57. Nasîhat: Sâd Sûresi 31-32 ve Meâli
Bugün Allâh izin verirse inşâallâh 57. nasîhat, Sâd sûresi âyet 31 ve 32. Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. İz uride aleyhi bil-aşiyyis-sâfinâtül-ciyâd. Fe kâle innî ahbebtü hubbel-hayri an zikri rabbî hattâ tevârat bil-hicâb. Sadakallâhül-azîm. (Âmîn.) Sâd 31 ve 32. Hani ona bir akşam çalımlı ve cins koşu atları sunulmuştu. Demişti ki doğrusu ben rabbimi zikretmek için mal sevgisine düştüm. Nihayet perdenin arkasına gizlenmişti.
Hazret-i Süleyman’a Hediye Edilen Kanatlı Atlar
Mâlûm Süleyman Aleyhisselâm’ın normalde âyet-i kerîmenin öncesinde Süleyman Aleyhisselâm’a bir kısım atlar hediye ediliyor. Hattâ rivâyet edilir ki atların kanatlı olduğuna dâir bâzı rivayetlerde 20 tâne bâzı rivayetlerde 2000 tâne at ona hediye edildiğine dâir rivayetler var. Ama ona kesin olarak at, kanatlı at. Neden kanatlı at? Çünkü Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine de böyle iki tâne kanatlı at hediye edilmiş.
Onu da Ayşe annemiz naklediyor. Süleyman’a verilen atlardan diye. Olunca Süleyman Aleyhisselâm’a da böyle atlar hediye edilmiş. Bâzı rivayetlerde Süleyman Aleyhisselâm o atlarla ilgilenirken zikrullâhtan gafil olmuş ve Süleyman Aleyhisselâm’ın dilinden diyor ki ben diyor rabbimi zikretmek için bu mal sevgisi bende oluştu.
Asıl Mevzû: Zikirden Dolayı Malı Sevmek
Konumuz bu akşam bununla alâkalı. Asıl ben 31. âyeti de aldım ki hani böyle mesele anlaşılsın diye. Yoksa hani bu akşamki sohbet konumuz doğrusu ben rabbimi zikretmek için mal sevgisine düştüm. Bu burasıyla alâkalı. Bu akşamki sohbet âyet-i kerîmenin bu kısmıyla alâkalı. Tabii normalde burayı siz değişik tefsîr kitaplarından okuyabilirsiniz. Değişik tefsîr kitaplarında kısa kısa bu bölümü almışlar. Burada meseleyi çok böyle sûfî gözüyle bakmamışlar.
Öyle diyelim. Mâlûm hani bir kısım İslâm dünyâsı hani Allâh’ı zikre böyle hafif baktıklarından bir kısmı da karşı geldiklerinden mesele farklı yorumlayanlar da olmuş. Kısaca öyle birkaç tâne tefsîr kitabına baktım çünkü. Yâni burada tabii asıl mevzumuz zikirden dolayı malı sevmek. Zikirden dolayı.
E tabii normalde Hazret-i Süleyman hem peygamber hem de kral peygamberlerden. Bâzı Beni İsrail peygamberleri aynı zamanda kral yâni devlet başkanı. Hem peygamber hem devlet. Tabii Süleyman Aleyhisselâm da babasından Davut’tan kalma hem kral hem de peygamber. Çünkü normalde Süleyman Aleyhisselâm da tabii sonradan verilmiş ona mûcizeler de var. Mâlûm işte şeytan taifesi onun emrindeydi. Cinniler. Bütün hayvanların dilinden bilirdi.
Hayvanlar onun emrindeydi. Onun üzerinde mûcizevî şeyler çok fazlaydı. O yüzden normalde o mûcizevî şeylerden birisi de ona böyle atların hediye edilmesi.
«Rabbimi Zikir İçin Sevmiştim»: Cihâd İçin Atlar
Tabii atlar böyle bir perdelenince birden atlar perdeleniyor. Perdelenince diyor ki ben rabbimi zikir için ben onları sevmiştim. Hani rabbimi zikir için sevmiştim. O yüzden o zaman o hani zikir için sevmiştim deyince hani zikir yolunda kullanmak için, zikir yolunda koşutturmak için. Bu ne için olur? Cihad için olur canım. Bugün de o zaman normalde atın bugünkü karşılığını işte araba atın bugünkü karşılığını tank atın bugünkü karşılığını örneğin uçak atın bugünkü karşılığını bir savaş aleti, yürüyen bir savaş aleti, giden bir savaş aleti.
E kanatlı olunca demek ki atlar aynı zamanda da uçuyor. O zaman uçağı da için alıyor. O zaman normalde ben zikir için sevmiştim deyince bir cihad için onları sevdi. Allâh’ın yolunu anlatmak, aktarmak. Allâh yolunda o hayvanları koşuşturmak için yâni malını Allâh yolunda harcamak için. O yüzden onları sevdi.
Hattâ rivâyet edilir bu böyle hani sonradan böyle bu atlar beni gaflete bıraktı gibisinden bâzı müfessirler atların ayaklarını kestiğine dâir tefsîr etmişler. Ben onlara çok katılmıyorum. Yâni bir peygamber bir hayvanı beni gaflete düşürdü diye katletmez boş yere. O yüzden normalde hani onların şeriatında bu caizdir gibisinden böyle bir şey de bu kullanmak istemedim. Normalde orayı ben ayrı bir kategoride biz onu değerlendirelim.
Müslümanın Birinci Derecede Görevi: Allah İçin Cihâd
O yüzden burada önemli olan şey insanın malını Allâh yolunda harcaması. Malıyla, canıyla, ilmiyle, her şeyle Allâh yolunda cihad etmesi. Yâni Müslümanın birinci derecede görevi Allâh için cihad etmek. Birinci derecede görevi Allâh için cihad etmek. Öyle olunca o zaman sen malınla veya işte elindeki imkânlarınla Allâh yolunda cihad edeceksin. O zaman normalde cihad İslâmî ibadetlerin, amellerin içerisinde en efdali. Hani normalde namazdan da, abdestten de oruçtan da evlâ cihad etmek ve onun üstünde ne var? Allâh’ı zikretmek var.
Kılınamayan İkindi: Cihâd Namazdan Evlâ
Yâni neden biz hani cihad etmeyi namazdan da evlâ diyoruz? Normalde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri meselâ ikindi namazını kılamadı. Cihad ederken Hazret-i Ömer efendimiz kıldı. O kılamadı. Hattâ Ömer efendimiz dedi ki hani ikindi namazını kıldın mı? Ondan sonra o dedi ki kılamadı hani. Ondan sonra da şeylere, müşriklere, kâfirlere beddua etti. Lânet olsun dedi. Bunların yüzünden ben ikindi namazını kılamadım dedi.
Hattâ gece geç vakitler oldu. Geç vakit olunca normalde akşamı da kılamadı. Sonra gece olunca işte ezan okuttu. Önce ikindiyi kıldı. Onu kamet gettirdi. Önce ikindiyi kıldı. Sonra akşamı kıldı. Sonra yassıyı kıldı. Yâni normalde o gün o gün öyle bir düşman bunlara hiçbir fırsat vermedi namaz kılmak için. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri namazı kılamadı. O zaman normalde cihad hani düşmanla yakapaça olmak namazdan da evlâ olmuş oldu.
Bir tek ne bu? Cihad ediyorsan elin düşmanla savaşıyorsan düşman sana aman vermeyebilir. Aman vermezse cihâdı bırakamazsın. Namazla alâkalı. Ya sen savaşmaya devâm edeceksin. Namazı sonra ne yapacaksın? Aynı gün kazâ edeceksin veya iade edeceksin.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu hadîs-i şerîflerin metinlerinde namazı kazâ etti demiyor zâten. Namazlarını kıldı diyor. İşin bir de bu tarafı var. Hani kazâ etti demiyor. Ezan okuttu. Ezan okuttuktan sonra kamet getirtirdi. İkindiyi kıldı kamet getirtirdi diyor. Akşamı kıldı kamet getirtirdi. Tekrar yassıyı kıldı. Yâni her namaz için de ezan okutmadı. Bir ezan okuttu. Sonra üç tâne kamet getirtirdi.
Böyle olunca o zaman cihad düşmanla savaşmak, düşmanla yakapaça etmek o zaman namazdan evlâ olmuş oldu. Öbür türlü hani cihâdı bırakacaktı. Namaza geçecekti. O zaman biz diyecektik ki namaz ondan daha evlâ.
Malın, Makāmın Zikre Engel Olmayacak
Şimdi böyle olunca Allâh yolunda bir kimsenin malı Allâh yolunda olacak. Araban Allâh yolunda olacak. Evin barkın eşyan Allâh yolunda olacak. Senin işin, senin çocukların, senin eşin, senin işte malın, mülkün Allâh’ı zikretmeye engel olmayacak. Allâh yolunda koşuşturmaya engel olmayacak ve senin malın Allâh yolunda olacak. Allâh’ı zikir yolunda olacak. Senin zikrullâh yapmanı engellemeyecek. Senin malın, senin eğitimin, senin paran, senin pulun, senin makāmın, senin mevkin Allâh’ı zikir yolunda senin engelin olmayacak. Çünkü normalde engel olursa o zaman işin hükmü değişiyor.
Bakara 261: «Biz Fakirleşeceğiz» Diye Düşünmeyin
Mallarını Allâh yolunda harcayanların durumu her başağında 100 adet tâne bulunan yedi başak vermiş bir tohum tanesine benzer. Allâh dilediğine kat verir. Allâh lütfu geniş her şeyi bilendir. Bakara 261.
O zaman siz Allâh yolunda malınızla Allâh’ı zikir yolunda, Allâh’ı zikretmek yolunda, malınızla koşturursanız kendi kendinizi biz fakirleşeceğiz diye düşünmeyin. Allâh birinize 700 veyâhut da 700 en altı veyâhut da kat verir diyor. O yüzden sen Allâh yolunda koşturmaya bak. Sen zikir yolunda koşmaya bak. Zikir yolunda koşuşturmaya bak. Sen zikir yolunda koşuşturursan Cenâb-ı Hak senin birine en az 700 verecek. Yine de ki Rabbim kullarından dilediğine rızkı bol verir ve dilediğine de kısar.
Siz Allâh yolunda her ne harcarsanız Allâh onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır. Sen Allâh yolunda Allâh’ı zikir noktasında, Allâh’ın zikredilmesi için koşuşturursan, gayret sarf edersen, o konuda bir şeyler harcarsan kendince Cenâb-ı Hak onun yerine sana daha yenisini, daha iyisini, daha güzelini verecek, daha hoşunu verecek sana. Normalde ne harcadıysan Allâh sana fazlasını verecek.
Bakara 274: Onlara Korku Yoktur
Yine âyet-i kerîme Bakara 274. Mallarını gece ve gündüz gizli ve açık olarak Allâh yolunda harcayanlar var ya işte onların rableri katında ödülleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Sen zikrullâh yolunda, Allâh yolunda, cihad yolunda sen normalde gece gündüz açık veya gizli sen Allâh yolunda harcarsan sana korku yok. Sana hüzün de yok, üzülme de yok. Niçin sen Allâh yolunda harcadın? Çünkü sen Allâh için harcadın.
Sen zikrullâh için harcadın. Allâh’ın zikretmek için, Allâh’ın zikredilmesi için sen koşuşturdun, harcadın. O zaman sana korku yok. O zaman sana üzüntü de yok. Hüzün de yok. Bu kimin için vardı? Bir de velîler için. Allâh’ın velî kulları için. Onlar ne olacaklardı? Dünyâda da ahirette de onlar müjdeler vardı. Ve onlar üzülmeyeceklerdi. Onlar hicran ve hüsran onlara yoktu. Demek ki Allâh yolunda harcarsan, Allâh yolunda harcarsan, Allâh’ı zikir yolunda harcarsan ve Allâh’ı zikretmek için harcarsan sana korku da yok, sana hüzün de yok.
Hevâya Harcanan Mal; Her Şeyini Zikre Vesîle Kıl
Ama sen hevâ hevesine harcarsan, şeytâniyete, deccâliyete harcarsan, sen nefsâniyete harcarsan, sen nefsini hoş etmek için harcarsan, o zaman sen şeytâniyete hizmet ettin, nefsâniyete hizmet ettin. Allâh yolunda harcamadın, Allâh yolunda gitmedin.
Arabayı ne için aldın? Gezmek için aldıysan o senin bela ve musibetin oldu. Sen onu Allâh’ı zikretmek için, Allâh yolunda kullanmak için araba alacaksın. O zaman normalde senin malın, mülkün Allâh yolunda hizmet edecek. Senin evin Allâh yolunda hizmet etmiyorsa, senin normalde araban, katın, yatın Allâh yolunda hizmet etmiyorsa bunların hesâbını vereceksin. Sen normalde malın, mülkün var, paran var. Malın, mülkün, paran Allâh yolunda harcanmıyorsa yâni sen zekâtını vermiyorsan, sen sadaka vermiyorsan, Allâh yolunda bir şey infak etmiyorsan o malın da hesâbını soracaklar senden.
Öyle olunca normalde o zaman sen her şeyini Allâh’ı zikretmeye vesîle bil. Her şeyini Allâh’ı zikre vesîle kıl. Senin sağlığın Allâh’ı zikir yolunda olsun. Senin vücudun Allâh’ı zikir yolunda olsun. Senin dilin Allâh’ın zikrini anlatsın. Zikret o zaman senin evin Allâh’ın zikrine açık olsun.
Harâbe Ev ile Mâmur Ev
Ey ashâbım size harâbe evle mâmur evin arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resûlallâh. Evinin evinde zikrullâh olan, evini zikri açan bir kimsenin evi harâbe de olsa mâmurdur. Ama evinde zikrullâh olmayan bir ev mâmur olsa harâbedir.
Evde Zikir: Çocuklar Tevhîdle Büyüsün
O zaman evleriniz zikrullâh evi olsun. Hiç olmazsa çoluğunuzu, çocuğunuzu toplayın. Evde zikrullâh yapın. Üç tâne lâ ilâhe illallâh da dahi okusanız evde zikrullâh olsun. Oturun alın çoluğunuzu çocuğunuzu etrafınıza. Normalde Allâh’ı zikri alıştırın onlara. Şimdiden tevhîd okutun. Şimdiden … okutun ki çocuklar tevhîdle zikirle büyüsün. Yoksa çocuk … yaşına geldi, 20 yaşına geldi.
Bu deccâliyet, bu şeytâniyet ortamında o çocuk deccâliyete, şeytâniyete kaydı gitti. Ondan sonra anne baba saçını yolcağım diye uğraşıyor. Saçını başını dövüyor. Neden dövüyorsun sen? Çocuğunu küçükken normalde Zikrullâha alıştırmadın, Kur’ân’ı alıştırmadın, namazı alıştırmadın. Çocuğunu baleye gönderdin, İngilizce kursuna gönderdin, matematik kursuna gönderdin. Ama sen çocuğunu namaz, namazı sevk etmedin. Çocuğunu Zikrullâha sevk etmedin. Çocuğunu Kur’ân ve sünnet yoluna sevk etmedin. Saldın çayıra, Mevlam kayıra yaptın.
Çarşaflı Anne, Dekolte Kız: Kabahat Kimde?
Öyle olunca da çocuk normalde annesi çarşaflı, örtülü, hârika. Kız yanında normalde yatak odasında geyilmeyecek olan kıyâfetlerle geziyor. Annesi babası ne güzel. Babası böyle sakallı çocuk ama dekolte geziyor yanı başında. Babasının yanında da utanmıyor zâten. E normalde anne babada kabahat. Neden anne babada? Sen helâl mi yedirdin? Haram mı yedirdin? Sen çocuğunu küçükken normalde İslâmî eğitim mi verdin? Ne yaptın sen? Annelik olarak ne yaptın?
Babalık olarak ne yaptın? Bu çocuklar nereye doğru koştu? Nereye gitti? Sen nasıl annelik yaptın çocuğunun peşine düşmedin? Sen nasıl babalık yaptın? Çocuğunun peşine düşmedin?
Kavga Ortamında Büyüyen Çocuk
Çocuk nerede büyüdüğü belli değil. Kiminle büyüdüğü belli değil. Bir nefsiniz uydunuz. Hattâ kavga ettiniz, gürültü ettiniz. Çocuğunun yanında dövüştünüz saç saça, başa. Çocuk baktı o anne babaya. Bir de onlar namaz kılıyorlar. Herhalde dîn bunların böyle dedi. Uzak olayım ben bu dinden dedi. Çünkü kavga kavga kavga. Çocuk kavga ortamında büyüdü. Baktı anne baba bir de namaz kılıyor. Ama çocuk kavga ortamında büyüdü. Ne anne düşündü çocuklarını, ne baba düşündü.
İkisi de düşünmediler ve çocuklarını kavga ortamında, nefret ortamında büyüttüler. Çocukları birbirler çocuklarla çocukların yanında ağızlarına geleni söylediler. Ondan sonra çocuklardan edep terbiye beklediler.
Ne anne sözünü bildi ne baba sözünü bildi. Hadi anne sözünü bilmedi. Baba sözünü bileydi. Oturturaydı oturturacağı yere. Baba da sözünü bilemedi. Ben babayım. Ben kocayım dedi. O da coştu. Haydi bir kavga gürültü saç saça, başa.
Adam kadına vuruyor, kadın da adama vuruyor. Kadın adama vuruyor, adam sessiz kalıyor. Onlar da var. Şimdi önceden adamlar kadınları dövüyordu. Şimdi kadınlar adamı dövüyor. Yâni dövüyor derken o da vuruyor ona. Tencere, tava, eline ne gelirse atıyor adama. Çocuk böyle bir ortamda büyüdü. Normalde hani zikrullâh ortamında büyüyecekti. Hani Kur’ân ve sünnet ortamında büyüyecekti. Hani Kur’ân ve sünnet ahlâkında büyüyecekti. Öyle de büyümedi.
Zikrullâhtan uzak, İslâmî terbiyeden, edepten uzak, İslâmî terbiye ve eğitim almaktan uzak bir âile olmuş oldu. Allâh muhâfaza eylesin.
Zikredilmeyen Ev İslâm Evi Değil
Ve o ev zikri yapılan bir ev olmadı. Yâni zikredilen bir ev değil, zikredilen bir ev olmuş olsa herkes Kur’ân ve sünnete tâbi olacak. Haramı helâl alabilecek. Hevâ ve hevesine uymayacak. Nefsine uymayacak. Şeytâniyete uymayacak. E normalde hevâ ve hevesine uyuyorlarsa, şeytâniyete, nefsâniyete uyuyorsa insanlar, o ev o zaman İslâm evi değil. O ev İslâm evi değil.
Oysa Cenâb-ı Hak sana mal vermiş, ev vermiş sana. Senin evinde zikrullâh hâkim olması lâzım. Sana araç, araç vermiş, araba vermiş. O araba Allâh yolunda çalışması lâzım. Ailene hizmet etmesi lâzım. Çocuklarına hizmet etmesi lâzım. Zikrullâha, Allâh yoluna hizmet etmesi lâzım. Yok senin ne evin Allâh yolunda, ne araban Allâh yolunda, ne sen Allâh yolundasın. Bir de Allâh yolundayım diyorsun. Cimrisin bir daha. Allâh muhâfaza eylesin.
Cimriden Dervîş Olmaz
Müslüman cömert olur. Müslüman cimri olmaz. Allâh yolunda harcar. İsrâf da etmez. İslâm’da isrâf yok. Sûfîlikte hiç yok. Sen dervîşim diyorsun. İsrâf ediyorsan sen sûfîlikten nasîbini almamışsın. Sen dervîşim diyorsan cimriysen sen sûfîlikten, dervişlikten nasîbini almamış. Sen eşine bir kuruş dahi para veremiyorsan, vermiyorsan verememek ayrı. Vermiyorsan cimrinin tekisin sen. Cimrinin tekisin. Biriktir biriktireceğin kadar senin eşin senin normalde senden makul bir şekilde senden harçlık alamıyorsa sen cimrinin tekisin. E nasıl dervîşlik olacak bu? Nasıl sûfîlik olacak? Cimriden dervîş olmaz. Cimriden sûfî olmaz.
Cömertlik Evden Başlar: «Al Kebabı Evde Ye»
Ama cömertlik yapacaksa bir kimse önce eş ve çocuklarına yapacak. Eş ve çocuklarına. E sen kendi eşine harçlık vermiyorsan ne o dervîş kardeşlerine harçlık vereceğim. Onlarla yiyeceğim diyorsan nefsin aldatıyor seni. Şeytan aldatıyor seni. Sen önce eşine, çoluğuna, çocuğuna cömertlik yap. Sen eşine, çoluğuna, çocuğuna cömertlik yap. Ondan sonra sen etrafına cömertlik yap. E sen eşine, çoluğuna, çocuğuna cömertlik yapmıyorsun.
Etrafına cömert görünmeye çalışıyorsun. Allâh muhâfaza eylesin.
Onlara yidireceğim, içireceğim diye uğraşıyorsun. Bırak dağda kebap yemeği var sen. Al kebabı evde ye. Çocuklarınla ye. Arkadaşları yemeğe götüreceğim. Götürme kardeşim sen. Sen evindekileri git 2 kilo et al evinde yesen. Çocuklarınla ye. Eşinle berâber ye. Önce cömertliği eşine yapsan. Önce para harcayacaksan sen evinde eşine ve çocuklarına harca. Senin eş ve çocukların dışarı bakmasın. Bir başkasının eline bakmasın. Bir başkasının eline bakmasın. Cömertlik insanın önce evinden başlar. Evinden.
Dışarıda Bal, Evde Ateş Parçası
Şu anda Ümmet-i Muhammed’in sıkıntısı bu. Dışarıda hava atmak için kalkıyor dışarıda cömertlik ediyor. Dışarıda cömertlik etme canım kardeşim. Sen önce evde hanımına harçlık veriyor musun vermiyor musun? Ona bak sen. Sen dışarı karşı çok iyisin. Sen evde iyi ol. Kadınlar da dışarı karşı çok iyiler. Siz önce kocalarınıza iyi olun. Siz önce çocuklarınıza iyi olun. Dışarıdaki insanlar seni çok methetmiş önemli değil. Senin kocan seni methetsin.
Senin çocukların seni methetsin. E sen normalde dışarıda böyle davranırsan dışarıda iyisin. Evin içerisinde zalimsin. Bu doğru dervîşlik değil. Allâh muhâfaza eylesin.
Sen dışarı çok iyisin. Balım gülümsün. Yağ bal akıyor ağzından yüzünden. Evde ateş parçasısın. Dilin dikenli evde. Bu doğru dervîşlik değil. Sen evde de aynı şekilde olacaksın. Sen başkalarına çok iyisin, kocana karşı kötüsün. Bu doğru değil. Sen başkalarına harikasın ama kocan olunca kibirleniyorsun. Sen dışarıda çok iyisin, çocuklarına kibirleniyorsun. Sen dışarıda harikasın ama arkadaşlarının yanında kibirlisin. Çocuklarının yanında kibirlisin. Eşine karşı kibirlisin.
Kardeşine Müsâmahasız: İslâm Sende Oturmamış
Bir başkasına, bir yabancıya, bir dervîş kardeşine karşı müsama eşine müsâmaha göstermiyorsun. Çocuklarına müsâmaha göstermiyorsun. Şeytan aldatıyor seni. Sen dışarıda insanlara karşı müsâmahalı davranıyorsun. Ama dervîş kardeşin olunca çok sertsin. Kibirlisin, müsâmahalı değilsin. Şeytan aldatıyor seni. Şeytan seni kandırıyor. Dışarı karşı harikasın. Kardeşlerine karşı müsâmahakâr değilsin. Dışarı karşı çok cömertsin. Kardeşlerine cömert… Akrabalarına cömert… Kendi yeğenlerine cömert değilsin.
Örneğin dışarı çok iyisin. Aman kimsenin kalbini kırmamak için çok incesin. E yeğenlerini neden kırdın? Dışarı karşı çok iyisin. E o zaman normalde kardeşlerini neden kırdın sen? Dışarı karşı çok iyisin. Dervîşleri neden kırdın sen? Demek ki İslâm sende oturmamış. Sûfîlik sende oturmamış. Kabukta kalmış. Sen desinlere oynuyorsun. Allâh muhâfaza eylesin.
«Kim Dedi Size Eşlerinizi Dövün Diye?»
Şeyhini çok seviyorsun. Öyle desinler seni. Aman bu şeyhine âşık. E nerede şeyhinin ahlâkı sende? Neden sözünü dinlemiyorsun?
Kim dedi size eşlerinizi dövün diye? Kim dedi size kocalarınızı vurun diye? Kim dedi size kadınlarınızı dövün diye? Kim dedi size ya? Ne zaman duydunuz benden bunu? Yok. Kim diyor size isrâf edin diye? Kim diyor size kibirli davranın diye? Kim diyor size eşlerinizi kırın üzün diye? Dervîşlik bu değil. Dervîşlik güzel ahlâk.
Eşiniz, Çocuğunuz Sizi İncitse de Siz İncitmeyin
Ey erkekler cemaatı, eşleriniz sizi incitse de siz onları incitmeyeceksiniz. Çocuklarınız sizi incitse de siz çocuklarınızı incitmeyeceksiniz. Çocuklarınız incitebilir sizi. Hattâ dinlemeyebilir sizi. Siz çocuklarınızı incitmeyin. Kötü bir baba profili çizmeyin. Zâlim bir baba profili çizmeyin. Nasîhat edin bir daha. Nasîhat edin. Bir daha nasîhat edin. Bir daha nasîhat edin.
Ama onları onları küfürle bağırıp çağıraraktan, hakaret ederekten onları bir yola getirmeye çalışmayın. Yanlış yapıyorsunuz. Eşlerinizi bağıraraktan, çağıraraktan, küfrederekten, hakaret ederekten bir yola getirmeye çalışmayın. Yanlış yapıyorsunuz. Döverek, söverek yola getirmeye çalışmayın. Yanlış yapıyorsunuz.
Yûnus: «Dövene Elsiz, Sövene Dilsiz Gerek»
Yanlış. Ya sûfîlik yolunda dosdoğru yürüyeceksiniz ya da dersiniz vereceksiniz. Selâmünaleyküm. Bana ağır geliyor. Ben döveni döveceğim, sövene söveceğim. El kaldıranın kolunu koparacağım diyeceksiniz. Dersi bırakıp gideceğiniz eyvallâh. Ama yok bu dergâhta duracaksanız o zaman dervîşlik hukukunu, dervîşlik ahlâkını yaşayacaksınız.
Yûnus boşuna dememiş. Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek. Dervîş gönülsüz gerek. E sen sövene söveceksen, döveni döveceksen sen. Sen küfredene küfredeceksen bu dervîşlik değil. Bu değil. Kusura bakmayın. Bu değil.
Kadınlar Topluluğu: Eşinizi Kırıp Dökmek İçin mi Evlendiniz?
E kadınlar topluluğu siz eşlerinizi kırıp dökmek için mi yaratıldınız, üretildiniz? O yüzden mi evlendiniz? Bir adamı elime geçireyim de onun feleğini, çemberini, çarkını çevireyim diye mi evlendiniz? Yapmayın Allâh rızâsı için.
Az Zikreden Bunları Yapar: Zikrin Nuru Kalbi Safileştirir
Allâh’ı zikredin. Allâh’ı az zikrettiğinizden dolayı bunları yapıyorsunuz. Allâh’ı çokça zikretseniz bunları yapamazsınız. Çünkü çokça zikreden onun üzerine zikrullâhın bir edebi, adabı, zikrullâhın bir huşusu, zikrullâhın bir derinliği, zikrullâhın bir yüceliği onun üzerinde tecellî eder. Zikrullâhın nuru onun kalbinde tecellî eder. O zikrullâhın nuru kalpte tecellî edince kalp düzgün olur, safileşir ve etrafına o safiyetle bakar. Etrafına o safiyetle hareket eder. Allâh rızâsı için biz sûfî ahlâkıyla ahlaklanalım.
Mevlânâ: Bir Edepsiz Sâdece Kendini Yakmaz
E bizim normalde bir topluluk düşünün. Siz zannediyorsunuz ki hani ben yapmadım. O yüzden bu sohbet bana değil. Hepimize bir sohbet.
Ne diyor Hazret-i Mevlânâ Mesnevîsinde? Bir edepsiz diyor, bir edepsiz diyor sâdece kendini yakmaz. Cihanı yakar diyor. Sâdece kendini yakmaz. Siz normalde bir sûfî adabının, erkanının dışında hareket edince sâdece kendinize, kendinizi zulmetmiyorsunuz. Siz etrafınıza ve dervîş kardeşlerinize ve yola zulmediyorsunuz. Siz yola… Bakın, bir kimsenin kendisine âit hataları vardır. Kendisine âit yanlışlıkları vardır. Kendisini bağlar. Ama belirli şeyler normalde sâdece kendisini bağlamaz.
Eşe Zulüm Yola Lâf Getirir
Sen kocana zulmedersen normalde seni bağlamaz. Bu kocanın akrabaları şöyle düşünür. Bunların dervîşliği böyle mi? Yola lâf getirdin. Sen o kocanın akrabalarına dervîşliği anlatamazsın. Sen karına zulmettin. Bu duyuldu.
Karının akrabaları şöyle der: «Sizin dervişliğiniz böyle mi? Siz orada bunu mu öğreniyorsunuz?» Siz yola taş getirdiniz. Siz yola lâf getirdiniz. Olmaz. Bu kabûl edilebilir bir şey değildir. O yüzden normalde sen sâdece tek başına değilsin. Senin yaptığın yanlışlık bütün bu topluluğu ve aynı zamanda yolu ilgilendirir.
Havuza Atılan Taş: Günahın Bütün İslâm Dünyâsını Etkiler
Sen şöyle düşünebilirsin. Kocaman bir havuz. Sen köşesine bir taş attın. Sâdece köşe etkilenir zannedersin. Değil. Sen edepsiz olarak bir taş atarsan İslâm dünyâsı bundan etkilenir. Öyle meseleyi ucuz görme. Sen öyle meseleyi ucuz görme. Sen bir yanlışlık, eksiklik yaptığında bütün İslâm dünyasında onun etkisi var. Senin ağzından çıkan bir kelime İslâm dünyâsını etkiler. Siz kendi kendinizi şöyle düşünmeyin. Ne olmuş ya? Ben böyle yaptıysam günah benim değil mi? Değil. Sâdece senin değil. Senin günahın bütün İslâm dünyâsını etkiler. Kendi kendine sâdece kendini etkileyecek zannetme.
İnananlar Bir Vücut Gibidir: Bütün Silsile Izdırap Çeker
Mâdem ki Müslümanlar, inananlar bir vücut gibidir. İnananlar bir vücut gibidir. Nasıl vücudun bir tarafında bir arıza var ise bütün vücut o arızayı, o sancıyı, o ağrıyı çekiyorsa bir Müslümanın, bir müminin yapmış olduğu yanlışlık hatadan bütün Müslümanlar ızdırap çeker mânevî olarak. En başta Hazret-i Muhammed Mustafa ızdırap çeker. Ondan sonra peygamberler, sahabeler, pîr efendiler, «Siz onları ölü mü zannediyorsunuz?» geçmiş şeyh efendiler ve üstatlar.
Bunların hepsi de ondan ızdırap çeker. Bir sûfî bu mânâda yalnız değildir. Bir sûfî bu mânâda tek başına değildir. Sen sağlam bir silsileden ders aldıysan o bütün silsile ondan etkilenir.
Sen kendi kendine şunu diyebilirsin. Ya ne olmuş ya benim eşim değil mi? Ben onu kırıp dökebilirim. Sen onu kırıp dökmüyorsun. Tâ Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya kadar sallallâhu aleyhi ve sellem’e kadar ondan Âdem’e kadar Âdem’den Cebrail’e kadar ve Cenâb-ı Hak’a kadar sen herkesi kırıp döküyorsun. Meseleyi öyle tefekkür etmezsen kendini edeplendiremezsin. Zâten sen karşında eşini görüyorsun. Kadın erkek önemli değil. Ona küfredip hakaret ettiğinde, ona yanlış konuştuğunda ben ona konuştum zannediyorsun.
Değil değil. Sen bütün silsileye yapıyorsun yapacağını. Sen bir normalde bir yanlışlık yaptın, eksiklik yaptın. Senin kendine âit değil bu.
«Kelin Sâhibi Var»: Meczûbun Kafasına Dökülen Tömbeki
Ben daha ilerisini söyleyeyim. Yâni sen kime yanlışlık yaptın? Eşine gittin ondan helallık helâllik aldın. Bitti mi zannediyorsun? Eşin dervîşse hani meşhur ya Oktay çok kullanılırdı. Allâh rahmet eylesin. Kelin sâhibi var derdi. Kelin sâhibi var kardeş. Kelin sâhibi var.
Hani meşhur ya adam gelmiş böyle meczûbun birisinin kafasından aşağı böyle şeyi ne o nargilenin tömbekisini döküvermiş. Ateşi közü o tabii o meczûp kimse böyle fark etmemiş. Ondan sonra vay yanıyorsun lan filân demişler. Dalga geçmişler. Mahallenin külhanbeyi sözde tabii normalde meczûbun kafası yanmış. Adamı o gece almışlar sigaya. Öyle mi yaparsın, böyle mi yaparsın? Öyle mi dersin, böyle mi dersin? Sabâhı zor etmiş.
Külhanbeyi gitmiş o meczûbun bulunduğu kahveye, demiş ya böyle böyle, ben dün akşam, dün gece, dün gündüz ben sana böyle böyle yaptım demiş, hakkını helâl et. Meczûp demiş ki benden çıktı o iş demiş. Ya demiş benim şeyhime gideceğim bakacaksın demiş, ona söyleyeceksin demiş. Senin şeyhin kim? Nazillili Ali Efendi demiş. Adam koşturmuş, Nazilli’ye gitmiş.
Nazilli Ali Efendi: «Bu İş Peygambere Dayandı»
Şeyh Efendi’nin kapısını çalmış. Selâmünaleyküm. Aleykümselâm demiş. Efendim sizin dervişinizmiş. Ben demiş filânca kimsenin kafasına bir tömbek döktüm demiş. Gece böyle böyle böyle çok kötü bir rüyâ gördüm. Ondan sonra ben demiş o dervişinizden helâllik alacaktım. O da dedi ki demiş bizden çıktı. Size demiş gönderdi. Nazilli Ali Efendi Hazretleri bakmış ona. Benim de şeyhim sayılır o. Ha onun çünkü Ödemiş’teki halifesi bana halifelik verdi.
Yâni bu böyle açıklanacak bir şey değildi ama Allâh rahmet eylesin. (Âmîn.)
Ödemiş’te bir eskici Mehmet Efendi vardı. O gelmediği zaman hatm-i hâcegânları sabahları camide ben yaptırdım. O bana öyle bir halifelik ver dedi kendisi. Allâh rahmet eylesin. (Âmîn.) Daha o zaman Ödemiş’teydim. Neyse o Ali Efendi böyle çıkarmış kafasından sarığını takkesini böyle kafasına koymuş. Kafasını indirmiş. Yanık Ali Efendi’nin kafası demiş. Evladım bizden de çıktı demiş. Bu iş Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e dayandı demiş. Bizde de işin yok demiş. Dün gece demiş böyle bir tecelliyât oldu. Gösterildi demiş. Onun da kafası yanıktı.
Dervîşe Yapılan Yukarı Kadar Gider
Şimdi bir dervîşe zulmetmek, bir dervîşin canını yakmak, bir dervîşe kibirlenmek, öyle kendi şahsınıza müstakil bir günah gibi düşünmeyin. Dervîşlik yolu öyle değildir. Sen birisine bir şey yaparsın, o yukarı kadar gider. Sen gitmeyecek diyor. Düşünme. Öyle düşünürsen kısa kalırsın. Kısa kalırsın. Sen bir dervîşe zarar vermemeye. Bu eşin senin bu çocukların zarar verme kardeş. Zarara uğra zarar verme. Zarara uğra zarar verme. Zarar veriyorsan senin iki yakan toplanmaz. Bilmiş ol. İki yakan bir araya gelmez. Bilmiş ol.
Dervîşlerin Gıybetini Yapma
Dilinden dervîş kardeşlere karşı bir şey çıkmasın. Dilinden dervîşlerin gıybetini etme. Doğru olabilir. Haklı da olabilirsin. Gıybetini yapma. Dervîşlerin gıybetini yapma. Dervîşlerin gıybetini, dervîş kardeşinin gıybetini yapıyorsan senin seni dilinden asarlar. Dilinden. Sen ne ama dervîşin gıybetini diyorsun? Yapma.
Dervîşlerin arkasından konuşma. İster haklı ol ister haksız ol. Konuşma arkasından git yüzüne ne söyleyeceksen söyle. Helallaş. Alacağın varsa alacağını al. Vereceğin varsa vereceğini ver. Varsa bir problemin problemini çöz ama arkasından gıybet etme.
Eşinizin arkasından gıybet etmeyin. Çocuklarınızın arkasından gıybet etmeyin. Kardeşlerinizin arkasından gıybet etmeyin. Annenizin, babanızın arkasından gıybet etmeyin. Dervîş kardeşlerinizin, zâkirlerinizin, çavuşlarınızın arkasından gıybet etmeyin. Edeni susturun. Gıybete ortak olmayın. Birisi bir dervîş kardeşinizin aleyhinde bir şey mi konuşuyor? Yüzüne söyleyin. Canım kardeşim lütfen gıybet etmeyelim. Hele dervîş kardeşlerimizin gıybetini hiç etmeyelim. Dinlemeyin onu. Bu ister eşiniz olsun ister çocuklarınız olsun dinlemeyin.
Gıybet Üç Yerde Câiz: Hâkim, Âmir, Âlim
Dinleyecek olan kim? Ya hâkim hükmünde olacak, ya âmir hükmünde olacak, ya âlim hükmünde olacak. Neden dinleyecek? O da bir haksızlık varsa haksızlığı önlemek için. Haksızlığı önlemek için. Âlim değilsin, âmir değilsin, hâkim değilsin. Sen ne ama dinliyorsun dervîş kardeşlerinin gıybetini?
Gıybet üç yerde câiz olur. Üç yerde. Bir sen adâlet tesis edilecekse hâkim ise evet orada normalde konuşulur. İki eğer normalde sen âmir isen yâni sana bir şey konuşulduğunda sen yasaklayıp da onu durdurabileceksen o zaman sen dinlersin. E sen hâkim değilsin. Âmir de değilsin. E âlim de değilsin. Âlimsen dinle, nasîhat et.
Ailelerinizde İyi Geçinin, Arkanızda Hoş Bir Sedâ Bırakın
Ben şimdi neden konuşuyorum burada? Problem var. Problemlerden dolayı konuşuyorum. Problem var. Problemlerden dolayı konuşuyorum. Yoksa durup durduğum yerde neden konuşayım bunları?
Dervîş kardeşler, ailelerinizde iyi geçinin. Kadınlar, erkekler, çocuklarınızla iyi geçinin. Kadınlar, erkekler, bu dünyâ gelip geçiyor. Hayat gelip… Hayat gelip geçiyor. Arkanızdan bir hoş seda bırakın. Arkanızda zulüm bırakmayın. Arkanızda nefret bırakmayın. Arkanızda dedikodu bırakmayın. Arkanızda gıybet bırakmayın. Arkanızda zikrullâhın nurunu, zikrullâhın nurunu bırakın. Eğer ki siz arkanızda bir mîras bırakacaksanız mîrasınız Kur’ân sünnet olsun, mîrasınız zikrullâh olsun, mîrasınız güzel geçim olsun. Mîrasınız güzel geçim olsun.
Ebû Hüreyre: «Resûlullâh’ın Mîrası Paylaşılıyor»
Ebu Hüreyre çıktı çarşıya dedi ki, «Ey ey Ümmet-i Muhammed, Resûlullâh’ın mîrası paylaşılıyor camide» dedi. Herkes pazarda alıp satmaya bıraktı. Koşa koşa gittiler camide mîras paylaşılacak diye, mal paylaşılacak diye. Geldiler camide dediler ki hani mîras. Ebu Hüreyre dedi ki, «Kur’ân ve sünnet, Allâh’ı zikir.» Dedi ki, «Dünyâya tapınıyorsunuz. Dünyâya tapıyorsunuz. Oturun» dedi, «Allâh’ı zikredin. Oturun» dedi. «Kur’ân tilâvet edin. Oturun» dedi. Dinizi öğrenin. Oturun. Asıl mîras bu.
Çocuğa Bırakılan Mal Fitne Olabilir
O zaman canım kardeşlerim çocuklarınıza mîrasınız Kur’ân sünnet olsun, zikrullâh halakaları olsun. Allâh’ı zikir olsun. Mîrasınız bu olsun. Çok ev bırakabilirsiniz. Çok mal… Eğer çocuğunuz Kur’ân ve sünnete göre yetişmediyse, büyümediyse o mal onun fitnesi olur. O mal onun sapkınlığı olur. O mal onun ahiretini perişan eder. Eğer çocuğunuz Kur’ân ve sünnet dairesindeyse evet o mal onun dînini yaşamasına vesîle olur. Dînini rahat yaşamasına sebep olur.
E çocuğunuza siz ev bıraktınız. Evde zikrullâh olmuyorsa çocuğunuza mal bıraktınız. Çocuğunuz o malla yolunda koşturmuyorsa, fakir fukarayı doyurmak için koşturmuyorsa, kimsesizlerin kimsesi olmak için uğraşmıyorsa, evet sen o çocuğuna fitne bıraktın. Başka bir şey değil. Sen o çocuğuna fitne bıraktın.
Sen çocuğunu yetiştirdin, üniversite okuttun. Çocuk üniversite okuduktan sonra saptı, yoldan kaydı. Gitti gaydırıgubbak işlere karıştı. Sen çocuğun ne için uğraştın? Gaydırıgubbak işler yapsın diye mi? Kur’ân ve sünnetten uzaklaşsın diye mi? Allâh düşmanı olsun diye mi? Resûlullâh düşmanı olsun diye mi?
Kendini Dervîş Etmişsin, Çocuğunu Edememişsin
O zaman çocuklarınızı dosdoğru yetiştirin. Çocuklarınızı zikrullâha alıştırın. Çocuklarınızı Kur’ân’a alıştırın. Çocuklarınızı dergâha alıştırın. Getirin yanınızda. Taşıyın çocuklarınızı yanınızda ve çocuklarınızı Kur’ân sünnet… yürütün.
Kendini dervîş etmişsin, çocuğunu dervîş edememişsin. O zaman sende yanlışlık var. Kendini dervîş etmişsin. Eşini, hanımını veya kocanı dervîş edememişsin. Sende yanlışlık var. O zaman senin dervişinde yanlışlık var. Sen dervîşsin. Anne baba dervîş, çocuklar dervîş değil de, dervîş değilse anne babanın dervişinde yanlışlık var.
Şunu diyebilirsiniz. Allâh dilediğine hidâyet edecek. Eyvallâh. Biz gayret ettik mi bu konuda? Ona bakın siz. Allâh içinden versin. Çalış, cihad et, koştur. Çocuğunu da … da alıştır.
«Bugün Hava Yağışlı»: Eşini Derse Getirmeyen
E sen çocuğunu alıştırmazsan, çocuğunu derse götürmezsen, eşini derse yok o gün baş ağrıdı, yok o gün hava yağışlı. Bugün hava yağışlı. Sen çocuğu götürme. Sen de otur evde. He. Adam gitsin senin yerine de zikrullâh yapacak. Hesâbı senin yerine de mi verecek? Kabre girdiğinde sen mi vereceksin onun hesâbını?
Alırken dervişle evlendin ya. Bu dedin ki dervîş bayanla evleneyim ben. İyi dervîş bayanla evlendin. Sen şimdi ne derse getirmiyorsun? Çocuk hasta olurmuş. İyi olur. Otursun evde. Hani dervişle evlendiydin sen. Allâh muhâfaza eylesin. (Âmîn.)
Evlerinizi, Bedenlerinizi Zikrullâha Açın
O yüzden evlerinizi zikrullâha açın. Bedenlerinizi zikrullâha açın. Dillerinizle Allâh’ı zikredin. Kalbinizde Allâh’ı zikredin. Sırrınızda Allâh’ı zikredin. Ruhunuzda Allâh’ı zikredin. Allâh’ı zikredin. Her şeyiniz Allâh’ı zikretsin. Malınız da Allâh’ı zikretsin. Arabanız da Allâh’ı zikretsin. Katınız, yatınız da Allâh’ı zikretsin. Her şeyiniz zikrullâh yolunda olsun.
Her Tevhîdde Ruh Cemâlle Cemalleşir
Ve muhakkak Allâh’ı zikirle hemhâl olursanız şuna da inanın. Her zikrullahınızda, her lâ ilâhe illallâh dediğinizde onun cemâliyle cemalleştiğinin farkına varın. Siz farkında değilsiniz. Her tevhîd çekişinizde, her Allâh’ı zikrullâh yaptığınızda ruhunuz onun cemâliyle cemalleşir. Her zikrullâh halakasına oturduğunuzda, halaka-i zikrullâha oturduğunuzda siz farkında değilsiniz. Farkında olmadığınızdan dolayı zikrullâhı ehemmiyetsiz görüyorsunuz.
Her zikrullâh halakasında ruhunuz Cenâb-ı Hakk’ın cemâliyle cemalleşir. Ruh o cemâle aşıktır. Zikrullâh ile önündeki perdeler açılır. Zikrullâh ile gökteki perdeler açılır. Ve daha lâ ilâhe illallâh dediğinizde illallâh da ruh cemâlle cemalleşir. Eğer tevhîdi çekerken bu şuur ile çekerseniz ruhunuzun Allâh’ın cemâliyle cemalleştiğine görürsünüz. Şâhit olursunuz.
Her lafz-ı celâlde Allâh dediğinizde Cenâb-ı Hakk’ın bir sıfatıyla sıfatlanır. O sıfatla cemalleşirsiniz. Ruhunuz o sıfatla cemalleşir ve cemâl perdesinden cemâl perdesine, cemâl perdesinden cemâl perdesine geçer. Bunlar normalde zikrullâhın sırrı hükmündedir. O yüzden her esmâda her esmâda ruh Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarıyla sıfatlanır. Onun cemâlinden cemâline, perdeden perdeye geçer. Rabbim cümlemizin gönül gözünü açsın. (Âmîn.) Kalbimizi zikrullâhın nûruyla nurlandırsın. (Âmîn.)
Zikrullâhın Nurunu Dışarıda Zâyi Etmeyin
O yüzden zikrullâh halakalarını terk etmeyin. Eşinize, çoluğunuzu, çocuğunuzu zorla da değil de ama nasîhat ederekten, sevdirerekten getirin. Sen burada cemâlle cemalleşmişsin. Eşinin haberi yok. Eve gittiğinde tavayı da yersin başına, küfrü de yersin. Neden? Onun cemâlden nasibi yok. O çocuğunun da yok. Getirin. Zikrullâh halakasına nasîhat edin, söyleyin, anlatın, anlatın. Ama hiç olmazsa sizler bunun farkına vararaktan o zikrullâhın nurunu buradan dışarı çıkınca zayi etmeyin.
Kendinizi koruyun. Kendinizi muhâfaza edin. Devamlı dilinizi zikrullâh ile ıslak edin. Kalbinize zikrullâhın nûruyla nurlanması için, zikrullâh kalbinizi de inmesi için gayret gösterin. Allâh bizi onlardan eylesin. (Âmîn.) Rabbim bizleri zikrullâh halakasında dâim eylesin. (Âmîn.) Dilimizi zikrullahıyla ıslak eylesin. (Âmîn.) Ruhumuzu Cenâb-ı Hakk’ın cemâl sıfatına mazhar olan, cemâliyle cemalleşenlerden eylesin. (Âmîn.) Her dâim ayrı bir cemâl perdesinden perdesine gidenlerden, yükselenlerden eylesin. (Âmîn.)
Not: Bu yazı, sohbetin kaydındaki konuşmanın kendisidir: yalnız imlâ ve noktalama düzenlenmiş, altyazıdaki açık işitme hataları düzeltilmiştir; anlaşılamayan birkaç kelimenin yeri «…» ile gösterilmiştir. Âyet mealleri ve hadîs metinleri sohbette okunduğu şekliyle verilmiş; âyetlerin Diyanet meali aşağıda Kaynakça’dadır. Bölüm başlıkları okumayı kolaylaştırmak için eklenmiştir. Açılış ve kapanış duâları alınmamıştır.
Kaynakça
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Sâd 38/31-33 — Diyanet İşleri Başkanlığı meali: «Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu. Süleyman, “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, “Onları bana geri getirin” dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.» Sohbetin âyetleri (31-32); zikir âyetleri nasîhatlerinin 57.’si. Sohbette okunan meal: «Hani ona bir akşam çalımlı ve cins koşu atları sunulmuştu. Demişti ki doğrusu ben rabbimi zikretmek için mal sevgisine düştüm…» Diyanet mealinde 32 ve 33. âyetler birlikte verilir.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2/261 — Diyanet İşleri Başkanlığı meali: «Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.» Sohbette «Bakara 261» denilerek okunur.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Sebe’ 34/39 — Diyanet İşleri Başkanlığı meali: «De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.”» Sohbette sûre adı söylenmeden «Yine de ki…» diye okunan meal bu âyettir.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2/274 — Diyanet İşleri Başkanlığı meali: «Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir» Sohbette «Bakara 274» denilerek okunur.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Yûnus 10/62-64 — Diyanet İşleri Başkanlığı meali: «Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır.» Sohbetteki «Bu kimin için vardı? Bir de velîler için» sözü, velîlere korku ve hüzün olmadığını, dünyâda ve âhirette müjde bulunduğunu bildiren bu âyetlere işarettir; sûre adı söylenmez.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân 3/169-170 — Diyanet İşleri Başkanlığı meali: «Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler,Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.» Sohbetteki «Siz onları ölü mü zannediyorsunuz?» sözü bu âyete işarettir; sûre adı söylenmez. Diyanet mealinde 169 ve 170. âyetler birlikte verilir.
▸ Hadîs-i Şerîf — Kılınamayan ikindi namazı — Bir gün düşmanın fırsat vermemesi yüzünden ikindi namazının kılınamaması, Hazret-i Ömer’in de ikindiyi zor kıldığını söylemesi; sonra bir ezan ve üç kametle ikindi, akşam ve yatsının kılınması. Sohbette «hadîs-i şerîflerin metinlerinde» denilir, kaynak adı verilmez.
▸ Hadîs-i Şerîf — Harâbe ev ile mâmur ev — «Ey ashâbım, size harâbe evle mâmur evin arasındaki farkı söyleyeyim mi?» diye başlayan, içinde zikrullâh olan evin harâbe de olsa mâmur, zikrullâh olmayan evin mâmur da olsa harâbe olduğunu bildiren rivâyet; sohbette kaynak adı verilmez.
▸ Hadîs-i Şerîf — Mü’minler bir vücut gibidir — Mü’minlerin birbirine sevgi ve merhamette, vücudun bir uzvu rahatsızlandığında bütün vücudun onu duyduğu tek bir vücut gibi olduğunu bildiren rivâyete işaret; sohbette kaynak adı verilmez.
▸ Rivâyet — Ebû Hüreyre ve Resûlullâh’ın mîrası — Ebû Hüreyre’nin çarşıda «Resûlullâh’ın mîrası camide paylaşılıyor» demesi, camiye koşanların orada Kur’ân, sünnet ve zikirle meşgul olanları bulması; sohbette kaynak adı verilmeden anlatılır.
▸ Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî, I. defter — Edepsizin yalnız kendine kötülük etmeyip bütün âfâkı ateşe verdiğini bildiren beyte işaret; sohbette «Ne diyor Hazret-i Mevlânâ Mesnevîsinde?» denilerek «Bir edepsiz sâdece kendini yakmaz, cihanı yakar» diye aktarılır.
▸ Yûnus Emre — «Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek, dervîş gönülsüz gerek» sözü; sohbette «Yûnus boşuna dememiş» denilerek okunur.
▸ Nazilli Ali Efendi — Sohbette anlatılan meczûp ve külhanbeyi hâdisesi; konuşmacı, Nazilli Ali Efendi’nin Ödemiş’teki halifesinden kendisine halifelik verildiğini ve Ödemiş’te Hatm-i Hâcegân’ı camide yaptırdığını anlatır.
▸ Mustafa Özbağ Efendi, «731. Dergâh Sohbeti» — Bu yazının kaynağı olan sohbetin tam kaydı (22 Ekim 2026).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
Ek kaynaklar:
- Dergâh Sohbetleri Serisi — tamamı
- Sorular — konu başlıklarına göre soru-cevap arşivi
- Tasavvuf Sözlüğü
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Dervîş, Şeyh, Nefs, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı