Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakça yalayan, batılı batıl bilip batıla karşı mücadele eden kullarından eylesin. Rabbim Müslümanlara zulmeden, Müslümanların hakkını hukukunu yiyen Müslümanların kanını döken namusunu şerefini paspaye eden bütün zalimlerden intikamımızı alsın. Amin. Ecmain. Mesnevî’den kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah, konu başlığı:
“Allah razı olsun, Ömer zamanında yoksulluk gününde gidip mezar-
lıkta çeng çalan ihtiyar çalgıcının hikayesi. Bilmem işittin mi.”
Hazreti Ömer(r.a.) hazretlerinin zamanında bizim bugün halk ozanlarımız var ya veyahut da Anadolu’da abdal dediklerimiz var, hani düğünlerde, eğlencelerde şarkı söyleyip böyle ama bizde keman var ama saz var böyle çalgı aleti, o zaman için de çeng var. Bu çeng tabi ta Orsa Asya’dan gelme aslında. Kanuna benziyor, dik bir çalgı aleti, böyle hani çengi, çalgı çengi ordan geliyor. Çeng zaten Farisice aslında bir kelime ama bu musîki aletinin doğuş yeri Orta Asya, Türklerden çıkma bu. Sonra bu yayılmış tabii bütün her tarafa. Bu aslında böyle hani şey gibi hani böyle kocaman batılılarda var ya bir çalgı aleti, onun küçüğü gibi onun atası gibi. O yüzden normalde böyle bir çeng çalan bir kimse varmış. Tabi bu eski Türk, eski Arap, eski hatta Yunan mitolojisinde dahi bu çengi bulmak mümkün veya ne diyorlar arp mı diyorlar bir şey diyorlar ya arp mı? Arpın atası gibi bu, bu onun atası gibi. Sonradan tabi batılılar onu büyütmüşler arp haline getirmişler ama o
daha küçük. Hatta bu eski Orta Asya’da falan, Orta Asya denmesi de hoş değil. Kime göre Orta Asya? Bir de o var. Bize bunu koymuşlar hani. Bizim ata toprağımız orası. Ortası mortası yok, ata toprakları. Normalde Boşnakların da Arnavutların da onlar Hazır’ın üstünden gitmişler, hepsinin de ata toprağı orası, ata toprağının bir musiki aleti. Tabi bu ta ona baktığımızda eski Türklerden o normalde biraz araştırdığınızda Sümerlere filan dayanırlar. Tabi Sümerler de Türk’tür o da ayrı bir mesele şimdi oralara girmeyeyim ben. Irkçısın sen diyecekler çıkacaklar. Allah muhafaza eylesin ama normalde işte bunu hicaz bölgesinde de bunu çalan kimseler var. Tabi bize böyle daha doğrusu ben yeni Müslüman olduğum zamanlarda böyle bir islam vardı benim önümde. Yani bir Müslüman tiplemesi düşünün, hiçbir eğlencesi yok. Yani düğünü yok, derneği yok, böyle bir eğlencesi yok. Böyle bir Müslüman tipi çiziyorlardı benim yeni islam’la tanıştığım zamanlar. Ben tabii hadisleri okudukça a öyle değil!
Mesela hazreti Aişe annemize soruyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem , hani o filancanın nikahını kıydınız mı. Kıydık ya Resulullah. Def vurdunuz mu diyor, hayır ya Resulullah. O da diyor ki Ensar defi severdi, defsiz nikah nikah değildir diyor. Başka bir islam çıkıyor önüme benim şimdi, ben hadisleri okudukça veyahut da bir Ramazan Bayramı, Ramazan Bayramı davul çalıp eğlenenler var Müslümanların içerisinde. Hazreti Ömer efendimiz onları menetmek istiyor. Diyor ki dur ya Ömer, onlar otuz ramazan oruç tuttular. Bayramı böyle eğlenerek geçirmeleri hakkıdır diyor. Haydii, başka bir şey daha çıktı orta yere, yani bir de bayram eğlencesi çıktı veya Habeşliler kendi harbeleriyle yani o Habeşli dediğimiz şimdi Sudanlılar. Kendi kılıçlarıyla, kendi çalgılarıyla bayram sabahı eğleniyorlar. Bir de onların milli günleri var, milli günlerinde de eğleniyorlar. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir de Ayşe annemizi çağırıyor, gel bunları seyret diye. Şimdi ayrı bir islam’ın sosyal hayatı çıktı. Ben ama bunu hadislerden okuyorum. Hadisleri okudukça aaa sahabe öyle eğlencesiz bir sahabe değil, eğleniyorlar. Hatta genç sahabelerden birisi başka bir sahabe, büyüklerinin toplandığı yere bir bakıyorlar ki orda cariyeler türkü söylüyorlar. O sahabeler de onları dinliyorlar. O genç sahabe diyor ki sizi böyle mi görecektim ben, o büyükler diyorlar ki Allah’ın Resulü bize bunu müsaade etti, ister otur dinle ister çık git diyorlar. Ha, demek ki islam’ın kendi içerisinde de bir eğlence stili var, eğlencesi var. islam, eğlencesiz bir din değil ama Kur’an, sünnet dairesinde kalındığı müddetçe.
