Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1386-1396. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1386-1396. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 28/36

Mesnevî-i Şerîf 1386-1396. Beyitler Şerhi Hakkında

1386-1396. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak her nefesinizi hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele edenlerden eylesin. Batılı batıl bilip bâtıla karşı cihad edenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi heva ve hevesine uymayan, Kuran ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışan, Kur’an ve sünneti seniyyeyi yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin inşallah. Kaldığımız yerden Mesnevi okumalarına devam ediyoruz. Malum tavşan aslanı mağlup etmişti. Aldı aslana tuzak kurdu ve aslanı kuyunun içerisine tabiri caizse gömdü. Tavşan neydi? Akil, kamil aklı simgeliyordu. Aslan da heva ve hevesine uymuş, nefsine uymuş bir kimseyi, yani nefs-i emmareyi simgeliyordu ve bunu öldürdükten sonra tavşanın etrafındaki diğer tavşanlar ve hayvanlar onun etrafında toplandılar. Ondan hikmetli sözler dinliyorlardı ve o en son geçen hafta ‘ok gibi doğru ol da yaydan kurtul çünkü her doğru okun yaydan fırlayacağına şüphe yok’ diye nasihatlerine devam ediyordu. Aynı şekilde tavşan etrafına olan nasihatlerine yine devam ediyor. Diyor ki:

“Dış savaşından kurtulunca iç savaşına yüz tuttum.”

Yani o akil, o kâmil kimsenin yolunu söylüyor. Diyor ki dış savaştan

kurtulunca iç savaşa yüz tuttum.

“Biz şimdi küçük muharebeden döndük; Peygamberle beraber büyük

Demek ki o büyük muharebe dediği nefsiyle mücadele eden hani o hadis-i şerifte atıfta bulunduğu, geçen hafta derste bahsetmiştik. Neydi? Nefisle

olan mücadele dışarıdaki mücadeleden daha büyük. O nefisle olan mücadeleyi bir kimse halledemezse, nefsi ile olan mücadeleyi bitiremezse, dışardaki onun bahadırlığının dışarıdaki savaşçılığının bir anlamı kalmıyor. Çünkü hani pehlivan odur ki öfkesini yener diyor hadis-i şerifte. Demek ki eğer sen öfkeni yenemiyorsan yerli yersiz öfkeleniyorsan o zaman senin pehlivanlığının bir anlamı yok yani sen öfkeni yenenlerden olacaksın. Sen heva ve hevesine uyanlardan olmayacaksın. Nefsine uyanlardan olmayacaksın. Nefisle mücadelede de ne dediydik; siyasi bölümü var, ekonomik tarafı var. Biz nefisle olan mücadeleyi bugün işte kırk yıl pekmez yeme demiş ona, ne o, kırk yıl canı pekmez istemiş o kırk yıl pekmez yememiş, nefsi ile mücadele etmiş. Bu evet var, bunu inkâr etmek mümkün değil ama bu o değil şimdi artık. Bunun politik boyutu var nefisle mücadelenin, bunun ekonomik boyutu var nefiste mücadelenin, bunun şöhretle alakalı boyutu var nefiste mücadelenin.

O yüzden şu anda dünya insanlığının en büyük handikapı bu. Bu nefisle mücadelesini bitirememiş insanların bir makama gelmeleri, bir mevkiye gelmeleri, belli bir yeri işgal etmeleri, gerçekten Ümmeti Muhammed için büyük problem, büyük sıkıntı. Bu nefisle mücadelede belli bir yere gelemeyen insanlar, bir makama geldiklerinde ülkeyi de perişan ediyorlar, Müslümanları da perişan ediyorlar, dünyayı da perişan ediyorlar. Sebep? Nefisle olan mücadeleleri hallolmamış. Ekonomik boyutta hallolmamış, dünyaya tapıyor o kimse, paraya tapıyor. Ekonomik olarak eğer onu halledemedi ise ekonomik meselelerde nefsine uyup sadece kendi cebini ve etrafındakilerin cebini düşünerekten bir ay içerisinde ülkenin yüzde seksen parasını iç ediyorlar. Dolar bir ay önce on liraydı, bir ay sonra on sekiz lira oldu, sonra bir günde tekrar on liraya düştü. Bir kimse nefiste mücadelesini halledemediyse iki şak şaka kurban gidiyor. Onu bir yere getiriyorlar iki şakşakı duyunca ülkeyi satıyor, memleketi satıyor, ümmeti satıyor, kendi içindeki topluluğu satıyor. O bir makama gelince nereden geldiydin sen? Sufi bir topluluktan geldiydin. Hiç kimseyi tanımıyor orda. Bir makama geldi çünkü. Bir makama gelinceye kadar cami cami dolaşıyorlar. Bir sabah namazı Ulu Cami’de, bir sabah namazı Emir Sultan’da, bir sabah namazı nerde millet sabah namazına geliyor, filanca yerde, orda görülecek! Bizde eski, ben izmir Bayındırlıyım, eski bir siyasetçi vardı bizde. Yani pavyonda pavyonu kapatır, sabah namazını Hacı Sinan Camii’ne ve Hacı Mehmet Camii’ne, sabah namazına oraya gelirdi. Pavyonu kapatıp gelirdi ama bu nefisle mücadelesi bitmediyse bir kimse siz onu hangi makama getirirseniz getirin. O nefs-i emmaresine kul köle olmuş, nefs-i emmaresinin emrinde olan insandan korktuğum ve çektiğim kadar hiçbir şeyden korkmam ve hiçbir şeyden çekmemişimdir.

O yüzden insanların sakalı, tarikatı, cemaati sizin gözünüzü bürümesin. Kur’an-ı Kerim okuması, namazda bulunması sizi aldatmasın. Müslümanların kandırıldığı yerler, aldatıldığı yerler. Şeyhmiş! Allah mübarek etsin ya! Yaptığına bakın. Yaptığına bakın! Bir insanın muamelesine bakın. Ne yapıyor ona bakın. Ümmeti Muhammed’in en büyük sıkıntısı bu. Muamelesine bakmıyor. Neymiş? işte filanca yerde şöyle bir şeyh efendiymiş! Dervişleri kendi işinde çalıştırıyor mu? Çalıştırıyor. Ücretini veriyor mu? Vermiyor. At kenara. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetinde öyle bir şey yok. O nefs-i emmaresinden. Ne şeyhi! Dervişlerden para topluyor mu? Topluyor. Dervişlerden para topluyor mu? Topluyor. Ne şeyhi kardeşim ya, paranın kölesi olmuş o, paranın kölesi olmuş! Ne şeyhi ya! işte şeyhin bütün aile efratlarına dağıtıyor. Çoluğuna, çocuğuna, eşine, kardeşlerine, hizmet etmek farzdır. Nerden çıkardın kardeşim sen bunu ya! Bunlar nefs-i emaresine köle olmuş ehl-i sufiyi ilgilendiren konular bakın bunlar. Ehli sufiyi ilgilendiren! Aldanmayın! Sosyal medyada nefis terbiyesi lazım, sosyal medyada! Ailede nefis terbiyesi lazım. Çalışıyor, nefis terbiyesi lazım işyerinde. Tüccar, nefis terbiyesi lazım o kimseye. Siyasetçi, nefis terbiyesi lazım. Bürokrat, nefis terbiyesi lazım o insana. O insan o nefis terbiyesini yapmadıysa başaramadı ise beceremedi ise sadece kendini yakmakla kalmaz. Hz. Mevlana Celaleddinî Rumi hazretlerinin sözüne göre o âlemi ateşe verir diyor. Edepsiz âlemi ateşe verir diyor. Neden? O çünkü nefis terbiyesi yapmadı, yaşamadı. Sufiler için nefis terbiyesi o yüzden çok önemli. Müslüman için nefis terbiyesi kadar önemli bir şey yok. Nefsini terbiye etmiyor ise o kimse, o yolda değil ise, yok, kurtulamaz, Allah muhafaza eylesin! O yüzden diyor ki tavşan, biz küçük muharebeden döndük. Tebük Savaşı ile alakalı ya bu, küçük muharebeden döndük. Neye? iç savaş yani içini tenvir etme, içini düzeltme, nefsinle mücadele etme. Hani zaman zaman zor gibi geliyor ya diyorum ki içinizden dahi kötülük düşünmeyin. içinizden birisine kötülük düşünmeyin. Nefsinizi terbiye edin ve bu diyor ki peygamber ile beraber büyük muharebedeyiz.

Demek ki nefsiyle mücadele ederse o kimse peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ile beraber, eğer o Peygamber sallallahü ve sellem ile beraber olacaksa nefsiyle mücadele edecek. Eğer nefsiyle mücadele etmiyorsa o Peygamber sallallahü ve sellem ile beraber değil çünkü onun meşhur hadisleri: ‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’Güzel ahlak ne? Nefis terbiyesi. Nefsini terbiye edeceksin. Çok zikrettin, nefsini terbiye etmedin, olmadı. Hem çok zikredeceksin hem nefsini terbiye edeceksin.

“Allah’tan denizleri yaran bir kuvvet isterim ki bu Kaf dağını iğne ile

yerinden koparıp atayım.”

Tavşan diyor ‘Allah’tan denizleri yaran bir kuvvet isterim.’ Demek ki kuvvet isteyeceğimiz yer neresi? Allah Celle Celalühu. Gücü elinde bulunduran, kuvveti elinde bulunduran, yarattığı varlık alemi, mukavemeti elinde bulunduran Allah. Biz güç isteyeceksek Allah’tan yardım dileriz. Nefsimizle olan mücadelede de Allah’tan yardım dileriz. Allah’ın yardımı olmaksızın bir insanın bir şeyde başarılı olması mümkün değildir. Muhakkak ki Cenabı Hak yardım edecek. Allah kime yardım eder? Mücadele eden çalışan gayret edenlere yardım eder. Kim çalışıyorsa gayret ediyorsa çalıştığının gayret ettiğinin Allah karşılığını verir. Sen çalış, gayret et, Cenab-ı Hak sana karşılığını verir. Sen mücadele et, Cenab-ı Hak senin karşılığını verir. Gücü de Allah’tan iste. Allah’a dua et. Allah’a yalvar. Hani deriz ya:‘La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir’ diye, Allah’a yalvarırız. Ne deriz?‘La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh’, yani deriz ki:‘Allah’tan başka ilah yok, onun bir şeriki de yok. ‘Lehül mülkü ve lehül hamdü’, mülk onun, hamd da ona.‘Ve hüve ala külli şeyin kadir’, o küllü şeye kadirdir. Her şeye kudret yetiren odur. Bunu hani böyle kim yüz sefer bunu söylerse diye hadisi şerifler var ya, demek ki güç kime aitmiş? Kuvvet kudret kime aitmiş? Şeriki ve naziri olmayan, benzeri olmayan, ortağı olmayan Allah’a aitmiş. Biz Allah’tan güç isteriz, Allah’tan kuvvet isteriz. Bizim güç ve kuvvet isteyeceğimiz yegane, tek merci Allah’tır.. Tavşan da onlara diyor ki: “Ben Allah’tan güç kuvvet isterim. iğneyle Kafdağı yerinden koparılır mı? Yok.

Kaf dağı malum nedir? Mecazdır. iğne de mecazdır burda. işte insanın nefsi ile mücadele etmesi iğne ile Kaf dağını devirmek gibi bir şeydir. Dünyanın en zor işidir ve senin bu zor işi halledebilmen için Allah’tan gayret, kuvvet istemen lazım. Allah’tan yardım istemen lazım. Çünkü gerçekten nice babayiğit insanlar bu nefis mücadelesinde yıkılır gider. Hani değişik hadisi şeriflerden cem edeyim ben. Hani ümmeti üç şey helak eder. Para, ondan sonra, şan, şöhret, haram kadın veya kadın der orda da bu normalde helal para insanı perişan etmez. Para bir taraftan iyidir. Dünya hani Hz. Pir’in dediği gibi bizi diyor dünya, dünyayı sevmek bize diyor haram kılındı, yoksa diyor kumaş alıp satmak, ölçüp biçmek, bize haram kılınmadı. Dünyayı sevmek haram kılındı. Başka bir hadisi şerifte de: ‘Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Gözümün nuru da namazdır ama birisine? Güzel koku birisi de kadın. Demek ki kadın bir tarafta bakın bana dünyanızdan sevdirilen şey bir tarafta diyor ki ümmetimi helak eden şey. Bu ne oluyor? Kadın helal dairede o zaman sevdirilen bir şey ama haram olursa yani fuhuş girerse işin içerisine, bu ümmeti helak ediyor. Bir taraftan parasız bir kimsenin cihat etmesi dahi mümkün değil. Hepsi de ticaret yaptı bütün peygamberler,

sahabeler, ticaret yaptılar ve cihattan para kazandılar ve ticaretten para kazandılar. Demek ki Hz. Pir’in yine geçmiş derslerden örnek çıkarırsak demek ki helalinden kazanmak, para kazanmak ve onu helal dairede çoluğuna çocuğuna yedirmen, içirmen, Allah yolunda harcamandan daha büyük bir mükafatlı bir iş yok ama ne var burda? Haram sıkıntılı. Haram para, haramdan kazanmak yok. Sufilik, sufiler bunun üzerinde çok titiz dururlar. Haram kazanca hayır. Rüşvetti, yolsuzluktu, çalmaydı, çırpmaydı, hırsızlıktı, dolandırıcılıktı, üçkağıtçılıktı… Bunlar yok.

Sufiler buna dikkat ederler. Haram para kazanmamaya, kazançlarına haram katmamaya çalışırlar. Öbürkü ne? Fuhuş! Fuhuştan uzak dururlar. Bütün kadınlar senin mi kardeşim ya, ne bakıyorsun öküz gibi ortalığa, ne sarkıyorsun? Senin annen yok mu? Senin bacın yok mu? Senin kız kardeşin yok mu? Senin torunun yok mu? Git evlen, evlenmeyi yasaklayan mı var! Git evlen, ne fuhuşa saldırıyorsun? Ne iş istemeye gelen kadına saldıracağım diye uğraşıyorsun? Ne naçar kalmış kadına kıza saldıracağım diye uğraşıyorsun? Ne muhtaç olan insanlara sahip olacağım diye uğraşıyorsun? Yapma! Bu insanı helak eder. Şan, şöhret, zaten malum, Allah muhafaza eylesin. Bakın, bunlar nefisle mücadelede dikkat edilmesi gereken şeyler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nefisle mücadele Hz.Pir’in deyimiyle Kaf dağını iğne ile yerinden oynatmak kadar zor. Allah’tan güç isteriz, kuvvet isteriz. O yüzden Fatiha’da deriz ya, bizi in’am ettiğin, ihsan ettiğin kullarınla beraber eyle. Amin!

“Şunu bil ki safları bozup dağıtan aslanla savaşmak kolaydır. Asıl as-

lan nefsini mağlup edendir.”

Bir kimse dışarda gavur, biliyoruz biz onun gavurun gavurluğunu. Müşrik, müşriğin müşriklini biliyoruz. Münafık, münafığın münafıklığını biliyoruz. Dışarda koğucu, laf getirici götürücü, gıybetçi, bunları biliyoruz biz. Bunlar safları dağıtır mı? Evet. Safları dağıtan şeyler bunlardır. Birisi bir fitne çıkarır, fitne ortalığı dağıtır gider. Kimi dağıtır? Nefsine uyanları dağıtır. Kafir kimi dağıtır? Nefsine uyanları dağıtır. Müşrik kimi dağıtır? Nefsine uyanların saflarını dağıtır. Kimi dağıtır? Münafık. Münafık kimi dağıtır? Nefsine uyanların saflarını dağıtır. Sen nefsine uymazsan, Kur’an sünnete sımsıkı yapışırsan, kafiri de müşriğide münafığı da fasığı da heva heves tapınıcısı da kim olursa olsun, senin yerini ırgalamaz hiç ama senin nefsine uyduysan, sen heva hevesine uyduysan, biri senin gelip sana kulağına bir şey fısıldaması sana yeter. Kulağına bir şey fısıldar senin, tamam biter senin eşin. Sebep? Sen nefsine, nefs-i emmarene zebun olmuşsun. Gelir senin kulağına der ki filanca böyleymiş haberin var mı? A yok haberim! Aaa, öylemiymiş, öyleymiş. Tamam bitti! Hayır canım kardeşim, biz onu

sevdiğimiz kardeşimizdir. Kur’an, sünnete sımsıkı yapışır, düpdüzgün insandır. Sana bunu kim söylediyse yalan söylemiş. Bunu demiyorsan, o gıybetçiyi susturmuyorsan sen de nefsine uydun. Kulağını şeytana dayadın yani kalbini şeytana dayadın yasladın, Allah’a değil. O zaman o işte dışarıdaki aslan safları dağıtıyor ama o dışarıdaki aslan safları dağıtırken sen nefsine uyduğundan dolayı sen onun sözüne kulak verdin. Nefsine uymamış olsaydın onun sözüne kulak vermeyecektin. Nefsine uymamış olsaydın, kâfirin sözüne kulak vermeyecektin. Nefsine uyuduğun için gittin kafire itaat ettin, nefsine uyduğun için gittin sen münafığa itaat ettin. Nefsine uyduğun için gittin müşrike itaat ettin. Sen nefsine uyduğun için haram mı helal mi bakmadın, gittin nefsine hevana hevesine itaat ettin. Kur’an ve sünnete değil. Nefsine düşkün olduğun için, Kur’an ve sünnet ölçüsünde durmadın. E bilmiyordun, git öğren. Başında alim mi yoktu şeyhin mi yoktu soracağım bir kimse mi yoktu? Vardı. Ne gidip öğrenmedin? Ne gidip sormadın? Nefsine tatlı geldi çünkü nefsine hoş geldi, nefisle mücadele etmek zor geldi. E duyduklarını anlatman sana haram olarak yeter. Kim dedi? Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi. Yani sana yalan olarak yeter diyor ya, yalanda haram. Sen ne duyduğuna baktın? Nefsine uydun. Gözünle gördün mü? Hayır. Gördün mü gözünle diyorum ben, soruyorum, bazen geliyorlar bana bir şey danışmak için, gördün mü gözünle? Hayır. Kulağınla duydun mu? Hayır, e görmedin, duymadın, kim söyledi? Bir arkadaşım söyledi. E dedim onun söylediğiyle mi hareket ediyorsun? O haram, bu yalan! Yok, öyle değil. Nefsine uymuş çünkü. Bakın ümmetin başına ne geliyorsa nefsine uymaktan geliyor, hırstan geliyor, hevadan geliyor, dünya hırsından geliyor. Allah muhafaza eylesin. işte kim nefsine uymazsa asıl aslan o, nefsine uymayan, nefsini terbiye eden, aklını kemale erdiren kimse, asıl aslan. Allah bizi onlardan eylesin.

‘Bunun hakkında sen bir hikâye dinle de sözümden hisse al.’(Bu konu başlığı.) Rum Kayseri elçisinin Emire’l müminin Ömer’e- Allah ondan razı olsun- gelip Ömer’in kerametini görmesi. (Konu başlığımız bu. 1390’dan devam ediyoruz.) Rum Kayseri’nden Medine’de Ömer’e, uzak çölleri aşarak bir elçi geldi. Medine halkına (buralara dikkat edin, bakın buralara dikkat edin. Kimseye hiçbir şekilde bir atıfta bulunmak değil, Mesnevi okuyoruz burda.) Medine halkına: ‘Halifenin köşkü nerededir ki atımı eşyamı oraya çekeyim’ dedi. Halk dedi ki: ‘Onun köşkü yok. Ömer’in köşkü ancak aydın canıdır. Gerçi emir diye adı sanı duyulmuşsa da onun yoksullar gibi ancak bir kulübeciği var.”

Evet! Ben şimdi size Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri nasıl bir devlet reisiydi? Hz. Ömer zamanında Mısır fethedildi. Hz. Ömer Radıyallahu

Anh hazretleri zamanında Yemen fethedildi. Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri zamanında iran’a kadar fethedildi. Anadolu’nun Diyarbakır filan oraları fethedildi. Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri zamanında oldu bu, yani kocaman bir ülkenin yönetimindeydi Hz. Ömer efendimiz. Mısır’dan Şam’a kadar, Şamdan Yemen’e kadar ve aynı zamanda da şimdi küçücük, küçücük, küçücük, küçücük Arap Emirlikleri kurdular ya ingiliz soytarıları, hani Arap emirlikleri var, oralar da dahil bunun içine. Kocaman bir bugünkü dilde imparatorluk diyelim, böyle bir devlet kuruldu, devlet zengin mi? Evet. Adalet, çatır çatır. Hukuk, on numara. Hani Ömer Efendimizin bir sözü var ya, diyor diclenin kenarında bir kuzuyu kurt kapsa hesabını Ömer’den sorarlar. O Ömer. Hani Mısır’a tayin ettiği bir vali kendisine bir bina yaptırmış da kapısına bir tane de nöbetçi koymuş ya ondan randevu alınıyor. Bir tane de bekçi koymuşlar önüne, kapısı kapalı. Mektup yazıyor orayı senin başına yıkarım diye, önündeki nöbetçiyi de kaldıracaksın. Gelir orayı senin başına yıkarım diyen Ömer. Hani yine Mısır’a vali atıyor ya Mısır’a mı Yemen’e mi şimdi karıştırmayalım, o vali görevi son bulunca Medine-i Münevvere’ye geliyor. Medine-i Münevvere gelince a bakıyor bu zenginleşmiş, bildiğiniz para pul sahibi olmuş. Diyor seni vali gönderirken neyin vardı? Bir deven vardı, bir de şuyun vardı. Evet, bunlar ne diyor. Ben kazandım! Beytü’l mala vereceksin bu malların hepsini de diyor, bunlar. Beytü’lmalın halkı diyor. Bakın o Ömer.

Böyle neden şimdi dört halife dönemini öğretmiyorlar hiç? Neden bunlar örneklenmiyor Ümmeti Muhammed’e? Siz hurma ağacının dibinde yatan bir devlet başkanı tanıyor musunuz? Siz teftişe gittiğinde bir valisini vali önüne bal şerbeti ile bal şerbeti ile buğday ekmeği getirmiş, önüne koymuş Hz. Ömer efendimizin. Demiş gel buraya gel! Koşmuş vali gelmiş. Buyur demiş ya Emire’l Müminin. Senin demiş en fakirin bu bal şerbeti ile buğday ekmeğini yiyor mu? Hayır ya Emire’l müminin demiş, hayır. En fakirinin yediğini yemeyen, içtiğini içmeyen, giydiğini giymeyen bir devlet başkanı veya vali yalancının tekidir demiş. Kaldır bunu. Bu demiş yalancının tekidir, kaldırın bunu. Size din olarak bunları öğretmezler. Size din olarak namazı nasıl kılacağınızı, sakalınızın altını nasıl avuçlayacağınızı böyle su değsin diye, yüzüğünüzün altına su değdirmek için böyle parmağınızı koparırcasına nasıl yüzüğünüzün altına su değdireceğinizi, yok elleriniz kulak memesinin önüne mi değecekti, ardına mı değecekti ortasına mı değecekti onu hesaplayacaksınız. Gez, göz arpacık. Din olarak bunları öğretiyorlar topluma. Din olarak bunları öğretiyorlar. Bir devlet başkanının nasıl olacağını öğretmiyorlar. Hz. Ömer bu, bakın Hz. Ömer(r.a)! Başkası değil ve Rum Kayseri, Rum Kayseri ne demek biliyor musunuz? Orda vali veyahut

da orda bir devlet görevlisi, bulunduğu yerde vali veya bir devlet görevlisi. O geliyor. Hani yine meşhur ya, Mısır fethedilmiş, Hz. Ömer(r.a) hazretleri Mısır’a gidiyor. Yanında hizmetine bakan bir kimse var, deveye sırayla biniyorlar. Yaklaşınca hizmetkarı diyor ki ya Emire’l Müminin! Devenin üzerinde sen olsan diyor ben fedakarlık edeyim, feragat edeyim. Yok diyor. Sıra kiminse o binecek. Devenin üzerinde hizmetkarı kendisi devenin çilbirini tutmuş çekiyor. Mısır halkı da bunu tanımıyor ya, oraya Mısır’ı fetheden Amr bin As da mektup yazmış.

Hani halk sizi bekliyor. Bir de yalvarırcasına demiş yani muhakkak devenin üzerinde siz bulunun. Düştüğü derde bak! Sıra kölede tabiri caizse, o devenin üstünde Hz. Ömer efendimiz devenin çilbiri elinde. O da bakın, dikkat edin, kendisine hizmet edenle Emire’l Mümininin arasında kıyafet farkı yok! Kıyafet farkı yok ve Mısır halkı Ömer diye devenin başındaki, devenin başındaki Ömer’in hizmetçisine Ömer diye yönleniyor ama o öyle Ömer işte Öyle Ömer! Nil geri akıyormuş gibi görünürmüş Kıptilere her sene. Vali mektup yazıyor ya diyor ki ya Emire’l Müminin, burada Kıptilerin bir inancı var. Nil diyor bunların o gününde geriye aktığı düşünülüyor yani Nil geriye akıyor diye, onlar öyle görüyorlar. Bir mektup yazıyor: ‘Ey Nil! Ben ümmetin Emire’l Müminin’i fakir Ömer. Bu mektub sana geldiğinde ya dosdoğru akarsın ya da ebediyyen kurursun.’ Mektub geliyor valiye, vali okuyor mektubu, götürüp Nil’e atıyor. O gün geliyor, Kıptiler toplanıyorlar. Nil’de bir sıkıntı yok. Nil dosdoğru akıyor. Öyle Ömer. Tevazuya bak! Yağmur duasına çıkıyor, yanında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcası Abbas var, amcası Abbas’la çok samimiler. Taa Mekke’den itibaren. Hz.Ömer efendimiz Mekke Devleti’nde, müşrik devletinde, bugünkü Dışişleri Bakanı, entellektüel bir kimse yani. Müşrik Kureyş Devleti’nin dış işleri bakanı. Abbas da diyor ki sen diyor peygamberin amcasısın. Sen diyor dua et. Ona dua ettiriyor. Bu kadar da tevazu sahibi bir kimse Hz. Ömer ve nerde yaşıyormuş? Köşkü yokmuş. Bir evi varmış, aynı evde yaşıyormuş. Evi değişmemiş. Bakın evi değiştirmemiş. Evi lüks olmamış, evi saraya dönmemiş, evi saraya dönmemiş! O yine fukara bir şekilde yaşıyor. Bakın yine fukara bir şekilde yaşıyor. Gerçi emir diye adı sanı duyulmuşsa da onun yoksullar gibi ancak bir kulübeciği var, kulübesi var.

“Kardeş, onun köşkünü nasıl görebilirsin? Gönül gözünde kıl bitmiş!”

Gönül gözünde kıl bitmiş! O zaman onun köşkünü nasıl göreceksin? Gönül gözündeki kılları temizleyeceksin. Burdaki kıldan murat nedir, benim anladığım kibirdir, enaniyettir, insanda kibir olursa enaniyet olursa, bencillik olursa benlik olursa o kimsenin gönül gözü açılmaz. O hakikati göremez, o hakikati duyamaz. Kibiri olan bir kimse asla ne hakikati görebilir

ne de hakikati duyabilir. Asıl kibir nedir? Asıl kibir hakkı kabul etmemektir. Hakkı kabul etmemek ne demektir? Kur’an ve sünneti kabul etmemektir. Kur’an ve sünnete tabi olmamaktır. Bu kibrin en alası, dik alası ve en büyüğüdür. Bir meselede Kuran’ın ve sünnetin hükmü var iken o hükme karşı hareket ediyorsan ve onu doğru olarak görüyorsan heva hevesi asıl kibir budur. Bir kimse size Kur’an ve sünnetin emri bu dediği halde onu kabullenmiyorsa bir kimse onda kibir vardır ve onun gönül gözü asla açılmaz, onun gönül kulağı asla duymaz. O bakar körlerden olur. O duyan sağırlardan olur. Onlar hani ‘gözleri vardır görmezler’ dediği ayeti kerime odur. Onun ‘kulakları vardır işitmezler’ dediği ayet-i kerimedeki odur. Sebep? Çünkü o kimsede kibir var. Hakkı kabul etmiyor. Oysa hadisi şerifte Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ‘gönlünde zerrece kibir bulunan asla cennete giremez’ buyurdu. Tabi normalde bu uzun bir hadisi şerif de bu konuda hadis-i kutsi de var: “Gönlünde zerrece kibir bulunan cennet’in 40.000 yıllık mesafeden dahi kokusunu alamaz’ diye. Yani o kimse bırakın cennete girmeyi, cennetin kokusunu dahi alamayacak. Gönlünde zerrece kibir var ise! Kibrin en büyüğü nedir? Hakkı kabul etmemek. Kibrin en büyüğü, Kuran’ı kabul etmemek, hükümlerini ayetlerini, kibrin en büyüğü hadisi şerifleri reddetmek, hadisi şerifleri görmemezlikten gelmek. Şimdi hadisi şerifleri komple reddediyorlar ya. Kibrin büyüğü, hadisleri inkâr edenler, kibirli insanlar. Mezhepleri inkâr edenler, kibirli insanlar. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini böyle çok özür dilerim hani böyle şahsiyetini, kimliğini, kişiliğini, peygamberliğini küçük görmeye çalışanlar, küçültenler, sıradanlaştırmaya çalışanlar, kibirlilerin en büyükleri.

Bunların kitapları okunmaz. Bunların sohbetleri dinlenilmez. Bunlara nasihat edilir sadece, tebliğ edilir. Eğer o tebliğ edildiğinde, nasihat edildiğinde geri döner tövbe eder geri dönerlerse ne ala ama tebliğ ettiğin halde onlara söylediğin halde anlattığın halde geri dönmüyorlarsa bunlarla sohbet edilmez, bunlarla konuşulmaz. Çünkü o kibir bulaşıcı bir hastalıktır. Ona ancak kibirlenirsin. O Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sıradanlaştırdı ya sen onu göm. Lafınla göm, hareketinle göm. Sen insan mısın de çık. Sebep? Çünkü o kibirli. Kibirlenene kibirlen. Bir kimse kibirlendi ya ona kibirlen. Bu cihat. Kibirlenene kibirlenmek cihattır. O kendini büyük görüyor çünkü sen ona Kur’an ve sünneti tebliğ ediyorsun. O kendini ulaşılmaz görüyor. Sen ona Kur’an sünnet tebliğ ediyorsun yine o hala da aynı noktada duruyor. Kilon kaç para senin de. Bu kadar! Ederin ne de, çık işin içinden. Ümmeti Muhammed kibirlenene kibirlenmediğinden dolayı kibirlenenler kendilerini yarı Tanrı görüyorlar. Ümmeti Muhammed zengini görüyor, zenginin kibrine seslenmiyor. Zengin ya o, işim düşer diye

düşünüyor, imanının yarısı gidiyor. Makam sahibini görüyor, makam sahibini görünce makam sahibinin kibrini çekiyor, imanının yarısı gidiyor. Bürokratı görüyor, siyasetçiyi görüyor, zengini görüyor işte onu görüyor, bunu görüyor, onların kibirliliklerini görüyor, kibirliliklerini gördükleri halde onlara doğruyu nasihat etmiyor. Kur’an sünneti nasihat etmiyor. Onların etrafında yalakalık yapacağız diye uğraşıyorlar. Dinlerini kaybediyorlar, şereflerini kaybediyorlar, haysiyetlerini kaybediyorlar. Ümmeti Muhammed denizin üstündeki köpük misali hiçbir kıymeti harbiyesi kalmıyor. Ümmeti Muhammed’den kaynaklanıyor. Bırak kardeşim, kibirlendiyse kendi kibrinde boğulsun. Kendi kibrinde boğulsun. Bir kimse dini hakir görüyorsa dindarları hakir görüyorsa müminleri hakir görüyorsa sufileri hakir görüyorsa sünneti hakir görüyorsa bırak kibrinde boğulsun ya! Ne onun etrafında ümmeti Muhammed pervane dönüyor ki! Ne onu bir şey zannediyor ki! Cehennemliğin teki tövbe etmezse, cehennemliğin teki. Ama yok, ümmette bu bilinç yok. Ümmet böyle bir tuhaf.

Adam yıllardır dine sövmüş, hakaret etmiş. Dindarlara sövmüş, hakaret etmiş, ölünce getiriyorlar musallaya. Adam bangır bangır bağırmış sağlığında benim cenazemi camiye götürmeyin diye gene camiye getiriyorlar. Orda millet de namazını kılıyor. Ümmet ordan dönse yürüse, kılmasa namazını, birbirlerine söylese bu adam camiye karşıydı, cemaate karşıydı. Müslümanlara karşıydı, müminlere karşıydı, başörtüsüne karşıydı, sakala sarığa karşıydı, alay etti, Müslümanlarla, Kur’anla alay etti, sünneti seniyye ile alay etti, bu böyle bir kimse kılınmaz cenaze namazı, tövbe ettiğini gördün duydun mu? Hayır. Tövbe etti mi? Hayır. Kılınmaz cenaze namazı! Orda varsa Müslümanın birisi Müslümanlar da yürüse gitse, oğlu, kızı, damadı, bilmemnesi siyah gözlükleri takmışlar caminin dışında, nasıl olsa orda namaz kılacak olan saf Müslümanlar hazır. Hazır! Adam kibir deryasında yüzmüş sağlığı boyunca, camiden içeri adım atmamış! Soruyorum camide gören var mı bunu? Yok. Cemaatten gören var mı? Yok. Namaz kıldığına şahit edecek olan bir kimse var mı burada? Yok. Müslüman olduğuna şehadet edecek bir kimse var mı? Yok ama herkes namazını kılıyor. Kibirli olan hakikati göremez. Kibirli olan hakikati duymaz. Kim olursan ol, kim olursan ol, kibir var ise senin hakikat gözün açılmaz. Kibir var ise senin hakikat kulağın açılmaz. Duymazsın görmezsin. Tövbe et. Allah’a yalvar. Kim kibirlendiyse sen bak mümin kardeşine kibirlendiysen git onunla helalleş. Dervişlere kibirlendiysen git onunla helalleş. E dervişlerin topuna da sen kibir yaptın, hangi biriyle helalleşeceksin? Zor işin. Allah muhafaza eylesin.

Hani bazen milletin ağzının kantarı kaçıyor ya: ‘dervişlerin hepsi böyle’ ya canım kardeşim sen ne yapmaya böyle söz söyledin? Neden sen 1400 yıllık

değil Adem’den beri tasavvuf var. Adem’den beri dervişlik var. Adem’den beri gelen bütün dervişlerin hepsini de aynı kefeye koydun sen. Birisi bir hata yaptıysa yaptı. Birisinin hatasından dolayı bütün dervişler böyle dedin, sen Adem’den itibaren bütün ehl-i sûfiye laf söyledin, bütün zikredenlere laf söyledin. Nasıl helalleşeceksin? Bütün sakallılar böyle dedin, bütün peygamberler de girdi işin içine. Adem aleyhisselamdan Hazreti Muhammedi Mustafa’ya kadar hepsi de sakallıydı sallallahü ve sellem e kadar, hepsi de sakallıydı. Sakalsız bir tane peygamber yok, sakal sünnet ve fıtrat, sen bütün sakallılar böyle dedin gitti, yandı keten helva. Bütün dervişler böyle dedin, bütün zikredenler böyle dedin, bütün Müslümanlar böyle dedin, kötülüğüne söyledin, yandı keten helva. Allah muhafaza eylesin.

“Gönül gözünü kıldan ve hastalıktan arıt, sonra köşkünü görmeyi gözet.”

O zaman o gönül gözünü hastalıktan arıtacaksın, heva hevesten kibirden arıtacaksın, gönül gözünü normalde hastalıklardan arıtırsan, gönlünü temizlersen o zaman senin gönül gözün açılacak. O zaman senin gönül kulağın açılacak. O zaman hak ve hakikati duyacaksın. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Birkaç hafta sorulara bakamadım, sohbeti kısa keseyim dedim sorulara zaman kalsın diye, bugün de soru yok. 1396’dan devam edeceğiz, takip edenler var, o yüzden özellikle böyle söylüyorum. Hakkınızı helal edin inşallah. Var mı soru? Yok. Tamam. El- Fatiha maassalavat. Amin, ecmain. Allah razı olsun inşallah. Haklarınızı helal edin. Geceniz hayır olsun inşallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı