52. Nasîhat: Mü’min Sûresi 13 ve 14
Bugün 52. nasîhat: Mü’min sûresi, âyet 13 ve 14.
Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. «Hüvellezî yurîküm âyâtihî ve yünezzilü leküm mines-semâi rızkā; ve mâ yetezekkeru illâ men yünîb. Fed’ullâhe muhlisîne lehüd-dîne velev kerihel-kâfirûn.» Sadakallâhül-azîm.
«Size âyetlerini gösteren, sizin için gökten rızık indiren O’dur. Allâh’a yönelenden başkası zikretmez. Ey îmân edenler, kâfirlerin hoşuna gitmese de dîni yalnız Allâh’a has kılarak O’na duâ edin.» (Mü’min 40/13-14.)
Âyetler Enfüste ve Âfâkta Serilmiştir
Cenâb-ı Hak âyetlerini bize gösteriyor. Normalde kudretini, kuvvetini, azametini, ilmini Cenâb-ı Hak serd etmiş; âyetlerini sûfî diliyle enfüste ve âfâkta — yâni hem iç âlemimizde hem de dış âlemde — gösteriyor.
«Gökten rızık indiren O’dur» deyince, o âyetler aynı zamanda gökten rızık indirdiğini de söylüyor. Ayı, güneşi, yıldızları yörüngesinde yürüten; belli bir hesap kitap üzerinde bütün semâvâtı, dünyâyı ve dünyânın dışındaki her şeyi idâre eden O’dur.
Ve bunları ancak Allâh’ı zikreden tefekkür ediyor. Allâh’ı zikredenler bunu anlıyor; idrâki açılıyor.
Cenâb-ı Hak o bütün âyetlerini hem melek-melekût âlemine, hem insanlara, hem cin tâifesine — akıl sâhibi olan bütün hepsine — seriyor, tâbiri câizse.
Tabiî insanlar bunu müşâhede etmekten uzaksa, bunu anlamaktan uzaksa, o zaman söyleyecek bir lâf da kalmıyor. Yâni onu müşâhede etmesi, onu görmesi lâzım.
Aynı Yağmur, Aynı Toprak: Lahana ile Pırasa
«Gökten rızık indiren O’dur» dediğimizde, bildiğiniz yağmur.
Ama o yağmurla dünyâ üzerinde birçok bitkiye, meyveye değişik tatlar, kokular veriliyor. Aynı yağmur, aynı toprak — ama bir tarafa lahana ekiyorsunuz, bir tarafa pırasa ekiyorsunuz. Lahananın kokusu ayrı, pırasanın kokusu ayrı.
Ayrı ayrı tat, ayrı ayrı koku, ayrı ayrı renk, ayrı ayrı rızıklar, ayrı ayrı nebatlar — ve o nebatlardan beslenen ayrı ayrı hayvanlar, böcekler.
Baktığımız zaman, meselâ dünyâ üzerinde on milyar çeşit böcek, hayvan olduğu hesaplanıyor. Hepsinin de rızkını veren, hepsini bir kudret ve kuvvette tutan Allâh var.
Ama bunu tefekkür etmek, bunu anlamak, o âyetlerin tecelliyâtını seyretmek herkese nasip değil.
Basîret: Gördüğünü Anlamak
Neden? Bir insanda basîret olacak ki — Basîr, Allâh’ın görme sıfatı — o kimse gördüğünü anlayacak, idrâk edecek ve Cenâb-ı Hakk’ın lütf-i ilâhiyyesiyle bu âyetleri insanların gözünün önüne serdiğini hissedecek.
Yoksa, hissetmezse, yağmurun sâhibini bilmeyecek; otun, çöpün sâhibini bilmeyecek; hayvanların sâhibini bilmeyecek veyâhut da gezegenlerin sâhibini bilmeyecek.
O gezegenleri çarpıştırmayan, onları o uzayda, o semâda belli bir yörüngede döndürenin kim olduğunu bilmeyecek.
Nokta Kadar Olmayan İnsan İlâhlık Taslıyor
Baktığınız zaman, hesaplamalara göre on milyondan fazla Samanyolu gibi Samanyolları var. Ve her bir Samanyolu’nda on milyondan fazla gezegen var. Düşünebiliyor musunuz?
O gezegenlerin içerisinde dünyâ dediğiniz şey minicik bir şey. O minicik şeyin içerisinde insanı düşündüğünüzde, insan nokta kadar bile olmuyor.
