Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 197-209. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 197-209. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 32/55

Mesnevî-i Şerîf 197-209. Beyitler Şerhi Hakkında

197-209. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Hayalinde mal vardı, mülk vardı, yücelik, büyüklük vardı; Azrail ise

evet diyordu git, umduğunu bulursun.”

Hayal, iyiye doğruya güzeleyse, o kimseyi iyiye doğruya doğru götürür. Hayal hayır ise o kimseyi hayra doğru götürür. Hayal, Kur’an’a sünnete tatlılıklara, güzelliklereyse, o kimseyi oraya doğru götürür ve o hayal o kimseye hep ümit ettirir. iyi hayal kuranlar, ümit kapısında dururlar. Bu, yolun başındayken muhteşem bir şeydir. O kimse Allah’a dost olacağını ümit eder, hayırlı rızık ümit eder, hayırlı eş ümit eder, hayırlı çocuk ümit eder. Hayal kurar, iyi güzel doğru şeyler hayal kurduğu müddetçe, o hayal onu iyiliğe sevk eder. Hayal vardır kötüdür, ekşidir. Hayal vardır kokar, leştir. Azazille ortaklıktır, o kimse kötüyü hayal eder, o kimse yanlışı hayal eder, o kimse doğru olmayanı hayal eder ve onu da o hayal şeytanın kapısına götürür. O, ümit etmeyen, o hot gönüllü, hot benlikli, kör gözlü sağır dudak, sağır kulaklı, kötü dudaklı olur. Onu hayali yanlışlıklara doğru götürür. Sufi hayalini iyi tutar. Sufi hayalini güzel tutar. Sufi hayalini derin tutar. Sufi hayalini geniş tutar. Ümid eder, koşar o hayalin peşine, mücadele eder, çalışır o hayaline. iyi olacaktır çünkü, mutlu yarınlar onu bekliyordur. iyi olacaktır. Mutlu insanlar onu bekliyordur. iyi olacaktır. Çöller yeşerecek, yeşeren çöllerde meyve ağaçları bitecek ve gelecek nesil o meyvalarla meyvalanıp yiyecektir. Ümid eder. ‘Subhanallah’ derken onun ümidine ümit eklenir. Cennette onun adına bir meyve dikilmiştir. O muhbir i sadıktan bunu duymuştur. Ümid eder. Çünkü hayali iyidir.

Hayali iyi ve güzel olanlar, hayali kötülüklerden arınmış olanlar; iyiye, doğruya ve güzele doğru koşarlar ve mutlu olurlar. Hayalinizi mutluluğun üzerine kurarsanız, mutluluğu yakalarsınız. Hayalinizi iyiliğin üzerine kurarsanız, iyiliği yakalarsınız. Hayalinizi tatlılığın üzerine kurarsanız, tatlılığı yakalarsınız. Hayal edersiniz, şöyle bir cami yaptırayım. Camiyi yaptırmamışsınızdır daha. Hayalinizde sevap verir size. Hayal edersiniz. Bursa’da Kapalı Spor Salonu’nda değil, stadyumda Allah’ın zikredildiği günleri hayal edersiniz. Allah hayalinizi verir sizin ve stadyum da zikrettiğimizi görürsünüz. Hayal edersiniz. Muhteşem bir sufi programı hayal edersiniz. Herkes bölük bölük islama giriyor. Hayal edersiniz, her yerde gül bahçeleri açmış, hayal edersiniz, her yerde Sünnet i Resulullah gürül gürül yaşanıyor. Hayal edersiniz, aramızda Hz. Peygamber(s.a.v) dolaşıyor, hayal edersiniz aramızda Hz. Ali radıyallahu an dolaşıyor. Hayal edersiniz, her semazenin başında Hz. Mevlana ayrı bir sema ediyor. Hayal edersiniz, bütün semazenler toplanmış ve o eski semazenler, o yeni çocuksu semazenlerin üzerinde sema ediyorlar. Yollarının açıldığını görüyorlar ve diyorlar ki Ya Rabbi, bunlar terk edilmiş yolumuzu yeniden neşvü neva ediyorlar. Hayal edersiniz, dersiniz ki bütün mevlevihaneler açılsın. Biz oraya hizmet edelim. Bizden sonrakinler orada rahat etsinler. Biz öylesine bir yol açalım. Zorluğu biz çekelim. Kur’an ve sünnete dayalı, tasavvufun ana ilkelerine dayalı öyle bir mevlevilik, öyle bir sufilik koyalım orta yere ki hayal ya, arkadan gelenler ona sahip çıkıp düzeltsinler ortalığı ve yine sema hanelerde ‘Hu’, ‘Hu’ sesleri yükselsin.

Yine semahanelerde her çarkta Allah sesleri yükselsin. Yine insanlar Allah’ı sevmeyi öğrensinler. Yine insanlar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aşık olmayı öğrensinler. Yine insanlar birbirlerine muhabbet etmeyi, birbirlerine sevgi ile yaklaşmayı öğrensinler. Yine insanlar kendi aralarında kardeşliği tesis etsinler. Yemen’deki canımızda olsun. Öylesine bir kardeşlik tesis edelim. Hayal bu ya, o kardeşliğimiz öylesine olsun ki menfaatsiz, garazsıasız, ön fikirsiz, art niyetsiz, fisebilillah bir kardeşlik.

Hani Allah beyan etmiş ya, onlar akraba da değillerdir. Birbirleriyle, alışverişleri, menfaatleri de yoktur ama Allah için birbirlerini severler ve Allah için toplanırlar ve toplandıklarında Allah için Allah’ı zikredip dağılırlar. işte onlar var ya, onlar mahşerde hiçbir gölgenin bulunmadığı bir anda, Allah’ın gölgesi altında gölgelenecekler. Hayal bu ya, o hayale doğru koşmak, hiçbir gölgenin bulunmadığı bir yerde, Allah’ın gölgesinde olmak ve o gölgede peygamberlerin gıpta ile bakacağı nurdan elbiseler giymiş zatlardan olmak. Biz peygambere yetişemedik, sana yetişemedik Ya Resulallah, isa’na yetişemedik, Musa’na yetişemedik.Ya Rabbi! Biz Hz. ibrahim’e, ismail’e Yakub’a Yusuf’a yetişemedik. Biz Yusuf’’un güzelliğine bakıp, hayran hayran

onu seyredemedik. Biz Musa’yı seydemedik. Tur’ da bulunamadıK. Biz Yusuf’la kuyuda bulunamadık. Biz Yakup gibi gözlerimizi kör edinceye kadar sevemedik. Ama hayal ettik. Ümit ettik. Bu naçar zamanda, bu karanlık ahir zamanın diliminde, fisebilillah Allah için birbirlerini seven cemaat olmayı hedefledik. Kimsenin gözünün, kimsenin cebinde olmadığı, parasında olmadığı, malında mülkünde olmadığı, eşinde çocuğunda çoluğunda olmadığı, karısında olmadığı, herkesin birbirinin eşine kardeşçesine baktığı, birbirinin çocuğuna kardeşçesine baktığı, birbirine kardeş olarak baktığı, bir dilim ekmeği paylaştığı, bir lirayı bölüştüğü ve birbirine önfikirsiz kardeşim deyip sarıldığı, herkesin birbirinin elini cebine attığı zamanda, senin kimsenin cebine elini atmama, herkesin birbirinin malını mülkünü araştırıp, onun hakkında dedikodu yaparken, senin hiçbir şeyi araştırmaman, kardeşim demen, maddi manevi hiçbir menfaat beklemeden kardeşim demen. Hayal! Ve bütün insanlığın birbirine kardeş olduğu. Hz. Peygamber(s.a.v)’in, ‘Ey insanlar! Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, kardeş olun’ nidasını kulaklarında duyup, bütün insanlığı kardeş edinmek. Hayal ya!

işte böyle hayaller, bunun gibi hayaller. Allah bizim önümüze bir hayal koyar. Ben öyle derim. Allah’ın hayali derim ona. Allah’ın hayali olur mu? Benimki cahilcesine olsun, cahil cesareti olur ya, Allah’ın hayali derim ben. Bütün insanlar islam olmuşlar ve kardeşler, kimsenin kanı zulmen akıtılmadığı, kimsenin inancından, imanından dolayı öldürülmediği, kimyasal silahlara boğulmadığı, atom bombalarının altında öldürmediği, acımasızca mermilerin altında kadın, kız, çoluk, çocuk, yaşlı, ihtiyar, demeden katledilmediği bir dünya. Allah’ın hayali! insanların yeryüzünde fitne çıkarmadığı, fesada boğlmadığı, oluk oluk kanının akıtılmadığı bir dünya. Bu hayalin peşine düşmek, bunu Allah’ın, insanların üzerinde hayal ettiğini düşünürüm. Allah haşa hayal etmez. Belki de bizim için hayal etti. Bunun üzerine siz benim dangolozluğuma bırakın bu sözümü. Deyin ki ya gene bir yerlerden konuştu. Hayal ya, insanların arasında sevgi ile hükmedildiği, sevginin hakim kılındığı, muhabbetin hakim kılındığı ve insanların birbirlerine fütursuzca bir sevgiyle yaklaştığı, yapmacıklıktan uzak menfaatten uzak, ön fikirden uzak, uzak! Bunun bıyıkları böyle, bu şucudur, bunun sakalı böyle, bu bucudur, bu baksana, sakalı şöyle, at bunu, bunun saçı baksana farklı, at bunu. Ya bu ne biçim gömlek giymiş, at bunu. Ya bu şalvarlı değil, böyle müslüman mı olur, at bunu. Ya bu sarıklı dolaşmıyor, böyle mümin mi olur. At bunu. Vay genç, senin sakalların neden, senin saçların neden uzun, at onu. Vay sen ordan genç, yeni gelen, selam veren, saçların neden uzun at onu. Bunların konuşulmadığı, insanların suretlerinden dolayı yargılanmadığı, suretlerinden dolayı itilmediği, suretlerinden dolayı ayrıştırılmadığı, hayal

ya, böyle bir kardeşlik tesis etmek! Evde, iş yerinde, sokakta, kardeşlik tesis etmek, ona kardeşim demek, kardeşim diyebilmek ve onu kardeşçesini sevebilmek, onu kardeşçesine bağrına basmak, onu kardeşçesine, onunla yaşamak, kardeşçesine onunla hayat sürmek, kardeşçesine son nefese kadar, kardeşim var benim diyebilmek ve son nefesten sonra, benim kardeşlerim vardı deyip dünyaya dönebilmek, ne yapıyorsunuz dünyada kardeşlerim, sizi burada bekliyorum diyebilmek ve kardeşliğinizi sakın ha bozmadan buraya gelin. Sakın ha kardeşliğimize bir leke getirmeden buraya gelin.

Ben yine o kardeşlik çatısının altında sizi bekliyor olacağım. Çünkü Muhammed i Mustafa kardeşim dedi. Onun o kardeşim sözüne mazhar olabilecek bir hayat kurgulamak. Onun kardeşi olabilmek. Onun kardeşi! Benim kardeşlerim sonra gelecek. Sizler deyilsiniz. Sizler ashabımsınız, arkadaşlarımsınız ama kardeşlerim ahir zamanda gelecek. Sizlerden sonra gelecekler. Onlar Kur’an’ın yaşanmadığı, Sünnet i Resulullah’ın terkedildi, dinin, islam’ın yere battığı öyle bir zamanda gelecekler ki onlar yeniden kardeşliği tesis edecekler. Yine kardeşlik kuracaklar onlar yine garazsızsız, ivazsız, hesapsız, kitapsız, fütursuz, birbirlerinin kollarına girecekler. Onlar aralarında Güven tesis edecekler. Onlar aralarında inanç tesis edecekler. Onlar birbirlerini itmeyecekler. Onlar birbirlerinin gıybetini etmeyecekler. Birbirlerinin kanlarını dökmeyecekler. Birbirlerini aldatmayacaklar. Birbirlerini kandırmayacaklar. Birbirlerine kötü sözler söylemeyecekler. Birbirlerine yanlış kelimeler kullanmayacaklar. Birbirlerini eleştiri bombardımanının altında tutmayacaklar. Birbirlerine ellerinde bir avuç samimiyetleri olacak ve herkes samimiyetten uzak yaşarken onun elinde bir avuç samimiyeti olacak. Elinde samimiyetiyle gelenler, elinde samimiyetinden başka bir şeyi olmayanlar ve samimiyetini sunanlar, ihlasını sunanlar. işte peygamberin kardeşleri, bunu tesis etmek. Hayal ya ve hayal ya! Ya Resulallah, bunun için mücadele ettik. Biz avucumuzda bir avuç kardeşlik getirdik. Avucumuzda bir avuç samimiyet getirdik. Biz birbirlerimizi ticaret için sevmedik. Biz birbirlerimizi menfaat için sevmedik. Biz birbirlerimizin eşlerine dilimizi uzatmadık. Gözümüz atmadık. Biz birbirlerimizin çocuklarına yanlış gözle bakmadık. Kendi çocuğumuz gibi baktık. Birbirlerimizin mallarına, canlarına, kanlarına namuslarına, şereflerine dilimizi elimizi, gözümüzü uzatmadık. Biz kardeşçesine bölüştük. Kardeşçesine paylaştık. Kardeşçesine verdik. Ve saflarımızı bu noktada sımsıkı tuttuk. Hayal ya, hayali olmalı insanın ve doğru hayalleri olmalı, iyi hayalleri olmalı, güzel hayalleri olmalı, tatlı hayalleri olmalı. O vahşetin içerisinden kendisini o hayal dünyasına atıvermeli. O kan deryasının içerisinden, kendini hayal dünyasına atıvermeli. O her türlü karanlık dehşetinin içinden, kendini o hayale atıvermeli. Hayal ya!

işte o kuyumcuda iyi hayaller kurmadı. Dünya hayali kurdu. Dedi ki mal var, makam var, mevki var, baş olmak var, koş! Azrail de dedi ki koş, sen canını vermeye koşuyorsun. Hayalinizi iyi tutun, güzel tutun.

“O garip kişi yoldan gelince, hekim onu aldı, padişahın huzuruna götürdü. Taraz mumunun başucunda yanıp yakılsın diye izzetle, ikramla padişahlar padişahının huzuruna götürdüler onu. Sonra da hekim, ey büyük padişah dedi. O halayıkcağızı, bu efendiye ver.

( padişahın aşık olduğu, sevdiği o kadını bu adama ver dedi.) Ver de ha-

layıkcağız buna kavuşup iyileşsin.”

Çünkü kadın o kuyumcuya aşıktı. O, gönül yarasına tutulmuştu. Gö-

nül derdi vardı.

Hiçbir dert, gönül derdi gibi değildi. insanın kalbini ince, ince, ince sızlatır. Hani der ya şarkı da, ‘aklımda fikrimde hep sen varsın.’ Gönül yarasıdır. Aklında, fikrinde, hep o vardır. Gönül yarasıdır. ‘Akşamın olduğu yerde bekle diyorsun, gelmiyorsun’ yine akşamın olduğu yerde bekler. Gönül yarasıdır. Gelmeyeceğini bilse de bekler. Gece olur. ‘Dün gece mehtaba baktım, seni sandım’’ der. Yine gece olur. Yine mehtabı bekler. Gönül sızısı! Hiçbir sızıya benzemez. Her baktığını o zanneder, koşar. Olsun der. Bakar ki o değilmiş ama yine ümit eder. Yine koşar, yine o zanneder. Yine bakar ki, yine o değilmiş. Yanıldım yeter artık, yoruldum demez. Gönül sızısıdır. insanın içerisinden ilmek ilmek canından alır, götürür sanki. Orda, bir sızı vardır. Her daim inler, her daim kanar. Hiçbir merhem yoktur. Hiçbir dikiş yoktur. O yarığı dikecek, birleştirecek hiç bir iğne iplik yoktur. O damlayı, o sızıntıyı dindirecek hiçbir merhem yoktur. Gönül sızısıdır adı. Ne kadar güzel koymuşlar. Her sızı geçer, o geçmez. Her yarayan kanı diner, o dinmez. Herkese sabah olur. Ona olmaz. Herkese söz verilir, yerine getirilir, onunki olmaz.

Gönül sızısı! Bekletir, ümid ettirir, kapıda durdurur. Hep o sızıyla yaşar o. En güldüğü zamanda dahi, sızının acısını çeker. En neşeli anı, içindeki sızının en kabardığı andır. Çünkü öylesine kabarmıştır ki o gönül sızısı ona mutluluk verir. Çünkü sızı, onun içindir. Çünkü yara onun içindir. Herkes yarasını tedavi etmek ister. O yarasını daha da deşmek ister. Herkes sızısını dindirmek için binbir tane ilaç içer. O sızısını artsın diye ilacı keser. Gönül sızısı! Hiçbir sızıya benzemez. işte dedi ki bu halayıkcağızı ona ver. Bu halayıkcağızın sızısı geçsin. Bu kadının derdi bitsin, bu istediğine kavuşsun. Seven sevdiğinde vuslat bulsun. Seven sevdiğine kavuşunca, gönlü rahatlar. Sızısı biter. Sevdiğinize kavuştuğunuzda sızınız biter. Sevdiğinize kavuştunuzda, yaranız biter. Bir kadın sevmişsinizdir. Ona kavuştuğunuzda sızınızın bittiğini görürsünüz. Bir erkek sevmişsinizdir. Ona sarıldığınızda

sızınızın bittiğini düşünürsünüz, biter. işiniz bitmiştir artık. Sonra da döner ben bu adamı mı sevmiştim dersiniz. Sonra döner, ben bu kadını mı sevmiştim dersiniz. Öyledir. Hatta bir müddet sonra ‘nereden sevdim bu zalim kadını, bana zehretti hayatın tadını, sormayın söyleyemem asla adını, bana zehretti hayatın tadını’ der, şiirler yazarsınız. Nereden sevdim ki seni dersiniz, seni gördüğüm güne lanet ediyorum, ben ne günah işledim de seninle karşılaştım, ben seni nereden sevmişim ya, nasıl sevdim ki ben seni, Allah beni kahretseydi de seni sevmeseydim. insan öyledir.

işte, hekim dedi ki, ey padişah, hekim meseleye aşina, hekim meselenin başına, gözüne vakıf. Hekim meselenin evvelini, ahirine vakıf. Dedi ki ey padişahlar padişahı, bu senin sevdiğin halayıkcağız var ya, her gün gözünün önünde yudum yudum eriyen, sararıp solan ve senin de onun sararıp solmasını gördüğünden dolayı, her gün üzüldüğün, her gün kahrolduğun, ülkeye hekimler getittirip, hekimlerin hepsine de ilaçlar denetip, onu iyileştirmek için uğraştığın o canından fazla sevdiğin o halayıkcağız var ya, bu kadın var ya, evet, dedi ki bunu sen, bu kadının sevdiğine ver. O padişahlar padişahı hekimin sözüne muti, hekime inanmış. Hani demişlerdi ya rüyamda bir piri fani göreceksin. işte o piri fani bizim, bizdendir. Bizim dostumuzdur. Bizim hekimimizdir. Ona tabi ol. Ona inan. Ona iman et. Onun sözünü dinle. Hani padişah pencerenin ucunda durmuştu ya. Pencerenin ucunda uzaktan serap misali geliyordu bir ay yüzlü ya. işte o hekime tabi olmuştu.

“Ver de halayıkcağız buna kavuşup iyileşsin. Bununla buluşma suyu,

ateşi söndürsün. Padişah o ay yüzlüyü, ona bağışladı.”

Bağışlayanlar padişahtır. Ay yüzlüleri feda eden padişahtır. Bağışlarsınız, bağışlarsanız padişah olursunuz. Affedenler, tasadduk edenler, padişahtır. Tasadduk eden, padişahın ahlakıyla ahlaklanmıştır. Bağışlayan, padişahın sünnetiyle sünnetlenmiştir. O sultanın sünnetidir. O, Allah’ın sünnetidir. Onun sünnetlerini yerine getirenler, padişah olurlar ve padişah o canı gibi gördüğü, canı gibi sevdiği halayıkcağızı, o hekimin sözüne baktı, bağışlayıverdi.

“Birbirleri ile konuşup görüşmek isteyen o ikisini birbirine çift etti.”

Dedi ki al nikahla kendine bunu. Senin o, doyun birbirinize. Bu, hot gönüllülerin anlayacağı bir şey değildir. Bu karanlık gönüllülerin anlayacağı bir şey değildir. Bu azazilin hakim olduğu gönüllülerin anlayacağı bir şey değildir. Bu afla, mağfiretle, bağışlanma ile yoğrulmuş gönüllülerin anlayacağı bir şeydir.

“Altı ay murad alıp murad verdiler, o kız da iyice iyileşti.”

O kız dedi ki sevdiğime kavuştum ben, canıma can katana kavuştum. Tenimi renklendirene kavuştum. Tenime bir dokunuşuyla sanki bin bir ferahlık verene kavuştum. Bir bakışıyla yüreğimi yaralayana kavuştum. Bir dokunuşuyla ciğerimi dökene kavuştum. Bir dokunuşu ile beni bulutların üzerinde dolaştırana kavuştum. Canı rahat etti, iyileşti. Seven sevdiğini görünce iyileşir. Seven sevdiğini görünce marazlarını atar. Seven sevdiğini görünce dertlerinden geçer. Seven sevdiğini görünce sıkıntısı aklına gelmez. Atar sıkıntısını. Sevenin derdidir sevdiği. Aşığın derdidir maşuğu. Bir saçının telini görse, bütün hastalıklara şifa bulur. Bir gözünün kemanını görse, bütün dertlerinin bittiğini görür. Bir ona uzaktan bir nefes verse ister sıcak olsun, ister soğuk ona bin bir nefes katar. Aşık, bir nefese muhtaçtır. Aşık, bir dokunuşa muhtaçtır. Aşık, bir kelimeye muhtaçtır. Aşık, bir harfin noktasına muhtaçtır. Ondan gelsin, bir harf gelsin. Kızsın yeter ki isterse azarlasın, isterse yerden yere vursun, maşuku vursun, isterse kovsun, açsın kapıyı, koydum seni desin. Ne büyük müjde, ne büyük mutluluk, desin ki seni affetmedim, ne büyük mutluluk. Desin ki seni istemiyorum, ne büyük mutluluk. Desin ki sen ne yapmaya geldin yine kapıma, ne büyük mutluluk. içerden seslense, yine mi sen geldin dese, git istemiyorum dese, ne büyük mutluluk. Aşık için maşukundan bir harf duymak, ne büyük mutluluk. Saçının bir telini gösterse, telinin zerresini gösterse, ne büyük mutluluk. Bir bakış fırlatsa, uzaklardan gelse ne büyük mutluluk, ne büyük mutluluk! Aşığın derdi maşuğu. Ona kavuşmak uzak hayal ama ondan bir şey görmek ne büyük mutluluk. işte baktı ki kadıncağız, sevdiğini gördü. Tenine can katanı gördü. Ruhuna genişlik vereni gördü. Bedenine tatlılık, diline damağına tat vereni buldu. Altı ay iyileşti, serpildi, semirdi. Aşık maşukuna kavuştu.

“Bundan sonra hekim kuyumcuya bir şerbet hazırladı, içirdi. Kuyumcu, kızın önünde erimeye başladı. Hastalık yüzünden kuyumcunun güzelliği kalmayınca kızın canı da onun derdinden kurtuldu.”

Tene aşık olanlar, görüntüye aşık olanlar gösterişe aşık olanlar, arabasına aşık olanlar, evine aşık olanlar, güzelliğine, vücuduna aşık olanlar, göğsüne, dudağına, kaşlarının kemanına aşık olanlar, aşk ı mecaziye kapılanlar. Sebep gidince, hiçbir şey kalmaz. Dudak gidince, dişlek bir kadını sevmez olur erkekler, dudak gidince, dişlek bir adamı sevmez kadınlar, görüntüye ve tene, mecaza aşık olanlar, o mecaz sebebi bitince, aşkları biter

“ve kuyumcu çirkinleşir kötü bir hale gelince, yüzü sararıp solunca,

kızın gönlü de yavaş yavaş soğudu ondan.”

Hani kadın demiş ya herif senin bir gözün körmüş. Her gün file ile gelirmiş ya demiş ki ya bir gün filesiz gelince, herif senin bir gözün körmüş demiş. Hani insanların eline bakarlar ya, adam eve gelir. Yemek hazır mı

değil mi. Yemek hazır değilse ne kötü kadınsın sen, bir yemek dahi yapmıyorsun. Oysa yıllardır yemek yapar kadın. Bir gün gelmez aklına ne güzel bir yemek hazırlamışsın, muhteşem bir sofra hazırlamışsın. Ey sevgilim, ne kadar tatlıydı yaptığın yemek, demez. Sevgilim, aşkım, canım, bir soğan dahi getirsen razıyım sana. Kıraç söylüyor şarkılarda, iki gönül bir olunca, samanlık seyran olurmuş. Gir samanlığa da göreyim seni. Bir tahtanın üstünde otur bakayım bir, git bir kenar mahallede oturacağım de bakalım ne diyecek. iki gönül bir olunca samanlık seyran mı oluyor, yoksa hüsran mı oluyor! Görüntüye aşık olanlar aşık olanlar, tene aşık olanlar, hakikati görmeyenler, iyiliği, güzelliği, doğruyu, iyi ahlakı görmeyenler, onlar o görüntü kaybolunca, o mecaz geçince, aşkları biter. Ona bir sefer tadını alınca, aşkı biter onun. Bir öper aşkı biter. Bir cinsel ilişkiye girer, aşkı biter. Çünkü sebeptir o.

Sebepler onu yönlendirmiştir. Kadının göğsü erkeği yönlendirmiştir, arkasından çekmiştir onu. O güzel göğüslü bir kadını seviyordur. Güzel göğüsleri sevdiği için arkasından gitmiştir. Güzel göğüsler kaybolunca, adam da kaybolur. Sebep onu taşımıştır. Kadın, güzel arabalı bir erkek istiyordur. Güzel araba ortadan gidince, sevgide kalkar orta yerden. Sebeplere yönelmiştir. insanların büyük bir çoğunluğunu, sebepler yönlendirir. Bugün bayanlara az bir şey sohbet etmiştim. Yağmur yağınca şemsiye alır ya yanına, şemsiyesiz hiç kimse yağmura çıkmaz. Sebepler onu götürür. Bugün kar yağdı, arabayı çıkarmayacak. Niçin? Kar yağdı çünkü, sebepler onun arabayı dışarı çıkarmasını engelledi. Arabayı çıktın vurdun. Cevdet arabayı ben filanca yerde vurdum, onu göze almaz. Sebep? Kar yağdı, trafiğe çıkma. istanbullular öyle diyordu. Efendim kar yağıyor ama ne yapacaksınız, bu cuma gelecek misiniz? Ha, geleceğim. istanbul’da çok kar yağacakmış. iyi yağsın, yolda kalırım ben. Siz bilirsiniz ama zorluk çekmeyin diye söyledik. Ben zorluğu çekeceğim. Siz toplanın, bir kişide olsanız geleceğim ben. Öyle ya Amerikalılar gibi olduk. Yarın kar yağacak, hiç kimse çıkmıyor. Sebep, bizi idare ediyor, yönlendiriyor bizi. Televizyonda spiker söylüyor, yarın şu saatler arasında kırkbeş derece sıcaklık olacak, saat onbir ile saat dört arasında işte kalp rahatsızlığı olan, şeker hastalığı olan, tansiyon ilacı olan, çocuklar, yaşlılar, ihtiyarlar, kadınlar, çıkmasınlar. Sokaklar, bomboş. Sebep, yönlendirdi bütün herkesi. Ben çıkıyorum, beynim kaynasın diyen yok.

Çıkana deli bu! Lan deli sensin. Bir laf söyledi kaldın evde. Bu karda çıkar mı? Camdan uzanıyorlar. Hacı nereye gidiyorsun? işim var, işe gideceğim diyorum, kar yağmış ya. Namazgah da dik. Oynatıyorum, bijjj gidiyor. Cevdet, ben çıkıyorum abiciğim, haberin olsun ha. Bi gün dedim, Cevdet çıkıyorum, haberin olsun ha. Dükkandan bir yere gitme, vuracağım çünkü

ben bir yere ama ben çıkacağım. Çıktım, vurdum. Açtım, vurdum Cevdet dedim. Neredesin dedi. Filanca yerdeyim dedim. Evin yirmi metre altında. Karları aşa aşa geliyor. Yol açıldı. Diyeceksiniz ki kaldın mı? Hayır. Gittim yine. Kar seni yönlendirmesin, sen karı yönlendir. Yağmur seni yönlendirmesin. Dolu seni yönlendirmesin. Sıcak seni yönlendirmesinin. Televizyondaki haber seni yönlendirmesin. Moda seni yönlendirmesin. Reklam seni yönlendirmesin. Reklamla yönetiyorlar sizi. Kadınlara bir örtü modası çıkıyor. Hüra, herkes aynı örtüden. Üç dört yıl önce, her taraf patlıcan tarlası gibi. Mor kadınların başı. Bir bakıyorum bordo her taraf, bir bakıyorsun o sallama dolama kocaman örtü, bellerine kadar. Herkeste aynı. Bu kış kreasyon ne olacak biliyor musunuz? Ne olacak, çul giyeceksiniz. Herkesin sırtında çul. Dün bakmıyordunuz. Amerikan bezinden bir pantolon yaptılar bundan otuz yıl önce, Amerikan bezinden pantolon giyiyordu millet. Bildiğiniz patiska pamuğu pamuk. Denizli işi, düz tezgahta vur Allah vur. Pamuğa pamuk. Herkes ondan giydi. Keşke öyle olsa, sağlıklı. Yok!

Birisi donunu giydiriyor, kalçasından aşağı kadar, herkes kalçadan aşağı donunu değiştiriyor. Adamlar bile, kalçada adamın pantolonu, eğiliyor kabak gibi. Vurdum birine namazda. Görünüyor! Dedim abiciğim, görünüyor. Haram. Erkek erkeğe de haram. Erkek erkeğe de! Erkeğin normalde diz kapağı ile göbek deliğinin arası haram. Erkek erkeğe de haram, kardeşim sen bana poponu gösterme. Senin poponu seyretme noktasında değilim, haram ama giydi yaTarkan, hüraaa, herkes Tarkan olacak. Oğlum, Tarkan Amerika’da bir yerlerde görülmüş bak, sen de orda mısın? Çocuk kalıyor. Oğlum neden uydun ona? Oğlum Tarkan uyulacak insan mı, sen onun gibi yaşayamazsın. Onun bir ayakkabısı vardı. Viking gibi, vikinglerin gemisi gibi önde, bir bakıyorsun adam, boyu bir atmış, adamın çocuğun ayakkabı kırkbeş santim, kendinden önce ayakkabı gidiyor, burnu önde! Be mübarek çocuk, neden? Ama yönlendiriliyor. Birisi giydi onu, birisi tıraşını öyle yaptı.

Şimdi beni tanıyanlar bakar. Ulan Bursa’ya geldiğinden beri yirmi yıldan beri adamın kafası aynı. Kenarlar üç numara. Yukarısı dört numara, traş çok basit. ilhan şurda bile tıraş ediyor beni. Ayna yok, tarak yok, makas yok. Çıt çıt çıt çıt çıt çıt. Oldu tıraş. Haydi. Selamünaleyküm, aleykümselam. Yirmi yıldan beri aynı. Kimisi kafasını dikeltti, kimisi kenardan kazıttı, kimisi çizdirdi. Hepsi de döndü dolaştı, şekilden şekile girdi. Bir benimki şekle girmedi. Aynı şekilde devam ediyor. Yönetilme, yönlendirme, sebepler! Sebeplere göre yaşıyor, sebeplere göre, herkes. Hava sıcak, ince giyiniyoruz. Hava sıcak, kalın giyinen yok. Birisi buraya zaten takım elbiseyle girse ya milletvekili ya vali ya bürokrat. ya bir şey diyeceğiz. Bu normal adam demeyeceğiz. Hava şartlarını düşünmeyiverin. Hani sıcak, klima açıyorsun. Açma,

terle. Dün akşam ısıttım içerisini. Terliyorum içeride. Ne kadar güzel. Buram buram. E klima var! Vaarrr. Hep soğutacak değilim ya. Bir de ısıtayım dedim vücudu. Soğut soğut nereye kadar. Dedim kaynasın biraz. Yönlendirme ile sevdi, sebeplerle sevdi, sebeplerle! Sebepler onu o tarafa götürdü. Annesi dedi ki evladım, şöyle güzel kız, böyle güzel kız. Bizim ailemize yakışır. Tamam! Ya ben sarı saçlı istiyordum ama bu siyah saçlıymış, ya ben mavi göz istiyordum ama bu kara gözlüymüş. Ya ben şöyle istiyordum ama bu böyle. Bu böyle istiyordum ama böyle. Aaaa, bunu alalım bak. Daha ne istiyorsun, ha tamam, alalım. Yenildi adam! Adam yenildi.

Dükkandan örnek verdim bugün, aynı örneği vereyim. Şimdi birisi bir şey alacak. Öbürkü diyor ki alma onu. Neden? Senin mutfağının rengine uymaz ama çok güzel diyor şimdi yanındaki kadın tamammı, uymaz dedim ya sana! Şunu al. Kızcağız aldı onu. Yenildin dedim kıza, böyle baktı, dedim ki hiçbir zaman sevdiğine kavuşamayacaksın. Gözleri doldu hemen, pırıl pırıl, cam gibi, tomurcuk oldu. Kavuşamadım zaten dedi. Bitti! Sebepler yönetti onu. Annesi babası yönetti onu. Sülale yönetti onu. Havanın sıcaklığı yönetti onu. Havanın soğukluğu yönetti onu. Televizyonda bir haber yönetti onu. BBC bir altyazı geçti, yönetti onu. Filanca yerden bir haber duydu, yönetti onu. Twitter’dan bir haber geldi, yönetti onu. Yönetti, farkında değilsiniz, yönetiyorlar bizi. Yönlendiriyorlar bizi. Biz oturup, idrak edip, tefekkür edip, kendimiz olamıyoruz. Kendimiz değiliz. Kuru fasulye böyle yenir, böyle yiyeceksin kuru fasulyeyi. Nasıl yenir? Kuru fasulye yanında pilav yenir. Kuru fasulye yanında patlıcan musakka yenmez. Kuru fasulyenin yanında patlıcan musakka yiyecek olan…Ne iş? Köftenin yanında patlıcan musakka yenmez. Biz yedik, afiyetle. Mutlu olduk. Köftenin yanında patlıcan musakka yedik. Var mı yiyen, elini kaldırsın? Hiç kimse yemedi değil mi?

Kendiniz değilsiniz! Alışılagelmiş bir şekilde hayatınızı yaşıyorsunuz. Alışılagelmiş bir hayat yaşıyorsunuz. Köftenin yanında salata yenir, şira içilir. Doğru mu? Evet! Devam edin. Kuru fasulye yanında pilav yenir, cacık yenir. Devam edin, aynı şey, aynı şey! insanlar böylece yönlendirilip yönetilirler. Sebeplere bağlı yaşarlar. Sebepler onu yönlendirir. Yağmur yağıyor. Siz, yağmura çıkmışsınız, ıslanayım demezsiniz. Elinde şemsiye, sucuk gibi ıslanan bir kız eve giderse annesi, babası, bütün herkes feryat figan eder. Aklın yok senin. Neden? Niçin şemsiyeyi açmadın. Senin yağmurda ıslanma özgürlüğün dahi yoktur. Sen yağmurda göğsünü gere gere böyle oh, ne kadar güzel ıslanıyorsun ya! Biri dedi ne yapıyorsun? Yağmur damlalarının arasından geçeceğim diye uğraşıyorum dedim. Böyle baktı. Bakıyor bana öyle hani tepkim ne olacak diye. Yürüyorum ben yağmurda. Dedi nasıl oluyor?

Sen geçemezsin dedim. Nasıl dedi, ıslanırsın sen dedim. Sen de ıslanmışsın dedi. Senin gözün kör dedim. Hacı abi, dalga mı geçiyorsun, kırık mısın dedi. Kendini aynada görüyorsun dedim. Islanamazsınız! Siz bir derede yıkanıp yosun kokamazsınız. Siz bir derenin kenarında oturup kendi kendinize cinnilerle muhabbet edemezsiniz. Yapamazsınız! Hiç yosun koktunuz mu? Hiç yosun kokusunu biliyor musunuz? Kurbağalarla beraber suyun içerisinde duran var mı elini kaldırsın? Bir, iki, üç kişi, dört beş.. Mecburiyetten değil, severekten. Ooo, bak! Yalnız değilmişim. Kırıklar var elhamdülillah.

Tersine yaşamak değil. Tersine yaşamak değil! Burda sebeplerin sizi yönetmemesi, kendinizi yönetmeniz, kendinizi yönetmeniz. işte sebeplerin yönetmediği insanlar, enteresandır. Onların kıymetini bilin. Köftenin yanında patlıcan musakkası yiğenin kıymetini bilin. Evet! Müthiş bir şey. Şimdi usta karşıda, kayhanda, şimdi herkes geliyor değil mi? Ne yiyecek, iskender kebap yiyecek. Aynı stil öyle değil mi? Evet. Sormuyorlar bile, yoğurtlu mu yoğurtsuz mu? Değil mi usta, var mı soran hiç, yok değil mi soran hiç. Herkes, kes, cırrrt, kes, koy pidenin üstüne, yanına yoğurdunu koy. Üzerine tereyağını kızdır, ver. Herkes aynısını yiyor. Herkes aynısını yiyor. Hiç hiç! Mutad, mutad! On bin kişide, kaç yıllık ustasın usta? Kaç? Otuz beş senelik. Otuzbeş seneden beri senden kaç kişi pidesiz sadece kebap istemiştir? Hasta masta olmadığı halde? Hiç. Bitti! Yemeğimiz, giysimiz ayakkabımız, eve aldığımız sebze meyve, kıyafetlerimiz, eşyalarımız, herşeyimiz yönlendirmenin sonucu. Birileri yönlendiriyor bizi. Ama bu tarikat oluyor. Ama bu şeyh efendi oluyor ama bu hava durumu oluyor ama bu siyasetçiler oluyor ama bu bürokrat oluyor ama bu devlet oluyor ama bu hükümet oluyor ama bu moda oluyor ama bu bizim hevamız, hevesimiz oluyor.

“Bir renk yüzünden meydana gelen aşklar, aşk değildir. Sonunda ayıp

Bir renge aşık olduğunda, renk gidince senin ona aşkın biter. Bu neye benze hani böyle çok güzel renkli bir gömlek almışsınızdır, rengi solunca onu atarsınız, atmaz mısınız. Evet! Hani çok sevdiydiniz o gömleği? Gömleği değil, siz rengini sevmiştiniz. Rengi gidince sevgimiz bitti. Rengi olan sevdalar böyledir. Hani görüntü, ay ne kadar güzel. Mavisi çok hoşunuza gitti. Hey evde hanımefendi, biraz çamaşır suyunu kaçırdı, rengi açıldı. Bir de kızdınız, bunun rengi açılmış. Bunu neden renklilerin yıkanacağı deterjanla yıkamadın? Bir de renkliler için deterjan çıkardılar ya, renklilerin deterjanı ile yıka. Niçin elde yıkıyorsun, çamaşır makinesi var. At içine, elde yıkamayınca aaa, elleri bozuldu. Pantolonlarınız, gömlekleriniz elde yıkanmıyor değil mi? Size diyorlar bulaşık, çamaşır makinesinde yıka. Neden? Çünkü üç dört sefer çamaşır makinesinde yıkandı mı rengi ve evsabı

bozulacak. Seneye bir daha alacaksınız. Hele iş bilmez bir kadın, triko kazağı da attı mı çamaşır makinesine. Çıkaracak düdük gibi onu. Veleddallin amin.

“Keşke tamamıyla ayıp olsaydı da başına bir kötülük gelmeseydi. Irmak kesilen gözlerinden kanlar aktı yüzü canına düşman kesildi. Tavus kuşunun da düşmanı ayaklarıdır. Nice padişah vardır ki gücü kuvveti öldürmüştür onu.”

deyip buradan devam edeceğiz. Tavuskuşu niçin ayaklarına düşman? Değil mi? Bir padişahın gücü kuvveti nasıl ona düşman. Müthişş! Arkası haftaya. 209 dan hatırlatın. Unutkanlık var ya ben de. O yüzden. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun.

El Fatiha maassalavat.

https://www.youtube.com/watch?v=5DtDqdWCfRI&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=35

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı