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Ahzâb 33/41-44'te «Çokça zikirsabah akşam tesbîhkaranlıktan aydınlığa çıkarmakavuşma günü selâm» dörtlü hakîkatini, İmâm Gazzâlî'nin sabah zikrini Kur'ân okumaktan üstün gösterdiğini, Mossad-İngiliz dergâh fitnesini, ehli zikre karşı olanların üç sınıfını, şirke düşmemeyi, Allâh için sevenlerin Arş gölgesi hadîsini, ve sahîh rü'yânın peygamberlik cüz'ü olmasını idrâk etmeye yöneltir.
- Kur'ânı Kerîm: Ahzâb 33/41-44; Nisâ 4/103 (her hâlde zikir); Bakara 2/152; Yûnus 10/64; Ra'd 13/28; Furkān 25/18.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'd-Da'avât; Bedi'ü'l-Halk (Rahmet gazaba üstün).
- Sahîhi Müslim, Kitâbü't-Tevbe; Kitâbü'z-Zikr.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî, Cum'a 59 (Sabah namâzı sonrası zikir hadîsi).
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned (Merhametli Allâh hadîsi).
- Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek.
- İmâm Şâfi'î, el-Ümm; İmâm Ebû Hanîfe, el-Fıkhu'l-Ekber.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Sabah zikri Kur'ân okumaktan üstündür bahsi.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Fenâ-Bekâ; Vahdet bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, el-Vâbilü's-Sayyib; Medâricü's-Sâlikîn.
- Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî.
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât, Vahdeti Şuhûd; Bekâ.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Ahzâb 33/41-44 tefsîri.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Nasîhat Sohbetleri (NASİHAT/20).
Sohbetin Tasnîfi: Bu 20. Nasîhat Sohbeti Ahzâb 33/41-44'te «Çokça zikirsabah akşam tesbîhkaranlıktan aydınlığa çıkarmakavuşma günü selâm» dörtlü hakîkatini, İbn Abbâs'ın çokça zikir tefsîrini, vardiye değişen melekleri, İmâm Gazzâlî'nin sabah zikrini Kur'ân okumaktan üstün gösterdiğini, sâdece zikirde «Çokça» emrinin olmasını, Mossad'ın 70 tarîkat kurma i'tirâfını, ehli zikre karşı olanların üç sınıfını (câhilkâfirajan), şirke düşmemeyi (çıkaran Allâh, vesîle şeyh), meleklerin sabahakşam mü'mînlere duâsını, Allâh için sevenlerin Arş gölgesi hadîsini, Allâh'ın merhametinin gazabına üstün gelmesini, sûfînin her an Allâh'a kavuşma özlemini, cemâlullâh'ta fenâ ve velîlerin selâmlaşmasını, sahîh rü'yânın peygamberlik cüz'ü olmasını, ve sohbetin sonunda hâtime duâsı ile pîrlerevelîlere hediye niyâzını tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri