Bakarken ben sizlere böyle sizi gaza getirmek için söylemiyorum. Aynen Medine-i Münevvere’de ashab-ı Resulullah’ın hali aklıma geliyor. Ashap işte Kureyş’tendi, Harzeç kabilesindendi, Medineli, Evs kabilesindendi deyip ayırmayıp hiçbir kabile, ırk, renk ayrımı yapmaksızın kardeşliğini pekiştirdiği bir gün olarak aklıma geliyor. Ve bu kardeşliğin ebediyen devam etmesini, mahşerden sonra da devam etmesini arzu ediyorum. İnşallah Cenâb-ı Hak bizi o noktada tuttuğu topluluklardan eylesin. >> Amin. >> Aşure günü deyince hep beraber tövbe etmenin, hep beraber zikretmenin, hep beraber dua etmenin bir günü olarak aklıma geliyor. Ve Cenabı Hak Tövbe suresi ayet 117’de Allah topluca tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder ve o topluluğu sever ayet-i kerimesinin tecelligahı olarak geliyor ve bir topluluk olarak Allah’ı zikretmek ve topluluk olarak tövbe etmek ve topluluk olarak hamdetmenin neşesi, zevki, onun manevi derinliği aklıma geliyor. Yoksa öbür türlü bir tatlıyı kaşıklak değildir aşure günü. O yüzden birlikte yapılan dua yalnız edilenden daha makbuldür diyen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olma, topluca dua etme, topluca zikretme, topluca hamdetme günü olarak aşure günü aklıma geliyor. O yüzden birbirlerinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. diyen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek sözünün ayaklar altına düşmeden bu topluluğun birbirlerini sevdiklerini ve birbirlerini sevmezlerse iman etmiş olmayacağını düşünerekten herkesin birbirlerini Allah için sevdiği, birbirine kinle, nefretle, tepeden bakmadan, birbirlerine vefasızlık etmeden, “Ben bunu istemem, şunu isterim, böyle olmasını istemem, bu benim masam. oturmasın. Bu benim sandalyeme oturmasın demeden birlikte olmanın, kardeş olmanın, kardeş olmanın burada numunesini görmek olarak aklıma geliyor. Ve kardeşliğini tesis eden, birbirini Allah için seven ve birbirlerini Allah için sevdikleri için toplandıklarında Allah’ı zikreden bir topluluk, bir cemaat aklıma geliyor. Öyle bir cemaat ki birbirlerini sevmekte ileri dereceye gitmiş ve o sevgilerini mahşere taşımışlar. Ve mahşerde Cenâb-ı Hak onları nurdan minberlere oturtturmuş.
Bir aşure gününde Müslümanların firavunlaşmış sistemlerin zu Hakkında
Nurdan taçlar giydirmiş. Nurdan elbiseler giydirmiş. Peygamberler onlara gıptayla bakıyorlar ve soruyorlar. Peygamberler bunlar hangi peygamberlerden? Bir münadi melek sesleniyor. Diyor ki bunlar peygamber değil. Bunlar hangi şehitlerden? Bir münadi melek cevap veriyor. Bunlar şehit de değil. Peki bunlar kim? Bütün mahşer halkının ve peygamberlerin gıpta ile baktığı topluluk. Our bir münadi melek cevap veriyor. Bunlar birbirlerini Allah için sevenler ve birbirleriyle akraba olmadıkları halde, birbirleriyle aynı kavimden olmadıkları halde, birbirleriyle bir ticaretleri, alışverişleri, menfaatleri olmadığı halde dünyadayken Allah için birbirlerini sevenler ve toplandıklarında Allah’ı zikredenler. İşte aşure günü denilince aklıma bu geliyor ve bütün kardeşlerin, bütün arkadaşların bir yerde toplanıp Allah’ı zikretmesi, birbirlerini Allah için sevmeleri ve birbirlerine paylaşmaları, birbirlerine merhametle, şefkatle, sevgiyle bakmaları, birbirlerine kinle, nefretle değil sevgiyle bakmaları, birbirlerine şefkatle bakmaları, birbirlerinin koluna girmesi aklıma geliyor ve birbir Birbirlerini asla bu noktada ötelemeyen, birbirlerini itmeyen, birbirini kakaklamayan, birbirine tepeden bakmayan veyahut da insanların zenginliğine, fakirliğine, maddi manevi durumuna göre hareket edilmeyen sırf o senin Müslüman kardeşin, Allah’ın bir peygamberin, bir kıblemen, bir şeyhin, bir cemaatin bir o birlikteliğin içerisinde bir başkasının bir başkasını ötelemediği, bir başkasının bir başka başkasına tepeden bakmadığı, bir başkasının bir başkasına alay etmediği, bir başkasının bir başkasını reddetmediği bir topluluk olarak aklıma geliyor. Ve o topluluğun birbirine kenetlenmiş, birbirlerine omuz vermiş, birbirlerine sırt vermiş, acı günde de, tatlı günde de, mutlu günde de, kederli günde de, garip günde de birbirlerini destekleyen bir cemaatin toplandığı gün olarak aklıma geliyor. Yoksa ucuz dünyevi menfaatlerinin, ucuz siyasi menfaatlerin, ucuz makamsal menfaatlerin, ucuz aile menfaatlerinin geriye atıldığı ve bunlara arkadaşlıkların, kardeşliklerin, komşulukların aynı dergahta olmanın normalde ötelenmeden öne koyulup bunların bir ve beraber olarak yaşanması aklıma geliyor. Ve kardeşler buradan çıkarken, buradan çıkarken duaları kabul edilmiş, affolmuş ve geçmiş günahları da hayra çevrilmiş olarak bir topluluk aklıma geliyor.
Yoksa normalde eğer toplanmışız, biz burada dedikodu etmişiz, gıybet etmişiz, heva ve hevesimize uymuşuz. Hala da biz yanımızdaki kimsenin kimliğine, kişiliğine göre hareket edip onu öteleyip itiliyorsak o zaman aşure bizim gönlümüzde kaynamamış. Aşure bizim gönlümüze tecelli etmemiş. Aşure bize hiçbir dokunmadan, hiç bize uğramadan çekip gitmiş. Çünkü aşureyi bir tatlı kaşıklamak olarak görmüyorum. Yoksa o tatlıyı her yerde biz kaynatır, her yerde kaşık vururuz. Hamdolsun buraya gelen kardeşlerin de maddi durumları o kadar kötü değil. Evlerinde bir aşure kaynatacak kadar halleri de var. Amma veelakin o aşure gününün o Muharremde o aşure gününün aşure hangi gün kutlandığı önemli değil. Biz çünkü 10 gün kutlamıyoruz. O gün yaz günü olarak görüyoruz. Hazreti Hüseyin efendimiz ve 72 şüa bütün acının en zirvesini yaşamış. En zirvesini yaşadığı gün biz normalde böyle tatlı kaşıklıyormuş gibi görünmek istemedik. Ve ehli sufi tarih boyunca 10 Muharremde dergahlarında, tekkelerinde hiç aşure kaynatmamışlar. Evlerinde 10 güne kadar hiç aşure kaynatmamışlar. 10 günden sonra aşure kaynatıp dergahlarda, tekkelerde, evlerde aşure dağıtmışlar ve bütün insanlar bu aşureden payını almışlar. Dikkat edin canım kardeşlerim.
Bu ırkçılık değil. Bu ırk ırkla alakalı değil. Yukarı Mezopotamya Müslümanları bu Muharremin 10. gününe saygı duyduklarından dolayı 10 gün hiçbir zaman aşure kaynatmamışlardır. Türkler bu manada yukarı Mezopotamya. Ben Kürtleri de Türk olarak görüyorum. Ben Kürtleri Türklükten ayırmıyorum. O yüzden yukarı Mezopotamya insanları kendilerini etnik olarak hangi gruptan görürlerse görsünler hepsi de yukarı Mezopotamya insanları Türktür. Türklerin ayrı ayrı sülaleleri var, boyları var. Onlardandır. O yüzden yok o lazdı, yok o Çerkezdi, yok o Kıpçaktı, yok o şuydu, yok bu buydu. Benim için hiç önemli değil. Yukarı Mezopotamya insanların hepsi de Türk. Bu yalnız en üstün ırk Türk’ün ırkıdır. Böyle bir safsata değil bu. Onu da safsatı olarak görüyorum. Böyle bir şey yok.
Bizim için bir kimsenin takvası önemli çünkü. Üstünlük takvadadır. Allah bizi o takva noktasında üstün olanlardan eylesin. O yüzden aşure gününü normalde bu manada bakıyorum. Ha diyeceksiniz ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve önceki inananlar aşure gününü kutlamıyorlar mıydı? Evet. Mekke döneminde henüz daha İslam gelmezden önce orada da aşure kutlanırdı. Çünkü İbrahimi olanlar aşure gününü kutlarlardı. O yüzden aşure deyince birlik ve beraberliğin tesis edildi. İnsanların birbirlerine merhametle, şefkatle baktığı, insanların birbirlerine tepeden bakmadığı, birbirlerini itmediği, kardeşliğini tesis etti, dostluğunu tesis etti. Bu noktada ama dergah kardeşliği olsun ama İslam kardeşliği olsun bunun tesis edildiği bir gün olarak aklıma geliyor. O yüzden nasıl Nuh Aleyhisselam’ın bir aşure günü Cudu dağına demir vurduysa, karaya oturduysa ve insanlar kurtuluşa erdiyse o afattan, o aşırı gününün bereketiyle hepimizin o afattan yani dinsizlik afatından, imansızlık afatından, günah keballer afatından kurtulacağımıza inanıyorum. Yine nasıl Firavun’un zulmünden Musa Aleyhisselam ve inananlar kurtulduysa bir aşure günü. Evet. Müslümanların da o aşure gününde firavunlaşmış sistemlerin, firavunlaşmış beyinlerin zulmünden kurtulacağına inanıyorum. Ve nasıl Adem Aleyhisselam’ın tövbesi bir aşure günü kabul edildiyse inşallah tövbelerimizin de bugün kabul edileceğine inanıyorum. Nasıl balığın karnından Yunus Aleyhisselam kurtulduysa bizim de bu darlıktan, bu kabız halinden ümmet olarak bu karanlıktan kurtulacağımıza inanıyorum.
Eğer biz birlik ve beraberliğimizi tesis edersek, ümmet olarak birbirlerimize dayanırsak evet o kurtuluşa inanacağıma inanıyorum. M.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
Ek kaynaklar:
- Kur’an-ı Kerim, Kasas 28/5; zulme uğrayanlara lütuf ve önderlik vaadi.
- Müslim, Fedailü’s-Sahabe, Ehl-i Beyt ve Sekaleyn rivayetleri.
- Tirmizi, Menakıb, Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt rivayetleri.
- Taberi, Tarihu’r-Rusul ve’l-Müluk, Kerbela vakası rivayetleri.
- İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Kerbela ve Hz. Hüseyin bahisleri.
- Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kerbela ve Aşure maddeleri.
İlgili Sözlük Terimleri: Şeyh, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı