1. Bölüm
Eğer bebekler ölünce sorgusuz sualsiz cennete gidiyorsa biz dünya hayatını yaşayıp günah işleyerek cehenneme gitme riskini niye alıyoruz? Ecel Allâh’a ait. Kimisinin bebekken Cenâb-ı Hak ecelini getirir, kimisine yüz yaşında, kimisine elli yaşında. Allâh bundan sorumlu değil. Onun bebekken normalde ecelini Cenâb-ı Hak’ın kısa tutması annesine babasına rahmettir. Bu da Allâh’ın lütfudur. Anne baba buna sabrederse Cenâb-ı Hak ona cennet nimeti verir annesine babasına. E bebekle sorgusuz sualsiz cennete gidecek. biz ona belki de farklı cepheden bakarız ama o da cennetlik olacak. Bundan normalde Allâh sorumlu değil. Biz neden bunu sen böyle yaptın diyemeyiz. Biz buna teslim oluruz. Her insan eşitse bebekler niye sualsiz gidiyor?
Her insan eşit değil. Kadınların hukuku, hükmü ayrı. Çocukların hukuku, hükmü ayrı. Erkeklerin hukuku, hükmü ayrı. Peygamberlerin hukuku ayrı. Eşit değil. İslam’da eşitlik ilkesi yoktur. Eşitlik ilkesi kapitalist sistemin bir aldatmacısıdır başka bir şey değil. Dünya üzerinde hiçbir zaman eşitlik olmaz. Dünya üzerinde kurulması gereken şey adalet ve hakkaniyettir. İslam’da adalet hakimdir. Eşitlik değil. İnsanlar çünkü güçlerinin yettiklerinden sorumludur din önünde. Bir kimsenin namaz kılmaya hiç gücü yetmeyebilir. O kimseden namaz sorulmaz ki. Bir kimse ömür boyu oruç tutmaya güç yetiremeyebilir. Ondan oruç sorulmaz ki. Bir kimsenin savaş meydanda cihâd etmeye hiç gücü yetmeyebilir. Ondan neden cihâd etmiyorsun diye sorgu sual sorulmaz ki.
Eşitlik olmuş olmuş olsa o zaman bunların hepsinden sorgu sual sorulması lazım. İslam’da adalet ve hakkaniyet vardır. Cennet dünyadan güzelse bizim bebekten farkımız ne? Eğer cennet dünyadan güzelse bebek niye dünyada yaşamadı? Muhakkak ki cennet hayatı, dünya hayatının çok çok üstündedir. E neden cennet güzelse biz buradayız? Cenâb-ı Hak bizi imtihan ediyor burada. Bizim böyle bir kendi ihtiyarımız yok ki bunda. Allâh’ın Rab’liği çıkıyor burada meydana bir de. Senin kendi ihtiyarında olmuş olsaydı yaratılmak yaratılmamak, kendi ihtiyarınla sen ona karar verecektin. Yaratılıp yaratılmamak senin ihtiyarında değil. Bizleri Allâh yarattı. O yüzden normalde madem cennet neden dünyadan güzelse buradayız, cennetlik amel orada oldu inşâAllah.
Bebeğin sualisi cennete gitmesiyle bizim dünyada risk alıp cehenneme gitme olasılığı arasındaki denge nasıldır? Hiçbir denge yok. Neden denge arıyorsunuz ki? Bebek ölmüş cennete gidiyor. Sen de dünyanın mihnetini çekeceksin. Bunda denge arama. Âyet-i kerimede siz Allâh’ın yoluna yardım ediniz ki Allâh da size yardım etsin buyuruyor. Bu mealciler bunu çevirirken Allâh’ın yolu olarak çeviriyorlar. Bu âyet-i kerimenin normalde Türkçe karşılığı tam bu değil. Bunu yine mealciler çarpıtıyor bunu. Âyet-i kerimenin medni siz Allâh’a yardım edin ki Allâh da size yardım etsin. Medni bu âyet-i kerimenin. Onu normalde mealciler Allâh’ın yoluna diye çeviriyor. Zaten bu mealciler kadar tehlikeli kimseler yok.
2. Bölüm
Bunu söylüyorum ya birkaç derstir bunu söylüyorum. Bir kimsenin Kur’ân-ı Kerim’in normalde meal noktasında çevirmeye kalkması kadar zor bir şey yoktur. Sebep? siz Kur’ân’ın diline o kadar hakim olacaksınız ki gramer yapısına o kadar hakim olacaksınız. Aynı zamanda karşılığında neye çeviriyorsunuz? Türkçe’ye. Türkçe’ye de çok hakim olacaksınız. Mümkün değil Kur’ân-ı Kerim’in motomat meali olarak Türkçe’ye çevrilmesi. Mümkün değil. O yüzden insanları sapkınlaştırıyorlar. İnsanları Kur’ân ve sünnetten uzaklaştırıyorlar. İnsanları kendi dinine yabancı ediyorlar. Burada büyük bir sıkıntı var. o kimse dile hakim değil, kendince meal yazacağım diye uğraşıyor. Onun öyle bir derinlemesine Arap dille, Arap diliyle alakalı bilgisi olması lazım.
