Pazartesi, 25 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1850-1854. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1850-1854. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 6 • 16/31

Mesnevî-i Şerîf 1850-1854. Beyitler Şerhi Hakkında

1850-1854. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü, hayatınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi Hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim israil’i, Amerika’yı, ingiltere’yi ve onları destekleyenleri, onlarla beraber olanları, Karun’u yerin dibine batırdığı gibi yerin dibine batırsın. Hepsini de perakende eylesin. Hepsini de dağıtsın. Ümmeti Muhammed’i bir ve beraber eylesin. Ümmeti Muhammed’i yüceltsin.

Şehitlerimizin ailelerine sabırlar versin. Şehitlerimizin ailelerine metanet nasip eylesin. Memleketimize kötülük yapmak isteyenlere müsaade etmesin Rabbim ve şehitlerin kanını da yerde Cenâb-ı Hak bıraktırmasın. intikamlarını aldırsın ve inşallahu Rahman memleketimiz ve ülkemiz bu kanlı terör örgütlerinin ve kanlı devletlerin oyuncağı olmaktan uzak dursun. Amin. Ecmain…Evet, konu başlığında kaldıydık:

“Halkın bir kişiyi ululamasının ve halk tarafından parmakla göste-

rilmesinin kötülüğü.”

Konu başlığı bu. Hani parmakla gösterilmek. insanların böyle methedilmesi, ululanması demek, methedilmesi, onların böyle fazla hani revaçta bulunması. Tabi burda bir şeyi ayırt etmek lazım. Meşhur olmak mı yoksa meşhur olmayı istemek mi? Yani birisi ululandı. Yani bir büyük görüldü. Birisi de büyük görülmeyi istedi. ikisinin arasında fark var. Yani birisi takdir edilmeyi istedi, birisi takdir ediliyor. Arasında fark var. Birisi övülüyor, birisi övülmeyi istiyor, arasında fark var. O yüzden bu böyle meşhur olmayı

isteyenler, ululanmayı isteyenler toplum içerisinde tribünlere oynarlar tâbiri câizse. onlar böyle herkesin kendisine rağbet etmesini, ondan sonra, herkesin kendisine böyle ihtimam göstermesini isterler. Aslında insanlardan rağbet beklemek, insanlardan methü sena edilmeyi beklemek, şöhret istemek, insana afet getirir. Allah muhafaza eylesin. Bunlar insanı toplum içerisinde ve Allah nezdinde insanları felakete götüren şeylerdir. O yüzden mesela bazı insanlar ama dini olarak ama dünyevi olarak veya mesleki olarak şöhret olmak isterler. O şöhret olmak isteyenler de sonuçta batarlar. Bu şimdi Ali burda, Ali’yi biz onlardan saymıyoruz. Hani var ya sanat camiası dediğimiz, ülkemizde şöhrete oynayanlar, ne kadar daha fazla nereni açarsan daha fazla şöhret olursun. Ne kadar daha absürt bir şeyler yaparsan ne kadar fazla şöhret olursun. Bunlar gün geçtikçe ne yapıyorlar? Batıyorlar. Bir sürü ahlaksızlığın içine giriyorlar. Bir sürü pisliklerin içine giriyorlar. Bir sürü necaset dehlizlerinde dolaşıyorlar. Bir bakıyorsunuz her biri uyuşturucu müptelası olmuş. Kadınlar fuhşa düşmüş, erkekler eşcinselliğe düşmüş ama o şöhret budalalığı onları yerle yeksan ediyor veyahut da bir kimse işte usta, sanatkâr herhangi bir meselede, o böyle o ustayım ben sanatkarım diye olmadık bir şekilde övünüyor.

Bu sefer o da ne oluyor? O da bir müddet sonra o da o şöhret ona kötülük getiriyor. Aynı şey dini meselelerde de var. Yani o kimse kendince şöhret olmak istiyor, çıkıyor televizyona, hiç olmadık bir fetva söylüyor. Hiç olmadık bir söz söylüyor. O güne kadar herkesin hani böyle Kur’an ve sünnete tabi olurken işte kadınlar hayız halindeyken de oruç tutabilir deyip çıkıyor işin içinden. Bu sefer o sanki çok ilerici, çok çağdaş bir hoca olup çıkıyor başımıza veyahut da kadınlar normalde ay halindeyken de işte namaz kılabilir, cinsel ilişkiye de girebilir diyorlar. Haydi! Ortalık alabora oluyor. O onunla meşhur oluyor, şöhrete doğru koşuyor. O şöhret olmak istiyor. Olmadık yerde, olmadık şeyler söylüyor. Aynı şey sufilerin içerisinde de geçerlidir. Dergahlarda, tarikatlarda kimisi şöhrete oynar. O şöhrete oynayınca da o bizim tabii sufi terbiyesinin içerisinde çabuk fark edilir, çabuk önlem alınır. O kendi kendisine maneviyatın tâbiri câizse bıçağının altına yatar kurbanlık koyun gibi. O ama farkına varır ama farkına varmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden böyle şöhret olmaya oynayanların, meşhur olmaya oynayanların ister dini olsun ister dünyevi olsun, onlar bir afete kurban giderler ve onlar böyle tâbiri câizse fitne dolaştırırlar etraflarında ve aynı o fitne çukurunda kendileri de boğulurlar. Kendilerinin boğulmasıyla kalmaz, onlar etraflarını da ne yaparlar? O fitne çukurunda kirletirler, boğarlar. Allah muhafaza eylesin. Müslim’den hadisi şerif: ‘Mal ve şöhret hırsının insana vereceği zarar iki aç kurdun bir koyun sürüsüne saldırdığı zaman vereceği

zarardan daha çoktur.’ Bu mal hırsı, bu şöhret olma hırsı, bütün insanlara zarar verir. Yani Müslümanca, mümince düşündüğümüzde işte Müslümanların içerisinde genelde bu mal ve şöhret hırsı siyasilerde de olur, dini siyasete alet edenler, siyaseti dini alet edenler bunlarda da olur. Bunlar şöhrete düşerler, mal hırsına düşerler. E şimdi bir kimse yöneticiliğin zorluğunu bilmiş olsa yönetici olmak için sıraya girer mi?

Şimdi deseler ki belediye başkanı olacak olanlar, sokakta bir tane aç varsa bunun sorumluluğu sana ait deseler ve sokakta bir tane aç bulunduğunda ona deseler ki sana seksen değnek sopa vuracağız, kim belediye başkanlığı için sıraya girer? Çıkaracağız seni heykel meydanına, kış kıyamette birisi üşüdüyse sorumlusu sensin. Birisi aç kaldıysa sorumlusu sensin. Birisi sokakta kaldıysa sorumlusu sensin. Sen bu sorumluluğu düzgün bir şekilde yerine getirmedin. Evet, her sorumluluğunu yerine getiremediğin şahıs için on değnek vuracağız deselerdi kim belediye başkanı olur? Kimse olmaz. Sorumluluğu yerine getiremedikleri halde getiremeyeceklerini bile bile neden bu kadar çok başkan olmak için millet sıraya giriyor? Düşündüğün zaman bir sürü şey çıkıyor değil mi? işte ben milletvekili tanıyorum, milletvekili olduğunda hiçbir şeyi yoktu, milletvekili oldu çok zengin oldu. Evet, o zaman demek ki mal hırsı var işin içerisinde, şöhret hırsı var. Bu mal ve şöhret hırsından dolayı çünkü onlar Müslümanlara da zarar veriyor. islam dininin gidişatına da yani dinin içerisindeki müntesiplerinin gidişatlarına da zarar veriyorlar. Yani birisi, bir cemaatin başındaki bir kimse bir şey yapıyor, bütün Müslümanlara mal oluyor, öyle değil mi? O şöhret istemek, yani şimdi böyle çok açık da konuşamıyorum, konuşsam da bir çekintim yok. Adam Almanya’dan yazıyor bana, işte şeyh efendi, ben Bursa’ya gelip senden şeyhlik icazeti alabilir miyim? Alabileceksem geleyim sizi ziyaret edeyim! Hayatımda, ömrü hayatımda, dervişlik hayatım boyunca hiç duymadığım şeyler benim bunlar. Yani bir kimse icazetmek mi istermiş, şeyhlik mi istermiş! Adam ama şöhret olacak. Yani böyle bir şey istiyor adam. E bu normalde neden? Sen Allah rızası için orda hizmet ediyorsan devam et hizmetine. Orda millete zikrullah yaptırıyorsan devam et zikrullah yaptırmana. illa ki şeyh mi olman lazım ama icazetsiz de olmayacağını düşünüyor kendince, şöhret olacak. Allah muhafaza eylesin. Etrafa zarar veriyorlar. Tekrar bir hadisi şerif daha: ‘Bir kimsenin parmakla gösterilmesi zarar olarak kendisine yetişir.’ Bir kimse parmakla gösteriliyorsa ona zarar olarak yetişir. Bu gerçekten normalde yaşanılacak bir şey değil, hani o parmakla gösterilmek.

Yani bunu böyle konuşuyorum, hakkınızı helal edin, ben hiç çarşıya çıkmak istemiyorum. Ben sokağa çıkmasam çok memnun olacağım. Ya dosdoğru bir yere gidip bir alışveriş edemiyorsun yani asla bir pazarlık da

yapamıyorsun. ‘Ooo, Mustafa hocam sensin, ooo hocam ya buyur, hoş geldin.’ Tamam bitti! Ne pazarlığı yapacan ki. Ya tanıdık bir kimseden alacaksın, ya da dolaşmayacaksın. Pazara çıkmışım, bir maydanoz alacağım, adam selfi yapacağım diye uğraşıyor benle. Tamam bitti, o da bitti. Yok, hiçbir yere çıkmıyorsun. Allah muhafaza eylesin. O aslında insana zarar. Kendini bilen bir insan için zarar veya dervişlerin arasında vardır öyle, kendisini büyük gösterir orda, ululanmak ister, orda methedilmek ister. O böyle her şeye maydanoz olur. Hani ‘Gürkan sen bilmezsin yavrum, biz eskiyiz, biz biliriz. Sen benim dediğimi yap. Biz taa Abdullah efendiden beri dervişim. Sen benim dediğimi yap! Ya bu böyle ama sen boş ver sen. Sen benim dediğimi yap.’ Meşhur çünkü o! O biliyor çünkü. O eski derviş. Ululanmayı istiyor, methedilmeyi istiyor. Allah muhafaza eylesin. Parmakla gösterilmeyi istiyor, bilinmeyi istiyor o. Yani Allah bilinmekliği istedi, o da bilinmeklik istiyor. Yani nasıl bir derviş, bilin bunu. Biz neler gördük kardeşim, neler… Ya sen şeyh efendinin zamanında evinden dışarı çıkmıyordun. Ne gördün? Hatta mektup yazdınız, telefon açtınız, bizim memuriyetimiz iptal olursa bizim paramızı Mustafa abi mi ödeyecek diye! Siz ne, evden dışarı çıkmadınız. Sohbetlere bile gelmediniz basılacağız diye, memuriyetimiz gitmesin diye. Allah muhafaza eylesin. Sahabe diyor: ‘Ya Resulullah hayırlı işlerde parmakla gösterilmek de böyle midir? Hayır işlerinde de parmakla gösterilmek böyle midir?’ Buyurdu ki: ‘Evet. Hayırlı işlerde de olsa onun için şer olur ancak Allahu Tealanın merhamet ettiği, koruduğu müstesnadır. Şer işlerinde parmakla gösterilmek zaten zararlıdır.’ O zaman o bazıları meşhur olur, Allah onları korursa onlar kendilerini kurtarırlar ama Allah onları korumazsa onlar kendilerini kurtaramazlar. Bunu da sakın kendi nefsinize yormayın. Bu Allah’ın dostları için velileri için bu. Onlar böyle bu konuda meşhur olmayı istemedikleri hâlde Allah onları meşhur eder. Dinini ayakta tutacak. Onlar meşhur olmayı istemezler. Onlar tribünlere oynamak istemezler ama ona rağmen Allah onları meşhur eder. Allah birisini meşhur ediyorsa onun yanında korumasını da verir. Onlar Allah’ın koruması altına girer ancak kendilerini böyle koruyabilirler. Allah muhafaza eylesin. ‘Allahu Teâlâ’nın korudukları müstesna, insana zarar olarak din ve dünya işlerinde parmakla gösterilmesi yetişir.’ (Beyhâki.) O zaman Allah’ın korudukları müstesna. Geri kalan zararda. Allah muhafaza eylesin. Yani kemale ermeyen, nefis terbiyesi görmeyen bir insanın din ve dünya işlerinde şöhret sahibi olması dinine de dünyasına da zarar verir. Allah muhafaza eylesin.

“Ten kafese benzer. Girenlerin, çıkanların, insanla dostluk edenlerin

aldatmasıyla can bedende dikendir.”

Vücudumuz ruh için kafes gibidir, can için kafes gibidir. Vücut kafestir ve ruh, bu vücuda üflendiğinde aslında bir kafesten başka bir kafese gelmiştir. Bir kafeste neydi? Ruhlar aleminde ruhların yaratılmasıydı. Ruhlar aleminde ruhlar yaratıldı, bu bir başkasında başka türlü tecelli edebilir. Ne o? Arı peteği gibi. Hepsi de orada, kafesin içerisinde, kafeste bekletiliyor. Orda peteğin içinde bekletiliyor, mühürlü. Ne zaman ki ana rahmine üflenecek, ana rahmine üflendiği zaman tâbiri câizse petek açıldı ve direkt o petekten o kimsenin üzerine manevi bir hortum gibi bir yol var. Manevi hortum gibi. Bir manevi kanal. Ordan, petekten, tak, o vücuda geldi. Uyuduğunda, uyuyor ya, uyuduğunda yine o kanaldan dosdoğru yine peteğe gitti. Bunu tekrar söylüyorum, bir başkasında bu tecelliyat farklı görülebilir ama tecelliyat bu, üç aşağı beş yukarı. Ordan, ruhlar aleminde bekletildiği kafesten tâbiri câizse, beden kafesine üflendi ve beden kafesinde de nerde? Yine kafeste. E bu arada da o yolda yine kafeste. Kimler kafeste değil? Manen emmare, levvame, mülhime, mutmainneyi geçmiş olan kimselerde bu kafese girme, bir tık öyle değil.

Mutmainneye geçtiyse radiyeye, mardiyeye geldiyse biraz daha özgür ruh dediğimiz özgür ruhlar sınıfına girdi ama o yine bir miktar da olsa az bir zaman da olsa o ruhlar alemindeki, o kafese tekrar girecek o. O, kafese muhakkak, muhakkak iki gün de uykusuz kalsa üç gün de uykusuz kalsa bir anlık da olsa bir anlık da olsa o kafese girecek yine ama o manevi yolla. Yani ben onu hortum gibi size hani tarif ediyorum ama hani böyle bildiğiniz su hortumu da değil. Yani öyle bir şey değil. Bir manevi kanal, öyle söyleyeyim, o manevi kanal veyahut da bu telefon kabloları var ya incecik, incecik kabloların içi böyle incecik bir kanal düşünün. Yani ince değil de incecik bir kanal düşünün. O kanaldan gidip geliyor. işte o ruh yine bu vücuda girdi, kafeste. Orda da kafesteydi, kafesten kafese geldi, tekrar kafese geçti. Şimdi o ruh vücuda üflendi, vücuda üflendi, vücutta. Şimdi hepinizin ruhu vücudunuzda. Şimdi ruhla, ruh vücuda üflendiğinde canla hemhal oldu, karıştı. Can, nefis, ruh, bakın hepsi de iç içe. Yani bu, suyun içerisinde şekerle zehri karıştırmak gibi. Hidrojenle oksijenin karışmasından su meydana geldi ya, bunun gibi. Ruh da var can da var nefis de var. Hepsi de karışık işin içerisinde ve nefis eğer terbiye olduysa o zaman berraklaştı, tadı geldi onun. Terbiye olmazsa sıkıntı. Şimdi vücudumuza bir zarar geldiğinde, bir tarafımıza biz iğneyi batırsak, bütün vücut acıyı hissetti mi? Hissetti. Hazreti Pir diyor ki girenlerin, çıkanların, insanla dostluk edenlerin aldatmasıyla can bedende dikendir. Şimdi o zaman bizim arkadaşlık kurduklarımız, dostluklarımız, düşmanlarımız, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz, yakın olduklarımız, uzak olduklarımız, o zaman bizimle böyle bir

ilişkisi var ise o zaman bedene diken oldu bunların hepsi de. Bu normalde ruh kendi halinde, bu iki kafeste durması hep ona ızdırap verir. Şimdi ruhlar aleminde yaratıldığı kafeste durmak, durduğunda orası ona ızdırap vermiyordu. Izdırap vücuda üflenince başladı. Artık dünyada yaşarken o dünyadaki ama dost görülenlerden ama düşmanlardan etkilenmesiyle ruhu ızdırap duymaya başladı ve insanın bil hassa kötü ahlakı, Kur’an ve sünnetin dışındaki tavır ve davranışlarından normalde bedendeki ruha, tâbiri câizse diken batırılır gibi ruh rahatsız oldu. Yani nefsinize, nefsimize uydukça şeytana uydukça ruhu biz hançerledik tâbiri câizse. Onu böyle dikenli teller gibi ona acı verdik. Ona sıkıntı verdik. Hazreti Pir diyor ki bedene diken gibidir ve ruh bundan rahatsız olur. Fıtratın dışına çıkmak Kur’an ve sünnetin dışına çıkmak sadece bedenî değildir. Aynı zamanda da ruhi bir rahatsızlık söz konusu olur. Bakın sadece bedensel bir rahatsızlık değildir bu. Bedeni bir rahatsızlık değildir. Bir kimse Kur’an ve sünnetin dışına çıkıyorsa bir kimse fıtratının dışına çıkıyorsa o sadece bedeni bir rahatsızlık yaşamaz. O kimsenin ruhu da ne yapar? Izdırap çeker. Ruhu da ızdırap çeker. Hazreti Pir Allahualem bunu söylüyor bize.

“Bu: ‘Ben senin sırdaşın olayım’ der. Öbürü hayır, senin akranın, emsalin benim der. Bu der ki: ‘Varlık aleminde güzellik, fazilet, iyilik ve cömertlik bakımından senin gibi hiçbir kimse yok.’ Öbürü der ki: ‘İki cihan da senindir. Bütün canlarımız senin canına tabidir.”

Bunlar dostlarımızın bizlere söylediği sözlerdir. Hazreti Pir bunları anlatıyor. Bir insanı etrafındaki insanlar böyle metheder, öyle değil mi? Derler ki ben senin sırdaşın olayım. Benden bir laf çıkmaz. Benden bir kötülük görmezsin. Öbürkü der ki ya bırak herkesi. Sen sadece benimle konuş, benimle sohbet et, senin akranın benim. Seni ancak ben anlarım. Sana ancak ben kıymet veririm. Ben senin değerini bilirim, bir başkası bilmez. Öbürkü der ki cömertlik bakımından, fazilet bakımından senden daha yücesi yok. Senden daha yükseği yok. Dervişlik açısından senden daha iyi bir derviş yok. Senden daha iyi bir zakir yok. Senden daha iyi bir halife yok. Senden daha iyi bir şeyh yok. Bütün şeyhler gelip senin elini öpmeli. Sen zamanın kutbunun aktabısın. En büyük kutupsun. O yüzden bütün değerli şeyhler gelip senin elini öpmeli. Ya sen varlık aleminin nadide bir çiçeğisin.

Etraf, dostlar söyler bunları. Öbürü der ki iki cihan da senindir. Bütün canlarımız senin canına tabidir. Öbürkü de der ki diyor herkes seni övmeye, methetme yoluna girer ve herkes seni methetmek için seni ululamak için sıraya girer, bütün herkes ve bunların hepsini de sana söylerler. Eğer ki sen kemale erdiysen bunlardan rahatsızlık duyarsın. Yok kemale ermediysen bunlar senin nefsine tatlı gelir. Yani insanların etrafında kanatlanmadan uçuranlar

vardır. Bu siyasilerde çok görülür. Bu sufilerde çok görülür. Bu dini meselelerle uğraşanlarda çok görülür. Çok görülen yerler. Siyasilerde çok görülür. O olmasa ülke batar! Hani sen olmasaydın olmazdık, iyi ki varsın, yoksa adımız soyadımız bile olmazdı! Nuh’un oğlundan beri şu millet var, Yasef”ten beri şu millet var ama o olmasaydı olmazdık. Sen olmasaydın Türkiye battıydı. Tabii, kurtar bizi baba, al şapkanı gel, çık mezarlıktan şimdi. Memleket battı baba ya! Nerdesin sen? Lan öldü! Olur mu ya, fotörünü alsın gelsin ordan o, kurtarsın memleketi tekrar. Ululanmak! ‘Sorma! Bizim şeyh efendi Allah rahmet eylesin, yok onun gibi bir kimse şimdi.’ Eeee? ‘Biz ona bağlıyız, kaldık öyle. Ya bunlar şeyh mi şimdikiler ya!’ Ben bunu şeyh efendiye intisap ettiğimde çok duyuyordum eski dervişlerden. Allah Allah! Yani Geylânî hazretleri vefat edince yol mu kapandı? Ondan daha büyük bir şeyh mi geldi sonradan? Gelmedi. Yol kapandı mı? Değil. Silsile kesildi mi? Kesilmedi. Yani Hacı Ebubekir baba muhteşem bir zat, evet? Ne oldu? Hacı Ali Haydar efendi geldi sonra. Ondan sonra Çorumlu Hacı Mustafa Efendi geldi. E sonra Abdullah Efendi geldi. E demek ki gelmiş birileri. Onun kafasında şahısperestlik var. Onun kafasında o. Hatta bazen şimdi eski dervişler kızıyorlar bana. Hani sen Abdullah efendiyi çok aşırı derecede methedmiyormuşum. Ben de yazdım, Abdullah Efendi’nin şeyhliğiyle alakalı laf söyleyenler varken nerdeydiniz? Adam bilmem nerden Sivas’a kadar gitmiş. Sivas’taki dervişlere demiş ki Abdullah efendi şeyh değildi, mürşit değildi., Sivaslılar ne yaptınız adama, ne söylediniz? Hiçbir şey! Adam herkese bunu söylüyordu. Ne yaptınız? Hiçbir şey.? Ama aşırı derecede ululayacaklar.

Aslında kendilerini ululuyorlar. Kendilerini ululuyorlar! Nasıl kendilerini ululuyorlar? Ölmüş bir şeyhin üzerinden pirim yapmaya çalışıyorlar. Tribünlere oynuyorlar. Kendilerini ululuyorlar ve diyorlar ki biz hâlâ daha Abdullah efendinin yolundan gidiyoruz. Yani sen kimsin ki! Biz onun yolundan gitmiyoruz. Yavrum ben bu filmi daha önce izledim. Şimdi sizden izliyorum. Aynı filmi aynı senaryoyu daha önce izledim. Çorumlu hacı Mustafa Efendinin dervişlerinden dinledim. ‘Biz Mustafa Efendinin bıraktığı yerdeyiz.’ Orda kaldınız zaten. O bıraktığı yerde kaldınız. Gidip başka bir mürşid bulamadınız, kendinizi ululuyorsunuz. Kendinizi diğerlerinden üstün gösteriyorsunuz ve etraf da sizi aldatıyor. Siz iyi dervişlersiniz, siz mükemmel dervişlermişsiniz! Ya sen mükemmel bir derviş olsan zamanın pirini rüyanda görürsün. Sen mükemmel bir derviş olsan zamanın mürşidini rüyanda görürsün. Sen mükemmel bir sufi olmuş olsan peygamber sana yol çizer sallallahu aleyhi ve sellem . Ümmetini meydanda mı bırakır o. Ümmetini meydanda bırakmaz. Sen iyi bir sufi olsan öyle methedilen bir sufi olmuş olsan Allah yolumuzda mücahede edenlere yolumuzu açarız demiş.

Sana zamanın kutbunu senin rüyanda gösterir. Göstermiyorsa sana, o zaman sen iyi bir sufi değilsin. O zaman kalkıp da birbirinizi ululamayın. O zaman başkasının seni ululamasına da müsaade etme. E siz toplamışsınız on kişi, herkes birbirini ululuyor. Mübarek, hadi bakalım sen ders yaptır. Yok sen daha mübareksin sen yaptır, yok sen daha mübareksin sen yaptır… Ooo, bütün mübarekler toplanmışlar orda! E dedim oranın çavuşu yok mu? Kaldı. Abdullah efendi oraya dedim bir zakir tayin etmediydi zaten, kim orda zakir diyorum. Ik çıktı, bık çıktı…‘Bir kardeşimiz rüyasında görmüş.’ Ne yapmış? Abdullah efendi sağlığında vermediği zakirliği rüyasında mı vermiş şimdi! Tık yok. Kardeş bizi ölülerin idare etmesinden siz daha bıkmadınız mı? Siyaseten ölüler, idare ediyor, dinen de ölüler idare ediyor bizi. Ölmüş gitmiş, idare ediyor daha. Koca ülke idare olunuyor öyle. Koca ülke idare olunuyor öyle!

E şimdi dergahları da ölüler idare ediyor. Ölmüş kardeş! Eğer mezardan idare edilecek olsaydı Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem den sonra hazreti Ebubekir efendimiz halife olmazdı. Eğer mezardan idare olacak olsaydı Hazreti Ebu Bekir’den sonra hazreti Ömer idarenin başına geçmezdi. Mezardan idare olunacak olsaydı Ömer’den sonra Osman, Osman’dan sonra Ali radyallahu anh hazretleri, ‘ilmin şehri isem Ali kapısıdır.’ Hazreti Ali efendimiz o zaman öldükten sonra da idare etmeye devam ederdi. Nerden geldi bu anlayış islam toplumuna? Ama islam toplumunun içine girdi? Yani nasıl o günün Geylânî’si varsa bugünün de Geylânî’si var. Nasıl günün Rufai’si varsa bugününde Rufai’si var. Hadisle sabit, kırklar mı eksildi? Hadisle sabit, üçler, beşler, yediler mi eksildi. Hadisle sabit, zamanın kutbu mu eksildi? Hadisle sabit, ebdallar mı eksildi? Hadisle sabit. Mustafa Özbağ sözü olsa kabul etmeyin. Cümle alem hiç bir kimse kabul etmesin. Hadisle sabit. Her devirde yaşayan abdallar var, veliler var, üçler, beşler yediler, kırklar, seksenler, yüzyirmiler, ikiyüz kırklar, üçyüzatmışlar, beşyüzler…Hadisle sabit. Sen hadis mi inkar ediyorsun? Ama ululanmak hoşlarına gidiyor. Kendi kendilerini ululuyorlar. Kendi kendilerine yapıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Şimdi bir kimsenin üzerinde bir özellik olmuş olsa o özelliği dile getirilse bu haktır. Bakın bu haktır. Ben böyle şimdi methediyormuş gibi olmayayım. Şimdi Cevdet ustanın ben bugüne kadar bu arabayı tamir edemedim, geri gönderdim dediğini duymadım. Böyle bir şey olmadı. Cevdet oldu mu? Yalancı olmayayım bir de. Ben bunu tamir edemedim, buna bilgim yetmedi dediğin bir araba oldu mu bugüne kadar? Hamdolsun olmadı. Şimdi onu böyle nazara vermek için söylemiyorum. Şimdi bir kimse dese ki yani Cevdet usta bugüne kadar tamire gelmiş herhangi bir arabasını hiç geri çevirmemiş. Hepsini biiznillah, Allah’ın izniyle tamir etmiş. Bakın, bu Cevdet

kendi kendine bunu söylerse bu caiz değil. Bunu kendi kendisine böyle ilan ederse bu caiz değil ama bir kimse ben götürdüm Allah razı olsun hiç kimse tamir edemedi, Cevdet ustaya götürdüm, Cevdet usta bunu tamir etti derse bu haktır. Şimdi kapının önünde aldığım araba var, adamlar tamir edememişler. Gitmedikleri tamirci kalmamış. En sonunda kelepir fiyatına ben aldım. Açık açık konuşayım şimdi, adama telefon açıyor, bir de diyor ki abi bunun motor arızası var. Hani alacaksan ona göre al. Cevdet’e dedim Cevdet sen ne iş yapıyorsun dedim ben, motor ve mekanikçiyim dedi. Oğlum dedim, tam alınacak araba işte. Git al dedim arabayı. Sonra Cevdet’e sordum, ne yapmışlar. Dedi yazılımıyla uğraşmışlar, altını üstüne getirmişler dedi ama bulamamışlar dedi arızasını. Bulamamışlar, yapamamışlar yani.

Sende bende bir başkasında o arıza da meydana çıkmaz. Benim gibi çılgın bir adam da çıkar arıza. 225’e gelince gaz kesiyor. 225’te kesiyor gazı. Yani 225’e kadar basmazsan arıza meydana çıkmıyor. E, bende de Allah ne verdiyse basacağım ben ona. Tam 225’te gaz kesiyor. Cevdet 225’te gaz kesiyor, arızası belli, çıktı meydana, tamam. Ben tabii bu arada da dışarı gidip geliyorum. Ben dışarı gidip geliyorum, onun da bakacak fırsatı olmuyor. En sonunda buldu arızayı, yaptı. Şu anda 240 falan basıyor. Yani yanlış anlaşılmasın, denemek için basıyorum, 240, 245’i. Kesilecek mi kesilmeyecek mi gazı diye, kesilmiyor. Şimdi burda anlatmak istediğim şey şu. Bir kimsenin üzerinde var olan bir özellik vardır. O var olan o özelliği de onun üzerine söylemek de caiz değil. Onun arkasından onu böyle konuşmak caiz. Örnekleyeceğim şimdi, x bir kimse hayır hasenat sahibidir, caizdir bu, arkasından konuşuluyor. Senin yüzüne birisi geldi şimdi Cevdet’in yüzüne araba yaptıracak ya o, onun işi var Cevdet’le. Dedi ki duydum sen ne kadar meşhur bir sanatkarsın, ne kadar meşhur bir ondan sonra araba tamircisiymişsin, benim aramda problem var, on tane tamirciye gittim, bir türlü yaptıramadım. Sen tamircilerin pirisin, şıhısın. Bu çukurda, Marmara’da senden başka tamirci yok. Yüzüne söylerse bu caiz değil. O adam yalakalık yapıyor. işini görmek için işini göstermek için yapıyor bunu, bu doğru değil. Bakın bu doğru değil veyahut da geldi şimdi birisi Hüseyin’e dedi ki ya Hüseyin abi dedi ya Allah razı olsun, sen Bursa’da olmasan burda ne dervişlik kalır, ne zakirlik kalır, ne dersler olur, Hüseyin’i perişan ediyor adam. Bak Hüseyin’i perişan ediyor.

Abi senin yaptırdığın ders farklı oluyor ya! Sen üç tevhit bile çektikten sanki biz yüzbinlerce tevhit çekmiş gibi oluyoruz. Eyvah! yaktı Hüseyin’i, örnek. Neden? Yüzüne karşı methediyor. işte bu tip insanlar, insanları böyle yüzlerine karşı ne yapar? Methederler. Senin gibi bir mürşit yok. Senin gibi bir şeyh yok senin gibi bir veli yok, yüzüne söylüyor. Sen yürü,

alem yürüyor senin arkandan. Yani birisi umrede başımda ağlıyor. Ya biri ağlıyor, rüyamda mı ağlıyor gerçekten mi ağlıyor? Yorgunum, nasıl yorgunum, uykusuzum yorgunum! Bir iki dakika uyuyayım dedim, kendi içimden de öyle diyorum, lan az bir şey uyuyacaktım diyorum, kim ağlıyor başımda diyorum, açtım gözümü bizim arkadaşlardan birisi ağlıyor. Dedim hayırdır? Abi bu dünya seni nasıl çekiyor ya dedi! Ya şeyh efendi yan odada yatıyor, o adam geliyor bana bunu söylüyor. Gözümü açtım, ilk düşmanlık yapacak olan sen olursun bana dedim. Abi Allah benim belamı versin öyle bir şey olursa, verir oğlum, böyle söyleme dedim. Verdi, evet! ilk düşmanlık yapan o oldu yani düşmanca davranışların içerisinde o oldu. Şimdi sebep?Yüzüne karşı methedilmek çok uygun değil ama şimdi desek ki Ali’nin arkasından Ali güzel naat okur, hakkıdır ama Ali’nin yüzüne desen ki şimdi Ali, senin gibi naat okuyan yok, ya. Lan adamı uçurdun, gitti adam! Adam şurdan içeri girerken lan benim gibi burda naat okuyan yok dedi, öyle girdi içeri. Allah muhafaza eylesin veya filanca gibi zeybek oynayan yok! Ulan adam kendinde bir şey zannetti. Dur kardeş, dağlar senin gibi zeybek oynayanlarla dolu. Meçhul, mezarları meçhul. Yunan kurşununa şehit olmuş, mezarı meçhul.? Sen dur sakin ol, senin gibi nice zeybek oynayanlar oldu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir kimseyi yüzüne karşı methetmek, yüzüne karşı böyle ona sen olmasaydın olmazdık demek veyahut da senin gibi mükemmel bir kimse yok demek, Allah muhafaza eylesin bu uygun değil.

“O da halkı kendisinin sarhoşu görünce kibirlenir.”

Yani herkes onu methediyor, methüsena ediyor ya, o da halkı kendisi-

nin sarhoşu görünce kibirlenir.

“Elden avuçtan çıkmaya başlar. Şeytan onun gibi binlerce kişiyi ır-

Yani dostlar tarafından, düşmanlar tarafından metholunan o kimse kendince, kendisini bilmez hâle gelir. Kendisini inandırır, öyle olduğuna inanır ve der ki komple hepsi de bana meftun, herkes benim sarhoşum. Hani vardır ya öyledir, sanki ondan güzel bir kız yok. Bütün erkekler ona meftun, sanki ondan daha yakışıklı bir adam yok, bütün kadınlar ona meftun. O böyle bir yere girerken o bütün kadınlar ona bakıyor. Bütün kadınlar onun meftunu gibi. Biriyle bir yere gidiyoruz, merdivenlerden çıkıyoruz, bu bolu yolunda ismail’in yeri var. Oraya çıkıyoruz. Birinci katı çıktık, bir sürü böyle istanbul, kadın, kız, oraya yıkılmış. Bu hemen kravatını düzeltti, saçını başını düzeltti, uyuyordu arabada çünkü. ikinci kata çıktık böyle kendini daha da…Mustafa abi, nereye geldik abi biz ya, dedi. Üçüncü merdivenleri çıktığımızda bu bütün kadınlar sanki buna meftun, yanımda böyle. Eğildim, abi burdaki bütün kadınlar kızlar dedim senin değil, sakin ol. Bu kaldı şimdi.

Dedim böyle yapma, sakin ol dedim ya. Herkes eşiyle çoluğuyla, çocuğuyla kahvaltıya gelmiş, senin değil dedim. Bakma hiçbir yere dedim. Ya abi ya… Ya öyle değil dedim. Senle son yolculuğumuz olur, böyle değil dedim. Şimdi o kendini nasıl görüyor? Herkes onun sarhoşu. O yakışıklı, takım elbise, kravatlı, jilet gibi giyindi ya, ondan başka hiç kimse yok! Bu dünyevi. Bunun bir de uhrevisi var. O ne? O da dervişliğin, sufiliğin içinde. O normalde onu methettiler ya, onu övdüler ya, o zannetti ki herkes benim sarhoşum, herkes bana meftun. Öyle yürüyor yürürken, dergahın içerisinde öyle hareket ediyor. ‘Yavrum şunu şurdan kaldırıp ver bakayım, evladım şunu şöyle yap bakayım sen de’. Ya sana ne kardeş? Onların başında semazen eğiticisi var, sana mı düştü onun kolu kanadı? Sen ne oraya edebinle oturmuyorsun? ‘Yavrum sen şunu şöyle yap bakayım’.

Ya sana ne kardeş! Onun eğiticisi var. ‘Bu üfleyemedi bu neyi’. Neden? Yani sen nerden biliyorsun? Sen neyzenlik mi yaptın? Çalıştın mı? Yok! E onun başında bir ney hocası var, o bakacak ona. Sana ne! ‘Ya Hüseyin abi ya, bu dersi öyle değil de böyle yaptırsan olmaz mı ya? Bak bütün millet böyle bir ders bekliyor senden’. Sana ne kardeş? Sen o hale geldiğinde, sen de yirmi beş yıl, otuz yıl Mustafa Özbağ’ın yanında diz çök, sen o hale gel. E gelemezsin de o zamanlar da geçti. E ne olacak? Sen kabarma! Sen kanatsız uçmaya kalkma! Birisi Hazreti Ebubekir’in yerine geçebilir mi şimdi? Hiçbir sahabe geçemez. Sebep? Ya ilk! Hadi ilk ol. Şimdi Oktay’ın yerine kim geçecek? Benim dervişlik hayatımda ilk ders verdiğim kimse. Kim geçecek yerine? Geçmez. Geriye mi saracaksın? Saramazsın. Bak saramazsın. Ben şeyh efendinin ilk zakiriyim şeyh olduktan sonra o. Hadi geriye sar. Saramazsın. Şeyh efendinin yaptığı kendi şeyhlik zamanında ilk nakibiyim, ilk nakibi nükebbasıyım. Hadi geriye sar. Şeyh efendinin şeyhlik olarak ilan ettiği ilkim ben. Ahmet Turan abiye benden sonra telefon açtı. Bana dedi çünkü Ahmet Duran’ı da arayacağım şimdi dedi, bana telefon açtı söyledi. Ahmet Duran’ı da arayacağım şimdi, ona da söyleyeceğim dedi. Ahmet Duran’ı da arayacağım, ona da söyleyeceğim deyince onun da şeyhliğini bana tebliğ etti yani. Hadi sar geriye şimdi. Yok, saramazsın, olmaz. Sen Sıtkı’ya ne dersen de. Sıtkı bizim için ilk dervişlerden. Hadi sar, yerine birisini koy. Koyamazsın. Hadi Ali Karadağ’ın yerine birisini koy. Hadi ismail’in yerine birisini koy Demirtaş’ta şimdi. Koyamazsın. Kabarma. Bu tespih tanesi gibi. Nasıl tespih tanesinin imamesinin sağındaki solundaki tespit tanesi, kendisi seçebilir mi kendisini? Seçemedi Tesbihi dizen getirdi imamenin sağına koydu, tesbihi getirdi onu otuz üçün başına koydu. Tesbihi sıralayan getirdi. Şimdi tespih tanesinin ben neden imamenin yanında değilim, imamenin yanında değilim, ben neden üçüncü sıradayım, ben neden dördüncü

sıradayım deme lüksü var mı? Yok kardeş, dervişlik böyle bir şey! Kime ne zaman ne nasip belli değil. Bulunduğun yerin kıymetini bil, sen o tespih halakasından kopmamaya çalış. Kendi kendine uçmaya çalışma.

Birkaç kişi seni methetti, birkaç kişinin methine uyup da kendini bir şey zannetme. Şeytan senin gibi binlercesini tâbiri câizse o suya kadar, dereye kadar götürmüş, su içirmeden getirmiş. Yeni değil bu. Adem’den itibaren şeytan aldatmış herkesi. E böyle olunca o methedilmek, o övülmek, o kimsenin içine işliyor. Nefsani bir şey bu. Nefis methedilmeyi istiyor, övülmeyi istiyor, ululanmayı istiyor, alkışlamayı istiyor. Oysa farkında değil. Nefsi terbiye olmayan bir kimse methedildikçe batar. Hem metheden batar, hem methedilen batar. Bak hem metheden batar hem de methedilen batar. Ha, bir kimsenin özelliğini söylersiniz, bu farklı bir şeydir. Abdullah bizim iyi bir doktordur, özelliğini söylüyoruz. işte Cevdet usta iyi bir sanatkârdır motor üzerine, eyvallah! iyi birisidir, eyvallah! Bakın, olmayan bir şeyi söylemiyoruz. Şaban iyi bir demircidir. Parçaları, marçaları kullanır, bir işi meydana çıkarır ama Şaban’dan büyük bir estetiklik bekleme, sağlamlık bekle. Bir iş yapsın, üzerinde tepin bin kişiyi çıkarıp üstüne hiç sıkıntı yok, değil mi Şaban? Elhamdülillah. Şimdi burda o kimsenin sanatıyla alakalı özelliğini söyledik, methetmedik. Olmayan bir şeyi söylemedik. Allah muhafaza eylesin ama hadisi şerifte Allah resulü buyurdu ki: ‘Metholunmayı sevmek insanı kör eder ve sağır eder. Kabahatlerini, kusurlarını görmez olur. Doğru sözleri, kendisine yapılan nasihatleri işitmez olur.’ (Deylemi’de) Demek ki methedilen kimse kör ve sağır oluyor. Neden? O methüsenadan kafası dönüyor. O da ayrı bir sarhoşluk bakın, bakın o da ayrı bir sarhoşluk. O devamlı methedilmeyi istiyor. En güzel şarkıyı sen yazdın, en güzel gitarı sen çaldın, en güzel semayı sen yaptın, en güzel zeybeği sen oynadın, en güzel dervişliği sen yaptın, senin yaptığın dervişlik gibi kimse yapmadı, senin yaptığın zakirlik gibi de kimse zakirlik yapmadı, sen muhteşem bir zakirsin, sen muhteşem bir şeyhsin. Bütün alemin senin peşine takılması lazım ama işte ne olduysa bunlar kör, görmediler senin şeyh olduğunu filan. Sen öyle bir siyasetçisin ki şakşaklıyoruz seni, alkışlıyoruz. Sen olmasan dünya batardı. Ona alıştı. Methedilmeye alışınca artık o kendi kabahatini, kendi kusurunu görmedi.

Kendine nasihat edenleri de dinlemedi. Birisi ona doğruyu, iyiyi, güzeli, nasihat etti. Nasihat edene dedi ki senin benim halimden haberin yok. Sen beni bilmiyorsun. Onu da dinlemedi. Allah muhafaza eylesin. E şimdi kör ve sağır olunca kendini yükseklerde gördü. Kör ve sağır olunca nasihatları dinlemedi. Kör ve sağır olunca bunu yapma, bunu etme, böyle düşünme,

böyle davranma dedikçe o tâbiri câizse dudağının kenarından güldü. Sen nerden bileceksin filan. Ben ona nasihat ettikçe o nasihatı anlamadı veya nasihat ediciler ona nasihat ettikçe etraftan kardeşi, abisi, eşi, dostu, yani yapma, etme, böyle davranma…O kendini hâlâ daha arşı âlâ da gördü. Şunu demeliydi. Yusuf, ayet 76: ‘Biz dilediğimizi derece derece yükseltiriz. Her bilenin üstünde daha iyi bilen biri vardır.’ Seni birisi methettiğinde sen kendi içinde kendi nefsini hesaba çekmen gerekirdi. Benim nice günahlarım var, ben bu methüsenaya laik değilim, benden muhakkak daha üstünleri vardır demen gerekirdi. Çünkü normalde ne? ‘Her bilenin üzerinde daha fazla bir bilen vardır.’ Bu ayeti kerimeyi okuyunca Musa aleyhisselamın kıssası aklıma geliyor. Hani Musa aleyhisselamın kavminden sordular. Dediler ki ya Musa, senden daha alim, senden daha fazla bilen bir insan var mı ki dünya üzerinde? Musa aleyhisselamın dedi ki yok. Hemen vahiy kesildi. Vahiy kesilince Musa aleyhisselam anladı bir hatasının olduğunu. Dervişlerde de rüya kesilir, dervişlerde de hal kesilir, dervişlerde kalbine gelen feyiz kesilir, dervişlerde zikrullaha gitmek istemez, derse gitmek istemez, dersi çekmek istemez. Onda manevi bir düşüş var. Onda manevi bir hastalık var. Bir düşüşün içinde. Kabahati orda burda arama, kendi nefsinde ara. Kabahati zakirde, çavuşda, halifede, şeyhde arama, kendi nefsinde ara başka kimse de arama.

Musa aleyhisselam da böyle deyince vahiy kesildi. Vahiy kesilince koşa koşa gitti Tur-u Sina’ya. Tur-u Sina’da kaldı. Dedi ki yarabbi bu hal nedir, görüşme kesildi vahiy kesildi? Cenâb-ı Hak Musa’ya dedi ki ya Musa falanca yerde dedi sana sordular, senden daha âlim bir kimse var mı, sen de yok dedin dedi. Allahu Teâlâ’nın bu taaccubuna gitti. Nasıl yok dersin! Var mı ki ya Rabbi dedi. Bana onu göster, ben gideyim ondan ilim öğreneyim, ben gideyim ondan öğreneceğimi öğreneyim. Git dedi denizin kenarında tâbiri câizse şeyh efendinin tabiriyle kepeneğinin altında yatan nice erler vardır dedi. Şeyh efendi bunu böyle söylerdi. Kepenek ne biliyor musunuz? Çobanların üzerine attıkları keçeden yapılmış dış kıyafet. Soğuktan sıcaktan korur kepenek. Önceden dağda bayırda yaşayanların böyle kepenekleri olurdu. Çobanlık yapanların kepenekleri olurdu. O hâlâ daha yapılıyor Türkiye’de, ondan sonra, onu böyle keçeden yaparlar, dövülme keçeden, orijinal. O keçe, bu sabunla bildiğimiz koyun yönünün sabunla dövülmesinden, döverler. O koyun yünü, farkında değilsinizdir. Yivli setlidir o. incecik yün, Allah’ın harikası. O yiv, set birbirinin içine girer dövüle dövüle. içine ne kurşun girer, dikkat edin, ne yağmur girer, ne kar girer. O kepeneğin altına hiçbir şey işlemez. Kurşun atsalar kurşun işlemez, kepenek öyle bir şeydir. Tabii kalmadı artık da insanlarda. Önceden insanlar yün giyerlerdi. Yün böyle

sağlıklıdır. En sağlıklı yünlü olan, yün olan kıyafetlerdir. E tabii şimdi gösteriş yok ya, bu emperyalistlerin emrine girdik, her şey polyester şimdi. Bak her şey polyester. Şimdi yün almaya kalksan da zaten bir yün kazak Murat ne kadardır bir yün kazak erkekler için? iki, üç bin lira vardır, düşünebiliyor musunuz! Bir kazak üç bin lira. Yün ama. Nereye alacak insanlar. Polyestere devam. Polyester aldığımız. Gömlek alacaksan pamuğa pamuk olacak veya yünlü olacak. Nereye alacak bir kimse! Pamuğa pamuk bir gömlek ne kadardır Murat? En az iki bin! Pamuğa pamuk, %100 pamuk, eyvah ki eyvah! Aldığınız polyester gömlekler. O yüzden hasta oluyorlar, hastalıklarından kurtulamıyor hiç kimse, hepimiz. Sağlıklı giyinmiyoruz, sağlıklı da yemiyoruz, sağlıklı da yaşamıyoruz. Dünya emperyalistlerinin sağlık oyununun müşteriyiz. Onlar hasta etmek için uğraşıyorlar. Allah bizi affetsin.

işte o esnada o kimse kendi günahlarını, hatalarını düşünüp de methedilenin methine uymayıp ayeti kerimeye uysa, dese ki Allah dilediğini üstün eder, yükseltir, dilediğini aziz eder. Yani bir bilenin üzerinde bilen vardır. Musa aleyhisselam böyle demedi, onu ne yaptı? Dedi ki Kızıldeniz’in yanına git. Kızıldeniz’in yanında dolaşırken dedi ki yanına kurutulmuş balık al. Hikayeyi biliyorsunuz. Balık ne zaman dedi canlandı, orda benim bir dostum var, git ona tâbi ol. Kime tabi oldu Musa aleyhisselam? Hızır aleyhisselama. Çünkü peygamberdi, peygamberlik ilmi ayrı, Hızır’ın ilmi ayrı. Hızır’ın ilmi ayrı. Onu ne yaptı? Hızır’a tabi etti. Dedi ki git onda ilmi ledün var. Ondan ilmi ledün öğren. E sende daha ilmü ledünün kırıntısı bile yok, sende ilmü ledünün hayali bile yok, sen kendi kendine şeyhlik yapmaya kalkıyorsun! Sende ilmü ledün kırıntısı yok, daha sen dosdoğru rüya bile görmüyorsun, şeyhlik istiyorsun ordan burdan! Methediliyorsun ya, methedilince sen kanatlanıyorsun kendi kendine! Kendi kendine uçacak yer arıyorsun. Ben bunu anlatıyorum ya, yani kumru şeyi, ne o, yavrusu, bir tanesi duruyor ordan, öyle bakıyor bana. Birisi de uçacağım diye uğraşıyor, attı kendini uçacağım diye düştü. Bereket nereye düştü, benim terasa düştü gene. Çırpınıyor orda burda. Ya mübarek, daha uçamayacaksın işte, sen ne yapmaya ordan attın kendini? Eğer sokağa düşmüş olsaydın kediye yem olacaktın. Kediye yem! E ben tuttum gene koydum onu şeye, yuvasına ama yok işte, illaki kediye yem olacak ya o, kediye yem olacak. Ben koydum, o bir daha attı kendini. Bu sefer terastan dışarı gitti. Ben martıların o civcivleri yani kuşun yavrusunu yediğini o zaman gördüm. Martı bir dip daldı, pat, kaptı gitti onu. içimden dedim ki olmayan bir derviş oldum havasına girerse yuvadan kendini bir yere atarsa dedim kurdun kuşun yemi oluyor. E kurda kuşa da yem lazım ya! Kurda kuşa da yem lazım. Sen istediğin kadar

onu tutmaya çalışıyorsun, nasihat ediyorsun, yapma etme, dosdoğru yolunda yürü. O yok! Kanatsız uçacağım diye uğraşıyor! Kendi kendine şeyhlik edeceğim diye uğraşıyor. Ona buna kendine yok baba dedittiritor yok dede dedittiriyor, ben de sizin babanız sayılırım! He öyle! Hemen oluyor bu! Liman babasıydı ya! E ondan sonra? E ondan sonra? Yandı, tu yansın! Perişan oldu gitti. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden methedenin methine uyma. Senden fazla bir bilen var. Kendini vazgeçilmez zannetme. Git bak, emir sultan mezarlığına, Emir Sultan hazretleri de zamanın vazgeçilmeziydi. Git bak Üftade hazretlerine, o da zamanın vazgeçilmeziydi. Git mezarlıklara, mezarlıklarda zamanın vazgeçilmez insanları meftun, orda yatıyor. Sen yerim dolmaz zannetme. Niceleri gelmiş geçmiş bu dünyadan, hepsinin de yeri dolmuş. Hepsinin de yeri dolmuş. Hazreti Muhammedi Mustafa müstesna, onun yeri dolmadı, hiç dolmayacak zaten ama öbür türlü nicelerinin yerleri dolmuş. Kardeşim sen kimsin ki ya, kendini bu kadar yukarda görüyorsun! Kendini methüsenaya kaptırmış sarhoş olmuşsun. Öbürkü bir şişe rakı içmiş, rakının sarhoşu. Valla o rakının sarhoşluğu geçince biter onun işi. O kendine gelir verir elini bağrına, der ki ya ulan içmeseydim keşke ya ama içtim mereti der. Onun sarhoşluğun tedavisi var. Bu methedilmenin sarhoşluğunun tedavisi yok. Sebep? Kör ve sağır oluyor çünkü methedilmek onu kör ve sağır ediyor. Methedilmek onu kör ve sağır ettiği için onun tedavisi yok. O Geylânî hazretlerinin kılıcının önüne gidiyor, koşa koşa oraya gidiyor. Mübarek de demiş ya biz demiş kılıcı kimseye durmayız. Ahmaklar koşa koşa gelirler bizim kılıcımıza çarparlar demiş. Çarpma derviş ol, sufi ol, hiçliği yakala. Kendinde bir şey görme, kendinde bir şey zannetme. Dervişlik adabına, erkanını tabi ol. Senden öncekiler nasıl tabi olmuş, bugüne kadar adam oturmuş oturduğu yerde, hiç ip gibi yaşamış ya. Hacı Mehmet kaç yıllık dervişsin? Doksanüçten beri. Doksanüç, evet Doksanüç, ikibinyirmidört, otuz yıl olmuş. Bilmez mi adam şeyhlik yapmayı, kendine baba dedirtmeyi! Örnek. Hüseyin aga, kaç yıl? Kaç? Otuzüç yıl olmuş. Daha dur bakalım, sen daha dün geldin. Otuzüç yıl dizini kırmış oturmuş. On gün içerisinde olmadan oldum diyecek, uçacak herkes. Üç beş tane derviş oluyor ya etrafında, abi işte şöyle böyle, şu şöyle olsun…Uçtu adam. Otur kardeşim ya! Bu dergahtan niceleri gelmiş geçmiş. Otuzaltı yılım dolmuş benim.

Nice uçanlar gördük biz. Sonra baktık ki bir tane üzerlerinde tüy yok, kanatlarını yoldurmuşlar, tüylerini yoldurmuşlar. Nice hal görenler gördük, nice çok sevenler gördük. Dedim ya, başımda adam hüngür hüngür ağlıyor, bu dünya seni nasıl tartıyor diye. Dedim ilk taşı sen atarsın bana, ilk taşı o

attı bana. Nice seni seviyorum diyenler vardı. ilk zararı onlar verdi bize. ilk zararı onlar verdi. Malını mülkünü getirenler oldu. Dedim kardeş, kimsenin malınla mülkünle işimiz yok bizim, sonra ilk taşı o attı. Kanma methedenin methine. Birisi seni methediyorsa yüzüne karşı onu dost görme. Bakın onu dost görme, yüzüne karşı seni methediyorsa. Bu dinle alakalıysa dikkatli ol. Hatta hadisi şerifte diyor ya, yani seni diyor birisi yüzüne karşı methederse ona bir avuç toprak at. Başka bir hadisi şerifin metninde ona diyor taş at, taş, taş! Ona bir avuç taş at diyor. Hatta birisi Hazreti Osman efendimizi yüzüne karşı överken gidiyor başka bir sahabe, sahabeye bak, sahabedeki ferasete bak. Hazreti Osman efendimiz halife, o halife iken başka bir sahabe, hazreti Osman Efendimizi methediyor huzurda. Başka bir sahabe gidiyor bir avuç taş alıyor, o methederken o sahabenin başından aşağı dökmeye başlıyor bir avuç taşı. Herkes şaşkın. Dönüyorlar, hazreti Osman Efendimiz diyor ki ne yaptın, hani kardeşinin başından aşağı taş attın. Sahabe diyor ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden duydum ki birisi birisinin yüzüne methederse onun başından aşağı taş atın dedi diyor. Hadis. Biri birisini methediyor. Kim methedilen? Hazreti Osman efendimiz. Metheden kim? Sahabe. Taşı o sahabenin başından döken kim? Yine sahabe. O peygambere tabi sallallahü aleyhi ve sellem e. O Emire’l müminin, Emire’l Müminin olabilir, onu birisi yüzüne karşı methediyor. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetinin dışında. Sünnetinden saptı. Sünnetinden sapınca onun başından aşağı bir avuç taş, başlıyor taşları avucundan aşağı onun başından aşağı atmaya. Hazreti Osman Efendimizin huzurunda oluyor bu.

O zaman ne yapacağız? Bizi sufilik yolunda birisi methediyorsa yüzümüze karşı, dikkatli ol. Senin elinden tuttu, şeytanın ırmağına götürüyor seni. Seni şeytanın ırmağına götürüyor. Su içirmeden geri getirecek seni. Su içirecek zannetme çünkü niceleri orda helak olmuş, niceleri orda kaybolmuş. Senin gibi sema eden yok demişler adam da diyor ki yani etrafına demiş yıllar önce. Demiş ben olmasam kim sema edecek? Yoksun işte, sema devam ediyor bak, sen olmadan da devam etti. Sen, senden başka neyzen yoktu. E yok mu? Bak neyzen de var. Ney de üfleniyor bak, devam ediyor. Demek ki bir şey doğruysa yol devam ediyor. Ha tekke olmayınca bitecek, batacak zannetti değil mi herkes. Yok bak, devam ediyor. Demek ki mekana bağlı değilmiş hiçbir şey. Mekana bağlı olmuş olsaydı, dağılıp yürüyüp gidecektik, değil mi. Bak, mekan da hüzünlü, kapandı orda duruyor. Altından nasıl kalkacaklar şimdi. her gün Allah denilen, sema edilen, zikredilen, tövbe edilen, dua edilen yeri kapattılar., nasıl bunun altından kalkacaksınız

manevi olarak? Mahşerde, nasıl yüzüne bakacaksınız Allah’ın! Kapalı. E bu yol devam ediyor, aha burda sema da olacak, zikir de olacak. Devam ediyor. Ne oldu şimdi? Demek ki öyle değil. Onun da bir hesabı var. Onun da bir kitabı var muhakkak. E o hesap kitap da görülecek muhakkak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bakın bir mekan da bir mekan olarak da vazgeçilmez değil. Önemli olan o mekanı mekan eden içindekiler. Burası bak, daha önce hamamdı. Sonra nü portreler çizilen bir yerdi burası. Evet ve biz burda tekkedeyken buranın haberleri geliyordu bana. Efendim içerde bayanları çırılçıplak soymuşlar, portre çiziyorlar. Resim, sanat gösteriyorlar hesapta. Evet, evet, bakın bu mekan burası, çıplak portre, resimler dersi verilen, çizilen bir yerdi burası. Vakıf malı burası, evet! Bu particilik değil, chp zamanında satılmış ya vakıflar. Satmışlar. O zaman burayı da satmışlar. Vakfiye satılır mı? Bizim ülkemizde satılır. Satılmış. Şahsa geçmiş. Şahıstan şahısa geçmiş. Cenab-ı Hakka hamdi sene olsun. O zaman için burası böyle o ahlaksızlar çıkınca dedik tutalım orayı, bize yakın. Böyle dedik, ihtiyacımızı görürüz. Arkadaşlar soyunurlar, giyinirler, sema talimleri olur. Şimdi içinde zikrediliyor, şimdi içinde sema ediliyor.

Demek ki mekan, mekana ehemmiyet içindekilerle alakalı. Toparlıyorum. O zaman methedilmenin sarhoşu olmayalım. Dervişlik adabı, birisi seni yüzüne methediyorsa dikkatli ol. Hatta ona de ki kardeş, benim yüzüme böle methetme. Ya ben senin üzerindeki özellikleri söylüyorum. Yine üzerime söyleme. Bakın, bir iyilik gördüğünüz bir kimseye teşekkür etmek farklı bir şeydir. Birisinden bir iyilik gördün, iyilik gördüğün kimseye teşekkür etmek Allah’a teşekkürdür. Ona başka bir hadisi şerifte ona diyor misliyle hani ona hediye ver, iyilik gördüğüne, veya bulamadın, aynıyla yap. Onu da yapamadın dua et veya onun diyor arkasından iyiliğini söyle. De ki ya Allah razı olsun, iyi bir arkadaştır, iyi bir kimsedir. Biz onun iyiliğini gördük, hayrını gördük. Bu diyor onun o sana karşı yapmış olduğu iyiliğin veya hediyenin karşılığı olur diyor. Burda diyor onun yaptığı iyiliği örtme. O iyiliği örtmek de hainlik. iyiliği örtmek yok. Birisinin iyiliğini örtmek birisinin yapmış olduğu iyilikleri saklamak, yapmış olduğu iyilikleri örtmek, arkasından örtmek yok. O hainlik insan. Bir kimse iyi bir insan, iyi bir insansa iyilik yapıyorsa arkasından iyi bir insan olduğunu, iyilik yaptığını söyle. Neden? iyiler methedilsin. Kötüyü methederseniz, kötüyü methedersiniz. Methederseniz zulmetmiş olursunuz ve Allah’a isyan etmiş olursunuz ve zalimlerden olursunuz. Kötüyü eğer methederseniz. Şerli bir kimseyi methedersiniz, kötü bir kimseyi methederseniz o zaman zalimlerden olursunuz. iyi bir kimsenin iyiliklerini örter iyiliklerini böyle saklamaya çalışır

onu halkın indinde sevilen bir insan olmasını istemeyip iyiliklerini örterseniz de zalim olursunuz. Allah muhafaza eylesin. 1855: “Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması elmayı hoş bir lokmadır ama az ye çünkü ateşten bir lokmadır. Ateş gizlidir zevki meydanda dumanın sonuna kadar sonunda meydana çıkar.” Önümüzdeki hafta Allah izin verirse 1855. beyitten inşallah devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Allah razı olsun. Biraz böyle cumartesileri, içerde hem istişare ediyoruz hem de böyle biraz yaşlılıktan artık deyin ne derseniz anca biraz kafayı toplamaya çalışıyoruz, o yüzden bazen değil genelde geç kalıyoruz bu ara. O yüzden hakkınızı helal edin. Helal etmeyen varsa da söylesin, bilelim yani. El-Fatiha maassalavat.

TASAVVUF VAKFI MERKEZ

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Şeyh, Silsile, Dervîş, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı