İlim

Fena halini yaşayınca insan, o güne kadar yaşadığı ömrünü ömürden saymaz

Fena halini yaşayınca insan, o güne konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Fena halini yaşayınca insan, o güne hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. Bense bütün o ömrü her nefeste zir ve ben perdelerine harç ederek yeleverdim. Ah Arap ve Acem tarzını anmaktan, Irak perdesiyile meşgul olmaktan acı ayrılık zamanını hatırımdan çıktı. Yani o insanlar genel olarak dünya hayatını ahirete tercih ederler.

Ya İbrahim ayet 3. İnsanların büyük bir çoğunluğu insanlar dünya hayatını ahirete tercih ederler. Yani ahiret hayatıyla hiç karşılaşmayacaklarmış gibi hayat yaşarlar. O yüzden burada da o çalgıcı da zir ve ben perdeleri arasında geldim gittim der. Bunlar normalde musikide ince ve kalın perdelerdir. Benim çok nota bir bilgim yok. Mesela işte doğu kalındır ya işte si de incedir. Onu da nereden biliyoruz? Bizim Ali’den biliyoruz. S’den diyor şeye bizim neyzen yani ince ses.

E bir de kalın ses var. O normalde işte o çalgıcı da diyor ki ince ve kalın seslerin arasından gittik. Normalde biraz musiki kulağı olan veya biraz böyle alem koşturan kimseler musiki kulağı varsa veya şarkı söyleyenler genelde seslerine bakarlar. Eğer sesleri normal düzgünse C’den gel. O C’den gir der yüksek volümde söyleyecek herkes C’den söyleyemez. Genelde pesten söylerler. Konuşuyormuş gibi söylerler. O konuşuyormuş gibi şarkı söylüyorsa onda hiç ses yok.

Hani bunun en tipik örneği Arif Susandır. Muhabbet eder. Şarkı söylüyormuş gibi yaparken konuşur. O normalde o herkesin tarzı. O bu çalgıcı da diyor ki biz kalınla ince seslerin arasında gittik geldik. Yani burada tabii bunu böyle düz mantıkla anlarsak yani çalgıcı, kalın ve ince seslerin arasında gitti geldi. Ama tabii ben böyle anlamıyorum çalgıcıyı. Çalgıcı diyor ki ben dünya zevklerinin içerisinde dolaştım. Ben ahiret hiç yaşanmayacakmış gibi geldi bana.

Bu tip manevi hallerden de haberdar değildim. Ben o eğlenceden o eğlenceye gittim. İnsanları eğlendirdim. İnsanları aşka getirdim. Ben çalgımla kemanımı ağlattım. Musiki bilgimle. Öylesine şarkılar söyledim. Hem ağlattım hem güldürdüm. Hem zevklendirdim hem neşelendirdim. Ama ben ahiret hayatı veyahut da Allah sevgisini tanımadım. Harç ederek yele vermek çünkü şey ömrünü boş ve geçici şeylere harcadı. Boşa harcadı ömrünü. Yele vermek demek o bizim eee ayıp söylemesi bayındır tabiri.

Fena halini yaşayınca insan, Hakkında

Parasını yele verdi yani parasını boşuna harcadı. Ömrünü yele verdi yani ömrünü boşuna harcadı. veyahut da bir iş var. Tarlayı yele verdi. Yani tarlayı sattı parası gitti. Evini yele verdi. Evini sattı parası gitti. Veyahut da işte eşini çoluğunu çocuğunu yele verdi. Yani eşini çoluğuna, çocuğuna bakmadı. Yele vermek boş bedavaya harcamak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çalgıcı da diyor ki ben ömrümü yele verdim harç ederek. Ayet-i kerime Enam 32. Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan ibarettir.

O dünya hayatını bu oyun ve oyalanmada yele verdi gitti. Dünya hayatını bedavaya harcadığını söyledi. Bunu ne zaman dank etti? O fena halini yaşayınca denk etti. Asıl dedi alem ötedeymiş. Asıl hayat ötedeymiş. Asıl zevk, asıl neşe Allah’la fena olmaktaymış.” dedi. Bu sefer döndü. Kendince pişmanlıklarını sıralıyor. O normalde çünkü o pişmanlık o fena halini yaşayınca insan o güne kadar yaşamış olduğu ömrünü ömürden saymaz. Der ki, “Bugüne kadar yaşamamışım.

der ki, “Bugüne kadar heva heves içindeymişim.” Der ki, “Bugüne kadar ben kendimi düzgün Müslüman zannediyordum. Öyle değilmişim.” Veyahut da bir kimse düşünün, “O güne kadar bir mürşit de tanışmamış. O gerçekten mürşidi sevdi, oturdu. Onun eee hayatı değişti, ibadet lezzeti değişti, zikrullah lezzeti değişti. O manaya bakışı bakışı değişti. Hatta işte o güne kadar bir sürü laf duydu. Bu mürşitler şöyle, şeyhler böyle, tarikatlar böyle, şunlar şöyle, bunlar böyle.

Bir sürü dedikodu, gıybet, iftira, kulaktan doyma, sistem bir taraftan, insanlar bir taraftan ne bileyim işte arsızlar, hırsızlar, namussuzlar, şerefsizler, din düşmanları, İslam düşmanları, herkes bir şey söylüyordu ama o esnada o bir yola girdi. Bir baktı ki kalbinde değişik pırıltılar var. Artık onun zikrullahı başka bir tatta, onun namazı başka bir tatta dedi ki ya bugüne kadar ben hiçbir şey yaşamamışım. Bu o kimse dergaha yeni girdi daha bir şeyhle yeni tanıştı daha bütün hayatının rengi değişti veyahut da bir müddet böyle orada yaşarken hiç böyle bir manevi haller yoktu.

Bir çarptı manevi hal onu onu uyandırdı. dedi ki, “Ey ben kaç yıldır tarikatın içindeyim, dergahın içindeyim. Asıl hayat şimdiymiş. Ben bugüne kadar çelik çomak oynamışım. Ben bugüne kadar dergahın içerisinde yok ben baba dervişim, yok ben ana dervişim, yok ben eski dervişim, yok biz ne şeyhler gördük, yok bizim kaçıncı mürşidimiz bu. Ha öyle değilmiş. Onu bir an onu yaşayınca o zaman o kimse asıl hakikatin kapısını araladı. Hakikatin kapısını araladı. O zaman anladı.

O zaman o hali yaşayınca o güne kadar geçen ömrünü yele vermişim dedi. Bu tarikat hayatı da dahil buna. Bir kimse o hal ile hallenince, fena halini yaşayınca isterse üstadında yaşasın, üstadında fena hali yaşasa o güne kadar olan tarikat hayatını hayattan saymaz. Der ki, “Ben bugüne kadar çelik çomak oynamışım. Dervişmiş gibi davranmışım. Seviyormuş gibi görünmüşüm.” Bu öyle değilmişler. Üstatta fena olsa bir çıt üstü. Sonra üstat onu der ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e hazretlerine gözünü dikeceksin.

Fena halini yaşayınca insan, ve Önemi

Her halinde sünnet-i seniye tabi olacaksın. Her halinde, her adımında, her sözünde bu sefer o peygamber de fani olacak. O peygamber sallallahu aleyhi ve sellemde fani olunca bu ne demek? Bunun en başlangıcı baktığı yerde Hazreti Peygamberimizi görecek. Sallallahu aleyhi ve sellem’i. “Ben yanlış mı görüyorum diyecek. Bir daha bakacak başka yere. Orada da görüyor. Dağa bakacak. Komsle da Hazreti Peygamber efendimizin suretinde olacak. Ulu dağ üzerine geliyormuş gibi zannedecek.

Han diyecek ben karıştırıyor muyum acaba? Yukarı çıkacak güneşe. Güneşin rengi solacak. Güneş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin suretine bürünecek. Göğe bakacak. Gökte kocaman Hazreti Peygamber sureti. Bakın bunları kitaplarda okumanız mümkün değil. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde fena olanların yaşadığı haller bardağın içerisinde dahi onu görecek içemeyecek suyu. O zaman o kimse diyecek ki, “Bugüne kadar yaşadığım tarikat hayatı tarikat hayatı değilmiş.

Hatta öyle olur başlangıcı. Bir şeyhi olur, bir Hazreti Peygamber olur. Şeyhin mürşitliği o zaman belli olur. Geri kalan kumda oynasın. Bir an peygamber sallallahu aleyhi ve sellem olur. Bir an üstadı olur. Anlar ki o perdede Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri üstat olur noktası hiç bitmez. Dervişte fena fillahta da olur, beka billah’ta da olur. Üstat delildir. Manevi olarak üstat manevi delildir. O kimsenin o yaşadığı hallerinin şeytani olmadığına delildir.

O yüzden Geylani Hazretleri üstadı olmayanın, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır demiş. Hadisçiler bunu zayıf hadis demişler. İşte bu illa kabul etmezler ya bu tip şeyleri. Yani kabul etmeyecek onu. Hadisçiler bunu zayıf hadis olarak söylerler. Ben böyle zayıf kuvvetli de ayırmak istemem ama Geylani Hazretlerinin sözü de diyen olur. Fena halinde de aynı şeyi yaşar insan. O cemal noktasına yürürken fenada da aynı şeyi yaşar. üstadıdır delili.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf hakkında kaynaklara göz atabilirsiniz.