Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Bu dünya bir dağdır, yaptıklarınızsa ses; ses yankılanır gene bize döner gelir dedi. Kuyumcu bu sözleri söyledi, söyler söylemez de toprak içine girdi; o halayıkcağız da aşktan zahmetten arındı.”
Bu dünya bir dağdır. Yaptıklarınızla sesi hiç bilir misiniz? Hiç bir vadiye çıktınız mı? Bir dağa çıktınız mı?Bir vadiye bağırırsınız. Karşınızda dağ vardır. Ahmet dersiniz, karşıdan ses yankılanır Ahmet diye. Ellerinizi böyle yaparsınız,huuuuuuuuuu dersiniz, biter bir yankı verir huuuuuuu diye. Ses sizindir. Bir yere vurur, bir yere çarpar size gelir tekrar. Yaptıklarınız sizindir bir yere vurur, sizin yüzünüze çarpar yine. Ateş eken kor biçer. iyilik eken, iyilik biçer. Kötülük eken, kötülük biçer. Sevda eken, sevda biçer. Nefret eken, nefret biçer. Yaptıklarınız sizindir. Hani Cenâb-ı Hak der ya o mahşerde yaptıklarınız sizin ellerinize tutuşturuluverir. Yaptıklarınız sizindir. Bu dünya imtihanhanedir. Sonunda kıyamet duvarı vardır. Yaptığınız o kıyamet duvarına vurur, size gelir. Bu dünya, o kıyamet duvarını bekler. Herkesin bir kıyameti vardır. Herkesin bir kıyamet duvarı vardır. Vurur size gelir. Bir başkasına gitmez.
“Kuyumcu bu sözleri söyledi. Söyler söylemez de toprak içine girdi. O halayıkcağız da aşktan, zahmetten arındı. Çünkü ölülerin sevgisi eğleşmez; çünkü ölü, bir daha dönüp gelmez.”
Ölülere olan sevda çabuk biter. Ölür biter çünkü ölümlüdür. Çünkü ölümlüdür ancak ölümsüzlere olan ölümsü sevene sevdiyseniz, o sevda bitmez. Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri ölümsüze aşıktı. Ona aşık olursanız o sevda bitmez. Onun aşkı ölümsüzdü çünkü. Hangi ölümsüz
aşka tutulursanız o bitmez ama ölümlülerin aşkı biter. Çok durmaz insanın üzerinde. Bir kimsenin babası ölse, o kimseye üç gündür yas. Bir kimsenin kocası ölse, dört ay iddet bekler. Dört ay bitti mi evlenir. Biter! Bir adamın karısı ölse, gömdüğü anda unutur, biter. Gider bir daha evlenir. Hatta bakar hasta, hazırlar yedeğini. Ölüm ise çabuk biter. Siz bir gömlek alırsınız biter.
“ Dirinin aşkı gönüldedir gözdedir. Her solukta goncadan da daha
taze bir hale gelir.”
Oysa diri olan Allah’tır. Siz o diriyi severseniz o hep gözdedir veyahut da bir şahsı seviyorsanız o hep gözünüzdedir sizin. Ölünceye kadar o her nefes gonca güller açar. Her nefes tazelenir. Sevda öyle bir şeydir ki kendi içerisinde bitmez tükenmez bir enerjisi vardır. Her nefes tap taze olur, her nefes binbir kokular saçar, her nefes binbir tat verir. Öyle bir an gelir ki nefesi aldığınızda onun kokusu gelir ya bırakmak istemezsiniz ama bilirsiniz ki bir daha nefes aldığınızda apayrı bir koku gelecek. O kokuyu saklarcasına yüreğinizin bir köşesine koyar bir nefes daha alırsın. Sanki o nefesi alırken onun koku zerreciklerinini içinde hissedersin, ciğerlerinde o vardır böyle senin. Kokladıkça koklayasın gelir. Kokladıkça koklayasın gelir, emme basma tulumba gibi ciğerin büyür, kalbin yürür, patlayacak gibi olursun. Gözlerin açılır, kan oturur gözlerine. Damarların şişer nefes aldıkça alasın gelir, aldıkça alasın gelir, aldıkça alasın gelir, aldıkça alasın gelir. Artık nefes nefese karışır. Nefes nefese karıştıkça, senin nefesin kalmaz. En sonunda onun nefesi olur. Artık nefesi alan da odur veren de odur. Bakarsın o nefes alır, o nefes verir. Her nefes onundur. Dersin ki nefes senin, kabarcıklar senin, koku senin, hüzün senin, keder senin, aşk senin, sevda senin. Bende seninim! Her şey senin dersin.
Enteresan bir şeydir. O nefes alıp verdikçe gözünde görürsün onun tomurcuklarını. Nefes alıp verdikçe seni bir bahar bahçesine götürür. Nefes alıp verdikçe bir bakarsın ki senin gönlünden Beytullah geçer. Taaak Beytullah’a götürür seni. Al der, gönlünden bu mu geçti. Eyvah deesin, eyvaaaahhh! Keşke gönlümden seni geçirseydim.Yürü der aşık, yolun var senin. Tekrar nefes alır vermeye başlarsın. Binbir tövbe edersin. Ben senin yarattığını neden düşündüm diye. Der anladın mı şimdi? Sevilecek olan bendim. Anladın mı şimdi? Koklanacak olan bendim. Anladın mı şimdi? Zikredilecek olan bendim. Anladın mı şimdi? Yardım eden benim. Anladın mı şimdi? Dost olan benim. Anladın mı şimdi? Terketmeyen benim. Anladın mı şimdi? Hançerlemeyen benim. Anladın mı şimdi? Elinden tutan benim. Anladın mı şimdi? Karanlıklardan aydınlıklara çıkaran benim.
Aşık, gafletsiz olmaz. Bir an gelir yine gaflete düşer. Yine ayrılıktır, yine acıdır, yine hasrettir, yine hicrandır, yine yoldur, yine nefestir. Oturursun
an ve an. Dersin ki tövbeler tövbesi. Bir daha gaflet yapmayacağım. Tövbeler tövbesi, bir an gönlüm senden başkasına dönmeyecek. Tövbeler tövbesi. Bir an dahi olsa gönlüm seni zikirsiz geçirmeyecek, bir an dahi olsa, gönlümde başka bir suret olmayacak. Tövbe edersin, beklersin hani şarkı var ya baharı bekleyen kumrular gibi, sen de beklersin baharı bekleyen kumrular gibi her gece. O vaat etmiş ,gecenin yarısında gelecek. Süslenirsin, kokulanırsın, en güzel kokularını sürersin üstüne. Saçını, sakalını, sarığını, toplarsın. O gelecek. Ne zaman, nerede, nasıl geleceği belli değildir. Beklersin. Vaadi haktır o sevgilinin çünkü, o insanlar gibi değildir. insanlar akşamın olduğu yerde bekle diyorsun, gelmiyorsun. insan gelmez, o gelir. Gelmedi için yazmıştır insan onu. Akşamın olduğu yerde bekle diyorsun, gelmiyorsun. O öyle değildir. O diridir. O vaadinde haktır. O zikredeni zikreder, tövbe edenin tevbesini kabul eder, dua edenin duasına icabet eder. O zaman, gafletinden tövbe et. Ey sevgili! Gaflete düştüm, çamurlara düştüm, karanlıklara düştüm, toza dumana bulandım, kirlendim, geldim. Tövbe ettim, rücu ettim. Bir daha ahd eyledim, kast eyledim. Benden bin bir günah, senden af merhamet. Geldim yine kapının önüne. Bin sefer tövbe şişesini kırdım, yine geldim. Ümit ettim, umut ettim. Sen Allah’ımsın. Beni affedeceğini vadettin. Sen sevgilimsin, sen maşukumsun. Sen benim her şeyimsin. Sen ümit ettirdin. Ümit de senin ben o kapıya geldim. Sen zikredeni zikrederim dedin. Oturdum, la ilahe illallah, la ilahe illallah dedim. La derken ne kadar ilaheler varsa attım gönlümden .Gönlümde bir kirlilik kalmadı, gönlümde bir tamah kalmadı, gönlümde kir kalmadı, gönlümde haset kalmadı, gönlümde nefret kalmadı, gönlümde affetmemek kalmadı, gönlümde hiç kimseye karşı kızgınlık kalmadı. Gönlümde barış hakim, gönlümde av, şefkat, merhamet hakim. Herkese hakkımı helal ettim, hiç kimseden hiçbir şey istemiyorum. Herkese olan her şeyimden vazgeçtim. Kendimden vazgeçtim. Gel, gönlümün misafiri ol. Bir Anda olsa fakir gönlüm bayram etsin. Bayramı, son bayramı olsun.
Bekler! Diridir o, gelir. Diridir o, sever. Diridir affeder. insanlar affetmez, o affeder. insanlar merhametsizdirler, o merhamet eder. insanlar iter kakar insanı, o itip kalkmaz. insanlar terk eder, o terk etmez. insanlar korkar, o korkmaz. insanlar cimrilik yapar, o cömert tir, ‘cûd’dur. insanlar nasıl ben buna bir oyun yapayım da ayağını kaydırırım der, o elinden tutandır. O kimsesizlerin kimsesidir, o gariplerin sahibidir, gariplerin sahibidir o. Arkası olmayanların arkasıdır, önü olmayanların önüdür, yanı olmayanların yanıdır, destekçisi olmayanların destekçisidir o. O sever kendisini sevenleri, o aşık olur kendisine aşık olanlara. Ola ki birisine aşık olursunuz, o vefasızdır, o haindir, o zalimdir. Belki de sizin aşkınıza karşılık vermez ama
hain değildir o zalim değildir, o vefasız değildir. O siz sevdikçe o da sizi sever. Siz ona koştukça, o sizi kucaklar, siz onu severseniz o da sizi sever. Ve aşık olur, aşık! Aşık olur! Onun size aşık olmasını istemez misiniz? istersiniz. Düşünün. Bir kardeş bugün gündüz yazmış. Hayattaki hedefin ne diye. Bana yazmış, hayatımızdaki hedef ne diye. Hedef aşık olmak gerek herhalde.
“Ölümsüz dirinin aşkını seç; çünkü cana canlar katan şarabı, odur
Öyle bir aşk seçki ölümsüz olsun. Canına can katsın senin, ruhuna şarap döksün, kalbini aşk şarabıyla doldursun. Kalbini muhabbetullahıyla doldursun. Sana susadıkça Mansur şarabı sunsun.
“Onun aşkını seç ki bütün peygamberler onun aşkı ile güç kuvvet bul-
dular. İşe güce koyuldular.”
Bu aşkın, aşıklığın hakikatidir. Allah aşkı, hakiki manada aşktır. Allah’ın haricindeki bütün aşıklıklar mecazdır. Mecazın içerisinde mecaz, mecazmış gibi görünen ama mecaz olmayan Allah’ın sevgisi, Allah’ı sevenin sevgisi, Allah’ı sevdirenlerini sevgisidir. Bu mecaz değildir, mecazı istemez çünkü Davud. Davut der ki Rabbim senin sevgini, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış bir kimseye, soğuk şerbeti sevimli kıldığın gibi bana da sevimli kıl. Bunu Muhammed Mustafa Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri, Davut Aleyhisselam’ın dilinden nakleder. Bunlar mecaz değildir. Allah’ı seveni sevmek, mecaz değildir. Allah’ı sevdireni sevmek, mecaz değildir. Bu üçünün haricindeki sevgilerin hepsi de mecazdır. Hz. Mevlânâ, mecaza olan sevgi de hakikate bir yoldur, bir kapıdır, bir delildir der. Evet doğru. Bir kimse bir kızı, bir erkeği, bir çiçeği, bir böceği, bir kuşu, bir ağacı sever mecazdır ama o sevginin varlığına, sevgi hakikatinin varlığına işarettir. O yüzden sufiler, seven bir gönül isterler. Sufi seven bir gönül arar. Kuşu sevsin, önemli değil. Ağaçta öten bir kuş, ne kadar güzel, kafeste değil. Sufiler çünkü fıtrata aykırı olan bir şey istemezler. Sufilerin evinde kuş yoktur. Sufilerin evinde kedi, köpek yoktur ihtiyaç değilse. Sufiler hep fıtrata bakarlar. Kuş sesi dinleyecekse seher vaktinde, gelir onun bahçesine onun camına, penceresine bir bülbül, başlar şakımaya. Dersin ki şehrin göbeğinde bu bülbülün ne işi var. Oooo, aklına gelir bülbülün şakıması. Dersin ki sevgili bülbülün üzerinden şakıyor bugün. Şakır sana seher vaktinde. Gecenin vaktinde bülbül ne öter. Bir dağlık araziye, bir ovalık araziye çıkarsın, bakarsın ki uzaklardan bülbül sesi geliyor. Şakır şakır şakır şakır şakır… Dersin ki tamam ya! Gece yarısı bülbül mü öter, öter! Gece yarısı kanarya mı öter, öter! Gece yarısı böcekler mi öter! Gece kuşları öter! Şakır şakır her taraftan bir nida gelir. Biraz daha beklersen herkes kendi lisanıyla onu zikreder. Uyandırır seni.
Oooooo! Her taraftan bir esma sesi geliyor. Ağaçlardan, böceklerden, çiçeklerden, kuşlardan, kurtlardan, tilkilerden hepsinden bir esma sesi geliyor. Her biri kendi diliyle, her birisi kendi lisanıyla onu zikrediyor. Diri, her yere diriliğini göstermiş. Tecelli etmiş. Sufi fıtratı bozmaz. Fıtrata uygun, fıtrata uygun! Hapsetmez. Kendisi hapiste, nasıl hapsetsin! Kendisi mapus, nasıl mapus etsin bir şeyi! Kendisi hür olup, kanat çırpıp, şu dünya cehenneminden uçup gitmek istiyor. Niçin hapsetsin? Hiçbir şeyi hapsetmez, hiçbir şeyi böyle tutmaz. Bazen derler ya işte bir dergaha girdin de çıkamıyor musun? Sevdiğinden çıkamaz o. Zorla tutan yoktur. Bizim, benim felsefem de zorlama yoktur. Herkes sevdiği yere gitsin. Rüyanızda bir şeyh gördünüz, gidin. Rüyanızda kimi gördünüz oraya gidin. Rüyanızda kim gösterildi size gidin, özgür olun, hür olun. Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri, size bir yer göstermiş, gidin. Şeyhiniz size bir yer göstermiş, gidin. Piri piran hazretleri bir yer göstermiş, gidin. Özgürsünüz, hürsünüz. Sevdiğiniz yere koşun. Sevdiğiniz yere. Sufilik böyle birşeydir. Hürriyettir sufilik.
Hz. Mevlânâ der ya, ey oğul ne zamana kadar altına gümüşe tapacaksın, hür ol. Hürriyettir sufilik. Hürriyet! Senin, bağlanacağın, senin sımsıkı tutacağın, zorunlu olduğun, hiçbir şey yoktur. Hürsün hür! Sevdiğine koş. Hürsün. Rüyanda gördüğüne koş, hürsün. Ben şöyleyim diyenlerin peşinden gitmeyin. Hürriyeti seçin. Gönlünüz nereye akıyor. Kimi gördünüz? Salih rüyalar hüccettir, delildir der ya Hazreti Peygamber, hürsünüz, yürüyün hürriyete doğru. işte diyor ki onun aşkını seç. Geç bütün mecazlardan geç. Bak peygamberler onun aşkını seçti. Bak veliler onun aşkını seçti. Bak Allah dostları onun aşkını seçti. Başka aşıklıklardan bir şey bulsalardı, onlara gideceklerdi ama peygamberler onun aşkını seçince peygamber oldular. Veliler onun aşkını seçince ona dost oldular. Onun ismi ile anılır oldular. Ebedi oldular. Onun dost bahçesinde dolaşır oldular. Onun dost cemali ile cemalleşir oldular. Siz o peygamberlerin gittiği yoldan gidin. Ya hakikate erin, onun aşkını seçin. Onun aşkını seçenler, ancak kurtuluşa erecekler.
“Sen bize, o padişaha varmaya izin yok deme. Kerem sahibi olanlara,
işler güç değildir.”
Sakın ha kendi kendime ben o Allah’a yaklaşamam, ben kimim ki ona dost olayım, ben kimim ki ona yakın olayım deme. Sakın ha! O öyle bir kerem sahibi ki o lütfeder. O ikram eder. O ihsan eder. O görünmeyen yerden bulunmayan, bilinmeyen yerden keremini, ihsanını akıtıverir. O dünya padişahları gibi kibirli, gururlu değildir. O dünya padişahları gibi onun kapısında binbir tane nöbetçi ve kapı yoktur. O dünya padişahları gibi girmek için randevuya ihtiyaç yoktur. O dünya padişahları gibi, dünya sultanları gibi şatafatı yoktur onların öyle. Kibirliliği yoktur onun. O dünya padişahı
değildir. Şimdi dünya padişahlarla dolu, dünya ilahelerle dolu, bir kaymakama girmek için binbir kapı geçeceksiniz. Bir valiye girmek için binbir kapı geçeceksiniz. Bir belediye başkanına gitmek için bir kapı geçeceksiniz. Bir müdüre ulaşmak için bir kapı geçeceksiniz. Bir fabrika sahibine ulaşmak için binbir kapı geçeceksiniz. Bir zenginin kapısına ulaşamazsınız, kapılarında nöbetçiler var kalkan inen. Vurup da tak tak tak tak şeyenlillah diyemezsiniz. Bir maruzatınızı açıklayamazsınız. Onlar sitelerde yaşıyorlar. Sitelerinin önünde bir tane bekçileri var. O gittiğiniz zaman bekçiye diyorsunuz. Ben falanca ile görüşmek istiyordum, o ordan kaldırıyor telefonu, filanca görüşmek istiyor. Görüşüp görüşmediğini de duymuyorsun sen zaten. Ordan içerden diyor ki cevap verme. Cevap vermiyorlar de kapat diyor. O da diyor ki evden cevap vermiyorlar kapattı. Sen ışığını mışığını da göremiyorsun. Onlar dünya sultanı. Onlar dünya ilahı. ilahe! Onları Cenâb-ı Hak ilahe olarak nitelendiriyor. ilah da değil. ilahe! ilahe! Onları inkar et diyor. Onu yok gör diyor. La ilahe, ilahe! Zayıf, gevşek püf desen gidecek. ilahe! Ottan, samandan, çerden, çöpten, hayalden, ilahe! Düşük seviyeli. ilahe! Çürük. ilahe! Böyle kumdan evler yapılmış gibi ilahe. Onlar dünya ilahesi. Onlarla görüşmek için amaneyn…Söyliycen de söyliycen, anlatacan da anlatacan.
O öyle değil ama. O kerem sahibi. Ya Rabbi dediğinde buyur diyor. Allaaaah diyorsun. Buyur kulum diyor. Ya Rabbi. Halim sana malumdur. Zalimlerin elinde kaldım. Ben onları şikayet edecek dilin dahi yok. Şikayet diye dahi edemiyorum. Halim sana malumdur. Ben senin kapında durmak istiyorum. Ben senin dizinin dibinde oturmak istiyorum. Ben gözlerimi gözlerine raptetmek istiyorum. Ben, yüreğimde sen misafir ol istiyorum. Elim senin elin olsun, ayağım senin ayağın olsun, ayağım sana koşsun, elim sana koşsun, dilim sana koşsun, gözüm sana koşsun. Onu istiyorum. Kerem sahibidir, bir adım gelene on adım gelirim diyor. Kerem sahibi. On adım gelene yüz adım gelirim diyor. Kerem sahibi! Bana yüz adım gelene koşarım diyor. Kerem sahibi! Ben her gece yarısından sonra dünya semasına tecelli ederim. Derim ki yok mu rızık isteyen, rızkını artırayım. Yok mu derdine derman isteyen, derdine derman olayım. Yok mu borçlu olan, borcuna eda olayım. Yok mu sıkıntısı olan. Sıkıntısını ortadan kaldırayım. Yok mu beni benden isteyen. Kendimi ona sunayım der.
O kerem sahibi. Bekle, vaat etmiş. Her seher vaktinden önce gelecek. imtihana gitmek için erken kalkan, mesaisine gitmek için erken kalkan. Bir yerden, bir şehirden bir şehire gitmek için erken kalkın. Yarın on milyar verecek deseler, bir telefon için, ucuz televizyon almak için, yeni bir iş yeri açılacak, bin liralık televizyon beşyüz liraya satılacak deyip de geceden sıraya girenler, o dirinin aşkını seçin. O kerem sahibi. O bir gecelik indirim
yapmıyor. Bir günlük indirim yapmıyor. O bir günlük kendini göstermiyor. O bir günlük duaları kabul etmiyor, her gece. Sen usanıyorsun, o usanmıyor. Sen unutuyorsun, o unutmuyor. Sen yoruluyorsun, o yorulmuyor. Sen oturduğun yerde uyukluyorsun, o uyuklamıyor. Onu beklerken uyukluyorsun. Gelmiş, o öyle mütevazi, o öyle kerem sahibi. Geldim diyor sana. Sen utancından bir daha yerin dibine giriyorsun. Ben nasıl ahmakça uyudum.
iyi ki Hz. Muhammed i Mustafa var, sallallahu aleyhi ve sellem, kurtarıyor seni. Uyuduklarınızdan sorumlu değilsiniz diyor. Diyorsun eyvah! Bir utanç daha. Keşke uyumasaydım, bekleseydim sevgiliyi. Göz kapaklarıma kürdan taksaydım, açsaydım mandallasaydım göz kapaklarımı, kaşlarıma. Boğazıma ip sarıp assaydım tavanlara. Seni bekleseydim, uyumadan günlerce. Dudaklarım çatlasaydı susuzluktan. Senin elinden bir damla su damlasın diye. içmeseydim dünya suyundan. Midem kazınsaydı, yemeseydim sen doyurursun diye. Senden bir nefes bekleseydim. Ye dediğinde yeseydim. Senden bir nefes bekleseydim. iç dediğinde içseydim. Dağılsaydı vücudum tek tek hücre hücre de. Seni beklerken uyumasaydım. Gaflet çökmeseydi üzerime. Ve sen kereminle, her zaman yaptığın gibi merhamet ve şefkat edip, geldim dedin. Ben yine senin kulun olarak acizce yerin dibine girdim. Beni Affet. O kerem sahibi. Hiç diyor mu size namaza yaklaşmayın diye. Hiç diyor mu beni zikretmeyin diye. Kerem sahibi! Onu zikredin. Onu sevin. Ona aşık olun. Onu arayın. Vaad etmiş. Beni arayan bulur. Vaad etmiş. Bulan tanır. Vaad etmiş. Tanıyan sever. Vaat etmiş. Seven bana aşık olur. Vaat etmiş, ben de ona aşık olurum. Ben de ona aşık olurum!Bitti! Onun size aşık olmasını istemez misiniz. Yol bu. Ona aşık olmaya çalışın.
El Fatiha maassalavat.
https://www.youtube.com/watch?v=0EBWoT21odM&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=37
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=0EBWoT21odM
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Şeyh, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı