İlim

Dünyaya kananların kapısı kalabalık, Kur’an ve sünnete yapışanların kapısı sessi

Oysa Buhari’de geçiyor hadis-i şerif. Cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmıştır. Cehennem ise şehvetlerle kuşatılmıştır. Demek ki cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmış. Cehennem de o zaman nefse tatlı gelen şeylerle kuşatılmış. Mesela bu ben bu beyitleri biraz kendimize de yordum. Eee, bizim kapımıza dünya menfaati umanlar, ne bileyim bir böyle makam mevki umanlar gelmezler. Bizde böyle şeyler yok. Çünkü normalde bizde mal yok, bizde şöhret yok, bizde şataat yok, bizde şatafat yok, bizde böyle hulüfe dağıtılır gibi makam yok.

O yüzden bizim kapılar öyle eee dolmaz taşmaz ama normalde eee bunların kol gezdiği yerler paralar, pullar, makamlar dolaşıyorsa ortalıkta evet oraları biraz daha böyle şatafatı şataatı yerindedir, gösterişi yerindedir. Böyle onların dergahları, makamları, mevkileri güzeldir. Böyle hoştur. Hani var ya hadis-i şerif. Ahir zamanda camiler süslü olacak ama içi boş olacak. Yani bu da onun gibi bir şey. O tekkeler, dergahlar böyle süslü. Tenileri para vermiyorlar ya.

Öyle olunca dağıt dağıtabildiğin kadar şeyh onun parasını ödese canı yanar. Onun dağıttıramaz onu. Ama şeyh ödemiyor ya nasıl olsa. O yüzden taşa, toprağa, süse ödüyorlar boyunu. Rabbim muhafaza eylesin. >> Oysa İslam hadis-i şerif öyle diyor. Müslim’de geçiyor. Garip başladı. yine garip olarak dönecektir. Ne mutlu o gariplere. O garip dergahlar, garip mürşitler, garip dervişler ne mutlu onlara. Garip cemaatler öyle parası, pulu yok, makamı mevkisi yok.

Devlet kademesinde bir amcası yok. Öyle ya işte geçenlerde bir yerde sohbet oldu. Dedi ki vakfı neden aldılar elinizden biliyor musunuz? Biliyorum dedim. Biz dedim birilerinin boyunu eğmedik. Birilerini de dedim sarayda elemanları var, adamları var. Bizden aldılar onları verdiler. Doğru dedim. Belli sarayda adamları var. Sarayda adamları olunca aldılar, verdiler, sattılar. Makamları var çünkü. Bizde makam yok, mevki yok. Devlet kademesinde, bürokraside bir kimsemiz yok.

Dünyaya kananların kapısı kalabalık, Hakkında

Bizim bu dille zaten kimse yanaşmaz bize. Öyle demiş. Böyle üstadınızda o dil olduğu müddetçe demiş siz daha çok çekersiniz demiş. E dedim çekeriz ne yapalım dedim. Yani Mars çekilecek çilemiz çekeriz. Doğruyu, hakkı, hakikati görüp bilip de susacak değiliz bu saatten sonra. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> O yüzden eee e bir eee mesleğin hakikatine eren, sufilin hakikatine eren normalde eee bilhassa dervişlik yolunda o çilesiz bir dervişlik yoktur.

Sıkıntısız bir dervişlik yoktur. Eğer bir kimsenin o dervişlik yolunda bir çilesi, bir sıkıntısı olmuyorsa, kendince bir zorluğu olmuyorsa, e o yolda sıkıntı vardır. Asıl Allah muhafaza eylesin. Ama dışarıdan hor hakir görünen, dışarıdan fakir, dışarıdan işte böyle arkaları olmayan hani siyasi bürokratik bir desteği olmayan o tip dergahlar, o tip topluluklarda maneviyat vardır. İşin hakikati vardır. Rabbim bizleri onlardan eylesin. >> Amin. O yüzden biraz böyle eee hakikate ermemiş eee dünyanın saltanatına, şatafatına kananların kapıları biraz kalabalık olur.

Ama Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışanların kapıları çok kalabalık olmaz. Onların böyle kapılarında çok bekleyen olmaz. Çok böyle eee gösteriş yok. Şatafat yok, şatat yok. O şey efendi giderken 20 kişi birden yanında koşmuyor. Bizim şey eee Çanakkaleli bizim Yusuf hoca Çanakkale’de bana soruyor. Diyor ki bir işin olduğunda yalnız mı gidip geler gelirsin diyor. Bana tuhaf geldi böyle. Yusuf Hoca kimde olacak benim yanımda dedim. Evet çarşıda bir işim olunca kendim gidip geliyorum dedim.

Ondan sonra bazen dedim hani böyle yorgun olurum, argın olurum bir şey olur dedim. Bizim Hacı Erkan’ın yanında Onur var dedim. Onur’a söylüyorum dedim. Onur şunu alıver bana, şunu yapıver bana. Onu da Hacı Erkan açık çek verdi dedim. Ne zaman bir işin olursa Onur söyleyebilirsin diye dedim. Öbür türlü gider kendim hallederim, kendim yaparım dedim. Gene sordu. Yalnız mı gidiyorsun dedi. Yalnız gidiyorum dedim. Neyle gideceğim dedim. Yani onun tuhafına gidiyor şimdi.

Dünyaya kananların kapısı kalabalık, ve Önemi

Hani ben çarşıya çıkınca yani yanımda 34 kişi avane yürüyecek filan. Ondan sonra dedim yok öyle bir şey. Ben bütün işimi yalnız yaparım dedim. Sohbete gideceğim yalnız giderim. Yalnız gitmeyi tercih ederim dedim. Herkes hani beraber gidelim diye düşünür. Ben dedim götürmek istemem. Kazası var, belası var, her şeyi var dedim yolda. O yüzden birini sürüklemek istemem ben dedim. Kendim gider gelirim. Ben bu konuda dedim kimsenin de dedim hani sorumluluğunu üzerime almak istemem.

Tabii ona tuhaf geldi. Ondan sonra bir de diyor hani işte size yemek yidiremiyoruz, bir şey yapamıyoruz. Dedim bak burada dedim net söylüyorum. Ben dedim hiçbir yerde yemek yemek istemiyorum. Ben hiçbir yerde konaklamak istemiyorum. Şimdi de net söylüyorum. Ben sohbete gittiğim yerlerde yemekti, içmekti, dinlenmeydi. Bunları yaşamak Kardeşler, arkadaşlar, dervişler davet ediyorlar, söylüyorlar. Bazen işte hani eee kırılmalarından korkuyorum, incinmelerinden korkuyorum.

Bilhassa yeni olan yerler böyle bu konuda incinirler, kırılırlar diye düşünüyorum. Bazen hani böyle işte kaçamak yapıyorum öyle ama ben istemiyorum. Açık ve net bu konuda ben kendime bir hizmet de istemiyorum. Ben o konuda hani kendi çizgimin bu konuda kendi eee diş durumun kendim tarafından çiğnenmesini de istemiyorum.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf hakkında kaynaklara göz atabilirsiniz.