Elfâz-ı Küfür konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Elfâz-ı Küfür hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız.
İslâm nimetini bizlere bahşeden alemlerin rabbi olan Allah‘a (C.c.) hamd-ü senâlar olsun. Salât-ü selâm, yaratılmışların efendisi olan, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafâ‘ya (S.a.v.), O’nun değerli ailesine, Ehl-i Beytine ve örneğimiz olan Ashâb-ı Kirâm’ın (R.anhüm) üzerine olsun.
Elfâz-ı küfür tamlaması (ألفاظ الكفر), Hz. Peygamber’in (S.a.v.) Allah’tan (C.c.) getirdiği kesin olarak bilinen vahiyleri ve bunlardan zorunlu olarak çıkan dinî hükümleri (zarûrât-ı dîniyye) inkâr etme özelliği taşıyan bütün sözleri kapsamına alır. Kur’ân-ı Kerîm’de elfâz-ı küfür yerine «Kelimetü’l-Küfr/İnkâr Sözü» tabiri geçmektedir (et-Tevbe 9/74). Bu âyette, münafıkların küfür kelimesini telaffuz etmek suretiyle Müslüman iken kâfir oldukları ifade edilmiş ve küfür kelimesini söylemenin kişiyi imandan çıkarıp küfre soktuğu belirtilmiştir. [1]
Bilindiği gibi bu dünya bir imtihan mekânıdır. Bundan dolayı her Müslümanın kendisi ve ailesinin kurtuluşu için iyiyle kötüyü, hayır ile şerri ayırarak dinimizin hükümlerini öğrenmesi gereklidir. Oysa günümüz Müslümanlarının birçoğu, farz-ı ayn olan ilimlerden ve özellikle de bu ilimlerin en önemlilerinden olan «Elfâz-ı Küfür/Küfür Sözler»den habersiz yaşamaktadır. Bunları öğrenmek için hiçbir gayret sarfetmemektedirler!
Bu cehâlet ve bilgisizliğin verdiği cesaretle dilini küfür sözlerine bulaştırarak bir taraftan îmânını kaybediyor, diğer taraftan hanımıyla arasındaki nikâh bağı gidiyor. Eğer çocuğu doğarsa veled-i zina oluyor. Çünkü bu kimse irtidat etmiş (dinden çıkmış) oluyor. Çünkü îmân, ancak Mevlâ Teâlâ‘yı bildikten sonra onun peygamberler vâsıtasıyla bize bildirdiklerine inanmakla sahih/doğru olur. Eğer bunları bilmeden inanmak sahih olsaydı, “Allah’ın kızları ve oğulları vardır” diyenlerin îmânları da sahih olurdu.
Eh-i Sünnet İtikâdımıza Göre Başlıca Üç Şey İnsanı «KÂFİR» Eder:
1- İstihlâl: Yasak ve haram olan bir şeyi helâl ve mübah olmasını istemek veya haramın helâl, mübah olduğunu iddia etmektir. Mesela, “Bu zamanda faiz haram olmaz” diye inanmak.
2- İstihzâ: İslâm’ın farz, vâcip, sünnet, müstehap ve edeplerinden her hangi biriyle gizli veya âşikâr alay etmek, eğlenmek veya zevklenmektir. Mesela, sünnet üzere sakal bırakan kişiye “Keçisakallı” demek gibi.
3- İstihfâf: Dînî herhangi bi meseleyi hafife almak, önem vermemektir. Mesela kendisine “Cehenneme dayanılmaz, günah işleme” denilen kişinin; “Ne olacak ki! Biz de yananlarla beraber yanarız” demesi gibi.
İslâm fıkhında mürtedin durumu bellidir. Böyle bir kimsenin kestiği hayvanın etini yemek haramdır. Çünkü mundardır. Bu hâl üzere olan kimse söylediği küfür sözünden ve yaptığı kötü amellerinden dönüp, tevbe ettikten ve kelime-i şehâdet getirdikten sonra yeniden Müslüman olur. Nikâhı varsa karısının izniyle (ve iki şâhitle) tekrar yenilemesi gerektir.
Eğer hac farizasını yapmış ise, tekrar muktedir olunca yapması gerekir. Müslüman iken yapmış olduğu ibâdetler, küfür söz söylemekle cümlesi bâtıl (geçersiz) olup, mürtedlikten Müslümanlığa dönüşünden sonra daha önce Müslüman iken yapmadığı ibadetlerini de yeniden kaza etmesi gerekir. [2] Allah-ü Teâlâ: “Kim îmânını (inanılması gereken hükümlerden birini) inkâr ederse şüphesiz amelleri boşa gider. O, âhirette de kaybedenlerdendir!” (el-Mâide, 5; ez-Zümer, 5) buyurmaktadır.
Şunu da bilmemiz gerekir ki “İrtidadın sahih olması için baliğ (ergenlik çağında) olmak şart değildir.” [3]
Ancak şu var ki “Bunamış, vesveselenen veya aklına halel (akıl bozukluğu veya eksikliği) gelen kimsenin de irtidadı geçerli sayılmaz.” [4]
Îmânlı olmak kadar, îmânı muhâfaza etmek de önemlidir. Kişi, îmânını muhâfaza edebilmesi için küfre götüren söz, hâl ve hareketlerden sakınması lazımdır. Aksi hâlde kişi yapacağı bir fiil (iş, hareket veya söz) ile -Allah korusun- kâfir olabilir. Bu hâlden dönüp tevbe edip şehâdet getirmezse dünya ve âhireti perişan olur.
Öyleyse Müslümanlara düşen görev, önce küfre götüren sözlerin ve hareketlerinin neler olduğunu öğrenmek ve sonra ateşe atılmaktan kaçarcasına bunlardan uzak durmaktır.
Zira hadis-i şerifte: “Gerçek bir Müslümanın, ateşe atılmaktan kaçarcasına küfre düşmekten korkması” gerektiği bildirilmektedir. [5]
Bu yüzden nemelâzımcılığı bırakıp İslâm’ın hükümlerini başta ailemize, çevremize anlatalım. Gittiğimiz yerlerde bu hususta emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker/iyilikleri bildirme, kötülüklerden sakındırma vazifesini kendimize verilmiş şerefli bir görev bilerek yerine getirelim. Çünkü bunun yapılması farz-ı kifayedir. Ayrıca bu vesile ile hem diğer insanlara hem kendimize dünya ve âhiret saadeti sağlamış oluruz. Nitekim Rasûlullah (S.a.v.) şöyle buyurdular:
“Her kim iyiliği emreder, kötülükten nehyederse, o yeryüzünde Allah’ın halîfesidir, Kitâbı’nın halîfesidir, Rasûlü’nün de halîfesidir.” [6]
“Kendisinde peygamberler gibi amel eden on sekiz bin kişi bulunan bir memleketin halkına azap edildi.” Bunu duyan sahâbe: “Yâ Rasûlallah! Bu nasıl olur?” dediklerinde Efendimiz (S.a.v.): “Onlar, her ne kadar gece-gündüz ibadete devam ettilerse de, Allah için (Allah düşmanlarına) kızmazlardı. İyiliği emretmez, kötülükten nehyetmezlerdi (nemelazımcılık ederlerdi).” [7]
“Ümmetimden bir takım insanlar günahkârlara yağcılık ettiklerinden ve ellerinden geldiği hâlde onları yaptıkları kötülüklerden menetmediklerinden kıyamet günü, kabirlerinden Allah’ın huzuruna maymun ve domuz sûretlerinde haşredileceklerdir.” [8]
1- ÎMÂN ve İSLÂM’A TALLUK EDEN KÜFÜR SÖZLERİ
Küfrü gerektiren sözler çeşitli gruplarda toplanır. Bunların ilki, îmân ve İslâm ile ilgili küfür sözleridir. Şöyle ki:
● Bir kimse: “Ben, îmânımın sahih olup olmadığını bilmiyorum” dese; işte bu söz, büyük hatadır. Ancak, böyle demek, şüpheyi reddetmeyi irâde ediyorsa; bu hâl müstesnadır. Bir kimse, îmânında şüpheye düşüp: “İnşâAllah, ben Müslümanım.” derse; bu şahıs, kâfir olur. Ancak, bu sözünü te’vîl edip: “Ben, dünyadan, îmân ile çıkacağımı bilmiyorum” derse; bu durumda kâfir olmaz.
● “Kur’ân yaratılmıştır (mahlûktur)” diyen kimse, kâfirdir. «Zahîre»de de böyledir. Keza: “Îmân yaratılmıştır” diyen kimse de kâfirdir.
● “Îmân ve küfür birdir” diye itikâd eden kimse, kâfirdir. «Zahîre»de de böyledir.
● Kendisinin kâfir olmasına râzı olan kimse; muhakkak kâfir olur. Başkasının kâfir olmasına râzı olan kimsenin
durumu hakkında, âlimler ihtilâf etmişlerdir. «et-Tahyir fî Kelimâti’l-Küfr» kitabında: “Bir kimse, eğer başkasının küfrüne rıza gösterirse; uzun süre azap görür; ancak, kâfir olmaz” denilmiştir. Kendi küfrüne râzı olarak, Allah-ü Teâlâ hakkında, lâyık olmayan bir söz söyleyen kimse, kâfir olur. Fetvâ buna göredir. «Tatarhâniyye»de de böyledir.
● “Ben, İslâmın sıfatı nedir; bilmiyorum” diyen kimse, kâfir olur. Şemsü’l-Eimme Halvânî, bu mes’elede mübâlağa ederek, şöyle buyurmuştur: “Bu adamın, dîni yoktur. Namazı, orucu, ibâdeti, namazı da yoktur. Çocukları da, veled-i zinâdır.” «Câmi’» isimli kitapta, şöyle denilmiştir: “Bir Müslüman, anası-babası Hristiyan olan küçük bir Hristiyan kızı nikâhlarsa; o da, büyüdüğü hâlde, dinlerden birini akletmese ve aklı noksan olmadığı hâlde, onu vasıflayamasa (ta’rif edemese), kocasından, dînini öğrenir.”
İmâm Muhammed‘in (R.a.), “Dinlerden birini akletmese” sözünün mânâsı: “Onu, kalbi ile tanımasa” demektir. “Onu vasıflayamasa” sözünün mânâsı ise: “Dili ile, onu anlatamasa” demektir. Keza, küçük, Müslüman ve akıllı bir kız, bulûğa erişince -akılsız olmadığı halde- İslâmı bilmese ve vasıflayamasa, bu durumda o kız, kocasından talâk-ı bâin île boş olur.
● «Fetâvâ-yi Nesefî»de, şöyle denilmiştir: Bir kadına: “Tevhîdi bilir misin?” diye sorulsa; o da: “Hayır” cevabını verse; şayet onun bu sözle muradı: “Çocukların mektepte ezberlediklerini bilmem” demekse; bu sözün, bir zararı olmaz. Ancak bu kadının o sözden maksadı gerçekten; “Allah-ü Teâlâ’nın birliğini bilmem” demekse; bu durumda, o mü’min değildir ve nikâhı sahih olmaz.
İmâm Ebû Hanîfe‘nin (Rh.a.) oğlu Hammâd şöyle buyurmuştur: “Ölen bir kimse; bir yaratıcının olduğunu; Allahın bu dünyasından başka bir dünyanın olduğunu; zulmün haram olduğunu bilmezse; o şahıs mü’min olmaz.” «Muhît»te de böyledir.
● Günâh işleyen bir kimse: “İslâmî işleri açıktan yapmak lazımdır” dese; kâfir olur.
● Bir kimse, diğerine: “Ben Müslümanım” deyince; o şahıs: “Allah, sana da, islâmiyetine de, lânet etsin” dese; kâfir olur. «Hulâsa»da da böyledir.
● Müslüman olmuş bulunan bir Hristiyan, babası ölünce: “Ne olurdu, şimdiye kadar Müslüman olmasaydım da, babamın malını alsaydım” dese; kâfir olur. «Fusûlü’l-İmâdiyye»de de böyledir.
● Bir Hristiyan, bir Müslümana gelerek: “Bana İslâmı arz et. Ben, senin yanında Müslüman olacağım” deyince; o Müslüman: “Filân âlimin yanına git; o sana, İslâmı arz eylesin. Ve onun yanında Müslüman ol” dese; bu mes’elede, âlimler görüş ayrılığına düştüler. Ebû Ca’fer: “Bu kimse kâfir olmaz” demiştir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir.
● Bir kimse, Müslüman olan bir kâfire: “Dîninden ne zarar gördün” derse; kâfir olur. «Hulâsa»da da böyledir. [9]
2- ALLAH’IN ZÂTI ve SIFATLARI ile İLGİLİ KÜFÜR SÖZLERİ
● Allah-ü Teâlâ’yı, lâyık olmayan bir sıfatla vasıflamak, küfürdür. Allah’ın isimlerinden birisi ile alay eden kimse, kâfir olur. Allah’ın emirlerinden biri ile alay eden kimse, kâfir olur.
● Allah-ü Teâlâ’nın va’d ve va’îdini inkâr eden kimse, kâfir olur. Allah’a ortak koşan veya “O’nun çocuğu var” diyen veya “Onun karısı var” diyen; veya Allah’a cehl/câhillik isnâd eden; veya Allah’a acz/acizlik isnâd eden; veya Allah’a noksanlık isnâd eden kimseler, bu gibi sözleri söylemekle kâfir olurlar.
● “Allah-ü Teâlâ’nın, kendisi hikmet olmayan bir işi yapması câiz olur” veya “Allah, küfre râzı olur” diye itikâd eden kimse kâfir olur. «el-Bahrü’r-Râik»‘te de böyledir.
● Bir kimse “Allah-ü Teâlâ, şöyle emretmiş olsaydı; yapmazdım” dediği zaman, kâfir olur. «Kâfî»de de böyledir.
● «Tahyir» İsimli kitapta şöyle denilmiştir: “Kur’ânda bulunan el ve yüz kelimeleri, Allah-ü Teâlâ için uzuv değildir. Bunları, Farsça olarak, Allah-ü Teâlâ’ya ıtlâk etmek câiz olur mu?” Bazı âlimler: “Söyleyen, âzâ olarak itikâd etmezse, ıtlâkı câiz olur” demişler; âlimlerin ekserisi ise: “Câiz olmaz” demişlerdir. İtimad da, bu kavil üzerinedir. «Tatarhâniyye»de de böyledir.
● Bir kimse: “Filân adam, benim gözümde; Allah’ın gözünde olan, yahudi gibidir” dese; kâfir olur. Âlimlerin cumhuru, bunun üzerinedirler. Ancak, “O sözü ile, o şahsın işinin çirkinliğini kastediyorsa, kâfir olmaz” denilmiştir. «Fusûlü’l-İmâdiyye»de de böyledir.
● Bir kimse, ölen bir şahıs için: “Allah’a lazımmış” dese; kâfir olur. «Hulâsa»da da böyledir. Bir kimse: “Bu iş, Allah için vuku’ buldu.” demiş olsa; kâfir olmaz. Fakat bu söz, şen’î (=çok çirkin) bir sözdür. «Hizânetü’l-Müftîn»de de böyledir.
● Bir kimse, hasmına: “Seninle olan işimi, Allah’ın hükmü ile yaparım” der; o da: “Ben, Allah’ın hükmünü bilmem” veya “Burada, Allah’ın hükmü geçmez” yahut: “Burası, hüküm yeri değildir” veyahut da: “Burada hükmetmek, doğru olmaz” yahut: “Burada ifrit hükmeder” demiş olsa; bunların hepsi de, küfür olur.
● Hâkim Abdurrahman‘dan:
— “Ben işimi resmî yaparım; hükümle değil” diyen kimse, kâfir olur mu? diye soruldu. O, şu cevâbı verdi:
— “Şayet maksadı, halkın fesadını istemek; şer’î şerîfi terk ve resmiyete uymaktaki maksadı, hükmü reddetmek değilse; kâfir olmaz.” «Muhît»te de böyledir.
● Elbisesini bir yere koyan bir şahıs: “Onu, Allaha teslim ettim” deyince; başka bir şahıs da bu şahsa: “Hırsız çalarsa, men etmeyene teslim ettin” dese; Şeyhü’l-İmâm Ebû Bekir Muhammed bin Fadl:
—“Böyle diyen kâfir olmaz” demiştir.
● Bir kimse: “Biz yalan söylüyorsak, Mevlâ da yalan söylüyor” dese; kâfir olmaz.
● Bir kimse öfkeli iken, karısına: “Seni, öyle kahpe doğurmuş ki! Öyle muhannes (= kötü adam) ekmiş; öyle Mevlâ ki yaratmış” dese; bazı âlimler: “Bu söz, küfür olur” demişlerdir. Ebû Nasr ed-Debbûsî‘den “Buna ne dersin?” diye sorulmuş; O, günlerce düşünmüş ve cevap vermemiştir. “Bu zahiren küfür olur” denilmiştir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir.
● Bir kimse, hasta olmayan bir adama: “Bu, Allanın unuttuğudur” veya “Bu unutulanlardandır” derse; bu söz, bazılarına göre küfürdür. Essâh olan da budur.
● Bir kimse, başka bir kimseye: “Allah susturamıyor senin dilini; ben, nasıl susturayım” derse; kâfir olur.
● Bir kimse, karısına: “Sen, bana Allah’tan daha sevgilisin” dese; kâfir olur. «Hulâsa»da da böyledir.
● Bir kimse, başkasından bahsederken: “Ona, çirkin kaza geldi” dese; bu söz büyük hatâdır. «Muhît»te de böyledir.
● Bir kimse, başka bir şahsa: “Allah (Azze ve Celle), sana nimet verdi. Sen de Allah’ın sana ihsân eylediği gibi, ihsân eyle” demiş olsa; veya “Git Allah’la savaş, niçin sana vermiyor?” dese; essâh olan, bu sözü söyleyen kâfir olmaz. «Hizânetü’l-Müftîn»de de böyledir.
● Aralarında husûmet bulunan iki kişiden biri, diğerine: “Merdiven kur; göğe çık ve Allah’la savaş” dese; âlimlerin çoğu: “Bu, küfür olmaz” demişlerdir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir. «el-Câmiu’l-Esğar» sahibi: “Bize göre, sahih olan budur” demiştir. «el-Fetâva’l-Hâniyye»de de: “Fetva da, buna göredir” denilmiştir. «Tatarhâniyye»de de böyledir.
● Bir kimse, başka bir kimseye: “Semâda ol ve Allah’la birlikte savaş” dese; bazıları: “Bu söz, küfür olur” demişlerdir. Şeyhü’l-İmâm Ebû Bekir Muhammed bin Fadl da, bu kavle meyletmiştir. Şeyhü’I-İmâm: “En uygun olan, bu şahsın, nikâhını yenilemesidir” demiştir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir.
● Allah-ü Teâlâ için, mekân iddia eden kimse kâfir olur. “Allah’ın olmadığı, boş bir yer yoktur” diyen kimse, kâfir olur. “Allah-ü Teâlâ, gökte” diyen kimse; bununla, açık haberlerde gelen hikâyeyi kastediyorsa kâfir olmaz. Fakat bu sözü ile mekân kastediyorsa; o zaman kafir olur. Bu şahsın, bir niyeti yoksa; âlimlerin ekserisine göre, kâfir olur. Essâh olan da budur. Fetva da buna göredir.
● “Allah-ü Teâlâ, insaf için oturuyor” diyen kimse, kâfir olur. Allah-ü Teâlâ’yı, “Yukarıda” veya “Aşağıda” diye vasıflandıran kimse, kâfir olur. «el-Bahrü’r-Râik»‘te de böyledir.
● Bir kimse: “Benim, gökte ilâhım; yerde filanım var” dese; kâfir olur. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir.
● Bir kimse: “Allah, semâdan bakıyor” veya “Görüyor” yahut, “…arştan, bakıp görüyor” demiş olsa; bu söz, çoğunluğa göre, küfürdür. Ancak, Arapça olarak “Ittıla ediyor” derse; bu küfür olmaz.
Ittıla: sözlük anlamı olarak öğrenme, bilgilenme, malumatı bulunma ya da vukuf, haberdarlık ve bilme anlamlarına gelmektedir.
● Bir kimse: “Allah, arşın üzerinden biliyor” demiş olsa; bu küfür değildir. Fakat; bir kimse: “Allah, arşın altından bilir” demiş olsa; işte bu söz, küfürdür.
● Bir kimse: “Ben, Allah-ü Teâlâ’yı cennette görürüm” dese; bu söz küfürdür. Fakat “Cennetten görürüm” derse; bu söz, küfür olmaz. «Muhît»te de böyledir.
● Ebû’l-Hafs: “Kim, Allah’a zulm isnâd ederse; muhakkak kâfir olur” demiştir. «Fusûlü’l-İmâdiyye»de de böyledir.
● Bir kimse: “Yâ Rabbî! Bu zulmü kabul eyleme” derse; bazı âlimler: “Bu kimse, kâfir olur” demişlerse de; essâh olan kavle göre, bu kimse kâfir olmaz.
● Bir kimse, başka bir kimseye: “Şayet, Allah (Azze ve Celle) kıyâmet günü, sana insaf etmiş olsa; ben de insaf ederim” derse; kâfir olur. Fakat, burada “Lev” kelimesinin yerinde “İzâ” kelimesi olsaydı; bu şahıs, kâfir olmazdı. «Zahîre»de de böyledir.
● Bir kimse, başka bir kimseye: “Eğer, Allah-ü Teâlâ kıyâmet gününde hak ve adâletle hükmederse; hakkımı senden alırım” dese; bu söz, küfür olur. «Muhît»te de böyledir.
● “Burası, ilâhın ve peygamberin olmadığı yerdir” denilir ve bu sözle: “Bu yerde, Allah’ın ve peygamberinin emri yapılmıyor” mânâsı murâd edilirse; küfür olmaz. Bu şahsa: “Burada, zâhidler ve itaat edenler var” denildiği halde; o şahıs: “Burada, Allah’ın ve peygamberin emri yapılıyorsa; ben, onun din olduğunu inkâr ediyorum” derse; bu durumda, kâfir olur. «Yetîme»de de böyledir.
● Bir kimse, bir zâlim zulmederken: “Yâ Rabbî! Bundan bu zulmü kabul eyleme. Eğer sen kabul edersen; ben onu kabul etmem” derse; bu söz, küfür olur. Bu şahıs sanki: “Sen râzı olursan; ben râzı olmam” demiş gibi oluyor. «Hulâsa»da da böyledir.
● Bir kimse: “Yâ Allah! Rızkımı genişlet. Ya ticaretimi artır veya bana zulmetmiş olursun” demiş olsa; Ebû Nasr ed-Debbûsî: “Bu kimse, kâfir-i billâh olur” demiştir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir.
● Bir kimse, diğer bir kimseye: “Yalan söyleme!” deyince, o: “Yalansız iş mi var” dese, o anda kâfir olur.
● Kendisine: “Allah’ın rızâsını iste” denilen şahıs: “Bana lâzım değildir” dese; veya: “Allah, beni cennetine girdirse; ona mâni olurum” dese; veya o şahsa: “Günâh işleme! Allah seni cehenneme sokar” denilince; o da: “Ben cehennemden korkmam” dese; veya: “Çok yeme! Gerçekten, çok yiyeni Allah sevmez” denilince; o şahıs: “Ben yerim; ister beni sevsin, dost etsin; isterse sevmesin, düşman etsin” dese; kâfir olur.
● Bir kimse diğer bir kimseye: “Günâh işleme! Gerçekten Allah’ın azabı çoktur” dese ve o: “Ben, o azabı bir tek elimle kaldırırım” cevabım verse; kâfir olur. Bir kimseye: “Babana-anana eziyet etme” denilince; o: “Onların, benim üzerimde hakları yoktur” cevabım verse; kâfir olmaz; fakat, günahkâr olur.
● Bir kimse şeytana: “Ey İblis! İşimi güzelleştir. Çünkü ben, sen ne emrettiysen onu yaparım; anamın, babamın emrettiğini yapmam.” demiş olsa; kâfir olur. «Tahyir»de de böyledir.
● Bir kimse: “Eğer sen, âlemlerin ilâhı’da olsan; senden hakkımı alırım” dese; kâfir olur. «Hulâsa»da da böyledir.
● Bir kimse, yalan söylese; onu duyan başka bir şahıs da: “Allah yalanını hak kılsın” veya: “Allah bu yalanını bereketli kılsın” dese; bazıları: “Bu söz, küfre yakındır” demişlerdir. «Misbâhu’d-Dîn»de: “Bir kimse, yalan söyler; bir başkası da: ‘Allah, yalanını, bereketli eylesin’ derse; kâfir olur.” denilmiştir.
● Necmü’d-Dîn‘den:
— Bir kimseye, “Filân adam, seninle, doğru yürümüyor” denilince; o şahıs: “Allah-ü Teâlâ onunla beraber doğru yürümüyor” demiş olsa; kâfir olur mu? diye sorulmuş. O, şu cevabı vermiş:
— Evet (kâfir olur)
● «Tahyir»de şöyle zikredilmiştir: Sadru’l-İslâm Cemâlü’d-Dîn‘den sordum:
— “Allah, altını seviyor da bana vermiyor” diyen kimsenin hâli nedir?
O, şu cevabı verdi:
— Eğer bu sözü ile Allah’a cimrilik izâfe ediyorsa; kâfir olur. Fakat, bu şahıs yalnız; “Altını seviyor” demekle kâfir olmaz. «Tatarhâniyye»de de böyledir.
● Bir kimse; diğer bir şahsa: “Allah dilerse; şu işi yaparsın” der; diğeri de: “Allah dilemese de yaparım” karşılığını verirse, kâfir olur. «Tatarhâniyye»de de böyledir.
● Bir mazlum: “Bu, Allah’ın takdiri” der; zâlim de: “Ben, Allahu Teâlâ’nın takdiri olmadan da yaparım” karşılığını verirse; kâfir olur. «Fusûlü’l-İmâdiyye»de de böyledir.
● Bir kimse: “Ey Allah’ım! Rahmetini bana karşı cimrilik yapma” demiş olsa; bu söz küfür olan sözlerdendir. «Sirâciyye»de de böyledir.
● Karı-koca arasında, münâkaşa uzar ve koca, karısına: “Allah’tan havfet ve ondan kork” deyince; kadın buna cevaben: “Ondan korkmuyorum” derse; Şeyhü’l-İmâm Ebû Bekir Muhammed bin Fadl şöyle demiştir: “Eğer kocası o kadını, açık bir günâha karşı, ıtâb ederek, Allah’tan kork dedi ve o, bu şekilde cevap verdiyse; bu kadın irtidat etmiş ve kocasından, bâin talâkla boş olmuş olur. Ancak onu, bir iş hakkında ıtab eyledi ise, bu durumda kadın, kâfir olmaz. Kadın, bu cevabı ile istihfaf (= hafife alma; ehemmiyet vermeme) gibi bir şeyi kastetmişse; kocasından boş olur.”
● Bir kimse, diğer bir kimseyi dövmek ister; o da: “Sen Allah’tan korkmaz mısın?” der ve dövmek isteyen kimse: “Hayır” cevâbını verirse; İmâm Muhammed (rh.a.)‘den gelen bir rivâyete göre, kâfir olmaz. Çünkü bu şahıs, burada “Takva ile iş yapmam” demiş olur.
● Günah işleyen birini gören bir kimse, ona: “Sen Allah’tan korkmaz mısın?” der; o da: “Hayır” cevabını verirse; kâfir olur. Çünkü bu şahsın sözünün te’vili mümkün değildir. Bir kimseye: “Allah’tan korkmaz mısın?” denilse de, o da öfke hâlinde böyle cevap verse; kâfir olmaz. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir.
● Bir kimse: “Kötülüğe devam ettiğimiz müddetçe, Allah da kötülük edicidir. Biz, iyilik ettikçe Allah da iyilik edicidir” demiş olsa; kâfir olur. «Hulâsa»da da böyledir.
● «İtâbiyye»de şöyle denilmiştir: Bir kimse: “Allah’ın hükmü veya Peygamberin şeriatı bana hayranlık vermiyor” demiş olsa; kâfir olur.
Bu, şunun gibidir: Bir kimseye: “Allahu Teâlâ, dört kadını helâl kıldı” denildiğinde o da: “Ben bu hükme hayranlık duymuyorum” dese; kâfir olur. «Tatarhâniyye»de de böyledir.
● Bir kadın, oğluna: “Niçin böyle yaptın?!” der; oğlu: “Vallahi, ben yapmadım” deyince, kadında öfkeli bir halde: “Sen de sus; vallahin de sussun” derse; âlimler bu kadının kâfir olup olmayacağı konusunda ihtilafa düştüler. «Muhît»te de böyledir.
● Bir kimse: “Allah bâki kalır; bir şey bâki kalmaz” derse, kâfir olur. «Zahîre»de de böyledir.
● “Allah benim hakkımda bütün hayırları yaptı; hâlbuki ben şer yaptım” demiş olsa; muhakkak kâfir olur. «Muhît»te de böyledir.
Bir kimseye: “Bir kadına karşı, gücün yetmedi. denilince; o: “Allanın bile* ona gücü yetmedi. Benim gücüm nasıl yetsin.” dese; kâfir olur. Gıyâsiyye’de de böyledir.
Bir kimse, diğerine: “Onu, Allah’tan ve senden bilirim.” veya “Onu, Allahtan ve senden isterim.” demiş olsa; bu, çirkin bir sözdür. Fakat: “Onu, Allah’tan; seni de sebep bilirim.” demiş olsa; bu güzeldir. Hizânetü’I-Müftîn’de de böyledir.
Bir kimse, hasmından yemin talep edince, o: “Ben, Allaha yemin ederim.” der; yemin talep eden de: “Ben, Allah ile yaptığın yemini istemem. Bana, talâkla yemin et.” veya “…Köle azâd etmek üzere, yemin et.” derse; bu durumda, o şahıs, bazı âlimlerimize göre, kâfir olur. Çoğunluğa göre. ise, kâfir olmaz. Nasırı’nin Tecnîsi’nde de böyledir.
Bir kimse, diğerine: “Senin yeminin, eşeğin yellenmesine benziyor.” dese; muhakkak kâfir olur.
Bir kimse, başkasına: “Allah biliyor; ben, dâima, duamda seni. anıyorum.” derse; bu sözün, küfür olup olmadığı hususunda, ihtilaf edilmiştir.
Bir kimse, şaka tarzında: “Ben, Hudayım” dese; kâfir olur. Tatarhâniyye’de de böyledir.
Bir kimse, karısına: “Komşu hakkı gözetmiyor musun?” dese; karışı ise: “Hayır” cevabını verse;
Elfâz-ı Küfür Hakkında
Keza, koca: “Koca hakkı gözetmiyor musun?” deyince; karısı: “Hayır” dese;
Yine, koca: “Allah hakkı gözetmiyor musun?” deyince; karısı: * ‘Hayır.” cevabını verse;
bu durumda, bu kadın, kafir olur.
Bir kimse, hasta olduğu ve geçim darlığı çektiği zaman: “Allahın, beni, niçin yarattığını bilseydim ne olurdu? Dünya tatlılarından, benim için bir şey olmadı.” demiş olsa; kâfir olmaz; denilmiştir. Ancak, bu söz, büyük bir hatadır.
Bir kimse, başkasına: “Gerçekten, Allahu Teâlâ, senin kötülüklerin sebebiyle, sana, azâb eyler.” der; diğeri de: “Senin söylediğini yapmaya, Allahı, nasb mı eyledin.” (= vazifelendirdin mi?) derse; kâfir olur. Muhiyt’te de böyledir.
Tahyîr’de şöyle zikredilmiştir:
Bir kimse: “Allahın, cehennem yapmadan başkasına gücü yetmez.” dese; muhakkak kâfir olur.
Keza, çirkin bir hayvan gören şahıs: “Allahın başka işi yokmuydu? Şunu yaratana kadar…” dese, kâfir olur.
Bir fakir, fakirliğinin şiddetinden dolayı: “Filan kul, şu kadar nimete sahip; ben de, kulum; şu kadar zahmet içindeyim. Böyle adalet olur mu?” dese; kâfir olur.
Bir kimse, diğerine: “Allahtan kork,” deyince; o: “Allah nerde?” karşılığını verse; kâfir olur.
Keza, bir kimse:
“Peygamber-, kabrinde yoktur.” veya; “Allahın ilmi, kadim değildir.” yahut; “Allah, olmayanı bilmez.” dese, kâfir olur. Tatarhâniyye’de de böyledir.
Bir kimse, ismi Abdullah olan şahsın, isminin sonuna kaf harfi getirerek Abdullah yerine Abdullak derse; veya, Halik ismini, bilerek ism-i tasğîr (= küçültme ismi) yapıp, Hâlık yerine Huleyk derse; kâfir olur. Bahru’r-Râik’ta da böyledir.
Elfâz-ı Küfür Sohbeti
Bir kimse, diğerine: “Allah, senin kalbine rahmet eyliyor; benim kalbime, rahmet eylemiyor.” der ve bununla, kalbinin rahmetten müstağnî olduğunu kasdetmiş olursa; kâfir olur.
Fakat, bu sözü ile “Allahın sabit kılması ilejkalbim sabittir ;|har e ket etmiyor.” demeyi kasdetmişse; bu durumda kâfir olmaz.
Sabi çocuk ağlayıp, namaz kılmakta olan babasını istese; başka bir şahıs da, o çocuğa: “Sus, ağlama; baban, Allah için çalışıyor.” dese; bu söz küfür olmaz. Çünkü, bunun mânası, “Allah’a hizmet ediyor.” demektir. Muhıyt’te de böyledir.
Kör olan birisini veya bir hastayı gören şahıs; ona: “Allah, seni de görüyor; beni de görüyor; seni böyle yaratmış, benim günâhım ne?” dese; sahih olan, bu sözün, küfür olmadığıdır. Hulâsa’da da böyledir.
Bir kimse, diğerine: “Allah ve ayağın tozu hakkı için…” dese; kâfir olur.
Bu kimsenin: “Allah ve ömrün…”; •”Allah ve başın…”, “…hakkı için.” demesi halinde de âlimler, ihtilaf etmişlerdir. Zehıyre’de de böyledir.
2- ÎMÂN ve İSLÂM’A TALLUK EDEN KÜFÜR SÖZLERİ
Küfrü
ieieiei
ieiei
uieiueuieu
eieie
KAYNAKÇA/DİPNOTLAR
[1] Ahmet Saim Kılavuz, İslâm Ansiklopedisi, 11/26-27.
[2] İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 9/71.
[3] Şeyh Nizam ve Cemeat-u min Ulemâ-i Hindi’l-Â’lem, el-Fetâva el-Hindiyye fi Mezhebi’l-İmâmi’l-A’zâm Ebî Hanîfe, 4/301.
[4] Şeyh Nizam ve Cemeat-u min Ulemâ-i Hindi’l-Â’lem, el-Fetâva el-Hindiyye fi Mezhebi’l-İmâmi’l-A’zâm Ebî Hanîfe, 4/302.
[5] Buhârî, Îmân, 9/14;
İkrah, 1; Edep, 42.
[6] Deylemî, Firdevs, No: 5834.
[7] Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 2/74.
[8] Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 2/74.
[9] Şeyh Nizam ve Cemeat-u min Ulemâ-i Hindi’l-Â’lem, el-Fetâva el-Hindiyye fi Mezhebi’l-İmâmi’l-A’zâm Ebî Hanîfe, 4/310-312.
İlgili Sohbetler
- KÜFÜR SİSTEMİNDE OY KULLANMAK ve GÖREV ALMAK CÂİZ MİDİR?
- “Kendinize Acıyın! Sizin Rabbiniz Sağır yahut Gâib değildir” Hadisinin İzâhı!
- ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [3]
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Elfâz-ı Küfür konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Elfâz-ı Küfür sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.