Hatta Arap dili de değil. Kur’ân’ın diliyle. Bu benim alanım değil ama Kur’ân-ı Kerim’de İbrânice kelimeler var. Bu Arap da değil, İbrânice deyince. O yüzden normalde bir kimsenin bu konuda iyi bir ihtisas sahibi olması lazım. Ama bunları denetleyecek bir organizasyon yok. Bunları denetleyecek Türkiye’de bir organizasyon yok. Bunları denetleyecek bir kurum, bir kuruluş yok. Herkes kendi kafasına göre bir meal yazıyor, yayınlıyor, bastırıyor, satıyor. Bunu böyle bir zenginlik gibi görüyoruz biz. Bunu böyle ne kadar ya, çok iyi ya, bir sürü meal var. Bu meal yapanlar bu meselede yetkin mi? Ne kadar yetkinlikleri? Bu meal yapacak olanların bakın, meal yazacak olanların, meal yazacak olanların Arapça dil gramerlerine hâkim olması yetmez.
O kimsenin matematikten, fizikten, kimyadan, biyolojiden, felsefeden, edebiyattan ihtisas sahibi olması lazım. Siz diyebilirsiniz ki ya ne alakası var, adam bir meal yazacak, fizikle, kimyayla, matematikle, felsefeyle, edebiyattan ne alakası var diyebilirsiniz. Evet onların bilgisi olacak. O çünkü Kur’ân-ı Kerim’de âyet-i kerimelerden meal çıkarırken matematikselse ve hatta astrofizikle alakalıysa ve hatta kimyayla alakalıysa ve hatta edebiyatla alakalıysa o kimsenin o konuda bilgisi olacak ki meal düzgün olsun. Ama öyle bir şey yok. Öyle bir şey yok. Yarın öbür gün taslamamında bir tane beali çıkmaya görsün çıkar. Edip yükselin var ya onun da olur. Bir sürü var ya ehliyesi, ehliyesiz. Hiç kimse de ses çıkarmıyor nasıl olsa.
Kimse bir şey de demiyor. Alıcısı var. Cahil satıcının cahil alıcısı var. O meali yazacak olan kimsenin hadîs bilgisi olması lazım. O meali yazacak olan kimsenin Kur’ân-ı Kerim’in indirilmiş zamanındaki olaylara vakıf olması lazım. Hangi olaya, hangi sebebe bağlı gayet-i kerime indi bunun bilgisinin olması lazım. Yok. O yüzden şimdi burada siz Allâh’ın yoluna yardım ediniz ki bakın meal buradan değişti. Allâh’ın yolu Allâh. O kadar mana farklı ki. Bakın mana o kadar farklı ki. o kimse Allâh’ın yolu diyor. Allâh yoluna nasıl yardım edilirse Allâh’tan yardım olununuz, görüşlerinizi lütfedermişsiniz. Sen Kur’ân ve Sünnet’i yaşa, Kur’ân ve Sünnet’in yaşanması için mücadele edersen evet. Allâh’ın dinine yeryüzünde yardım etmiş olursun.
3. Bölüm
Allâh’a yardım etmiş olursun. Evde muhabbet kuşu güvercin bakmak uygun mudur, dinen sakıncalı mudur? Enes radıyallâhu anh hazretleri bakıyordu. Çocuktu. O çocuk olduğu için onun da böyle bir kuşcağızı vardı. O kuşcağızına bakardı. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de ona sorardı kuşunun nasıl olduğunu. Çocuk çünkü. Öyle çocukların evde böyle kuş beslemeleri, balık beslemeleri uygun olur. Sünnet yaşı büyük olabilir ama kafa çocuk kafası ise ona tabir koydu çünkü Enescik kuş nasıl sorardı Enescik. Tabir bu daha enes çocuk. Bildiğiniz çocuk sonra tabi o kuş öldü ölünce de Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ne kadar kadir şinas ne kadar bölümlü bir kuş.
Ne kadar böyle çocuklara da özen gösteriyor. Ona taziyeye gitti. Çocuk o kuşa bakıyordu. E tabi evde çocuklarınız varsa çocuklar böyle normal hayata sosyal hayata bağlı olması için iyi bir şey yani. Çocuklar internette cep telefonda oyunda moyunda orada burada vakit geçireceklerine çocuk aklı. Çocuklar böyle bir şey yapar. Çocuklar böyle bir şey yapar. Çocuklar böyle bir şey yapar. Çocuklar böyle bir şey yapar. Çocuklar böyle bir şey yapar. Çocuklar böyle bir şey yapar. Çocuklar böyle bir şey yapar. Çocuklar böyle bir şey yapar. bir telefondan bayan selamın aleyküm diyor. Onun harekete şu, bir, iki, üç yaparcasına yapıyor. Bayanlar koru halinde ve aleyküm selâm diyorlar. Allâh’ım dedim ya, bu mehteymiş.
Özel ne bakıyorsun sizin oralıymış ya. Minbid toprak ya, yetişiyor mâşâAllah subhanallah. Çocuk aklı o da papağın besliyor işte. lazım mı? Lazım çocuklar için. Dini nikahsız girilen ilişkide çocuk olacağı öğrenildikten sonra dini nikahla evlenildiğinde doğacak çocuğun hükmü nedir? Bir çocuk annesi, babası belli veledi zina olmuş oldu. Annesi, babası belli ama bir zina ürünü oldu çocuk. Ya normalde nikahsız bir cinsel ilişki haram. Evliyse taraflardan birisi rejmedilmesi lazım. Yine milletin tüyleri diken diken olacak şimdi. Âyet yok bu konuda, nereden çıkardın diye bangır bangır bağıracak millet. E şimdi değil ise bekar, bu sefer yüz sopa yiyecek. Bir de üstüne sürgün edilme şeyi de var, cezası da verebilir.
Diyebilir ki sürgün ettik seni. Nereden? Bursa’dan dışarı. Eline bir vesika senin, sürgün cezası yedin. Nereye yerleşeceksin? Eskişehir’e. Eskişehir’e gideceksin mülki amirine, diyeceksin ki ben buraya yerleşebilir miyim? Suçun ne? Zina etmek. Aman kardeşim, bu zinacıları almıyoruz dese oraya da yerleşemeyeceksin. Nereye gideceksin? Gideceksin bir mezrağaya yerleşeceksin. Böyle bir şey var, bir daha zina edebilir mi insan? Edemez. Ama tabi zina suç değil şu anda. Türkiye Cumhuriyeti devletinin yasalarına göre suç değil. Beş ay önce Afrin’de şehit düşen Bursalı uzman çavuş Taner Çobanoğlu’nun annesiyim. Oğluma bugün şehit olan vatan evlatlarımıza dua eder misiniz? Rabbim hepsini de kendi katına alsın inşâAllah.
4. Bölüm
Âmin. Vatanı korumak, vatanın uğrunda mücadele etmek, vatan için koşuşturmak ne yazık ki bedel istiyor. Ülkemiz de bunu çok ağır bir şekilde ödüyor. Bu da bir takdir. Sonuçta Orta Asya’dan kopup gelmişiz, bin yıldan beri burada tutunacağız diye uğraşıyoruz. Bin yıldan beri de bizi buradan sürmek için uğraşıyorlar. Değişik entriyakalarla, değişik şeylerle bizi sürmeye çalışıyorlar buradan. Ya burada köleleşseniz ya da sürgün yiyeceksiniz. Köleleşmezseniz sürgün, sürgüne razı olmazsanız köleleşme. Bunun içeriden dışarıdan kendilerince bir sürü oyun tezgahı bu devam ediyor. Bu yeni değil. Bakın bu yeni değil. Bu bin yıldan beri süregelen bir savaş. İçeriden satılanlar var, içeriden bu noktada hainler var, dışarıdan var, hepsi de var.
Bizdenmiş gibi görünüp bize hançerini vuranlar var. Bu milletin evladıymış gibi olup memleketi peşkeş çekenler var. Hepsini de görüyor, hepsini de yaşıyor bu topraklardaki insanlar. O yüzden biz sonuçta bu topraklar için, burada tutunabilmek için cansa can, malsa mal, kansa kan feda etmeye devam edeceğiz. Başka alternatifi yok. O yüzden muhakkak ki üzülüyoruz, içimiz yanıyor. Bugün yedi tane daha şehidimiz vardı. Bunlar kolay şeyler değil. Tabi buradan taziyede bulunmak, buradan bunu söylemek işin edebiyatı gibi gelebilir. Tabi bu ateş düştüğü yeri yakar derler ya, sonuçta ateş düştüğü yeri yakıyor. Rabbim o şehitlerimizin ailelerine sabrı cemil ihsan eylesin. Âmîn. Komutanlarımıza, siyasetçilerimize, bürokratlarımıza feraset nasip eylesin.
Âmîn. Onlara uyanıklık nasip eylesin. Âmîn. Askerlerimize feraset nasip eylesin. Âmîn. Gönüllerine ilham eylesin. Âmîn. Nereden tehlike var? Kalplerine inşâAllah Cenâb-ı Hak ilham eylesin. Âmîn. Tehlikeyi görüp sezip o tehlikeden uzak durmaya gayret etsinler. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlesini muhafaza eylesin inşâAllah. Dünya üzerine Mekke ve Medine neden kutsal toprak olarak biliniyor? Ve Hazreti Âdem babamızdan peygamber efendimiz, Hazreti Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem efendimize kadar gerçekleşen olaylar bu şehirlerde oluşmuştur. Sonuçta Cenâb-ı Hak şehirlerden Mekke’yi seçmiş. Seçmiş. Günlerden Cumay’ı seçmiş. Aylardan Ramazan’ı seçmiş. İnsanlardan Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine ve geçmiş peygamberleri seçmiş.
Seçmiş. Orası o yüzden bizim için kutsal, bütün Müslümanların iman edenlerin hakkı olan bir yer. Rabbim inşâAllah Müslümanların eline geçersin. Âmîn. Bizim hatun kafayı bozdu ben ne yapayım? Ben ne yapayım? Allâh düzelsin inşâAllah. Âmîn. Ne yapalım? Cenâb-ı Hak da sana öyle denk gelmiş. Ben kadınla erkek herkes için söylüyorum. Bozmayan var mı ki? Ama hatun kafayı bozduysa bunun sebebi adam. Artık ne yaptıysa bozuncaya kadar uğraşmış demek ki. bizde böyle radyo, televizyon bir şey bozulur biz yumrukla düzeltiriz ya. Radyo çalışmıyor. Önceden öyledir. Kafasını güm güm vuruyor. Vurunca çalışacak. Bazı radyoda çalışıyor gerçekten. Acaba hatunla radyoya mı karıştırdı? Vurunca böyle iyice mi bozuldu?
5. Bölüm
Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. İslam’da, askerde yemin töreni, yemin merasimi böyle bir şey var mı? Var. Yemin töreni yapılır, biatlaşma yapılır. Hak, hukuk, adaletten, toplum uzak, haramdan kurtulamıyoruz. Ne yapmamız lazım? Sonu doğru. Hak, hukuk, adaletten, toplum uzak. Sebebi ne? Toplum. Biziz yani. Biz kendimizi düzeltirsek bütün toplum düzelir. Biz kendimizi düzeltmezsek toplum nasıl düzelsin ki? Allâh düzeltirsin inşâAllah. Âmîn. Az kısa zikir aşıkı, dervişi aç bırakır. Aaa. Nereden çıkardınız bunu ya? Siz de az zamanda çok işler yapın. Bakın az zamanda çok işler yapın. Günlük virdin baş tarafına besmele yok. Hazreti Muhammed’in salatı yok. Özür diler, saygılar. Olur, gel sen bir virt düzenle bize.
Biz de senin düzenlediğin virdi çekelim inşâAllah. Devletimizin Mekk’in Seyyid şirketiyle Doktor bu nasıl okunuyor ya? İngilizce iyi misin? Ne bu? Evet. Onu ben okudum. Nafız’a soruyorum. Nafız, Kürtçe Palton ne demek diyorum ben? Palton ne demek diyorum ben? Ondan sonra Çeketi diyor bana. Ben oğlum onu biliyorum ben zaten. En sonunda gene ben buldum. Nerede? Burada mı Nafız? Kurbanin. Palton ne demek şimdi? Hayır. Duyamıyorum ki ya. Ne? Ne? Pardüsü mü oldu şimdi? Oğlum lan zaten pardüsü pardüsü zaten. Kürtçe pardüsü mü şimdi paltonla da? Yok zaten işin içinden çıkamazsa bir i ekliyor arkasından. Ceket, ceketi. Neydi? Sakko, Sakko. Ne? Sakko. Hah. Söyle, Sakko. Mekk’in seşirketiyle anlaşmasını nasıl buluyorsunuz?
Bu konudaki fikirleriniz nelerdir? Valla dili bak zehir zemberek bir şeyler yazmış. Okuyamadım ama bir kısmı zehir zemberek bir şeyler söylüyorlar, yazıyorlar. Bir kısmı da ölümüne savunacağım diye uğraşıyor. Böyle bir tezatlık var. Ama ben şuna, şunu kabul ediyorum. Bir kimisi, bir devletin kendi iç işleyişi kendisine kalması lazım. Siz devletin mahremini dışarıda başka bir şirkete teslim etmemeniz gerekir. Mahreminizi asla dışarı teslim etmemeniz gerekir. Mahrem. Devletin işleyişi kendi içi mahremdir. Bir şirketin işleyişi mahremdir. Bir ailenin içi mahremdir. Mahremdir bunlar. Bunların normalde yabancıların eline geçmesi, başkalarının eline geçmesi doğru değildir. Nasıl bir kadın veya bir erkek evinin içerisinde karı koca ilgilendiren mahrem meseleleri dışarı anlatması dini açıdan uygun görülmediyse ve bu yasaklandıysa ve bu noktada tehditvari hadisler var ise bir ticarethanenin mahreminin dışına çıkması doğru değil.
Bir devletin mahreminin yabancı bir şirkete eline verilmesi doğru değil. Ya bir yabancı bir şirket sizin açığınızı, sizin gediğinizi, zayıf noktanızı, kuvvetli noktanızı, sizin bilançolarınızı, sizin savaşıp savaşamayacağınızı, askeriye ne kadar para yatırıp yatıramayacağınızı, ne kadar neyi yapıp, ne kadar neyi yapamayacağınızı bilecek. Ben doğru görmüyorum. İnşâAllah Cenâb-ı Hak onlara basiret versin, bu yoldan dönsünler. Âmin. Bakın, âyet-i kerime, siz Yahudileri ve Hristiyanları kendinize dost tutmayınız. Ya bizim devletimiz dini devlet değil. Değil. Ama bu insanlar Müslüman. Bu insanlar Müslüman. Biz istediğimiz kadar dini devlet olarak görmüyoruz. dışarıdan bakanlar neden başımıza bu kadar çorap örmeye çalışıyorlar?
6. Bölüm
Bir de şu tırnak içerisinde söyleyeceğim bunu. Dış güçler, dış güçler, dış güçler, dış güçler. Yağmur yağdı dış güçler, sel oldu dış güçler, hava soğudu dış güçler, dolar yükseldi dış güçler. E, terör dış güçler. E ne oldu? Gittin dış güce, sen teslim oldun şimdi. Bu nasıl bir anlayış olacak? Ekonomi bozan diş güçler, ee kim bozdu? Bu gavurlar bozdu. Kim düzeltecek? Gavur mu düzeltecek? Doları kim yükseltti? Dış güçler, kim gavurlu gavurcuklar yükseltti, iyi. Şimdi ne yapacağız? Aa bir tane daha gavurcuk getirdik, sen düşler mi diyeceğiz? Sen düşür mü diyeceğiz? Ve hatta biz hesabımızı kitabımızı bilemiyoruz, gavurcuk kardeş gel bizim hesabımızı kitabımızı sen mi gör diyeceğiz? Yok. Ben basından okuduğum kadar yılına şey yapıyorum, ne yapacakmış bütün bakanlıklarının hesabını kitabını gözden geçirecek görev olarak.
Eee? Bütün bakanlıkların harcadığını yediğini içtiğini her şeyini onun elinden geçecek görecek. Diyelim ki bir bakanlık kendince örnekliyorum. Suriye’deki gruplara silah yardımı yaptı. Devletin devamiyeti için lazım olabilir ben böyle şeylere kızmam. Ne olacak ki? Dışarıdan her Türk devlet yönetmeye adaydır ya. Ben kendimce devlet yönetmeye kalksaydım şimdiye ben Irak Suriye sınırına küçük küçük gruplardan ben komple bir halk ordusu kurduydum orada. Ben kendimce yıllardan beri söylüyorum onu ben. 50 kilometre 100 kilometre sınırkı hem onlar orada rahat yaşasınlar hem vatanlarını korusunlar topraklarını korusunlar diyelim ki bir bakanlık böyle bir şey yaptı onu görecek mi o amca orada görecek.
Delil veriyor muyuz biz milletin eline şimdi evet. Bu doğru değil. Ben devletin mahrimiyetinin dışarı verilmesine karşıyım. Devletin hesabını kitabını hiç kimse görmemeli. Bilmem ne yapacak ne iş yapacak o zaman. Sana danışmanlık yapabilmem için benim senin içini dışını bilmem lazım. Şimdi ben bir firma düşünün o firma danışmanlık yapacaksam o firmanın bütün bilgilerine sahip olmam gerekmiyor mu. Nasıl danışmanlık yapacağım ki ben oradan nasıl danışmanlık yapacak adam o zaman ne fikri alacak buraya yol yapayım mı yapmayayım mı fikrini mi alacak boş muhafiz. Doktor almak ayrı bir şey doktor devletin çalışmasında söz sahibi değildi ki. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir müşrikten akıl almadı bir münafıktan akıl almadı bir mürtetten akıl almadı.
Doktor doktorluğu niye burada öğret insanlara doktorluğu dedi. Olmuyor uymuyor uymuyor. Uhud’taki savaş stratejisini kendisi belirledi sahabeleriyle beraber istişare etti sahabelerin içerisinde bir tane gayrimüslim yok. Bir tane müşrik yok bir tane ehli kitap yok. Hiçbir savaşta bir tane müşrik kimseden akıl almadı onlara danışmadı onları dinlemedi onlara uymadı. mekke fethedildi o kimse orada beytullah’a hizmet ediyorlardı sen dedi beytullah’a hizmetine devam et o da Müslüman oldu. Onun hareketinden hemen ardından hemen aynı anda aynı dakikada Müslüman oldu o kimse. Ya Mekke’nin fethinden sonra Mekke’nin yönetimi hiç müşriklerde olmadı. Hz. Peygamber Salulü Aleyhi ve Selam Hazretleri’nin döneminde beytül malın hazineyi sevgiyi idare eden nereye ne sevk edileceğini hükmeden hiçbir müşrik yoktu.
7. Bölüm
Sıkıntılı. Devletin mahremiyetinin yabancıların eline geçmesi sıkıntılı. Bunun savunulur bir tarafı yok. Bu zorlamayla mı oldu olabilir? Biz devleti idare eden biz değiliz. Bilmediğimiz bir açık mı var, bilmediğimiz bir mahrem bir nokta mı var, bilmediğimiz bir yerden mi yakaladılar bizi, yakaladıktan sonra ya bunu kabul edersiniz ya da böyle yaparız mı dediler bir şeyler mi oldu bunu bilmiyoruz. Ama ne olursa olsun devletin mahremiyetinin bir başkalarına paylaşılması, gavurcuklara paylaşılması hoş değil. Ya neden biz bir danışmanlık şirketi kurmuyoruz o zaman? Türkiye’de uluslararası yetkinlikte kafa insanlar var. Devlet kendisi bir şirket kursun, o kafa insanlar da oraya koysun, yalaklardan ve salaklardan oluşmasın.
Onlar danışmanlık yapsınlar. Ciddi ciddi. Eski Maliye Bakanı’nı geçenlerde haberlerde okudum. İngiltere’de bir banka CEO’luk için teklif getirecekmiş ona. böyle bir adamı biz neden değer olarak kaybedelim? Kendileri bir danışmanlık olarak, bir şirket kursunlar veya danışman olarak atansınlar. Bunlar habire fikir üretsin. Ülkeyi biliyor, vatanı biliyor, insanları biliyor, taşını toprağını biliyor, nerede ne olduğunu biliyor, biliyorlarsa en büyük sıkıntımız bu. Adam Ağrıdağının etrafındaki köyleri bilmiyorsa, Trabzon’daki yaylaları bilmiyorsa, Ege’nin ovasını, Ege’nin çamanın çalısını bilmiyorsa, Akdeniz’in toroslarını bilmiyorsa, adam Edirne’nin, Trakya’nın ne olup ne gittiğini bilmiyorsa bu vatana nasıl hizmet edecek ki?
Sıkıntı var. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında bize simsar adı veriliyordu. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza uğradı ve bizlere bu isimden daha güzel isim verdi ve şöyle dedi, Ey tacirler topluluğu! Alışverişlerde olmaması gerektiği halde çoğu kez boş söz ve yemin yapılır. Siz satışınıza sadaka karıştırın. Satışınıza sadaka karıştırın ne demek? Hem etrafınıza sadaka verin, yaptığınız boş kelimelerden dolayı tövbe edin, ne bileyim ticaretinizi doğru yapın. Ama buradaki ölçü şu, önceden simsar verilen, adı simsar olan tüccarlara Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o topluluğun ismini değiştiriyor. Onlara diyor ki siz tüccar topluluğusunuz, simsar değil, o yüzden normalde tüccarlara simsar denilmesi hoş değil.
Böylece onun ismini değiştiriyor, topluluğun ismini değiştiriyor. O zaman bir topluluğun ismini değiştirmek, bir topluluğa farklı bir ad koymak. Yine böyle isimle alakalı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Müslüman olmuş, müşrikten geri dönmüş kimselerin isimlerini değiştirirdi. kimisi kuş ismi, kimisi hayvan ismiydi, bunların isimlerini değiştirirdi örneğin. bunun gibi isim değiştirmek, topluluğun ismini değiştirmek, şahsın ismini değiştirmek sünnet olmuş oldu. Sufilerde bu edeptir. Şeyh Efendi, Üstad, o gelen müridin durumunu haline göre ismini değiştirebilir. Ona farklı bir isim koyabilir, ona farklı bir lakap da koyabilir. Mesela Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Hz.
8. Bölüm
Ali efendimiz’e ey Ebu Trab demesi, Hz. Fatım annemiz arasında sıkıntı olmuş az bir şey. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kızının evine uğruyor. Nerede diyor? Damat. O da diyor ki biraz diyor aramızda problem çıktı, gitti diyor. Ona bakıyor bir ağacın altına yatmış Hz. Ali radıyallâhu anh hazretleri. Ona gidiyor ey Ebu Trab o Toprağanoğlu diyor ona. İsim takıyor böylece. Şimdi Ebu Trab oluyor, şeyin Hz. Ali efendimiz’den bir lakabı. Neden? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ona o lakabı taktı. Bunun gibi, onun incitmeyecek, onu aşağılamayacak, onu kötülemeyecek bir lakap takması, sufilikte bu vardır. Ondan sonra Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi bana ağ derdi.
Bizim ağalık neyimize de ama öyle bir lakap takmıştı bana. Mustafa Efendi derdi, ağ derdi. Nerede biz de efendilik ama bize bana öyle derdi. Şimdi bir lakap takması. Bu lakabı takabilir mi? Evet. Bu kimsenin hoşuna gitmeyecek bir lakap olmaz bu. Ama böyle lakap takılabilir mi? Evet. Bir topluluğun ismi değiştirilebilir mi? Evet. Bakın ismi değiştirilebilir mi? Evet. Bir topluluğa bir isim verilebilir mi? Evet. O topluluk da normalde üç kişi, dört kişi, beş kişiden oluşan bir topluluk olur. Ona isim verilebilir mi? Evet. Ben mesela Gürcan, Özer, ondan sonra Emrah, onlara diyorum ki İzmit Çetesi. Rahatsız değilsiniz değil mi? Nerede Gürcan? Gelmedim Gürcan’la. Gürcan rahatsızlık yok değil mi İzmit Çetesi diyorum diye?
Emrah da orada. Bir rahatsızlık yok değil mi? Allâh razı olsun inşâAllah. Dördüncüsü yok mu? İyi Allâh iyiyesin inşâAllah. Bunun gibi, mesela o böyle bir isim takılabilir mi? Evet o kimse ondan rahatsız olmayacak. Eyvallâh. Veya bir kimsenin ismini değiştirmek. Eyvallâh. Bunun gibi. Allâh bizi iyilerden eylesin inşâAllah. Âmîn. Sizden biriniz, Ebu Hureyre naklediyor. Namaz kıldığı zaman önüne bir şey koysun. Bir şey bulamazsa sopa diksin. Sopa da yoksa önüne bir çizgi çizsin. Bunları yaptıktan sonra önünden geçen şeyler ona zarar vermez. Namaz kılarken bir kimsenin önüne sütre koyması. Eğer normalde arazide namaz kılıyorsa bir kimse, arazide dahi olsa, hiç kimse geçmeyeceğini düşünse dahi önüne ne yapacak? ayakkabısını koyacak, kılıcını koyacak, tüfengini koyacak.
Ne bileyim, daha da bir taş koyacak. Bir ağaç dalı dikecek. Bir şeyi kendisine sütre yapacak, bir taş dikecek, sütre yapacak kendine. Olmadı, bir çizgi çizecek. Onları da bulamazsa bir çizgi çizecek. Evin içerisinde sehpa koy. Ne bileyim bir şey koy, sandalye koy önüne. Bir sütre çiz, sütre koy. Alan büyükse. Muhakkak önüne bir sütre koy. Şimdi bunda Hz. Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem adetinde, her sünnetinde sayısız hikmetler vardır. Sayısız. O bir peygamber ve bütün peygamberlerin üzerinde en faziletli olan peygamber. O yüzden onun yaptığı her şeyde sonsuz hikmetler vardır. Biz onun birini, ikisini, üçünü, beşini tespit edebildiğimiz kadarını söyleyebiliriz. O kadar değildir o. Bakın, tespit edildiği kadar değildir.
9. Bölüm
Sonsuz. Eyvallâh. Biz şimdi sûfîler, bu böyle dedi ya biz acaba bunda hikmet nedir diye kendi kendimizi birinci derecede ya hikmetini bilelim de yapalım diye düşünmeyiz. Biz direkt işlemeye devam ederiz. Onu işlemeye devam ederken biz derinleşebildiğimiz kadar, genişleyebildiğimiz kadar, bize bildirilen kadar, bilebildiğimiz kadar onların hikmetlerini öğrenmeye çalışırız. Şimdi desem ki ben, o dağınızı bir yere toplayacaksınız, kalbinizi bir tarafa toplayacaksınız, sütre çizerekten etrafa bakmayacaksınız, o sütrenin dışını görmeyeceksiniz, sütrenin dışını, dişiyle alakanızı keseceksiniz. Bunların hepsi de kendi içerisinde bir hikmet. Burada önemli olan şey şu, bir iş yaparken yapmış olduğunuz işe odaklanın.
Namaz kılıyorsunuz, namaza odaklanın, alışverişi bırakın, işin gücü bırakın. Namaz kılıyorsunuz, hadîs okuyorsunuz, her şeyi bırakın, hadîs okuyun. Allâh’ı zikredeceksiniz, her şeyi bırakın, Allâh’ı zikredin. Sohbet dinliyorsunuz, her şeyi bırakın, sohbet dinleyin. Yanındakinden fısıldaşacağım diye uğraşma. Sohbet zikrullah bitince otur, saatlerce konuş, kimse sana bir şey demez. Sohbet esnasında kendine odakla sohbete, zikrullah da odakla. Sana ne yandakinin saçından, sakalından, sarından, haydarisinden, örtüsünden, örtüsünün renginden. Zikrullah’a odaklan, Allâh’ı zikre odaklan, yapacak olduğun işe odaklan. Şu anda ümmet-i Muhammed’in belki de en büyük sıkıntılarından birisi o. Bir iş yapacak, elinde telefon, hem de iş yapacağım diye uğraşıyor.
Hem mesaj yazacak, hem iş yapacak. Odaklan işine, hata yapacaksın. Adam bir iş yapıyor, arada bir telefonu çıkarıyor, bakacak Twitter’a, Whatsapp’a, oraya buraya. Ya bırak, işini yap. Bitir işini, bak sonra işine. Yok hayır. Cumada hutbe okunuyor, adam telefonu çıkarıyor, telefondan bir şeyler okuyacağım diye, bir şeylere bakacağım diye uğraşıyor. Ya cumada hutbeyi dinlemek varsın. Cumada hutbeyi dinlemek varsın. Ya adam kombi borularının temizliğinden bahsediyor. Lan onun ayı bu. Bırak sen. Adam Bursa Gaz’ın sanki temsilcisi, imam değil, Bursa Gaz temsilcisi. Değerli cemaat, diyeceksiniz ki bunun ne alakası var ama bize gelen ondan sonra biz hutbeler okuyoruz. Malum kış aylarına giriyoruz, lodostan dolayı zehirlenme lola olabilir.
Kombinantınızın iç temizliğini, bacalarınızın temizliğini yaptırınız. Hala. Bursa Gaz bunu göndermiş şeye, Diyanet’e. Demiş ki bunu cuma hutbelerinde okuyun. Cuma hutbesinde bunu okuyor o kimse. Ne yapalım? Onu okuma, Allâh’ı zikret ama telefonu da açıp da telefonla uğraşma. Cuma mübarek gün. Salat-ı şerif oku. Allâh’ı zikret. Ne ama telefonla uğraşıyorsun, başka şeyle uğraşıyorsun. Allâh muhafaza eylesin. İbadet esnasında ibadete odaklan. İş esnasında işine odaklan. Evine gittin, evine odaklan. Evine odaklan. Çoluğunla, çocuğunla uğraş. Sor. Onlarla ilgilen. Evine girmişsin. Evde, eş, çoluk, çocuk, evin. Onlarla ilgilen. Yok evde de devam sosyal medya. Hatun bir tarafta sosyal medyada, çocuklar bir tarafta sosyal medyada, adam bir tarafta sosyal medyada.
10. Bölüm
Nerede Cevdet’le şey, bizim lastikçiyiz şey? Ömer? Cevdet nerede? Yurt dışına giderken bir aile geldiydi orada. Adam, kadın, iki tane kız. Size örnek göster dedim, hatırladın mı? Ömer de var yanımızda. Bir aile, dört kişilik aile, iki tane böyle on beş on altı yaşlarındaki kız, bir anneleri, başlarında da babaları var. Geldiler, böyle oturdular bir tarafa, biz de yan taraftayız. Allâh sizi inandırsın. Dördü de ellerinden, ellerinde, anne babanın elinde cep telefonu, çocukların elinde ne o daha büyüğü olan? Tablet. Allâh sizi inandırsın. Bir kelime dahi konuşmuyorlar. Çocuklar tabletlerde, anne baba telefonda, birbirlerine bakmıyorlar bile, birbirleriyle selamlaşmıyorlar bile. Aile, dördü beraber geldiler.
Ben de dedim ki bakın görün, örnek alın. Şu ailenin durumuna bakın dedim. Birbirleriyle konuşacak hiçbir şeyleri yok belki de oradan birbirlerine whatsapp’tan görüşecekler, mesaj ataraktan. O hale geldik. Allâh bizi affetsin. O yüzden odaklanalım inşâAllah. Odaklanarak işlerimizi düzgün yapalım. Rabbim cümlemizi aff-u mağfret eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi hayırlı olanlardan eylesin inşâAllah. Malum bu ara bizde sosyal medyada yıkılıyor ortalık. Bu hadîs inkarcılarıyla alakalı. Bizim kardeşlerden birisi bunun davasını açtı. Ben de bunu yayınladım. Yayınlayınca kıyamet koptu. Yıkılıyor ortalık. Yıkılsın inşâAllah. Bu konuda kardeşler, arkadaşlar. Nerede hadîs inkar eden her kim var ise hepsinin bilgilerini saat dakika alarak tan bizim salime göndersek.
Bu konuda bizim Yûnus da bu meseleyi organize edecek. Mehmet Emin’le beraber. Tamam mı Mehmet Emin? Bunun hukuki bir çerçevesinde bu mesele de devam edecek. O yüzden kimseye hakaret etmeyin. Kimseyle bu noktada kavga etmeyin. Hele benim sayfada siz hiç cevap vermeyin. Bırakın. Asla provokasyonlara gelmeyin. Bütün bilgi ve belgeleri salime gönderin. Salim bu noktada Yûnus ile beraber bir ekip oluştursunlar. Bunları tasnif etsinler. Sonra ben Yûnus’a bununla alakalı bir strateji çizdim. Yûnus gerekti olan şeyi, geri kalanını yapacak. Hiç kimse kendi kafasından bir hareket etmesin bu konuda. Bu konuda herkes talimatlara uyaraktan bu mesele hallolsun. Ama şunu tespit ettim. Bu şikayetten dolayı öylesine tedirginler, öylesine ürkekler, öylesine paçaları tutuşmuş vaziyetteler ki ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorlar çünkü.
Bakın Türkiye’de ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorlar. Ve bu onları çok tedirgin etti. Müthiş şekilde tedirgin etti. Bunu düzgün bir şekilde, organizeli bir şekilde yapacağız ve inşâAllah bu ülkede hadîs inkarcılarının canına ot tıkacağız. Bizim derdimiz bu. Milletin televizyonlarda, basın yayında açıktan alay edercesine, dalga geçercesine, hakaretvari, hadîs ve sünnetlerle hadîs ve sünnetlerin inkar edilmesine, alay edilmesine önlemeye çalışmak. Derdimiz bu. Hiç kimse bu noktada kinimiz, nefretimiz yok. Belli bir hesabımız, belli bir ajandamız diyor. Derdimiz bu ülkedeki Müslümanların uyanmaları, bu ülkedeki insanların hadîs-i şeriflere saldırılırken suskunluğunun bittiğinin görülmesi. Meydanı boş buldular, her yerden saldırıyorlar.
11. Bölüm
Her yerden. Bakın, sufiliye saldırdılar, tarikatlara saldırdılar, başardılar. Bu insanlar ehli tarikatı ve sufileri savunmadılar. Zannettiler ki sıra onlara gelmeyecek. Mezhebi ve mezheple alakalı şeylere de saldırdılar, bunu da hallettiler. Şimdi Hanefi’ye göre böyle deyince ne laflar işitiyorsun, ne laflar işitiyorsun. Şimdi sıra geldi hadislere. Hadislere de o kadar çok saldırıyorlar ki, hadîs-i şerifleri savunmaya kalkana da saldırıyorlar. Bu suskunluk ve puskunluk devam ediyor. Bu böyle devam ederse başlayacaklar âyet-i kerimelere saldırmaya ki, Edip Yüksel denen kimse malum iki tane âyet-i kerimenin sonradan ilave edildiğini, bunların olmadığını, 19’un kat sayısına uymadığına dair böyle saçma sapan şeylerle o iki âyet-i kerimeyi inkar ediyor. var ya lakatçıya okuyoruz ya, orayı inkar ediyor o kimse.
E bunun inkarını durduran var mı? Yok. Buna bir şey söyleyen var mı? Yok. Taslamana bir şey söyleyen var mı? Yok. O Mehmet neydi o? Okuyana bir şey söyleyen var mı? Yok. Veya Mustafa İstamoğlu hadislerle alay ediyor. Bir şey söyleyen var mı? Yok. Veya Abdülaziz Bayındır hadislere inkar ediyor. Bir şey söyleyen var mı? Yok. Bunlara televizyonlar açık, her yer açık. Bunlar her yerde hadîs inkarcılıklarına devam ediyorlar. Bakın devam ediyorlar. Ve ümmeti Muhammed burada sessiz, suskun. Hakkını aramaktan uzak. Hakkını aramaktan uzak. İlk defa biz böyle defalarca söyleye kardeşlere bir arkadaş Sinan nerede? Burada mı çalışıyor mu? Çalışıyor mu? Vardiyede mi? Sinan gitmişi gayret etti. Ben de yayınladım.
Twitter’da. Kıyamet koktu. Ve bu şikayet nereden çıktı? Nasıl şikayet edersiniz? Ceza alacaklar çünkü. Onları da yayınladım. Bir avukat kardeş attı bana bir şey. Bilgi adresi. Ben oradan okudum onları. Onların adresi. Bilgi adresi. Ben oradan okudum onları. Onları da paylaştım arkadaşlarla. Evet. Toplumun belli bir kesiminin dini inançlarını alay alma. Onları kötüleme. Onlarla bu noktada yok sayma. Veya herhangi bir taciz etme. Suç. Kanun maddesi de var. Ceza hukukunda da var. Anayasada da var. Bitti. Şikayet edeceğiz. Hukukla mücadelemiz. O yüzden hiç kimse kötü söz kullanmasın, hakaret etmesin kimseye. Laf dalaşına girmesin. Girmesin. Onlar küfreder, siz küfredemezsiniz. Siz küfredince onlardan farkınız kalmaz.
Onlar hakaret eder, siz de demezsiniz. Hakaret edince sizin onlardan farkınız kalmaz. Bizim yapacağımız belli. Biz kanuni olarak dilekçelerin tasdaklarına hazırlayacağız. Kim hadisleri inkar etti, kim hakaret etti, tak savcılığa suç duyurusunda bulunacağız. Yapacağımız iş bu. O yüzden kadın, erkek muhatap olmayacak hiç kimseyle. Hadîs inkarcılarını tespit edeceğiz. Ve saat, dakika olarak da tespit edeceğiz. Şu saat, şu dakika, cd’si bu. Şeyi bu. Öyle şikayet edeceğiz, delilli. Boş değil. Beni de şikayet ediyorlar, delil yok. Nerede delil? Yok. Ne zaman çağırdınız beni? Estekli köstekli çay içelim hocam. Delil olacak, delilli. Anlatabildim mi? Öyle boş değil. Şurada şöyle söylemiş, yok delilini al.
Al. Kes, kopyala yapıştır, gönder merkeze. İnşâAllah. Hakkınızı helal edin. Lâ ilâhe illâllah. Hakk Muhammeden Resûlullâh. Cemiyenin biyahi ve’l-mürselîn. Vel hamdü lillahi rabbil alemin. el-Fâtiha. Âmîn.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Sünnet, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı