1. Bölüm
Ben bir iş yerine çalışıyorum. Sıra 14.99 olan 1 liraya 15 TL 1 kuruş liraya girmiş alıyorum. Normalde farklıktan geçirince 14.99 liraya geçirmiyor mu? Bu soruyu sorar mı? Efendim emanet bir soru o. 1 kuruşu sanırım 1 kuruş 1 kuruş kendinde birikiyormuş. Bu normalde karşı 14.99 liraya 15 TL alırsa 1 kuruş hakkında girmiş alıyor. Ama normalde 14.99 liraya 15 TL alırsa normalde 15 TL alırsa 1 kuruş yok. Farkot sistemi 14.99 liraya girip 1 kuruş kenarda kalıyor. Biriköp 1 kuruş. 1 kuruş yok çünkü. Bu iş yerinin hakkı. Bu iş yeri kimsenin hakkına girmiş oluyor 1 kuruşluk. Orada çalışan elmanın orada bir sorumluluğu yok. Mesela zaten özellikle öyle yapıyorlar. Mesela insanlar bunu fark etmiyor. Mesela 14.95 diyor 5 kuruş yok.
Böylece 5 kuruş 5 kuruş 5 kuruş 5 kuruş işletmiyor. Aslında onu 15 liraya satıyor. geri dönülmeyecek bir parayı söylüyorsa o işletmiyor. Mesela bu bir kapitalist sistemin oyunu. Bütün şeylere bakın, oyunlara bakın marketlerde geri dönüşü mümkün olmayan kuruşlar var. Bu bir de ekonominin hangi noktada olduğunu gösterir. normalde bir ülkenin ekonomisi kuvvetliyse, parası kuvvetliyse 1 kuruşu vardır. 1 kuruş geriye iade eder. 2 kuruşu geriye iade eder. 3 kuruşu geriye iade eder. Ekonomi kuvvetli değilse kuruşlar orada iş yapmaz. Şimdi bir de iş yapan 25 kuruş. 10 kuruş bile iş yapmıyor burada şimdi. 10 kuruşu geri döndüreni görüyor musunuz? Çok zor. Bu bir ekonomide ayrı bir aldatılacak. O yüzden iş yeri o insanların hakkına girmiş oluyor.
Hakkına girince biz 1 kuruşla 1 kuruşun farklı olduğunu düşünüyoruz. İslam 1 kuruşla da 1 kuruşla ayrı görüyor. Hak, haklı. O yüzden hakka girmiş oluyor. İşlerinde biri biri kızdırdı. Ben içimden senin kitabına girdiğim soru, tövbe dediğimi dinden çıkarmıyor. Bir kimse kitabına demek ki dinden çıkmaz. Ama normalde daha ileri söylersin, dinden çıkar. Tecid-i iman lazım. Lisedeyken müdür yalancısının tabelasını çaldı. Bunun hakkını masalıyor. Kimi öder? Tabela ne tabelası? Müdür yalancısı yazan tabeladaki tabelayı çaldı. Devletin malını çaldı. Allâh’a yardım etsin. Namaz ve oruç araslarını Allâh’a nasıl üreteceksin? Aras anlıktır. Yok olur der mi? Allâh’ın emriyle ibadet insanı cevheri çıkarmak için duracak.
Bu cevher canlı, bu canlı nasıl duracak? Hazreti Pir, ibadet etmek açıda bütün şeriatın hükmü gereğince kulluk olarak görsün. Sufiler, ibadetlerin hepsini temel noktada birinci derecede kulluk olarak görüyor. İbadet kulluğun göstergesidir. İkincisi, ibadet Allâh’a yaklaşmada bir basamaktır. Allâh’a bizim yakın onu Hazreti Pir’e göre basamaktır. Üçüncüsü, o ibadet o kimsenin Allâh’a yakınlığın bir tadıdır, zevkidir, lezzetidir. O kimse artık ibadet ederken Allâh’a yakınlığın tabiri caizse tadını çıkarır. Kulun bana en yakın olduğu an sejda anıdır. O en yakın anın, anın, sejdanın doğduğunu tefekkür eder. En yakın anda olduğunu hisseder. Artık o tabiri caizse, klasik ibadet düşüncesinden, fikriyatından, tecelliyatından çıkmıştır.
2. Bölüm
O esnada bu biraz tabiri hoş görün, yakınlığın zevkini yaşar. Çünkü bu Allâh’a en yakın andadır, sejdanınla. Oruçla alakalı hadisi kutusu var ya, oruçlunun ağzının kokusu bana miskanber gibi gelir diye, o kimse sevgilisinin ağız kokusunun miskanber gibi gelmesini sevmeye başlar. Artık orucu sevmekten bir üstümüzdür o. Normalde oruç kulluktur, orucu sevmektir, harika. Onun bir üstü artık o sevgilinin onun ağzından kokusunu alınacağını tefekkür etmek. O yüzden bunların hepsi de aynı noktada da haldir, hal. Bunların hepsi de o esnada geçer. Siz bugün oruç tutmuşunuzdur, iftar ettiniz, bitti. Veya namaz vaktinde kıldınız, bitti, geçti. Yeni bir vakte niyet verdiniz, yeni bir vakte doğru koşuyorsunuz.
O yüzden normalde ibadetler dostluğun bu noktada göstergesi gibidir, yakınlığın göstergesi gibidir. Seven sevdiğinden değer görmek istemesi hakkındır. Görüyorsa bu sevgilinin bir karşılığındır. Seven kimse sevdiğinden değer görmeyi düşünüyorsa onun sevgilisinin karşılığını kendince kendi dairesinde değer görmek olarak algılanır. Seven değer görmeyi düşünmeden seven sever. Toplum içerisinde normalde insanların birbirlerine bakış açısı budur. Genel olarak bakış açıları seven kimsede otomatikman sevdiğinden muhakkak bir şeydir. Bizde bu daha ileridir. Ben bazen böyle mizansen yapıyorum ya. ben filancayım, ben seni seviyorum buraya gel. Bugün bana birisi telefon açtı. Hacı baba çok özledim seni ya.
Bir uğrasan bana dedi. Dedim inşâAllah uğramaya çalışırım. Çok vaktim yok ama dedim uğramaya çalışırım inşâAllah dedi. o şimdi çok özlemiş beni. çok özlediği için bir uğramamı istiyor, çok özlemiş. Ama onun kendince değer yargısı, kendince algısı öyle ama. o beni çok özlemiş ya ben onu uğramam lazım. Ondan sonra dedim inşâAllah. Ya ne olursun dedi ya bir ziyaretime gel ya dedi. Çok özlemiş, çok seviyor. Ben onun ziyaretine gideceğim. onu uğrayacağım dedim. Ama toplum genel olarak bu algıda öğrenmiş olduğu sevgi diye nitelendirdiği şey bu. Seni çok seviyorum gel. Seni çok seviyorum bunu yap. Seni çok seviyorum buna yardım et. Seni çok seviyorum bunu böyle böyle et. ben seni çok seviyorum. Ben seni çok sevdiğim için de ben seni esirim gibi kullanmak istiyorum.
Neden? Ben seni seviyorum ama. Bunu mizan senleştiriyorum ya ben bazen. çok seviyorum ben filanca yerdeyim beni gel al. Bu bunun gibi bir şey Allâh muhafaza etmesin. Oysa Hadisi Kutsi’de bize söylenilen Allâh için birbirlerini sevenler. Birbirlerine menfaat gözetmeye, akraba alınmadıkları halde. Bakın Hadisi Kutsi’nin başında tarif ediyor bize. Onlar akraba değillerdir. Birbirlerinden menfaatleri de olur. Bakın nasıl bir sevgi olduğunun başlangıcında bize tarif ediyor. Cenâb-ı Hak. Akraba değiller. bir aşiretten bir kavimden de değiller. Birbirlerinden menfaatleri de olur. Allâh için birbirlerini sevenler ve toplandıklarında Allâh’ı zikredenler. Hiçbir gölgenin olmadığı mahşer yerinde arşalyanın gölgesinde gölgelenecekler.
3. Bölüm
Burası evet güzel sonuç olarak. Ama başlangıç olarak bir, akraba değil. İki, aralarında bir menfaat ilişkisi yok. Üç, Allâh için sevdiler. Ancak Allâh için sevgi bu iki şeyin dışında olursa insanların arasında o zaman menfaat olmayacak. Akraba olmayacak. Allâh için birbirini sevecek. Böylece seven kimsenin karşısındaki sevdiğinden bir şey deklentisi olmaması lazım. Bir beklentisi olmayacak ondan. Ummayacak bir şeyi. Allâh için sevecek. ben bunu seversem beni yedirir, içirir. Ben bunu seversem beni giydirir. Ben bunu seversem benim yol paramı çeker ya. Ah yavrum ben seni çok seviyorum ama gelemiyorum bak. Neden gelemiyorsan benim durumum yok ya. Ama ben seni çok seviyorum. Bu ne demek beni götür demek.
Hep ummak. Toplumun birbirlerinden öğrettiği şey, birbirlerini öğrettiği şey bu. Daha ileri söylüyorum kızıyorlar bana. Bizim evliliklerimiz bile menfaatin üzerine kurulur. Menfaatin üzerine kurulur. Kadınla erkekte birbirine bakarken menfaat üzerine bakar. Hatta klasik fıkırda menfaat üzerine bakar. Bugün klasik fıkır ölçüsüne gittiğimizde, kadın ve erkek birbirlerinden menfaat denenlerdir. Erkek o kadını nikahladı, mehrini de ödedi. Erkeğin menfaatine açıktır kadın. Kadın da ihaşesi sağlandı, istekleri yerine getirdi. O yüzden de erkeğin menfaati de ona açıktır. Eğer menfaatler açık değilse, tasarruflar da açık değilir. Bu klasik hanefi fıkında da veya şafi de malik de hambeli de fıkıhta bu noktadadır.
Mesela aynı şey Hazreti Peygamber’in sabunlar ve selam hadretlerinin başına da gelmiş. eşleri, dünyalık şeyler isteyince o da dama çıkmış. Mesela dünyalık. Dama çıkınca kadınların hepsi de şu sözü veriyor. Evet, bundan sonra biz senden dünyalık hiçbir şey istemeyeceğiz. Dünyalık olarak biz seni rahatsız etmeyeceğiz. Dünyalık bir şey talebedenlerden olmayacağız. Bu sözden sonra Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri geri dönüyor. Bakın bu sözden sonra geri dönüyor. eşleri küçülsemek için söylemiyorum. Bu da menfaat duygusunu kaldırıyor. Menfaat düşüncesini kaldırıyor. Bizde bu duygu var. Biz bakarız ya, bir erkek kadınına bakabilecek mi? Onu düzgün yedirecek, içecek, besleyecek, düzgün evlerde tutturacak, neler yapabilecek?
Hiç unutmuyorum bir arkadaşı evlendirecektik. bir yere gitmiş ondan sonra dedi falanca yere. Kız bakmaya gidiyor. Bir iki dediler, tanımıyorum, bilmiyoruz kim olduğunda. inceden söylüyorum, diyorum böyle böyle derganın dışından çok bakmaya çalışma. Üzerler seni. Şöyle diyor, o gitmiş bakmaya. Neyse, haber günü geldi. Kızın annesi babası demişti ki, ya sen eve, eve tanışalım, görüşelim, konuşalım. kızla görüşmez demeyecek. Evet çağırmışlar, gitmiş evinde ise görüşmek için. yemek yemişler, kahveyi çekerken ondan sonra kadın, adam, kızın annesi babası konuşmaya başlamış. ince ince soruyorlarmış. Baban vefat etti, babandan bir mal kaldı mı? Ondan sonra kaldıysa nerede kaldı? Kaç tane tapı kaldı?
4. Bölüm
Bunların üzerinde ne var? Kimin tasarrufunda? İnce ince sormaya başlayınca, tabii bizim gençler de sonuçta sohbetleri dinliyorlar, bakıyorlar. Aa, ne kadar malı mülkü var? Ne kadar tarası var? Onun sorgusu için girmiş oraya. Kahveyi içmiş demiş, müsaade edin. Özür dilerim. Hakkınızı helal et. Teşekkür ederim, çok iyi aradınız biz demiş. Benim babam öldü ama benim tasarrufumda hiçbir tapı yok şu anda demiş. Size hayırlı akşamlar diliyorum demiş, çıkmış. Halbuki babası öldü, önemli. Bir oğlan, bir kızlar ama kız evli. Hatta kızı da tanıyorum, ablası evli. Demiş ki ablası ben hiçbir şey istemiyorum, her şey senin olsun. Ablasının da dönüm vaziyeti yerinde, kocasının yerinde. Üç dört katlı evleri var, arsa var, şu var, bu var, bir şeyler var.
Demiş hiçbir şeyim yok, çıkmış gitmiş. Şimdi bu neden kaynaklanıyor? Toplumun içerisinde evlilikler dahi her şeyi maddiyatın üzerine, menfaatın üzerine odakladılar. Şimdi artık hayatımız menfaatın üzerine odaklanıyor. Kapitalist sistem bizi bu hale getirdi. Bizim duygumuzu, düşüncemizi, her şeyimizi yıprattı. Duygumuzu, düşüncemizi, muhabbetimizi bizim aldı götürdü. Biz artık bir erkeğe, bir kadına bakarken materyal gözle bakıyoruz. Evliliğe materyal gözle bakıyoruz. Adam kızını evlendirdiğinde fazla malı mülkü yok, sonra da malı mülkü oluyor. Damadı diyor ki gel, ne oldu? Evlilik sözleşmesi imzalar. Neye uyur sözleşmesi? mal talep etmeyeceğine dair. Ya demiş sen ölmedin de. Demiş ayaktasın, ben de eşimle hayatıma devam ediyorum.
Senin malınla ne işin var demiş. Demiş yok imzalayacaksın, adam kaldır, köpür geldi, çok öncesinden tanıyorum. Dedi ya böyle böyle, sana imza attır onu dedim ben. Ben o adam onu sana imza attı, adamı tanıyordunuz. İmza attı adamı. Materyal bakıyoruz. seven gerçek manada bir karşılık beklememesi lazım. Ya da ben bazen diyorum ya, deme ben seviyorum diye. De ki muhabbet besliyorum, de ki beğeniyorum. Eyvallâh, seviyorum deyince arkası çok ağır. Bu manada insan ister istemeyiz. Bakarken, birbirlerine bakarken kendilerince hiç olmazsa seviyorum sevgime değer versin diyor. Bekliyorum. Bu çok sıkıntı. Toplumun içerisinde duygusal travma hali var. Bizde de şöyle bir şey oluşturuyor. sevilen kibirleniyor.
İnsanların arasında sevilendik kibirleniyor. Bu sefer de acı bir şey, manevi tok atıyor. Bu da için başka bir acı yok. Allâh muhafaza eylesin. Nezir, Ademoğluna nezir derince bizim bütün arkadaşların tüyleri diken diken oluyor. Adak bir elimiz var. Birden ne oluyoruz da rakip? Nezretme, bir şey Ademoğluna. Şöyle şöyle bir şey olursa ben de böyle yapacağım demek. Nezretme, bir şey Ademoğluna. Nezretme, bir şey Ademoğluna. Nezretme, bir şey Ademoğluna. Ben de böyle yapacağım demek. Nezir, Ademoğluna Allâh’ın takdir etmediği şeyi yakınlaştırmaz. Ancak nezir kadere muvafık olur. Nezir sadece cimrinin malını eksiltir. Dinimizde adanın yeri nedir? var ki adak, ama bu hadîs-i şerif de var. Çünkü nezir kurbanı değil, kurban var.
5. Bölüm
Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunu da tarif etmiştir. Nezir kurbanı. O yüzden normalde. Ama bu eğer diyor Allâh’ın kaderine muvafık ise denk düştüyse harika. Ama Allâh’ın kaderine denk düşmediyse cimrinin malı gider diyor. Allâh’a eylesin inşâAllah. O yüzden normalde nezretmek sünnet aykırı değil. Çünkü nezredenler. Mesela birisi demiş ki böyle böyle olursa İslam öncesi nezirleri zaten kaldırmış. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Haram olan nezirleri, yanlış olan nezirleri İslam’dan sonra nehyetmiş. Onları kaldırmış. Eğer normalde haram olmayan nezirler varsa onların yerine getirilmesine müsaade etmiş. Hatta emretmiş. O yüzden nezir var ama bir olayın üzerine nezirin tesiri yok.
Bu bir şükür gibi. aslında üniversiteye girersem yarın on tane şükür kurbanı keseceğim. Tamam. Nezir olunca İslam böyle bakıyor buna. şükür kurbanı kesecek, şükür orucu tutacak, şükür yemeği verecek insanlara. Yalnız şu işin böyle olursa elli kişiye yemek verir. Bu şükür yemeği bir şey olduğunda Cenâb-ı Hak’a hamd ettiğini, şükrettiğini dair o kimsenin böyle şükür üzerine vermiş olduğu şeyler. Biz de öyle bakalım inşâAllah. Dünyada öğrendiklerimiz gördüğü kültür ve bizi biz yapan özellikle ahirette geçerlerinde olursa tekrar dizayn veririz. Ancak ahirette tekrar dizayn ediyoruz ama buradaki görgü, buradaki kültür, buradaki ahlak anlayışımızın ahirete etkisi var. O yüzden buradaki görgülerimiz, kurallarımız, buradaki anlayışımız Kur’ân ve Sünnet’e uygun olursa ibadet hükmünde olur.
Bir gelenek Kur’ân ve Sünnet’e uygun olursa ibadet hükmünde olur. Bir kültür Kur’ân ve Sünnet’e uygun olursa kültür geniş bir çadır. Böyle bir şey olursa evet, bir ibadet hükmünde olur. Ama öbür türlü yaşadıklarımız, yaptıklarımız, ettiklerimiz az önceki ses daha iyiydi ya. Bu daha iyi şimdi. O da mı kafasına göre? Bu görgü kurallarımız, yaşadıklarımız, yaşıyor olduklarımız, bunlar Kur’ân ve Sünnet’e uygun olursa bunların hepsi de bilinçli olunca bu ibadet hükmünde olur. Bilinçli olması. bir kimse evliliği Kur’ân ve Sünnet tarihinde yapması, onun evliliği ibadet hükmünde olur. Veya da nişanlanıyor. Kur’ân ve Sünnet tarihinde olursa ibadet hükmünde olur. Veya da herhangi bir iş yapıyor. Bir norm, ailede değişik böyle farklı oluşumlar var. bizim ailemizin kültürü budur.
Daha iyi, harika. O kültür Kur’ân ve Sünnet içerisindeyse, Sünnet’e uygunsa ibadet hükmünde oluyor. Ve bunları bilinçli bir şekilde, şuurlu bir şekilde bir kimse dizayn ediyorsa ibadet hükmünde ve ibadet yanında. O zaman o kimse yapmış olduklarından sevap kazanmış olur. Önemli olan Müslümanlar için Kur’ân ve Sünnet’i hayatın her alanına nüfuz ettirmesi, yaşatması. Allâh bizi onlardan eylesin. Allâh bizi onlardan eylesin. Allâh’ın bu noktada bütün mürşidler, bütün mürşid-i kâmiler, ben velilerle mürşid-i kâmilere ayırırım. Bütün hepsi de veli hükmündedir. Ama velilerin içerisinde mürşid-i kâmiler farklıdır. Mürşid-i kâmiler o velilik derecesine ulaşmış olan insanların bir üst olur. Onlar çünkü aynı zamanda öğreticidir.
6. Bölüm
Bütün veliler öğretici midir? Evet. Ama mürşid-i kâmiler o velilerin de üstünde bir makamda, bir noktadadırlar. O yüzden bazı velilerin mesela öğretici vazifeleri yoktur. Onlar biraz daha böyle bütün veliler mezhubdur. Bütün veliler, mürşid-i kâmiler de dahil mezhubdur hepsi de. Biz onların mezhub gözüyle bakarız. Allâh delisidir onlar o mahallede. Biz mezhubluğu böyle şey olarak algılamayız. Aklını yitirmiş, miskinliğe vurmuş, yollara vurmuş, dağlara vurmuş. Biz öyle nitelendirmeyiz mezhubluğu. Onlar Allâh delisidir. Hayra koşmakta öndedirler. Hayra koşmakta öndedirler. Onları dünya malı, eşleri, çocukları, ticaretleri, dünyanın tat ve lezzetleri Allâh yolunda önde koşmaktan engelleyemez. Onun eşi, çoluğu, çocuğu, malı, mülkü neyi varsa onun arkasından koşmak zorundadır.
Onun arkasından koştuğu müddetçe o zaten onun eşi, çoluğu, çocuğu, malı, mülkü olur. Eğer onun arkasından koşmazsa âyet-i kerime sabittir. Onlar senin eşin de, çocuğun da, malın da, mülkün de değildir. Akraban da değildir. Âyet-i kerime sabittir bu konuda. Hatta Nuh’a söylüyor ya, arkana dahi dönüp bakma. Bakın enteresandır emir. Arkana dahi dönüp bakma diyor. Sûfîlik noktasında, sevdik sülük noktasında bir kimsenin eşi, çoluğu, çocuğu, malı, mülkü neyi varsa, arkadaşı, eşi, dostu, akrabası onun koşmasına engel ise o değildir. Burası çok serktir, anlatmaz kimse buraya. O koşacak çünkü. O koşarken eş, çocuk, mal, mülk, ticaret böyle diyor ya âyet-i kerimeler. Sizin diyor zarar edeceğinizi düşündüğünüz ticaretleriniz, eşleriniz, çocuklarınız, mallarınız size Allâh’ın zikrinden onu koymasın.
O yüzden o kamil noktada olanlar için hepsi de arkadan koşacak. Arkadan koştuğu müddetçeye. içlerinde bunların, bunların mensuplu bu noktadadır. o mensuplu böyle akılsızlık değildir. böyle hesap bilmez, kitap bilmezdik, yol yordan bilmezdik veya evinin kapısını bulamamak, arabasının kapısını bulamamak değildir o. Onların buradaki mensuplu Allâh yolunda koşmaktır. Allâh yolunda, hikmete uygun, sünnete uygun koşmaktır. Birinci derecede işi o durum. Herkesin birinci derecesi nedir? Adamın işi vardır. ticaretini yapacak, çalışacak, yapacak. ikinci derecede nedir? Adamın eşi, çoluğu, çocuğudur. Üçüncü derecede o kimsenin malı, mülküdür. Dördüncü derecede dergahıdır o kimse. Bu normaldir. Bu kimdir?
O orta yolda gidenlerdir. Bu abes midir? Hayır. Bu yanlış mıdır? Hayır. Ben bazen derim ya, işinize, eşinize, aşinize dikkat edin. Bakın, kontrol edin, koşun, sevin. herkesin çoluğu, çocuğu kaldıramaz mı? Herkesin eşi kaldıramaz. ben koşuyorum derken evde elektrikler kesilecek, Selin Hanım’ın sessiz kaldırıyor. Bu herkesin eşi değildir. Belki adam işini kaybedecek, koşarken. Herkes arkasından teneke çalacak. Bu herkesin kaldıracağı bir yük değildir. Böyle bir şey zor. Ama o önde koşanlar, bakmıyorlar ya, eş, çocuk, çocuk muamelik arkada duruyor. öyle olunca onların halleri farklılaşıyor. buradaki meczuputtan kasıt, halayoluna koşmada, delilikten kasıt öyle akılsızlık değil. Bunu o noktada görmüyor. onlar, o koşanlar, önde koşanlar, bir kısmı seyrüsülük görürler.
7. Bölüm
Seyrüsülük görenlerin büyük bir çoğunluğu veliliğe doğru kapı aralanır. Herkesin kapısı aralanmaz. Neden? Herkes o cesaretle, o delilikle koşamaz çünkü. Kapısının aralanmaması orada sınır olduğundan dolayı değil. Kapısının aralanmaması orada sınır olduğundan dolayı değil. O kimsenin o noktada ona nefes yitirememesi, onlardan geçememesi de. Bu da ayıp bir şey, günah bir şey değildir. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden normalde seyrüsülük Allâh’ın veli kullarında tecelleder. Normalde biz şimdi belli bir makamdan sonra seyrüsülük başlardırız. Ama kimisi dakika bir gol bir dergaha girdi gibi seyrüsülükü başlar. O kimse seyrüsülükü devam eder. O kimsenin o seyrüsülükü onun devam ediyorsa, dakika bir gol bir başladıysa o veliliğe doğru kanat çıkacaktır.
Çok ender görür böyle insanlar ama var mıdır? Her cevap vardır. Burada o kimsenin yolu nefisle mücadeledir. Nefisle mücadeledir. O kimsenin yolu nefisle mücadelenin üstüne çıkıp, kalbi olarak, ilmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın noktasına koşmaktır. İlmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın, kalbi seyrüsülüküdür. Nefsin seyrüsülükü vardır. Nefis meraatikleriyle ala alakalıdır. Normalde nefisle mücadele etmek vardır. Kalbi seyrüsülükü vardır. Nefsin seyrüsülükü vardır. Bu sevgiyle alakalıdır. O kimsenin şeyhinin her şeyden fazla sevmesi, Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin nam-ı tenayi sevmesi, ardından Allâh’ın sevgisinde hemhal olması, Allâh’ın sevgisinde tabiri caizse yok olmasıdır ki bu onun kalbi seyrüsülüküdür.
Öbür taraftan da nefsin seyrüsülükü, nefsin meraatikleri emare-i levvame-mülhüme-mukmeine-radiye-mardiye safiye ayarlar, o ayakta yürümesi lazımdır. Bazı dergahlar bunun sadece nefis mücadelesi, nefis meraatikleri tarafını alır ki tarikatların büyük bir çoğunluğu bu veçhede alır. Ama sûfîlik dememin sebebi odur benim. Bizde nefis mücadelesi vardır, bir taraftan da kalbin seyrüsülükü vardır. Biz o sevgiyi önemseriz. Ben kendi iç davende önemserim. Bir kimsenin, bu illaki X şeyh efendi olması şah değil, her kimse, onun üstadının sevmesi kalbi seyrüsülükünü başlatır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerine sevmesi kalbi seyrüsülükünde belli bir noktaya gelmesidir. Ve o kimse ardından Cenâb-ı Hak’ın sevgisinde hemhal olur ki onun kalbi seyrüsülükü devam eder.
O yüzden. Bunu eserlerde, burada tamamen giden yol mudur diye demişler, eserlerde böyle derler, tamamen giden yol diye, böyle tarif ederler. Ben bunu böyle tarif etmiyorum. Eksik olan var ki tamamen gitsin. O yüzden öyle tarif etmiyorum. Eksik gören kendisi eksiktir. Faiz, kımar ve hili ile elde edilen malı yenilmesi haramdır. Bir kimse göz göre göre. Bu tabi şeyde mesela faiz, eğer darül harpte faizi harbinden aldıysa, darül harpte kımar da harbinden üttüyse, darül harpte harbinden hili ile mal aldıysa, bu caiz olur. Sufiler bunu da yemezler. Bunlar darül harpte caiz olur. Ama sûfîler onu da yemezler. Yemezler derken ne yaparlar? Etrafına kıhtırlar. Harbinde bırakmazlar. Bazen tuhaf karşılarlar ya benim. onun bankada ne faiz parası var, ben aldırırım.
8. Bölüm
Ondan sonra da benim tenekemi çağırırlar. Hoca bankadan faizi al dedik ya al, ihtiyacı olan bir kimseye ver. Bankaya bırakıp daha faiz yuvası mı kuvvetlerindesin? Tabi darül harpte de olsa kımar kazanacağı kesinse oynar. Kazanacağı kesin değilse oynamak caiz olmaz. Allâh’ın en sevdiği kulları başkalarını Allâh’a sevdiren ve Allâh’ın kullarını da Allâh’a sevdiren ve övüt vermek için dolaşan kişilerdir. Hadiste geçen ifade de başkalarını Allâh’a sevdirmek nasıldır? İnsan Allâh’ı seven bir kimse bir başkasına dua eder. Yarabbi bu kulumunu sev diye Allâh da onu sever. Ne yaptı? Başkasını Allâh’a sevdirmiş oldu. Allâh’ı seven kimse çünkü bütün Müslümanlar Allâh’ı sevsin diye uğraşır ve Allâh onları sevsin diye uğraşır.
İşin el kestirme yolu vardır. İşin el kestirme yolu, kulun Allâh’ı sevmesinden fazla Allâh’ın kulu sevmesidir. Allâh bir kulunu severse elinin altına alır tabi rica eder. Elinin altına alınca o kulunu muhafaza eder, o kulunu korur. O kulu da bu sefer Allâh’ın sevgisinin altında o da onu sever. Sevgi, eğer kemal noktada seven bir kimse varsa seven kimse sevdiğine naz eder çünkü. Allâh’la sevenin arasındadır bu. Bir kul Allâh’ı çok sever, Allâh da onu sever. Allâh onu sever, Allâh onu sevince okulun nazını niyazını çeker. O yüzden de o kul dese ki ya Rabbi filancı dese Allâh’ın öyle kulları vardır ki onlar bir şey söylediklerinde Allâh onların söylediklerini geri çevirmez. Bakın Allâh’ın hadisi pırsi, Allâh’ın öyle kulları vardır ki onlar bir şey söyleseler Allâh onların sözlerini geri çevirmez.
Başka bir hadisi pırsi, Allâh’ın öyle kulları vardır ki yağmur yağsın dese Allâh onların söylediklerini geri çevirmez yağmur yağdır. Yeryüzünde Allâh’ın öyle kulları vardır ki Allâh yağmur onların yüzü su hürmetine verir. Topraktan nebavat onların yüzü su hürmetine çıkar yeşillenir. Hayvanlar onların yüzü su hürmetine senir hadisi pırsi. O zaman Allâh’ın öyle kulları vardır ki onlar Allâh’ı sevdirmek ve Allâh da o kulları sevsin diye. Allâh cümlemize okullardan emredersin. Allâh dilediğini kendine seçer ve kendine döneni hidayet eder. Yakınlık kespidir. Kulun çabası da Allâh’tan buldu. Yakınlık kespidir burada iki hal var. Allâh dilediğini kendisine seçer. Bu kendisi dilediğini kendisine seçer dedi peygamberlerle alakalı.
Cenab-ı Musa aleyhisselâm için diyor ya ben seni kendime seçtim. Allâh peygamberlerini kendisi seçti. Allâh dilediğini kendisine seçer. Allâh bundan sorumlu değildir. Diğer bizim gibi kullar içinde kim ona dönerse ona hidayet eder. Ona dönerse ona hidayet eder. Seçtikleri Allâh’ın peygamberleridir. Cebridir bu. Cebridir. Bizim Allâh’a yönelmemiz kespidir. bizim gayretimizle alakalıdır. Bu benim din genel olarak ve aynı zamanda da sûfî felsefemi teşkil eder. Ben kulun mücadelesine önem ver. Kul kulluk yapacak. Kulluk noktasında mücadele edecek. Allâh’a yakınlaşmayı kendisine üyet edincek, yol edincek. Ve kim Allâh’a yaklaşmak isterse onun önüne engel koymaz, onu kendisine yaklaştırır. Onu iyi bir kul eder.
9. Bölüm
O yüzden gayret etmek meselenin en önemli noktalarından birisi. Allâh bize onlardan eylesin. Kibrit bir mürşide bağlanmanın hükmü nedir? Farz mı, vacip mi? İnsanın manevi yolculuğa çıkmadan önce bir mürşide alması gerekir. Şimdi bunun gün geçtikçe benim eski sohbetlerimi arkadaşlar hatırlarlar. Benim ben bir taraftan derim ki arkadaşlar bir mürşide bağlanmak ne farz ne vacip. Eyvallâh. Bu yolda gidecekse bu kimse Allâh’a yakınlık yolunda yürüyecekse o zaman o kimseye farz. O kimseye farz. Ya neden bazen örnekliyorum ki kendi kendisine doktor olabilecek olan bir kimse var mı? Doğru gibi bir şey. Eğer olsaydı herkes kendi kendine doktor olabilirdi. Bir tabel atsa ben doktorum derim. böyle bir kimse tabel atsa ben burada doktorum desem kim gider muayene olma?
Mesela bir kırkçı çıkıkçı çıkıyor öyle değil mi? yıllardır bilmem hangi kırkçının yanında durmuş, oğlu durmuş veya kardeşi durmuş. Önceden kırkçılar çıkıkçılar var ya onun yanında durmuş orada o eğitim almış. O eğitim aldıktan sonra ne yapıyor ona devam ediyor. Kimisi var o eğitimi düzgün almamış, günden güne düzgün kaynatamamış, düzgün yapamamış. Ve duyuruyor halk arasında ne oluyor herkes bırakıyor. Bir müddet sonra hiç kalmıyor. Şimdi ben 90 yılında Bursa’ya geldim. Bursa’ya geldim de 3-4 tane çok meşhur çıkıkçı vardı. Bir tane vardı ne Hasan mıydı neydi o? Kuşşasan mıydı? Evet. Birkaç tane vardı. Şimdi nerede bunlar? Çırak bıraktılar mı? Yok. Sebep? Teknoloji o kadar gelişti ki. Hastaneler o kadar gelişti ki.
Şimdi artık hiç kimse risk almıyor. Şimdi birisinin kolu kırıldığında çıkıkçı çıkıkçı mı arıyor hastaneye mi koşuyor? Hastaneye mi koşuyor? İşin uzmanı var. Eğitimini almış kimseler var. Öyle işler yapıyorlar ki. önceden böyle muhteşem işler yapmış kırıkçılar çıkıkçılar söyleniyorlar. Şimdi yok öyle bir şey. Önceden o kırıkçılar çıkıkçılar kendilerini eğitirlerken bir insan olmuştu bana. Ondan sonra testiyi kırarlarmış. O testiyi kırdıktan sonra gözlerini bağlarlar. O testinin parçalarını tekrar tekrar toplarlarmış. El yordamıyla. Öyle yetişiyormuş. Neden? E şimdi o bakacak kontrol edecek ya neresi kırık? Oradaki o basıklığı esikliği veya ayrışmalıyı eliyle kontrol edecek derimin üstünden. Eliyle kontrol edemezse onu hissedemezse o kırık çıkıkçı çatlar anlayabilir miyim?
Anlayamaz. Ne zaman bir testiyi kırdı bir tamam topladı bir daha kırdı bir tamam topladı o çıkıkçı ustası. E var mı öyle bir kimse şimdi? Yok. Şimdi ustaya birisi diyecek ki ben kaportacıyım öyle değil mi usta? Sen vercenin adamın eline çekici düzertebilecek mi düzertemeyecek mi öyle değil mi? Düzertemezse benim gibi saçı değiştirirse vidaları söküp vida takıyorsa o kaportacının değil. Öyle değil mi? Evet. Ben seyrediyorum onları şimdi. Oğlan da konuşmuş. Böyle elliyor çeyin üzerinde. Ne o? Saçın üstüne. Neden? Bakıyor o engebeli ağzı var mı orada diye. Ona bakıyorsunuz değil mi? Onu hissediyorsunuz. Şişiyi göçüğü hissediyor. Şişiyi göçüğü hissediyorsunuz. Kaç binim saç? İki bin. Her arabayla öyle yaşıyor.
10. Bölüm
Üzerindeki boya kaç sandı? Kaç mili? Ne kadar kalın macun çekersin ne kadar kalın. O macundan var mı? O çok değerli. Onu baktığınızda kalın macun var mı? Hatıralara göre onu böyle. Boynuz kulağı geçermiş ya. Onu soruyorsunuz tabi. Şimdi normalde bak eliyle bakıyorum. Eliyle onun eli hassaslaşıyor zamanın içerisinde. O eliyle baktığında engebeli ağzıyı tanıyor. Biliyor. Ustalaşıyor, müstatlaşıyor. Bir kimse kendi kendine kapatıcı olur mu? Olamaz. İkisi beraber birden olamaz. Birisi de çık dedi. Kim dedi onu? Çocuklar mı dedi? Olamaz çünkü. Ne yapacak? Bir ustaya ihtiyaç var. Şimdi işin en enteresan noktası şu. Biz Türkiye’den her şeyin bir ustasının bir profesörünü alarız. Ameliyat hocası, profesörünü alarız.
Dişçi en iyisini alarız. Arabamızı yaptıracağız. En iyi kaportucuyu alarız. Tamir ettireceğiz. En iyi tamirciyi alarız. Ne varsa en iyisini araştırırız biz. Bir tek şeyde araştırmayız. Din. Bizim sosyoloji uzmanı din. Dinden ahkam keser. Ekonomin uzmanı dinden ahkam keser. Ondan sonra fizikçi dinden ahkam keser. Kimyatçı dinden ahkam keser. Ondan sonra tıkçı dinden ahkam keser. Dinden ahkam keser. Siyasetçiler dinden ahkam keser. Siz hiçbir siyasetçinin tıktan ahkam kestiğini gördünüz mü? Ey cerrahlar! O ameliyat öyle olmaz, böyle olur diyeni duydunuz mu? Yok. Bunların hepsi de ortak bir özelliği var. Hepsi de dinden anlıyorlar. Dinlisi de anlıyor. Dinsizi de anlıyor. Ateist’i de anlıyor. Putperest’i de anlıyor.
Hepsi de anlıyor. Bizim Türk toplumunun ortak anladığı, bildiği mükemmel bir şey var. O da değil. Tavuk. Hiç sen, siz duydunuz mu? Oğlum ne işin var senin tıp fakültesiyle? Hiç sen, siz duydunuz mu? Oğlum ne işin var senin tıp fakültesinde? Oku sen kitapları, doktor olursun. Ne işin var senin? İktisat okuyorsun. Oku kitapları, iktisatçı olursun sen. Ne işin var senin? Ne dış ilişkiler, usmanlığı okuyormuş? Ne alakası var? Üniversiteye gidip oku, kitapları öğrenirsin sen. Şimdi bilgisayar usmanlığı gördün mü? Onu nasıl alacak bir şey? Ne işi var? Bilgisayarlıkta okuyacak. Dört yıl. Oku kitapları. Sen bilgisayar uzmanı olursun. Böyle diyeni duydunuz mu hiç? Yok. Ama bir tek şey de duyarsınız. Ne işiniz var sizin tarikatlarda, orada, burada?
Oku Kur’ân-ı Kerim’i. Allâh Allâh. Ne gidiyorsunuz onlara, burada ve siz? Oku Kur’ân’ına bak ya. Allâh Allâh. Bütün ilimler için bir okul var, bir bilen var, bir anlayan var. Onlar için okuyacağım. Yetmeyecek. Bir bilene gideceğim. Okuluna gideceğim. Bir profesöre gideceğim. Onunla alakalı uzmanlık yapmış kimseye gideceğim. Bir tek bir olunca hiçbir yere gitmeyeceğim. Allâh Allâh. Böyle değil mi Türkiye’de? Böyle. Ben 30 yıldan beri aynı şeyi söylüyorum çünkü. Önceden Şeyh Efendi vardı. Mustafa ya, Bülent ya. Ya oku Kur’ân’ını eğirdi, otur ya. Allâh Allâh. Birine dedim, sen memursun, öyle değil mi? Evet, üniversite mezunusun, evet. Kitapları. Evet, üniversite mezunusun, evet. Kitapları okuyup da üniversite mezununa git de senin yanına.
11. Bölüm
Devlet sana bu işi verir miydi? Kaldı. Ama bizim için, Türkiye için böyle bir sonuç geçerdi. biz normalde ne sunufilik yapacak? Ne işin var senin orada burada? Ee, otur evde kitabını oku sen. Olursun sen. Ya dağdaki zeytin ağacına bakmazsa, ustasını bulmazsa, zeytin olmuyor ya. Bir zeytin haşılanmazsa deli oluyor ya. Biz orada deli zeytin diyoruz ona. Siz ne diyorsunuz? Sizde mi deli diyorlar? Bak deli her yerde deli. Adı delik. Zeytinin bile delisi var. Aşısız, insanın insan olabilmesi için aşıya ihtiyacı var. O insan aşılanacak. Aşılanacak. İlaçlıyor musunuz meyveleri şimdi? Bu tadınız bir de. Bu tadınız, bu tadınız bir de ilaçlıyor musunuz şimdi? Budamazsan oluyor mu? O oluyor. Ardından bir de ilaçlıyorsun.
Ardından bir de suluyorsun. Altımı sürüyorsun bir de. Vay. Ondan sonra dünyanın en iyi armudu iyidir de çıkıyor. Bakmazsan çıkar mı? Çıkmaz. Ee, biz onun uzmanı mıyız? Hayır. Hadi sen git bir tarla yap hadi bakalım yapabilecek misin? Biliyor musun? Hayır. Olmazsa zeytini bile yetiştiremiyorsun. Zeytini yetiştiremiyorsun uzmanı olmazsa. Yemeklik zeytini bile yapamıyorsun. Bilen yapıyor. Adam turşucu. Deden değil mi? Dedenin gerisi var mı daha? Deden başlamış. Kaç yılında başlamış? 86’da başlamış. 86, 96, 2006, 2016. 30 yıl olmuş. Değil mi? 30 yılı geçmiş, 32 yıl. 32 sen olmuş. Allâh hayranızın önüne uğraşsın inşâAllah. İnşâAllah siz de peşinden gidin inşâAllah. İnşâAllah. 30 yıl olmuş. Hoş, köyü komik bir turşudur değil mi sana?
Evet. Ben bu sektahinde ilk öğrendim şeye uyku gederek turşusu. Nerede gördüm bu gederek? Bu adamların ne özelliği var? Yoldan gelip geçerken bir tane aldım. Dedim ya. Bayındır turşusundan fazla bir fark yok dedi. Anamınki biraz fazla tuzlu. Allâh’ın teyzesini. Allâh’ın teyzesini. O yüzden normalde bir mürşide bağlamak bu yolla alakalıysa bir kimse sûfîlik yaşayacaksa, evet farz. Bir kimse şeyhimde devam etmiş. Enmar-ı levam-ı mülhüme mutmainneye gelmiş. Mutmainneye gelmiş bir kimseye vacip yolunu yaramayacak. Mutmainneye geçmiş. Radiyeye gelmiş. O kimseye artık ben yoruldum. Şurada kenarda oturmak istiyorum diyorsa o kimseye ne? Ne yapayım? Allâh bizi affetsin inşâAllah. İnsan Ramazan ayının faziletini bilseydi yılın hepsinin Ramazan olmasını isterdi.
Evet. Ramazan ayı çünkü Af ayıdır. Meşhur yad-i şerifte kim Ramazan ayına ulaşır da affolmazsa Allâh’ına kâmet etsin. Âmîn be. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti Cebrail aleyhisselamın sözü bu. O yüzden Ramazan ayı insanların hayır ve hasenatlarının kablandığı, sonunda muafireti uğradığı, affa uğradığı bir ay. Ramazan ayında faziletini geçirebilmek adına tavsiyelerini nelerdir? Oruçlu kimse dilini tutacak dilini. Dilini tutarsak dinini tutar. Dilini tutmayan kimse hiçbir şeyini tutamaz. Allâh bizi dilini tutan Ramazan eylesin. Âmîn. Âmîn. Arabi fütüat-i mehkiyede hamile bir hanım neye arzu duyarsa çocuk ona benzer, doğal. Bilge kişileri, faziletli kişileri bakmak, görmeyi, bunu irtibatlanır ve bunu keşif yoluyla bilebileceğini varsayar.
12. Bölüm
Bir örnek Hazreti Cebrail’in, Hazreti Meryem’e güzel surette görünmesini bu manada görür. Hazreti İsa’nın bu yüzden sakin teburattı ve güzel surette olduğunu söyler. Kişinin doğumunda ve fıtratında kespilik mi vehbilik mi baskın edecek? Ben yine kespilik baskındır diyeceğim. Bu öyledir ki daha ileri götüreceğim. Hamilelikten önce erkeğin ve kadının en son gördüğü, en son hayal ettiği ne? Onların dahi etkisi vardır. Hamile olunacağı gece en son kadın kimi gördü, erkek kimi gördü, ne yaşadılar? Hayalleri neydi? Düşünceleri neydi? İçlerinden geçen neydi? Nasıl bir ortamda o çocuk hamile kaldı? Bunlar dahi çocuğun üzerinde etkiledi. Ben bazen sohbetlerde diyorum ya, çocuklar anne ve babalarına şikayetçi olacaklar diye.
Çocuklar anne ve babalarına şikayetçi olacaklar. Çünkü doğum hamile olacağı esnada ki anne ve babanın hâlleri çocuklar orada mahşerde görecekler olur. Anne babanın evlenmezden önceki hâlleri var. Ondan sonra çocuğun ana rahmine düşüşü, ana rahminden sonra büyümesi, doğuncaya kadar ana rahminde yaşananlar. Ondan sonra çocuğun büyümesi, çocuğun orada gözünün önünden geçecek ve diyecek ki ben davacıyım. Ya Rabbi, kendisi cennetlik olduysa, anne ve babamı cennetlik eyle. Benim bu hâle getirmiş, diyecekler. O yüzden çocuklar anne ve babalarından şikayetçi olacaklar. Allâh muhafaza eylesin. Zaman zaman böyle söylüyorum, tuhaf karşılanıyor tabi. Mesela Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri eylülük yapacak olan kimselere tavsiye ettiği şey şuydu erkeklere.
Mümin bir kadınla evlenir. Çünkü Müslüman bir erkeğin gayrimüslim bir kadının nikahını alması caizdir. Müslüman bir erkeğin gayrimüslim bir kadının nikahını alması caizdir. Müslüman bir erkeğin gayrimüslim bir kadının nikahını alması caizdir. Müslüman bir erkeğin gayrimüslim bir kadının nikahını alması caizdir. Müslüman bir erkeğin gayrimüslim bir kadının nikahını alması caizdir. Bu caiz midır? Evet. Bu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dört halife devri bir zamana kadar, Müslümanların savaştığı zamanlarla alakalı. Mesela Müslüman mümin bir erkek, bir caliye satın alabilir mi? Evet. Caliyeler çocuğu olabilir mi? Evet. Bir ganimet olabilir mi? Esir bir kadın alabilir mi gayrimüslim?
Evet. Ondan çocuğu olabilir mi? Evet. Ama Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri özellikle erkeklere bunu tavsiye ederken mümin bir eş edilmelerini, mümin bir eşten çocuk sahibi olmalarını tavsiye eder. Kadınlara da bunu tavsiye ederken, kadınlara da diyor ki siz mümin, ahlakı düzgün erkekler seçiniz. Nikah dör şey için yapılır, meşhur hadîs-i şerif ya dini için, güzelliği için, malı mülkü zenginliği için, bir de asabiyet dediği şey o kimsenin süradesi için. Hadîs-i şerifte siz dindar olanı tercih ediniz, siz dindar olanı tercih ediniz. Şimdi evde dindar bir kadından doğma çocuk ile dindar bir erkekten doğma çocuğun gelecekle alakalı durumu aynı değildir. Çocuk bundan etkilenir, çocuk yaşadığı ortamdan etkilenir.
13. Bölüm
Çocuk anne ve babanın haramından, helalından etkilenir. Çocuk anne ve babanın kültüründen, ahlakından etkilenir. Tabi Aravinin bu hitapta geniş bir bölümü vardı bununla alakalı. O sonradan o bölümden derlenen, o bölümden şerhler olan şeyler var. Bunun tabi ilk başlangıcı Gazâlî’dendir. Gazâlî’nin böyle bir risalesi var. şöyle bir kimseyle evlenenin durumu böyle olur, şöyle bir kimseyle evlenenin çocuğu böyle olur. Şöyle bir yüzük böyle bir kimseye, kaşı böyle olanın ahlakı böyle olur, evliliği böyle olur diye böyle surete tanımlamaları var. Tabi bunları da artık biz unuttuk. Sonra Gazâlî’den sonra bunu Aravi’yle alalım. Aravi de bunu normalde fütuhatına alır. Erzumlu İbrahim Hakki Hazretleri’nin marifetnamesi var.
Marifetnamenin sonunda da böyle bir şey var. Alnı böyle olanın ahlakı böyle olur, kuyu böyle olur, dudakları böyle olan böyle olur, yanakları böyle olan böyle olur diye. Bunun geniş tefaratlısı Aravi’nin şeyindedir. İlk böyle bu meselede geniş tefkir dağla fütuhatında vardır. Fütuhatında geniş bir şekilde var. Sonra bunu zaten o Gazâlî’den sonra Aravi, sonra başkaları. Bunlarla beraber hadislerle yoğurarak da evlenecek olan kimselerin pro tiplerini çıkarırlar. bir kimse nasıl bir kız alacak pro tip, nasıl bir erkek alacak pro tip. boyu böyle olan, gözleri böyle olan, gözleri çökük, gözleri dışarıdan, dudakları ince, dudakları kalın, dudakları orta, elmacık kemikler çıkıp bunların tuhafınıza gidersiniz.
Elmacık kemikler çökük, normalde çok affedersiniz, boyu böyle, vücudu böyle, delinin üstü böyle, delinin altı böyle. Bunlar tuhaf şeyiniz. Belki de hiç rastlamadınız, tutamadınız şeyler. Mesela erkek pro tipi vardır, ideal erkek pro tipi. Evliler bakmasın olmuş, gitmiş artık. Bakıp da moralinizi bozma içindir. Huzurumuzu kaçırırlar. Vay, bunların ocakları ince ince, kibirli oluyor. Ben kibirli bir adamlardayım. Kibirli bir erkek olayım, bayan olayım. Bırak, gitmiş olur, gitmiş olur. Mutlaka rahat olsak, problem yok. Evlilere yasaklanır. Yeni kalan okuyabilir, bakabilir. Ondan sonra eline bir tane kumpas alıp, ondan sonra kaşık böyle oluyor. Böyle olacak, ondan sonra. Bir de çok hatun bulmuş da, çok adam bulmuş da, bir de eline kumpas alacak.
Yok çekik gözlü olmayacak, yok çukur gözlü olmayacak. Bulmuşsun, evlenmişler. Ben de bunların hiçbirisinde muhakkak bu tip şeylere takılmam. Normalde bir ara Allâh affetsin. Bununla alakalı birkaç yerde böyle inceden ders yap. Ondan sonra, aha gençlere bir baktım. Kadınlar da erkekler de. Kendilerince harfler olan kitaplardan bakıp, onlardan ideal eş adayı bulacaklar. Ben dedim bırakın. Erkeklere dedim. Lan hatun bulduğunuzda dedim. Evinize kumpas alıp dedim. Şunun şurasında nesi var diyor. Ona mı bakacaksınız? Evlenin dedim. Bu noktada ben hiziko olarak nikah dört şey için yapılır. Birisi de güzelliği için yapılır. Eyvallâh ama herkesin kendinin için güzellik algısı var. Siz dindar olmanı seçiniz.
14. Bölüm
Ölenli olmanı. Ve evlendikten sonra iyi olmaya gayret ediniz. İyi kadınların, iyi erkekler olun. Ve evliliğinizi iyiliği üzerine kur. Eğer iyiliği üzerine kurulursa her günlik, o zaman Allâh’ın izniyle doğacak olan çocuklarınız da iyi olur. İyi şeyler düşünürseniz, iyi şeyler hayal ederseniz, iyi şeyler tefekkür ederseniz, çocuklarınız da iyi olur. Çocuklarınız da selametli olur. Öyle çocuklar çok sakin olsun diye uğraşmayın. Bazen haşere çocuklarının, anne babaları yaka serpiyorlar. Erkek çocuğun haşeresi iyi olur. Canınızı sıkmayın. fazla hopuyor mu sıkmıyormuş. Farklasınızı sıkmıyormuş. Çocuklar bu mantıda erkek çocuklarının haşere var. Ne güzel ama birbirlerinden başlıyorlar. İyice ümit et erkek çocuklarının haşere olmasın.
Kız çocuklar da böyle, amam çok böyle, amam hareketli değil diye düşünmeyin. Onların da salimen galimen olanı uygulamayın. Ama cümlemizi iyilerle karşılaştırsın. Cümlesini, çoluğunu, çocuğunu iyilerle karşılaştırsın. Sorular bitti. Usta, ben bir sorum söyleyeyim mi? Usta, ne buyuruyorsun? Usta, ne buyuruyorsun? Ne buyuruyorsun? bana. Öyle bir dakika ezan sıçradın ki. Senin ezanlarım okunuyor dedim. Kalkın artık dedim. Senin teheccüh için kaldırmışlar. Sen sabah namazını. Evet sabah namazını o arada tekbîr namazını da kıldın. Harika. Teheccühü için kaldırmışlar. Allâh mübarek etmesin. Olur mu öyle? Insan gerçekte ezan okunuyormuş gibi oluyor. Ezan yanına geldi abi. Böyle böyle bir taktiye ezan yanına geldi ki.
Şu bakıyor namazı kılıyor boyunca. Bir bakıyor ki. Ayımsak girmemiş. Harika. Bir sıkıntı yok. Hadi. Bitti mi sorunlar? Bir de bizim komşunun pavdıkanın eriği var. Bizim pavdıkanın diğer pavdıkanın karşılıklı. Orada da erikavacı var. Canım öyle bir erik. Canım istedi ki, mahçay birine söyle dedi. Abi dedi. Erik istiyor dedi. Koparılabilir miyim dedim. Yok dedi. Koparamazsın. Yok dedi. Tamam dedim. Koparamazsan dedi. Biz de dedi. Koparıp yiyinmeyiz dedi. Diğer bizim pavdıkada çalışan arkadaşlarımız gider gele eriği koparıyorlar. Ben diyorum ki ikap ediyorum. Bak arkadaşlar mal sadece razı değil. Koparmayın. Yiyinmeyin dedim. Sanan demiş belki de koparamazsın diye. Onları serbest etmiştir belki.
Bilemem artık. O yüzden belki de onlara şey yaptırık. Koparabilirsin dedi. Bilemiyoruz. Bilemem. Fotoğraflara bakıyorduk. Kardeşlerin birbirlerinin çok benzediğini fark ettim. Bu benim algım mı acaba yoksa? Bir müddet sonra benzeşiyorlar. Atasözü ya üzüm üzüme baka baka karar oluyor. Insanlar birbirlerine baka baka benzeşiyorlar diyor. Dervişler birbirlerine muhabbet ettikçe birbirlerine benzerler. Kadınlar erkekler mesela bir kadın bir erkeği çok sevmiş olsa erkeğin siması kadının siması da değişmeye başlıyor. siması sevdiği adamın simasını değişmeye başlıyor. Ne o benzemeye başlıyor. Hatta daha iyidir. Daha fazla sevse kadın da sakal çıkmıyor başta. Normalde o kendince buna anlam veremez ama normalde sakal bile çıkar, bülük bile çıkar.
15. Bölüm
Kadın çok severse çok çok severse kadının sakal bülük bile çıkar. Efendim ben pazardan alışveriş yaptım. Daha ben bir ürün almıştım arkadaştan. Allâh razı olsun. Çok söylediğin kadar da güzelmiş dedim. Abi beş güya var. Al götür dedi. Dedim param yok. Haftaya alır dedin. Yok abi al illaki dedi. Aldım. Iki aydır ben adam alıyorum pazarda yok. Dedim dedim farklı pazarlarda dedim. Arkadaşlarım da çok büyük bir para da değil ama içime bakıyor. Adam pazara geldiğinde öpeceğim. Bakmaya devam et. Ustazım işte. Kimileri mürşide bağlanın der ya. Kimi insanın mürşide de bağlanmasına karşı geliyor yanındasından. Karşı geliyor evet. Abi mürşide bağlamak iyi, güzel bir şey. Kimileri bilmiyor, anlamıyor, karşı geliyor.
Karşı gelecek, herkes zaten karşı çıkmamış olsa. Herkes terbiş olurdu. Evet. Allâh iyiyse inşâAllah. Dağıtabiliyorsunuz. Tamam. Buradan bu arada bir şey vereceğim inşâAllah. Bir gün resûlullâh salunlar vesaire mescide görür. Mescitte hitrek arasında görülmüş bir ilk görünce bu ne diye sorduk. Ashab Zeynep’indir. Burada namaz kılar, yorulduğu veya gevşeklik hissettiği zaman buna tutunur dediler. Bunun üzerine peygamber salunlar vesaire maddede çözün onu. Sizden biriniz cinde olduğu müddetçe namazını kılsın. Yorulduğu veya gevşekliği zaman otursun buyurun. Bu İslam dünyasında bizim ibadetler ve sulhilerin servisülükünde ölçü olmuştur. Biz, biz gücümüzün yettiği noktada ibadet ederiz. Gücümüzün yetmediği yerde kolaylaştırmıyoruz, zorlaştırmayız, hadîs-i şerif uydurulunca biz kolay olanı karşı ederiz.
Biz hiçbir zaman kendi kendimizi perişan edecek, kendi kendimizi üzecek ibadet veya ibadetler silsilesine koşmayız. Iki, bu işin sûfîlik yönünde ölçüsü vardır. Sûfîlik yönünde de bir kimse sufili servisülükü gücü yettiğince yürütüp götürür. Kendisini perişan edecek, kendisini zehir edecek, kendisini bu noktada ııı düşürecek, dalıtacak halden uzak durur. Aferin olsun. İki, on, üç, iki, üç. Bir şey söyleyeyim mi? Bir şey söyleyeyim mi? Bir şey söyleyeyim mi? Müslük Kâmi’ne bağlanması gerekiyor. Bir şey söyleyeyim mi? Bir şey söyleyeyim mi? Bir şey söyleyeyim mi? Ağırlı şeker tatlarsa sorunlusu. Ağrı şeker tatlarsa sorunlusu soru. Benim efendim. şifa olsun dedi. Inşallah. Başka bir formül de olur.
Ha? Bir dahakine başka bir formül de olur. Daha yok yok. Boş ver. Arada kaçırayım ben de ya. Mecbunum. Kalkın gidin diye. Tamam. Bir arkadaşım var bir işe yürüyebilirsiniz. Geçenlerde yabancısının vasiyet var mı? Bir elinden bir sorun yapıp kendisinden bir şey yaparsınız. En iyi. Daha evvel kendin için başka sorun için. Dövdüğün sorun var mı? Ölmüşler var mı? Şu an size en ilgilenen. Bunu kendisi geçir. Çünkü ha. Yükseşinden ölmüş. Evet. Aşırı geliyor. Dört beş. Çok sinirlenirse altı. Yeminle gelemezse. Bir yaşın geldiği şey sayılamıyor. Harun. Titir. Titir. Bir şey de yok. Mesela kaçta? O tatlı içeceksin. On bir oyun başlıyor. O insür mesajlar için yiyor şeker 400. Ardımın patlopiyonu üzerinde dip yapıyor ağzıyla şeker 100’e.
16. Bölüm
Yine eve dengesiz yiyor, dengesiz besleniyor. Dengesiz ilaç kuruyor. Şeker hastalığında en önemli şey ben bunu kesmeyeyim. En önemli şey, onun dikkat edilmesi şey dengeri beslenmez. Dengeri, dengeri da var. Ben de ona bunu, bu iş dengeri koymayacak. çünkü dengeri ve tenger onu şeker koymayacak. Bilmiyor. Ne işi var, ne işim var. Ben şey koyuyorum, sabah da olsun. Aşağı doğru, aşağı doğru. Denmesin, denmesin. Usta, bir çay geçmiştik belki. Bir çay da var. Nasıl soktun? Çay açalım. Ben normal değilim. Çok uzun bir süredir. Ben bir senat isterim. Aç. Israr ediyorlar, bu ekmek çok güzel. Şöyle şöyle de. Doğru, üç doktor. Dört doktor değil mi? Evet. Doğru, şey değil mi? Evet. mücadeleyi var ya. Ayrıca bizim sayık kilo, bin kilo var. şimdi o mücadeleyi yaptırırsan şeker seni alır.
Çözüm şu an kesinlikle yok. Şöyle. Şeker mi? Şeker. Ankara’da yapmışlar. Ama o da başka sorucu vesaire. Sersi çevremi. Ama ben bir bayanla karşılaştım. Ben de dedi ki, ben etek yemem. Ankara’da etek yemem. O kadar şiştim. Hazırlan dedi. Otursam baklava içim kalmadı. Yok, içip kullanmıyorum dedi. Ben onu kendisi bir dozoğlu için soramadım. Bazı normalde hastalar o hastaların şekerleri tam ki tam kıyası, insünün üretememesi değil. Onların beslenmeleriyle alandı. Şeker. Şeker çünkü. Ben bazen diyorum ya 70 bin türlü hal vardır. Bir şeker de 70 bin türlü. O yüzden o böyle işte birisi şöyle yaptı böyle birisine gidiyorsun. bamya tohumu yemiş, şekeri düşmüş. Lan avuçla yedin ya hiçbir şey yok. Öbür kine gidiyorsun.
Ne oldu? bilmem cindenlerden su getirmiş. Su içmiş, şekeri düşmüş. Midonlarla içmiş. Şimdi Allâh affetsin her yerde kardeşler var. Her yer herkese bir şeker hastasını yiyorlar. Birisi şimdi bir şey yiyor oradan. Bu şekeri yiyor. At getiriyorlar. Ben hiçbiri sana hayır demiyorum. Bir şeyin arkasındaki dolabı var derim. Açtığında hangi saat iyi yiyor, ne iş yapıyorlar. O, çöp, onu, ona özel hazırlanmış küller. Onun sonu özel getirilmiş. Onun son sular. Ne ararsan var ya. Ne ararsan var. evet birisi bir şey muhakkak ona iyi gelmiştir. Bir şey demiyorum. Bak ona iyi gelmiştir. Ben yolu diyette bulsun. Ben yolu oradan buluyorum. Herkes bir şey getiriyor. Hepsinden iyilim işte. Hâlâ da getiriyorlar.
Şimdi yine şişenin içerisinde bir şey var. Şekere iyi giriyoruz. Orada duruyor şimdi. İçeceğim onu da. Sıkıntı değil. Ya kendimce de şöyle diyor. İyi niyetle bir şey getirmiyorlar. Belki de Cenab-ı Hakk’ın kıyafetinin üzerinden var. Kullanıyor mu bende iyi niyetle? Bende bir sıkıntı yok. Tabii çeşmenin başında. Yalnız istersen çeşmenin başında. Oradan su geldi bana. Bende önce de geldi oradan bana su. Bir avuç içti. Bitti diyor. Saçı şeker su. Yaşar getirdik değil mi? Evet. Bana söyle. Türkçe’yi de şöyle reyine ver. Nereden geldi? Ben kendimce yolu o. Ben şimdi herkese onu söylüyorum. Pirinci unutacağım. Hatta buzluğunu da unutacağım. Etmeyi unutacağım. Ununu mu alıp ne olursa olsun. Unutacağım.
17. Bölüm
Unutacağım. Tamam. Hayatımda yemekle alakalı şeyden bunları unutacağım. Acı düşürüyor mu benim şekerim? Acı düşürür. Bak o da şekerli. O benden daha sıkıntı yok. Bir sinirleniyor ama. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Bir sıkıntı yok. Dur. Umutun kommt. Umutun kommt. desert analyze ringing 觀 deserving Bazıları tarif ediyorum şimdi. Bir gün dükkanda Fatih Cüneyt’e sessiz sessiz soruyor, söylüyor bunu. Kanun da sessiz. Oğlum bakış bulatıyor şimdi. Mert’ten kalıyor. Mert’ten o zaman dükkanda hizade söylüyor. Bir daha söyledim. Bu bakış daha sonra. Sonu saat üç, üç, dört oldu. Şeyden orada biz çay falan pişirdiğimiz yer var.
Oradan bir cazırtı geliyor. Bir de koku yayılıyor. Bir cazır cızır bir şeyler yapıyor bu. Iyi yemek yapar. Bir cazırtı kopuyor şeyden. Ulan ne yapıyor diyor bu kendi içimden geldi. Saat gördün mü ben geldim. Ben hala da o pilavı bu kuyruk yağını eritmiş, kavurmuş üzerden. Içine pirinç atmış. Aman lokantada kaşçılar yapamıyor. Tane tane çok güzel. Üzerine küçücük küçücük soğan doğra. Üzerine küçücük küçücük domates doğra. Sıcak sıcak. Karşıdan fırından bir de çıtır ekmek aldı. Ulan ne pilavdı o be? Bir baktım öyle. Dedi ki gel bir koştasın birkaç lokmayı ye. Ben şimdi ben ne yaptım dedim ben. Sıstı şimdi. Ben bir kaşık da aldırdım. Böyle pilav yok mu? Hacı ne yaptın dedim ya. Böyle böyle yaptım.
Ne pilav olmuş be dedim böyle ya. Oldu olsun. Oturduk ekmekle pilavı yedik o zaman. Evde yapıyorsun mu sen? Yapmıyor musun? Sesini duyurmasın. He? Sesini duyurmasın. Ben sesini duyurmak için uğraşıyorum zaten. Sen tavana bakıyor zannediyorsun. Sana bakıyor o. Kime sevinlendiyse ona bakıyor. O sana bakıyor da o tavana bakıyormuş gibi oluyor. Adam sonra bana yalvarıyor. Al O an her yerde var her yerde. Dur. Görmedin mi canım? Var. Efendim bir hadîs var. Ben tam malasını anlamak zorlu çektim. meşhur birinden bir hadîs. Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Güzel koku. Kadınlar yüzümün durumundaydı. Mesnevî de güzel koku için meleklerin gıdasıdır diye bir ifade var. Ara bir de kadınların çocuk doğurmasını Allâh’ın rahmaniyetinin bir tecellisi gibi yorulmuş.
Bunu bundan bir ilişkilendirebilir miyiz? Namazı zaten söylemeye bir gerek değil mi? Ara bir de kadınların güzelliğiyle alakalı Cenâb-ı Hak’ın cemaat sıfatının tecelliyatı. Peki meleklerin gıdası mıdır yani? Güzel sevdikleri için. Güzel koku ile alakalı mı? Evet. Normalde melekler iyi biçmezler ya. Evet. Ama güzel kokuya müştaktır melekler. Bir çatı versi Allâh da güzel kokuya müştaktır. Tütsü yakınması eski mevlevi dergahlarından. O tütsü demedim ona. Güzel güzel koku. Evet. Bütün dergahlarda güzel koku var. Bir de önceden her dergahın bir koku ile alakalı kokucu dedesi olur. O dergaha giren herkese koku sürer. Dergahın içerisi bunların içi o da güzel koka. Mesela o yüzden erkeklerin kokulanması kadınların da erkeklerin de eşlerine kokulanması nafile ibadet hükmüdür.
18. Bölüm
Kadın erkeğine kokulanır. Güzel koku sevdirildi. Kadın da güzel koku ile erkeğine kokulanır. Erkek içinde güzel koku ile kokulanması eşine karşı nafile ibadet hükmüdür. O yüzden mesela kadınların güzel kokusu dışarı çıkmaları caiz değildir. Ama eşlerine kokulanmaları sünnettir. Erkeklerin de kokulanmaları bu manada sünnettir. Güzel kokuyor. Cenâb-ı Hak da müştaktır. Öyle söylüyorum. Allâh da sever. Güzel kokuyor. sarımsakla cami gitmek bir beçede de yasaklanmasının sebebi odur zaten. Hadiste yasak. Evet. Soğan ve sarımsak yiyenler mescidimize girmesin. Çünkü onlar güzel kokmaz. Güzel kokmamından dolayı mescide veya soğan sarımsak yiyen bir kimse hemen o kokusunu izale etmeye çalışacak. o kokuyu bir başkası hissetmeyecek.
Mesela sûfîler buna çok dikkat etmişler. Sesim arkaya geliyor mu? Duyuyorsunuz ya değil mi? Mesela sûfîler buna çok dikkat etmişler. Kendi içlerine. Bir kimse örneğin vücudu farklı kokmayacak. o ııı elbiseleri farklı kokmayacak. Sufiler bu temizliğe dikkat etmişler. Mesela Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri salallahu aleyhi ve sellem alış kokusuna dikkat etmişler. meşhur ya bir tatlı meselesi var. Iıı Cüveydi annemiz yapıyormuş her gün. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri de çok seviyormuş onu. Her gün o tatlıdan yemeye gidiyormuş. Ondan sonra Hazreti Zeynep annemin de Hazreti Ayşe annemiz komplo kuruyorlar Hazreti Peygamber’e. Diyorlar Zeynep’e diyor ki yanına geldiğinde sen neydin ağzın neye kokuyor de diyor.
Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem Zeynep’in yanına gidiyor. Diyor ki ya Resulallah sen neydin diyor ağzının böylesini kokuyor. O hemen çıkıyor ağzını misafiriyor. Onun odasından çıkınca Hazreti Ayşe annemiz yanıyor. Ayşe annemiz de aynı şeyi söylerse bir daha yersen diyor. Yemeyeceğim ondan sonra diyor. tatlıdan yine ağzını misafir ediyor. Cebrail aleyhisselâm diyor. Onların kurmuş olduğu tezgahı ona söylüyor. Şimdi evet onlar Cebrail aleyhisselâm faktörünü unutuyorlar. Hırsı unutturuyor insana. Unutturuyor ki. Tabii burada Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağız kokusuna, ağız kokusuna karşı olan hassasiyet çıkıyor. Mesela o yüzden insanlar ağızların kokularına, vücutlarının kokularına, uzunlarından çıkan kokulara dikkat edecekler.
Insanların uzunları da onlar da kokabilir veya vücudu kokabilir bir kimsenin. Buna da İslam altı ay müsaade ediyor zaten. Altı ay içerisinde tedavi oluyor. Eğer tedavi olmazsa taraflara boşanma hakkı yok. Önceden bu tabii şimdi kalmadı artık. Mesela şeyde ııı insanlar oğullarını evlendirirken gidip gelinle bir yatağa yatardık. Kaynan olacak o vakit. Siz Mehmet Kuyucu’nun evlendiğini anlatmadınız mı sizler? Yok. Mehmet Kuyucu’yu evlendirsekler dayım yani. Ondan sonra? Daha ağlanır, daha ister misin? Biz sabahleyin çat oldu pancan yuturu var. Bağırıyor sokaktan. Ne var? Dedim kız bakmaya gideceğiz. Lan dedim sabahın bunun vaktinde ne işiniz var? Böyle erteden gideceğiz ki diyor. evi derdimi toplumu, kız derdi toplumu.
19. Bölüm
Millet evden kovar şimdi. Sabahın yedisinde kız bakmaya gelmişler. Kafayı mı kırdın sen? Git bak ne derdine. Yedide gitti bunlar. Daha ne Allâh’ın emri var, ne bir şey var, ne olacağı belli. Ne bilsen belli. Çat. Ne olacak? Ben de merak ettim. Sordum. Dedim ne oldu? Gittik. Ağırlandık dedin. Dedim kovmadılar mısınız? Yok dedi kovmadılar. Ne kovsunlar dedi. Normal dedi. Ona normal geliyor onlar. Yetmedi. Annem bir gece yattı. Gelin. Ne yaparsın? Evin kızından şimdi git sen. Ve dedi vücudu kokuyor mu, sayıklıyor mu, deli mi dedi, çitiriyor mu dedi. Ben kaldım. Öyle aldılar onu. Ondan sonra bir süre sınıftan geçti yani. Bir süre imtihandan geçti. Sadece kız da geçmiyor. Anası, babası, kibar esi.
Dayımdan kim bu yaşamıyor? Allâh’a emanet et. Ama ben sonradan dini okuyunca evet lazım. Tabii. Aslında erkeğidir. Şimdi öyle adamlar var, kokuyor. Utanmasan ben burnumu sıkacağım, yürüyeceğim gideceğim. Mesela derviş olanlar var, dolayı da söyletiyorum, yıkanmıyor mu bu adam gidin söyleyin diyor. Mesela sigara içersin, zikrumlar birinci alakasında olsun, ben o kokuyu almıyorum. İçmeyen çabuk farkı. Evet. İkinci alakada alıyorum kokuyu ben. Sigara türlü kokuların normalde kötü koktuğu için. Kötü koktuğu için tabii değil. Yola engel midir efendim? Engel. O yüzden ben bizim yolda gidecek olanlara haram. Hem bir hadiste de mesela Peygamber efendimiz sahabeye yemekten sonra el ve tırnak temizliği ilgili iyi kısası var.
Cehennem gelmiyor. Bu temizliğe özel demek için mi değil yoksa gerçekten de o şekilde? Temizliğe özelliği var. Aynı zamanda evet o şekilde. Mesela tırnaklarının altında şeytanın çocuklarının olduğunu söyler ki. Bunu tuhaf geliyor. Ben mesela tırnağı uzun olan kadının elinden ben ekmekten yemem. Bileğim ben onun tırnağının uzun olduğunu, ben onun hiçbir şeyini yemem. Hiçbir şeysini yemem. Onun elinden hiçbir şeyini yemem onun elinden. Onun çünkü tırnaklarının o tırnağın altında şeytanın çocukları var. E bunu hadîs mi var bu konuda? Sen hadîs mi okuyordun? Tabii. Deminki bir kısaydı. Bu bir şey kuzu eti yerken sahabeye çakırtaşlarında elleri temizlemesini öğretmiş ve meleklerin artık gelmedi. Cebrail asrın var.
O şeyde mesela bir kimsenin tırnaklarının altında mesela bir kimse temizliğine dikkat etmeyen bir kimsenin tırnaklarının altında şeytanın çocukları var. Eskilerde söylendiğim şey. Ben eskilerini söylediğimi bilmiyorum. Büyükten bir söylerdim. Onu bilmiyorum. Daha hiç duyduğum bir şey değil. Sonra gördüğüm bir şey oldu. Birisi öldür, kes, yediremez bana. Bile bile yemem. Yok. Ya o farklı bir şey oldu. Ya bu sahabeye temizliği özendirme değil. Mesela şeytan damarlarımızda da dolaşıyor. Bu ayrı mesele. Bu öfkeyle alakalı mı? Yoksa bütün her şeyle alakalı. Şeytan insanın damarlarında dolaşır. Zikrullah yapmasa vücuda hakim olur. Zikrullah yapınca vücutta tesiri azaldır. Ne kadar çok zikrullah yaptı, tesiri o kadar az olur o kimse.
20. Bölüm
O şey yapacak mı o? Tesirini azaltması için zikrullah yapıyor. O yüzden mesela şimdi mesela başka tarafta kaymasınlar. Mesela kafir ciniler kötü koku olan yerlerde daha fazla duruyorlar. Ya mesela bir kimse şey yapsın kötü koku olsun kafir cinli onun etrafında daha fazla duruyor. Şimdi bayanlar yanlış anlayacaklar belki de. Mesela bayanlar kokulanıp çıksınlar kafir cinliler etrafından fır dönüyor. Şeytan etrafında fır dönüyor. Eski Mevlevi dergahına kadar özellik otu tohumu yakalamış. Tutsu şeklinde. Mesela ney büklerken de o neyzenin hale girmesini kolaylaştırılmış. Ya da özellik otu tohumu yaptığınız zaman şimdi fena fena sokuysanız oradaki zulmet kalkarmış. Böyle şeyler yapılmış. O evet. Gerçek değil mi?
Hı hı. Mesela şey mi ben yakmıştım? Şey var ya çörek otu. Evet. Çörek otu da mesela ölüm hariç her derde deva duruyor. Mesela o çörek otu yakmışlar. Öyle. Vefat edenlerin uçak olmasının bir sebebi var. O normalde vefat edenlerin üzerine koyuyorlar çörek otudur. Normalde onun da kendine kokusu var ya. O çörek otuna mesela kafir şeytanın ve kafir cinlilerinin gelemeyeceğine dair ibareler var. Mesela çörek otunun sadece fiziki faydası yok bence. Bu bence. Çörek otunun bir insanın manevi faydası da var. bir kimsenin mesela akli, kalbi, ruhi şufa da olduğuna inanıyorum çörek otunun. bunun ilk defa konuşulmuşum. Şimdi böyle bir farklı algılanmasın diye şey yapmıyorum. Ben mesela çörek otunda ben böyle akli, kalbi, ruhi şufanın da olduğuna inanıyorum.
Mesnevi de de var efendim değil mi? Var. Paçaklar böyle topken gelmesiyle alakalı. Ya normalde çörek otunun mesela belki de o tohumun tohumların içerisinde en faydalı olduğuna inanıyorum. Mesela değişik insanlarla değişik böyle kürler söylüyorum. Çörek otuyla alakalı. Allâh’ın izniyle şifa alıyor. Bir şey oluyor mesela dövdüğüm balla karıştırıyor diyorum. Bir tane ağır. Sonra geliyor Allâh razı olsun diyor. İyi geldi bana diyor. Örneğin için. bal da her derdede var. Hadîs nesabı. Çörek otu her derdede var. Hadîs nesabı. Mesela ben çok uzun zamandan beri bu altı yedi yıldan beri sabah akşam mümkün olduğunca kaçırmıyorum. Çörek otu yiyorum. Aç kalmam. Ben bu süsü öğütme makine aldım ben. Öğütüyorum onu.
Önceden şeyde değirmende öğüteceğimle uğraşıyorum. Bu soru oluyor. Aslında en iyisi o da. Ama şey oluyor. Onu öğütüyorum. bir tatlı kaşığı sabah akşam mümkünse çörek oturuyorum. Aç kalmıyor. Ben onun ben normalde mesela hem zahiren şifa aldığına hem de ııı manen şifa aldığına giden. Mesela depresyona karşı ben ne bileyim böyle ııı sıkıntılarla karşı dirençli olma manevi olarak kendimize dirençli olma akıl sağlığı. bunlar bence birbirlerini böyle tamamlayan şey. Güzel koku güzel sözler bunlar önemli şey. Ya insanlar hayatlarını biraz daha anlatıyorlar, biraz daha otantik, biraz daha böyle kimyasaldan uzak. onların ııı hem psikolojilerine hem vücutlarına rahatlık etmelerine inanıyorum. Mesela bizde böyle bir evin içerisinde güzel bir koku ııı tohum kurusu veyahut da hazırlanmış güzel bir koku bizim evlerde yok.
Biz kapitalist sistem, oda spreyini döndü herkes. Sıkıyorsun oda spreyini, farklı bir kokuya ama normalde öyle şeyleri artık şey dedi yok. Sulta da önceden mesela böyle uzun şeyler var. Güzel koku yakarlardı. Mesela hacca ömreye gittiğimizde ııı biraz da ömrede göründüm ben. Kabide’yi gezdiriyorlar. Gezdiriyorlar. Şimdi yapıyorlar mı bilmiyorum. Hacı da ben görmüştüm. Evet. Umre’de de sizinle gittim de görmüştüm. Evet. Sallayarak şey yapıyorum. Onun normalde böyle kocaman bir şeysi vardı. Birisi kafasının üzerine koyuyordu onu. Sırtına koyuyordu. Kafasının üstüne koyuyordu. Tavaf ediyordu herkesle beraber. O böyle bir koku yayıyordu o tabi ya. Güzel bir koku. Ve bunlar şimdi normalde kayboluyorlar.
Şimdi bakın evet. Evet. Kayboluyor bunlar şimdi orada. Ama güzel kokusun insanı bu noktada maddi manevi faydası okuyormuş. Allâh bizi gizlalikten vermiş kül haline. Selamünaleyküm.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Tecellî. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı