>> Ecmail. Malum geçen hafta Gazali başladık konuşmaya. Bizim Hakan kardeş Gazali’yi konuşalım dedi. Gazali ile alakalı analizler getirdi. Geçen hafta bir gizirgah yaptıydık. Eee, şimdi bu akşam hani din devletin ikiz kardeşidir. Maverdiin sözü. Buradan devam edeceğiz tabii biz buna da. Ama bu tabii Maverdiden önce bu söz. verdi bunu teknik bir noktaya getirmiş.
Ama ve lakin tabii bu söz eee İslam dünyasında eee normalde Abbasilerin son döneminde eee Selçuklula yer bulmuş, oturmuş, Osmanlı’da devam etmiş. bu sözün tecelliyâtı. O yüzden eee maver diye bakarken eee farklı bir açıdan bakmamız lazım gibi geliyor bana. Bu işin tabii eee teknik konuları. Eee ama bu sohbetin eee devamında bunlara girmeyeceğim diye bir kaydı yok.
Allah’ın izniyle madem ki Gazali’yi konuşacağız eee etraflı bir şekilde konuşmamız lazım. Tabii Gazali’yi konuşmazdan önce Maverdiy’yi konuşmamanız lazım. Çünkü Maverdiden sonradır. Gazali söz şu. Din devletin ikiz kardeşidir. Şimdi din devletin ikiz kardeşidir denilince eee burada hemen hemen ben yaştaki olanlar ve benden küçükler zaten dahil.
Ben yaştan büyük olanlar için, ben yaştaklar için de bu söz eee kabul edilebilir, kaldırılabilir bir söz değil. Devlet dış görünüşü eee itibariyle de bunu kabul etmesi mümkün değil. Yani din devletin ikiz kardeşidir deyince e yani ikiz kardeş denince ne akla gelir? İkisi de aynı anda doğmuştur. Yani birbirinin ardına önce doğan büyüktür, sonra gelen küçüktür. Öyle değil midir? İkiz kardeş odur. Aynı kökten gelirler. Yani anneleri babaları aynıdır.
Anneleri babaları aynıdır. Ayrı varlıklardır ama birdirler. ayrı varlıklardır. Birdir. Şimdi böyle olunca ikiz kardeş dediğimizde farklı bir metafor giriyor işin içerisine. Yani din ve din devletin ikiz kardeşidir deyince farklı bir şey geliyor. Din ve devlet ikisi de ikiz kardeşler. E din devletin ikisi kardeşidir deyince dini öne öne aldığına göre din büyük o zaman.
Eğer devleti öne almış olsaydı devlet din ikiz kardeştir deseydi devleti büyük olarak alacaktık biz. Ama Maverdi din devletin ikiz kardeşidir deyince biz dini öne almış oldu. Biz tabii bunu normalde din devletin ikizidir, ikiz kardeşidir sözü Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde yok. Hzreti Ebubekir radıyallahu anh hazretlerinin zamanında yok. Hzreti Ömer zamanında yok.
Radıyallahu anh hazretleri Hazret-i Osman efendimizin zamanında yok. Haz Ali efendimizin zamanında yok. 6 aylık dönem ama Haz Hasan efendimizin zamanında da böyle bir söz yok. Buraya bir kenara not alın. Bir yani beş halife. İslam toplumunda dört halife derler. Beş halife. Neden beş halife? Hazreti Hasan efendimizin 6 aylık bir halifelik dönemi var. Alt halife. Yani bunlar normalde Kur’an sünnet dairesinde seçilmiş halifeler. Beş halife.
E şimdi bunların zamanında böyle bir şey kullanılmamış. Böyle bir ifadeye ihtiyaç duyulmamış. Böyle bir şey de eee gereksiz görülmüş. Yani din devletin ikiz kardeşidir. Hani bu metafor, bu nazariye e o beş halife döneminde Hazreti Peygamber efendimizin zamanında dahil. Buna böyle bir şey yok. Hani bir kısım böyle teyz üretiyorlar ya Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hani devlet kurmadı gibisinden. Bu doğru değil.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri direkt bir İslam devleti kurdu. Hazret-i Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Haz Hasan bunu devam ettirdiler. Ve Müslümanların bir İslam devleti vardı. Bakın İslam devleti diyorum. Bir Medine devleti değil. O bir Medine sözleşmesi var. O ilk etapta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Medine’ye hicret ettiği zamanki hani onu bizim önümüze koymaya çalışıyorlar.
Şimdi O Medine sözleşmesi olarak bizim önümüze koymayın. Onu koysanız da önemli değil de ama bir İslam devleti var bu beş halifenin. Şimdi normalde eee bunu bu açıdan baktığımızda hani din devletin ikiz kardeşidir. Ya sünnet-i seniyede böyle bir şey yok dendiğinde bir kimseye kardeş o zaman buna ihtiyaç yoktu zaten. Bunun söylemine ihtiyaç yoktu. Hazreti Ebubekir efendimizin ilk savaşı kime? Zekat vermeyeceğim diyenlere. İkinci savaşı kime?
Sahte peygambere. Müseyellemetül kezzaba. Demek ki din devlet içe. Ya siz zekat vermezseniz vermeyin. Öyle bir şey yok. Devlet gücü girdi içine. Devlet gücü girerekten dinin hükmünün yaşanmasına devlet güç kullandı. Dedi ki bu dinin hükmü peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde neyi nasıl yapıyorsanız öyle yapacaksınız. Yoksa dedi savaş ilan etti onlara. Zekata baş kaldıranlara.
Demek ki dini bir hukukun işlenmesi için savaş ilanı oldu. Öbürküsü ne? Sahte peygamber Müsellemetül Kezzaba savaş açtı. İslam devleti bakın Müseyellemetül Kezzab’a savaş açtı. İslam devleti dedi ki peygamberlik son buldu. Son peygamber Muhammed Mustafa ve sallallahu aleyhi ve sellem. Ondan sonra da peygamber gelmeyecek. Peygamberlik iddia eden kimseye savaş ilan etti. Bunun altını çiziyorum.
Şimdi hani böyle peygamberlik ilan edenler var ya tabii bir din devleti veyahut da dinin devletsel kuvveti olmadığı için dünya üzerinde bunlar yaşanıyor. Şimdi bakın dinin devletsel gücü olmadığı için bu dünya üzerinde bunlar yaşanıyor. Mesela bugün Gazze’de bunlar yaşanıyorsa dinin devletler bazında bir temsiliyeti yok, bir gücü yok.
Yani Çin’de, Doğu Türkistan’da Müslümanlar zulme uğruyorsa, Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, Gazze’de, Mısır’da, Tunus’ta, Fas’ta, Cezayir’de, Afrika ülkelerinde, normalde Türkiye Cumhuriyetlerinde, dünyanın herhangi bir yerinde Müslümanlara zulm ediliyorsa, Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa burada dünya üzerinde devletler der muvazenesinde İslam devletinin olmayışındandır. Olmayışındandır.
Eğer böyle bir şey, din, devletin ikizi noktasında bir devlet olmuş olsa o zaman bu zulmü kimse yapamaz. Yürüyoruz. Şimdi Sasani kralı mesela siyasi ve sosyal tehditlerle karşı karşıya kaldığında bu ifadeye başvurmuşlar. Hani tarihte okuyanlar Sasane İmparatorluğu bilir. Yani normalde bu Maverdi’den öncedir bu Sasaniler. Demek ki böyle bir hani Sasaniler böyle bir tehlikeye düşünce onlar da din ve devlet ikiz kardeştir tabirini kullanmışlar.
Ama mesela Hzreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve halifelerin döneminde devlet herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştır. Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hazret-i Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Haz Hasan radıyallahu anh hazretleri zamanında devlet herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya değil. O yüzden devlet karşı karşıya bir tehlikeyle değil.
Bir de o zaman için din bu beş halife döneminde araç değil, amaç. Buranın altını çizelim. Buradaki bugün konuştuklarımın büyük bir çoğunluğu Mustafa Özbağ analizi. Kabul edilir edilmez tarihi meselelerdir. Reddedebilirler. Bu analizler Mustafa Özbağ’a ait. Ben alıntılar da var. Alıntıları söyleyeceğim zaten. Alıntı olmayan yerler yani söylediklerim Mustafa Özbağ analizi.
Şimdi İslam’ın ilk çağı dediğimiz bu altın çağda ondan sonra normalde böyle bir devletin tehlikeye düşme, devletin tehlikeye düşme yönleri yok. Yani evet Hazreti Ebubekir efendimiz eee normalde halifeler şehit edilmişler genelde hepsi de ama veelakin devlet tehlikede değil. Yani Hazreti Osman efendimizi muhasara altında alıyorlar, şehit ediyorlar. Devlet ama tehlikede değil. Ve normalde sonraki zamanlarda ben onu bir istisna olarak ayırıyorum.
Kimi? Ömer bin Abdülaziz’i ben sonraki devirlerde Ömer bin Abdülaziz’i ayırırım devlet başkanlarından. Allah beni affetsin. Geri kalanını ayırmam. Hani iyilikleri, kötülükleri Allah hesap Allah’a hesaplarını verecekler. Bu istisna haricinde normalde hani Ömer bin Abdülaziz hariç, hadi bazıları da daha başka hariç olsun. Emeviler ve Abbasiler döneminde din amaç olmaktan çıkmış, araç haline gelmiş. Bunun altını tekrar çizeyim.
5 halifeyi kenara koyun. 6 6 halife olarak da net Ömer bin Abdülaziz’i kenara koyun. Hadi içinde birkaç kişi daha vardır. Hepsinde toptancılık yapmayalım. Geri kalanın hemen hemen büyük bir çoğunluğu Emevilerde ve Abbasilerde din amaç olmaktan çıkmış. araçsallaşmış. Bugünkü dünya üzerinde bütün devletlerin yaptığı gibi. Onun da altını çizeyim.
Dünya üzerindeki bütün devletlerin hangi dine tabi olursa olsun dini araçsallaştırdıkları gibi dünya üzerindeki şu anda ben la ilahe illallah muhammeden resulullah dedim. Müslümanım.” diyenlerin de büyük birçoğunu dini araçsallaştırmıştır. Siyasetçiler ve bürokratlarda zaten bu %99’dur. Dini araçsallaştırmak. Siz şimdi Gazali’yi okurken, Gazali’yi dinlerken siz böyle benim arada böyle bir füze atmalarımı da dinleyeceksiniz.
Arada bir füze atacağım ben. Çünkü arada füze atmazsam içimdeki benim o kabargınlık geçmeyecek. Yani dini araçsallaştıranlar kadar, dini araçsallaştıranlar kadar dine büyük ihanet eden bir başkası yoktur. Gavur dediniz kimse o kadar zarar vermez. dini araçsallaştıranlar kadar bakın gavur dediğiniz kimse eee sufiliği araçsallaştıranlar kadar zarar veremez. Gavur dediğiniz kimse mezhepleri, meşrepleri araçsallaştırdığı kadar zarar veremez.
Gavur dediğiniz kimse İslammış gibi görünen siyasetçilerin, devlet başkanlarının dini araçsallaştırdıklarından dolayı vermiş olduğu zarar kafirler veremez. Veremez. Yani İslam dünyasını yıkan, içeriden yıkan dini kendi emellerini araçsallaştıran insanlardır. Mezheplerin içerisinde, meşreplerin içerisinde, tarikatların içerisinde, siyasetin içerisinde, bürokratın içerisinde. Bunu böyle Allah beni affetsin. Ben kelayak kuşu gibiyim.
Belki de hani bunları kimse dile getiremiyor ama dini araçsallaştıranlar kadar İslam dinine, Müslümanlara zarar veren başka bir kimse yoktur. Buna Emevilerin büyük bir kısmı, Abbasilerin büyük bir kısmı bundan bunun içerisine dahildir. Şia bunun içerisine dahildir. Vahabiler bunun içerisine dahildir. Hariciler bunun içerisine dahildir. Şiaın bir tek ben Şia dediğimde şunun altını çizin. İmam Caferi Sadık’la Caferileri ayırın kenara.
Şiadan kastım İmam-ı Cafer değildir. Cafer-i Sadık ve o onun temiz soyu da değildir. Şianın içerisinde o kadar çok çünkü fırka var ki hepsi de Şia izliyor. Büyük bir çoğunluğu Şia değildir onların. Şimdi böyle olunca hani bunların hepsi de büyük birçoğunu dini aressallaştırmışlar. İşte bu arasallaştırmanın içerisinden çıkmıştır. Maverdi ölümü 1058. Şu anda 2026’dayız. 1025 yıl önce ölmüş. Yani 1000 yıl önce ölmüş. Ve ben hep şuna inanırım.
İnsanların suretleri değişir, insanlar değişir, devletler değişir. Hani dokuma tezgahı gibi. Yani o çözgünün, atkının rengi değişir ama tezgah aynı tezgahtır. Tezgah aynı tezgahtır. Renk ve dizgi bile değişmez. İnsanlar aynıdır. Üç aşağı beş yukarı. Bazen insanlar ya geçmişte şöyleydi. Yok canım kardeşim şimdi de öyle. Geçmişte şöyle ihlaslı insanlar vardı. Şimdi de var. Sen görmüyorsun. Geçmişte şöyle ilerdi. Şimdi de var. Sen görmüyorsun.
Sen yaşamıyorsun. Bazen dervişler de biz şöyle yapardık. Şimdi de yapıyoruz biz. Biz 20 yıl önce neysek, ne yapıyorsak şimdi de yapıyoruz. Hatta daha ilerisini yapıyoruz. Sen bizi ayak uyduramadın. Sen tembel kaldın. Sen uyudun kaldın. Sen iplikçiler gibi geri geri gittin. O bizim derdimiz değil. Cenabı Hak’a hamd olsun. Biz koşmaya devam ediyoruz. Sen koşamıyorsun.
Şimdi böyle olunca işte Maverdi Abbasilerin en zayıf döneminde yaşamış ve Abbasilere baktığınızda eee fiili olarak iktidar Müveyhilerin ve Selçukluklar Selçukluların elinde. Yani bir böyle bir Abbasi devleti var ama fiili olarak orada hani kuvvetli olan Selçuklular var ve Müveyhiler var. Ve halifelik, o zaman da halifelik var. Halifelik sembol olarak kalmış. Şimdi bazen hani eee kuruluş neydi? Osman ondan önce neydi?
Diriliş Ertuğrul, >> Diriliş Ertuğrul filan. Onlar da hani böyle eee işte halifeden izin almak, halifeyle görüşmek filan böyle o sahneler var ya. Tabii eee neyse onlar birer dizi sonuçta. Biz kalkıp da oradan tarih dersi çıkaracak değiliz. Dizi milleti gaza getirmek için, galana getirmek için güzel bir şey. Hatta birisi paylaşmış ya adam bir tane kalpak, bir tane kılıç orada dizi oynuyor. O da kendince hıh mıh yapıyor böyle.
Milleti gaza getirmeyi iyi biliyoruz biz. Hamdolsun. Şimdi bu normalde bu ortamda meşrutiyeti korumak ve meşrutiyeti yeniden kurmak. Şimdi böyle olunca meşrutiyeti korumak denince şimdi bir füze daha geliyor. Yani Amerikan başkanı ne dedi? cumhurbaşkanımıza biz ona meşrutiyet verdik dedi. O manada söyledi değil mi? Ne dedi? Söz nasıldı? Meşrutiyet verdik. O zaman bir meşrutiyet problemi var. Yani o meşrutiyeti yeniden kurmak.
Yani sen eee bir şey senin hakkın mı sen? Hani o meşru musun sen? Yani bir kimse bir makamda oturuyor. O makam bir meşru mu? İkincisi makamda oturan meşru mu? Hani bir o makam meşru mu? İki o makamda oturan meşru mu? Şimdi bunları istediğiniz yere çekin. Şimdi bir şeyh vefat etti. Doğru mu? Doğru. Şimdi şeyh bir kimseye zakirlik verdi. Şeyh verdi. Şeyh meşru mu? Meşruysa zakirlik makamı meşru mu? Meşru. Birini oraya zakir tayin etti mi? Etti.
Bak o zakir meşru. Onun bir meşrutiyet problemi yok. Makam meşru ne zakir? Makam meşru ne nakip. Makam meşru ne nakiba? Makam meşru ne çavuş. Peki onu atayan kim? Şeh. Şeyh onu atadı. Onun atadığı da meşru mu? Meşru. Bir meşrutiyet problemi var mı? Yok. Şeyh vefat etti. Onu atayan kimse vefat etti. O atanan kimsenin meşruluğu kaldı mı? Kalmadı. Neden? Ate vefat etti. Çünkü dergahlar da devlet gibidir. O zaman ne lazım? Oraya bir tane şeyh lazım.
O şeyh onu yeniden görevlendirirse meşru olacak yine. Ama o şeyh onu oraya görevlendirmezse onun meşruiyeti bitti. Şimdi Bursa’da valilik makamı var mı? Var. Meşru mu? Meşru. Valiyi kim atıyor? Cumhurbaşkanı veya içişleri bakanı. Kim atıyor şimdi? Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanı atayan kim? Cumhurbaşkanı. Valii cumhurbaşkanı atadı. Valilik makamı meşru mu? Evet. Vali atandı. Cumhurbaşkanı atadı. Vali de meşru mu? Vali de meşru.
Bakın bir meşrutiyet problemi yok. Şimdi o zaman cumhurbaşkanı cumhurbaşkanını atayan kim? Şimdi cumhurbaşkanı seçimle geldiyse seçimle geldi. Meşru mu? Meşru. kanuna, anayasaya göre. Ama yok. Cumhurbaşkanı farklı yollardan geldiyse o da İmam-ı Azam’ın fetvası var. İmam-ı Şafii, İmam Malik, İmamı Hanbel’in fetvaları var. İslam düzeni olarak konuşuyoruz bunu. O zaman onun meşrutiyeti sorgulanacak mı? Evet.
Şimdi işte Abbasilerin son döneminde meşrutiyet problemi var. Sultan meşru mu? Hazreti Hüseyin efendimizin. Şimdi geriye doğru sarayım biraz. Hazreti Hüseyin efendimiz küfe halkı gel devlet başkanı olarak sana biat edeceğiz diyor. Devlet başkanı olarak sana biat edeceğiz. Hazreti Hüseyin efendimiz yola çıkıyor şimdi. Ama öbür tarafta kim var? Yezit var. Şimdi Yezit kimin ataması? Muaviye’nin ataması.
ve İslam hukukuna göre, o güne kadar olan İslam hukukuna göre Yezid’in, Yezid’in krallığı veyahut da başkanlığı meşru değil. Bakın meşru değil, meşrutiyet problemi var. Buraları iyi anlayacağız ki geri kalanını iyi anlayalım. Yezit meşru değil. Yezit’ten sonrakiler de meşru değil. Emevileri söylüyorum. Meşru değil. Ardından Emeviler devrildi. İmam-ı Azam’ın fetvasıyla Abbasiler kuruldu. Abbasilerde de Meşru değil. Ve Maverdi bu son dönemin alimi.
Maverdiyi sadece biz alim, alim olarak da göremeyiz. Maver de aynı zamanda siyasetçi, Maverde aynı zamanda akaitçi, Maverde aynı zamanda iyi hadisçi. Maverde aynı zamanda normalde iyi bir Kur’an tefsircisi. Yani Maverdi biz sadece siyasetnamesine bakaraktan eğer konuşursak yine yayan kalırız. Maverdi dolu bir kimse.
O yüzden normalde hani burada eee din devletin ikiz kardeşidir dediğimizde bu meşrutiyeti yeniden kurmak, meşrutiyeti yeniden sağlamak bunun için bu din devletin ikiz kardeşidir meselesi böyle bir sadece felsefik bir eee teori veya böyle bir metafizik doğaşlama da değil bu. Bu böyle Allah beni affetsin böyle fiili bir önerme. Bu fiili bir metafor bu fiili yani bunun çünkü altı üstü sağı solu belli. Bu noktada şey yok.
O yüzden hani din dediğimizde din, din ve hangi din olursa olsun bu bundan sadece İslam’ı çıkarmayın. Bakın hangi din olursa olsun ister Hristiyan olsun ister Yahudi olsun Musevi olsun ister İslam olsun ister İbrahimi olsun ister Hind olsun ister Ta olsun uzak doğuya gidin ister Yunan felsefesine gelin Sokrat’a gelin Eflatun’a gelin sıkıntı yok bunda. Din tırnak içerisinde normları koyan, hukuku koyan, kanunu koyandır.
Din, din sadece ibadet değildir. Çünkü yani biz dini sadece ibadet açısından bakıyoruz. Sıkıntımız burada. Bizi öyle bir hale getirdiler ki biz din biz sadece ibadet aklımıza geliyor. Din sadece ibadet değil. Emirleri var, yasakları var, ekonomisi var, dünya sistemi var, devlet sistemi var, kurumları var. Biz din deyince haramları var, helalları var. Senin hayvanı nasıl keseceğini dahi söylüyor dinikahlanacağını, nasıl boşanacağını söylüyor.
Ticareti nasıl yapacağını söylüyor. Din gümrüğü söylüyor sana. Vergileri söylüyor sana. Din sosyal adaleti konuşuyor sana. Dün parayı, din parayı konuşuyor. Paranın kimlerin elinde gerektiğini söylüyor din sana. Faizi konuşuyor. Her şey konuşuyor. Din sizin dininiz yani İslam konuşuyor bunu. Bunu normalde Hristiyan İsviler de konuşuyor. Bunu Museviler de konuşuyor. Şimdi bozuk Hristiyanlık diye atfedilen Hristiyanlarda da karışıyor her şey.
Musevilerde de karışıyor. Anadolu’ya karışmıyor bir tek bize karışmıyor din. Bize karışan farklı bir din. İslam karışmıyor bize. Şimdi öyleyince din aslında normları koyan bir bütündür. Çünkü dinin bir tarafı eksik kalırsa mesela ekonomisi eksik kalırsa, hukuku olmazsa olmadı. Yine sıkıntı var. O zaman din normları koyar ve din meşrutiyet, meşruiyet üretir.
Bir şeyin, bir insanın, bir olgunun, bir fiiliyat, bir fikrin meşru olup olmadığına hükmeder. Çünkü bir şey meşrutiyet sağlayacaksa meşruiyet sağlayacaksa o kimse meşruiyet. Meşruiyetle karıştırıyorum ben bazen. Meşruiyet ikisinin manası ayrı. Meşruiyet sağlar. Din üretir bunu. Yani örnekliyorum. Bir din bunu sağlamlaştırır. Bir kimse sabah kalktığında ben şeyh oldum diyemez. meşru değildir. O beş kişi toplanıp sen bizim şeyhimiz ol.
O şeyh tasavvufi manada, sufi manada meşru değildir. Bunları da öğrenin. Bir şeyh vefat etti. Yerine gider gitmezden önce, ölmezden önce birisine bir vesika yazdı mı? Yazmadı. İlan etti mi? etmedi. Bir başkasının ben buranın şeyhiyim demesi meşru değildir. Bunlar Şeyh Efendiden’en sonra yaşanan şeyler. Kardeş Şeyh Efendi senin şehlini ilan etti mi? Hayır. İki kişiyi ilan etti. Ahmet Duran, Gümüş Mustafa Özba üçüncüsünü ilan etti mi? etmedi.
Üçüncüsü çıktığında meşru değildir. O bir devlet başkanı seçilmiş veyahut da kılıç zoruyla gelmiş. Devlet başkanı mı? Evet. Bakın başka bir kimse ona baş kaldırır. Ben devlet başkanıyım derse meşru değildir. Onun öldürülmesi şarttır. Bakın öldürülmesi şarttır. Bği hükmündedir o.
Eğer İmam-ı Azam’a göre o kimse devlet başkanlığını ele geçirir, devlet başkanını kılıçdoruyla alır ise yani darbeyle gelen o devlet başkanı din ona bir meşruiyet veriyorsa yani Kur’an ve sünnet dairesindeyse o devlet başkanı meşrudur. Din çünkü o kimseye meşruiyet verir. Din verir ona. Peki Trump seçildi geçenlerde değil mi? Neyin üzerine yemin etti? İncilin üzerine yemin etti değil mi? meşruiyetini nereden aldı? İncil’den aldı. Kraliçe öldü.
Gazali’den Sorular Hakkında
Çok üzüldüler kraliçenin evlatları koşa koşa cenazesine gittiler. Peki kraliçe öldükten sonra yerini oğlu kral olarak geçti. Öyle değil mi? Yemin töreninde neyin üzerine yemin etti? İncilin üzerine kral aynı zamanda İngiltere’de nedir? Kilisenin başıdır. Kilisenin başı papa değildir. Orada papaz değildir. Kimdir? Kraldır. Din ona meşruiyet verdi, sağladı. Trump açıklama yapıyor. Kendisini Mesih görüyor değil mi? Millet de alay ediyor hesapta.
Onu değil mi? Kendini Mesih zannediyor da kendini dini bir vazifeli görüyor. Evet. Doğru. Çünkü din ona din meşruiyet verir. Size bunları kimse böyle anlatamaz. Size bunu kimse anlatamaz. Ne oluyor? Fransa devlet başkanı seçiliyor değil mi? Neyin üzerine yemin ediyor? İncilin din ona meşruiyet sağlıyor. O zaman din ne yapıyor? Meşruiyet üretiyor. Din ne yapıyor bir de? Din ne yapıyor? Bir de dinin vazifelerinden birisi ne?
Birisi de ahlaki çerçeveyi belirliyor. Çok önemli. Din ahlaki çerçeveyi size ne yapıyor? Belirliyor. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleri var ya. Ne diyor? Hani diyor bir çobanın sınırları vardır diyor. Koyunlarını o sınırlar içerisinde hani besler. Dinin sınırları vardır. Din size ahlaki sınırları çizer. Der ki, “Rüşvet almayacaksınız. Der ki, fakire, fukaraya zulmetmeyeceksiniz.
Der ki, parayı, zenginliği belli ailelerin, belli kimselerin arasında döndürmeyeceksiniz. Parayı adaletli bir şekilde tevaya dağıtacaksınız der. Din emreder bunu. Faizi yasaklar din size. Bakın ne yaptı? ahlaki çerçeveyi belirledi. Biz ahlaki çerçeve deyince hemen aklımıza uçkur geliyor. İnsanların uçkurunun bozulmasının yegane sebebi ekonomidir. Din sizin ekonominize de karıştır.
ki parayı ve gücü belli ailelerde ve belli kimselerin arasında dolaştırmayın der. Yani bir ülkede 50 tane zengin oluşturmayın der. Zenginliği paylaştırın. Zenginliği dağıtın der. Bir kısmını 19.000 lirayile geçindireceğim derken bir kısmı bir yemekte 50.000 L öderken orada din Tekrar söyleyeyim mi? Orada din yoktur. Bir kısmı normalde emekli maaşı 20.000 L alırken öbür tarafta birisi akşam yemeğine Paris’e gidiyorsa orada din yoktur.
Orada din yoktur. O zaman din dediğimizde İslam olarak görüş konuştuğumuzda o sonsuz güç ve kudret Allah’a aittir. Orada devlete ait değildir. Ve Allah peygamberlerinin üzerinden insanlara ilahi kanunlarını ulaştırır peygamberlerinin üzerinden. Siz o yüzden peygamberleri reddedemezsiniz. Peygamberlerin getirdiklerini de Ve birileri peygamberin getirdiklerini, peygamberin hadislerini reddediyorsa o dinden çıkmıştır. Bakın o dinden çıkmıştır.
O meşruiyetini kaybetmiştir. O meşru meşruiyet sahibi değildir. O dinlenilmez. Aslında İslam hukuku olmuş olsa komple hadisleri reddeden kimse peygamberi de reddetmiştir. Katli vacip olur onun. Yani kafirdir. Yani meşruiyeti kaybolmuştur onun. Şimdi böyle olunca o din ilahi kanunlar manzumesi. Siz onun birisini inkar edemezsiniz. Birisini reddedemezsiniz. E peki devlet nedir? Devlet dinin koymuş olduğu normları uygulayan aygıttır, sistemdir.
Din normları belirler, kanunları belirler, din çerçeveyi çizer. Devlet de o kanunları, o normları uygular. Devlet böylece o normları, o kanunları uygularken düzeni de sağlar ve aynı zamanda da devlet bunları düzeni sağlarken cezalandırma gücünü kullanır. Yani din bir şeye ceza keser. O cezayı uygulayan devlettir. Ve eğer birisi bu noktada eksik kalırsa diğeri de eksik kalır.
Yani din noktasında bir şey eksik kalırsa hem fikriyatta hem fiiliyatta bakın hem fikriyatta hem fiiliyatta bu eksiklik devlete de yansır. Devletin de fikriyatında ve fiiliyatında eksiklik olur. Düzen bozulur, anarşi çıkar. O yüzden dinin koymuş olduğu normları, kaideleri, kuralları, kanunları, ceza sistemini devlet uygulamak zorundadır. Eğer devlet bunları uygulamaz ise o zaman TEBAD’da anarşi çıkar. O zaman tebanın hakkı hukuku korunmamış olur.
İşte Maverdi’nin Ahkamü Sultaniye adlı eserinde bu o bu o eserden alınma. Şimdi Kur’an ve sünnete dayanan bir siyaset teorisi geliştirmeye çalışırken hani o biraz baktım o Ahmam-ı Sultaniye.
Kur’an ve sünnete dayanan bir siyasi teori geliştirirken İslami hayatın içerisine girmiş olan, hani İslami hayatın içerisine girmiş müesseseleri mesela vakıflar gibi İslami hayatın içerisine girmiş olan işte eee tüccar bugünkü dernekleri gibi, odalar gibi var ya şimdi bir sürü oda moda. Bunların hepsini de İslami prensipler üzerinden yeniden yorumlamaya başlar, yorumlar ve bunları ahlaki denetim altına almaya, bununla alakalı fikir üretir.
bununla alakalı anlayış koyar ortaya ve bu hani daha birkaç tane daha eseri var. Zamanı gelince onların normalde isimlerini zikredeceğiz. Bunlara baktığımızda o devlet anlayışı eee ve hukuk anlayışında, devlet anlayışı ve hukuk anlayışında İslami çerçeve ve İslami hukuk önemli bir belirleyicidir. Bakın çok önemli bir belirleyicidir.
Yani Maverdi bunlara bakarken veya bunların üzerinde fikir üretirken vardığı hükümler Kur’an ve sünnete uygun eee ve İslam hukuku çerçevesinde delillendirilmiş kanunlar, nizamnameler, eee, düzenler hepsi de Kur’an ve sünnet çerçevesi. edir. Biraz buna böyle inceleyen kafa yoran normalde bu teorinin teori olarak alacak olursa reel fiiliyata geçirildiğini görür. Bakın reel fiiliyata geçirildiğini görür. Yani bir başarı söz konusudur Maverdide.
E şimdi eee Maverdide bu yerleşir. Maverdi bu yerleşince bu Maverdi şimdi ırkçılık gibi algılanmasın. En üstün ırk Türk’ün ırkıdır. Böyle bir şey değil. Hani Maverdi bunları konuşurken oranın coğrafi yapısı bellidir ama aynı zamanda da ırki yapısı dediğimiz ırklar da bellidir. Maverdi bunlar Abbasiler zamanında Abbasilerin son döneminde o bölgede hani Bağdat Basra o bölgede eee genel olarak bir Araplar vardır. Türkler vardır. 3. Persler vardır.
İraniler vardır. 4. Saklı gizli meydanda Yahudiler vardır. Dört ana unsur vardır. Yani burada Kürtleri yok saymak değil. Bu da yanlış anlaşılmasın. Kürtler boşnaklar gibi, pomaklar gibi örnekliyorum işte kıpçaklar gibi, Oğuzlar gibi bir Türk boyudur. O İngilizlerin oyunudur o. Kürtlerin işte Türk olmadığını iddia edip ayrılık şarkılar çaldırttıran İngilizlerin oyunudur. Yahudilerin oyunudur o. Kürtler tarih boyunca Türktürler.
Boşnaklar ne kadar Türkse, Arnavutlar ne kadar Türkse Kürtler de o kadar Türktür. Oğuzlar ne kadar Türkçe, Kıpçaklar ne kadar Türkse, Kırgızlar ne kadar Türk ise, Çeçenler ne kadar Türk ise Kürtler de o kadar Türktür. Burada o bölgeyi konuşurken hani bunu da bir kenara not alın. Benim analizim kabul edilir edilmez etmeyenler kendileri bilirler. Ben ilgilendiriyorum.
Böyle olunca oradaki İslam dünyası dediğimiz dünya oradakinden din ve devlet kardeştir nazariyesinin var olduğu bu nazeriye ile alakalı bir sürü siyasetname yazmışlar. Bir sürü nasihatnameler yazmışlar. Bunları devlet başkanlarına sunmuşlar. Maverdi gibi, Gazali gibi, Nizamül Mülk gibi. Onların bunlardan Maverdi’den öncesi de var ya. Normalde bunları kaleme almışlar devlet başkanlarına nasihat etmek için.
Hatta bir kısmı gitmiş bu kaleme aldıkları eserleri devlet başkanlarına okumuşlar, tebliğ etmişler, kitapları vermişler. Öyle korku yok yani. Nasıl devlet yönetilir? Teba nasıl yönetilir? Hastalıklar nelerdir? Bu hastalıkların tedavileri nelerdir? Bunları birer birer tespit etmişler. okusanız, Allah bizi affetsin. İnceleseniz ne kadar bu zamanla ne kadar benzeştiğini görürsünüz.
Hani ben bazen zaman diyorum ya yani normalde siyasetçilerin hepsinde maverdiyi okuması lazım. Bürokratların hepsini de maver diye okuması lazım. Evet. Ve bu toplum Anadolu insanı Maverdi’nin ölçülerini okusa siyasetçilerin ne olduğunu görür. Bürokratların ne olduğunu görür. Devletin ne olduğunu görür. O yüzden eee bu yazılan eserler o dönemde siyasi, dini, fikri, iktisadi ve içtimai özelliklerini aksettirmesi bakımından önemli eserler.
çok önemli ama tabii bunları siyasetçiler, bürokratlar ne kadar okuyordur bilmem. Askeriye ne kadar okuyordur bilmem. Bu siyaset ve nasihatnamelerde yöneticilerin devletin olası bir tehlikeyle karşılaştığında neler yapması gerektiğine dair konular vardır, fikirler vardır, öneriler vardır, nasihatler vardır. Ve normalde bu insanlar yani bunlar böyle Allah beni affetsin eee biraz belki de bana kızacaklar ama eee bu Nizamül Mülk.
Ondan önce Maverdi, Maverdi’den sonra Nizamül Mülk, Nizamül Mülk’ten sonra Gazali. Eee, din ve devlet ikiz kardeştir nazariyesini ve fikrini fiilliyata geçirmiş ve dinin devlete burasının altını çizin dinin devlete, devletin de dine muhtaç olduğunu söylemişler. Biri olmazsa diğeri eksik kalır demişler. Şimdi şöyle diyebilirsiniz. Din devlete muhtaç olur mu? Din devletsiz yaşansaydı Hazreti Peygamber devlet kurmazdı.
Din devletsiz yaşansaydı Hazret-i Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hazreti Hasan devletin başına oturmazdı. Demek ki İslam dini devletsiz yaşanmaz. Şimdi biri olmazsa diğeri eksik kalır ya. hem bireysel hem de sosyal düzenin ikisi bir arada olursa sağlanabileceğini ifade etmişler.
Hem birey olarak birey hakları ve bireyin hayat anlayışı tarzı, yaşantısı ve aynı zamanda toplum olarak toplumun yapısı, yaşantısı bunların her ikisinde belirleyen olgu din ve devlet kardeşliğiyle mümkün. Çünkü hani sohbetin başında din ne yapıyordu? Norları koruyordu. Çerçeveyi çiziyordu ve ahlaki önermeler koyuyordu insanların önüne. Devlet de ne yapıyordu? Bu normları uyguluyor. Bu cezalandırmayı yerine getiriyordu. kumar oynamak haram.
Bu din bu çerçeveyi koymuş. Devlet tebasına kumarı yasaklayıp oynayanları cezalandırıyor. Din kural koyuyor çünkü. Din diyor ki sen bilmem ne evleri açamazsın. Devlet bu normu uyguluyor. Din diyor ki sen faizle insanları ütemezsin. Devlet bu normu koruyor. O yüzden eee din dışarıdan baktığımızda sanki sadece bireysel hayatı dizayn ediyormuş gibi görünür. Hatta bize ne diyorlar? Yani bu senin vicdanınla alakalı.
Yani dini bizim vicdanımızın içine hapsediyorlar. Yani din senin vicdanına seslenecek. Senin sosyal hayatını, ekonomik hayatını, aile hayatını, çocuk anne baba ilişkini, iki eş arasındaki ilişkiyi senin ticaretinin nasıl yapılması gerektiğine karışmayacak. Ya din vicdani bir olgu. içinde saklayacaksın. Dışına aksettirmeyeceksin. Bir de ne diyorlar? Din seninle Allah arasında. Araya kimse giremez. Tabii ya. Din seninle Allah arasında.
Araya kim girecek ki? Sana kimse karışamaz. Hayır, din karışıyor. İslam dini karışıyor. Hristiyanlara da karışıyor. Yahudilere de karışıyor. Hinduya da karışıyor. Taoya da karışıyor. Konfüsü de karışıyor. Ama Anadolu’da karışmayacak. Din sizin sosyal hayatınıza, aile hayatınıza, çocuklarla olan ilişkinize, ticaret ilişkilerinize, şehirlerinize, köylerinize, hayvanlarınıza, ne yiyeceğinize, ne içeceğinize, suyunuza karışmayacak. Evet. Karışmayacak.
karışırsa laikliğe aykırı bu din çok özür dilerim haşa kaka karışamaz sana. Anadolu’daki bir insanın din eşcinselliğine karışamaz. Anadolu’daki bir insanın sapkınlığına karışamaz din. İçkisine, kumarına, fuhuşuna, çıplaklığına karışamaz. Hiçbir şeyine karışamaz. Faizine karışamaz, aldatmasına karışamaz. karışamaz hiçbir şeye. Karışırsa anayasaya aykırı bir iş yapmış olur. Yani Diyanet bir 40 yılın başında doğru bir hutbe okudu.
Laikliğe aykırı diye kıyamet koptu. Karışamaz ama o yüzden hani din sadece bireysel hayatı dizayn etmez. Din Allah’la senin vicdanın arasında Din dünyaya da hükmeter, ahirete de hükmeder. Din hatta daha ileri otope de hükmeder. Sen çöpü meydana çıkaramazsın. Din ona da hükmeter. Çöpü gömeceksin. Din ona da hükmeder. Sen çevreye zarar veremezsin. Din ona hükmeder. Sen otoçöpe zarar veremezsin. Bak din hükmeder ona. Allah bizi affetsin.
O yüzden normalde evet bir kimse kendi bireysel hayatını kendisi yönlendirir, dizayn eder, düzenler ama devlet bu konuda etkindir. Aynı zamanda devlet toplumsal hayatı da düzenler. Devlet toplumsal hayata karışmaz diyemeyiz. toplumsal hayata da karışır.
E böyle olunca normalde hani din ve devlet birbirini tamamlamış olur ve normalde tamamlarken de eee din de devlet de toplumun ahlaklı olmasını belirli kurallara uymasını ve normalde eee devletin bütün toplumu mutlu etmek için bütün toplumu eee müreffeh bir hale getirmesi için çaba gösterir. Ve eee devlet başkanı bu manada tırnak içerisini İslami olarak devlet başkanı iktidar gücünü gerektiğinde dini amaçlar için de kullanır.
Ama dini Maverdiye’ye göre, Gazali’ye göre, Nizamül Mülke göre siyasi amaçları ve emelleri için kullanamaz. dini devlet başkanları ve bürokratlar siyasi ticari siyasi ticari amaçları için dini araçsallaştıramazlar, kullanamazlar. Bu konuda Maverdi’den başlayarak Nizamül Mülk ve Gazali çok hassas bir noktada dururlar. devlet başkanı dini korumakla mükelleftir. Çünkü devlet onunla meşruiyet kazanmış olur.
Geçen haftadan hatırlayın devletin beş asli vazifesi vardı. Bir tebanın dinini korumak. 2. Tebanın aklını korumak. 3. Tebanın canını korumak. 4. Tebanın namusunu, zürriyetini korumak. 5. Tebanın malını korumak. Bu beş ana unsuru devlet korumakla mükellefti. Geçen haftadan hatırlayın veyahut da İslam’da siyaset olarak oradan da hatırlayın. Öyle olunca çünkü devletin meşruiyet kazanması ancak bu dini olarak beş unsurun korunmasıyla mümkün.
Eğer bu beş unsuru devlet korumuyorsa İslami olarak devletin meşruiyeti Bu çok keskin ama devletin meşruiyeti bu beş şeyle mümkündür. Öbür türlü o devlet meşruiyet sahibi bir devlet değildir. O yüzden din ve devlet kardeştir hükmü ben o artık onu şimdi bir felsefe veyahut da ütopya olarak görmüyorum. Bu yaşandı çünkü Selçuklula yaşandı. Osmanlıların bir kısmında yaşandı. Selçukluların bir kısmı yaşandı.
Yani bu Türk İslam devletlerinde özellikle bunu ayırt edeyim. Türk İslam devletlerinde bu devlet ve din kardeştir nazariyesi her daim ama eksiklikleriyle ama yanlışlıklarıyla biz siz bunun adına ne derseniz deyin hep böyle bu eee ilke korunmuştur zaten. Bu ülkenin dışına çıkınca hani din devlet kardeştir hükmünün dışına çıktığınızda otomatikman sekülerizm girer işin içerisine.
Otomatikman din ve devlet kardeştir naziresi çıkınca otomatik hiç beklemeden sekülerizm araya girer. Yani dünyevileşme yani dinin normlarının ve kurallarının rafa kaldırılması girer. Orada ne başlar bu sefer? Ahmed’in Mehmed’in aklı, Hasan’ın, Hüseyin’in kılıcı. Onun bunun fikriyatı girer ortaya. Çünkü din o devletten elini ayağını çekti. Veyahut da devleti yönetenler dini dışladılar. Dini hükümleri ve hukukları dışladılar. Dışlayınca ne kaldı?
Sekülerizm kaldı. Bugünkü dille. Yani dinsizlik kaldı. Devletin dini dinsizlik oldu veyahut da devletin dini değişti. Hani cumhuriyet yeni kurulduğunda devletin dini neydi? İslam’dı. Sonra ne oldu? Kaldırıldı. Sonra ne oldu? Laiklik geldi. Laiklik geldi. Laikliği hala daha anayasada tarifi yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasasında demokratik insan haklarına dayalı laik hukuk devletidir. 3 yaş 5 şıkır böyle değil mi?
Laikliğin tanımı yoktur anayasada. Malum laiklik Fransa’dan alınmadır. Bu toprakların ürünü değildir. Bu toprakların ürünü değildir. Hukuk derken de sizin hukukunuz da bu toprakların hukuku değildir. İlk etapta Avrupa’da ne kadar İsviçre’den medeni kanunu komple Türkçeye çevirmişler almışlar. Almanya’dan bilmem ne hukukunu al. Türkçe çevirmişler, almışlar. Fransa’dan bilmem ne hukuku çevirmişler, almışlar.
İşte şeyden ne o eee İtalya’dan bilmem ne hukukunu çevirmişler, almışlar. Hala da onunla da idare ediliyorsunuz siz. Yani tatil günleriniz Avrupa’ya göre ayarlanmış. Ya bir Yahudiyi cumartesi günü siz çalıştıramazsınız. kutsal günleridir. Cumartesilerin Yahudilerin pazar günü Hristiyanların kutsal günüdür. Pazar gün muhakkak kiliseye gitmeniz gerekir. İyi bir Hristiyansanız, iyi bir Yahudiyseniz muhakkak cumartesi gün havra gitmek zorundasınız.
Müslümanların cuması kutsal değildir. Hadis-i şerif cuma müminlerin bayramıdır. Müminlerin bayramıdır. Anadolu Müslümanlarının değil. Nasıl yani bas? Yahudilere tatildir kutsal günleri. Hristiyanlara tatildir kutsal günleri. Müslümanların cuması tatil değildir. Şey devlet memuru olabilirsiniz, esnaf olabilirsiniz, fabrikada çalışabilirsiniz. Cumaya gidemezsiniz. Cumaya gidebilmeniz için resmi tatil olması lazım. Resmi tatilde yoktur zaten.
Ama siz bir Yahudiyi cumartesi Siz iyi bir Hristiyanı pazar günü Böyle olunca hani din ortadan çıkınca sekülerizm kalıyor. Yani dinsizlik kalıyor veyahut da Türkiye olarak düşünürsek Orta yerde layık kalıyor. Tabii aslında hani bu din eee devletin ikiz kardeşidir dediğimizde sonradan burası biraz eee şey olmuş, istismar edilmiş. dini devlete tabi kılmak için değildir. Bu tehlikeli konu var. Din devlete tabi olmaz hiçbir zaman.
Siz dini devlete tabi edemezsiniz. Din büyük kardeştir. Normları koyandır. hukuku koyan, kanunu koyan o olunca devlet ona tabi olmaz. Çünkü devlet meşruiyetini dinden alır. Devlet meşruiyetini dinden aldığı için din devlete tabi olmaz hiçbir zaman. Din tabiri caizse üst kurul hükmündedir. Din ne devlete tabi olur, ne devlet başkanına tabi olur, ne de bir kurum veya kuruluşa tabi olur. Din bu noktada bağımsızdır. Siz dini bir yere bağlayamazsınız.
Siz İngiliz kraliyetindeki gibi oradaki İngiliz kiliseleri krala bağlıdır. Sizin camileriniz krala bağlı olamaz. Veyahut da Amerika’da kiliseler Bush’a bağlıdır. Bush’a bağlı olamaz. veyahut ne trumpa Trumpa, turpa bağlı Yani din hiçbir zaman hiçbir zaman devlete tabi değildir. E şimdi dindarlar, dindarlar, din değil, dindarlar devletin olmasına muhtaçtır. Bir Müslüman, bir mümin tırnak içerisinde İslami bir devlete muhtaçtır. Zaruridir.
bireyin dini haklarını, dini hukukunu, sosyal hayatını dizayn etmesinde tırnak içerisinde İslami bir devlete muhtaçtır bir Müslüman. Yoksa dinini yaşayamaz o kimse dininin kural ve kuramlarını da yaşayamaz. Yani siz istediğiniz kadar dinin yasaklarını anlatın bu insanlara. Dinin yasakladığı her şey devlet tarafından yasak değilse, serbestse siz bu insanlara ne anlatırsanız anlatın önüne geçemezsiniz.
Çünkü dinin koymuş olduğu normları ayakta tutacak, sağlayacak bir devlet mekanizması yok. Ha din sabahtan akşama kadar fuhuşu yasak etsin. Yani fuhuş dediğimiz nedir? parayla olan muhabbettir. Sizin topraklarınızda bir genel evi patron ilçesi onca zenginin içerisinden yıllarda yıllarca vergi rekortmeni olup devletin maliye bakanından veya başbakanından şilt alıyorsa siz sabahtan akşama kadar dinin fuhuşu yasak ettiğini anlatın. Olmadı.
Hani ayırdım ya Abd eee Ömer bin Abdülaziz’i az önce Ömer bin Abdülaziz’i neden ayırdım Emevilerin ve Abbasilerin içerisinden biliyor musunuz? Ömer bin Abdülaziz devlet başkanı olmak istemez ama kurul halinde, heyet halinde gelirler. Derler ki, “Ne olursun sen bize devlet başkanı ol.” Ömer bin Abdülaziz’in devlet başkanı olmak gibi bir düşüncesi yoktur. Ömer bin Abdülaziz devlet başkanı olurken 2.000 dirhem parası vardır.
Devlet başkanlığından ayrıldığında bir rivayette 100 dirhem, bir rivayette 200 dirhem parası kalmıştır. Devlet başkanlığı yapıp fakirleşen kimsedir Ömer bin Abdülaziz. Bakın, devlet başkanını yapıp fakirleşen kimsedir Ömer bin Abdülaziz. Şimdi öyle olunca hani bizim dindar dediğimiz devlet başkanı, devlet başkanı olduktan sonra fakirleşmesi lazım.
Gazali’den Sorular ve Önemi
Bizim milletvekilleri, belediye başkanları belediye başkanı olduktan sonra, milletvekili olduktan sonra Yok zenginleşiyorlarsa, zenginleşiyorlarsa o zaman onlar dini araç kullandı. Devleti de araç kullandılar. Kendi şahsi amelleri üzerine yürüdüler. dini ve devleti kendi şahsi amaçları üzerinden yürüttüler ve sömürdüler. Baktığımızda Muaviye’nin yüklü bir mirası vardı. Yezid’in yüklü bir mirası vardı. Emevi sultanlarının yüklü bir mirasları vardı.
Abbasi sultanlarının yüklü bir mirasları vardı. Buradan Ömer bin Abdülaziz’i çıkarıyorum. E o zaman normalde din ve devlet kardeştir dediğimizde zaman içerisinde bozulan bu din devlet kardeşinin bozulma sebeplerinden birisi eee devleti yöneten sultanların ve bürokratların bu çerçeveyi düzgün oturtamaması kendi ve etraflarının zengin olması ama tebanın fakirleşmesi söz konusu.
Gazali’ye gelecek olursak şimdi buradan Maverdi’den, Gazali’ye geldiğimizde Maverdi’nin kurduğu bu çerçeveyi Maverdi bu hani eee bir ana kaideleri belirlemiş. Hani inşaatı oturtturmuş, temeli atmış. Tabiri caizse bu binanın ana kolonlarını atmış, üstünü kapatmış, tamamlamış. Yani Gazali bu çerçeveyi ahlakileştirir. Bu çerçeveyi ahlakileştirir. mesela Gazali örnekliyorum onu. İtaati fitneden üstün tutar. Düzeni kaostan evla görür.
Hani kaos yaşanacağının düzen olsun der. Sonuç olarak hani Maverdiye baktığımızda bir siyasi norm vardır. Kanunlar, kurallar vardır. Gazali’de ise ahlaki içselleştirme vardır. Bunda. Gazali bu siyasi normları, siyasi kanunları, kaideleri içselleştirir. ahlakileştirir, yaşanır hale getirir.
Bu ikisi de birleşince yani hem ahlakileştirme, içselleştirme hem siyasi kanunlar, normlar, kaideler ikisi birleşince güçlü bir güçlü bir din ve devlet anlayışı çıkar ortaya. Ve bu bu anlayış güçlü bir din ve devlet anlayışı devleti ve insanları sekülerizmden kurtarır, korur. O yüzden Anadolu Müslümanları Gazali’nin bir tek ihyasını okur. Gazali’nin siyasetnamesini, Maverdi’nin siyasetnamesini okumaz. Okutturulmaz da.
bize sadece Gazali’nin ahlakiliğini okuttururlar. Maverdiin siyasi normlarını değil. Şimdi böyle olunca eee ikisi birleşince devletin hukukunun ve çalışmasının eee keyfileşmesini önler ikisi ve devlet mutlak güç hükmünde değildir. Maverdi’in siyasi normlarıyla Gazali’nin bu siyasi normları ahlakileştirmesini birleştirince şu çıkar ortaya. Hukuk hukuk keyfileşmez. Buna dini hukuk da dahil. Devletin hukuku da dahil. keyfileşmez.
Aynı zamanda devlet mutlak güç değildir. İkisi birleşince. Şimdi buna örneklemek gerekirse hani dini hukuk keyfileşmez diyorum ya. Dini hukuk nasıl keyfileşiyor? örnekliyorum işte birisi çıkıyor diyor ki eee TOKİ’nin faizi faiz değildir diyor. Birisi fetva veriyor. Kadın 10 tane erkek de dolaşsa nikahı durur diyor. fetva veriyor o kimse. Yani bunun nereden alındığı söylenmiyor. Kur’an, sünnet burada aranmıyor.
Yani Celalettin Afgani’nin İngiliz masonudur. 33 dereceli kraliyet ailesinin masonudur. Enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Alır getirir buraya. keyfileşiyor veya devlet bir kanun çıkarırken keyfileşiyor. O esnada Esen rüzgara göre bir kanun çıkarıyor.
Ama Mahverdi ve Gazali’nin o birisinin siyasi eee normlarını ve hukuklarını öbürkü de ahlakileştirince, içselleştirince bunlar ortadan kalkıyor ve eee devlet mutlak güç olmayınca normal kabul edilebilir bir sınır çiziliyor devlete. Kabul edilebilir bir sınır çiziliyor devlete. E böyle olunca ama eee hani devlet her şeyi yapamaz. Devlet elindeki devlet gücünü kendi tebasına zulüm noktasında kullanamaz.
tebanın hakkına, hukukuna riayet etmeli hükmü çıkıyor. ama zaman içerisinde hani Maverdi’den ve Gazali’den uzaklaşınca devletler o zaman devlet mutlak güç haline geliyor. Devlet mutlak güç gelince o mutlak gücün yapmış olduğu yanlışlıkları siz muhalefet ederseniz siz fitneci oluyorsunuz. Veyahut da o mutlak gücün yaptıklarında Kur’an ve sünnete şurada şurada aykırılıklar var deyince böyle bir eleştiri getirince siz düzen bozucu oluyorsunuz.
Ensenizde boza pişiriliyor. Diliniz sivri olmuş oluyor. Bu bozguncu oluyor. Ne şeyhiya bozguncunun teki o. Fitnecinin başı o. Fitnenin başı. Neden? Mutlak gücün keyfiliğini bozacak. Kur’an sünnet dairesinde bir hukuk koyarsanız o zaman siz taka ilan ediliyorsunuz. bu handikaplardan birisi itahat, itaat anlayışının bozulması. Hani şimdi İslam’da siyasete atıfta bulunayım. İtaat neydi? Mahruftaydı. İtaat neydi? Kur’an ve sünnetteydi. Maruftaydı.
Yani iyilikte itaat vardı. Ama normalde yanlışa itaat etmek bozulunca, tersine dönünce yanlışa itaat etmek dini erdemlilik sağılığı. Acı olan bu zaten. Hani bir yanlış diyorsun buna. Ona o yanlışa itaat etmeyince siz bozguncu oluyorsunuz. Yanlışa itaat eden de hani böyle koyun gibi olmak, ne derlerse eyvallah paşam güzelim demek. O zaman da o itaat ne yazık ki dini erdemlilik gibi görünüyor. Yaşanan en büyük handikaplardan birisi bu.
Bu da toplum içerisinde bu da toplum içerisinde siyasi bir donukluk, siyasi bir e durahanlık, siyasi bir körlük, siyasi bir eee algı bozukluğu oluşuyor toplumda ve toplumun un ihtiyaçlarını görememe, görürse bile çözüm üretememe yanında getiriyor. bu söylediğim o hani fitneci görülmek, bozguncu görülmek, yanlış itaati dini erdemlilik gibi görünmek. Bu üç benim tespit ettiğim bu ana unsur daha bunu 4 5 6 7 yapmak mümkün, sıralamak mümkün.
Hani benim böyle kendimce acil olarak tespit ettiğim şeyler. Bunlar acı şeyler. İşin bir de işin ilginç tarafı şu. Bunlar benim konuşamadıklarım. Bunlar benim içimde taşıdığım şeyler. İçimi yıkan, içimi yakan, içimi tırmalayan şeyler bunlar. Ülkem adına, milletim adına, bu topraklar adına, gelecek zürriyetlerimiz adına, çocuklarımız, torunlarımız adına bunun acısını yaşayan insanım. Nasıl bir çocuklarımıza ülke bırakacağız?
Nasıl çocuklarımıza bir toplum bırakacağız? Nasıl bir aile sistemi kuracağız? Nasıl bir aile bırakacağız çocuklarımıza? Paramız olabilir, arabamız olabilir, katımız yatımız olabilir. Biz gelecek zürriyetlerimize ne bırakacağız? Bu devlet, bu millet bu toprakları gelecekte ne bekliyor? Benim her iki dedem de vatanı, milleti için canını feda eden insanlar. Biz vatan, millet, Sakarya deyip 14 yaşından beri sokaklarda yürüyen insanız.
Vatanı kurtarmak için duvarlara yazı yazmak dendi. Yazı yazdık. Vatanı kurtarmak için yollara yazı yazmak dendi. Yazı yazdık. Komünizm, komünizmden ve komünistlerden kurtaracağız diye taş taşa, başa yaralanmayı göze aldık. Kimimizin çenesi yarıldı, kimimizin göğsü kırıldı, kimisi öldü, kimisi kurşunlandı, kimisi cezaevlerinde asıldı, kimisi hanımının, çoluğunun, çocuğunun önünde işkenceye tabi tutuldu.
İşkenceye tabi tutulduktan sonra hanımının yüzüne bakamadı. Bir daha annesinin, babasının yüzüne bakamadı. Nereye gittiği belli değil. gencecik delikanlıların, gencecik çocuklarının hem solcu hem sağcı hem ülkücü ne derseniz deyin vatanı koruma, vatanı muhafaza etme adına candan geçtiği zamanlardan geçtik. Evet. Benim bir tarafım acı ve bunca yıldan sonra baktığımda evet yani Allah beni affetsin.
Ekonomik hiyerarşi sorgulandığında siz düzen düzeni bozucu oluyorsunuz. sermayenin belirli ellerde toplanmasını sorgulayınca, bu eleştiriyi koyunca senin ne şehlin kalıyor, ne dervişliğin kalıyor, ne insanlığın kalıyor. Hakaret edilmedik bir yanın kalmıyor senin. Siz bu topraklarda makul bir hukuku savunca sizin hiçbir şeyiniz kalmıyor kardeş. Devlet mutlak güç değil.
Devlet benim alacağım olan çeklerime ceza yasasını kaldırınca bir tane çek ödenmedi. Benim derdim para değil. Devlet benim adıma nasıl çeklerin cezasını kaldırır da benim param orta yerde yok olur? Bunu sorgulayınca, bu eleştirel bir konuşunca sizin elinizden tekkeyi dalıyorlar, medreseyi dalıyorlar, her şeyi alıyorlar. Diliniz sivri oluyor. Siz itaati, yanlışa olan itaati dini erdemlilik gibi algılayacaksınız. Siz bir fetva vermişler.
Ne fetva veriyor? diyor ki TOKİn’nin satışları soruyorlar ya dervişler diyorlar ki TOKİ’nin satışları caiz mi? Ben de diyorum ki alışverişin caiz olması için bu ürün ürünü meydanda olacak. Evet. Adedi belli olacak. Evet. Fiyatı belli olacak. Fiyatı belli olacak. Eğer normalde ürünün fiyatı belli değil, alışveriş caiz değil. Bu ürün kimin? Benim tapusu nerede? Tapusu bende yok. O ürün senin değil. Y bunu caiz değil deyince seni tefe koyuyorlar.
Seni hiç kimseyor. Sebep sen ekonomik hiyerarşiye, hiyerarşiye karşı geldin. Yani sen bunu 10 tane şirketin vergilerini affedince benimkini neden affetmiyorsun? Benimkini de affet. Toplumunkini da affet. Herkesinkini affet. Neden 10 tane şirketin vergisini affettin? Neden 10 tane, 20 tane şirkete sen ayrıcalıklık tanıdın? Bunları konuşunca o şeyh her türlü hakareti hak ediyor. Burada İslam dünyasında en büyük handikap bu.
Yanlışa itaat dini erdemlilik gibi görünüyor. Yanlışa itaat. Siz Kabe’de, Kabe’de Kabe’de Allah’ın evi denilen yerde siz Filistin’e dua edemezsiniz. Orada edemezsiniz. Siz Filistin poşusuyla poşu bez Kabe’ye giremezsiniz. Siz yanlışa itaat dini erdenlilik çünkü. Evet.
O yüzden hani bu din devlet kardeştir ama bu din devlet kardeşliği devletin mutlak güç olarak devleti idare edenlerin de mutlak güç olarak kendilerini tanımlaması Maverdi Gazali çizgisinden dışarı çıkması bu sefer devlet ve devleti idare edenleri zalim noktasına getiriyor. Sebep sen tebanın hakkına hukukuna riayet etmedin ki. Rüşvet aldı götürdü kendini. Kayırmacılık aldı götürdü kendini. O partiden olursa ona 8 kat şey veriliyor. Ne o? Ruhsat.
Öbürkün olursa adam 4 kat. Yan yana. O neden 8 kat? Bu neden 4 kat? Onun partiden tanıdığı var. O gitmiş özel bir şey çıkarmış. 8 kat, 18 kat almış. Öbürkü bir şey çıkaramamış. Garibim o dört katta kalmış. Öbürkü bir kocaman fabrika yapmış. Kaçak. Öbürkü oraya bir tane gecekondu yapmış. Gece kondu da değil. Bir tane oraya şey ne diyorlar? Prefabrik bir şey oturturmuş oraya. Bulduzerler gelip yıkıyor onu. Evet. Adam kocaman fabrika yapmış.
Kaçak elektriğini vermiş, suyunu vermiş. Her şeyini vermiş. Adam başını sokacak bir yer yapmış. Kaçak yapmış. Kanunsuz. Doğru. Sen bütün kaçak inşaatları neden yıkmıyorsun o zaman? Sadece fukaranınkını yıkıyorsun. Neden siyasetle ilgilenenler hızla zengin oluyor? Ne iş yaptı diyorum ben? Ne ticaret yaptı? Ne yaptı? Aa nasıl yani? Baskya ya. Kardeş sen filanca İnegöl’den buraya geldiğinde senin Bursa’da villan var mıydı? Yoktu.
Senin işin kocaman mıydı? Değildi. Nasıl kocaman iş sahibi oldun? Bir sürü villa sahibi oldun. Kimse sorgulamıyor. E Mustafa Özbağa sorguluyor da ne oluyor? Ensesini de boza pişiriyorlar. oldun fitneci Mustafa Özbağa. Evet. O yüzden normalde bu sadece ekonomik alanda değil. Bu normalde fikri alanda, düşünce alanında o Maverdi Gazali çizgisinin dışına çıkılınca yani fikri alan, düşünce alan, felsefe alan, bunların hepsi de donukluk.
Hepsi de durağanlığa giriyor. Yani o kimse bir şey üretemiyor. Çünkü cezalar var. Anayasaya karşı olmak var. Anayasayı bozmak, düzeni bozmak var işin içerisinde. Yani kanunları istediğin gibi yorumlamak var. kanunları istediğin gibi yorumlayınca o zaman o üretken beyinler üretmiyor. Üretmiyor. Bu sefer devlet hantallaşıyor, donuklaşıyor. Devletin organları hantallaşıyor, donuklaşıyor.
Her taraf hantallaşıyor, donuklaşıyor ve donuklaştıkça da zalimleşiyor. Donuklaştıkça da mutlak güç haline geliyor. Ve devlet şimdi cihadı düşünmediğinden dolayı bir tek içerideki kendisini eleştiren muhalif gruplara karşı silahlanmış gibi Osman, Ali, Hazreti Hasan radıyallahu anh hazretlerinin devletin en önemli görevlerinden birisi dini korumak ve cihat etmektir. Cihat etmek, bakın cihat etmektir.
İlk dönem İslam’a bakarsanız devletin varoluşu cihadın üzerine kuruludur. Devletin varoluşu cihadın üzerine kuruludur. Dinin üzerine kuruludur. Din cihat, devlet iç içedir. O yüzden devlet din ikiz kardeşimi yok yandan kardeşimi, önden kardeşim diye sorgulanmaz. Öyle olunca din, devlet, cihat içine girmiştir. Bütün kurumlar, kuruluşlar, şahıslar, bireyler, toplum bir tek cihadı düşünür. Başka bir şey düşünmez.
Çünkü din Allah’ın oluncaya kadar cihat etmekte emrolunmuştur Müslümanlar. O yüzden Müslümanlar cihadı düşünür sadece. İslam Müslümanları sadece cihadı düşündürür. Allah’ın dinini, hukukunu, hükmünü yeryüzünde galip etmeye, yeryüzünde hakim etmeyi düşünür. Başka bir şey düşünmez. Ama bu çizgiden ayrılınca o zaman ortalık bozuluyor, ifsat oluyor.
ve din ile devlet ikiz kardeştir formülü Maverdi ve Gazali’de eee devletin krizden çıkma, toplumun krizden çıkma, devletin ve toplumun meşruiyetini yeniden sağlamada en büyük fikri ve fiili bir hareket oluyor.
bu süreçte bu Maverdide bir teori gibi dursa bir müddet sonra o teorinin fiiliyata geçecek Gazali’de bilhassa ve Nizamül Mülkle Nizam-ı Mülk Gazali ile bu fiiliyata geçtiğinde Selçuklu derleniyor, toparlanıyor asıl düşman olan haçlı ordularına karşı güçlü bir devlet, millet, din kaynaşması meydana geliyor. Bakın bunun son eee saat çünkü 10.30 oldu. Eee ben yine son nokta olarak şunu söyleyeyim.
Eğer bu üçlü kaynaşma, din, devlet, millet, bu üçlü kaynaşma haçlıya karşı hem fiili hem fikri, fikri dediğimde aka noktasında, mezhep noktasında, meşrep noktasında, fiili dediğim askeri noktada, siyasi noktada İslam düşüncesinin ve Müslümanların ların, Müslümanların kurtarıcısı oluyor. Eğer bu üçlü bir kaynaşma olmamış olsaydı bu benim böyle sondan söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Eğer bu olmamış olsaydı İslam dünyası diye bir dünya kalmazdı.
altını tekrar çizeyim ben. İslam dünyası diye bir dünya kalmazdı. Haçlılar, haçlılar İslam dünyasını tabiri caizse buldozer gibi ezmekle kalmaz. Bir öğütme makinesi gibi komple öğütürdü. Şunu düşünmeyin. Yok ya bu kadar da Siz bu kadar da değil derken Bosna’ya bakın. Bu kadar da değil derken Afganistan’a bakın. Bu kadar da değil derken Irak’a bakın. Suriye’ye bakın. Bu kadar da değil derken Yemen’e bakın. Lübnan’a bakın.
Bu kadar da değil derken Mısır, Fas, Tunus. Cezayir’e bakın. Bu kadar da değil derken Sudan’a bakın. Afrika’ya Müslüman topl topluluklara bakın. Bu kadar da değil derken ve tırnak içerisinde söyleyeyim. Müslümanlar dünya üzerinde şu anda dünyanın köleleridir. Müslümanlar köle hükmündedir dünyada. Şu anda köle.
Düne kadar yani belli bir şimdi 3üncü nesil Avrupa’ya gidenler, eğitilenler, eğitim görenler 3üncü nesil böyle kendilerince e doğru yerlerde çalışıyorlar. Birinci nesil Avrupa’ya gitti. Avrupa’nın en pis işlerini yaptılar. Onlar psikolojik olarak kafalarına birer tane tüy koydular. öyle geldiler ama Avrupa’nın en pis işlerini yaptılar. Afrikalılar Amerika’nın, Kanada’nın en pis işlerini yaptılar.
Afrikalıların bir kısmı Avrupa’nın en pis işlerini yaptılar. Hala da aynıdır. Ve Müslümanın canının malının, canının malının namusunun kıymeti yoktur. değersizdir. Değersizdir. Bir tane Yahudi öldürülürse bütün dünya açıklama yapar. Yıllardır, 100 yıldır, 150 yıldır Yahudiler Filistinlileri katleder. Hiç kimsenin gıkı çıkmaz. Afganistan’a atılan bombaların adli hesabı yoktur. Kimsenin gıkı çıkmaz.
Suriye’ye, Irak’a, Libya’ya, Lübnan’a, Yemen’e atılan bombaların haddi hesabı yoktur. Kimsenin gıgı çıkmaz. Bosna’da katledilenlerin, şehit edilenlerin adedi belli değildir. Hala daha kayıpları vardır Bosnalıların. Hala daha her sene toplu mezarlar çıkarılır. Bütün dünya seyreder onu. Gıgı çıkmaz. O yüzden o din, devlet, millet kaynaşması bozulunca Müslümanlar sahipsiz kalmıştır. Şimdi olduğumuz gibi paramızın değeri yoktur.
Canımızın değeri yoktur. Malımızın değeri yoktur. Yoktur. Namusumuzun değeri yoktur. Kimliğimizin, kişiliğimizin değeri Ve acı bir şey bu artık yerleşmiştir. Bir müslümana bir başkası istediği gibi hakaret edebilir. İstediği gibi küfredebilir. Örtüsüne, bilmem nesine, osuna, busuna laf söyleyebilir. Cesaretlidirler. geriye döndüğümüzde o ma verdi Nizamül Mülk Medreseler ve Gazali haçlı seferlerini önleyici en önemli etkenlerden birisidir.
Ve yine Müslümanlar haçlı seferlerine maruzdur. Bunu Amerikan başkanı çok açıkça söyledi. Bu bir haçlı seferidir dedi. Amerikan başkanı açıkça söyledi. Yine Müslümanlar Haçlı seferlerine marruzdur 300 yıldan beri. Ve kurtuluş benim nazarımda yine Maverdi Gazali çizgisindedir. Benim anlayışım bu. Allah bizi affetsin. >> Şimdi eee önümüzdeki hafta aslında şeyden geleceğiz. Devam edeceğiz. Yine geldik aynı yere. bir alıntı daha yapalım diye.
Oradan devam edeceğiz. Allah izin verirse inşâallah. Haklarınızı helal edin. >> Sürçil ihsan ettiysek affola. Buradaki normalde sohbetin büyük bir kısmı bu fakire ait. Eee, değişik yerlerden okumalar yaptım muhakkak. o okumalardan almış olduğum notların neticesi ve aynı zamanda da kendimce gördüklerimi yazmaya, anlatmaya çalıştım. Ha belki de çok ilmi bulunabil bulunmayabilinir veya çok teknik bulunmayabilinir.
Bu konuda da herhangi bir iddiamız yok. Böyle bir iddia sahibi değiliz. Rabbim bizleri samimi bir şekilde Kur’an ve sünnet seni yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. >> Haklarınızı helal edin. >> Helal edin. >> Elfatihama salavat. >> Amin. Paragrafı bitirmek istedim. Belki de sıkıldınız ama eee o yüzden ama o paragrafı yarım da bırakmak istemedim. Heyecanlıyım ya bir de ondan kaynaklanıyorum. Evet.
Malum perşembe gün hem üç ayların başlangıcı kandili kutlayacağız. Hem de aynı zamanda da Şebaruzu ikisini bir günde yapacağız inşâallah. Rabbim cümlemize nasip eylesin. kardeşlerden birisi dedi böyle dedi siz dedi telefonun dedi eee kablosunu dedi özenle sarıyorsunuz dedi. İmreniyorum dedi. Nasıl böyle dedi hani disiplinli oluyorsunuz her seferinde böyle dedi. Ben hiç fark etmedim dedim ben de ona.
Vallahi dedim herhalde biraz ben disiplinliyim böyle dedim. Ona dedi hayran oluyorum dedi. Her sohbetten dedi bakıyorum dedi. Siz her şeyi kendi elinizle böyle dedi derleyip toparlıyorsunuz dedi. Dedim ki ya benim dedim eşyam dedim kıymetlidir. Ben titiz kullanırım dedim. Ona birisi dokunsun istemem dedim. Benim dedim özenle sardığım gibi sarmıyorlar çünkü dedim özenle benim çantaya koyduğum gibi koymuyorlar dedim. İnsanlarda bir özensizlik var.
İkili ilişkilerde, eşyayla olan ilişkide, anne baba çocuk ilişkilerinde, arkadaş ilişkilerinde, karı koca ilişkilerinde özensizlik var. Özensizlik sevgisizlikten kaynaklanır. Bir kimse sevmiyorsa özenmez. Az seviyorsa az özener. Çok seviyorsa çok özener. Eşyaya karşı eşyaya değer vermek Allah’ın sana vermiş olduğu nimete değer vermektir. Eşyaya değer vermek Allah’ın sana vermiş olduğu nimete değer vermektir. O nimete hamd değer vermekten geçer.
Siz bu kalemi yazmak için kullanırsınız. Kalemi birine atmak için değil. Bu yazmak içindir. Siz işi bitince onu yerli yerine koyacaksınız. Sufiler kendilerini ilgilendiren her şeye değer verirler. Selâmün aleyküm. >> Aleykümselam. Yeah.
İlgili Sohbetler
Daha fazla bilgi için Tasavvuf hakkında kaynaklara göz atabilirsiniz.