307. Mesnevi Şerhi 2180. Beyitten konusunda Mustafa Özbağ Efendi’nin değerli sohbetlerinden derlenen bu içerik, 307. mesnevi şerhi 2180. beyitten hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.
307. Mesnevi Şerhi 2180. Beyitten Hakkında
Mesnevi Şerhi (2180. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2180. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftal zikir femennehu la ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah. Hak muhammeden resullah mselin velhamdülillahi rabbil alemin. Selâmün aleyküm. Aleykümselam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin.
Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti. Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Dünyanın neresinde olursa olsun. Müslümanlara nerede zulmediliyorsa, nerede hakkına, hukukuna tecavüz ediliyorsa, nerede topraklarına, anına, şerefine, namusuna tecavüz ediliyorsa. Hak hepsinin de intikamını aldırsın. En son 2180’de kalmışız. Geçen hafta. Ömer o ihtiyarın yüzüne bakıp da onu utanmış, çehresini sararmış görünce, “Benden korkma, ürkme.
Çünkü sana haktan müjdeler getirdim.” demişti. Devam ediyor. Allah senin huylarını o derece metetti ki nihayet. Ömer’i senin cemaline aşık etti. Ömer radıyallahu anh hazretleri o ihtiyar çalgıcıya söylüyor. Allah seni o kadar metetti ki diyor sonunda da. Ömer’i senin cemaline aşık etti. Senin huylarını o derece methetti. Aslında bu batında gizli olan o velinin hani çalgıcı. Allah dostu. Allah dostunun gerçekte hakikatte. Allah ilinde kıymetli olduğunu gösteriyor.
Hak onu kendi indu kıymetlendirmiş. Onu bu noktada methetmiş. Kendi indle dışarıdan bakarsan hani bir ihtiyar çalgıcı ama. Hak onun kendi dostlar dairesini almış. Öyle olunca o dost dairesinde o kendince dost dairesinin hakikatini yaşıyor. Çünkü huy demek iyi ahlak demek. Iyi ahlak da marifetin meyvesiddır. Sufilik iyi ahlakın üzerine kuruludur. o bir kimsenin ahlakı iyiyse o marifet meyvası yer. Eğer ahlakı düzgün değilse, ince bir ahlaka sahip değil ise o marifet meyvesi yiyemez.
O yüzden o kimse o güzel ahlaklandığında. Hakk’ın ahlakıyla ahlaklanmış olur ki o zaman. Hak kendi sıfatsal tecelliyâtını o kimsenin üzerinde görür. Dostun üzerinde görür. Sünnet-i seniye ittiba etmek, sünnet-i seniye bağlanmak o yüzden çok önemlidir. O kimse o güzel ahlakı peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den öğrenir. Bizde normalde velayet yolunda gidenler şeyhlerinden öğrenirler. Şeyhlerinin yaptıklarını taklit ederler. Nüüvvette ise herkes kendisini.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıyla ahlaklandırmaya çalışır ki bu doğru sahih olan yol budur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıyla ahlaklanacak. Ondan öğrenecek ahlakı ve öyle olursa. o zaman o kimsenin ahlakı diğer insanların arasında tabiri caizse florasal lambası gibi görünür ve o kimsenin ahlakı düzgünleştikçe farzları yerine getirdi. Allah’ı çokça zikrediyor. Ahlak da düzgünleşince o hani içten içe, gizliden gizliye o kimse.
Allah dostlarının arasında olmaya başlar. Nefis meratipler olarak emmare levvame mülüme mülhüme mutmainliye geçer. Mutmainliğe geçince o kimse evliyadan olur. O böyle artık bundan sonra o. Allah dostlarının arasında ismi yazmaya başlar. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin dilinden devam ediyor. Diyor ki nihayet. Ömer’i senin cemaline aşık etti. Ömer o dostun cemaline aşık oldu. Çünkü normalde hani. Ömer efendimizin kimliğini düşünecek olursak sert bir mizaca sahiptir.
Keskin bir mizaca sahiptir. Sert bir mizaca sahiptir. O noktada böyle tavizsiz bir mizaca sahiptir. Öyle olunca o hani adaletin timsali olan. Ömer efendimizin dilinden diyor ki bu. Ömer senin cemaline aşık oldu. Bak sana aşık oldu demiyor. Senin cemaline aşık oldu. Çünkü bir veli. Hakk’ın cemaliyle cemalleşirse ki bu son haddedir. Onun cemaliyle cemalleşince onun cemali oldu. Onun cemali dostun cemali oldu. Ömer radıyallahu anh hazretleri de diyor ki, “Normalde senin cemaline aşık oldum.
Hakikatte onun üzerinde tecelli eden. Allah’ın cemal ismi şerifidir. Allah’ın cemal ismi şerifi olunca bir kimsenin manevi olarak cemaline aşık olmak. Hakk’ın cemal ismi şerifinin tecelliyâtına aşık olmaktır. O yüzden normalde bu böyle şehvani bir hayranlık değil. Şehvani bir aşk da değil bu. Bu ilahi bir aşk. Bir insan bir mürşid-i kamilin yüzüne bakar. yüzüne bakınca ona normalde cezbeder. Onu cezbedir. Onu bir cezbeye katar. Bir cezbeye katınca da o kimse onun cezbeye katıldığı için onun cemaline aşık olur.
Buna cezbe budur. Allah dostunu gördüğünde o kimse onun cazibesine kapılmak veya onun cezbesine kapılmaktır. Cezbe budur. Ve o kimse ki hakikatte. Hakk’ın onun üzerindeki sıfatsal tecelliyâtına cezbelenir. Ama öbür türlü nefisten oluyorsa nefisten olanları zaten itibar etmiyoruz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin cemaline aşık olma hakikatte. Hakk’ın cemaline aşık olmaktır. Çünkü onun cemali onun cemalinin tecelliyâtıdır. Allah hiçbir şeye benzemez.
Allah hiçbir şeye benzemediği gibi. Hak peygamberinin cemalini cemaline benzeter. Ve o hakikatte sen peygamberin cemaline aşık oldun diye düşünürsün. Ama hakikat noktasında o. Hakk’ın cemalidir. Allah dostları da öyledir. Onların cemaline baktıklarını hani hadis-i şerifte. Allah’ın öyle kulları vardır ki hani onlar hatırlandığında onlar görüldüğünde. Allah hatıra gelir der. Allah dostlarıyla alakalı hadis-i kutside onlara baktığınızda hatırınıza. Allah gelir der.
Allah gelince. Allah’ı zikreder. Veyahut da. Allah’ın öyle kulları vardır ki seni zikre davet eder. Sen onu normalde onun davetine icabet edersin. Allah hatıra gelir. Ama hadis-i kutsi nettir. Hadis-i kudsi der ki. Allah’ın öyle dostları vardır ki onları onlar görüldüğünde. Allah hatıra gelir. Bu normalde. Allah o kimsenin. Allah dostu olduğuna işarettir. Onun bakarsın cemaline. Cemaline bakınca seni cezbeder. Seni cezbedince. Allah hatırına gelir. Başka bir hatırına gelmez.
Bir başkası dahi ona baksa kimisi mesela. Allah dostunu tanımayan bir kimse onu. normalde şehvani bakar. Şehvani bile dahi bakar ona. Şehvani dahi bakması onun cazibesine kapılması. Yoksa onun beyaz sakalına ondan sonra baktığında o kimse ihtiyar beyaz sakallı birisi onu kim hani öyle şehvani bakacak diye düşünürsünüz. Şehvani bakan şehvani olarak cezbeder. İlahi bakan da ilahi noktada cezbeder. Ömer radıyallahu anh hazretleri de diyor ki sen koca. Ömer’i kendinin cemaline aşık ettin.
Cemaline burada kendine aşık ettin demiyor. Cemaline aşık ettin. O yüzden normalde bu tabii böyle bir olunca o kimse cemaline aşık olduğu ona teslim olur. O normalde beğenmekten muhabbete, muhabbetten sevgiye geçer. Sevgiden sonra hayrete geçer. Hayret arada bir perdedir. Her makamın arasında bir hayret perdesi vardır. Beğenmekten muhabbete geçerken de hayret perdesi vardır. Muhabbetten sevgiye geçerken de. hayret perdesi vardır. Sevgiden aşka geçerken de hayret perdesi vardır.
O hayret perdesinde o kimsenin hayreti ve hayranlığı artar. O perdelerin arasında işte. Ömer radıyallahu anh hazretleri de o cemalin zevkine varıyor. O cemalin hayretine varıyor. O cemalin bu noktada kendisini hayret perdesinde görüyor. Otur şöyle önüme. Uzaklaşmaya kalkışma. Kulağına devlet ve ikbal aleminden bazı sırlar söyleyeyim. Allah sana selam söylüyor. Halini hatırını soruyor. Hadsiz, hesapsız zahmetlerden, kederlerden ne haldesin? Tabii bu böyle. Ömer radıyallahu anh hazretleri çalgıcıda bir ürkme var ya, bir korkma var.
Ömer devlet başkanı. Kim yanlış iş yapıyor onu adalet mekanizmasıyla cezalandıracak olanı cezalandırıyor. Keskin bir kimliğe sahip. Sert bir kimliğe sahip. O tabiri caizse hani geçmiş derslerde müntesip böyle işte. adliyenin başında örneğin işte devlet başkanı düşünün devlet başkanı gelmiş mezarlıkta bir adamı normalde bir adamla konuşuyor. Şimdi öyle devlet başkanları yok da çünkü. Hak’tan ilham alan devlet başkanı lazım buna. Bu farklı bir devlet başkanı.
Ömer efendimiz. Böyle olunca tabii bir de. Ömer efendimizin sertliği, keskinliği, adalet kılıcının havada olması bütün herkes. Ömer efendimizden tabiri caizse ürküyor. Mesela bir kim kolay. Ömer efendimize bir kimse meramını zor anlatır. Öyle şeyi yoktur. Öyle olunca tabii o çalgıcı da ondan ürküyor. Biraz korkuyor. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin. O yüzden normalde onu sakinleştiriyor. Diyor ki sakin ol. Otur şöyle önüme otur. Uzaklaşmaya da kalkışma. Kulağına devlet ve ikbal aleminden bazı sırlar söyleyeyim.
Ömer radıyallahu. anh hazretleri rüyasında görüldü ve o zahirde hor hakir görünen bir kimse zahirde hor hakir görünürken koca. Ömer mezarlıkta onu buldu ve onunla hasbi hal ediyor. Ömer onun çünkü görmüş olduğu o ona gelen ilhamla onun gerçek hakikatini maneviyatını gördü. Gerçek hakikatini, maneviyatını görünce o ilahi müjdeyle o kulun mazar olduğunu biliyor. Ömer radıyallahu anh hazretleri ona hürmet ediyor. Ona saygılı davranıyor. Ona müşrik davranıyor.
Ona yumuşak davranıyor. Ve kendisinden korkmamasını çalgıcı olduğu için ona ceza vermeyecek. Çünkü çalgıcı neysi vardı elinde? Çalgısı vardı. Çalgısıyla gitti mezarlığa ve dedi ki öyle niyet etti. Bundan sonra dedi insanları eğlendirmek için yapmayacağım ya. Bundan sonra dedi ben. Allah’a öyle dedi. Ben bundan sonra her şeyimi senin için yapacağım. O yüzden normalde. Ömer radıyallahu anh hazretleri de onun kalbini incitmiyor. Onu rahatlatıyor. Onu yumuşak bir şekilde ona anlatıyor.
Şimdilik şu birkaç dinarı ibin parası olarak al. Harca da bitince yine buraya gel. İhtiyar bunu işitince kendini yerden yere vurup ellerini ısırmaya, elbisesini yırtmaya başladı. Bu ibrişin malum o sazın teli veya kemanın teli her neyse çalgısı. İbrişim dedi o normalde bunu al bitince yine gel biz sana onun arkasını devam ettireceğiz. Aslında e bunu böyle yorumlamak benim için farklı bir bu. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin böyle ibşim parası olarak gördüğü veya zahirde ibim olarak.
Hak ona manevi hediyeler verdi. Hak o manevi hediyeleri de yine bir dostunun üzerinden tebliğ ettiriyor. O manevi hediyeler. o normalde şeyde. Ömer efendimiz de bir dosta dostun üzerinden bir dosta manevi hediyeleri verdiriyor. Ona manevi müjdeleri verdiriyor. Çünkü o dostla. Allah’la dost olmuş. O dosttan da o öbür dosta manevi müjdeler geliyor. Çünkü normalde sufilikte, tasavvufta mesela bu bir. Hak o veliye, o mürşidin kamilin kalbine ilham eder. O manevi bir hediye birine verilecekse onun üzerinden.
İsterse o kimsenin direkt o normalde kalbine ilham eder. Isterse genelde terbiye sisteminde üstadın üzerinden terbiye olur herkes ve manevi o emanetler, manevi hediyeler de üstadın üzerinden gider. Ama bir insanlar o yüzden derim ben hani üstada karşı bir edebe mugayyir bir yaptıysa e inkıtaya uğrar tabii bu. O zaman o kimsenin hali farklı olur. Çünkü bütün. her dostlar üzerinden gider. Hak dinini peygamberlerinin üzerinden icra ettirdi? Normalde peygamberler gönderdi.
Peygamberlerden sonra da veliler gönderdi. O velilerle. Hak dinini her daim ayakta tuttu. Aleyhisselam’dan. Mustafa’ya kadar ve sallallahu aleyhi ve sellem’e nasıl peygamberlerin üzerinden insanları dini tebliğ ettirdiyse, dini yaşattıysa peygamberlerden sonra da velilerin üzerinden yürüttü. Hak dinini. Hala daha aynıdır. Bakın hala daha da aynıdır. Hak dinini velilerin üzerinden idame ettirir. Kur’an ve sünnetin yaşanması için, yaşatılması için mücadele ederler.
O veliler bu işin merkezi hükmündedir. Çekirdeği hükmündedir. Üçler, beşler, y’ler, 40’lar, 80’ler, 120’ler, 240’lar, 500’lere kadar. Bunların hepsi de evliya hükmündedir ama içinden 40 tanesi velidir. Onlar dinin yaşanması için mücadele ederler. 500’lerin hepsi de kendi. içlerinde evliyadır çoğul olarak. Ama bunların içinden 40 tanesi mürşid-i kamildir. Diğerleri de normalde evliyadan zatlardır. Kendi makamlarına göre. Bunların hepsi de dini mübinin yaşanması için mücadele ederler.
Ömer radıyallahu anh hazretlerinde ibin parası olarak ben onu görmüyorum. O bir manevi müjde, o manevi bir iksir, o manevi bir hediye. O manevi iksirle o manevi hediyeyi normalde. Ömer radıyallahu anh üzerinden. Hak tecelli ettiriyor. Tabii o yaşlı çalgıcı bunu işitince, bunu söyleyince. Allah’tan sana selam var. Manevi hediyeler var, manevi sırlar var. Deyince o kimse kendisini yerden yere vurup ellerini ısırmaya, elbisesini yırtmaya başladı. Tabii bu böyle işte.
Hak’tan bir lütfa, bir ikrama mazar olan bir kimsenin e veç hali, cezbe hali. artık kendi elini ısırır, dudağını ısırır, ne bileyim işte bacağını çimdirir. Normalde kendisini sıkar ama kendi kendisine bir veç hali olur. Mesela bir kimse hitap alsa. Hak’tan onda bir veç hali olur, bir cezbe hali olur. Kimisi elini ısırır, kimisi gömer kendini. Ağladıkça ağlayası gelir. Bir türlü kendisini toparlayamaz. O veç hali apayrı bir şeydir. Öyle say atmak değildir veç hali.
Bağırıp çağırmak değildir. Böyle işte titreyip kendini duvarlara vurmak değildir. O veç hali işte şeyhin ismini zikrederekten kendinden geçme değildir. Ben şimdi burada isim belirteceğim. Şimdi kıyamet kopacak gene sen bizim şeyhimize laf söyledin diye. Kimsenin şeyhiyle işim yok. O kimse o veç halinde mesela kimisi siyim ağlar. Kimisi işte orasını burasını normalde ısırır. Kendinden geçer. Titrer örneğin. Ama o böyle veç haline giren bir kimse kendisini. Zikrullah’tan da alıkoyamaz.
Hakk’ın hitabına olma. Hitaba mazhar olma. Müjdeye mazhar olma. Bir sırra mazhar olma. Manevi olarak o kimseyi veç haline, cezbe haline getirir. O cezbe haline getirince mesela işte yemekten kesilir, içmekten kesilir, dünya sevgisinden kesilir. Hiç dünyayla alakalı bir görmek istemez. Dünyayla ilgilenmek istemez. O veç hali, o cezbe hali mesela işte o erkekse mesela eşi ona bakar der ki benimle ilgilenmiyor. Boşanmaya kalkar. Kadın bu hale gelse adam der ki benimle ilgilenmiyor.
Bu beni sevmiyor artık. Ben boşayım bu kadını. Der çocuklar anne ve baba birisi o hale gelse bakarlar babamız bizle ilgilenmiyor. Anne hani anne bu hale gelince anne bizle ilgilenmiyor. Hani çocuğu mu. var neyi var? Bu böyle değil. Bu böyle değildi. Bu veç hali, bu cezbe hali bazen bazılarında e böyle anlık olmaz. Birkaç gün sürer. 2 gün, 3 gün, 5 gün, bir hafta, 10 gün, 40 gün cezbe hali sürer. Mesela 40 gün cezbe hali devam eder. O kimse bakıyordur böyle ölü gözlü gibi bakar.
Normalde ölü gibi olur. Normalde önüne ne yemek koyarsan koy yer bir kısmını. Normalde işte şunu yiyeceğim, bunu yiyeceğim, canım şunu istiyor, bunu istiyor demez. Mesela kimi bazı. Allah dostlarında cezbe hiç kesintiye uğramaz. O her dem cezbe halindedir. Kesintiye uğramaz hiç. Kesintiye uğramazsa sen onu dünyaya çekemezsin. Sen onu başka yere çekemezsin. Mesela o cezbe hali devam ediyorsa işte orada heva heves var. Ondan rahatsız. Bir başkasında heva heves var.
Rahatsız olur. Ondan rahatsız olur dedim. O cezbe hali onu o tarafa yönlendirmez. Böyle bir cezbe halindeyken bir veli, bir mürşit, bir kimse ona gitse bir dese çarpılır ona. Çünkü hakikatten konuşur. Sen bunu yapamazsın der veya sen bule olmaz bu der. Onun o nefsine uymuş. Heva hevesine uymuş. Heva hevesine göre bir cevap bekler ondan. Heva hevesine göre bir cevap gelmeyince de ürker ondan. Korkar, çekilir ondan. Bazı büyük pirbe hallerini saklarlar, örterler.
Tabiri caizse kendilerini bölerler. O kendini bölmek de şudur. Normalde kalbi olarak cezbe hali devam eder. Ama onun bir vazifesi var. O vazifesini de yerine getirir. O dervişlerden yüz çevirmez. Dervişlerden yüz çevirse dervişler allak bullak olur. o böler kendini. Dervişlere karşı normalde yüz çevirmez. Dervişlerle gene ilgilenir ama onun kalbinde o cezbe devam eder. Asıl cezbe anlık olan değildir zaten. Herkes anlık cezbelere aldanır. Dervişlerin aldandığı cezbelerden birisi anlık cezbelerdir.
O anlık bir cezbe kalbinde bir titreme oldu, kalbinde bir uyanma oldu. Kalbinde bir ilahi bir ilham oldu. Bir anlık bir geldi kalbine. Bir anlık gelince o derviş ona kanar. Onu kanıp da aldanır. Aldanınca da orada kalır. Öyle değil. Cezbenin hakikati kalpte tecelli edip kesilmeyen o. Uykuda da cezbelidir. Uykuda da kalbi devam eder. Ama bu haldeki bir kimsen, bu haldeki bir kimse, dervişler onu anlamaz. Eşi anlamaz, çocukları anlamaz, etrafı anlamaz onu. Onun o cezbesinin devam ettiğini de bilmez.
O esnada hani cezbe üzerindeyken. onun duasını almak, cezbe üzerindeyken de onun tersini almak çok sıkıntılıdır. Duasını almak mükemmel bir şeydir. Ama tersine bir yanlışlık oldu, bir eksiklik oldu. Onun tersine gelmek de çok sıkıntılıdır. Dikkat et kendine. O da çok sıkıntılıdır. Çünkü neden? O esnada o kimsenin manevi bağı kesilebilir. O esnada kesilir. Çünkü o cezbe böyle kılıç gibidir. Tabiri caizse. Keskin kılıç gibi. O çünkü cezbe esnasındaki herhangi bir olumsuz bir şeyden yanar adam.
Allah muhafaza eylesin. Ben şeyhimi gözetirdim mesela. E rabbim ben yaptım diye böyle övünmek gibi değil. Ben bakardım bazen ona. Hiçbir konuşma. Özbağ derdin. Biz 3 saat 4 saat yol giderdik hiç konuşmazdım ben. O da hiç konuşmazdı. Y 4 saat mesela. Konya’ya gidinceye kadar. Selâmün aleyküm. Aleykümselam. Hayırlı yolculuk. Allah razı olsun efendim. Bitti kadar. Halbuki yemek yiyoruz. Afyon’da her. Konya’ya gidişimizde. Bir demedi. Bir demedi ama devam ediyor. Çat çat çat çat.
Zikir devam ediyor. Bazen çat duruyor. Uyuyor zannetme. Bir gün çünkü öyle kaldı. Ondan sonra ben biraz arabaya yüklendim. Hani uyuyor noktasında. Mustafa de çok hızlı gitme dedi. Kaldım dedim tamam uyumuyor. O ilk zamanlar onu tespit ettim. Onu uyuyor olarak görm. O esnada o bir tecelliyâta perde oluyor. Ona takılıyor gidiyor. İnsan öğreniyor sonunu. O esnada bir bakıyorsun alınıyor, satılıyor, gidiliyor, geliniyor. O esnada uyuyormuş gibi oluyor. Çatkalıyor. Bu normalde bir velinin, bu genelde cezbenin devam ettiği pir seviyesinde olanlardadır.
Böyle şataat gibi olacak bu. Sohbette bir yerde okuyamazsınız. Ben öldükten sonra anlayacaksınız bunları. Şimdi de bu tarafı var. O pir seviyesindeki zatlarda cezbe daimidir. Onların kalbi cezbeleri kesilmez. Dışarıdan bakarsın sakin içi okyanus gibi durmaz. Durduğu yerde. Ömer radıyallahu anh hazretleri ona manevi müjdeleri verince o zat o manevi müjdeyle cezbelendi. Başladı orasını burasını yırtmaya, dökmeye, orasını burasını ısırmaya. Çünkü o manevi müjde, o manevi sır, o manevi hitap bir velinin üzerinden de gelse.
Hak direkt onun kalbine de indirse veyahut da. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden de verse veyahut da. Aleyhisselam’ın her ikisinin arasında gelmiş geçmiş peygamberlerden de gelse haktır. Şimdi o manevi o müjde de o kimsenin maneviyatıyla alakalıdır. Mesela bir velinin. üzerinden gelmesi, o kimsenin üzerinde velinin üzerinden geldiği. Mustafa’nın üzerinden gelseydi bir anda telleri yakabilirdi veya direkt. Hak ona ilham etseydi telleri yakabilirdi.
Mezzup olurdu. Telin yanması bu. Mezzup olurdu. Ama meczup bir derviş işe yaramaz bir derviştir. Zahiren akıl giderse bir işe yaramaz. O kimseye bir din anlatamaz. Bir öğüt veremez o. Allah rahmet eylesin. Alhissan öyleydi mesela. O birisine bir yol anlatamaz. Birini terbiye sistemine katamaz. İşte mezup. Çünkü onun mezupluğu birisinin hidayetine sebep olmaz genelde. Bir bakmışın daha da e onun şeyhi varken öyle mesela şeyhi olmayan bir meczup düşün. O daha da çizgi dışıdır.
307. Mesnevi Şerhi 2180. Beyitten – Sohbet Notları
Onun sen kalkarsın ama bundan. Allah dostum olur dersin. O çizgi dışı hareketler yapar. Çizgi dışı. konuşmalar yapar. O esnada o da farkında değil çünkü yapar onu. İnsanı yoldan bile çıkarabilir o iyice akılsız mensuplar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o. Pir e bu konuda yol öğretiyor bize. Ömer’in üzerinden geldi ve normalde o manevi sırları fark edince o kimse başladı elini ısırmaya, çırpışmaya, o orasını burasını vurmaya, yere vurmaya başladı. Kimisi tepinir mesela işte o cezbe hali bu.
Kimisi ağlar, kimisi sızlar, kimisine bir bakmışın namaza durur 10 rekat, 20 rekat namaz kılar. Farkında değil. Rekatları da şaşırır. Yanındaki der ki, “Sen kaç kıldın namazı?” Bilmiyor kaç kıldığını. Allahu ekber öğlen namazını sünneti için durdu. 4 5 6 7 kıldı, 8 kıldı. Farkında değil o. Ondan sonra kendine geldi. ben öğleyi kıldı. Öğlenin sünnetini kılıyordum.” dedi. Selam verdi. On dışarıdan birisi dese ki yedi rekat kıldın. Ne alakası var? Ben dört rekat kıldım der.
Karışmayacaksın. Sufiler kimsenin işine karışmaz. O yüzden karışmazlar. Sen sayarsın. Sen onu o normalde o cezbe vurmuş onu mesela. O abdest alıyor. Önce ayağını yıkayabilir o. Sen ondan kalkıp da ya ayağını yıkadın önce. Sünnet böyle değildi. Sen ona karışma. Görürsünüz bazen bir yerde insanlar da birilerini düzeltmeye, birilerini karışmaya çok meraklı ya. Hani olmadı senin abdestin. Sen önce ayağını yıkadın. Ya bırak sana ne. Ayağını yıkamak farzlardan birisi.
O sırayı karıştırdı. Sünnet olarak sıra gitti onda. Onun kafa gitti ki bu esnada kafa gitti onun. O hangi uzunu yıkadığının dahi farkında değil. Bir bakmışsın ayağını yıkamış, kolunu yıkamış, sonra ağzına burnuna su veriyor. Ulu camide oturuyorum ben sabah geldi birisi orada abdest alıyormuş. Şimdi enteresan bir. Bir tane kurnayı açtı. Ben gözümün ucundan bakıyorum şimdi. Ben de ders yapıyorum. Sabah saat 8 gözümün ucundan bakıyorum. Dedim ki bu normal değil.
Arkadan böyle asıldım masıldı beni böyle. Ben hiç dönüp bakmadım. Dedim normal değil bu. Geldi oradan. Cami’nin ortasındaki kurnalar var ya. Şimdi birisinde ellerini yıkadı. Gitti öbür tarafta ayağını yıkadı. Öbür kurnada öbür kurnaya geçti yüzünü yıkadı. Öbür kurnaya geçti şimdi kollarını yıkadı. Öbür kurnaya geçti, başını mestti. Öbür kurnaya geçti, başka bir yaptı. Bütün kurnaları teker dolaştı. Abdestini aldı ama onu. En sona kıblaya döndü. Su içti filan. aldı büyüdüm su.
Üstünü başına döktü. Şimdi arada da bana bakıyor. O ara ben mezuplarla aramayım. Arada da bana bakıyor. Ben hiç takılmıyorum. Diyorum uğraşma. Özba içimden de benimle sen durur mu geldi hu dedi bana döndüm ne istiyorsun dedim kalk dedi kurnalardan dedi birer yudum su hiç içmeyeceğim dedim şimdi o mensupsa deliyse ondan delisi var ne demek dedim basma dedim sen iç benim niyetime dedim sen iç benim niyetim onun çünkü dediğini hani. Allah affetsin. Ben şimdi onun dediğini bir dinleyeyim.
Der ki, “Buraya çık, ezan oku.” Tabii onlar öyle. Şimdi bazen kadınlar, erkekler yolda böyle bir meczuba denk gelir. Mesela mevzup gelir ona 5 lira ver. Ben sana dua edeceğim. Der sen ona 5 lira verirsin. Bırakmaz seni. Dua eder tabii. Ondan sonra der ki şunu yapacaksın. Yok bunu yapacaksın. Onu da normalde bu sefer arkasını getirir. Onlar bırakmaz. O yüzden hemen. Allah’a dua edin. Zikrullah’a başlayın. Selâmün aleyküm deyin gidin. Öyle mezubun. Çünkü onun tersine dual onların tersine duaları da geçer.
Pir anlatıyor ya. Çok zenginmiş o kimse. Büyük tüccar. Buğday tüccarı. Gidiyormuş oradan köyden. Mezubun birisi de oturmuş. Allah’ı zikrediyormuş. Ona selam vermemiş. Bu kadar suç adamın. Sen mi mütekebbirsin? Bu mu demiş. Adam buğday almış. Buğdayı yel almış. İflas etmiş adam hiçbir şeysi kalmamış. 7 yıl boyunca hanımı terk etmiş. Çocuklar terk etmiş. Herkes terk etmiş. Bir çare kalmış. Mevlânâ’ya gitmiş. Demiş efendi bir mahzuratım. Demiş söyle. Ben demiş büyük tüccardım.
Evet demiş ben iflas ettim. Per perişan oldum. Kimse benim yüzüme bakmıyor. Demiş mübarek demiş ki filanca köyde demiş filanca yerde bir mevzu var demiş. Duvara yaslanıp. Allah’ı zikreder, dua eder. “Onu incitmişsin” demiş. Ona selam vermemişsin. O da incinmiş. Hak’a naz etmiş. Sen mi mütekebbir, bu mu mütekebbir demiş. Dön demiş onun gönlünü al git demiş ona selam ver demiş. Önce seslenmeyecek helallik iste. Helallık vermeyecek sana. Bu fakirden selam ver. Selam götür demiş.
Benim selamımı götür. Hemen koşa gitmiş o kimse bulmuş. Yine aynı yerde yine duvara yaslanmış. Allah zikrediyor. Selâmün aleyküm demiş. Aleykümselam demiş. Kafasını kaldırmamış. Pir’den selam götürdüm. Birden kalkmış bir esmayı vurmuş. Pire boynumuz kıldan ince. Demiş ben bir edepsizlik ettim. Bir demiş, bir saygısızlık ettim. 7 yıl önce buradan senin önünden geçerken demiş sana selam vermeme gafletine düştüm. Beni affeyle demiş. Demiş perişan oldum. Malım mülküm kalmadı.
Çoluğum çocuğum kalmadı. Evim barkım kalmadı. Hiçbir şeyim kalmadı. Şimdi insanın etrafındaki, insanın etrafındaki eş, çocuk, arkadaş zor günde belli olur. Sen zenginsindir, fukaralaşınca belli olur. Sen gençsindir, ihtiyarlayınca belli olur. Sen sağlıklısındır, hasta olunca belli olur. Bir tarafın kırılınca belli olur. Eş, dost, anne, baba hepsi de bir insan ateşe düşünce belli olur. O zaman anlar onu. Tüccarsındır. Her şeyin yerli yerindedir. Herkes el pençe durur sana.
Bir kırılırsan gerçek dostların kalır etrafında. Kırıldığın zaman senin gerçek dostların meydandadır. Sakın onlara vefasızlık. O kırıklığın geçer. Geçicidir bütün haller. Düzelince dostlarını o kırıldığın zamanki yanında olanları sakın unutma. Sakın onlara vefasızlık etme. O zaman sen bir dağılırsın bir daha toparlanamazsın. Ne maddi ne manevi. Rabbim muhafaza eylesin. İşte o zat böyle ona temanna edince, ondan helallik alınca o zat kaldırmış ellerini. Rabbi şunun işini ihsan eyle demiş.
Aynı köyde tabii bitmiş. Köyden gidiyor. Adamlar demişler ya sen filanca tüccar değil misin? Evet demiş. Ya neredesin bu zamana kadar? Şurada bizim buğdayımız var demiş. Ya al e demiş benim param yok demişler sat getir demiş devem yok. Oradan demişler getirin develeri kimin devesi var filancanı filancı filan filancanın getir kardeşim develeri al demiş bu develeri de sat. da getir bitti. Adam daha o köyden o köye, o köyden o köye. Konya’ya gidinceye kadar zengin olmuş.
Gene efendinin tabiriydi. Oğlum değirmen dedi böyle dedi insana dönmeye başlayınca dedi insana dönmeye başlayınca dedi adam gece telefon açar. Neredesin sen? Benim elimde böyle bir mal var.” der.” dedi. Ama değirmen tersine dönünce dedi, “Ağzınla kuş tutsan gider gene dedi. Gitti biz de öyle. Elhamdülillah. Gitmeyi gördün ya gelmeyi de görürsün. Sabırlı ol çalış.” Vasıl adam zengin olmuş tekrar. Ondan sonra eşi dönmüş. Böyledir bu işler. Sonra çocukları dönmüş ona.
Sonra o eski arkadaşları, dostları dönmüş. Döner herkes. Sıkıntı değil. Ama sen kırıldığın zaman senin etrafında kimler var onlara vefasızlık etme. Bu size bir kardeş nasihat olsun. Asıl dost olanlar onlardır. Sen böyle kırıldığın zaman senin yanında duran, kırıldığın zaman seninle beraber hareket eden bir olması şart değil. Sana para vermesi de şart değil. O seninle konuşuyor ya. Biz onları da gördük. Biz kırıldık. Adı millet bize selam bile vermedi. Uz uzaktan geçiyordu.
Olur bir ister diye mi düşündüler artık? Ne düşündülerse düşünür. Çünkü insan der ki ya bu benden bir ister şimdi. Borç morç ister. Aman ben hayırdır diyemem yüzüne karşı. Ben şuradan yolumu çevireyim. Görürdü böyle adam beni görüyor. Eski dervişlerden bizim böyle bir bahane ediyor. Telefon alıyor. Haydi gidiyor başka yere. Tabii gördük yaşadık. Hepsini de yaşadık. Hak yaşatmasın hiç kimseye. Zor zamanlardır bunlar. İnsanların kırıldıkları. Allah muhafaza eylesin.
İşte bir öyle bir meczubun ters duasını almak. Bir velinin ters duasını almak. Efendinin yanındayım. Kime ne dediğini bilirim. Kimin hakkında ne düşündüğünü de bilirim. Allah’ın izniyle. Onları ben böyle not almışımdır hep. Onlar günü geldiğinde ayaklar havada ters dönerler. Allah muhafaza eylesin. Derviş kardeşler rahat olsun. Ben öyle bir kimse değilim. Ben hiç kimsenin ters için dua etmem. Rabbim hepinizi de affeylesin. Hiç kimseyle bir derdim yok. Varsa bir hakkım hepinize de helalı hoş olsun.
Ben hiçbir kardeşin edepsizliğine, adapsızlığına bir demem. Uyarırım ama söylerim. Derim ki, “Yapma, deme söyleme. Bir daha böyle etme derim.” Uyarmak çünkü bizim de vazifemiz. Sana bir demedim. Sen döndüreceksen döndür. Sana döndürme dedin. Arkandakına diyorum. Harun hoca sen de tam bayındırlısın ha. Her şeyi üstüne alıyorsun. Sen de mi döndürüyorsun. Ayrı mesele. Bak açmayalım şimdi defterlerin ağzını. Hoş ver kapattık. Şimdi normalde o tersine almak sıkıntılıdır.
Çünkü bazı meczuplarda o cezbe halinde akıl gider, sıkıntılı durumlar yaşanabilir. Allah muhafaza eylesin. Ey naziri olmayan. Allah, ziyade utancından zavallı ihtiyar su kesildi diye bağırmaya koyuldu. Naziri olmayan. Allah o veliden çıkan zuhur eden kelam. Naziri olmayan ortağı olmayan demek dengi olmayan demek. Şura ayet 11. Onun benzeri gibi hiçbir yoktur. O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir. O velinin ağzından ayet-i kerimenin meali çıkıyor.
Ayet-i kerime çıkıyor. Ey neziri olmayan. Allah, o esnanda cezbe halinde çıkıyor. Bu cezbede. bu söz çıkıyor. O yüzden o. Hakk’ın o müjdesiyle, Cenab-ı. Hakk’ın o ilhamıyla dolaylı olarak. Hakk’ın o sırrını ona vermesiyle o yine ne yapıyor? Allah’ın benzersiz olduğunun idrakinde. Allah’ın benzeri hiçbir şeyin olmadığının idrakinde. O yüzden feryadı bu. Ey naziri olmayan. Allah, utancından zavallı ihtiyar su kesildi. Burada su kesilmesi eskiler öyle söylerler. Bunu bu hitabı çok normalde bilmezler.
Bir derviş sözüdür bu. O cezbeye geçen kimse cezbe halinde konuşacak hali yok. Su kesildi, dili lal oldu. Söyleyecek bir sözü yok. O yüzden o aşıklığın cezbesiyle, o aşıklığın hayretiyle kelam bitti. Kelam bitti. Onu söylüyor ve diyor ki benim konuşacak halim yok. Pir yine bir. Mesnevide bir beytinde diyor ya hani benim diyor damarım kesilmiş. Çok özür dilerim kuşlar gibi çırpınmaktayım. Benden diyor bir kelime bir sudur edecek halim yok. Bir damarım dahi ayık değil.
Bakın, “Bir damarım dahi ayık değil.” diyor. Bu cezbe hali. Bir damarım dahi ayık değil dediği devamiyet. Cezbe devam ediyor. Bir damarı dahi ayık değil. Su kesilmesi de bu. Bir hayli ağlayıp eleme düştü. Nihayet çengi yere çalıp parça etti. Hani ben bu hikayenin başında çeng’i bir insanın nefsi olarak anlattıydım ya. Çünkü çenk nedir? İnsanın heva ve hevesini böyle ayağa kaldıran, insanın böyle nefsani duygularını ayağa kaldıran şeydir. İşte o da çengi yerden yere vurdu, parçaladı.
Gerçek manada benim anladığım o kimse nefsini taşa vurdu. Nefsini yere vurdu. Hakk’ın ona olan hitabı o kendinden geçti. Nefsini vurdu yere kırdı nefsini. Gerçek tövbe tıpkı yırtılan bir elbisenin parçalanıp atılması gibi günahı bir daha giymemek üzere terk etmektir. Musanne geçiyor bu hadis-i şerif. O da ne yaptı? Gerçekten bir tövbe etti. Öyle bir tövbe etti ki nefsini kırdı o tövbeyle. Hani eskilerin nasıh tövbesi dediği gibi bir daha o günaha düşmemek için ona öyle bir tövbe etti ki o günah sebeplerini de ortadan kaldırdı.
Bir daha o günaha girmeyecek. Bir daha nefsine paye vermeyecek. Bir daha nefsine geçit vermeyecek. Bu o manada. Allahu alem dedi ki, “Ey benimle. Rabbimin arasında perde olan, ey beni ana yoldan azdırıp saptıran.” İnsan nefsine esir olunca asıp sapıyor ve ihtiyar diyor ki, “Ey benimle. Rabbimin arasına. perde olan.” O zaman. Allah’la senin aranda ne perde olduysa hepsi de heva hevesinden, hepsi de nefsinden. Allah’tan perdeleyen ne varsa heva, heves ve nefis.
O zaman bizim yapmamız gereken şeyle buradan ne anlayacağız? Allah’la bizim aramızdaki perde olan her ne var ise hepsi de heva hevesimiz ve nefsimiz. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden buradaki perdeden kasıtı biz çalgı aleti olarak alırsak yanılırız. O çalgıyı biz sevdiren, onu devam ettiren nefsimiz. Çünkü o zaman asıl nefisle mücadele etmek lazım. O yüzden nefisle mücadele et. Peygamberin deyimiyle cihad-ı ekber. O nefisle mücadeleyi yapmıyorsa o kimse o zaman cihad-ı ekber’i terk etti.
Nefsin oyununa geldi. Nur suresi ayet 21. Ey iman edenler şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın. adımlarına uyarsa bilin ki o ısrarla hayasızlığı, çirkin ve kötü işleri yapmayı emreder. Eğer üzerinizde. Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı sizden hiç kimse ebediyen temize çıkamazdı. Allah dilediği kullarını temize çıkarır. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir. O yüzden tövbe edip geri dönme ve nefsin o heva ve hevesine uymama, nefisle mücadele etme ve tövbe eder, geri dönerse.
Hak onu hiç günah işlememiş gibi kabul eder. Ey 70 yıldır kanımı emen, kemal sahibine karşı yüzümü kara eden. Bu artık o zat nefisle olan mücadelesini nefis, nefisin ona vermiş olduğu o hadiselerden dolayı pişmanlığını dile getiriyor ve yüzümü kara eden deyince o yüzünü kara eden insanın nefsidir. Allah muhafaza eylesin. Ve tabii o kimse artık o. Allah’ın ona. lütfuyla, ikramıyla, Cenab-ı. Hakk’ın ihsanıyla kalbi bir uyanış içerisinde, kalbi bir diriliş içerisinde.
Hakk’ın hitabı da. Zümer ayet 53. De ki, “Ey kendilerine zulmeden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar.” Nur suresinin arkasından bu. Zumer suresi 53 gibi öyle düşünün. Hani şeytan sizi kötülüğe emreder ve sizi azgınlığa ve sapkınlığa götürür ve. Allah dilediğinin bu noktada temize çıkarır. Zümer suresi ayet 53’te de ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Sen bağışlanmayacağım diye düşünme. Allah bütün günahları bağışlar.
Ve işte o ihtiyar da bun bu müjde ile. Allah’tan ümidini kesmiyor. İhsan ve vefa sahibi. Cefalarla, suçlarla geçen ömrüme sen acı. E bu artık o ihtiyarın işten yakarışı. O ihtiyarın ciğerden yakarışı, o ihtiyarı samimi. ve ihlasla. Allah’a yalvarıp yakarıyor. Bu diyor ki 70 yıldan beri ben cefalarla, suçlarla ömür tükettim. Sen bu ömürüme acı. Sen bana merhamet et. Sen bana lütfet. Sen bana ikram et. Sen bana ihsan eyle. Hud suresi ayet 90. Rabbinizden bağışlanma dileyin.
Sonra ona tövbe edin. Rabbim çok merhametlidir. Çok sevendir. O zaman sen. Allah’tan ümidini kesme. Ondan bağışlanma dile. Sonra ona tövbe et. O çok merhametlidir. İnsanlara benzemez. İnsanlar affetmez. Dervişler bile affetmez birbirini. Hani arabeske bağlar. Tanrı affetse bile ben affetmem diye. Affetmez insanlar. Enteresan varlıktır insan. Allah affeder. Allah affeder. İnsan affetmez. Halbuki o kimse tövbe eder. Allah’a yakın olur dost olur. O hala daha onu affetmeyeceğim diye uğraşır.
Hatta der kul hakkı. Ben alacağım ondan da. Halbuki ondan alacağın senin cehennemden kurtuluşun. Onu da bilmez. İnsanoğlu enteresandır tabii. Hatta derler ne ölüme ne dirime bayındır lafıdır. Ölüme de dirime de gelmesin. Tabii bizim bayındırlarda vardır o. Tabii ölüsüne dirisine gider yaparlar. Hatta bir de etrafına, çoluğuna, çocuğuna nasihat eder, vasiyet eder. İşte filanca benim ölüme de dirime de gelmeyecek. Hatta bazı yerlerde kavga çıkıyor ya televizyonlarda, haberlerde dinliyoruz.
Birisi bir laf söylüyor orada. Tabii kavga çıkıyor ya çocuklarının arasında. Ölmüş adam orada. Yok sen bu cenazeye gelemezsin. Yok gelirsin. Bir kavga çıkarıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Hak affeder. O yüzden çok sevendir. Burası çok hoşuma gider benim. Hud ayet 90. Çok seven demek aşık. Burası böyle gözden kaçar. Bu ayet-i kerimenin sonu bakın gözden kaçar burası. Gözden kaçar. Hakk’ın bir ismi, bir sıfatı da çok seven. Allah çok sevendir. Şimdi çok seven dediğinizde bunun ucu bucağı yok.
Bunun durduğu bir yer yok. Burayı hiç unutmayın. Allah çok sevendir. Bugün nereye giderseniz gidin bu ayet-i kerimeyi çok sevendir. Böyle meallerde, böyle tefsirlerde bu kadar yapar. Çok seveni anlatın bana. Çok seven bir. Allah çok sevilendir demiyor. Çok sevendir. Çok seven deyince biz onu aşıklık olarak anlarız. Çünkü çok sevmek aşıklıktır. Allah çok sevendir. Allah kullarını sever. Rabbi de sen tövbe et. Sen yaslan. Sen ona dayan. Çok seven bir. Sen öyle bir. Allah’a iman ettin ki çok seviyor.
Çok seviyor. Ya bunu sabahtan akşama kadar düşün. Çok seven bir. Geceler boyunca tefekkür et. Çok seven bir. İnsanlar seni öyle çok sevmez. Eşin seni öyle çok sevmez. Çocukların seni çok sevmez. Arkadaşların, dostların seni çok sevmez. Allah’ın sevdiği gibi kimse sevemez. Benzersizdir, eşsizdir. Ortağı da yoktur, benzeri de yoktur. O zaman çok sevmesinin de yoktur. Çok sevmesinin de benzeri yoktur. O sevgi dalgasına bırak kendini. Hud suresi ayet 90. Gidin istediğiniz yerden açın.
Meal okuyun veyahut da tefsir okuyun. Allah çok sevendir. Ama burayı unutmayın. O yüzden ne ümidinizi kesin ne kendinizi gömün. Çok seven bir. Allah’a iman ettik. Ve o sevgi cümleye yeter. Bütün varlığa yeter. Artar, taşar. Aşkınlıktır bu. Taşkınlıktır bu. Aşkınlık ve taşkınlıktır. Bunun ucu bucağı yoktur. Çünkü bakın bunun duracağı yer de yoktur. O yüzden cezbenin daimi olmasının sebebi budur. Çok sevendir. Ve okulunu kendisine aldığında, kendi emanını aldığında onu perdeden perdeye geçirir.
Çok sevendir. Sen sevmeyebilirsin. Yaşlı ihtiyar görürsün. Çalgıcı görürsün. Zayıf görürsün. Fukara görürsün. Kafa yaparsın. Böyle es geçersin, böyle gevşersin. O onunla bağı kurduysa o çok seveni bulmuş. Ne yap sen de çok sevmeye gayret et onu. Allah bizi onlardan eylesin. Buhari kısa olan bu. Bu bunun bir de hadis-i kutsisi var. Uzun olan kısa olan aldım. Vaktinizi almayayım diye kul bir günah işleyip ya. Rabbi günah. işledim beni affet dediğinde. Allah kulum günah işlediğini bildi ve rabbinin bağışlayıcı olduğunu kabul etti onu affettim buyurur.
Buhari bölüm tevhit hadis-i şerifte 35 hadis-i şerif. Bunun uzunu var. Kütübü sidde de vardır bu. Hani kul günah işledi. Almadım buraya ama söyleyeyim. Tövbe etti. Allah dedi ki kulum kendisini affedecek olan rabbisini hatırladı. Kul yine günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki kulum kendisini affedecek. Rabbisini hatırladı. Kul yine günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki kulum kendisini affedecek olan rabbisini hatırladı. O işte öyle bir gerçek bir tövbe ile o kimse tövbe eder, geri dönerse ve.
Allah’tan bağışlanma dilerse ve. Hak çok seven sıfatıyla onun üzerinde tecelli eder. Hak bizi de. Allah’ı çok sevenlerden eylesin. Hakk’ın bizleri de çok sevdiği kullardan eylesin. Eccın siz tabii. Allah bir kulunuzu da çok severse okul da etrafıyla yabancı olur. Şimdi herkes ben. Allah’ı çok seveyim. Allah da beni çok sevsin diye dua eder. Onun getirdiklerine katlanabilmek. Hak onu o sevginin tecelliyâtına katlanabilmeyi bize ihsan eylesin. Kolay şeyler değildir.
Çünkü elfatihama selavat.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.
İlgili Sohbetler
Bu konuyla ilgili diğer sohbetler: KADİR GECESİ / SEMA / DUA 27.04.2022, Tekirdağ Kutlu Doğum Sohbeti – 13 Mayıs 2012, Mesnevi Okuması (2241. Beyitten) 09.08.2025. Tasavvuf geleneğinde bu konular ele alınmaktadır.