Ama o insan ilâhlık taslıyor. Şu semâvâtın, şu varlığın içerisinde insan bir nokta kadar bile değil; ama nokta kadar olmayan insan ilâhlık taslıyor — veyâhut nokta kadar olan insan yaratıcısını inkâr ediyor, yaratıcısına isyân ediyor. Allâh muhâfaza eylesin.
Zikir, Basîret ve Ferâset Nurunu Getirir
O yüzden bunları ancak Allâh’ı çokça zikreden kimseler — Allâh’ı zikredip tefekkür eden insanlar — işin hakîkatine varır. Ama zikretmezse, Allâh’a yönelmezse, Allâh’la irtibat kurmazsa o kimselerin bunu anlaması mümkün değil; idrâk etmesi de mümkün değil.
Burada en önemli şey, o kimsenin Allâh’ı çokça zikretmesi. Zikredecek ki Cenâb-ı Hak onu basîret nuruyla nurlandıracak, ferâset nuruyla nurlandıracak. Basîret nuruyla gördüğünü ferâset nuruyla idrâk edecek. Bu ancak Allâh’ı çokça zikredenlerin üzerinde olacak bir şeydir.
Çünkü Allâh’ı çokça zikrederse, o kimsenin gönlündeki zulmânî perdeler ortadan kalkacak; nûrânî perdelere ulaşacak ve o nûrânî perdelerde Cenâb-ı Hakk’ın âyet-i kerîmelerinin tecelliyâtını görecek. Enfüste ve âfâkta âyetlerini serd etmiş: hem iç âleminde o âyetlerin tecelliyâtını görecek, hem de dış âlemde.
O hikmetleri tanıyacak. O hikmetleri tanıdıkça Allâh’a olan aşkı, muhabbeti, bağlılığı artacak; Allâh’a olan âşıklığı artacak ve Cenâb-ı Hak onu kendisine çekecek.
Ama burada o kimsenin önce Allâh’a yönelmesi, O’na doğru bir yol alması gerekiyor.
14. Âyet: Kâfirler İstemese de
Ve en önemlisi, âyet-i kerîmeden sonra 14. âyette diyor ki: «Öyleyse kâfirler istemese de, siz dîni yalnız O’na hâlis kılanlar olarak Allâh’a duâ edin.»
Demek ki kâfirler bizim dîni yalnız Allâh’a hâlis kılmamızı istemezler. Bir kâfir senin iyi bir Müslüman olmanı istemez. İyi bir sûfî olmanı istemez.
Hiçbir kâfir senin iyi bir Müslüman olmanı istemez. Hiçbir kâfir, hiçbir münâfık senin iyi bir Müslüman olmanı istemez. Hiçbir münâfık senin Allâh’ı zikretmeni istemez. Hiçbir kâfir senin Allâh’ı sevmeni, Allâh’la dost olmanı istemez — hiçbir kâfir.
Dîni Allâh’a Has Kıl, Sonradan Bir Şey Katma
O yüzden Cenâb-ı Hak da diyor ki: «Kâfirler istemese de siz dîni yalnız O’na hâlis kılanlar olarak Allâh’a duâ edin.» Yâni dîni Allâh’a has kıl. Şirke düşme. Bakın, şirke düşme.
Dîni Allâh’a has kıl. Kur’ân ve sünnetin içerisine sonradan bir şey katma. Kur’ân’a, sünnete, imamların içtihâdına bağlı kal; Kur’ân’a, sünnete, imamların içtihâdına bağlı kalarak dînini yaşa.
O sapıkların yolundan gitme: «Bize Kur’ân yeter» diyenlerin yolundan gitme. Hadîs-i şerîfleri reddeden, hadîs-i şerîfleri inkâr edenlerin yolundan gitme. «Namaz ibâdet değildir» diyenlerin yolundan gitme. «Allâh gaybı bilmez» diyenlerin yolundan gitme.
Dinden geçinenlerin yolundan gitme. Dîni geçim aracı yapanların yolundan gitme. Dervîşlerden, cemaatinden veyâhut da etrâfından dilenenlerin yolundan gitme.
Bunlar hidâyete erdirilmiş değillerdir.
Hadîsi ve Mezhebi İnkâr Edenler
Bir kimse hadîs-i şerîfleri inkâr ediyorsa, o hidâyete erdirilmiş değildir. Bir kimse «namaz ibâdet değildir» diyorsa, o hidâyete erdirilmiş değildir. Bir kimse «Allâh gaybı bilmez» diyorsa, o hidâyete erdirilmiş değildir.
«Mezhebe gerek yok; Peygamber zamânında mezhep mi vardı?» deyip mezhepleri inkâr ediyorsa, o hidâyete erdirilmiş değildir.
Bugün insanları Kur’ân’la aldatıyorlar. Kur’ân-ı Kerîm’i kabûl edip hadîs-i şerîfleri reddediyorsa, onlar sapkındır, sapıktır. Onlar hidâyete erdirilmiş değildir.
İslâmca yaşamayı, Müslümanca yaşamayı kabûl etmiyorsa bir kimse, o hidâyete erdirilmiş değildir.
Âhireti İnkâr, Reenkarnasyon ve Bâtınîlik
Mahşerde yeniden dirilmeye inanmıyorsa, o hidâyete erdirilmiş değildir. Mahşerde yeniden hesâba çekileceğine inanmıyorsa, «hesap kitap yok» diyorsa, o hidâyete erdirilmiş değildir.
Reenkarnasyona inanıyorsa, o hidâyete erdirilmiş değildir.
«Ali peygamber olacaktı, Cebrâil şaşırdı» diyen hidâyete erdirilmiş değildir. «Lânet olsun Ebûbekir’e, Ömer’e» diyen bir kimse hidâyete erdirilmiş değildir.
Komple bâtınîliği kendine ölçü eden hidâyete erdirilmiş değildir. «Bizim namazlarımız kılındı» diyen hidâyete erdirilmiş değildir. «Oruca gerek yok» diyen hidâyete erdirilmiş değildir. «Hacca gerek yok; Araplara para mı yediriyorsunuz?» diyen hidâyete erdirilmiş değildir.
Bakın, bunlar ne yazık ki — farkındayız veyâ farkında değiliz — bizim içimize yerleştiler. Ve bunlar Müslümanmış gibi görünen münâfıklardır.
Faizin «Şu Kadarı Câizdir» Diyenler
Faizin şu kadarı, şu kadar tutarı câizdir, helâldir diyenler hidâyete erdirilmiş değildir.
Mü’min mü’minden faiz alıp veremez. Mü’min mü’minden faiz alır, verirse, annesiyle Kâbe duvarının dibinde zinâ etmiş gibi günâha girer.
Mü’minden faiz almayı câiz görenler hidâyete erdirilmiş değildir.
Öğrenci Parası, Villa ve Kurban Eti
«Öğrenci bakıyoruz, talebe bakıyoruz» deyip insanların paralarını alıp öğrencileri aç bırakan, o paraları öğrencilere yedirmeyenler hidâyete erdirilmiş değildir.
«Fakire, fukaraya dağıtıyoruz» deyip milletten paraları toplayıp, ondan sonra gidip kendisine villa yaptıran, han hamam yaptıran hidâyete erdirilmiş değildir.
Kurban etlerini alıp parayla satan hidâyete erdirilmiş değildir. İnsanların kurban etlerini toplayıp sucuk yapıp sucuk satan hidâyete erdirilmiş değildir.
Bunlar hidâyete erdirilmiş değillerdir.
Makam, Rüşvet ve Müslümanlara Zulüm
Bir makama, bir mevkiye geçince rüşvetin dibini çıkarıyorsa, o hidâyete erdirilmiş değildir.
İnsanlara haksızlık, hukuksuzluk yapanlar hidâyete erdirilmiş değildir. İnsanları öteleyen, iteleyen, Müslümanlara kem gözle bakan, Müslümanların üzerine baskı kuran hidâyete erdirilmiş değildir.
Sırf inandıkları için, Müslüman oldukları için Müslümanlara zulmeden, onlara tepeden bakan, onları ikinci sınıf vatandaş görenler hidâyete erdirilmiş değildir. Bunlar hidâyet ehli değildir. Bunlar dalâlettedir, sapıklıktadır.
«Bu zamanda rüşvet helâldir» diyen bir kimse hidâyete erdirilmiş değildir. «Bu zamanda faiz de ticâret gibidir» diyen kimse hidâyete erdirilmiş değildir. İşte biz normalde görüyoruz: «Enflasyon miktarı kadar faiz helâldir» diyen hidâyete erdirilmiş değildir.
Masonluk, İzmler ve Putlar
Masonlar hidâyete erdirilmiş değildir. Masonik kafalılar hidâyete erdirilmiş değildir.
Sosyalizme inanıp kurtuluşu onda görenler hidâyete erdirilmiş değildir. Komünizmi kendisine kurtuluş olarak gören, ona îmân eden hidâyete erdirilmiş değildir. Budizm öğretisini kendisine öğreti olarak alan hidâyete erdirilmiş değildir.
Putların kendisini dinlediğini, kendisini gördüğünü düşünen, buna inanan hidâyete erdirilmiş değildir. Put önünde saygıyla durup kendisine yardım edileceğini zanneden kimseler hidâyete erdirilmiş değildir.
Bunlar hidâyete erdirilmiş değildir.
Cebriyye, Kaderiyye, Râfızîlik, Vehhâbîlik
Bu sıraladıklarımıza ilâveten: Cebriyeciler hidâyete erdirilmiş değildir. Kaderiyeciler hidâyete erdirilmiş değildir. Râfızîler hidâyete erdirilmiş değildir. Vehhâbîler — ne o, «Selefî» olarak diyenler — hidâyete erdirilmiş değildir.
Daha sıralayayım mı? Günümüzün hastalıkları bunlar. Bunlar hidâyete erdirilmiş değildir.
Gösteriş İçin Namaz, Dergâhta Hava
«Aman benim şeyhim görsün» diye namaz kılan hidâyete erdirilmiş değildir.
«Aman, yeni bir eş alayım, evleneyim; hanım da beni namaz kılarken görsün» deyip de namaz kılan kimse hidâyete erdirilmiş değildir.
«Ben şuraya gideyim, dervîşlerden görüneyim de ondan sonra oradan bir kızla veyâ bir erkekle evlenirim» diyen kimse hidâyete erdirilmiş değildir.
Zikrullâhta kendi kendine böyle hava yapan, kendi kendine bir şey zanneden hidâyete erdirilmiş değildir. «Çavuşluk, zâkirlik yapacağım» deyip de kendi kendini havaya sokan kimse hidâyete erdirilmiş değildir.
Zikir Ehlini ve Velîleri Küçük Görenler
Zikir ehline lâf söyleyen, zikir ehlini küçük gören, kerih gören hidâyete erdirilmiş değildir.
Velîleri küçük gören, kerih gören, «bu zamanda velî olmaz» diyen hidâyete erdirilmiş değildir. Bunların hepsi de sapkındır, sapıktır.
Kerâmetleri inkâr eden — velîlerin, evliyâların üzerindeki kerâmeti inkâr eden — bunlar hidâyete erdirilmiş değildir.
Rü’yetullâh haktır. Allâh’ı rüyâda görmek de haktır. Bir kimse bunu reddederse hadîs-i şerîfleri reddetmiştir; hidâyete erdirilmiş değildir.
Bunlar hidâyetten mahrum insanlardır. Bakın, hidâyetten mahrum insanlardır. Bunlar günümüzün maddî ve mânevî hastalıklarıdır.
Hidâyete Erdirilmiş Olanlar
O yüzden Kur’ân’ı, sünneti, imamların içtihâdını benimseyen insanlar ancak hidâyete erdirilmiştir.
Kim sünnet-i seniyyeye azı dişiyle sımsıkı yapıştıysa, o hidâyete erdirilmiştir. Kim Kur’ân’a, sünnete, imamların içtihâdına sımsıkı yapıştıysa, o hidâyete erdirilmiştir.
O yüzden dîni geçim aracı yapanlar hidâyete erdirilmiş değillerdir. Allâh muhâfaza eylesin.
Dîni Allâh için kendisine ölçü eden, dîne Allâh için bağlanan ve dîni Allâh’a hâlis kılan kimseler hidâyete erdirilmişlerdir.
Yalnız Allâh’tan İsteriz, Yalnız Allâh’a Boyun Eğeriz
Cenâb-ı Hak diyor ki: «Allâh’a da öyle duâ edin.» O yüzden duâ ederken de biz yegâne Allâh’tan isteriz. Biz Allâh’tan başka bir kimseden bir şey istemeyiz.
Biz bu mânâda Allâh’tan başka asla ve asla hiç kimseye boyun eğmeyiz. Bizim boynumuz Allâh’a eğilir; başka bir yere boynumuz eğilmez bizim.
Biz bu noktada bükülmeyiz. Bizi kırarlar ama bükemezler. Bize boyun eğdiremezler. Biz Allâh’a boyun eğeriz.
Biz Kur’ân’a, sünnete, imamların içtihâdına, ilk sûfîlerin yoluna tâbi oluruz. Sonradan çıkan bid’atlerle, sonradan çıkan olur olmaz şeylerle işimiz yoktur bizim.
Biz iyiyi, güzeli, doğruyu kabûl ederiz: İyi, doğru, güzelse ve onunla alâkalı Kur’ân’da, sünnet-i seniyyede, imamların içtihâdında bize ölçü varsa, biz onu kabûl ederiz. Öbür türlü biz onu kabûl etmeyiz.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin bu mânâda kesin, kat’î hadîsleri vardır; biz o hadîslere binâen bakarız.
Duâ: Ferâset Nuru ve Sırât-ı Müstakîm
Allâh’ı zikrederiz ve Cenâb-ı Hak’tan niyâz ederiz ki gönlümüzü ferâset nuruyla nurlandırsın. (Âmîn.)
Bize doğruyu, hakîkati göstersin. Ve doğruya, hakîkate tâbi olmamız için bize yardım etsin. Nefsimize uydurmasın. Şeytana uydurmasın. Şeytanlaşmış insanlara bizleri uydurmasın. (Âmîn.)
Bizleri sırât-ı müstakîmde dâim eylesin. Dilimizi zikrullâhla ıslak eylesin. Her dâim Allâh’ı zikredenlerden olalım; bizleri onlardan eylesin.
Gönlüne ilham ettiği kullarından eylesin. Bizim gönlümüze ilham eylesin. Cenâb-ı Hakk’ın ferâset nuruyla nurlandırdığı gönüllerden eylesin. (Âmîn.)
Zikrin Efdali: Lâ İlâhe İllallâh
Kıymetli kardeşler, Allâh’ı çokça zikredin. Zikrin efdali «lâ ilâhe illallâh»tır.
O yüzden hangi esmâyı alırsanız alın, tevhîde devâm edin.
Tevhîde devâm etmezseniz diliniz sürçer, ayağınız sürçer, gözünüz sürçer, kalbiniz sürçer — Allâh muhâfaza eylesin — aklınızı ilâhlaştırırsınız.
Tevhîde devâm etmeyen, zikrullâhı az olan insanın üzerinde münâfıklık kokusu olur. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmesinde «o münâfıklar Allâh’ı az zikrederler» buyuruyor.
O yüzden dervîşler, sûfîler, sûfî adayları Allâh’ı çokça zikrederler.
Namaz, Vird ve Tevhîd
Günlük virdlerinize muhakkak ve muhakkak aksatmadan devâm edin.
Namazsız bir Müslüman düşünülemez. Namazsız bir sûfî düşünülemez. Muhakkak namazlarınıza dikkat edeceksiniz.
Muhakkak günlük virdlerinize devâm edeceksiniz. Muhakkak günlük virdinizin hâricinde tevhîde, lâ ilâhe illallâh zikrine devâm edeceksiniz.
Eğer devâm etmezseniz gönlünüz katılaşır. Devâm etmezseniz gözünüz şaşılaşır. Devâm etmezseniz kalbiniz körelir. Devâm etmezseniz — Allâh muhâfaza eylesin — kalbiniz karanlıkların içerisine düşer ve o karanlıktan kurtulmanız zorlaşır.
Her Gün Tövbe ve Salâvât
Her gün tövbenizi yerine getirin. Her gün yüz sefer «Sübhânallâhi ve bihamdihî, sübhânallâhil-azîm ve bihamdihî, estağfirullâhel-azîm» deyip günahlarınızı düşünerek tövbe ediniz.
Her gün salât ü selâm getirin. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine salât ü selâm getirin ki O’na ümmet olduğunuz anlaşılsın ve Hazret-i Peygamber’in şefâatine, merhametine, O’nun duâsına mazhar olun.
Kim O’na salât ü selâm getirirse, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin kabrinin başında bir melek der ki: «Ey Muhammed! Ümmetinden falancanın oğlu falanca sana salât ü selâm getirdi.» Hazret-i Peygamber de ona salât ü selâm gönderir.
O yüzden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile selâmlaşmak istiyorsanız O’na salât ü selâm getirin. Ve Allâh’ı çok zikredin ki Allâh da sizi zikretsin.
«Allâh’ı Zikir En Büyük İştir»
Âyet-i kerîmede — Ankebût sûresinde — diyor ki: «Allâh’ı zikir en büyük iştir.» Allâh’ın sizi zikretmesini istiyorsanız Allâh’ı çokça zikredin.
Şimdi size şunu diyecekler: «Namaz da zikir.» Namaz da zikir kardeş; biz namazı da kılarız. Ama âyetin başında «namaz sizi kötülüklerden alıkoyar» diyor; ondan sonra «Allâh’ı zikir en büyük iştir» diyor.
Eğer ki namaz en büyük iş deseydi, «salât en büyük iş» diyecekti. Orada «zikir en büyük iş» dedi.
Âyet-i kerîmeyi çarpıtanlar hidâyete erdirilmiş değillerdir. Sırf Allâh’ın zikrini yapan sûfîlere karşı, dervîşlere karşı düşmanlık olsun diye âyet-i kerîmeleri eğip bükenler hidâyete erdirilmiş değillerdir. Onlar hidâyete erdirilmediklerinden dolayı âyet-i kerîmeleri çarpıtırlar.
Kur’ân’da Kaç Zikir Âyeti Var?
Ben Kur’ân hâfızı değilim, ama bir profesörün bu konuda beyânı var: «Kur’ân-ı Kerîm’de yedi yüz ellinin üzerinde zikir âyeti var» diyor.
Ve bunu kime söylüyor? O vefât eden, kanser olan — neydi o? — Yaşar Nuri’ye söylüyor. Yaşar Nuri de kabûl ediyor. Ankara İlâhiyat Fakültesi’nde bir profesör.
En aşağı tespit edenler diyorlar ki: «Kur’ân-ı Kerîm’de iki yüz ellinin üzerinde zikir âyeti var.» İki yüz elli; bir profesör ise yedi yüz elli tâne zikir âyeti var diyor — hani kökü, mastarı zikirden gelme. Z-K-R; Arapça bilenler bilir onu, mastar bu.
O Ankara İlâhiyat Fakültesi’ndeki hoca, o profesör, «Kur’ân-ı Kerîm’de yedi yüz elli zikir âyeti var» diyor. Yedi yüz elli. Başka bir araştırmacı ise «iki yüz ellinin üzerinde zikir âyeti var» diyor. Evet.
Aslında Kur’ân başlı başına bir zikirdir. Ve husûsî zikir âyetlerini örtüyorlar; eğip büküyorlar.
Meallerde «Zikir» Nasıl Kayboluyor?
Meallere baktığımda — yâni ben Arapçacı değilim, bu konuda uzman da değilim, ama okunuşuna bakıyoruz — meselâ az önceki âyet-i kerîmeyi okurken «ve mâ yetezekkeru illâ men yünîb» — orada ne diyor?
Onu meale baktığınızda ne diyor biliyor musunuz? Mealde «tefekkür» diyor; «düşünürler» diyor. Hâlbuki orada zikir âyeti var; orada mesele zikirle geçiyor.
Evet, tefekkür etmek de zikirdir. Eyvallâh. Ama neden «zikir» demiyorsun? Zikir şemsiyesinin altına tefekkürü de koy, düşünmeyi de koy.
İnsanlar şimdi düşünmeyi Allâh’ı zikretmenin üstünde görüyor. Sabahtan akşama kadar düşün! Sen zikredersen o âyet-i kerîmenin mânâsı senin gönlüne gelir. Sen zikretmezsen o âyet-i kerîmenin mânâsı senin gönlüne gelmez.
O yüzden Allâh’ı zikir en büyük iştir.
Cemaatle Zikrin Müjdesi
Zikrullâhtan uzak durmayın. Cemaatle olan zikrullâhtan uzak durmayın. Kim cemaatle olan zikrullâhtan uzak durursa affı kaybeder.
Çünkü kim cemaatle Allâh’ın zikrine oturursa, oradan melekler diyor ki: «Geçmiş günahlarınız affolmuş olarak kalkınız.» Cenâb-ı Hak da diyor ki: «Ey melâikelerim, şâhit olun; hepsini de affettim.»
İmâm Ahmed bin Hanbel’in naklettiği bir hadîs-i şerîfte de diyor ki: Cemaatle olan zikrullâhtan kalkınca, o kimsenin geçmiş günahları hayra çevrilir.
Bu müjdeyi kaçırmayın.
Evlerinizi Zikirhâneye Çevirin
Evlerinizi zikirhâneye çevirin. Eş, çoluk çocuk toplanın; cemaat hâlinde zikredin.
Hanefîye göre üç kişi toplandı; «lâ ilâhe illallâh, lâ ilâhe illallâh, lâ ilâhe illallâh» — üç sefer söylese, cemaatle zikrullâh yapmış olur.
Yemeklerinizi zikirsiz yapmayın. Evlerinize zikirsiz girmeyin. Arabalarınıza zikirsiz binmeyin. Çarşılarda zikirsiz dolaşmayın.
Kendi dükkânlarınızı açtığınızda zikirsiz açmayın. Dükkânınızda, iş yerinizde Allâh’ı zikredin.
Allâh’ın Zikrine Düşmanlık
Allâh’ı zikretmeyen kimse kâfirdir. Allâh’ı zikretmeyen kâfirdir.
Allâh’ın zikrine düşman olan kimse namaz da kılsa, oruç da tutsa son nefesi tehlikelidir; îmânsız gider. Bir kimse Allâh’ın zikrine düşman olursa, namazdan başı kalkmasa dahi o kâfir olarak göçer gider.
İnsanların namazı sizi aldatmasın. Başındaki sarığı, cübbesi sizi aldatmasın. İmam olması, müftü olması, profesör olması sizi aldatmasın. Allâh’ın zikrine düşman ise kâfirdir o.
Mescitlerde Zikri Yasaklayanlar
Ne diyor âyet-i kerîmede? «Allâh’ın mescitlerinde Allâh’ın zikrini yasaklayandan daha kâfir kim olacak?» Onlar kâfirdir.
Allâh’ın zikrini yasaklayan, Allâh’ın zikrine düşman olan kâfirdir. «Bu zamanda böyle zikir olmaz; böyle bir zikir yok; bu bid’attır» diyen kâfirdir.
«Yâ, bilmiyordu.» Öğrensin! Bilmediği şeyde ne diye hükmediyor?
Beyin Cerrâhı Değilsen Neşteri Eline Alamazsın
Sen beyin cerrâhı değilsen, eline bir neşter alıp «ben beyin cerrâhlığı yaparım» diyebiliyor musun? Yapamıyorsun. Ama dînî meselede bilmeden hüküm veriyorsun.
«E, ben bunu bilmiyordum.» Bilmediğin şeyi konuşma kardeş! Bilmediğin şey hakkında ne hüküm veriyorsun sen? Bilmediğinin üzerinde nasıl hükmediyorsun?
Tekrar söylüyorum: Kim Allâh’ın zikrine düşman olursa, o bu dünyâdan kâfir olarak göçer gider. Ya tövbe eder, geri döner, düşmanlığını atar; ya da kâfir olarak göçer.
Anneniz de Olsa, Eşiniz de Olsa
O yüzden Allâh’ın zikrine düşman olanlardan size dost olmaz. Onların peşinden gitmeyin. Onlar sapkındır, sapıktır; onlar hidâyetten uzaktır — çünkü Allâh’ın zikrine düşmandır.
Bu anneniz olabilir. Bu babanız olabilir. Bu eşiniz olabilir. Bu çocuğunuz olabilir. Bu arkadaşınız olabilir, bu akrabanız olabilir; bu «benim eşim dostum» dediğiniz olabilir.
Allâh’ın zikrine düşmansa, o kimse kâfir olarak bu dünyâdan göçer gider.
Bunun kim olduğu önemli değil. Bunun ne olduğu önemli değil. Bunun hangi makâmı işgal ettiği önemli değil. Allâh’ın zikrine düşman mı? Evet. Kâfirdir o kimse.
İki İki Daha Dört: Yedi Yüz Küsur Âyetin İnkârı
İki iki daha dört. Bunun «yok çamura battı, yok öyleydi» diye yanı yöresi yok. Yok öyle bir şey kardeş!
Allâh’ın zikrine düşman mı? Düşmansan kâfirsin; başka bir şey değilsin. Çünkü bütün âyet-i kerîmeleri inkâr etti: Allâh’ın zikrine düşman olmakla yedi yüz küsur âyet-i kerîmeyi inkâr etti.
Bir tâne, iki tâne değil — yedi yüz âyeti inkâr etti. Allâh muhâfaza eylesin. (Âmîn.)
O yüzden onun hangi makâmı işgal ettiği önemli değil. Onun sakalı önemli değil. Onun âlimliği önemli değil. Normalde çok iyi bir fıkıhçı olabilir. Allâh’ın zikrine düşman mı kardeş? Düşman. O, kâfir olarak bu dünyâdan göçer gider.
Kapanış Duâsı
Rabbim bizi zikredenlerden eylesin. Rabbim bizleri kendi dostlarından eylesin. Rabbim bizleri dostlarıyla dost eylesin; Cenâb-ı Hak düşmanlarına düşman eylesin. (Âmîn.)
Bizi ehl-i sünnet-i seniyyeyi yaşayan, ehl-i sünnete hizmet edenlerden eylesin. Bizleri Allâh’ı zikredenlere hizmetçi eylesin. Bizleri Allâh dostlarına hizmetçi eylesin. Bizleri Allâh yolunda koşuşturanlara hizmetçi eylesin. (Âmîn.)
Bizleri dalâlete, sapkınlığa uğrayanların peşinden gidenlerden eylemesin. Hevâ ve hevesine uyup nefsine uyanlardan eylemesin. Kendi nefsini ilâhlaştıranlardan eylemesin. Aklını ilâhlaştıranlardan eylemesin. (Âmîn.)
Bizleri hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Bizleri ilâhî aşkıyla aşklananlardan eylesin. Bizleri ilâhî muhabbetiyle muhabbetlenenlerden eylesin. Âmîn.
Kaynakça
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Mü’min 40/13 — Sohbette okunan meal: «Size âyetlerini gösteren, sizin için gökten rızık indiren O’dur. Allâh’a yönelenden başkası zikretmez.» Diyanet meali: «O, size âyetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indirendir. Ancak O’na yönelen, düşünüp ibret alır.» Sohbette, «yetezekkeru» kelimesinin meallerde «düşünür» diye verilmesine dikkat çekilir ve zikir şemsiyesinin altına tefekkürün de konulması gerektiği vurgulanır.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Mü’min 40/14 — Sohbette okunan meal: «Kâfirlerin hoşuna gitmese de dîni yalnız Allâh’a has kılarak O’na duâ edin.» Diyanet meali: «O halde, kâfirlerin hoşuna gitmese de, siz dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin.» Sohbetin ana âyeti.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Fussilet 41/53 — Diyanet meali: «Varlığımızın delillerini, (kainattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun.» Âyetlerin «enfüste ve âfâkta» serilmesi bahsinin dayanağı.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Nisâ 4/142 — Diyanet meali: «Münafıklar… namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.» Zikrullâhı az olanın üzerindeki «münâfıklık kokusu» bahsinde zikredilir.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Ankebût 29/45 — Diyanet meali: «Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir.» Sohbette, âyetin başında namazın, ardından «Allâh’ı zikir en büyük iştir» hükmünün ayrı ayrı zikredildiği vurgulanır.
▸ Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2/114 — Diyanet meali: «Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir.» Allâh’ın zikrini yasaklayanlar bahsinin âyeti.
▸ Hadîs-i Şerîf — «Sünnetime azı dişlerinizle sımsıkı sarılın» — Kur’ân’a, sünnete ve imamların içtihâdına sımsıkı yapışanların hidâyete erdirildiği bahsinde zikredilir.
▸ Hadîs-i Şerîf — Faizin günâhı — Mü’minin mü’minden faiz alıp vermesinin, annesiyle Kâbe duvarının dibinde zinâ etmek gibi günâh olduğunu bildiren rivâyet; «enflasyon kadar faiz helâldir» görüşüne cevap olarak nakledilir.
▸ Hadîs-i Şerîf — Kabr-i şerîfteki melek — Salât ü selâm getireni «Ey Muhammed, ümmetinden falancanın oğlu falanca sana salât ü selâm getirdi» diye bildiren melek ve Allâh Resûlü’nün o kimseye salât ü selâm göndermesi.
▸ Hadîs-i Şerîf — İmâm Ahmed bin Hanbel, Müsned — Cemaatle Allâh’ı zikre oturanlara «geçmiş günahlarınız affolmuş olarak kalkınız» denmesi ve kötülüklerinin iyiliklere çevrilmesi müjdesi.
▸ Hadîs-i Şerîf — Günlük tesbih ve istiğfâr — Her gün yüz kere «Sübhânallâhi ve bihamdihî, sübhânallâhil-azîm ve bihamdihî, estağfirullâhel-azîm» deyip günahları düşünerek tövbe etme tavsiyesi.
▸ Rü’yetullâh ve Allâh’ı rüyâda görmek — Her ikisinin de hak olduğu, bunu reddedenin hadîs-i şerîfleri reddetmiş olacağı bahsi.
▸ Hanefî mezhebinde cemaatle zikir — Üç kişinin toplanıp üç kere «lâ ilâhe illallâh» demesiyle cemaatle zikrullâhın yerine gelmiş olacağı; evleri zikirhâneye çevirme tavsiyesinin fıkhî zemini.
▸ Yaşar Nuri Öztürk ve Ankara İlâhiyat Fakültesi’nden bir profesör — Kur’ân-ı Kerîm’de kökü «z-k-r» mastarından gelen yedi yüz ellinin üzerinde zikir âyeti bulunduğu tespiti ve Yaşar Nuri’nin bunu kabûlü; başka bir araştırmacıya göre sayı iki yüz ellinin üzerindedir.
▸ Mustafa Özbağ Efendi, «725. Dergâh Sohbeti» — Bu yazının kaynağı olan sohbetin tam kaydı; yukarıdaki bütün bahisler bu sohbetten derlenmiştir.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
Ek kaynaklar:
- Dergâh Sohbetleri Serisi — tamamı
- Sorular — konu başlıklarına göre soru-cevap arşivi
- Tasavvuf Sözlüğü
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Vird, Salavât, İstiğfâr, Sünnet, Velâyet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı