Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

602. Dergâh Sohbeti – Hûd Sûresi ve İhtiyarlama, Sevgi Dereceleri, Siyâsî Yozlaşma Eleştirisi

Tefekkür ve sûfî yaklaşım, âhirette diriliş meselesi, sevgi dereceleri, 37. hadîs-i şerîf (Hûd Sûresi ve ihtiyarlama), Nûh ve Hûd kıssaları, mânevî hallerin insanı ihtiyarlatması, siyâsî yozlaşma eleştirisi ve dergâh ahlâkı.


1. Bölüm

Siz çaylarınızı içerken ben de birkaç soru var. Onları cevaplandırayım inşâAllah. Tefekkürümüz nasıl olmalı? Hangi konu üzerine tefekkür etmeliyiz? Ölümü ve ahireti çok düşünmenin doğru düşünmemiz doğru olur mu? Ölüm anı dehşetli bir an mıdır? O insanlar düşündü mü ki, o insanlar düşündü mü ki çok âyet-i kerime vardır insanları tefekkür etmeye düşünmeye sevk eder. Tabii bu düşünmeye sevk eden âyet-i kerimeler genelde dünya ve dünyanın içindekileri ilgilendirdiğinden dolayı Dünyadaki nimetleri, dünyadaki çaylarınızı için hem olan oluşumları filan sevk eder. Bugün böyle taze sohbet olsun. Bu Çanakkale’de Mevlânâ Kültür Merkezi’nde Nuh Aleyhisselâm faslını işliyoruz İbn Arabi’den. Bu Nuh Aleyhisselâm’la alakalı âyet-i kerimelerde Nuh’un tebliğ metodu var.

Tebliğ metodunda Nuh önce gece tebliğ ettim derken Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri gece tebliğinin sırf mana olduğunu, metafizik olduğunu ve Nuh’un kavminin bunu anlamakta güçlük çektiğini. Bunu anlamakta güçlük çekince ardından gündüz tebliğ ettiğini. Bu da meselenin zahir boyutu olduğunu. Bu sefer de Nuh’un kavmi bu noktada tenakuza düştüğünü. Ardından Nuh’un kavmi âyet-i kerimelerde var ya Allâh size bağlar, bahçeler, oğullar, çocuklar, evlatlar verir, yağmurları yağdır. Siz tövbe edin ondan sonra Allâh’tan af dileyin der. Ardından da o kavmin gözünün gördüğü şeyleri nimetleri tefekkür etmesine ve onların devamının sağlanması için Allâh’tan da af dilemesini söyler. Tefekkür bu manada sufiliye adım atmamış olan kimseleri Allâh’a yaklaştırıcı akli delilleri ve akli kıyasları ortaya çıkaran, akli ilimleri meydana çıkaran bir ilim dalıdır öyle söyleyelim.

Ama sûfîler genel manada sevginin üzerine, aşkın üzerine kurulu sûfî toplulukları tefekkürün üzerine çok fazla durmazlar. Onlar daha fazla Cenâb-ı Hak’ı zikrullah ve onu sevme yolunda dururlar. O yüzden ölümü düşünmek, Cenâb-ı Hak’ın vermiş olduğu nimetleri düşünmek, bunları tefekkür etmek, varlığın üzerinde düşünmek, bunları tefekkür etmek muhakkak ki insanın ilmini artırır. Muhakkak ki insanın Allâh’ın zahir sıfatlarının tecelliyatını öğrenme, bunları tanıma, bunu bilme noktasında bir merhale kat ettirir. Ama velakin bu biraz uzun yoldur. Sufiler Allâh’ı çok severler ve Allâh’ı çokça zikrederekten farzları yerine getirip nafilelerle Allâh’a yaklaşırlar işin merkezine doğru daha hızla ilerlerler.

Ben beşinci sınıfa gidiyorum. Din kültürü dersinde bir arkadaşım öğretmenime ahirette diriltildiğimizde ruh olarak mı yoksa beden olarak mı diriltileceğimizi sordu. Öğretmenimiz bunun ihtilaflı bir konu olduğunu söyledi. Biz de arkadaşlarımız da bunun tartışmasını yaptık. Bu konu hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Normalde insanoğlu ve yaratılan her şeyin bir sureti vardır. Yaratılmış olanların hiçbirisi yoktur ki bir surete sahip olmamış olsun ve yaratılmış olanların hiçbir şey yoktur ki bir vücuda sahip olmamış olsun. Sureti varsa vücudu da var. Vücudu varsa sureti var. Ruhlar aleminde ruhlar yaratıldığında dahi ruhlar alemindeki ruhların suretleri vardı. Bu suretsiz değildi. Ruh ne zaman ki bedene üflendi, bedenin içerisinde bedenle beraber hayatını kabir alemine kadar götürdü ve orada vücudun işi bitti.


2. Bölüm

Kabir alemine bu vücut da gitmedi. Kabir aleminde yine ayrı bir vücut var. Orada vücusu suretsiz değil yine. Ve kabir aleminden mahşere geçerken o vücutla mahşere geçmeyecek. Mahşerde yeniden bir vücut var. Bunun üzerinde ihtilaf yok. Bu konuyla alakalı hadîs, şerifler var. Ve mahşerde onların mahşerde yeniden diriltileceğine dair de hadisler var. Ve nasıl bu dünyada size bu vücudu verdi sizi diriltiyse mahşerde de onun için zorluk yoktur diye mahşerde de bizim bir vücutla diriltileceğimiz bir vücudumuzun olacağına dair hem âyetler var hem de hadîs-i şerifler var. Bunlar ihtilaflı konular değiller. Mahşerdeki vücudumuzla da cennete girmeyeceğiz. Mahşerdeki vücutla insanlar cehenneme girmeyecek.

Cehennem vücudu ayrı, cennet vücudu ayrı. Cehennemde bir müddet ızdırap çeken, ceza görenler yine o cehennem vücutlarıyla cennete girmeyecekler. Onlar yine hadîs-i şerifte Cenâb-ı Hak’ın bir rahmet ırmağı var. Onlar rahmet ırmağına girecekler. Rahmet ırmağında vücutları değişecek, üzerindeki cehennem kokuları silinecek, yok olacak, öylesi cennete gidecekler. Herhalde bunu cevaplamaya çalışan öğretmen kimsenin bu konuda hadîs bilgisi olmayabilir. Allâh sevgisi, sevgi nedir? Allâh sevgisi, peygamber sevgisi, üstadın sevmesi, bu sevgilerin hepsini bir arada cem olması nasıl mümkün olur? Bilgi, tecrübe ve görüş. Sevgi tektir. Ama normalde bir kimsenin sevgi tektir derken, sevecek olduğu yere göre şiddeti değişir. ayeti kerimede o müminler Allâh’ı çok şedid bir sevgiyle severler.

En yüksek, en şedid sevginin en yüksek derecesi Allâh’adır. Mesela Allâh’ı sever gibi bir kimse, peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sevmez. Mesela Hz. Peygamber der ki, gözünüzün gördüğü her şeyden fazla beni sevmedikçe imanınız kemale ermez. o hadîs-i şerifin metni, annelerinizden, babalarınızdan, eşlerinizden, çocuklarınızdan, malınızdan, mülkünüzden fazla beni sevmedikçe imanınız kemale ermezler. Mesela orada Allâh’tan fazla demez, örneğin. Çünkü neden? söz, zannediyorum şeyindi. Allâh’ı sevmenin sınırı yoktur. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin de, Necip Fazıl Kısa Kürek, bir kimsenin şeyhini sevmesinin sınırı yoktur. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin geçmediği müddetçe, Hz.

Muhammed Mustafa’nın sevmenin sınırı yoktur, Hz. Allâh Celle Celaluhu geçmediği müddetçe. Söz Necip Fazıl’ındır. Necip Fazıl’ındır. O yüzden normalde bir kimsenin üstadını sevmesi muhakkak haktır. Bir eşini sevmesi haktır. Çocuğunu sevmesi haktır. Arkadaşlarını sevmesi haktır. Fıtridir. Ama eşini, çoluğunu, çocuğunu severken şeyhi gibi sevmez, Peygamberi gibi sevmez, Allâh gibi sevmez. Sevmek, muhabbetin üstünde bir şeydir. Muhabbet etmek, sevmenin altındadır, beğenmenin üstündedir. Bunun hepsi de sevginin dereceleri gibidir. Sevmek bunun daha üstündedir, muhabbet etmenin. Aşıklık, sevmenin de üstündedir. Ama insan o noktada devamlı duramayacağından dolayı, bu noktada bir çıtkeri sevmek olarak nitelendirir ama hepsini de içine alır.


3. Bölüm

Belediyeden, köyümüze kullanılmak üzere aldığımız malzemelerden artanlarını köylü geri vermek istemiyor. Zamanen bu malzemelerin hurda olacağını düşünüyorum. Köylü ısrarlı vermek istemiyor. Ne yapmak lazım? Normalde bir malzemenin fazlalığı varsa, köyde buna ihtiyaç varsa kullanın. Ama köyde ona ihtiyaç yok ise kullanılmayacaksa onu normalde geri vermekte fayda var. Çünkü milli servet. Allâh muhafaza eylesin. Yaşlı bir teyzemiz sormamızı istedi. Günlük sure okuyorum. Bunları Kur’ân-ı Kerim’den değil, küçük kitaplardan. Bazen Kur’ân-ı Kerim’i açamıyorum. Acaba günah oluyorum. Olmaz. Neden günah olsun? Allâh muhafaza eylesin inşâAllah. 37. hadiste kalmışız. Herhalde hata yapmıyorsak, yanılmıyorsak.

Evet. İbn Abbas radıyallâhu anh naklediyor. Hazreti Ebu Bekir radıyallâhu anh. Ya Resulallah, ihtiyarlayın dın deyince Resulallah sallallâhu aleyhi ve sellem beni hut ve vakit sureleri ihtiyarlattı buyurdu. Tirmizi. Hut suresi Mekke’de inzal olmuş bir sure tamamı. Henüz daha Medine-i Münevvere’ye hicret edilmemiş. İslam olanlar, Müslüman olanlara henüz daha ibadetler emredilmemiş. Ama hut suretsinin en önemli özelliklerinden birisi Nuh aleyhisselâm’ın, Hut aleyhisselâm’ın, Lut aleyhisselâm’ın ve Firavun’un ve peygamberlerin etrafında inanmayan müşriklere gelen tufanlarla, onlara gelen azaplarla alakalıdır. Bütün peygamberler kendilerinden önce gelen peygamberlere inanmayanların değişik tufanlara, azaplara bu dünyada duçar olduklarını bilirler.

İlk tufan malum Nuh aleyhisselâm’ın inanmayan topluluklarının üzerine gelmiştir. İnsanlar zaman içerisinde sapkınlığa dalmışlar. Zaman içerisinde dinlerini, diyanetlerini unutmuşlar. Zaman içerisinde nefislerini uymuşlar. Değişik putlar edinmişler ve değişik putlar edinerekten o putlara tapar olmuşlar ve Nuh aleyhisselâm’la alakalı kısaya baktığımızda Nuh aleyhisselâm bütün gayretlerine, bütün bu noktadaki çabalarına rağmen Kavmi ona iman etmemiş, hatta eşi bile iman etmemiş, hatta oğlu bile iman etmemiş ve Cenâb-ı Hak da o günün insanlığını komple helak etmiş. Nuh da zaten bir tane yeryüzünde kafir kalmayınca kadar hepsini helak eyledi, dua etmiş. Cenâb-ı Hak da onun duasına icabet etmiş, bir gemi yapmasını hayvanlardan ve insanlardan kendisine iman eden ve hayvanlardan birer çift gemiye katıp kattırmış ve büyük tufan başlamış.

O büyük tufanı görenler hayatlarına devam ederlerken bir müddet sonra yine azıp satmışlar. Yine azıp sattıktan sonra Nuh’tan sonraki peygamber Hud’dur. Hud aleyhisselâm zamanında insanlar zenginleşmişler, maddi varlıkları çoğalmış, hanlar, hamamlar, saraylar, köleler, bağlar, bahçeler, dağların tepesine muhteşem villalar, muhteşem bahçeler, dağların tepesine su götürmüşler. O kadar çok kendilerince şatafata şataata düşmüşler ve ne yazık ki Hud aleyhisselamı da dinlememişler. Hud aleyhisselamı da dinlemeyince Cenâb-ı Hak da Hud’un duasına icabet etmiş. Hud çünkü kavmi onun rüzgara emretmesini istemiş. Madem ki sen peygambersin, hadi demişler, sen bize bir mucize göster, şu rüzgara hükmet, şu rüzgarın yönünü değiştir.


4. Bölüm

Bir, Hud aleyhisselâm da rüzgarı kendi emrine istemiş, Cenâb-ı Hak da Hud’a o emri vermiş, rüzgarı iki eliyle beraber sevk etmeye başlamış ama yine inanmamışlar, yine kabullenmemişler. Ve Cenâb-ı Hak da Hud aleyhisselamın zamanında inanmayanları rüzgarla helak etmiş. Her biri gelen rüzgarla hızla buz gibi donmuşlar. Donduktan sonra bir şey buz gibi olur da çarparsınız yere, tuz dağılır gibi dağılır ya, böyle rüzgar hem dondurmuş hem de onları almış çarpmış yere her birisi tuz dağılır gibi dağılmışlar. Tabi insanoğlu azgınlıkta sapgınlıkta zaman içerisinde vermiş olduğu sözleri unutup yine isyan etmiş, yine değişik zamanlarda değişik peygamberlerin üzerinde imtihanlar sudur etmiş. Ve ona inanmayanlara bu tip afatlar, onlara inanmayanlara bu tip değişik sıkıntılar sudur etmiş.

Ve burada en önemli şey şu, bunları böyle Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bu âyetler gelince, bu ayetleri bizim okuduğumuz gibi okumuyor. Allâh-u Alem bu âyet-i kerimelerin yaşandığı zamanlardaki perdeleri görerekten o peygamberlerin ümmetlerinin nasıl helak olduğunu, o peygamberin zamanındaki insanların neler yaptıklarını, peygamberlerine ne eziyet ettiklerini ve aynı zamanda da nasıl tufana nasıl helaka duçar olduklarını görünce o kimse o hal ile hallenince muhakkak ki benim ümmetimde ne olacak diye bu şekilde saçı sakalı ağarmış ihtiyarlamış oluyor. Şimdi zaman zaman hava karardığında Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri göğe bakar, geçmiş ümmetlere gelen tufanlar, azaplar benim ümmetime de gelir mi diye tereddüt ederdi ki ta ki bunun taahhüdü Hz.

Allâh tarafından Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine verilinceye kadar. O yüzden Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ümmeti geçmiş peygamberlerin zamanında gelen afatlara geçmiş peygamberlerin zamanında olan helak oluşlara duçar olmayacağı. Onları bu noktada çünkü Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin duası var ve Cenâb-ı Hak da onun duasını kabul etmiş ve ondan sonra Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hava karardığında artık gökyüzüne bakmaz olmuş. Tufan, afat beklemez olmuş. Yoksa o zamana kadar her gökyüzü karardığında Hz. Muhammed Mustafa tufan beklerdi ve bunu etrafına da söylerdi. bir gün böyle hava çok karargın olunca öğlenle ikindi namazını cem etmişti ya cem etmesinin sebeplerinden birisi de Allâh alem yine bir tufan olabilir mi bir helakiyet söz konusu olabilir mi böyle bir şey olur tereddüdüyle öğlenle ikindi namazını cem etmişti Allâh alem.

O yüzden insanların bu manevi halleri tecelliyatları yaşaması onları görmesi onları normalde ama rüyasında ama halinde ama zikrullah esnasındayken bu tip şeyleri yaşıyormuşçasına yaşaması böyle sıkıntılı problemli meseleleri böyle azablı helaklı meseleleri seyretmesi o kimseyi ihtiyarlatır. Sûfî kardeşler derviş kardeşler bir Abdülkadir Geylan hazretlerini görmenin yolundadırlar bu işin tabi güzel zevk tarafıdır. Mesela bir Hut aleyhisselamın zamanında o rüzgarla gelen o afatı izlemek veyahut da yine Zü’nü vasla alakalı sohbet ederiz ya. Şehirlerin içerisine hendekler kazdırıp inananları ateşe attırması gibi veyahut da İbrahim aleyhisselamın ateşe atılması gibi veyahut da firavunun Musa aleyhisselama zulüm etmek için yaşanılan şeyler onu öldürmek için yaptığı şeyler gibi veyahut da peygamberlerin başından geçen zorluklar sıkıntılar bunları hal perdesinde.


5. Bölüm

Veyahut da bunları rüya perdesinde görmek bunları yaşıyormuşçasına o esnada yaşıyormuşçasına görmek bu sıkıntılarla sıkıntılanmak veyahut da kendi zamanında kendi dairesinde kendi sıkıntılarını görüp kendi sıkıntılarıyla uğraşmak. Muhakkak ki o kimsenin kimseyi bazen kabız haline sokar. O kabız haline girmesi o kimsenin normalde onu yaşlatır, kocatır tabiri caizse. Kabız hali bu noktada yemekten içmekten, neşelenmekten, gezmekten, gülmekten beri tutar insanı. az önce tefekkür vardı ya ölümü düşünmek ölümü düşünürsünüz ama ölümü yaşamazsınız. Ölümü yaşamak insanı kocatır. düşünebiliyor musunuz? Siz ölümü yaşasanız son nefeste kekelediğinizi görseniz ne yapardınız acaba? Veya ölümü yaşasanız son nefesinizi vermek noktasında imanla gelip gitmeyeceğinizde şüpheye düşseniz o esnada uyansanız o esnada kendinize gelseniz haliniz ne olurdu acaba ki?

Veya hatta insanların halleri ne olurdu? Ertesi gün sabahleyin gülüp oynayabilirler miydi? Ertesi gün sabahleyin neşelenebilirler miydi? Ertesi gün sabahleyin bilmem hangi restoranın bilmem hangi kahvaltı bölümünde 30-40 çeşit kahvaltı yapabilir miydi acaba? Boğazından bir lokma bir şey geçer miydi onun veya öğlen yemeğini nasıl yerdi acaba? Boğazından bir şey geçebilir miydi? Veya hatta kendi perdesinde kabir haline kabir sorgusuna düçar olsaydı acaba ne kadar kendinden geçerdi? Kaç gün kendine gelemezdi? Veya hatta mahşeri kendi perdesinde bir estanten olarak görseydi? Mahşeri görseydi? Mahşerden küçücük bir kesit görseydi? Beş saniye değil iki saniyelik bir kesit görseydi? İnanmayanların halini bir görseydi?

Ertesi gün sabahleyin hangi türküyü dinlerdi acaba? Hangi Ankara havasını dinleyerekten işine giderdi? Veya hatta ertesi gün sabahleyin hangi çorbayı içerdi? Ertesi gün sabahleyin ne iş yapacağım diye hesaplar mıydı? Düşünür müydü ki acaba? Ben bazen zaman zaman derim ya evet kardeşler hal görmek için can atarlar. Dervişlik güzel bir şeydir. Bu iş sadece Abdülkadir Geylân hazretlerini görmekle kalmıyor ki. Bu iş sadece şeyhini görmekle kalmıyor ki. Genelde kardeşler burada kalıyorlar. Benim dediğim noktada bu zaten derslerde. Şeyhini gördü mü? Zikrullah da ala. Bir de Pir efendileri gördü mü? Nur ala Nur. Bir de Hazreti Muhammed Mustafa’yı gördü mü? Ala. Harika. Hak mı? Hak. Doğru mu? Doğru.

Bu işin neşe tarafı. Acaba Nuh aleyhisselamın tufanını yaşasaydı ne olurdu ki? Orada kalıyoruz. Veyahut da gecenin yarısında bir yerde tecavüze uğrayan bir mümin kızın bağırışlarını duysaydı. Suriye’de, Irak’ta, Bangladeş’te, Doğu Türkistan’da, İsrail’de, Mısır’da herhangi bir İslam ülkesinde gavurlar tarafından ırzına geçilen kadınların bağırışlarını duysaydık ne olurduk acaba? Veya açlıktan inleyen bir çocuğun sesini duysaydık ne olurduk acaba? Zaten bunları duymuyorsak, bunları görmüyorsak gideceğimiz çok yol vardı. Yürünecek çok yol vardı. Biz gece aç kalan bir kimseyi görmüyorsak rüyamızda, halimizde gidecek çok yolumuz vardı. Ya Rabbi yok mu bana yardım edecek bir kulun o feryadı duymuyorsanız kulağınızda, kulağımızda ben de dahilim buna.


6. Bölüm

Gidecek çok yolumuz var daha. Bunlar insanı ihtiyarlatır. Bunlar insanı gocatır. Bunlar insanı çökertir. Bir derviş kardeşinizin acısını hissedemiyorsanız, bir derviş kardeşinizin sıkıntısını hissedemiyorsanız, bir derviş kardeşinizin yardıma ihtiyacı olduğunu hissedemiyorsanız veya hissetmek istemiyorsanız gidecek çok yolumuz var daha. Bunlar insanı yaşlatır. Bunlar insanı gocatır. Bir kimse Geylani Hazretleri ile kol kola zikrullah yanmış. Harika. Havalara uçar o. Muhteşem. Ama ama aynı estanteninin yan perdesinde ırzına geçilen kadınları görürse ne yapar ki acaba? Orada hayat duruyor. Veyahut da yan perdesinde Müslümanların başına bombalar yağdığını görürsen orada her şey duruyor. Ve dünya üzerinde her gün Müslümanlar bombalanıyor.

Dünya üzerinde herhangi bir yerde her gün Müslümanlar adaletsizliğin, caniliğin, vahşetin altında inim inim inliyor. Bizde böyle zaman zaman saman alevi gibi yanıp sönen şeyler var. siyaseten bir Filistin diyorlar biz o bu Filistin’i yaşıyoruz biz üç gün beş gün bir hafta bütün haberler kanallar bir hafta sonu bitti. Veyahut da bir keşmir oluyor bir ne bileyim işte. Çin’de Doğu Türkistan oluyor. Kalıyor. Arkası yok. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Hangi Müslümanın üzerinde mümin olduğu için bir adaletsizlik onda zuhur etti de biz acı hissettik. Gece uykumuz kaçtı. Bunlar sıkıntı. Allâh iyiyesin inşâAllah. Bunların hepsi de insanları ihtiyarlatan, kocatan şeyler manevi olarak. Bunları yaşıyorsa insan bunlarla dertleniyorsa gelse bir kimse bir derdini anlatsa size bir yarsa yüreğini bir aktarsa bir müddet sonra dert dinlemek istemezsiniz.

Dinlemek istemezsiniz şimdi duyuyorsunuz ya böyle oradan buradan bana da şeyden ne o böyle soru soruyorlar bir İzmir’de sordular değişik yerlerde soruyorlar öyle insanlar var ki habire derdini anlatıyor. Bunların derdini dinlemek istemiyoruz artık doğru mu yapıyoruz yanlış mı yapıyoruz diye biz çok dert anlatan bir kimseyi de sevmemeye başladık. bu çok dert anlatıyor biz aman dinlemeyelim buna dokunmayalım Allâh muhafaza eylesin. Bunlar gocatıyor tabi insana. Devletin en üst makamından en alt kademesine kadar tüm atanmış ve seçilmişler yaptığı hizmet karşılığında ücretini alıyor. Durum böyleyken atanmış ve seçilmişlerin Allâh için hizmet etmeleri nasıl olmalı. Canım kardeşim sen İslam sistemi içerisinde mi yaşıyorsun ki Allâh için hizmet etmeleri nasıl olmalı diyen onlar devlet layık demokratik hukuk devleti.

Layık demokratik pardon insan haklarına saygılı bir hukuk devleti. İnanırsan öyle olunca devletin en üst kademesinden en alt kademesine kadar devletin malıyla devletin hazinenin parasıyla ne yapıyorsa yapıyorlar karşılığında da ücretlerini alıyorlar. Onlar devlet hizmeti yaptıkları için karşılığında da ücretlerini aldıkları için ekstradan bir sevap aldıklarını düşünmüyorum. Belki de şuradan sevap alıyorlardır. Bunu normalde kendi uhdesine almaya alevere dalevere yapıp bunu kendi uhdesine bu parayı kendi uhdesine veyahut da bir eşyayı bir arsayı öyle ya mesela bir yerden imara açılacak biliyorlar nereye imara açılacağını gidiyorlar köylün elinden oradan ucuz paraya oraları alıyorlar. Görünüşe göre zahiren şeriaten bunda bir sıkıntı yok adam gitmiş oradaki tarlaları almış ama o kendisi biliyor ki oraya imar açıl imar verilecek orayı topluyor örneğin.


7. Bölüm

Bu kendi menfaatine döndürmesi bunları veyahut da önceden de böyle yapıyordu bunu şimdi de yapıyorlar Allâh-u Alem şimdi artık iş daha da büyüdü bu normalde Süleyman Demirel bu kapıyı açtı. Çamkaya da veririm dedi ya sekayı verdiğinde ondan sonra onun etrafında böyle bir manevi evlatları vardı onun o manevi evlatlarına devletin bazı şeylerini peşkeş çekmişti onlara. Bu böyle Osmanlı’dan itibaren bu var ama Cumhuriyet döneminde Demirel ile bu böyle daha fazlalaştı Demirel’den sonra da bu arttı eksilmiyor. İyime yukarıda artarak devam ediyor da bunlar normalde mesela devletin imkanlarını veyahut devletin parasını pulunu kendi menfaatine kendi aile menfaatlerine döndürmeye güçleri yetiyorken bunu yapmıyorlarsa buradan gerçekten sevap alacaklarına inanıyorum. bunu içmeye muhtedir buna gücü kuvveti yeter ama bunu böyle bu tüyü bitmemiş yetimin hakkı var bunda değil bunu yapmıyorsa o kimse gerçekten büyük bir nefis mücadelesi bu büyük bir cihâd.

Bakın bu büyük bir cihâd oradan maaş almasına rağmen bunu yapmıyorsa mesela bir ihale x firmaya vereceksin x firmaya verince o sana diyelim atıyorum bir milyon dolar sana kıyak geçecek. Sen bunu düşünmeden ihale şartlarına uygun bir kimseye ihale ettin bunu normalde buradan kendine bir pay çıkarabilir miydin çıkarabilirdin çıkarmadıysan gerçekten büyük bir nefis mücadelesi ama bu pek böyle olmuyor. Bu ne acı bu çok acı bunun daha acısı şu biz böyle ben yeni Müslüman olunca. Bu isim vererekten söyleyeceğim benim korkum çekintim yok kimseden Allâh’tan başka bu milli görüşün hatipleri çok ateşli o zaman. Öğlesine ateşliler öğlesine konuşmalar yapıyorlar böyle müthiş benim bulunduğum yerlerde de sufileri ve sûfî toplulukları eleştiriyorlar. eğer refah partisine oy atarsan iyi sufisin eğer refah partisine oy atmıyorsan onları desteklemiyorsan kötü sufisin.

O zaman da ben arkadaşları diyordum bizim bir siyasi hizmimiz bir klimiz yok ben size hiçbir zaman şu partiye oy atın demeyeceğim diye ben o zaman da söylüyordum şimdi de söylüyorum. Ben hiçbir zaman şu partiye oy atın demeyeceğim demedim bugüne kadar bugünden sonra da demeyeceğim inşâAllah Rabbim benim bu noktada dilimi muhafaza eylesin o zaman böyle ne kadar ateşli hatipler var. Ne kadar ateşli konuşuyorlar ve günün iktidarını yerden yere vuruyorlar şurada şöyle yediniz burada böyle içtiniz burada şöyle peşkeş çektiniz doğru ama dediklerinin hepsi de söylediklerinin hepsi de doğru gerçekten öyle yapıyorlar o zamanlar. Gerçekten öyleler. az önce Süleyman Demirel ve avanesini anlattım ya bu ardından anavatan gelmişti Turgut Özel muhafaza kar bir yapıyla o da ilk yıllarda böyle çok kendini disipline etti etrafı disipline etti.

Ama sonra bozuldu o da o da papatyalar çıktı çiçekler çıktı güller çıktı ihaleler onlar bunlar bir sürü lüks şatafat içerisinde hayatlar yaşayanlar birden böyle durumları değişenler oldu. Tabii şimdi Süleyman Demirel ve ekibini tanıyoruz. Süleyman Demirel ve ekibi böyle kendisini muhafaza karmış gibi gösteren dinle diyanetle ilgisi alakası olmayan kendisi de mason zaten mason olduğunu da inkar etmeyen etrafında da mason insanların bulunduğu. Hasbelkader nurcuları onları bunları da böyle kendi bünyesinde ondan sonra toplamak için onların önünde Risale-i Nur’un önünde pozlar veren bir kimseydi. Öldü gitti Allâh hesabını verecek Allâh’a hesabını verecek Allâh’ın da hesabını dürecek görecek neyse ne bizi ilgilendirmez eyvallâh.

Ama ondan sonra Anavatan Partisi gelince şey Turgut Özal dindar muhafaza kar etrafındaki insanlar böyle dindar insanlar görünümleri o ama onlar böyle devletin devletin hazinenin elindeki güce ve kuvvete ve kudreti eline geçirip etraflarına peşkeş çekmeye başlayınca bu acı oluyor ve onların içerisinde milli görüşten gelme insanlar vardı Hacı Hoca ne bileyim böyle cemaat sahibi böyle tarikat sahibi kimseler vardı. Onların bu tip işler yapmaları bu tip işlere girişmeleri bize Uhud’da okçu tepesine anlatanların Uhud’da ganimet sevdasına düşüp tepeyi terk edip nöbeti terk edip ganimete üşüşen sahabelerin hikayesini anlata anlata bağıra bağıra insanları bunu söyleye söyleye gelen bir topluluğun üyelerinin elemanlarının aynı Uhud’daki okçu tepesinin üzerinde duran sahabelerden daha vahşi onlardan daha adi onlar hiç olmazsa kılıç hakkını gelip almaya çalışıyorlar.

Kılıç hakkını onlar bir cihade girmişler canlarını koymuşlar orta yere canlarını koyaraktan kafirin malının üzerine üşüşmüşler kafirin malının üzerine dikkat edin onlar Müslümanların malının üzerine üşüşmedi kafirin malına üşüştü ve kafirin malına üşüşmekten dolayı Uhud’un galibi veyahut da malibiyeti belli değil ve Uhud’u anlata anlata gelen bir topluluğun kendi elemanları müminlerin malına müminlerin parasına müminlerin malına mülküne arsasına evine tarlasına üşüşmesi kadar rezilce üşüşmesi kadar adice üşüşmesi kadar şerefsizce üşüşmesi kadar necisçe bir şey olamaz siz diyeceksiniz ki sözleriniz çok ağır vallahi değil billahi değil sahabenin Uhud’daki bir anlık gafletini ayıka çıkarıp kafirin malına gidenleri bize hikaye anlata anlata yetişen bu milli görüşün içerisinde büyüyen Refah Partisi’nin içerisinde büyüyen bu insanların Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde iktidara veya belediyelere geldiklerinde ama devletin ama milletin malına akbabalar gibi solucanlar gibi böcekler gibi vahşi çekirgeler gibi şerefsizce adice haysiyetsizce üşüşmeleri kadar büyük bir rezillik ve haysiyetsizlik olamaz üşüştüler acı olan bu bakın acı olan bu insanın ağrına giden bu benim ağrıma giden bu benim ciğerimi yakan bu benim içimi parçalayan bu beni lime lime eden bu beni lime lime eden bu beni lime lime eden bu ve böyle yapan kimselerin insanların gözünün içine baka baka hala daha utanmazca arlanmazca hiç düşünmeden hiç utanmadan haysiyet ve şereflerini unutaraktan milletin içerisinde dolaşmaları ciğerimi yakıyor bir tarafım hadîs-i şerif bir tarafım hadîs-i şerif de diyor ki ahir zamanda ümmetin önüne çıkan bu siyasilerle alakalı söylüyor bunların diyor benim anladığım hadîs-i şeriflerden babül fitenden bunlar bizim dilimizden konuşacaklar bunlar diyor sizin dilinizden konuşurlar sizin gibi davranırlar sizdenmiş gibi olurlar ama bunlar sizi aldatırlar kandırırlar diyor kıymetli kardeşlerim asıl müslümanlar dünya ile imtihan oluyor asıl müslümanlar makamla mevki ile imtihan oluyor şeytan bizim içimizde kol geziyor bir kimse bir yer tutmuyor nereden 3 kağıt 5 kağıt yaparım diye düşünüyor böyle baktım sağlığım bozuluyor bir ara sayışta raporları okuyordum ya sağlığım bozulmaya başladı baktım şeker inmiyor aşağı her gün oradan bir sayfa iki sayfa bakıyorum okuyorum ah yok sağlığım bozuluyor üzüntüden sıkıntıdan stresten dedim yok bırakıyorsun Mustafa Özbah dedim sen dedim dön sen dedim hadîs oku bunlarla ilgilenme dedim insanın sağlığı bozuluyor çünkü benim sağlığım bozuluyor şimdi onlar devletten maaş alıyorlar evet evet yapmış oldukları işlerden maaş alıyorlar evet maaş onların aldıklarının yanında devede kulak kalmaz ya bizim ahmet dedi bir tane adı yaman bir tane belediye başkanı söyledi değil mi ahmet nizipten antep nizipten bir belediye başkanı söyledi adam iflas etti dedi o yüzden bir tane gösterin demeyeceğim şimdi ahmet gösterdi bir tane antep nizipten bu çok acı bir şey bakın bu topraklarda kuran sünnet mücadelesi verenler bu topraklarda yıllardan beri ben 86 benim derviştim 86 2018 2019 33 yıl pardon 33 mu 33 yıl ben hakkımı helal etmiyorum ben dinini dindarlığını dile getirerekten müslümanların muhafaza karların oyunu alarak belirli yere gelenlerin insanların bu devletin ama milletin malından üşüştükleri şeylerden üşüştülerse ki üşüşüyorlar ben hakkımı helal etmiyorum sizleri bilemem siz hakkınızı helal ediyor musunuz istiyorsanız ediyoruz deyin evet bu acı bir şey kıymetli kardeşler bu topraklarda 200 yıldan beri islamın mücadelesi var bu mücadeleyi biz başlatmadık ben başlatmadım ben derviş olduğumda kendimi bu mücadelenin içinde gördüm ondan öncesinde ülkücülüğüm vardı benim yine ayrı bir mücadelemiz vardı tam böyle dini kaidelerin içerisinde olmasa da kendimizce vatan millet deyip yürüyorduk kur’an sünnet diyorduk yaşamıyorduk bayrak inmez ezan susmaz deyip yürüyorduk eyvallâh ezana icabet ediyor muyduk hayır bakın ezana icabet ediyor muyduk hayır bu tuhaf algılanabilir şimdi bu ya o topluluk namusluydu ya o topluluk namusluydu o topluluk gerçekten şerefliydi haysiyetliydi o topluluk mücadeleciydi gözünü kırpmazdı o topluluk mala mülke paraya makamı bozulan bir topluluk değildi bozulanın cezasını kendi içimizde kendimiz görür döverdik ağzını burnunu atardık dışarı bakın bir güzel sopadan geçirir ağzını burnunu kırar dağıtırdık onu biz kapının önüne de bırakırdık o topluluk ülkücü bacılarına bakamazdı bakarsa onun gözünü kaşını çıkarırdık biz arkadan dolaşıp o ülkücü bacıların arkasından dolaşıp puan almaya çalışmazdı onlarla konuşmaya çalışmazdı böyle bir şeyle karşılaşırsak yemin ediyorum biz onun ağzını burnunu yüzünü gözünü kırar fatar kapının önüne koyardık kimse böyle bir şeye cesaret edemezdi kimse böyle bir şeye tevessül edemezdi tevessül ederse bir güzel sopadan geçirileceğini adı gibi bilirdi o topluluğun içerisindeyse bir kimse o toplulukun içindeki bir kadın bir kız onun bacısıydı kardeşiydi evlenmesi haktı ama arkadan dolaşıp puan alması şerefsizlik, haysiyetsizlikte hala da öyle inanıyorum hala da aynıdır inancım benim evleneceksen çıkarsın delikanlı gibi evlenirsin evleneceksen çıkarsın kadınsan delikanlı kadın gibi evlenirsin oradan buradan dolaşıp puan alırsan sen ihanetin içindesin bazen diyorum ki alayım sopayı elime bakın o topluluk böyle temizdi gerçekten birisi memur olsa amir olsa müdür olsa bir yerde bir makam sahibi olsa hükücü kardeşlerini düşünür orada yanlışlık eksiklik yapamazdı orada üçkağıtçılık beşkağıtçılık yapamazdı eğer bunu duyarsak biz dernek olarak duyarsak dernek olarak onun cezasını keserdik şahıs olarak duyarsak şahıs olarak cezasını keserdik vallahi de billahi de tillahi de hiç kimse hiçbir şey yapamazdı yapamazdı bu adam namaz kılıyor şerefsizin teki oruç tutuyor şerefsizin teki müslümanmış gibi görünüyor şerefsizin teki evet bunları yaşıyoruz ve 30 yıllık ben kendimce diyorum bundan öncesi var ya kıymetli dostlar bu ülkede şeyhim diyen dervişim diyen gecede 300 tane 400 tane 500 tane idam yaşadı istiklal mahkemelerinde can verdi insanlar şehit oldular Çanakkale’de şehit oldukları yetmiyormuş gibi kurtuluş savaşında şehit oldukları yetmiyormuş gibi bir menemeni hadisesinden bir de istiklal mahkemelerinden asıldı sokaklarda asıldı insanlar sokaklarda sokaklara darağacı kuruldu nerede dervişim var diyen varsa asıldı nerede şeyhim var diyen varsa asıldı kayıtlara bile geçmedi millet korkusundan gidip benim kocam asıldı benim abim asıldı benim babam asıldı deyip gidip şikayet dahi edemediler dergahları basıldı yakıldı dergahları dergahların içerisinde 300 yıllık 500 yıllık yazıtlar kitaplar hepsi de haraç mezat satıldı boşaltıldı yıkıldı kimisi samanhane olarak kullanıldı kimisini sporthes yaptılar kimisini hayvan da mı yaptılar hayvan da mı yaptılar camiler satıldı tekkeler satıldı medreseler satıldı yıkıldı bu mücadelenin içinden geldi sûfîler bu türkiye’deki müslümanlar bu mücadelenin içinden geldi bu mücadeleyi satan paraya pula makama mevkiye değişen kadına kıza değişen avrada değişen vallaha da billaha da şerefsizin haşyetsizin namussuzun tatikarlası aşağının aşası onlar çünkü 200 yıllık bir mücadeleyi hanterliyorlar onlar dünya müslümanların ümidini hanterliyorlar onlar halife-i osmaniye’nin mirasını hanterliyorlar 5 paraya değişiyorlar 10 paraya değişiyorlar bir kadına değişiyorlar ve ahlaksız canın kadın istiyorsa git ukrayna’da duruyor orada bilmem neresi de duruyor gelen başörtülü kadına mı gözünü diktin senden iş isteyen senden iş bekleyen başörtülü kadına mı kıza mı gözünü diktin gözün çıksın başka gözlük çek bir şey bulamadın mı gittin de evli kadınlara sarktın gözünü ona mı diktin sakalından ahlaksız şerefsiz gözünü dikecek başka bir yer bulamadın mı gözünü ona mı diktin zayıf gariban bir kimse bir işe gireceğim diye 3.000 lira getireceğim 5.000 lira getireceğim 5.000 lira getireceğim parti genel merkeze bu yatırılacak yatırdın yatırmadın belli değil cebine mi aldın nereye aldın ciğerine otursun ona mı gözünü diktin ciğerim yangın içim yangın hadîs şerif tutuyor beni diyor ki bunlar etrafında topladıkları insanları ümitsizlik deryasına götürürler Cenâb-ı Hak’a hamd ediyorum ki bir herhangi bir partinin peşine takılmamışız kendimce hamd ediyorum kendime ve diyorum ki gerçekten o bataklığın içine gidecek insanlar ve ümmet ümmetin en acı durumu bu ümmet günden güne ümidini yitiriyor buna üzülüyorum insanlar ümitlerini yitiriyorlar insanlar geleceğe dair gelecek ümitlerini yok ediyorlar ve farkında değil bu insanlar bu insanların gelecek ümitlerini yok ettiğini farkında değil bu insanlar çünkü bunlar mal gözlerini bürümüş para gözlerini bürümüş hırs gözlerini bürümüş bunların her şey gözlerini bürümüş bunlar fakiri fukarayı müslümanı unutur hale gelmişler bunlar ne kadar para kazanacağız diye düşünüyorlar ne kadar parayı pulağı sahip olacağız diye düşünüyorlar şu laflarımı kaldırabilirler mi kaldıramazlar bu laflarımı yutabilirler mi yutamazlar ama bunlar yutarlar herkes yutar o adili o şerefsizliği o haşistliği yapanlar yutarlar benim de sözüm onlara zaten adam kendini temiz tutmuş bunu muhtemelen bu noktada bir sıkıntım yok ama çok zor temiz insanları da bir yerde tutmuyorlar acı olan bu temiz insanları bir alem gullem ediyorlar bir alevere dalevere yapıyorlar tertemiz adam gidiyor bir tarafa ya bozulacak ya da adam çek çek git çek ikisinden biri oluyor o yüzden evet hakkınızı söyledim belki de duygularıma gem vurmam lazımdı ama benim de işim o değil ben de gem vuramıyorum o yüzden sürçülisan etti isem af ola ama sözlerimin arkasındayım arkadaşlar bu herkese sözüm bir davanın peşinde misiniz evet dava insanı kendini paraya bozmaz kendini makama bozmaz kendini kadına erkeğe bozmaz bozmaz evlenir evlenmesi haktır kimse bunun önünde duracak değil arkadan dolaşıp puan almaz alıyorsa dediğim laf gene geçerli o şerefsizin adinin tekidir benim namusum benim ailem benim her şeyim bu dergan içerisinde herkesin namusu ailesi bu dergan içinde bu dergan içerisinde birisi yan gözle bakıyorsa bizim kardeşimiz değildir onun gözü çıksın amin burada dergan içerisinde birbirlerimizin eşlerine çocuklarına bacılarına kardeşlerine arkadan dolaşıp puan almaya çalışan var ise tekrar söylüyorum gözü çıksın amin bu kim olursa olsun bu şerefsizliği bu haysiyetsizliği hiç kimse yapmayacak bakın dilim ağır evet yapmayacak biz bu topluluğu bu topluluk var ya biz bu topluluğu gittiği yere kadar kıyamete kadar bu şekilde paraya makama mevkiye şeytani olan şeylere bozulmadan götürmeye gayret edeceğiz inşâAllah biz bu topluluktan geçinmeyeceğiz bu topluluk bizim geçim kapımız olmayacak bu topluluk bizim tekrar söylüyorum geçim kapımız olmayacak içimizde para konuşulmayacak içimizde makama öykü konuşulmayacak biz Allâh için toplanacağız Allâh için birbirimizi seveceğiz Allâh için Allâh’ı zikredeceğiz Allâh için dinimizi öğrenip Allâh için dinimizi yaşamaya ve yaşatmaya gayret edeceğiz amin çok devasa belki de bir işler yapamayacağız biz öyle ya devasa topluluğumuz olmayacak belki de ama bu kadar bu kadarız ama samimiyetimizi muhabbetimizi kardeşliğimizi kenetlenerekten yaşayaraktan devam edeceğiz inşâAllah söz mü söz Allâh sözümüzde sadık eylesin inşâAllah amin lâ ilâhe illâllah el-Fâtiha amin


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk, Hamd, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı