Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 790-799. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 790-799. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 15/46

Mesnevî-i Şerîf 790-799. Beyitler Şerhi Hakkında

790-799. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Hatırlamak için az bir şey geriye yönelik hatırlatma noktasında hani malum bir aslında putperest ama Yahudilerin içerisinde olan Himyerlilerin krallı olan Zinuas’la alakalıydı. Bu Zinuas ne yapmıştı inananları ateşe atıyordu. Şehrin içerisine hendekler kazdırdı. O hendeklere yanıcı ne kadar madde varsa hepsini doldurdu ve hendeklerin önüne de birer tane put koydu. Bu puta secde edenler, canlarını kurtarıyor, puta secde etmeyenler de ateşe atılıyordu. Bu ateşe atılanlardan birisi de neydi? Bir kız çocuğuydu. Bu kız çocuğu da ateşe atıldığı için normalde işte ateşin içindeydi ve ateşin içinden annesine sesleniyordu. Diyordu ki ana gel, gel de Allah’ın burhanını gör. Gör ki bu suretle hak haslarının zevk ve işaretini de göresin. Ana, hakikatte ateş olan fakat zahiren suya benzeyen bu âlemden çık. Hakikatte ateş olan ama zahiren suya benzeyen bu âlemden çık, bu ateşe gir de ateşe benzeyen suyu gör.

“Ateşe gir de ateş içinde gül ve yasemin bulan İbrahim’in sırlarını gör.”

Malum ilk ateş imtihanıyla imtihanlanan ibrahim Aleyhisselamdır. inananlar her daim bir ateşin içindedirler. imtihan içindedirler. Sıkıntı, dert, gam, kasavet problem içeriden, dışarıdan. Bu, Müslümanın dünyadaki imtihanıdır. Müslüman için dünya çilehane gibidir. Mutlu olunacak, gülüp oynanacak bir yer değildir. Çünkü Müslümanın zindanı, müminin zindanı, gavurun, kâfirin de nesidir? Bağı bahçesidir. Müslümanın cehennemi kafir içinde cennetidir. O yüzden Müslüman, mümin, iman ettiyse bu dünyada kendisine rahat yoktur. Bu dünyada rahat arasa dahi iman ehli ise mümin ehli ise bulamayacağı bir şeydir. O yüzden bulamayacağı bir şeyi aramak

insan için boş muhabbettir, boş davranışlardan birisidir. işte ateşe gir de ibrahim’in sırlarını gör. Malum, ibrahim Aleyhisselam Azerin oğludur. Tabii Nemrut kendi saltanatının yıkılacağını, etrafındaki kahinlerden bilir ve o saltanatını da normalde yıkacak bir kimsenin doğduğunu da görür. Doğduğunu da onlara söylenince, bu sefer Nemrut o sene doğacak olan bütün erkek çocuklarını katletmeye başlar. Burda Muhyiddin ibn Arabi Hazretlerinin bir tezi vardır. Muhyiddin ibn Arabi hazretleri der ki hangi peygamber doğacağı zaman kahinler o çocuk kahinler onun yaşadığını söylediğinde ve oranın zalimi doğan çocukları katletmeye başlayınca da o peygamberin ruhaniyeti ve maneviyatı diğer peygamberlerin üstünde olur der. ibrahim Aleyhisselam doğduğunda bir rivayette Urfa ve etrafında ne kadar erkek çocuk varsa hepsi teker teker tesbit edilip katledilmiş.

Aynı şey Musa Aleyhisselam zamanında da var. Musa Aleyhisselam’ın da karşındaki Firavun kendisinin saltanatını yıkacak olan erkek çocuğun doğduğunu, ordaki Firavun’un etrafındaki büyücüler söyleyince aynı hareketi Firavun da yapar. Nemrut da, Firavunda, isimleri farklı zaten. Nemrut, Firavun, Ebu Cehil, Kur’an ve sünnetin dışında peygamberlere düşman, peygamberlerin getirdiğine düşman ne var ise hepsi de Firavun’dur. Hepsinin de Nemrudidir. Adının ne olduğu önemli değildir. Onların işlevi önemlidir ve kim Kur’an ve sünnete sımsıkı yapıştıysa o da Peygamberi bir yoldadır. Peygamberi bir kimlik taşır. Onun kimliği nedir? Peygamberidir. Peygamber değildir, peygamberidir. Kimliğin ne? Muhammed’i Mustafa. Biz Muhammediyiz. Kimliğimiz bu bizim. Bizden ne diye bahsederler? Muhammedi. Senden ne diye bahsedecekler? Muhammedi ise Muhammed-i Mustafa(s.a.v.)’ya tabi ol. Yok Muhammedi bahsetmeyeceklerse, sen şeytana tabisin. O zaman sen ister Nemrudi desinler, ister Firavuni desinler sana. isterse son dönem ve Ebu Cehil desinler sana. isim olarak değişmez bir şey. isimlerin üzerinde değil, fiiliyatların üzerinde, konuşulan sözlerin üzerine bakın. Bir kimsenin ismi Ahmet olabilir ama Ahmet mi ki? Bir kimsenin adı Mustafa olabilir. Bakbakalım safa ehli mi?Bir kimsenin ismi Ayşe olabilir. Ayşe mi acaba ki? ismi yanıltmasın bizi. isimlere baktığımızda hepimizin bir peygamber ismi veya büyük bir zat ismi çıkmış olabilir veyahut da insanlar şimdi son dönem Kur’an’dan harfleri birleştirip, heceleri birleştirip isimler üretiyorlar ya, yani Kur’an-ı Kerimi oturuyor, hususi hece üretiyor. Ordan bir hece, ordan bir hece, onun çocuğunun ismi hiç kimsede olmasın. O özel bir isim.

Haticelere ne oldu, Fatmalara ne oldu, Sümeyyelere ne oldu, Ayşelere ne oldu, Zeyneplere ne oldu? Bu isimler ne oldu? Demode oldu veya Ahmet’e Mehmet de Mustafa’ya ne oldu veya Aliye, Hasan’a, Hüseyin’e ne oldu?

ibrahim’e, Yusuf’a, Yakuba, Yunus’a ne oldu? Demode oldu yani peygamber isimlerini demode görmeye başladık veya peygamber eşlerinin isimleri veya sahabe isimlerini demode görmeye başladık. Kendimizce ya uyduruk bir şeyler buluyoruz, uyduruk bir şeyler ya da işte ordan iki tane hece burdan bir tane hece derle toparla, hiç kimsede olmasın senin çocuğunun ismi canım! En özel çocuk senin çocuğunun ismi. ille de özel olsun! Tabi, ne anlama geldiği de önemli değil. Bizde böyle bir şey de var. Ondan sonra işi gücü yoksa Mustafa Özbağ ayıklasın pirincin taşını. Bir tane isim, bunun manası ne? Meydan Larousse’uz ya biz! Ansiklopedi gibi bas tuşa söyleyelim. işimiz yok bir de isim, manası olması lazım. ismini ve onun isminin manasını da bilmemiz lazım. Koyaydın ya Hasan, koyaydın ya Hüseyin, koyaydın ya bir peygamber ismi. Sahabelerin isimlerine ne oldu? Yok! Allah bizi affetsin.

işte ibrahim Aleyhisselam da doğduğunda, Nemrut ne kadar erkek çocuk varsa hepsini de katlettirdi. Katledildiğini ibrahim’in annesi biliyor ve ibrahim’i aldı götürdü bir mağaranın içerisine bıraktı. O böyle gün batınca, gece olunca gizliden gizliye geliyordu.ibrahim Aleyhisselam’ı emzirmeye ama ibrahim öyle oluyordu ki parmağını emiyordu ibrahim. Bir günde bir haftalık, bir haftalıkta bir aylık, bir aylık da bir yıllık gibi oluyordu ve sonunda ibrahim Aleyhisselam’ı Nemrut ateşe attı ve Cenabı Hak ayet-i kerimede ateşe ‘serin ol, selamet ol’ buyurdu. Serin ol, selamet ol buyuraraktan ne ateş onu yakıcı ne de üşütücü, dondurucu oldu. ve ibrahim Aleyhisselam ateşe atıldıktan sonra başka inanan var mı dediğinde Sare annemiz attı kendini ateşe. Kendiliğinden attı. Ardından Sare başladı feryat etmeye. Dedi ki anneciğim gel senin dışardan ateş gördüğün burası ateş değil dedi ve ibrahim Aleyhisselam Sare’yi nikahladı kendisine ve ateşten çıktı Mısır’a doğru hicret etti Allah’ın emriyle ve Sare annemizden de uzun müddet çocuğu olmadı. Ondan sonra Hacer’den oldu malum, Hacer’den olduktan sonra da yeniden Sare’den de ne oldu? Çocuğu oldu ve ibrahim Aleyhisselam’ın kıssasındaki gibi bu Zinuas da ne yaptı? inananların hepsini topladı. Hepsini teker teker ateşe atmaya başladı ve ilk atılan kız çocuğu annesine bağırıyordu. Diyordu ki sakın ha o puta secde etme, sakın ha ateşten korkma.

Tabii Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri meseleye müteşabih bakıyor. Diyor ki ‘hakikatte ateş olan ama zahiren suya benzeyen bu alemden çık. Hakikatte ateş olan ama zahiren suya benzeyen bu dünya aleminden çık.’ Bu ateşe gir de ateşe benzeyen suyu gör. Tabii Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinin sözünü hatırlamamak mümkün değil. Hz. Ali efendimizin müthiş sözüdür: ‘insanlar dünyada yaşadıklarını zannediyorlar, ayaklarının altındaki cehennemi görmüş olsalardı dünyaya ayak basmak istemezlerdi.’ Haz. Ali efendimizin sözü. Dünya bu manada ateşten ibarettir.

Mana ise mana ise ateş gibi görünür ama sudan ibarettir. iman etmek ateşten kor gibidir. Hadis-i şerifte diyor ki ateşten kor gibi olacak. Elinde tutanın eli yanacak. Atanda dininden, imanından, ahiretinden olacak. Ahir zamanı yaşıyoruz ya, ahir zamanda iman ettim demek gerçek manada, gerçek manada dediğim şey şu. iman ettim dediyse bir kimse Allah’ın haram kıldığını haram, farz kıldığını farz olarak görür ve bunu icra eder. Bunu yerine getirir. Gücünün kuvvetinin yettiğince. iman etmek evet dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir. Bu avam işidir. Avam dil ile ikrar eder, kalb ile tasdik eder. Biz onun Müslüman olduğuna hükmederiz. Biz ona Müslüman değildir demeyiz. Bu bizim işimiz değil ama iman etmiş olan bir kimse, iman etmiş olan bir kimse, Cenabı Hakkın günahı kebairlerinden uzaklaşır. Farzlarını yerine getirir. Hadisi şerifler muhteşemdir. Hadis-i şerifte der ki bir kimse, bir kimse iman üzerine zina edemez. Bir kimse iman üzerine hırsızlık edemez. Bir kimse iman üzerine rüşvet alamaz.Bir kimse haksız yere iman üzerine bir kimseyi öldüremez. iman üzerine. Bir kimse iman etti mi? Evet. O kimse günahı kebair işleyemez. iman üzerine dururamaz. Bir kimse namazı kasten terk edemez iman ettiyse gerçek manada. Çünkü bilir ki bilir ki namazı kasten terk etmek iman üzerine değildir. O yüzden şafiler namazı kasten terk eden, bir farzı kasten terk eden bir kimsenin küfrüne fetva verirler.

Bir kimse ahir zamanda iman ettim dediyse gerçek manada, gerçek manada iman ettim dediyse o günahı kebair ile ilişkisini kesmiştir. Günahı Kebair ile ilişkisi devam etmez. Devamlı içki içmez, devamlı kumar oynamaz, devamlı namazı terk halinde olmaz, devamlı yalan söylemez, devamlı kibirli olmaz, devamlı fuhuşla ilgilenmez, devamlı Müslüman kardeşlerine faiz satmaz, devamlı bir günahı kebari yoktur onun. Eğer bir kimsenin üzerinde devamlı bir günahı kebair var ise onun imanı kemale ermemiştir. O yüzden ahir zamanda iman ateşten bir kordur. O yüzden ahir zamanda Lailahe illallah Muhammeden Resulullah demek ateşten kordur ama lay lay lom yapacaksa onun imanı dilinde olacaksa, kalbine tecelli etmeyecekse, fiiliyatlarına tecelli etmeyecekse, içine dışına tecelli etmeyecekse, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah der, Müslümandır canı, malı, şerefi, ırzı, namusu şerefi bizim için kutsaldır. Bizi ilgilendirmez ama bu imanı destekleyen, bu imanı gösteren ameller gerekir, ameller gerekir. Yoksa Yunus’un dediği gibi dışı Müslüman içi gavur çoktur. Koca Yunus öyle demiş ya. Dışı Müslüman, içi gavur çoktur.

Allah rahmet eylesin, şeyhim Abdullah Efendi hazretleri söylerdi. Dışı yeşil türbe, içi estağfurullah tövbe derdi. Yani bir kimse böyle şey olunca derdi ki dışı yeşil türbe, içi estağfurullah tövbe. Allah muhafaza eylesin. Hacda diyordu ben hacda sonradan işte o üç aylık olarak gittiydi, ben sonradan

gittim. Yanında bir arkadaş vardı. Daha yeni dakka bir gol bir. Biz buluştuk, ben birinci gün işte gittim tavafları, sayı yaptım, ondan sonra onu arıyorum ben, neyse buluştuk. O arkadaş da yanımızda. Ona kafasını kaldırdı. Hacı ne demektir dedi ona. O arkadaş böyle boynunu büktü, gücü yettiğince yalancı, gücü yettiğince hırsız, gücü yettiğince haksız olana hacı demir efendim, dedi. Ben kaldım. Gücü yettiğince hırsız, gücü yettiğince yalancı, gücü yettiğince haksıza hacı denir efendim dedi. Dakika bir gol bir. Ben şeyh efendiyi yemeğe götürüyorum yemek hazır diye. Aaa, yemek yok. Bir telaş biz de hani ya dedim ya dedi yaptım buraya koydum yemeği, dedim efendim, hakkınızı helal edin. Mustafa efendi sözü hatırla dedi. Hatırladım efendim dedim. Hah, aferin dedi. Gücü yettiğince hırsız! Ya ordaki yemek yenir mi? Senin mi? Değil. Yer. O terlik senin mi? Değil. Giyer. Oooo, o Türkiye’de ne büyük iş adamıdır bir de. Neler nelerdir!

Hani vardır ya askerlik anıları, ben albaya dedim ki albayım gel buraya!Lan, nereye diyorsun albayım, gel buraya veya biz işte tuğgeneral ile çok samimiydik! Olur! Sen daha gördüğünde daha o seni görmeyecek. Sen selamı duyuyorsun iki kilometre öncesinden. Nereye! Değil mi? Ama yok o asker böyle, tuğgeneral bile takmıyordur ya öyle askerlik yapmıştır. Anlatırlar ya tuğgenerali hiç görmemiştir halbuki o askerliği boyunca ancak sancak devir teslim de veyahut da bir denetleme geçirdiğinde gördüyse görmüştür. O da çok zor. Doğru mu? Görmemiştir bile. Askerliği boyunca nereye tuğgeneral göreceksin ama o tuğgeneral ile arkadaştır. Hacda da aynıdır ya dinle. Dinlersen oooo, Beytullah’a bile gitmesin. Adam neler yapmıştır. Allah muhafaza eylesin. işte iman ateşten kor gibidir. insanı normalde kıvrım kıvrım kıvrandırır. Herkes yerken sen yiyemezsin. Herkes içerken sen içemezsin. Herkes konuşurken sen konuşamazsın. Herkes küfür ederken sen küfür edemezsin. imanın seni tutar. Herkes hakaret ederken sen edemezsin. imanın seni tutar, yaptırmaz. Dilini tutar, gözünü tutar, elini tutar, ayağını tutar, kolay bir şey değildir bu. Bu büyük bir nefis mücadelesidir. Bakın büyük bir nefis mücadelesi. Sen onu böyle kendini korumak, kendini muhafaza etmek için ölür ölür dirilirsin. Bir de etrafında senin bu halini anlayacak hiç kimse de bulamazsın ama dünya bu noktada su gibi görünen ateş, maneviyat da ateş gibi görünen sudur Bir çıt ilerde, burnunun ucundadır. Tık geçersin o tarafa. Bir bakarsın ki peygamberler, salihler, dervişler, pir efendiler, hepsi de ayrı bir perdede. Vay Allah dersin ya burda hayat varmış. işte kız annesine diyor ki gel, asıl hayat burda. Ateş gibi görünen maneviyatın içerisinde, suyun içinde.

“Senden doğarken ölümü görüyordun. Senden ayrılmaktan pek korkuyordum. Halbuki senden doğunca havası hoş rengi güzel bir aleme gelip dar bir zindandan kurtuldum.”

Çocuk kendi lisanıyla anne karnında cennet hayatı yaşıyordur. Anne karnında cennet hayatı ve o anne karnından dışarı çıktığında çıkar çıkmaz oksijeni ilk nefesine aldığında başlar ağlamaya. Ona ölüm gibi gelir. Çünkü o, o güne kadar havasız, susuz, etsiz, ekmeksiz, buğdaysız, cennet hayatı yaşıyordu. Hiçbir endişesi yoktu. Anne karnındaydı ve anne karnından öteye doğru gitmek onun için ölümdü. Bize de ölüm gelir. Bu dünya anne karnı gibidir bize. Biz bu dünyada yaşarken kendi kendimize deriz ki ne kadar rahat bir hayat yaşıyoruz? Oysa bu dünyadan dışarı çıkmak ölüm ya, yani kabir alemi, yani mana alemi, yani cennet, yani arşı ala, yani levh-i mahfuz. Bir çıt dışarı, bir çıt dışarı çıkmak ölüm gözümüzde korkutur bizi. Oysa bu dünyada her gün ölüp ölüp dirilmekteyiz biz. Onca ızdırabın, onca sıkıntının, onca derdin, onca çilenin içerisinde binbir kez ölüyoruz ama dünyanın süsü, dünyanın şatafatı, dünyanın algısı bizi aldatıyor. Biz zannediyoruz ki biz bir cennet hayatı yaşıyoruz burda? Değil. Burası cennet hayatı değil. Burası La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenler için cennet hayatı değil. Düşünebiliyor musunuz? Altı milyon Suriyeli evinden oldu. Nerde cennet hayatı? Ne kadar Iraklı evinden oldu belli değil. Ne kadar Pakistanlı, Afganistanlı, Keşmirli, Bangladeşli kimseler, nerelere göç ettiler bu dünyada belli değil. Günde kaç tane Müslüman öldürülüyor belli değil. Bunun çetelesi tutulmuyor. Bunun çetelesini tutan yok. Dünya Müslümanlar için cehennem hayatı. Her gün Suriye’de Müslümanlar öldürülüyor. Her gün Irak’ta Müslümanlar öldürülüyor. Her gün Filistin’de Müslümanlar öldürülüyor. Her gün herhangi bir islam ülkesinde Müslümanlar öldürülüyor, katlediliyor. Herhangi bir islam ülkesindeki Müslüman kadınların ırzlarına geçiliyor, tecavüz ediliyor, satılıyor, zorla tecavüz ediyorlar. Bosna’da yaptıklarını bütün islam ülkelerinde yapıyorlar. Irak’ta yaptılar. Küçücük kasabaların top sahalarına bütün kadınları topladılar, sırayla tecavüz ettiler. Suriye’de yaptılar, Afganistan’da yaptılar, Keşmir’de yapıyorlar, Filistin’de yapıyorlar.

Biz şimdi Yeni Zelanda’da 49 tane yeni şehit verdik. Herkes taze taze bunu konuşuyor. Bir gün konuşacağız, iki gün konuşacağız, üç gün konuşacağız, dördüncü gün yine Müslümanlar normal günlük rutin hayatlarına devam edecekler ama Filistin’de her gün Filistinlilerin başına evleri yıkılacak. Her gün bombalanacak, her gün ırzlarına, namuslarına, şereflerine, haysiyetlerine dokunulacak. Her gün yaşayacak bunu Filistinliler. Her gün Suriye’de bunlar yaşanacak, yaşanıyor. Önceden Lübnan pavyonlarında, Lübnan

genel evlerinde, Mısır pavyonlarında, Mısır genel evlerinde, Ürdün’de, Ürdün pavyonlarında, gece hayatında, ondan sonra Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt gibi Dubai gibi o emirliklerin gece hayatlarında meze gibi kullanılan Irak’lı kadınların ve kızların yerini şimdi Suriyeliler aldı. Şimdi Suriyeliler aldı. Şimdi Suriyeliler aldı. Bosna’da babası belli olmayan Müslüman kadınlara zorla tecavüz edip o Müslüman kadınlar hamile kalınca tutsak tutup ondan sonra o çocuklarla beraber onlarla kalanlar oldu. Hala da Bosna’da bunun acıları yaşanıyor. Bu zalim Sırpların hamile bıraktığı kadınlar, çocuklarını doğurmak zorunda kaldılar ve çocuklarını yanlarına da alamadılar. Bosna’da şimdi bu çocuklara bakan vakıflar kuruldu. Bu çocukların babaları belli değil, anneleri Boşnak Müslüman, babaları sırp. Dünya ateş. Bir kısmını kocalarının veya oğullarının gözlerinin önünde yaptılar. Çeçenistan’da da aynı şeyler yaşandı. Hala da yaşanıyor islam ülkelerinde, hala da yaşanıyor! Suriye diye bir ülke kalmadı, yerle yeksan oldu. Yıkılmadık bir yeri kalmadı. Irak diye bir ülke kalmadı, yerleyeksan oldu. Şimdi bütün Batılılar toplandılar, diyorlar ki Suriye’yi yeniden biz inşa edeceğiz. Irak’ı yeniden inşa edeceğiz diyorlar. Bu ne demek biliyor musunuz? Ben geldim yıktım, yıkmanın parasını, faturasını da sana kestim. Şimdi geleceğim göstermelik bir yapacağım. Onun da faturasını senden keseceğim, alacağım. Bizim cumhuriyet döneminde ingiltere’ye galip ülkelere savaş tazminatı ödediğimiz gibi. Topraklar gitmiş elimizden bir de savaş tazminatı ödedik. iki tane geminin savaş tazminatı olarak ingiltere’de el konulduğunu unutmayın, paraları ödendiği halde.

Şimdi aynı tezgahı yapmaya çalışıyorlar değil mi? Ne diyorlar? F-35’leri vermeyiz size diyorlar. Parasını ödemişiz F-35’lerin. Ne diyorlar? F-35’leri size vermeyiz diyorlar. Neden? Sen s400’leri alamazsın diyorlar. Biz izin verirsek alırsın. almayacaksın diyorlar. Alırsanız F-35’lerin üzerine otururuz diyorlar. Sadece F-35’lerin üzerine oturmazlar ki! Amerikan Merkez Bankasında rezerv dolarlarımız var. Onun üzerine de oturabilir. ingiltere Merkez Bankasında doksan ton hala da altınımız var. ikiyüz küsüt tonuna getirdiler yenileyin. Bu dolar dalgalanmalarının bir sebebi de o. Sen ingiltere Merkez Bankasından 200 kusur ton altını alır gelirsen, kendi altının, bakın bu ülkede hiç kimse sormuyor, bu 300 ton altını ingilizlere kim verdi diye kimse sormuyor. Kimse sormuyor ingilizlere bu üçyüz ton altını ingiliz merkez bankasına kim verdi diye hiç kimse sormuyor. Hiçbir siyasetçi sormuyor. Kimse sormuyor! Kaç yıldır orda duruyor bileniniz var mı? Hangi yıl gönderildi, hangi iktidar gönderdi, hangi devlet başkanı gönderdi? Acaba 12 Eylül ihtilali bu yüzden mi oldu? 12 Eylül ihtilalinde mi gönderdi? ihtilali yapan insanlar mı gönderdiler? Sus payı mı gönderdiler? Kim gönderdi?

28 Şubat’ta mı gitti? yirmisekiz şubatta suspayı olarak mı gitti? Ne zaman gitti bu üçyüz ton altın? Bu üçyüz ton altın ne zaman gitti? Var mı soran? Yok! Hiç kimse sormuyor. Sorsak cevap mı alacağız sanki? Hiç bir açıklama yok. Bir açıklama yalnız, işte 200-300 tona yakındı, 200 kusur tonu gelmiş, 90 kusur tonu var, orda duruyor. Müslümanlar dünya üzerinde inim inim inliyorlar. Her yerdeler. Her yerde. Kanları akıtılıyor her yerde. Namusları heder oluyor her yerde! Bizi de aynı şekilde yapacaklardı. Biz de 15 Temmuz’da birbirimizi öldürebilirdik. iç savaş çıkabilirdi. 15 Temmuz’da millet sokaklara çıkmasaydı, belki de bombalanabilirdik. Hala daha ben aynı tehlikenin devam ettiğine inanıyorum. Normalde Doğu Akdeniz’de bu kadar uçak gemisi, bu kadar uçak, bu kadar gemi yani Suriye için mi duruyor. Ben ona inanmıyorum. Ben Türkiye’nin bu son on gün önce üç denizde yüz kusur parça gemi ile beraber Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz tatbikatını yapmasını anlamlı görüyorum. Boş bir tatbikat olarak görmüyorum. Bir yerlere mesaj olarak olduğunu zannediyorum, dünya Müslüman için ateş, dünya Müslüman için zindan. Zindan!

Hiç bitmiyor Müslümanın çilesi. Siz o adam sapık ya manyak ya paranoyak ya, Yeni Zelanda’da o katliamı gerçekleştiren paranoyak deyip geçiştirebilir misin ya? Bir öğreti alıyor, bir eğitim alıyor, bir öğreti, bir eğitim alıyor. Batı, çocuklarını böyle yetiştiriyor. Biz çocuklarımızı batıcı yapacağız diye uğraşıyoruz. Batı komple çocuklarını islam düşmanlığının, Müslüman düşmanlığının, Türk düşmanlığının üzerine yetiştiriyor. Biz bunu görmek istemiyoruz çünkü batının kuyruğu olmaya çalışıyoruz. Adım adım adım adım onlara benzemeye çalışıyoruz. Adım adım, kültürümüz, yememiz, içmemiz, oturmamız, kalkmamız, evlenmemiz, boşanmamız, hukukumuz, adaletimiz, kanunlarımız, sokaklarımız, evlerimiz, barklarımız, her şeyimizi batılılara benzetmeye çalışıyoruz. Kılık kıyafet dahil. Kılık kıyafet dahil. Bugün namazgahtan aşağı doğru iniyorum. 13 14 yaşında bir kız çocuğu her tarafı yırtık bir tane kot pantolon giymiş. Her tarafı yırtık, yırtık modası var ya, kendi kendime dedim ki ya bu insanlara dedim yırtık bir şey giydirmek mümkün mü ya çoluğa çocuğa ona buna. Mümkün değil ama birisi bir tane yırtık modası çıkarıyor Avrupa’dan, bütün herkes yırtık giyiyor. Allah’ım dedim kendi kendime ya hadisi şerif aklıma geldi. ‘Adım adım uymadıkça, kıyamet kopmaz.’ Adım adım uyuyoruz, yırtık modası var yırtıyoruz, sökük modası var, söküyoruz. Ordan düşük, düşük bel modası geliyor. Bütün beller düşüyor. Ardından bilmem hangi hatun poposunu gösteriyor, popo modası çıkıyor, haydi kotlar yukarı çıkıyor, popolar dışarı. Adım adım ya! Adım adım. Adım adım. Dünya Müslüman için zindan. Hadi iman ettim, yapma. Ne acı değil mi! iman ettim, yapma. Acı

geliyor hepimize. Ondan sonra işte bir de dönüyoruz. Yani zalim adam, hain adam camiye girip ibadet eden şu anda kırkdokuz kişi, daha yaralılar var, kırkdokuz kişiyi şehit etmiş. Birisi de çıkıyor, diyor ki islam ülkelerindeki terör. islam ülkelerinden çıkan terör, al! Suriye’yi, Amerikan uçakları vurmadı. ingilizler vurmadı. Irak’ı, ingiltere, Amerika, Fransa, Hollanda, italya vurmadı. Libya’yı italya Fransa vurmadı. Hiçbir şey yokken! Her gün sivil katliamı, Afganistan’da, Pakistan’da! Sivilleri düğünü düğünü ya düğünü, düğünü bombalıyor Amerikalılar Afganistan’da. Bildiğiniz düğün. Millet toplanmış düğün yapıyor ya. Normal!

Bosna’da Sırplar pazaryerini bombaladılar. En kalabalık nerde olur insan, pazar yerinde olur. Bir bomba ile fazlaca katliam yapalım diye Bosna’da pazar yerini bombaladılar. Bunlar için normal.

Hiroşima’ya bomba atmış bir zihniyetten bahsediyoruz. iki tane şehri, iki tane atom bombası ile yerle yeksan eden bir zihniyetten bahsediyoruz. Kimle dost oluyorsun? Bir zihniyet düşünün, gidiyor atom bombasını atıyor. Biz atom bombası olarak biliyoruz. Atom bombası olup olmadığı da belli değil. Nasıl bir bomba geliştirdi ise nasıl bir bomba geliştirdi ise hala daha ot çıkmıyor oralardan. Bildiğimiz ot, bildiğimiz ot çıkmıyor. Hala da zihniyet bu. Bu zihniyetten ne bekleyeceksiniz? Ama Müslüman dünya bekliyor. istan dünya katiline aşık, islam dünyası. islam dünyası ne yazık ki zulmeden zalime aşık. islam dünyası böyle kendi kardeşine kendi arkadaşına değil, Müslüman bir kimseye değil, nerde gavurlarla işbirliği tutan var, ona aşık. Bizde de var böyle bir çarpıklık, var bizde. Gavur aşığıyız hepimiz, gavur aşığı! Gavurları Müslümanlardan fazla seviyoruz. Münafıkları Müslümanlardan fazla seviyoruz. Kâfirleri Müslümanlardan fazla seviyoruz. Günahı kebbair işleyenleri, harıl harıl açıktan günah işleyenleri Müslümanlardan fazla seviyoruz. Bir müslümanı eleştirmede, üstadız. Evet, bir mümini eleştirmekde, bir mümini yere batırmakta üstadız, üstad üstad! Bir mümin nasıl batırılır, gelip Müslümanlardan öğrenecekler? Allah bizi affetsin. ‘Halbuki senden doğunca havası hoş rengi güzel bir aleme gelip, dar bir zindandan kurtuldum.’ Önceden burdan kurtulmak, anne karnından kurtulmak, ölüm gibi geliyordu ama şu dünyaya geldim, bu dünyaya gelince harika bir yere gelmişim. Daracık, karanlık bir yerden aydınlık geniş bir yere gelmişim.

“Şimdi şu ateş içindeki sükun ve rahatı bulunca dünyayı ana rahmi

gibi görmeye başladım.”

Şimdi bu mana alemini görünce, bu seyri sülüktaki manaları görünce, manadaki perdelerde yaşamaya başlayınca, sonsuz alemleri seyran etmeye başlayınca, sonsuz alemleri seyran etmeye başlayınca, dünya küçücük geldi bana. Dünya daracık geldi. Dünyaya sığmaz oldum. Dünya o kadar küçüldü

çünkü. Ya o manevi alem? O Elhamdülillahi Rabbil Alemin diyen Allah’ın alemlerini seyran etmeye başlayınca, bu dünya bana küçücük bir şey geldi. Hani Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri demiş ya ‘dünya benim tırnağım üzerindeki su misali’ diye. Abdülkadir Geylani hazretleri demiş ya, ‘dünya benim avucum kadar’ diye. Dünya onlara dar geldi.

“Bu ateş içinde bir alem gördüm ki her zerresinde bir İsa nefesi var.”

Bu dışardan ateş görünen bu manevi yolculukta bu dışardan ateş görünen, garip görülen, hiçlik gibi görünen, yokluk gibi görünen bu manevi yolculuğa başlayınca baktım ki buranın her adımında bir isa nefesi var. isa nefesinin özelliği neydi? isa(a.s.), ölüleri diriltirdi, nefes ederdi onlara. isa(a.s.), alaca hastalığını geçirirdi, nefes ederdi. isa(a.s.), kırılan dökülen kolu bacağı kırılmış, yanmış, yıkılmış olanları üfler, mest eder, onlar şifa bulurdu. isa nefesi bu. Ölüyü dirilten mânâsına gelir, hastalığa şifa veren mânâsına gelir. işte diyor ki sen bu mana alemine yürüyünce, bu manaya geçince, bütün hastalıklarına şifa bulursun ve isa nefesi. Bu hastalık zahir hastalıklar değildir. Bu hastalıklar manevi hastalıklardır. Bu manevi hastalıklarına şifa bulursun. Herkes sufilerin zahir hastalıklara şifa bulduğunu düşünür. Değil. Sufiler zahir hastalıklara dokunmazlar. Onlar için zahir hastalıklar sufiler için hamd kapısı, şükür kapısı, sufiler için zahiri hastalıklar Allah’a her dem, her dem, zikretme, anma, Allah’ı hatırlamak kapısı. Sufiler için zahiri hastalıklar bir lütuf, bir ikram. Sevgiliyle hediyeleşme, sevgiliyle aranı sıcak tutma işidir. O yüzden sufiler zahiri hastalıklarından şikayet edip onlara derman bulmak için fazla uğraşmazlar. Ta ki ölçü nedir? Etrafa zarar verinceye kadar. Etrafa zarar vermeye başlarsa, o zaman sıkıntıdır. Allah muhafaza eylesin.

“Şekli yok, kendisi var bir cihan. O zahiren var olan dünya ise sebat-

sız şekilden ibaret.”

Bu mana aleminin şekli yok ama kendisi var. Bu mana aleminin tartısı, ölçüsü yok ama kendisi var. Bu mânâ aleminin köşesi yok ama kendisi var. Bu öyle bir mânâ âlemi ki bura giren dönmek istemez. Buraya giren dönmek istemez. Döndürüldüğünde de kendi kendine ahu efkan eder. Nerden gene düştüm bu ateşin içine der.

“Ana, analık hakkı için gel gir. Bu ateşin ateşlik hassası yok. Ana gel

gir. Tam talih ve devlet zamanı. Ana, gel gir, devleti elinden kaçırma.”

Ana gel, analık hakkı için gel yani sen benim annemsin. Benden bir hakkın var. Bu hakkın için gel. Bu ateşin yakıcı özelliği yok. Bu ateşin yakma özelliği gitmiş. Görüntüde bu yakıcı ve yanıcı değil. Bu yakıcı ve yanıcı olmayan ateş seni aldatmasın. Seni kandırmasın. Tam talih ve devlet zamanı.

insanlar öyle bir zamanda öyle bir imtihanla karşılaşırlar, o imtihanla ebedi hayatlarını kurtarırlar. Bir can verirsin, ebedi hayatı satın alırsın. Bir lira verirsin, ebedi hayatı satın alırsın. Bir nefes, Lailahe illallah dersin, ebedi hayatı satın alırsın. Bir kimseye umulmadık bir yerde, umulmadık bir zamandaelinden tutarsın, ebedi hayat kazanırsın. Ebedi hayat! insanların öyle bir imtihan, öyle bir cendere, öyle bir sıkıntı zamanları vardır ki o zaman da orda bulunan ebedi hayat kurtarır. Bedir gibi, bakın Bedir ashabı gibi. Bedir ashabının içinden içki içenler dahi oldu. Onlara hat vurulmadı. Çünkü onların hukuku özeldi. Dediler ki bu Bedir ashabı, Allah Resulü dedi ki Bedir ashabını bırak. Onlar bir savaştılar, ebedi hayatlarını kazandılar. Bir savaştılar, Bedir’de bulundular, Bedir’de bulunanlar ve bulunmayanlar diye ikiye ayrıldı ashap. Bedir’de bulunanlar ve bulunmayanlar diye ikiye ayrıldı. Bedir’de bulunanların hepsinin teker teker künyeleri belli. Onların isimlerini anmak dahi şifadır. Bedir ashabının ismini anmak dahi şifadır. Bedir ashabının isimlerini anarakdan birisine dua etseniz, hastalığına şifa bulur, sıkıntısı defolur onun. Neden? Onlar öyle bir ölüm kalım savaşına girdiler ki onlar öyle bir zor gün yaşadılar ki öyle bir zor anda orda durdular ki ebedi hayatlarını kurtardılar. Ebedi hayatlarını, bakın ebedi hayatlarını kurtardılar.

işte insanın öyle zor anları vardır. Zor zamanları vardır. Zor bir yoldan geçer ama şahıs ama topluluk. O zor yoldan geçiş esnasında orda bulunmak, her babayiğidin harcı değildir. Herkesin işi değildir. Orda bulunan kimse hayatının kurtuluşunu, hayatının imtihanını, hayatın tabiri caizse altın vuruşunu yapar. Hayatın altın vuruşudur o. Onu parayla, pulla, bir şeyle elde etmek mümkün değildir. Aklın işi değildir o, aklın işi değildir. işte diyor ki gel, tam talih ve devlet zamanı. Ateşe, o esnada ateşe girmek, tam talih ve devlet zamanı. Ana gel gir, devleti elinden kaçırma. Hani bir kimse bir şey yapar. O bir şey yapmasıyla, ebedi hayatı kazanır derim ya, evet. O bir şey o o esnada.

“O köpeğin kudretini gördün. Gel bir de Allah’ın lütuf ve kudretini gör.”

Bu zalim Zünuas’ın kudretini gördün, bu zalim Zinuas’ın köpekliğini gördün, bu zalim Zinuas’ın nasıl adilik, nasıl şerefsizlik, nasıl kâfirlik, nasıl gavurluk yaptığını gördün. E, gel Allah’ın lütfunu ikramını da gör, ateşe gir. Gel gir ki Cenabı Hakkın lütfunu ikramını gör.

“Ben sana acıdığımdan ayağını çekiyorum, yoksa neşemden zaten seni

kayıracak halde değilim.”

Peygamberler insanlara acıdıklarından dolayı onları davet eder. Veliler, mürşitler, insanları Allah ve Resulüne insanlara acıdıklarından dolayı davet ederler. Yoksa onlar gönüllerine arşı alayı kurmuşlar. Yoksa iman eden, imanını dolu dolu yaşayan, bir öteye, bir öteye sıçrayan, neylesin bu dünyayı. Bir

öteden koku alan, bir öteden nefeslenen biröteye canını atıp da canını orda rahata erdiren bu dünyayla ne işi olsun? Ama bu dünyadakinlere acır, bu dünyadakinlere merhamet eder, şevkat gösterir. O yüzden der ki gel. Onların gel demeleri, onların çağırmaları, insanlara olan merhametlerinden dolayıdır. işte bu kızcağız da diyor ki anne gel, gel ki hayatı yeniden gör. Burdan devam edeceğiz inşallah. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun inşallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Şeyh, Şükür, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı