Gazali'den Sorular

Gazali’den Sorular 3

>> Kötülük yapmak isteyenlere fırsat vermesin. >> Ecmay. >> Evet, Gazali’den kaldığımız yerden devam edeceğiz. Geçen hafta Maverdi’nin sözünü işlemiştik. Maverdi diyordu ki, “Din ve devlet kardeşti. Şimdi bunu sadece Maverdinin üzerine hani dizayn edersek sanki Müslümanlarda bu böyleymiş gibi algılanır.

Geçen hafta vakit kalmadığından hani Hristiyan dünyasına veyahut da diğer dinle dinlerle alakalı durum ne ona çok değinmeye zaman kalmamıştı. Yani Maverdi bunu böyle söylerken mesela eee Aristo’nun İskendere’e yazdığı mektubu burada hemen bir kısa bir bölüm aldım. Onu da eee görelim ki yani bu sadece İslam dünyasına ait bir şey değil.

Hani geçen hafta az bir şey Hristiyan dünyasına da bahsettik ya hani dedik onlar da İncile önünde İncile el basaraktan yemin ediyorlar diye. Burası böyle eee ilginizi çekecek. Şimdi Aristo deyince tabii Yunan felsefesinin piri. Şimdi hani Yunan felsefesine baktığınızda bize nasıl anlatırlar? İşte çok demokrat. Öyle değil mi? Çok laik. Öyle değil mi? İşte böyle güzelleme yaparlar. Yaptıkça da yaparlar.

İskender’in eee Aristo’un İskender’e yazdığı mektubu iyi dinleyin. Aristo’nun İskender’e yazmış olduğu mektuptan bir pasaj size. Şöyle demiştir: “Dini devletin temeli kıl.” Aristo gönderiyor bunu İskender’e. İskender kim? Yani tarihte en fazla coğrafi eee yerlerde eee imparatorluk kurmuş. Hepimizin ayakta alkışladığı büyük İskender. Hani Kanuniyetsiz büyük Kanuni demezsiniz. Örnek.

Biz çünkü tarihimizle barışık bir eee ülke, toplum olmaktan çıktık. Çünkü o büyük İskender öyle ya. Bakın ona da ne yazıyor Aristo. Dini devletin temeli kıl. Kim sana muhalefet ederse o senin devletinin düşmanıdır. Hangi devlet başkanı devletini dine hizmetçi kılarsa o devlet başkanlığına daha layıktır. Hangi devlet başkanı da dinini devletine hizmetçi yaparsa devlet onun için afettir. Dini korumak için iktidarı, devleti yani kullan.

Dini korumak için devleti, iktidarı kullan. Ancak iktidarı korumak için dini kullanma. meşhur Aristo’nun meşhur Büyük İskendere’e yazmış olduğu mektup yani o Yunan felsefesinin hani çok hümanist görünen öyle ya o çok insalcıl görünen Aristo’nun İskender’e yazmış olduğu mektup yani diyor ki dini devletin temelli kıl. Yani din ne oluyor bu sefer İskender’de? devletin temeli oluyor. Yani bugün eee Hristiyan dünyasında devletin temeli Hristiyanlıktır.

Bütün devletlerin bütün devletleri Hristiyanlarda Hristiyanlıktır. Dünya üzerinde hiçbir devlet yoktur ki temelli din olmasın. İslam demiyorum. Bakın dünya üzerinde hiçbir devlet yoktur ki temelinde din olmasın. Bütün devletlerin temellerinde din vardır. O dinle devlet içedir. Dinle devlet içedir. Ama derseniz ki devletler dini kullanırlar kabul ederim. Ve bütün devletler dini kullanırlar. Devlet başkanları da dini kendilerine basamak ederler.

Bunlar ayrı tortuşma ayrı tartışma konusu. Devam ediyoruz. Geçen haftadan kaldığımız yerden yine geldik aynı yere. Bir alıntı daha yapalım. Devlet formal hukuk demektir. İslam kültüründe hukuk ise fıkıhtır. Diğer mezheplere göre fıkıh sünni mezheplerde en gelişkin biçimi almıştır.

Dolayısıyla hanedanın parantez içerisinde Selçuklu Sünni Hanefi mezhebini tercih etmesinde bir inanç tercihinden söz edilebileceği gibi devlet olarak örgütlenmenin getirdiği bir ihtiyaçtan kaynaklandığı hatta bu ihtiyacın zorunlu olduğu da belirtilmelidir. İşte Nizamül Mülkte bu kritik mücadelede ve yeniden yapılanma döneminde kendisine destek olacak, dönemin ihtiyacı olan İslami yorumu üretecek.

Daha da önemlisi bir teorisyen olarak yeni bir dönemin kapılarını açacak. Yeni bir dönemin kapılarını açacak. İmam-ı Gazali’yi keşfeder. tırnak içerisinde alıntı. Yani normalde bir yerden bunu soruyu soran Hakan alıntı yapmış. Evet. Devlet baştan böyle madde madde inşâallah gidebilirsin. Hoş geldin. Sordum az önce geldi mi dedim. Henüz gelmedi dediler. Yeni mi geldi? Geldiğine çok sevindim. Böyle seni muhatap alıyorum ya daha çok hoşuma gidiyor.

Devlet formel hukuk olarak İslam ve fıkıh ayrımı bunları normalde yani böyle adım adım gidersek meseleyi daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ben kendim öyle anlamaya çalıştım. Devlet malum bir kanunu olan yazılı genellenebilinir, uygulanabilinir, süreklilik isteyen bir yapı. MİT toprağının üzerine böyle teknik konulara girmedim. Çünkü konu fıkıhla, hukukla alakalı. Devlet için bir toprak lazım. İşte normalde değişik unsurlar lazım.

daha var ama buradaki soru formatına göre yazılı yani neyin ne olduğu yazılı ondan sonra genellenebilinir bir ve aynı zamanda da uygulanabilinir süreklilik isteyen bir yapı. En önemli şeyi süreklilik isteyen bir yapı ve önem en önemlisi bu kanunlar genele hitap etmeli ve uygulanabilmeli. Bu konuda hemfikiriz değil mi? Evet. Ben çünkü hani bu formata göre gitmek istedim.

Tabii burada İslam fıkhı, İslam fıkhı deyince de söz konusu olan sünni fıkıh dediğimiz fıkıh literatürü giriyor. Şimdi bunu biraz daha böyle geriye doğru bunu algılamamız için biraz daha geriye gideceğiz. Biraz daha geriye gittiğimizde yani Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri işte Hazret-i Ebubekir, Ömer, Osman, Ali radıyallahu anh hazretleri.

Ardından 6 aylık dönemde Hazreti Hasan efendimizin o halifelik dönemlerinde sünni fıkıh diye bir algı yok. Hani burada sonradan bu Sünni fıkıh oluşunun şeyi karşılık var çünkü. Neye karşılık? Sünne fıkıh Şiaya karşı. Neye karşı? Mütezileye karşı. Hariciye karşı. Yani İslam dünyası eee büyümeye başladıkça değişik topluluklar, değişik inançlar, değişik kavimler oluşmaya başlıyor.

Şimdi o güne kadar mesela işte Yahudiler, Yahudilik ve dini bir ırkın üzerine kurulu. Irk üzerine kurulu. Genel olarak Hazreti Peygamber zamanında sallallahu aleyhi ve sellem zamanında o bölgedeki devletler genelde şehir devletleri. Hazreti Peygamber zamanında söylüyorum. Şimdi İslam toprakları genişledikçe değişik kavimler, değişik dinler, değişik felsefi boyutlar, değişik adet, gelenek, görenekler giriyor işin içerisine.

fıkıh olarak, kanun olarak baktığımızda Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin döneminde böyle bir problem yok. Yani kafirler soru soruyor, ayet-i kerime iniyor. Müslümanlar soru soruyor, hadis-i şerifler irade ediliyor. Ve insanlar hemen danışacağı, hemen konuşacağı, hemen sorabileceği bir mekanizma hazır. O yüzden sufilikte mürit mürşit ilişkisi hemen sorabileceği mekanizma hazır olmalı.

hemen sorabilmeli, hemen cevabını alabilmeli. Bu peygamberi metott. Tabii Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri döneminde işte Sünni fıkıh, Şia fıkhı Müntezileydi, hariciydi. Ondan sonra Şia’nın ismaliyesiydi, batıniydi. Böyle bir problem yok ortalıkta. Bir tek peygamber var, Kur’an var, Sünnet-i Seniye var. Yani sahabenin içerisinde fakih olanlar var. Bakın fakih olanlar var.

Ama bunlar eee kendince bireysel mezhep olarak algılayabiliriz. Ama bunlar ismi konulmuş bir mezhep değil. Ama bunun da yolu kimden açılıyor? Yine Hazreti Peygamberden açılıyor. Malum Muaz’ı normalde Yemen’e göndereceği zaman bakın bu hadise eee fıkıhın icazeti açısından, fıkıhın icazeti açısından çok önemli. Muazz’ı Yemen’e göndereceği zaman soruyor. Ey Muaz, sen nasıl hükmedeceksin? Cevap şu: “Kur’anla ya Resulallah bulamazsan” diyor.

Bakın daha o zaman Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden çıkan bir mesele bu. Bulamazsan Kur’an’da bir şeyi bulamadın. Bu Kur’an’ın eksikliği değil. Senin sünnetin ne ya Resulallah? Bulamazsın. Ona da diyor, “Bulamazsan.” O zaman diyor ki, “Eee, kendi reyimle içtihat ederim.” diye cevap verdi. Kendi reyimle içtihat ederim diye cevap verdim.

Bunun üzerine Allah Resulü nebisini razı olduğu şeyde başarılı kılan Allah’a hamd olsun dedi. Şimdi bu İslam dünyasında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi zamanında direkt içtihat kapısının aralandığı yerdir. Hazreti Peygamber sağdır ve Hazreti Peygamber görevinin başındadır. Hani peygamberlik ve devlet başkanı olarak. Ve Hazreti Peygamber kendi ağzından Musab’ın, Muaz’ın kendi reyiyle içtihat etmesini kabul eder.

Bunu böyle bir kenara alın. Not alın bunu. Ardından tabii Hazreti Peygamber, Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman mesela Hazreti Ömer efendimizin Hazret-i Ebubekir efendimizin kendi zamanlarında içtihatları vardır. Mesela Hazret-i Ebubekir efendimizin ilk içtihadı nedir? zekat vermeyi reddeden yalancı peygambere savaş açmaktır. Müsellemetül kezzeba. Mesela ordu Hazreti Peygamber Efendimiz zamanında savaşa gidecektir.

Hastalığından dolayı bir türlü gidemez. Ve o ordu orada dururken hani cihada gidecek ama önce Müseylemetül Kezzab’ın üzerine gider. İçtihat eder. Hazret-i Ebubekir efendimiz der ki, “Peygamberin zamanında ne nasıl oluyorsa öyle olacak. Kim bundan bir adım geri çıkar, bundan dışarı çıkarsa ben ona cihat ilan ederim” der. Bunu da Hazret-i Ömer efendimize karşı der.

Hazret-i Ömer efendimiz onu der ki, “Sen la ilahe illallah diyen kimseyi mi savaş ilan ediyorsun? Ona mı katlediyorsun?” O da der ki, “Vallahi kim bundan bir adım ayrılırsa ona cihat ederim.” der. Bakın bunlar içtihattır hep. Bunun eee hukuk açısından baktığımızda içtihattır. O yüzden bunları şimdi geçeceğim. Hani Hazret-i Ömer efendimizin içtihatları vardır. Hazret-i Osman efendimizin vardır.

Hazret-i Ali efendimizin daha fazladır bu konuda içtihatları. Ama Emevilere gelinceye kadar böyle bir eee orta yerde düzenli bir hukuk yok. Hep böyle sahabelerin ağzından çıkan ve sahabelerin Hazreti Peygamberden duydukları ve o zamana kadar devlet, İslam devletin en önemli vazifesi cihat etmektir. Dini yaymaktır ve cihat etmektir. Devlet dine hizmet etmektedir. Ne zamana kadar? Emevilere kadar. Hazreti Ali radıyallahu anh hazretleri şehit olur.

Hazret-i Hasan efendimiz 6 aylık bir halife dönemi var. Sonra Muaviye adına halifelikten Hazreti Hasan efendimiz çekilir. Muaviye döneminde eee çok böyle bir eee sıkıntılı bir durum yoktur. Ama Muaviye ne zaman ki oğluna halifeli bırakır sıkıntılar başlar. burada İslam devlet hukuku veya fıkıhı dediğimiz dediğimizde Hazreti Ali radıyallahu anh hazretlerinin zamanında fıkıh ekolleri ikiye ayrılır. Bunu da beyan etmek zorundayız.

Bir ekol Medine-i Münevvere’de kalır. Bunlar Medine-i Münevvere’den çıkmayanlardır. Mesela İmam Malik bunlardan birisidir. İmam Malik’in mesela muvatası o yüzden sadece Hicaz bölgesindeki Müslümanlara yöneliktir. Ve Medine alimleri, fakihleri eee Medine-i Münevvere’de Hicaz bölgesinde kalıp onlar dışarı çok çıkmamışlardır. Mesela tarihçiler derler ki veda haccında yaklaşık 12.000 eee sahabe vardı. Bunun 10.000i Hicaz bölgesinde kaldı.

Bunun 2000 tanesi yaklaşık dünyanın değişik bölgelerine hicret ettiler derler. Şimdi Sünni fıkıha geleceğiz ya. O yüzden bunun temelini atalım. Sünni fıkıh diye nitelendirdiğimiz, Hanefi fıkıh olarak nitelendirdiğimiz fıkıh küfeder. Yani nüvesi, özü, merkezi küfedir. Neden küfedir? halife olunca küfeye yerleşir. Devletin merkezi de küfe olur.

Küfe olunca Hazreti Ali efendimizin etrafında tabiri caizse sahabenin hani eee şeyimi ne o kelimemi af buyurun. E ağırları alimleri Hzreti Ali efendimizin yanına gider. Mesela bunlardan birisi İbn Mesud küfeğe yerleşir ve orada hakimlik yapar. Orada müftülük yapar, kadılık yapar.

Ve normalde eee Hazreti Ali efendimiz oraya intikal etmezden önce İbn Mesut’tan başka dikkat edin isimlere Saad ibn Vakkas, Ammar Yasin, Ebu Musa eleşari, Mriume bin Şube, Enes bin Malik, Huzeyfetül Yeman, Imran bin Hüseyin gibi sahabiler bunlar böyle de fıkıhta, tefsirde, ondan sonra kelamda, eee, hadiste çok önemli sahabeler. Bunlar normalde Hazreti Ali efendimizle beraber hatta İbn Abbas hani Hazreti Abbas’ın oğlu İbn Abbas.

Bunların hepsi de ne yaparlar? Küfeye yerleşirler. Küfe nerededir? Irak’tadır. Böyle olunca eee bu sahabeler ve onunların yetiştirdiği tabiin kendilerini Medine fıkıhçılarıyla denk saymışlardır. Medine’de kalan fıkıhçılar var. Bunları da yok saymak mümkün değil. Ama normalde bu sahabeler yani bu eee Irak’a göçen küfe sahabeleri var.

Onların yetiştirdiği talebeler eee birçok konuda Medine fıkıhçılarının yolundan değil kendi reylerini kullanmışlardır. Bu böyle tabiri caizse İslam dünyasında eee önemli bir olgu ve adımdır bu. Şimdi eee bütün toplumsal hayatı kuşatması lazım. o fıkıh eee dairesinin veya olgusunun eee normal tabii bu böyle bunları İslam dünyasında dönem dönem değerlendirmek gerekir aslında. Mesela Hzreti Peygamber dönemini bir dönem.

Ondan sonra eee Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Ali’yi bir dönem e sonra Emevileri bir dönem, Abbasileri bir dönem, Selçukluları bir dönem ve sonra Moğul istilasından sonra örnekliyorum bunu. Eee, Mecelle, Mecelleden sonraki dönem bugün geldiğimiz noktada son 100 yıllık dönem. Bunların hepsi de mesela şu anda eee örnekliyorum Diyanet e önceden bu kadar fetva yayınlamıyordu. Bu son dönem çatır çatır fetva yayınlıyor.

Yani bunlar normalde dönemsel dönemsel hani irdelenmesi, dönemsel dönemsel konuşulması lazım. Ve eee burada tabii en önemlisi Hazreti Peygamber sallallahu. Aleyhi ve sellem hazretlerinin devri e normalde vahiye dayanan ve aynı zamanda da vahyin denetimi altında olan bir dönem. O dönem tabii kaynak merkez o dönem. O yüzden normalde İslam’ı din bugün size din olarak İslam’ı seçtim ve dininizi tamamladım. Bu meselede bir sıkıntı yok.

O yüzden sonraki dönemlere o dönem ışık tutmuş. Şimdi neden Sünni fıkıh daha gelişkin? Şimdi oraya gelelim. Şimdi sünni böyle bir bunu ırkçılık gibi algılanmasın. Hakkınızı helal edin baştan söyleyeyim. Ama bu gözden hani sünni fıkıh neden daha gelişkin? Bu tarihsel bir tespit, tarihsel bir gözlem ve tarihsel bir doğru. Sünni fıkıhın daha gelişkin olması.

Çünkü sünni fıkıh icma dediğimiz yani topluluk ve kıyas mekanizmalarını kurmuş ve bunları devamlı olarak çalıştırmış. Bu benim kendi şahsi düşüncem. Ne zamana kadar? Son 300 yıla kadar. Ben Osmanlı’daki son 200 yılı ve Cumhuriyet dönemini de için alıyorum. Son 300 yıl bu mekanizma yani icma ve kıyas günlerini, parlak günlerini kaybetmiş. Tabii normalde eee sünni fıkıhın en önemli özelliklerinden birisi devamlılık ve düzendir.

Sünni fıkhı devamlılığı getirir. Aynı zamanda bir düzen içerisinde götürür onu. O düzeni kendi içerisinde kendi disiplinleriyle oluşturmuştur. Ve normalde Sünni fıkıh genel olarak siyasi otorite ile çatışmadan siyasi otoriteyi dizayn etmeye çalışır. Çatışmacı değildir. Çatışmadan dizayn etmeye çalışır. Sünni fıkhın benimce tespit ettiğim en önemli özelliklerinden birisi budur. Mesela hala da Anadolu insanı devletle çatışmaz.

Devletle çatışanı kerih görür. Bakın devlet de çatışmaz. Devlet de çatışanı kerih görür. Bu hani biz Anadolu İslamı dediğimiz bu ta Selçuklulardan itibaren Tuğrul Şah’tan gelir bu. Şimdi böyle olunca o otoriteyle çatışmadan işlerini yürütme bir düzen içerisinde ve özellikle Hanefiler hani Hanefiler İmam-ı Azam’ın öğretisiyle daha fazla akıl yürütürler. Hani Muaz bin Cebele dedi ya neyle hükmedeceksin? Kendim içtihat ederim.” dedi.

İmam-ı Azam bunu kendisine örnek alır. Hatta meşhurdur sözü. Biz bir meselede Kur’an’a bakarız. Bulamazsak sünnet-i seniyeye bakarız. Bakın orada sahabeyi bile söylemez. Bulamazsak ben kendim rey sahibiyim içtihat ederim diyor. Sahabeyi bile karıştırmıyor orada. Hani ashaba bakarız demiyor. Kur’an’a bakarım, sünnet-i seniye bakarım. Bulamazsam İmam-ı Azam’ın sözüdür bu. Kendim içtihat ederim.” diyor.

Bu tabii İmam-ı Azam’ın hocası da İmam Cafer’in de aynı sözü var. Aynı zamanda Küfe alimlerinden birkaç tane daha hocaları var. Onlar da aynı şeyi söylüyor ve o günkü İslam tırnak içerisinde İslam devletlerinin pratikleriyle uyumludur ve halkın pratikleriyle de uyumludur. Halkın pratikleriyle de uyumludur. Bazen örneklerim ya ben bayındırlıyım. Bizim orada zeytin toplandı mı? Toplandı. Toplandıktan sonra zeytin sahibi çıktı değil mi tarladan?

Gazali’den Sorular Hakkında

Başak deriz biz ona. Başak toplamak serbesttir orada. Caizdir bir de. Haram değildir. O fetvası da vardır bunun. Pamuk ekerlerdi. Önceden pamuk toplandı. Bir kat topladı iki kat toplandı. Üç kat toplandı bitti. Millet tarlaya girer başak yapar oradan. Başak Bunlar yöresel fıkıhtır. Mesela Hanefiler bu yöresel fıkıhlara açıktır. Mesela bir kimsenin eee muhtarın elma ağacı var. Muhtarın elma ağacı yola böyle sarkmış.

Muhtar diyecek ki şimdi bende öyle bir elma ağacı yok. Kimse ağzını su sulandırmasın. Köye gireni vuruyoruz diyorlar. Çünkü mesela böyle kendi sınırının dışına elma ağacının dalları sarkmış yola. Ondan alabilirsin. Yandı muhtar. Şimdi bu yöresel fıkıhtır. Hanefiler bunlara açıktır. Şimdi o yüzden Hanefi fıkhı sadece inançla alakalı değildir. Aynı zamanda da bir yönetim tekniği koyar ortaya. Yani Hanefi fıkıh devletsiz değildir.

Devlet Hanefi fıkıhsız olamaz. O noktadadır Selçuklula. E şimdi böyle olunca normalde mesela bir illete bağlı, bir illete bağlı, bir hikmete bağlı olduğu bilinen hükümler illet ve hikmetin değiştiği zaman o hükmünü değiştirirler. Orada saplantı halinde kalmazlar. Bir illet var, hastalık var, bir problem var. O illete bağlı bir hüküm geliştirdiler. Hükmettiler. Ama o illetin durumu, vaziyeti değişti. Değişince hükmü de değiştirirler.

Orada sabit kalmazlar. Hanefilerin bugünkü Hanefileri söylemiyorum ha bunlara eskiye doğru gidiyor. Eskiden bahsediyorum. O yüzden normalde hani böyle kamu düzenini korumak, İslam devletinde kamu düzenini korumak, hak ve adaleti gerçekleştirmek, zaruretleri gidermek maksadıyla bazı hükümlerin uygulanmasına askıya dal. Bu çok radikaldir bundan. Yani siz diyeceksiniz ki ya bir hükmü nasıl asker alırlar asal alırlar?

Mesela buna da örnek olarak Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretlerinin Kur’an’la sabit olan gayrimüslimlere devletten zekat verilmesinin hükmünü Hazret-i Ömer efendimiz kendi zamanında kaldırmıştır. İslam güçleş kuvvetlendi. İslam’ın bığıtıp gayri müslimlerin kuvvetine ihtiyacı yoktur deyip onlara zekat dağıtılmasını kaldırır. Hazret-i Ömer efendimiz bakın dikkat edin. Kur’an’da ayetle sabit olan bir şeyi kaldırır. Buranın altını çizelim.

Kur’an’la sabittir. Zekat ayetinde hani ona normalde eee dil öyledir ya. Müellefil kuluba derler. Yani gayrimüslim insanlara gönlünü İslam’a ısındırmak için onlara zekat vermek. Hazret-i Ömer radiallah radıyallahu anh hazretleri kendi sağlığında, halifeliğinde bu ayet-i kerimenin hükmünü tabiri caizse kaldırır. Der ki, “Şimdi buna ihtiyaç yok.” Ve zekat gelilerinden bunlara herhangi bir eee bir şe verilmesine gerek de yok der.

Şimdi bu bakın bir hükmü kaldırıyor. Kaldırıyor derken işlemez hale getiriyor. Mesela şimdi bir tartışma var. Öyle değil mi? Örnekliyorum. Hani bir erkek bir kadına üç talakla boş dedi. Üç talak bir talak mı sayılacak yoksa üç talak üç talak mı sayılacak? Bakın tartışma var. Şimdi neden tartışma var? Bazı hadis-i şeriflerde üç tala bir talak saydırmış. Bazı hadis-i şeriflerde üç talak saydır. Üç tala bir seferde vermeyi kabul etmemiş.

Mesela Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri üç talağı bir seferde veren bir kimsenin üç talakta boş olduğuna hükmetmiş. Üç talak bir talak saymamış. Bu normalde bakın bir içtihattır. Evlilik kurumunu korumak amacıyla hani böyle gelgitler yaşanmasın diye o normalde bir talakta verilen bir şeyi üç talak olarak eee bir talakta üç sefer verdiyse boşsun demiş. Ama mesela hadis kitaplarından okuyorum ben de.

Hani sahabeden bir kimse hanımını üç talakla boşadı. Geldi Allah Resulünün yanına. Dedi ki üç talak boşadım. Bir sefer de mi dedi. Evet öyle boş olmaz dedi. Döndürdü onu geri gideceksin dedi. Şimdi bir temizlik müddeti bekleyeceksin. Bir talak sonu boşayacaksın. Yine bir temizlik dönemi bekleyeceğim. Bir talak daha boşayacaksın. Sonra bir temizlik dönemini daha bekleyeceksin yine sonra boşayacaksın dedi.

Ama mesela Küfe imamları, rey sahipleri bunu kabul etmediler. Dediler ki evlilik ciddiyet isteyen bir şey. Bir kimse bir kadını üç talakta bir seferde boşadıysa boşamıştır dediler. İmam-ı Azam da bunun içinde. Şimdi normalde mesela işte eee bir kimse öldürülüyor. Aklıma gelenleri söylüyorum. Bir kimse bir kimseyi öldürüyor haksız yere. Haksız yere öldürünce diyet ödeyecek. Diyet ödeyeceği zaman nereden hesaplanacak? Deve hesabından hesaplanacak.

Ya o zaman için bir deve, bir Mercedes veya Audi diyelim. Bir ara deve fiyatları çok yükselmiş. Deve fiyatları çok yükselince devenin fiyatını bir yere bağlamışlar. Demişler ki bu kadar yüksek hani diyet ödenmez. Bu diyetler yüksek deve fiyatları yükselince bunu demişler. Bir eee noktaya bağlayalım, bir seviyeye bağlayalım demişler. Bunun gibi mesela işte yine e bu Hazre Ömer efendimizin içtihatlarından birisidir.

Mesela bir kimse arabasını aldı getirdi. Cevdet ustaya getirdi koydu. Cevdet Ustaba tamir olacak. O esnada Cevdet Ustanın dükkanında arabada bir hasar oluştu. Dükkanda oluştu. Bu Hazreti Ömer efendimizin içtihadıdır. Cevdet o hasarı ödemek zorunda. Evet. Bunlar böyle eee o güne kadar olan fıkıh literatürlerinde, kanun literatüründe olmayan şeyler.

O yüzden böyle Hanefiler, Hanefiler kendilerince toplumun ihtiyacına bakıp, toplumun ihtiyacına bakıp, bölgenin ihtiyacına bakıp bölgedeki hastalıklara, illetlere çözüm üretebilmişler. Ben bu konuda çok muzdaribim. Şöyle muzdaribim. Ne yazık ki biz 300 yıldan beri aslında Hakan kardeş bu İslam’da içtihadı konuşacağız dediydi. Ben bekliyorum onun bu konudaki çalışmalarını. Çok önemli bir konu. Çok titizlikle davranılması lazım.

Bu içtihat mekanizması işlevini yitirmiş. Bakın işlevini yitirmiş. Şimdi Selçuklu’nun tercihi inanç mı, zorunluluk mu dediğimizde bu tercih hem inançtan kaynaklanıyor hem de devlet olarak örgütlenmenin zorunlu ihtiyacı olarak var bizde. Şimdi Selçuklu’nun başlangıç noktasına baktığımızda yani nereye kadar inelim? Tuğrul Şah’a inelim. Tuğrul Şah’la beraber iki tane daha kardeşi var. Bunlar normalde şehir beylikleri. Öyle diyelim.

O zaman normalde işte bir halife var Abbasilerin içerisinde. O halife ne yazık ki hani önemini yitirmiş, ağırlığını kaybetmiş ve orada da eee Emevilerden sonra Abbasiler çok zayıf bir devlet halindeler. Bölük pölçükler. Etrafta birçok böyle küçücük küçücük devletçikler oluşmuş dağınık bir şeyde ve her yıl o devletçiklerin arasında savaş var.

bitmek, tükenmek bilmeyen savaşların içerisinde o bölgede hani Tuğuşah dediğimizde Türkler, o Türklerin içerisinde komple Arap olmayan bütün ırklar Türk orada Arap olmayan Yahudiler var o bölgede. Araplar var, Araplar var. Eee, Şia var. Mesela bir Fatımı Devleti kurulmuş. Bir haşahaşiler var. Abbasi’den kalanlar var. Farklı farklı küçük devletçikler var. Devletçikler var. Tuğru Şah ve kardeşleri de bu küçük devletçiklerin başında.

Bir kardeşinde birkaç tane şehir var. Tuğrulşah’ta da birkaç tane şehir var. Ama o kardeşlerin hepsi de Tuğrul Şah’a bağlı. Daha henüz halifeden yani Abbasi-i halifeden tuğ ve sancak alınmamış ve Tuğrul Şah savaştan savaşa, seferden sefere koşuyor. Coğrafya çok uluslu, çok dinli. çok uluslu, çok dinli ve sürekli savaşan bir ırk var. Türkler. Bunu da böyle şimdi beyan edeceğim yanlış anlaşılmasın.

Hani burada Kürtler de var dediğinizde Kürtler Türkmen boyu onlar da Türk. Onlara siz ayrı bir kavimsiniz diyen İngilizler. Orada çünkü başka bir kavim yok. Yahudiler var, Hristiyanlar var, Bizanslılar var. Yani Bizanslıların farklı farklı Hristiyanların kolları var. Süryaniler, Katolikler gibi. İşte Ezidiler var, şeytana tapanlar var. Farklı farklı orada inanışlar var. Ama bir tarafta da Perslerden kalıntılar var.

Ve aynı zamanda da Şia başlıyor yavaş yavaş. İşte İsmailiye takımı var, Batini takımı var. Örneğin bunlar Caferilikten ayrı. Şiayla Caferiliği ayırın. Mesela Caferilerle Batilileri ayırın. Cafirelilerle İsmaili’ye ayırın. Caferilerle Fatimileri ayırın. Böyle bir de hariciler var bölgede. Mütezile var bölgede kaderiyeciler var bölgede cebriyeciler var bölgede.

Hepsi de bunların bakın bu kadar böyle bütün her şeyin birbirine karıştığı, iç içe girdiği bir coğrafya. Selçuklu’nun yavaş yavaş Selçuklu olmaya başladığı zamanlarda. Şimdi böyle bir toprakların üzerinde coğrafya geniş, çok uluslu, çok dinli, çok mezhepli, çok meşrepli bir ülke. Böyle olunca oradaki sizin hukuk sisteminiz esnek ama disiplinli olmak zorunda. Bu tabirimi de hoş görün ama esnek ama disiplinli olmak zorunda.

Aynı zamanda merkezi meşruiyeti tutmak zorundalar. Yani bir merkeziyetçilik olması lazım. Devletin bir merkezi olması lazım ve devlet o merkezden yönetilmesi lazım. Öyle olunca bu hem dini olarak birçok mezhep meşref var hem de birçok irli ufaklı devlet var. Burada fitne o zaman için tabiri caizse bulgur gibi kaynıyor boyuna. Bu fitneyi de bastıracak ideolojin olması gerekiyor. Veya fıkıhın olması, kelamının olması gerekiyor.

Felsefenin de olması Batini dediğinizde felsefe var işin içerisinde. Ve o dönemde bir de Sokrat’tan, Aristo’dan, Yunan felsefesinden, Avrupa’dan habire çeviriler yapılıyor. Bu çeviriler yapılırken de hiç analiz edilmeden, gözden geçirilmeden kitap haline getirilip millete okutuluyor. Hani bu ne kadar doğrudur, ne kadar değildir? O yüzden normalde bunu da uygulamıyor. Selçuklular kendilerince eee tabiri caizse Sünniler.

Yani Tuğrul Şah döneminde İslam dini devlet dini hükmüne geliyor. Nasıl Bizans eee Hristiyanlığı devlet dini haline getirdiyse önceden Hristiyanlar zulüm altında. Kimin zulmü altında? Yahudilerin zulmü altında. O yüzden dağların tepesine kiliseler yapıyorlar. Çünkü Yahudiler onları siz kafirsiniz deyip katlediyorlar. Hristiyanlar ne yapsınlar? Yerin altında mağaralar yapıyorlar, kiliseler yapıyorlar. Dağların en zirvesine kiliseler yapıyorlar.

Çünkü bir Yahudi zulmü var Hristiyanların üzerinde. E İsa’yı da zaten Yahudiler o hale getirdiler. Çarmağa geldiler. Şimdi onlardan ortak evangelistler çıktı. Yahudi, Hristiyan ortaklığı. Bu aslında Yahudi ve Hristiyanlar en büyük düşmandır birbirlerine. Ama Müslümanlara karşı onlar şimdi birleştiler. Öyle olunca çok ırk, çok dinli, çok felsefeli bir coğrafya.

Öyle bir coğrafya ki bakın ona Kaşkar’dan Ega Adalarına kadar ve Aral Gölünden Kafkasya’dan Yemen ve Aden’e kadar uzanan bir devlet. Bir imparatorluk böyle olunca ondan sonra Karahanlılar bile Selçuklulara bağlı. Karahanlılar dediğinizde onlar da büyük bir Türk devleti. Onlar da Selçuklulara bağlı. Öyle olunca hani en zirve noktası Melikşah dönemidir. Melikşah döneminde bütün Avrupalı tarihçiler bunu destekler. Bir adalet devridir.

Bakın adalet devridir. Avrupalı tarihçiler Selçuklu devletinin Melikşah dönemini derler ki bir adalet devleti. Hatta Ermeniler bile Selçuklu’nun adaletinden memnundur. Bütün Selçuklu topraklarında yaşayan hangi dine mensup olursa olsun, hangi millete, hangi ırka mensup olursa olsun hepsi de Melikşah döneminde güvendedir, mutludur. Hepsi de normalde eee tabiri caizse can güvenlikleri, mal güvenlikleri, din güvenlikleri eman altındadır.

Zaten Melihşah öldüğünde bölge insanının hepsi de üzülür ve devletin teşkilatı Melikşah döneminde Nizamül Mülke verilir. Şimdi Nizamül Mülke’ geliyoruz. Tabii Nizam-ı Mülkretli bir kimsedir. Alim bir kimsedir. Normalde ilmi ve kültürel faaliyetleri zirvede bir kimsedir ve Nizamiye medreselerini kurar. Nizamiye medreseleri dünya çapında şöhrete kavuşur.

Eee, hem ahlaki noktada, hem devlet yönetiminde, hem iktisadi noktada hem de normalde ticari hayat açısından muhteşem gelişmeler olur. Muhteşem gelişmeler olur. O yüzden hani Nizamül Mülk’ün eee devlet açısından siyasetnamesi gerçekten bütün devlet insanlarının ve devlet adamlarının okuması ve uygulaması gereken bir şeydir. Ben bazı bölümlerini zaman hani göz gezdiriyorum zaman buldukça.

Yani gerçekten o zamandan bu zamana ışık tutan bir siyasetnamesi var. O yüzden sadece vezir olarak görmek mümkün değil. Bir devlet kurucusudur. Nizamül Mülk. devlet kurucusudur. Ve normalde Nizamül Mülk’ün diğer vezirlerden ayıran en önemli özelliği eee devlet gücüyle tabirimi hoşgörün ideolojiyi iç içe yaşatmasıdır. İdeoloji nedir? devletin bir ideolojisi, bir hedefi olmalı ve Nizamül Mülkun harmanlamış, bunun ikisini birleştirmiş bir insandır.

Ve Nizamiye medreselerini devleştirerekten yani akçeli hale getirerekten devletin memurları vardır orada. Bu noktada eee ilmi eee kamusalana yaymak ve normalde kılıcın yetmediği, çünkü kılıç yetmez. kılıcın yetmediği yerde zihinle, ahlakla, fikirle insanları yönetmeye çalışır. Nizamül Mülk’ün felsefesi budur. Yani Nizam-i Mülkte sadece devletin gücünü kullanıp insanları yönetmek yoktur. İşin içerisine ilim girer, irfan girer, ahlak girer.

İşin içerisine insanların bireysel özgürlükleri girer. Girer. Yani sadece devletin kılıç zoruyla bir şey yaptırması söz konusu değil. E geldik şimdi Gazali’nin keşfi tesadüf mü yoksa bir stratejik bir seçim mi? Gazali’nin keşfi. Eee, Gazali’nin bir ilmi derinliği var. Bunu yok saymak mümkün değil. Ama Gazali’de en önemli olgulardan birisi kriz dönemlerinde devletle dini ve dindarları dindarları bir araya getirip düzeni meşrulaştıran bir kimsedir.

Bunlar tartışmaya açıktır. Yani diyeceksiniz ki ya düzeni meşrulaştırıyor. Evet meşrulaştırmış. Bugünden biz o güne baktığımızda eksik yönlerini görebiliriz. Ama devletin içeriden Fatimiler var. İçeride Batiniler var. İçeride İsmaeliler var. Haşhaşiler var. Dışarıda batıda Bizans var. E Şia var bir tarafta. Bir tarafta Abbasid’den kalıntılar var.

E biraz daha böyle eee Selçukluların güneydoğusuna doğru Selçukl’nun dışarıda da içeride de uğraştığı, savaştığı çok alan var. Öyle olunca o kriz dönemini döneminde devleti meşrutleştiren, meşruiyete çeken ilmiyle felsefeyi sınırlayan, yok eden değil. ilmiyle felsefeyi sınırlayan battinileri eksi eee etkisiz hale getiren şimdi mesele yanlış anlaşılmasın diye kelimeyi yuttum ama yutmayayım.

Sünniliği biraz da ortodokslaştıran, ortodokslaştıraraktan eee sistemleştiren bir Gazali. Bunu normalde ben eleştiriye açık bir insanımdır. Çünkü o zaman için Selçuklular bunu hep söylerim kendi içimdedir. İslam dininin ayakta durmasının en büyük etkenlerden birisidir. Ben hala daha derim. İslam şu anda bir fikri planda, mezhebi planda a felsefi planda ayakta duruyorsa Selçuklulara dua etmek gerekir.

Çünkü yani o günkü Abbasilere baktığınızda Emevilerden sonra yani Emevi ve Abbasi ikisini bir nitelendirdiğinizde ne yazık ki İslam dünyasının elle tutulur bir tarafı kalmamıştır. etkisiz, yetkisiz, gücü kuvvet olmayan, çok özür dilerim ama maskot gibi duran bir halife baskılara direnemeyen, ordusu olmayan, gücü olmayan bir halife Ve devlet başkanı ayrı, halife ayrı.

Arada bazen çatışıyorlar ve İslam dünyası içinde yükselen batiniliğe, içinde yükselen ismaliyeye, içinde yükselen haşailiğe, içinde yükselen Fatimiliğe bunlarla baş edemez halde. Dışarıda Bizans ikide birde saldırıyor. Haçlı seferleri var. birçok ufak tefek aşağıda, yukarıda, yanda, sağda, solda mesela habire savaşan bir Selçuklu var. Ve her şeyiyle bütün o gün için bütün dış etkenler İslam’ı boğmak için mücadele ediyorlar.

Buna bir de eee o günün Caferlerle Şiayı ayırıyorum tekrar. O günün bir kısım Şia örgütlenmeleri de bunların içerisinde. Böyle olunca ben hala daha derim ki İslam hani Selçuklulardan Osmanlılara geçerken İslam dünyası Selçuklulara çok şey borçlu. Yani dolayısıyla Türklere bakın dolayısıyla Türklere o yüzden şu anda İslam dünyası İslam olarak, Müslümanlar olarak hala daha adı anılıyorsa bunda Selçuklular payı çok fazla.

Tabii Gazali bu manada bir taraftan filozoflara cevap verirken bir taraftan da eee itaat konusunda, bir taraftan da ahlaki konularda siyasetçilere eklemler yapar. halka da bu noktada öğretiler içerisindedir. O yüzden Sünni fıkıh burada hem ahlakı kendi içerisinde içselleştirir hem de devlet düzeni açısından devlette de içselleştirir. eee, din ve devlet kardeştir kuramı o zaman Büyük Selçuklu zamanında oturur ve yerleşir.

Gazali’den Sorular ve Önemi

Nizamül Mülk’le başlar, Gazali ile devam eder. Mesela Nizamül Mülk’ün siyasetnamesinden size şimdi yine bir paragraf okuyayım. Padişahlarda olmazsa olmaz şey pirupak, tertemiz dindir. Zira din ve hükümdar birbirlerinin kardeşi gibidir. Hükümdarın vatanında bir kargaşa baş gösterince dinde bundan zarar görerek bozgunculara ve dini eğrilere gün doğar. Keza dinde bir fesat vücuda gelirse memlekette nizam kalmaz.

Ve dahi mayası bozuklar palazlanarak padişahın itibarını sarsarlar. Kalpler kararır, sapkınlık ayyuka çıkar ve asiler galebe çalar. Nizam-ı mülkün siyasetnamesinin 8. Aslında bu nizam-ı mülkün düşüncesi budur.

Bu düşünceyle nizamül mülk din ve devletin ayrılmasının mümkün olmadığını, ayrılamayacağını, ayrıldığı takdirde ülkede karışıklıkların çıkacağını emniyet ve asayişinin asayişin ortadan kalkacağına inanır Ve yine Gazali, onun devamı olan Gazali de din ve devletin ayrılmaması gerektiğini söyler. Şimdi de Gazali’den alıntı. Din ve devlet ikiz kardeştir. Din esas, devlet koruyucudur.

Esası, temeli bulunmayan bir bina yıkılmaya mahkum olduğu gibi muhafızı bulunmayan şeyler de yok olmaya mahkumdur. Dünya düzeni için hükümdarın varlığı zorunlu olduğu gibi ahiret saadetini kazanmak için de din zorunludur.

İnsanlar çeşitli sınıflarıyla, içinde bulundukları muhtelif durumlarıyla, arzularıyla ve birbirine aykırı görüşleriyle başa bırakılsalardı ve aralarında görüşüne hürmet ve itaat edilen ve onları bir fikir etrafında toplayabilecek güçte bir kimse bulunmasaydı şüphesiz hepsi de en son ferdine kadar helak olurdu.

Bu hastalığın ilacı ise ancak bu dağınık ve birbirine aykırı fikirleri bir araya getirebilecek çeşitli görüşlere sahip insanları bir fikir etrafında toplayabilecek güce, kudrete sahip ve kendisine itaat edilen bir sultanın varlığıdır. Bu da bize gösteriyor ki dünya düzeni için sultanın varlığı ve din düzeni için dünya düzeni zorunlu olduğu gibi ahiret saadetini kazanmak için de din düzeni zorunludur. Bu da gazalider.

siz buna diyebilirsiniz ki ya böyle bir şey olabilir mi? Şimdi buradan Gazali’yi bu konuda eleştirmek basit. Evet, çok basit. Ama o günkü coğrafyada, devletin o günkü durumunda ve içeride ve dışarıdaki etkenlere baktığımızda o zaman Gazali’ye hak verir insan. Gazali o yüzden dinle devletin kardeşliğinin bir zorunluluk olduğunu hem dünyevi hem de uhrevi mutluluğun böyle bir kardeşliği gerektirdiğini ifade eder.

Hem Nizamül Mülk’ün yaşadığı dönemde hem de Gazali’nin yaşadığı dönemde batinilik, haşaşilik ve bazı felsefi akımlar dinin özrüne zarar vermeye başlamıştır. Toplumda huzursuzluğa neden olmuştur. Toplum huzursuz ve normalde bu sebeple din için devlet devlet için de din olmazsa olmaz olarak görülmüştür o gün için. Haşhaşi belasından kurtulmak hem devletin hem de dinin birlikteliği için zorunlu hale gelmiştir.

Böyle olunca Türk İslam toplumunun bütünlüğünün bozulmaması için din ve devlet arasındaki bağı ilk dönemlerde olduğu şekline getirmek için gayret etmişler. dinin ve devletin de idaresinin aynı liderde olması gerektiğini ifade Ben kendimce bu tespitleri yaptıktan sonra diyorum ki kendimce o gün için doğru yapmışlar. Bakın din ve devletin bir merkezde olması zaten Tuğrul Şah’tan sonra Melihşah halifeli de alır.

Tuğrulşal halifeye normalde eee kendi kız kardeşini verir, evlendirir ve tabiri caizse halife maskot halindedir. Yani Tuğrul Şarının emrinde gibidir. Böyle olunca Gazali ile beraber bunlar negatif yönleri bunları da konuşmazsam haksızlık yapacağıma inanırım. İlmi çoğulculuk diye nitelendirdiğimiz bugün için ilmi çoğulculuk daralır. Bunu bir böyle öz eleştiri gibi alalım. Gazali ile beraber mesela mezhepler arasındaki sınırlar sertleşir biraz.

Bunlar benim negatif olarak tespit ettiğim şeyler. Sorgulama biraz kalkar ortadan. sorgulamanın yerine iç disiplin alır. Bunlar eee dönemin getirdiği o dönemin getirdiği sıkıntılardan kaynaklanır. Ama mesela o sıkıntılara rağmen bu biraz hayalperestlik gibi algılanabilir. Ben mesela ilmi çoğulculuğun daralmasını çok gönlüm arzu etmezdi. Yani o ilmi çoğulculuk oysa daha eee iyiye, daha ileriye, daha güzele götürebilecek bir şeydi.

veyahut da hani mezhepler arasındaki keskin sınırlar, çizgiler bazı şeyleri yönetmekte zorlandığına inanıyorum. Mesela şu anda da o keskin çizgilerin olduğuna inanıyorum. Bu İslam dünyasının en büyük hastalıklardan bu hastalıklar devam ediyor. Bir biz ilmi çoğulculuktan uzağız. ilmi çoğulculuktan ama heva ve hevesten değil, nefsin öngörülerinden değil. İlmi çoğulculuk dedim. Bir şeyde gerçekten ilim noktasında bir şey getiriyorlar ortaya.

Bunun bunda biz şu anda da İslam dünyası bu noktada çok kısır. Şu anda da çok kısır. Mesela dedim ya Gazali eee ortodokslaştı biraz Gazali’den sonra dedim. Evet. Şu anda Ortodoksun tam göbeğindeyiz biz. Y şu anda mesela İslam dünyası bir kadının bu çok acı şeyler bunlar bir kadının tek başına seyahatini halledebilmiş değil. Mesela burada Ortodoksluk bir noktadayız. Bunu bazen örnekliyorum ya Eskişehir’de üniversitede konferanstayım.

Eee kızlara sordum. Kızlar hanginiz buraya dedim babanız getirdi? Yani yaklaşık o salon 1000 kişilik vardı herhalde değil mi? O sohbete gelen var mı? Eskişehir’e gelen var mıydı? 1000 kişilik daha mı fazlaydı? Evet. Kocaman bir salondu çünkü iki tane kız kaldırdı bizi babamız getirdi diye. Geri kalan kızların hepsi de bindi otobüse geldi. Şimdi yukarıda bayan kardeşler var. Bursa dışından gelen bindiler otobüse geldiler.

Hanefi’ye göre haram iş dediler. Bakın biz bunu kıramıyoruz şimdi. Ha ben kırıyorum. Ben nasıl kırıyorum? Diyorum ki bu konuda işte şu hadis var, şu hadis var, şu hadis var, şu olay var. Yol güvenliğiniz varsa gidebilirsiniz diyorum. Ama o kitaplarda o içtihat duruyor mu? Duruyor. Kadın ömreye gidecek. Tek başına ömr olmaz diyorlar ona. Gidemezsin. Yol güvenliği varsa gidebilirsin diyorum. Hadis-i şerif var.

Öyle bir zaman gelecek ki filanca yerden bir kadın tek başına buraya Beytullah’a tavafa gelecek, hacca gelecek diyor. Burada söz konusu olan yol güvenliği. Yol güvenliği varsa siz seyahat edebilirsiniz diyorum. Ama mesela o sünni kesimdeki veya Şiada da bu ortodoksluk var. Yani İslam dünyasının şu anda bütün mezheplerinde ortodoksluk var. Hala daha biz Şafilerde kadın e erkeğe dokundu. Abdesti bozuldu mu bozulmadı mı bunu tartışıyoruz.

Ama bu normalde Evet. Gazali Nizamül Mülk Gazali ile bir fayda sağlanmış o zaman için. O fayda ne? Yani kısa zamanda bir devlet ve millet arasında bir istikrar oluşmuş. Ama uzun vadede, uzun vadede kabul edilir edilmez uzun vadede vadede benim nazarımda Allah beni affetsin. Bu hem fıkıhta hem böyle bilhassa fıkıhta bir durgunluk yaşanmış. Biz o durgunluğu hala da yaşıyoruz. Bu ama hani Gazali ile başlayan bir durum değil bu.

Bu normalde Gazali’den sonra devam eden bir durum. Yani siz o gün için krizi yönetmek için belirli kaideler, kurallar koyuyorsunuz. O kriz dönemi bitiyor. Kriz dönemi bittikten sonra da o kral ve kaidelere devletler kendi eee devlet başkanları kendi makamlarını korumak için kriz dönemindeki kural ve kanunları kendi heva ve heveslerini kullanıyorlar.

Oysa o kriz döneminde o krizi aşmak için o günkü olaylara münhasır verilen fetvalardı veyahut da durumdu. O hal geçtikten sonra hani olağanüstü bir hal diyoruz ya. E olağanüstü hal geçtikten sonra onların değişime dönüşüme tabi tutulması gerekiyordu ama değişime dönüşüme tabi tutulmuyor. Devam ediliyor. E halbuki o kriz kalmamış. O kriz kalmadığı halde neden o kriz varmış gibi davranılıyor?

Bu da devlet bürokrasisinin ve devleti yöneten kimsenin işine geliyor. Eee o zaman biz o duruma baktığımızda tarihsel olarak doğru, ben tarihsel olarak doğru görüyorum. Yani bunda bir sıkıntı yok. Devlet yapısı açısından da isabetli görüyorum. Yine bunda da bir sıkıntı yok. Ve tarafsız da değil o zaman için bu yapı. Bunu tarafsız da görmüyorum. Yani devletin ihtiyaçlarını merkeze alan biraz insanların düşünce özgürlüğünü kısıtlayan bir yapı var.

O gün için geçerli ama bunda bir sıkıntı yok. O gün için geçerli. Hani bu şuna benziyor. Hani 12 Eylül döneminde böyle adı sıkı yönetim olarak konulmuş ama sıkı yönetim denilen şeyin hani sıkı yönetimler devleti korumak için vardır. Sıkı yönetimler halkı korumak için değildir. Devlet otomatikman kendini korumak için sıkı yönetim ilan eder. Halkı korumak için değil. Ve sonra sıkı yönetimin arkasından bir ihtilal olur.

Yani devletin içerisindeki bir güç ihtilal eder. İhtilal yaptıktan sonra yine devleti korumak için yeni bir anayasa çıkarır. Aslında o kriz yoktur artık. O tehlikeler yoktur ama o anayasa orada kalır. Şimdiki olduğu gibi. Şimdiki olduğu gibi. Nedir? İşte 12 Eylülcülerin yaptığı bir anayasadır. 12 Eylülcülere ülkücüler karşıdır, solcular karşıdır, komünistler karşıdır.

İslamcı veya dinci adına ne derseniz deyin, İslami cemaatler ve cemiyetler karşıdır ama hiç kimse değiştiremez. 60 ihtilalinde değiştiremedikleri gibi 12 ihtilalinde bir anayasa olur. Yine hiç kimse değiştiremez. Bu tipik bir ortodoksi bir durumdur. Aynı şey Gazali’den sonra da söz konusudur. O yüzden eee Evet.

Onların normalde yaşadığı zaman dinle milletin birlikteliği, dini kurumların oturması, yerleşmesi, toplumun bütünlüğünün bozulmaması işte bu tip eee krizlerin aşılmasında Nizam-ı Mülk ve Gaz Gazali felsefesi işlevini yapmış, yerine getirmiş. E devlete bir düzen lazımdı. Devlet düzene oturtturmuş. E normalde bir otorita lazımdı. Otorite oturmuş. E bunlara uygun cevabı veren Gazali olmuş.

Eee felsefeyi Kur’an sünnet bilgisiyle çepe çevre sarmış tabiri caizse. Onun çevresini oluşturmuş. Çünkü tehafütle bunu yapmış. tahaffüt yazılmasaydı, eee, İslam dünyası felsefecilerin boğuntusuna uğrardı. Eee, Gazali ile beraber hani Sünni dini, Sünni din anlayışı ve yaşantısı sistemleşmiş. Ahlakı, fıkıhı, akaidi, siyaseti birleştirmiş Gazali. Eee ama Gazali’nin bence en önemli hizmetlerinden birisi hizmet olarak nitelendiriyorum bunu.

tasavvufu sufiliği meşrulaştırmış meşrulaştırırken onu da Kur’an ve sünnete bağlamış. Eee, devleti ahlakileştirmiş, devleti ahlakileştirmiş. Yani devlet ahlaksızlıktan kurtulmuş. Şimdi devlet ahlaklı olursa toplum ahlaklı olur. Devlet ahlaksız olursa toplumda siz ahlakı oturtturamazsınız. Yani devlet rüşvet alırsa bu insanlar işlerini görmek için rüşvet verirler. Devlet rüşvet almazsa insanlar rüşvet veremezler. Ahlakilik devlette başlar.

Gazali bunu Nizamül Mülkten sonra bunu oturtturmuş, yerleştirmiş. siyasetçileri dinle erdemleştirmiş. Yani devlet başkanları veyahut da siyasetçiler, devlet idare eden bürokratlar erdemli insanlar haline gelmiş. Ya fitneyi durdurmuşlar. felsefik olarak ve normalde eee Gazali’nin tespit ettikleri bunların özelliklerinden birisi devleti zorbalıktan çıkarmış ahlakileştirince. Yani Gazali’nin yönteminde devletin zorbalığı yok.

Eee, zorbalığı olmayınca devlette kırılganlık da yok. Çünkü zorba devletlerde kırılganlık vardır. Mesela o Abbasilerde zorbalık var, kırılganlık yaşıyorlar. Memlüklerde eee zorbalık var, kırılganlık yaşıyorlar. Mesela Emevilerin son kısmında Yezit’ten sonra zorbalık var. Kırılganlık yaşıyorlar. Eğer devlet zorba olunca çünkü kırılganlıklar fazla olur. Zorba bir devlet var.

Yani devlet kendi felsefesini, kendi inancını veya kendi durumunu halka zorla kabul ettirirse kırılganlık olur. Yani bir taraftan devlet çatırdamaya başlar. En önemli zorba devletlerin çektiği sıkıntı budur. Eskiden de yeni yeniden de. E o zaman Gazzali’ye baktığımızda Gazali eee bazı meselelerde engelleyici gibi değil dengeleyici gibi durur kendi zamanında.

devletle fert ilişkisini dengeleyen, devlete sınır çizen, devlete sınır çizen, ferde de sınır çizen bir olguya sahiptir Gazali. Bence böyle olunca eee daha böyle kendi zamanında devletle milleti barıştıran eee alim, devletçi, topluma faydalı, son dönemde sufi bir kimsedir. Son dönemde sufi bir kimsedir.

kendi zamanında kendince eee o günkü şartlarda ihtiyaca binaen ben bunun bir ilahi el yordamıyla Müslümanların bir çatının altında ayakta durması gerekiyordu. Cenabı Hak bu küfe alimlerinin terbiyesini almış. Bir topluluğun içerisinden bunları çıkarmış. Evet. Anadolu’daki İslam nasıl yavaş yavaş şekilleniyor? Evet. Cüveyni’nin vefatından sonra Gazali Nizamül Mülk himayesine girer ve ona birkaç proje verilir.

İlmini safi fıkhın güçlenmesi için kullan. Hem dinen hem fikren hem de siyaseten büyük bir tehlikeli olan tehlike olan batıniliğe karşı bir reddiye yaz. Gazali bunun hakkını verir. Bir süre sonra Bağdat’a atanır. En üst ilmi makam olur. Halife kadar ünlenir. Ama bir proje adamıdır. Devlet bürokrasisi emreder ve yerine getirir. Bordrolu din adamı olmuştur. Daha sonra bunun pişmanlığını duyar ve itiraf eder. Evet.

Buradan inşâallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Anadolu’daki İslam’a gireceğiz ve Gazali’nin üzerindeki bu tip eleştirilere de cevap vermek değil derdimiz. Bu noktada Gazali’yi kendini ne münhasır kendi zamanından bakabildiğimiz kadar bakıyoruz. Herkesin olduğu gibi Gazali’nin de olumlu yönleri var, olumsuz yönleri var. Hata yaptığı yerler var, yapmadığı yerler var. Hepimiz için geçerli bu. hepimizin geçerli.

O yüzden Gazali eleştirilecekse de eleştirilmesi gerekir ki ders çıkaralım. Bugünle ders çıkaralım. Yani bu konuda eee ben Gazali’yi eleştirenlere reddiye yapma noktasında değilim. Böyle de algılanmasın mesela. Yani bunu böyle algılarsak da bu sefer hakkını yemiş oluruz eleştirenlerin. Yok biz bu noktada hani bir İslam alimidir. Son dönem sufidir. Herkes gibi eksiklikleri ve fazlalıkları Herkes gibi yanlışlıkları vardır.

Mesela işte devlet tarafından eee atanması, devletten akçı alması mesela İmamı Azam’ın uyguladığı bir şey değildir. Örnek İmam Muhammed’in yolu da değildir. Mesela Serasinin yolu da değildir. Şimdi böyle baktığımızda yani bu açıdan baktığımızda sen hani din alimiysen devletten maaş almaman lazım. Ama sen bir devlet memurusan devletten maaş alabilirsin. Bu ayrı bir mesele. O zaman Gazali’ye bakarken bir din alimliği tarafından bakacağız.

Bir de devlet memurluğu tarafından bakacağız. O zaman mesela işte devlet sana maaş veriyor. Ne diyor? İşte cuma günleri bu hutbeyi okuyun diyor. O hutbeyi okuyorsun orada. O hutbe topluma faydalı mı değil mi? Nereye kadar faydalı? Nereye kadar faydasız? İddeleyemiyorsun. Bugünkü sistem bu. Hani normalde çarşının içerisinde cami var. Çarşının içerisindeki cami hani örnekliyorum eee beraber gittiydik ya seninle cumaya.

Bursa gazın eee fetvasını okuyor camide. Bir hafta önce de ne o organ bağışıyla alakalı okuyordu. Ben oturdum yerden bağırdım. Dedim öldüğüne kim hükmediyor? İmam böyle gözünün üstünden baktı. Ha Mustafa Özvan döndü cemaate. Cemaat bize veriyorlar biz de okuyoruz dedi. Beraberdik değil mi seninle? Tabii o da diyor ki sen burada bari rahat dur diyor bana. Bir daha seninle cumaya gelmeyeceğim diyor. İyi. Haftasına gene aynı camiye gittik.

İmam ne okuyor? Bursa lodos gelecekmiş. Lodos geleceği için bacalarınızı temizleyin. Ben tam gene müdahale edeceğim. Bir şey diyeceğim. Cemaat oradan baktı. Sevgili cemaat diyeceksiniz ki dedi, “biz Bursa Gaz’la alakalı ne okuyoruz burada? Bize gönderiyorlar. Biz okuyoruz dedi gene. bunla kıyasladığınızda baktığınızda ortaya bambaşka bir şey çıkıyor. E Gazali’ye de baktığımızda devletin elemanı. Akçeri elemanı yani devletin bürokratı.

Ha doğru yaptıkları var, eğri yaptıkları var, kısa yaptıkları vardır, uzun yaptıkları vardır. Ama buranın altını çizelim. devletin elemanı. Ha devlet kötüdür, iyidir, doğrudur, yanlıştır orasına bakmıyorum. O ayrı bir mesele. Rabbim bizi affeylesin inşâallah. >> Allah izin verirsin inşâallah. Önümüzdeki hafta az önce okuduğum bölümden devam edeceğiz inşâallah. Allah izin verirse. Elfatiha salavat. Amin.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf hakkında kaynaklara göz atabilirsiniz.