Biz batıdan almışız, getirmişiz düğünümüzü, derneğimizi, ıvırımızı, zıvırımızı, batılılaşmışız biz. E biz normalde o batılılaşınca, batı kültürünün altında ezilince, biz ne yapacağımızı şaşırmışız, kendi kültürümüzü, kendi
adetimizi, geleneğimizi göreneğimizi. Kendi dinimizin serbest ettiği bir şeyi bırakmışız biz. Bakın bırakmışız. O yüzden tabiinden de sahabeden de mesela sahabeden ud çalanlar var, pardon, ud dinleyenler var. Böyle udileri dinliyorlar. Bu konuda hani islam, sonuç olarak şuraya geleceğim, islam eğlencesiz bir din değil, eğlencesi var. Düğün eğlencesi var, kına eğlencesi var, nikah eğlencesi var, askere gitme eğlencesi var, bayram eğlenceleri var. Şimdi biz bayramlarda, bayramlaşmada, hani işte böyle zeybekler oynuyor, bizim Demirtaşlılar kendi adet geleneğine, göreneğine göre oynuyorlar. Ben hususi yaptırıyorum, bir de onu. Bu meselenin kırılması lazım çünkü. Bu meselenin böyle eğlencesiz bir düğün, düğün değil, bayram, bayram değil, bunun da yerleşmesi lazım. işte normalde bilhassa Medine ahalisi böyle bir musikişinas, musikiye daha da düşkünler. Onlar bunları dinliyorlar, hatta çalıyorlar, cariyeler şarkı söylüyor. Hani Hazreti Ebu Bekir efendimizin evine geliyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de cariyeler o esnada türkü çağırıyorlarmış ya. Tabi Allah Resulü gelince hazreti Aişe annemiz hemen durdurmak istiyor. Diyor ki durdurma, elleme, onlar söylesinler. Sonradan hadis yorumcuları işte o söyleyenlere sırtını döndü yattı, burdan işte nehyetti, ya, nehyedecek olsa Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, din onun üzerinden geliyor, nehyedeceğini nehyeder. Bunu size haram kıldım, bu haram der, biter mesele. Kendi kendilerine onun hareketinden tavır çıkarmaya çalışıyorlar. işte böyle bir çeng çalan kimse vardı. Hazreti Pir de, Hazreti Ömer zamanında diyor, böyle bir kimse vardı.
“Ömer zamanında pek güzel, pek latif çeng çalan bir çalgıcı vardı. Bülbül onun sesinden kendini kaybeder, bir namesini dinleyenlerin şevki, yüz misli artardı. Meclisleri, cemiyetleri, onun nağmeleri süsler; onun sesinden kıyametler kopardı.”
Yani öyle bir çeng çalıyor, bir de öyle türkü söylüyor, şarkı söylüyor, öyle nameler söylüyor, öyle söyleyince herkes kendinden geçiyor, dinleyenler mest oluyor. Mesela o da zamanın ibrahim Tatlıses’i gibi. Ahlakı öyle değildir belki de, hani ibrahim Tatlıses gibi böyle nağmeli şarkıcı, türkücü, dinleyenler mest oluyor. Öyle bir şarkıcı, türkücü düşünün. Hem keman çalıyor mesela var ya bizim ülkemizde veya hem saz çalıyor bu da, hem çeng çalıyor hem de böyle şarkı söylüyor, türkü söylüyor. O şarkıyı, türküyü söylediğinde de öyle nağmeli söylüyor ki, herkes kendinden geçiyor. Bülbül onu duyunca susma ihtiyacı duyuyor, susuyor. Neden? Artık Hazreti Pir öyle bir bunu örneklendiriyor ki, bülbülle onu yarıştırıyor. Diyor ki bülbül onu dinlediğinde normalde onun sesinden kendisini kaybediyordu. Hani bülbül normalde sesi çok hoştur ya, bülbül onu dinleyince kendinden geçiyor, yani öylesine sesi de güzel, sanatı güzel icra ediyor. Meclisler, cemiyetler onun
sesiyle neşeleniyor, dolup taşıyor. Hani şimdi ben yaştakiler bilir, önceden böyle düğünlerde falan belirli böyle düğün ekipleri vardı, güzel şarkı söyleyenler vardı içinde, onlar böyle güzel eğlendirenler vardı, onlar meşhur olurdu. Onlar çıktıkları zaman bütün düğün neşelenirdi. Bu da onun gibi bir şey ve sesi ve nâmeleri çok güçlü bu kimsenin.
“Sesi, İsrafil gibi mucizeler gösterir, ölülerin bedenlerine can bağışlardı yahut İsrafil’e yardım ederdi. Onun namelerini dinleyen fil bile kanatlanırdı. İsrafil, birgün namesini düzer ve yüzlerce yıllık çürümüş ölüye can verir.”
Yani nasıl israfil, sura üfleyince bütün ölüler yeniden dirilecek bu kimse de şarkı söylediğinde sanki hani bir kimse hımbıl böyle her şeyi bırakmış, neşesiz, bu şarkı söylemeye başlayınca canlanıyor, neşeleniyor ortalık yani. Kimisi vardır böyle neşesiz insandır, erkeklerde de, kadınlarda da düşman başına. Evet, bunda ciddiyim. Neşesiz kadın ve erkek düşman başına! Ömür törpüsüdür. Kadının da erkeğin de biraz neşelisi olacak. Neşesiz bir adamla, neşesiz bir kadınla ömür geçmez, bitmez. Mahkeme duvarı gibi. Sen bana bak mahkeme duvarı, ben sana bakayım mahkeme duvarı gibi. işin yoksa sor, ne oldu, ne gitti, öyle mi oldu böyle mi oldu…Yok, o neşesiz işte. Allah muhafaza eylesin. Evlenecek olanlar, kadınlar da, erkekler de, neşeli insanları seçin. Onlar hayata pozitif bakarlar, olumlu bakarlar, evet. Neşeli insanlar hayata pozitif bakar, olumlu bakar. Neşesiz insan etrafını çökertir, Allah muhafaza eylesin. işte bu da israfil gibi ölüleri diriltirdi diyor ya da diyor yani israfil’e yardım ederdi sesiyle. Şimdi israfil kim? israfil büyük meleklerden birisi ve bu görevi ne? Sura üflemek. Sur ne? Sur bir alet ismi. Hani tarif edenler bunu boruya benzer bir alet ismi olarak tarif etmişler. Bir boruya benzer bir şey, tarif etmişler. Peki normalde bu israfil’in görevi ne? Birinci sura üfleyecek. Şimdi ayet-i kerimelerde ve bazı yerlerde iki sur üflenecek söylenir. Biz sufiler üç sur deriz. Nasıl üç sur deriz? Kıyamet kafirlerin üzerine kopacak çünkü. israfil birinci suru üfler, sabah namazı vakti daha çıkmadan önce böyle sabah namazı vakti, kerahate gelmezden önce. Bu birinci surdur. Bu birinci suru üfler, müminlerin hepsi de canlarını verirler. Bu normalde hadis-i şerifte vardır bu konuda. Sonra israfil, akşam namazı vaktinde bir daha suru üfler. O zaman ne varsa canlı olan, hepsi de nefeslerini verir, ölür. Bu dünya üzerinde hiçbir şey kalmaz. Hatta ikinci surda, canlı olan hiçbir şey kalmaz. Ölüm melekleri veya ölüm meleği, bütün herkesin nefesini alır, canlı olarak hiçbir şey kalmaz. Sonra, hadisi şerifte diyor ki, Allah sorar: ‘Bugün Kahhar olan kim?’ Kendisi cevap verir: ‘Allah’ der.
Şimdi o zaman bu sur, ayetle sabit, surun üflenmesi de ayetle sabit. Bu konuda bir kimse hani üzerinde var mı yok mu diye şüphe edenler, yeniden
dirilmeye inanmayan kâfirlerden. Bu konuda böyle bazen üniversitelerde bunun tartışması filan oluyor. Bu tartışılacak bir şey yok bunda, ayetle sabit. Zümer, ayet 68: “Sura üflenir, göklerde ve yerde olanlar düşüp bayılırlar veya ölürler ancak Allah’ın dilediği kalır. Sonra ona bir daha üflenir, birden onlar ayağa kalkarlar ve ne olacağına bakarlar. Demek ki sur üflenecek, sonra bir daha üflenecek. Yasin 51: ‘Sura üfürülünce bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkmışlar, Rablerine koşuyorlar.’ 52: “Vay halimize! Uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı derler. Onlara ‘bu Rahman olan Allah’ın vadettiği kıyamet günüdür. Peygamberler doğru söylemişlerdir’ denilir.” O zaman normalde, ayet-i kerimelere baktığımızda, sura iki sefer üflenecek. Birinci üfleyişte, bütün canlılar yok olacak. ikinci üfleyiş de de, Cenâb-ı Hak bütün ruhları yeniden bedenlerine, yeni bedenlerine, herkes topraktan yeniden dirilecek ve ruhları onlara yeniden verilecek, üflenecek ve ikinci surda, bütün herkes ne yapacak? Kıyamete doğru koşacak. Yine bu Yasin suresi 53-54’te de: ‘Sadece bir çığlık kopar, bir bakarsın ki hepsi hesap vermek üzere huzurumuzda toplanıvermişler.’ Yani bu sur, çığlık gibi olacak. Bir çığlık düşünün, bu nasıl bir çığlıksa bütün ölenlerin hepsi yeniden dirilip hesap yerine koşacak. 54.ayet: ‘Bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz, siz ancak yaptıklarınızın karşılığını görürsünüz.’ Demek ki normalde bu sur evlenecek ve israfil vazifesini yerine getirecek. Hadis-i şerifte: ‘Boynuzun sahibi israfil, elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette, dinleyip üfleme emrini beklerken, ben nasıl mutlu olup sevinebilirim’ diyor Allah’ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Ve dediler ki işte bu ifade, Hazreti Peygamber’in ashabına ağır geldi. Ağır gelince dediler ki: ‘Bize ne yapmamızı söylersiniz?’ Allah Resulü dedi ki: ‘Böyle bir durumda, Allah bize yeter, o ne güzel vekildir, biz Allah’a dayanıp güvendik deyin’ dedi. Tırmizi’de.
Bu hadisi şerifi almamın sebebi şu: Yani surun üfleneceği ve surla alakalı ne olduğuna dair tarif var, boynuza benzer bir şey var ve o da israfil de ağzını o boynunuza benzerin ince tarafına koymuş, kulağı tâbiri câizse, emri bekliyor. Yani normalde her şeye hazır, kıyamet o kadar yakın. Bakın, her şeye hazır, emir geldiğinde üfle emri geldiğinde ne yapacak, şey olarak, ne o, israfil vazifesini yerine getirecek. Allah muhafaza eylesin cümlemizi. işte, Hazreti Pir, bu çengin nağmesini, sesini israfil’e benzetiyor. Diyor ki nasıl israfil suru üflediğinde, bütün her şey ayağa kalkacak, yeniden dirilecek, bu çeng de diyor öyle şarkı söyler, öyle türkü söyler, öyle bu konuda maharetlidir ki, tâbiri câizse hani böyle ölüyü diriltir, neşesiz bir kimseyi neşelendirir, kahırlı gamlı bir kimsenin kahrını, gamını kendisine unutturur. O babda, o manada söylüyor. Rabbim bizi affetsin inşallah. Bu
Ramazan sohbetleri tabii bu kadar kısa olacak, yapacak bir şey yok, teravih kılınınca, teravihten sonra da daha fazla uzun bir konu var çünkü burda. Beyitte: ‘Peygamberlerin de içlerinde öyle nağmeler vardır ki o nağmelerde isteyenlere değer biçilmez bir hayat erişir.’ Normalde burdan devam edeceğiz önümüzdeki hafta. Ramazan ile alakalı olduğundan şimdi saat de on bir oldu, o yüzden daha fazla insanların vaktini almayayım ben. E daha sema da olacak inşallah. O yüzden önümüzdeki hafta Allah’tan bir şey gelmezse eğer biz burdan, kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah:
“Peygamberlerin de içlerinde öyle nağmeler vardır ki o namelerde is-
teyenlere değer biçilmez bir hayat erişir.”
Burdan devam edeceğiz. Hikmetle alakalı bunu inşallah yorumlamaya çalıştık. inşallah hikmet nedir, lazım mıdır, peygamberlerin içinden dışına çıkan neymiş önümüzdeki hafta vaktimiz olursa inşallah burdan devam edeceğiz. El-Fatiha maassalavat. Amin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Allah hepinizden razı olsun, Ramazanlarınız mübarek olsun. Cenâb-ı Hak oruçlarınızı makbul ve kabul eylesin. Rabbim inşallah tekrar tekrar Ramazanlara ulaşıp oruç tutup Allah’a yaklaşan kullarından eylesin inşallah. Biz malum her akşam teraviyi burda kılmaya gayret ediyoruz, ardından kısa bir zikrullah yapıyoruz, ders yapıyoruz. inşallah, Allah izin verirse, Ramazanın sonuna kadar burda buna devam edeceğiz inşallah. Geceniz hayır olsun.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı