Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 209-215. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 209-215. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 33/55

Mesnevî-i Şerîf 209-215. Beyitler Şerhi Hakkında

209-215. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Tavus kuşunun ayaklarında mıydık?

“Tavus kuşunun da düşmanı ayaklarıdır.”

Tabi burada ayaklarıdır geçiyor. Tahir ül Mevlevi’nin çevirisinde kanatları ve kuyrukları diyor. Başka çevirilerde de kanatları diyor. Burada da ayakları diyor. Çevirirlerken dedim ya burayı biraz açacağız, genişleteceğiz diye. Açacağız genişleteceğiz dememin bir sebebi buydu. Son elimde iki ciltlik gerçekten çok iyi bir çalışma, bir mesnevi var. Onda da kanatları ve kuyrukları olarak çevirmişler. Tahirül Mevlevi’ ninkinde de kanatları olarak çevirmiş Tahirül Mevlevi. Bunların içerisinde bir tek Gölpınarlı, ayaklar olarak çevirmiş. Nicholson’ ınkine ulaşamadım. Yok zaten bende o. Tabii burada tavus kuşunun da düşmanı ayaklarıdır der. Ben şimdi hem ayakları ise oradan bir dem vuracağım hem de kanatları ve kuyruğu ise oradan dem vuracağım ama Gölpınarlı’nınkini okuyoruz şu anda. Önce ayaklarından bahsedelim. Gölpınarlı çevirisinde ayakları demiş. Tavus kuşunun düşmanı ayaklarıdır. Yani tavus kuşu ayaklarına düşman, öbür taraftn devam ediyor. Nice padişah vardır ki gücü kuvveti öldürmüştür onu. Öyle padişahlar da vardır ki güç kuvvet onun ölümüne sebep olmuştur. Tavus kuşu ve yılan hikayesi vardır. Tavus kuşu ve yılan, eski ahitte, yani Musevilerin kitabında ve yeni ahitte isevilerin kitabında cennet bekçileridir. Bunların her ikisi de cennet bekçisi ve cennetteyken, yılan ve tavuskuşu aslında asıl olarak şeytandır.

Adem Aleyhisselam’ı kandırıp, o eski ahitten söylüyorum, Adem Aleyhisselam ve Havva annemizi kandırıp Hz. Allah’ın o ağaca yaklaşmayın, o meyveye yaklaşmayın, o buğdaya yaklaşmayın, o elmaya yaklaşmayın, hep

bunlar tevil ya onların hepsini birden söylüyorum dediği meyvaya sebzeye, buğdaya, ağaca yaklaştırır ve cennetten kovulmasına sebep olur ya. Cenab-ı Hak onları cennetten çıkarırken eski ahit ve yeni ahitte böyle geçer, tavus kuşu ile yılanı da cennetten çıkarır ve yılanın üzerine Cenab -ı hak der ki seni her gören başından topuğuyla ezsin. Hiç kimse yılana dost değildir ve her gören yılanı öldürmeye çalışır ve gerçekten de insanlar ayakları ile ezmeye çalışırlar. Tavus kuşuna da der ki senin böyle her şeyin çok güzel, rengarenk. Senin de ayakların çıplak olsun. Her ayaklarına baktığında kahrol, kendi kendine kahret. Tavus kuşunun düşmanıdır ayakları. Tavus kuşu bakar ayaklarına. O rengarenk kanatlarının, rengarenk kuyruğunun, bahar bahçesi gibi, cennet bahçesi gibi tüylerinin içerisinde tavuskuşu çıplak ayaklıdır. Bir tek ayaklarında tüy yoktur, ayakları çırılçıplaktır. Ayaklarına bakar, kahrolur tavuskuşu. Mana buya, böylece ayaklarına düşman olur tavus kuşu çünkü o etrafındaki güzellik o ayaklarına düşman olmasına sebep olur. Tavus kuşunun eğer ki düşmanı ise kanatları ve kuyruğunun güzellikleri o zaman o güzelliği ile o endamıyla o bahar rengiyle, sanki tüm kainatın rengini üzerinde taşımakla, çok güzel olmakla tavus kuşu hep insanların rağbet ettiği, tutmak istediği, evinde hapsetmek istediği ve hapsettiği, onun naturel hayatından onu kapalı kafes hayatına geçmesine sebep olmuştur. Onun güzelliği, onun özgürlüğüne sebep olmuştur ve o kendi güzelliğine ne olmuştur, düşman olmuştur.

Bülbülün sesi bülbülün düşmanıdır. Niçin? Çok güzel öttüğünden insanlar ona sahip olmak isterler ve onu kafese koyarlar. Kanaryanın sesi, kanaryanın düşmanıdır. insanlar o güzel sesi görmek, sahip olmak için onu ne yaparlar? Kafese koyarlar ve biz bakarız bir hayvan güzelse onu kafeslemeye çalışırız. Bir kadın güzelse biz onu kafeslemeye çalışırız. Bir erkek güzelse Yusuf gibi onun başına binbir türlü bela ve musibet açılır. Kadınlar onu kafeslemeye i çalışır. Bazen güzelliği, fitnesi olur insanın. Güzelliği düşmanı olur insanın, yakışıklılığı düşmanı olur insanın.

Hz. Hasan efendimizi eşi zehirlemiştir. Hz. Hasan efendimizin bir rivayette seksenin üzerinde, bir rivayette yetmişin üzerinde eşi olmuştur. Eşlerinden birisi benden sonra bir başkasına yar olmasın diye zehirler. Bazen kıymetli olmak, o kıymetin düşmanları veya o kıymete sahip olmak isteyenler tarafından o kıymet onun başında fitne olur. Bazen hani malı mülkü çok olanlar var ya malı mülkü isar ederler onların malı mülkü onların düşmanı olur, paylaşmazlarsa. Demek ki bazı güzellikler, bazı mecazlar, insanların düşmanları olur. Mecaza tapanlar onu düşman olarak görürler. Mecaza taparlar ya da ona sahip olmak için onu katletmeye çalışırlar. Gergedan

boynuzlarının katledildi gibi veyahutta fillerin dişlerinin çıkarıldığı gibi. Fiillerin o boynuzları var ya önünde, onların sökülüp atıldığı gibi balinaların öldürüldüğü gibi yunus balıklarının öldürüldüğü gibi. insanlar bir şeylere sahip olacaklarsa, kıymetliyse katlederler. Altına sahip olmak için insanların yeşilleri, dağları, ovaları katlettikleri gibi, bir hazine bulmak için hiçbir tane tarihi eser bırakmayıp her tarafını köstebekler gibi oymak gibi. Demek ki bazen insanlar bazı şeylere sahip olmak için katliyam yapıyorlar. Bir kadına ulaşmak için katliyam yapıyor. Bir erkeğe ulaşmak için katliyam yapıyor bir heva ve hevesine ulaşmak için katliyam yapıyor. Demek ki insanların heva ve hevesi veya insanların üzerinde bulunan geçici süsler, bazen onların düşmanı olabiliyor. ikinci şık neydi?:

“Nice padişah vardır ki gücü kuvveti öldürmüştür onu.”

Gücü elinde tutanlar, kuvveti elinde tutanlar güç ve kuvvetin, kudretin kendilerinden münhasır olduğunu düşünenler, batarlar. Zenginliği adam kendinden görür, zengini görmez. ilmi o kimse kendinden görür, El- Alim’i görmez. Kudreti kendinden görür, asıl kudretliyi görmez. Kuvveti kendinden görür, asıl kuvvetliyi görmez. Gücü kuvveti elinde tuttuğunu zanneden insan batar. Nice padişah görünümünde insanlar vardır ki güç ve kuvvetleri onları batırmıştır. Nice güçlüyüm diyenler vardır ki o güç ve kuvveti Allah yolunda kullanmadıkları için batmışlardır. Tarih sahnesi, o güç ve kudreti elinde tutan padişahların baktıklarını anlatır bize. Başlarsak biz, Hun imparatorluğu batmıştır, Göktürk imparatorluğu batmıştır. Orta Asya’da, Karahanlılar imparatorluğu batmıştır, Mete’nin imparatorluğu batmıştır, Atilla’nın imparatorluğu batmıştır, Müslüman olan Türk Karahanlılar imparatorluğu batmıştır, Karahanlılardan sonra Büyük Selçuklu imparatorluğu batmıştır. Ondan sonra Selçuklu imparatorluğu da batmıştır. Ondan sonra Osmanlı imparatorluğu kurulmuş, Osmanlı imparatorluğu da batmıştır.

Nice güç ve kudret sahibi padişahlar, nice kudret, güç sahibi devletler batmışlardır. Onlar batarlarken güç ve kudretleri onları batırmıştır. Büyük Hun imparatorluğu Atilla, Viyana kapılarına kadar gelir. Orada ölür. Hun imparatorluğu orada batar. Kanuni Sultan Süleyman gider, Viyana kapılarına kadar. Oradan geri döner. Osmanlı batar, bakın oradan geri döner. Osmanlı batar. ispanya’ya gider. ispanya’ya giden islam komutanı gemileri yakar. Endülüs imparatorluğu kurulur. Ne zaman ki güç ve kudretlerini Kur’an ve Sünnet yolunda ilahi kelimetullahın bütün dünyaya hakim olması yolundan geri dönerler, onlar da batarlar! Hangi devlet, hangi padişah, hangi devlet başkanı, hangi olgu, oluşum, fikriyat ilahi Kelimetullah’ı yeryüzüne, yer yüzüne hakim kılmaktan geri döndü, hep batmışlardır. Türklerin Orta

Asya’dan beri ‘Kızıl Elma’ ülküsü vardır. ‘Kızıl Elma’ şudur: Bütün dünya Türk olmalı, Türk’ün töresi çalışmalıdır. Türkler islam öncesi bu ülkü ile savaşmışlardır. Bütün dünya Türk ili olmalı ve bütün dünyada Türk Töresi hakim olmalı. Ülkü budur Türklerin Orta Asya’da. O yüzden Viyana’ya kadar gelmişlerdir. O yüzden Anadolu’dan geçip ta italya’yı geçip ispanya’yı geçip bir rivayette ingiltere’ye kadar gitmişlerdir. Evet! Bir rivayette Amerika’ya kadar gitmişlerdir. Bütün dünyada Türk’ün töresi çalışsın diye. Ne zaman burdan geri dönmüşler, batmışlardır.

Türkler, islam olurlar. Yıl 350- 400- 450’ lerdir. Yavaş yavaş islam olmaya başlarlar. 600’’ lerde bölük bölük, kavim kavim, kabile kabile bütün Türk kavimleri, islam olmaya başlarlar. Türkler, gök tanrısına inanırlar. Bir tanrı vardır, göktedir. Türkler putperest değildir tarihleri boyunca. Türkler tarihleri boyunca iki tanrılı değildir. Türklerin bir tanrıları vardır, gökte yaşar, yeri de hakimiyet altında tutar. Gökteki tanrı yer ile alakasız değildir, yerle de alakalıdır ve gökteki tanrı, içindeki kamlarla, halkın içerisindeki kam, bugünün velisi veya peygamberi, içindeki şamanlarla, kam veya şaman, bugünün peygamberi, bugünün velisi mana olarak. Tanrı bunlarla irtibatlıdır ve kaan ondan aldığı emirleri etrafına söyler, ondan aldığı emirleri kaana, hakana, hükümdara tebliğ eder. Her kaanın, hükümdarın etrafında kamlar vardır, şamanlar vardır. Şimdi siz ona şaman diyorsunuz, eski dilde onlar kam ve onlar kötü ruhları kovarlar, iyiliği anlatırlar ve aldıkları emirleri naklederler hakanlara. Hakanların etrafında en iyi kamlar vardır. Ülkenin en eski, en dirayetli, en görüşü açık kamlar alimler, şamanlar vardır. Kamlar töreyi bilir, kamlar ibadeti bilir, kamlar halkı bilir, kamlar neye ihtiyaç olduğunu görürler. Kaanlar kamlara tabidirler ve kamlar kaanlara dua ederler. Töre budur Türklerde ve onlar bütün cihanı Türk etmek, Türk ili etmek ve Türk töresini hakim kılmak için savaşırlar. islam olurlar, islamdaki arz ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum Hadisi Şerifi, Türklerin inancıyla düpedüz örtüşmüş, cuk diye oturmuştur. O yüzden Türklerle alakalı da mesela işte peygamberlerden var ya Yecücle ve Mecücü hapseden Zülkarneyn neslinden olduğu söylenir Türklerin. Tabii bazı türkologlar, ibrahim Aleyhisselam’ı Türk olarak görürler. Bazı Türkologlar Adem’i de Türk olarak görürler. Bu farklı bir şey, bunu burada bırakayım şimdi bu iş çünkü çok gider sonra, nerdeyse cenneti de Türkler kurdu diyecekler haşa. Dur bir şey deme. Şimdi islam olunca Türkler, islam olunca, aynı ülküyle devam ederler ama ne zaman ki bu ülkelerinden geri döndüler yani yeryüzü ‘ilah i Kelimetullah’la dolması gerekir ülküsünden

geri döndüler, hep battılar. Selçuklular battılar, Osmanlılar battılar bu yüzden, ben sebebi buraya bağlıyorum.

işte gücü elinde tutanlar, kuvveti elinde tutanlar, güç ve kuvvetlerini, zulme kan dökücülüğe, güç ve kuvvetlerini haksızlığa, ursuzluğa, hukuksuzluğa döndürdüler, battılar.

Ne zaman ki güç ve kuvvet sahipleri, göçün kuvvetin sahibini bilip o sahibin emrinde götürdüler, yükseldiler. O sahibinin emrinde götürmediler, battılar. Güç ve kuvvet insanı nasıl batırır, bu şekilde batırırır, güçlüyüm olarak görürler. Hani Uhud’da sahabeler dediler ki biz güçlüyüz. Çıkarız, savaşırız, onları da yeneriz. ilme, vahye tabi olmadılar. Hz. Peygamber (s.a.v) dedi ki biz şehri savunalım, şehrin içinde duralım. Hem muhacir, hem Ensar’ın bugünkü dilde şahin kanadı dedi ki biz çıkarız, onlarla savaşırız ve yeneriz. Hz. Peygamber(s.a.v) miğferini taktı, zırhını giydi, çıktı. Hz. Ebubekir efendimiz dedi ki ne yaptınız? Bir peygamber böyle söyler de ona itiraz edilir mi? O vahiy ile konuşur, o vahyin dilinden konuşur, niçin ona itiraz ettiniz? Hemen geri dönerler. Ya Resulallah, biz senin dediğini yapalım. Hz. Peygamber(s.a.v) der ki istişare ettik, istişareden bu karar çıktı. Peygamber giymiş olduğu zırhı, bir daha çıkarmaz der. Hani ayet-i kerimede var ya istişare et, istişareden çıkan karara da uy. Ayetle sabit. Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri çıkarlar Uhud’a. Ve yine Hazreti Peygamber(s.a.v) der ki yirmi tane okçu ayırın, meşhurdur. Bakın, bunlardan ders alın. Nasıl ders alın? Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin zamanında istişare ettiler. Hz. Peygamber(s.a.v)’ le, istişarelerinden geri dönmeye çalıştılar. Karar alındı, geri dönüşü yok! Ardından ne yaptı? Emretti. Yirmi tane okçu. Dedi ki bizim öldüğümüzü görseniz, savaşın bittiğini görseniz dahi burdan ayrılmayacaksınız benim emrim gelmeden. Bilseniz ki dedi burada düşman kalmamış, ben emretmedikte yerlerinizden ayrılmayacaksınız. Ben emretmedikçe, yerlerinizden ayrılmayacaksınız. Yerlerinize.

Tabi olmak, emre itaat etmek, Peygambere itaat etmek, sizden olan emir sahiplerine itaat etmek, evin reisine itaat etmek, anne babaya itaat etmek, bir şeyhe intisap edip itaat etmek, bir komutana, askersin devlettesin, savaşıyorsun, komutana itaat etmek, devlet başkanına itaat etmek, kendi işte savaşta veya barışta başındaki emir sahibine itaat etmek, farz,farz, farz! Yirmi tane okçu, yirmi tane. Halit bin Velit bekler. Müşriklerin sınıfındadır. Tepenin arkasında bekler. Gözcüsü orada. Müslümanlar biz galibiz, meydandakinler dağıldı, savaşta da galibiz deyip, neye üşüşürler? Ganimetlere. Ey iman edenler! Ey müslümanlar! Ey partililer! Ey müslümanım deyip de bir yerin başına oturanlar! Bir makam, bir mevkinin başına oturanlar, milletvekili

olanlar, belediye başkanı olanlar, bir partinin veya da bir şeyin vesilesiyle müdür olanlar! Amir olanlar, memur olanlar, bir şeyin başına geçen insanlar! Dikkat edin, ne zaman ki ganimetlerin peşine düştünüz, güç sizi yer bitirir, alaşağı olursunuz. Müslümanlar bıraktılar savaşı, koştular ganimetlere. Çünkü o güne kadar ekonomileri yoktu. O güne kadar alışverişleri yoktu, paraları yoktu, malları yoktu. Fisebilillah Allah için savaşıyorlardı. Allah için iman etmişler, koşturmuşlardı ama mal onların imanlarına leke getirdi. Ganimet, onların imanlarına ne yaptı, sarstı sarstı! Mala gözlerini kaydırdılar. Metaya gözlerini kaydırdılar. Halit Bin Velid’in gözcüsü orada. Dedi ki bunlar gaflete düştü. Bunlar ganimet paylaşıyorlar.Yukardaki okçular dediler ki bize ganimet kalmayacak orada. Biz ganimetlerden elde edemeyeceğiz. Biz o ganimetten faydalanamayacağız. Biz müdür olamayacağız. Biz belediye başkanı olamayacağız. Biz okul müdürü olamayacağız. Biz bu yurdun müdürü olamayacağız. Biz bu hizmette koştuk. Burada il müftüsü olamayacağız, ilçe müftüsü olamayacağız. Biz hoca olamayacağız. Biz tayin edilemeyeceğiz, bizim tayin edilmemiz lazım. Bizim müdür olmamız lazım. Bizim milletvekili olmamız lazım. Bizim belediye başkanı olmamız lazım. Hükümetin bizi dinlemesi lazım. Bizi ayırması lazım, bizi kayırması lazım. Bizden olan adamlar hükümette, yürüyün, biz birer makam ve mevki sahibi olalım dediler, battılar.

Halit bin Velit askeri deha, askeri deha! O güne kadar girmiş olduğu savaşlarda mağlubiyet tatmamış. Müşrik ama malubiyet tattırmamış Allah ona. Deha! O güne kadar gelmiş olan bütün askeri hikayeleri okumuş, askeri planları okumuş, o güne kadar gelen bütün savaş manzumelerini okumuş. Savaş bilgisine sahip bir deha, bilgiye sahip, askeri deha. işi ehline verin. Allah emanetleri ehline vermenizden hoşlanır. Bekliyor. Ne zaman ki okçular kopuyorlar yerlerinden, emre itaat etmiyorlar, emri dinlemiyorlar, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin emrinde gaflet gösteriyorlar. Mevzilerini terk ediyorlar. Müslümanlar! Mevzilerinizi terk etmeyiniziz. Gücünüze, kuvvetinize aldanmayınız, çokluğunuzla aldanmayınız. Okullarınızın, yurtlarınızın, ne bileyim işte makamların, mevkilerinizin çokluğuna aldanmayınız. Bir olunuz, beraber olunuz, kuvvetli olduğunuz amma kuvvetin Allah’tan olduğunu biliniz. Kanmayınız, güç Allah’ın, kudret Allah’ın, kuvvet Allah’ın. Kendini güçlü görürsen batarsın. Kendini kalabalık görürsen batarsın ve müslümanlar mevzilerini terk ettiler. Sahabe efendilerimiz, bize ders bıraktı. Sahabe efendilerimiz, islam yeryüzünde ebediyete kadar devam edecek, ebediyete kadar müslümanlara uyacak oldukları bir ders bıraktılar. Bize dediler ki sakın mevzilerinizi terk etmeyin.

Sakın mevkiye düşmeyin. Makama düşmeyin. Sakın ha bir yerlerden faydalanmak için mevzilerinizi terk etmeyin. ‘ilahi Kelimetullah’ yeryüzüne hakim oluncaya kadar; mevki, makam, para, pul, dünya, kadın, peşine düşmeyin. O güçsüzü yıkar ve nice padişahlar vardı ki güç ve kuvvetleri onları yıktı. Acziyeti terkettiler çünkü, güç acziyeti terkettirir. Oysa yol acziyet yoludur. Üstat Bediüzzaman Hazretleri der ki bizim yolumuz acziyetin ve fakriyetin üzerine kuruludur. islam acziyetin ve fakriyetin üzerine kuruludur. Eğer sen acziyetini ve fakriyetini göstermezsen yıkılırsın. Acziyet ve fakriyet içerisinde yaşamaz, düşünmezsen yıkılırsın.

Allah güç ve kuvvet sahibidir. ‘Ey insanlar, hepiniz fakirsiniz. Allah ganidir.’ ayeti kerime. Gani olan Allah’tır. O zaman sen kendini zengin görme, kuvvetli olan Allah’tır. Sen kendini kuvvetli görme. Güçlü olan Allah’tır. Sen kendini güçlü görme. Okumadın mı fil vakasını? Kur’an bize işaret ediyor. Ne yapmıştı adam? Fiilleri ile gelmişti. Öyle filler ki o güne kadar eğitilmiş filler. Öyle filler ki savaşçı filler, savaşçı. Bugünün leopar tankları gibi hani var ya yeryüzünde dolaşan savaş araçları gibi. O savaşta araçlarına güvendi ama öbürkü dedi ki sen benim koyunlarımı, atımı, devemi ver. Dediki ya bu adam ne diye istiyor? Ben yarın bütün orayı fethedeceğim, alacağım, yağmalıycam, benim olacak orası. Adam diyor meczup mudur bu, bu atını, devesini istemeye gelmiş. Kim? Hz. Peygamber Efendimizin dedesi. Çağırın diyor şu adamı benim karşıma, getiriyorlar. Diyor ki sen atları, develeri istemişsin. Diyor ki ben atlardan, develerden sorumluyum. Sen benim atlarımı, develerimi, koyunlarımı ver, o beytin sahibi var diyor. O beytin sahibi var! Orayı koruyacak olan diyor o Allah. Benim gücüm kuvvetim ona yetmez ki diyor. Benim gücüm kuvvetim diyor, benim elimin altındakinlerden, ben ondan sorumluyum. Sen onları bana ver ve Cenâb-ı Hak ne yapıyor? Fil ordusunu helak ediyor. Allah’ın siccin kuşları mı eksik. iman et! Allah’ın siccin taşları mı eksik. iman et. Korkma kafirden, korkma küfürden, korkma makamımı mevkimi terk edersen ben ne olurum diye, korkma! işte nice padişahlar var ki güç ve kuvvetleri onların sonları olmuş. işte kuyumcunun da sonu neden oldu? O cariyenin ona ona olan sevgisinden oldu. Kuyumcu yakışıklı, bahadır, kapı gibi adam tabiri caizse. Ama onun yakışıklılığı, endamı, boyu, posu, güzelliği, onun sonunu getirdi.

“Kuyumcu ben o ceylanım ki bu avcı göbeğimdeki misk yüzünden ter-

temiz kanımı döktü.”

Kuyumcu konuşuyor. Ben öyle böyle bir ceylanım ki diyor göbeğimde misk kokusu var, yani ben vücut olarak miskler gibiyim, ceylan gibiyim, güzelim, yakışıklıyım, harika bir adamım ve diyor avcı beni bu misk kokumdan

dolayı vuruyor. Sizin üzerinizde bir incelik, bir güzellik vardır. Avcı sizi onun için avlar. Keklik, bıldırcın, eti tatlıdır. Avcı o yüzden vurur. Hiç karga avına çıkan avcı gördünüz mü? Hiç karga eti yiyeni gördünüz mü? O da kuş ama avcı bıldırcın eti yemek ister. Avcı odur ki bıldırcın vura, avcı odur ki keklik vura. Hiç siz kartal kafesleyip de kuş avını gösteren insan gördünüz mü? Avcı şahindir. Şahin’i terbiye ederler. Sen şahinsen, bir şahin terbiyeci seni tutar, seni terbiye eder. Sen şahin değilsen, seni şahin terbiyeci tutmaz. Ahmak mı o. Hiç gördünüz mü karganın şahinlik yaptığını? Yok! Şahin terbiyecisinin karga tutup da kuş avlatdığını gördünüz mü? Karganın cibilliyeti buna müsait değil. Karganın cibilliyeti buna müsait olsa yapacak. Karganın cibiliyeti neye müsait? Adem çocuklarından birisi birisini vurunca, vuran pişman oldu. Ben ne yapacağım şimdi bunu dedi. Bilmiyor gömmesini. Defni bilmiyorlar daha. Ölen kimsenin gömüleceğini bilmiyorlar. Ona gömmeyi kim öğretti? Karga öğretti. O yüzden atasözüdür, onun ne? Hayır. Kılavuzu karga olanın burnu b…dan kurtulmaz, kılavuzun kargaysa, sen burnun kurtulmaz hiçbir şeyden. Hiç gördünüz mü siz. Gidin Karadeniz’e. Orda şahin avcıları vardır. Öyle değil mi? Şahin beslerler onlar. Herkes en iyi şahini tutup, en iyi şahine sahip olmakla uğraşırlar ve onların Osmanlı’dan kalma geleneğidir. En iyi şahini tutarlar. Şahinlerin arasında yarışma yaparlar. En iyi şahin, padişaha hediye gider. Osman ı Aliye’nin başındaki padişahın omuzunda, ülkenin en iyi şahini vardır. Seni öğle eğitsinler, sen öyle ol ki padişahın omuzuna layık ol. Sen öyle şahin ol, padişah seni kolunda gezdirsin. Karga olursan hiçbir işe yaramazsın. Ancak afedersin leş temizlersin, b.. temizlersin. Karga olma, şahin ol. işte dedi ki kuyumcu benim göbeğimdeki misk yüzünden avcı vurdu. Benim vücudum öyle güzel kokar ki hangi kadın koklasa bana bayılırdı. Kuyumcu biliyor niçin öldürüldüğünü. Ben diyor o yüzden gidiyorum.

Hani Yusuf’’un sahibesi kadın dedikodu çıkınca çağırdı dedikodu çıkaran bütün saray kadınlarını. Meşhur ya herkesin eline birer elma verdi. Birer keskin de bıçak verdi. Herkes tam elma ve bıçağı alacak, soyacağı esnada, Yusuf’u çağırdı içeri. Yusuf dedi, Yusuf bütün endamıyla geldi içeri. O saraydaki kokoşlar Yusuf’u görünce, her birisi parmağını kesti. Aziz’in hanımı dedi ki şimdi beni anladınız mı, şimdi dedi beni anladınız mı? Ben niçin bu dedikoduyu göze aldım da yürüdüm, ben niçin adamı terk ettim de yürüdüm gördünüz mü dedi. Nice Yusuf güzelliler için parmaklar kesilir. Hz. Aişe validemiz cevap verdi sonradan, dedi ki o kadınlar benim sevgilim Muhammed i Mustafa’yı görseydi canlarına kastederler dedi. Allah Allah! Bırakır mı Hz. Ayşe validemiz orada onu. Onlar dedi Yusuf’u gördüler,

ellerini kestiler. Eğer benim sevgilim Muhammed’i görselerdi dedi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i canlarına kast ederlerdi. Birbirlerini vururlardı. Orası kan revan olurdu dedi. Oradan sağ bir tane kadın çıkmazdı dedi. Evet, nice Yusuf güzelliler için, güzeller için nice başlar kesilir, nice canlar kıyılır.

“Ah ben ovanın o tilkisiyim ki postum için başımı kestiler.”

Tilkinin eti yenmez ama postu kadınların boyunlarına süs olur. Avcıların duvarına süs olur. Avcı kendince o postu oraya koyar, avcılığını gösterir. Der ki ben o tilkiyim, beni postum için öldürdüler. Tilki’nin postu kıymetli.

“Ah ben o filim ki filci dişimi elde etmek için yaraladı beni, kanımı

Hani fildişinden bıçak sapları, fildişinden kürsüler, fildişinden sandalyeler yapılacak ya fildişi kakmalı süs eşyaları, mobilyalar yapılacak. Bunun için ne yapması lazım? O fillerin boynuzlarının kesilmesi lazım. Bayıltırlar fiilleri, çökertirler. Ellerini ayaklarını bağlarlar, keserler fillerin dişlerini, o boynuzlarını vahşi insanlar. Ben o filim ki diyor dişim yüzünden yaralandım. Kanım aktı!

“Beni benden aşağılık birisi için öldüren, bilmiyor ki kanım uyumaz

Beni benden aşağısı için öldüren bilmez ki diyor. Benim kanım uyumaz. Unutmayın haksız yere adam öldürenin o masumun kanı onu uytmaz. Gece rüyalarına girer onun. O sendrom geçirir. Psikolojik vaka geçirir. Bir yerde gider katil olduğunu itiraf eder. Bir yerde gider katil olduğu söylenir onun. Ne için? Her haksız öldürülenin üzerinde, Adem’in çocuğunun ahı vardır. Her haksız öldürenin de Adem’in çocuğunun zulmü vardır. Hiçbir masum ah, yerde kalmaz. O zalimden Allah intikamını aldırır.

“Bugün banaysa, yarın onadır. Benim gibi bir kişinin kanı nasıl yi-

Bugün birine zulmederseniz, yarın zulüm size döner. Bugün birinin kanını akıtırsınız, yarın gelir birisi sizin kanınızı akıtır. Bugün birisinin kızının gözyaşını akıtırsın, yarın gelir birisi senin kızının gözyaşını akıtır. Bir gün gelir birisinin evini bozarsınız, yarın birisi gelir sizin evinizi bozar. Bir gün bir yere siz bir fitne koyarsınız, yarın gelirler size bir fitne koyarlar. Bir gün gelir size ah dedittirirse birisi, yarın da ona bir ah dedittiren olur. Arap atasözü, men dakka da dukka. Eski ahitte geçer. Ateş eken, kor yalar. Düşmanlık eken, düşmanlık biçer. Sevgi eken, sevgi biçer. iyilik yapan, iyilik biçer. Kötülük diken, kötülük biçer.

“Dıvar upuzun bir gölgedir. Salar fakat o gölge döner, gene dıvara varır.”

Bu alem, gölgedir. Bu alem döner, en sonunda mecazdan çıkar, hakikate varır. Sen bu gölge alemin içerisinde her şeyin gölge olduğu bir yerde, sakın ha kendine dikkat et de kendine dikkat et her şey sana bir gün döner. Her şey sana döner. iyilik yaparsın, iyilik sana döner. Kötülük yaparsın, kötülük sana döner. Sürç-i lisan ettiysek affola biraz bu konuyu geniş açayım diye birkaç haftadır sizi beklettim. Hakkınızı helal edin.

El Fatiha maassalavat.

https://www.youtube.com/watch?v=GOPnGvoIQtY&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=36

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı