Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

700. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

>> Müslümanlara zulmeden yerle >> amin. ecminah hizmetinde bulunan birinin mesela çay ikram ederken yahut başka bir hizmet esnasında güler yüze ve sevaba ortak olmak niyet le kardeşine bir...


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara zulmeden, nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına tecavüz eden var ise, nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranan var ise, Cenâb-ı Hak hepsinden de Müslümanların intikamını alsın. İsrail’i yerli yeksan eylesin. Destekçilerini yerli yeksan eylesin. Müslümanlara zulmedenlere yerli yeksan eylesin. Ejmeyin. Dergâh hizmetinde bulunan birinin, Mesela çay ikram ederken yahut başka bir hizmet esnasında güler yüzde ve sevaba ortak olmak niyetiyle kardeşine bir sünneti hatırlatmasında bir mahsur var mıdır?

Zira Resulü Ekrem’in sallallâhu aleyhi ve sellem, sizden biriniz kardeşine iyiliği hatırlatmaktan geri durmasın. Nice kimse vardır ki unutur, kendisine hatırlatınca amel eder, buyurmuştur. Yine kim bir hayra vesile olursa, onu işleyen kimse kadar sevap olur diye beyan edilmiştir. Böyle bir hatırlatma karşısında, ben bilmiyor muyum da bana söylüyorsun diyerek, böyle bir hatırlatmayı haksız gösteren kişinin yolumuz ve edebimiz açısından hükmü nedir? Ayrıca dergâh adabı bakımından sonradan ders alan dervişin evvelce yola girmiş kardeşlerine karşı tavrı ve yaklaşımı nasıl olmalıdır? Evet, iyiliği hatırlatmak, iyiliği nasihat etmek bütün Müslümanların üzerine farzdır. Genel olarak Sufiler etrafında olan olumsuzlukları izlerler ve kendilerince ben böyle yapmamalıyım diye kendi nefislerine vururlar.

Evet, karşıdaki kimseye bu noktada nasihat edebilme noktası varsa nasihat edilir. Ama genel olarak dervişlik distöründe o kimse kendi nefsine vurması lazım. ben burada nasıl davranıyorum? Buradan benim alacak olduğum ders ne? o kimsenin normalde güler yüzlü davranmaması, kendisine bir ölçe edilmesi, kendisine ölçe edilerekten o etrafına güler yüzlü davranması gerektiğini öğrenmeli. Ama hepimiz insanız, hizmet eden kardeşler de insan. Olabilir o gün için bir şeye üzülmüştür, bir sıkıntılı bir hal yaşamıştır, problemli bir şey yaşamıştır. O esnada tebessüm etmemiş olabilir. tebessüm etmemesi, tebessüm etmeden hizmet etmesi onun için o esnada bir eksiklik değil. Burada insanlar yanlışlardan sorumludur. o kimse sert kaba davranıyorsa ondan sorumludur.

Ama tebessüm etmemekten dolayı sorumlu olmaz insan. Çünkü tebessüm etmek evet hayra vesile olmak, tebessüm etmek sünnet, tebessüm etmek iyi bir davranış, güzel bir davranış. Ama herkes her şeye tebessüm edecek diye de bir kaydı yok. İnsanların sakınacağı şeyler haramlar olacak. bir kimseye nasihat ederken siz ona haram üzerinde bir şey varsa, siz ona nasihat edin. Eyvallâh. Ama o iyi bir ameli işlemedi, hayırlı bir ameli işlemedi diye ona çok konuşmaya gerek yok. İnsan çünkü haramlardan sorumlu. bir kardeş burada sert davranıyorsa, evet ona nasihat etmek lazım kardeş sert davranma. Bak burada hizmet ediliyor o yüzden hizmet alan insanlar yanlış anlayabilir. Mimiklerin sert olmasın, sert davranma, sert konuşma, tepeden konuşma, tepeden davranma güzel.


2. Bölüm

Ama biz zaten dervişlik hukuka içerisinde ve dervişlik ahlakı içerisinde bunu zaten söylüyoruz bütün herkese. Ama olur mu olur bir kardeş bu konuda o esnada kantarın topuzunu kaçırabilir. O zaman bütün Müslümanların üzerine vazife zaten o kimse de ona nasihat edebilir. Eyvallâh. Ama şurayı ayır dedin. Bir kimse nafile etmedi diye nafilelerden sorumlu değildir. bir kimsenin yüzü tebessümlü değil diye tebessümlü olmak zorunda değildir. Vardır bir derdi, vardır bir sıkıntısı, vardır bir problemi ve hatta o esnada başka bir şey yaşıyordur, başka bir şey yaşamıştır. O esnada bilemezsin kalbine bir şey gelmiştir. Dervişlik bu. O esnada da tebessüm etmiyordur, etmiyordur. ona neden tebessüm etmiyorsun diye sorgulamak edep dışı.

Haram değil çünkü yaşadığı şey. Allâh bizi affetsin. Bazen tabii herkes dervişlerden her şeyin en üst noktasını arıyor. Normalde dışarıdan da birisi gelse buraya geldi. burada her şeyin en üst noktasını istiyor. Kendince böyle bir şey var, beklentisi var. o diyor ki ben dervişler topluluğuna gittim, ben o dervişler topluluğunda her şeyin zirvesini görecek. Bakın zirvesini görecek. Oysa burası da derviş olmasına rağmen her türlü kardeş var. Onlar da günlük hayatın içinden geliyorlar. Evli olanları var. Belki de eşiyle tartıştı da geldi. Çocukları var, çocuğunun bir derdi var, derdine derman olamadı da geldi. Trafikte sıkıştı, trafikte sıkıntı yaşadı. Onlar geldi. Bilmiyoruz ki kim neyle geldi.

Öyle olunca herkes böyle sırıtacak, herkes böyle çok tebessüm edecek, herkes böyle çok onun istediği ölçüde davranacak. Böyle bir dünyada yok. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Osmanlı Devletinde padişahlar manevi anlamda genelde ileri derecelerde olmanlara rağmen kardeş katlinin olmasının manevi bir anlamı var mıdır? Normalde hep bu konuşulur kardeş katli Osmanlı’da vardı diye. Şimdi o gün için o gününki dairede devleti düşünmüşler. Devlet parçalanmasın, yıkılmasın diye. Örneğin bu ta öncesinden itibaren Türklerin genel olarak yaşadıkları sıkıntılardan birisiydi. Kaan veyahut da o günkü adıyla Türkler Kaan derler, Sultan demezler. O gün için Kaan vefat edince veya Han vefat edince ülke toprakları dörde bölünmüş, dört oğlansa, beş oğlansa beşe bölünmüş, iki oğlansa ikiye bölünmüş.

Sonra ikisi birbiriyle genelde savaşmış, sonra galip gelen öbürkünün topraklarına da el koymuş. Böyle bir kardeş savaşları önceden itibaren olmuş. Bunu görünce Osmanlı başlangıçta böyle normalde kardeşlerden birisi devleti parçalama yönüne gidecek olursa evet onu katletmişler. O gün içinde ulema’dan bunun fetvasını almışlar, katletmişler. Şimdi güçlü bir devlet oluşması için bazı şeyleri yaşamışlar. İyi arkasından güçlü bir padişah da oluşmuş, güçlü bir padişah oluşunca da Osmanlı devleti 500 kusur yıl hakimye sürmüş. Ne zaman ki kardeş katlini kaldırmışlar, şimdi bir de işin o tarafına bakacağız. Kardeş katlini kaldırmışlar, bu sefer fitne ayaklanmış padişah varken başka öbür kardeşi tahta çıkarmak istemişler.


3. Bölüm

Zaman zaman bunlar olmuş, ayaklanmalar olmuş ve böylece devlet zayıflamış. Devlet zayıfladıktan sonra da bölünmüş, parçalanmış, yenilmiş Osmanlı devleti diye bir şey kalmamış. Şimdi baktığımız zaman gelinen sonuca, sonra gelinen sonuç büyük bir hüsran. Ha burada ben kardeş katlini normalde cevaz veren, vermeyen noktasında değilim. ben yanlış da doğru noktasında da değilim. Bazı fetvalar, bazı şeyler kendi zamanında sorgulanıp kendi zamanına göre hareket edilir. Şimdi baktığınız zaman bazen geriye doğru dönersiniz, bakarsınız 30 yıl önce şunu yaptım dersiniz. O günkü şartlarda, o günkü aklınız sizin yaptığınızın doğru olduğunu gösterir. Ama normalde bir başkasına sorarsanız o günkü yaptığınız yanlıştı.

Ama o günkü bugünden bakarsanız yanlıştı. Ama o günden bakarsanız o gün bir şeyler var, o gün olması gereken var, o gün olması gerekeni yaptınız. Kolunuzu kesecekse kolunuzu kestiniz, o gün için vücudu kurtardınız. Sonra Cenâb-ı Hak kolun yerine bir kol verir. Ama vücut giderse yerine bir vücut gelmez. Şimdi devlet idare eden, dergâh idare eden, ev idare eden beni daha iyi anlar. bakarsın ev idare ediyorsun, eş var, eş ve çocuklar var. bir şeyler ters gidiyor, bir şeyler düzgün gitmiyor, doğru istikamette gitmiyor. Onu düzeltecek olan erkektir, kocadır. Onu düzeltmezse eğer o normalde o çarpık sistem, çarpık düzen evin içerisinde devam eder gider, çocuklara sirayet eder. Çocuklar büyür, çarpık düzenin içerisinde büyür, çarpıklığı doğru hissederler, evlenirler, evlenirler.

Aynı çarpık sistem onların evliliklerinde de devam eder. Şimdi bir kimse şerre kapı araladı. Kur’ân ve sünnetin dışına bir kapı araladı. Evlilikte bu normalde erkeğe aittir. Erkek o kapıyı araladı. Veyahut da kadın o kapıyı araladı. Erkekte ona tolerans gösterdi, müsamaha gösterdi. Bu sefer o kapıdan sadece kadın geçmedi. Arkadan gelen çocuklar da geçti. Sonra çocukların çocukları da geçecek. Ta ki birisi hidayete varıp bu iş yanlış deyince kadar herkes geçecek oradan. O zaman onu normalde evin reisi hükmündeki erkek o kapıyı kapatacak. Henüz daha böyle hafif kapı aralanmışken kapatacak. Yoksa sonra ne kapı kalacak ne pencere kalacak, yol geçen olacak. Yol geçen olur aile. Bu sefer erkek onu bir daha derleyip toparlayamaz.

Sonuç ev yıkılır. Erkek toparlayamazsa erkeğin genel yapısı şudur. Erkekliğini kaybetmediyse. Genel yapı şudur. Toparlayamaz, toparlayamayınca komple yıkar orayı. Bu erkeğin genel yapısıdır. Pysikolojik yapısıdır. Toparlayamadığı erkek son noktada son dakikada yıkar ortalığı. Şimdi kadın psikolojisi böyle değildir. Kadın psikolojisi böyle olmadığından dolayı o her şeyin normal gittiğini zanneder. Normal değildir. Şimdi erkek erkekliğini kaybetmediyse dediğim nokta erkek, afedersiniz, dönme oldu demek değil. erkek erkekliğini hatırlıyor, erkek erkekliğini görüyor, erkek erkekliğini biliyor. Erkek erkekliğini bilmesi demek adamlık demek. Kur’ân Sünnet tarihisinde o adamlık yapacak. O zaman karısına Kur’ân Sünnet tarihisini hükmedecek.


4. Bölüm

Çocuklarına Kur’ân Sünnet tarihisinde hükmedecek. Eğer o adamıysa. Erkek ama adam değil. biz o lanet olsun o erkeklere ki kadınlara benzemeye çalışırlar, kadınlaşırlar. Lanet olsun o kadınlara ki onlar da erkeklere benzerler. Bu pantolon giymekle, şapka giymekle alakalı değil bu. Bu sadece biz bunu böyle sınırlarsak hata yaparız. Bunu hep dersler, her zaman bu konuda bir şey yaparız. Ayrıca biz bunu böyle sınırlarsak hata yaparız. Bunu hep derslerde söylüyorum. derslerde bayanlar yazıyorlar pantolon giymek caiz mi? erkeklere benzem açısından. Ya sen pantolon giy, giyme. Sen erkeğe Kur’ân Sünnet’in dışında söz geçirmeye çalışıyorsan, sen zaten erkekleştin pantolon giysen ne olacak? Etek giysen ne olacak?

Doğunsuz dolaşsan ne olacak? Sen adamı zapturapt altın almaya çalışıyorsun. Adamı idare etmeye çalışıyorsun. Adamın üzerine baskı kuruyorsun. Kur’ân ve Sünnet’in dışına çıkarıyorsun aileyi. Kim yapıyor? Kadın yapıyor bunu. Kadın onu yapınca erkekleşti zaten. Olmuyor, kadın oturuyor, adamın işine karışıyor. Otur oturduğun yere, sen ne yapma adamın işine karışıyorsun. Bu böyle olmaz bu iş diyor. Örnek. Nasıl olacak? Sen ticareti neresinden biliyorsun? Nesinden biliyorsun? Ya ne yaptın sen böyle aldın sattın, şirketler kurdun dağıttın mı? Ne yaptın sen? Bunu sormuyor, buna bakmıyor. O ticareti de çok iyi biliyor o kadın. Ev idaresini de çok iyi biliyor. Nerede nasıl davranılacağını da çok biliyor.

O erkeğe zapturapt altın alıyor. Erkek farkında değil, kadınlaştı. Normalde ona uyunca, âyet-i kerimin vardı evin reisi erkekti. Cenab-ı Hakk’ın koymuş olduğu fıtratın dışına çıktı. Bu sefer ne oldu? Erkek kadınlaştı. O yüzden diyorum ben erkek eğer adamsa, adamlığına devam ediyorsa, Kur’ân Sünnet dairesinde, dairesinin dışında bir şey oldu, ona müdahale edecek. Örneğim. E müdahale edecek başından ki sonradan yıkmasın. Sonradan yıkar geçer. Allâh muhafaza eylesin. Bunun gibi normalde padişahlarda bundan feragat ettiler. orada şehzadenin birisi baş kaldırdı. Öbür tarafta kardeş baş kaldırdı. Öbür tarafta kuzen baş kaldı. Birisi gitti İtalyanlarla yattı kalktı düştü. Birisi de baş kaldırdı. Birisi de yattı kalktı düştü.

Birisi gitti İngilizlerle düştü kalktı. Birisi gitti bilmem nelerle, Sebateistlerle düştü kalktı. Kim yıktı Osmanlı’yı? Dışarıdan iş tutan kimseler, paşalar onlar bunlar hepsi de iş tuttular yabancılarla. Kimisi gitti İngilizlere dedi ki ben sizin iyi bir valiniz olurum burada dedi. Vali lazım buraya dedi. Bunlar tabi ayrı konular ama battı sonuçta Osmanlı çöktü. Allâh bizi affetsin. O yüzden dergahlar da çöker. Bunlar size hep vasiyet dergahlar da çöker. Dergahta da her kafadan bir ses çıkıyorsa herkes kendini şeyh görüyorsa çöker orası. Veyahut da o kimse kendi kendine şeyhlik yapmaya başlarsa çöker orası da. Veyahut da bir yerde zakir var, zakir orada varken birileri böyle yandan çarklı zakirlik yapmaya kalkıyor.


5. Bölüm

Çöker orası da. orası da dağılır. Sen otur kardeş. Sen dervişlik yapma. O yüzden genel olarak herkes haddini hududunu bilecek. Üstadımızı gördüğümüz rüyaları üstadımızı anlatmak gerekir mi? İllaki gerekir diye bir kaydı yok. Anlatan anlatır, anlatmayan anlatmaz sıkıntı yok bunda. Ben 19 yaşındayım. Çevremdeki herkes erkenden evlenmem gerektiğini söylüyor ama düzgün kız bulamıyorum. Bulsam da çok şeyler istiyorlar maddi anlamında. Bu sorunumu nasıl çözelim bilirim. Bu çok ağır bir şey ya. Çevremdeki herkes evlenmen gerektiğini söylüyor ama düzgün kız bulamıyorum. Muhakkak ki düzgün kızlar vardır. O yüzden senin evlenmen gerektiğini söyleyenler inşâAllah sana düzgün bir kız bulup senin evlenmene yardımcı olsunlar.

Annen, baban kim söylüyorsa. Evet. Birkaç soru alabilirim. Efendim, kadesallâhu sezzehu ne demek? Allâh onun sırrını yükselsin, onun makamını yükselsin, onun hayırını yükselsin demek. Mahiyeti efendim? bu soru ne? Hayırını yükselsin demek. Mahiyeti efendim? bu genel olarak Pir Efendilere söylenen, büyük velilere, evliyalara söylenen bir övünç sözü. Büyük âlimlere, büyük mürşitlere söylenmiş. Ayrı bir sır mı vardır her birinin efendim? Onun hepsinde ayrı ayrı bir sırları vardır. Hiçbirinin sırrı birbirini bilmez. Birbirini tutmaz özürlerin. Abdülkadir Geylân Hazretlerinin sırrı İl-Ahmed Errufâ Hazretlerinin sırrı aynı değildir. Ve hatta aynı zamanda yaşayan velilerin hepsinde ayrı ayrı sırları, ayrı ayrı manevi halleri vardır.

Hepsinde ayrı ayrı manevi dereceleri vardır. O yüzden bir kimse birisiyle alakalı bu noktada konuşurken ona dua manyiyetinde Allâh senin makamını yücelsin, sırrını yücelsin diye dua edilir. Bu. Bu sır dervişlere de sihirayet eder mi efendim? Muhakkak. o yüzden Bediüzzaman Sayyidi Nûr Sâzetleri bir silsileymiş ayh demiş. o kimsenin silsilesine sağlam olması lazım. Silsilenin doğru olması lazım. bin dolara yazılan bir silsile olmayacak harbi harbi silsile olacak. Öyle olursa evet onun faydası olur. Şimdi neden böyle diyorum? Bizim şey, Bosna’daki Kazım Efendi böyle bir sohbetinden arasında tebessüm ederek Molla Hüsrev Camii dedi değil mi? Molla Hüsrev Camii’nin orada dedi bin dolara silsile yazanlar var dedi.

Şeyhlik silsilesi, onun sona eğer Seyitlik silsilesi istiyorsan o da üç dört bin dolarmış daha yüksekmiş. Şimdi böyle olunca tabi ben onun sözünün üzerine bina ediyorum ama Türkiye’de de var böyle icazet alan kimseler. İcazet lazımsa bin dolara iki bin dolara sana bir icazet yazıyorlar. Hatta Türkiye’de bulamazsan anlaşılır diye düşünüyorlar herhalde. Mesela Kuzey Irak’ta onun sona bin dolara silsile yazıyorlarmış. Benim duyuşum bu. Bu sır keh, kesbi mi vehbi mi efendim? Bu normalde biz şimdi vehbi desek bu sefer kimse çalışmaz. Kesbi desek bu sefer herkesin ümidi kırılır. Bu hem kesbidir hem de vehbidir. Vehbi ise kesbisinin kolunun altında getirir. Kolunda onun kesbisini de getirir. Tezih ve teşbih gibi mi?


6. Bölüm

Onun gibi bir şey. Normalde bir kimseye Cenâb-ı Hak bir şey verecekse ona o konuda çalışma azmi verir, çalışma aşkı verir, çalışma gayreti verir. O kimse o noktada çalışır Hadîs-i Şerif’te cennetlik olacak olanlara cennetlik ameller kolaylaştırılır. Cehennemlik olacak olanlara da cehennemlik ameller kolaylaştırır. Hadîs-i şerif bu. Öyle olunca o kimse de, eğer Cenâb-ı Hak ona böyle bir makam, böyle bir sır verecekse onun normalde kolunda kesbi de vardır. o çalışmalı da aynı zamanda. Çünkü peygamberler peygamberlik için çalışmadılar. Onlarında otomatikman cebri. burada normalde peygamberler çünkü çok öncesinden daha ruhlar aleminden seçilmişler. Ben onu ruhlar aleminden de demiyorum. Daha ilmi ilahiden seçilmişler.

İlmi ilahiden seçilince onlar çalışma gayreti göstermemişler. Onlar peygamber olarak hatta bu dünya üzerine gelmişler. Duarlarken de peygamber olarak doğmuşlar. Yoksa İsa Aleyhisselâm beşikte nasıl konuşacak ki? İsa Aleyhisselâm beşikte konuşuyorsa peygamber olarak geliyor. Veya Yusuf Aleyhisselâm daha henüz çocukken, daha 4-5 yaşındayken 11 tane yıldızın ve 12. ayın kendisine secde ettiğini görüyorsa bunlar peygamber olarak dünyaya geldiler. Ve hatta Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri henüz daha 6-7 yaşındayken Cebrail Aleyhisselâm’ın gelip onu ameliyat ediyorsa, göğsünü açıp ameliyat ediyorsa ve bunu peygamber 6-7 yaşındayken daha görüyorsa kendisi o zaman o peygamber olarak zaten doğdu.

Veya hatta daha henüz genç yaştayken sefere çıktığında bir bulut onun üzerinde dolaşıyorsa, gölgelendiriyorsa onu peygamber olarak doğdu onlar. Onlar ona ama peygamberlikleri onlara 40 yaşına gelince genel olarak tebliğ edildi, bildirildi. Onlar yoksa kendileri kendilerinden habersiz değildi ki öyle bir şey değil. Çünkü her biri üstün ahlakla yaşıyorlar. Öyle olunca seçilmiş insanlar hatta dahilleri Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin babası da seçilmişti. Bir kadın geliyordu her şey zamanı, puar zamanı Kabe’ye geldiğinde. Normalde her geldiğinde babasına Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri babası bekardı. Ona beni nikahını al diye yalvarıyordu.

Ne zaman ki evlendi, evlendir, evlenir, evlenmez zaten hamile kaldı annemiz hamile kalınca yine kadın geldi ona dediler yine teklif edecek misin baktı babasına Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri onun anlındaki nuru göremiyorum dedi. Evlenmiş o dedi nur başkasına geçmiş dedi. biliniyordu onun Peygamber olacağını doğacak olan çocuğunu. O yüzden Peygamberler Peygamber olarak yerler. Şimdi velilerle alakalı mürşid-i kamillerle alakalı perde gerisinde seçilmiş olduklarını söyleyenler var. bunu normalde bunu da inkar etmemek lazım ama velakin kim seçilmiş bilmiyoruz ki. o kimseye gayret düşer, o kimseye çalışmak düşer, o kimseye koşuşturmak düşer, kesbiyet düşer yani. Sonra kesbiyet düşünce artık o veli olmak için evliya olmak için koşturmuyor ki Allâh için koşturuyor.


7. Bölüm

Allâh rızası için koşturuyor zaten veli olmak için koşturan bir kimse de veli olamaz. bir makam çünkü peşinde koşturuyor. Bu öbür küm makamsızlığı şeymiş koşturuyor o kimseye. Cenâb-ı Hak onu kendine dost etmiş. Evet o normalde dediğimiz zaman böyle öteden seçilmiş midir? El cevap seçilmiştir. Seçilmemiş midir? El cevap seçilmemiştir. Teşbif ve tenzih gibi. seçilmiş o zaman hiçbir şey yapmayalım. Böyle bir şey yok. kimin seçildiğini bilmiyoruz biz. Önle ilk. Mesela bu konuda bizim eski derviş kardeşler biriler bizim Sivas’tı. Ali abimiz vardı Allâh rahmet eylesin. Bana bir zati söylediği şey. Musa efendi dedi. Çorumun acı Musa efendi vefat edince dedi. Kendisi hafız böyle kendince ilmi var. Hal dervişi.

Musa efendi’nin beş tane nakibin kabahasından birisi. Ondan sonra ben diyor kendime bekliyordum diyor. Görev verilir diye diyor. Ama diyor bir rüya görüyor. Rüyasında diyorlar ki şeye gideceksin. Konya’ya gideceksin Hazreti Mevlânâ’ya. Gidiyor tabii. Demir kesiyor. Konya’ya gidiyor. Konya’ya gidince Konya’da Hazreti Mevlânâ diyor ki yarın Abdullah efendi diyor şey yapacak. Görevini açıklayacak. İlk dervişi sen ol diyorlar. Oradan biniyor tekrar otobüse geliyor. Ondan sonra ertesi günde bütün dervişler toplanmış. Şey efendi onu açıklıyor açıklayınca o da kendi halini rüyasına açıklıyor. Diyor ki bende böyle oldu. Müsaade edin ben sizin ilk dervişiniz olmak istiyorum diyor. İlk derviş olan biat eden de o oluyor.

Şimdi baktığınız zaman normalde şimdi o kendince böyle bir şeyi istiyor. Arzu ediyor. Olmak istiyor. Ama ona vermiyorlar. bu iş evet kesbi ama aynı zamanda da vehvi. Yanlış hatırlamıyorsam efendim pirimiz Hazreti Nakşibend’in de Abdülkadir Geylani efendimizle intisaplı olduğunu ifade etmiştiniz. Sonra da bu nakşili kadrelik noktası mı? Usuli noktada mı bir makas değişikliği? Hiç usulide de değişiklik yok. Sonradan Halid-i Bağdadı’dan sonra değişiklik var. normalde ilk Nakşibend’likte bir değişiklik yok. Böyle bir usul değişikliği de yok normalde. Ama sonradan Halid-i Bağdadı’dan sonra kıyılınlar normalde usul değişikliğine gidiyorlar. Ama o böyle ilk zamanlarda tutmuyor zaten o usul değişikliği.

Sonradan Osmanlı’nın içerisinde iyice bu usul değişikliği oluyor. Mesela şu anda Nakşibend’lilerin bir kısmını şunu diyebiliriz. Aşağı mezopotamya sûfîlik veya tarikat distrürlerine sahipler. Yukarı mezopotamya değil. Bu benim kendimce tespitim. Bu sonradan değişme. Mesela şu anda Türkiye’deki Nakşibendlilerin büyük bir çoğunluğu, bilhassa Doğu ve Güneydoğu’daki büyük bir çoğunluğu aşağı mezopotamya tarikat ölçülerinde yürüyorlar. yukarı mezopotamya dediğimiz o kadirlik, rufailik noktasındaki veya hatta ondan daha geriye gittiğimizde Ahmed Yesevî distrurunda yürümüyorlar. Özür dilerim aşağı mezopotamya derken Arap kültürünün anlamı alıyor musun? Biraz öyle. Ben ırkçılık olmasın diye aşağı mezopotamya diyorum.


8. Bölüm

Anlayamadım. Evet, o yüzden aşağı mezopotamya deyince oradaki normalde yerleşik Arap kültürü giriyor işin içerisine. Hatta biraz da emevi kültürü giriyor. Mesela örnekliyorum yukarı mezopotamya dediğimiz sûfîlik kültüründe devlete yakın olmak, Kaan’a yakın olmak bu yüzden devlete ve devlet başkanlarına yağcılık yapmak yoktur. Bak yağcılık yapmak yoktur. Hatta ölçü alırlar devlet başkanına nasihat etmek, ona tebliğ etmek büyük cihâd derler. Ama aşağı mezopotamya dediğimiz o emevilerden gelen o kolda devlete yağcılık ve yalaklık vardır. Devlete dediğim devlet başkanına, Kaan’a, sultana. O yüzden aşağı mezopotamya sûfîlik kültüründe veya ben oraya sûfîlik demiyorum. Tarikat kültüründe sultanla yan yana sultanın emir eri gibi, sultanın yancısı gibi, yalakası gibi, yatakçısı gibi olmuşlar zaman zaman.

Ve devletle hep böyle daha doğrusu sultanla böyle dirsek temasında olmuşlar. Sultam ne değilse evet demişler, sultanın yanlışlıklarına da evet demişler. Şu anda bu kanal, bu damar Türkiye’de devam ediyor. Bak Türkiye’de devam ediyor. Naksilik içerisinde. Evet. Naksilerin içerisinde bu şu anda devam ediyor. Bunlara açık açık konuştuk. Şimdi belki de kimseye atıfta bulunmak değil ama melemen bardağı gibi sıralanırlar. Biz filanca yeri destekliyoruz derler. Örnek. Bu sefer desteklemeyenlere de baskı kurdururlar. filanca açıklasın o da desteklesin. O desteklemezse onun densesinde boza pişirler. Şimdi bu Emeviler’den gelme bir hadise. Emeviler Hz. Hüseyin Efendimiz’den önce daha önce kendisine destekleyecek kendisini arkalayacak ne kadar âlim ulema var ise saraydan ulüfe dağıtıraktan para vererekten hepsini kendi etraflarına almışlar.

Bu çarkı devam ettirmişler. Bu tam Muaviye zamanında başlayan bir şey bu. Ondan sonra Muaviye çünkü çok para dağıtan bir kimse. Devlet zenginleştiriyor. Şam’daki valiliğini ve etrafına çok para dağıtıyor. Çok makam dağıtıyor. Kendisine bağlı olan bütün herkesi zengin ediyor. Tam bir bağlı. Aynı şeyi Yezid devam ettirmeye başlıyor. Mesela Yezid’den daha fazla Emevici insanlar var. Mesela şu anda onu Türkiye’de, dünya üzerinde, Müslümanların içerisinde yine canlandırmaya çalışıyorlar. Örnekliyorum. Daha önce Hz. Hüseyin Efendimiz’i eleştirmeye cesaret edemeyenler şimdi Hz. Hüseyin yanlış yaptı. Devlete baş kaldırdı. Bayi hükmündedir deyip küfrüne fetva veriyorlar. Çünkü Suud’ta veya Ürdün’de veya hatta değişik İslam ülkelerinde Müslümanlar koyunluya devam etsinler.

Devlete baş kaldırmasınlar diye bu fetvayı veriyorlar. siz sultana karşı çıkmayacaksınız. siz Suud ailesine karşı çıkmayacaksınız. Suud ailesine karşı çıkarsanız bu zafer bayi hükmünde olursunuz. Öldürülürsünüz. Kafir gibi ölürsünüz. Ve bunun da şeyi şudur. Hz. Hüseyin Efendimiz de kafir olarak ölmüştür. Fetvası buraya kadar gidiyor. Bu normalde sultana yakın olan tarikat âlim, ulema, sudeysi bile gitti. Eli öptü mü? Öptü. sonuçta sultana herkes gitti, intizabını gösterdi. Göstermezse o da bayi hükmündü. O da ne diyor mesela Filistin diye bir davamız yoktur bizim diyor. Böyle bir gazete davamız da yoktur diyor. Bu İsrail’in sorunudur diyor. Bizim sorunumuz değildir diyor. İsrail şu anda Filistin’e dua etmek bile yasak.


9. Bölüm

Suud Arabistan’da. Bir imam dua ederse nereye gittiği belli olmuyor. Alıyorlar götürüyorlar. Sultana yakın olacaksın. Aynı şey Ürdün’de de geçerli. E şimdi burada da normalde siz Filistin’i desteklemek adına İsrail aleyhine bir şey yaparsınız siz de gözaltına alınırsınız. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İsrail Devleti ile anlaşması var. Güvenlik anlaşması. Bu güvenlik anlaşmasına göre sizin ülkenizde İsrail aleyhine bir şey yapmanı suç. İsrail dedi Türkiye aleyhine bir şey yapmaları suç. Ama İsrail’de Türkiye’nin aleyhine bir şey yapsa bir kimse İsrail Devleti onu suçlayıp kodes atar mı? Atmaz. Ama birisi İstanbul’da Galata Kulesi’ne İsrail’i telin eden bir pankart asmaya kalktı gözaltı yaptılar.

Ve hatta herhangi bir yerde böyle demokratik hakkımız deyip de Filistin’e kendi kafanızdan veya bir grup olarak bir şey yapmaya kalkarsanız hepinizi gözaltı yaparlar. Neden? Filistin’le İsrail’le olan sizin anlaşmanızdan dolayı aynı anlaşma ABD ile de var. Aynı anlaşma Almanya ile de var. Bazı ülkeler İngiltere ile de var. Bunlar güvenlik anlaşması adı altında. Bu güvenlik anlaşmaların hepsi de Türkiye’nin aleyhine’dir. Lehine değildir. Ama sonuçta bu güvenlik anlaşmalarını bastırmışlar bize. Bizi de imzalatmışlar hükümet olarak, devlet olarak. Bu güvenlik anlaşmalarından dolayı siz hiçbir şey yapamazsınız. Boş laf hepsi de. Geçen hafta ben de burada yürüyün gazzeye demişim ve birkaç arkadaşlar sosyal medyadan attılar.

Herkes koltuğu konuşmuş söylediğim sözü değil. Aslında söylediğim söz vicdanlara. Söylediğim söz aslında o. Baktım sonra ben hiç kendimi dinlemem bir daha. Ben geriye dönüp kendimi hiç dinlemem. Ben sonra ne demişim diye kendim dinledim. Dedim ki ya yok normal konuşmamışım. E acıtmış insanlara tabi. bu koltuk kaç yıl oldu? 20 yıl oldu mu? Buraya geldiğimizden beri var değil mi? 15 yıl var. 15 yıldır bu koltuk dilden düşmedi. Koltuk benden daha mübarek oldu. Altın yıldız da Allâh altın yıldız da. Bakıyor mu lan altın yıldız neresi bunun? Boyası altın yıldız değil mi? Evet. Şimdi insanlar hakikati duymak istemiyorlarsa, hakikati görmek istemiyorlarsa koltuğa takılıyorlar benim. Tabi koltuk kurtarıyor onları. önce oturdum koltuğa bak geçen baktım.

Şu yaldızlı koltuğa bak lan 15 yıllık koltuk. Ondan sonra kendime dedim ki koltuk dedim milletin gözüne perde. hakikati görmeyecek çünkü o. Hakikati dinlemeyecek. O koltuğa bakacak. Veya bakacak. Birisi yazmış. Şeyh efendi oturduğun yerden sarık sarılmaz. Yazmış adam. Ben de aslında yazacaktım. Hüziplik olsun diye işaret parmağının üzerine hamuda kalkıp öyle mi sarmak lazım diyecektim. İnsanlar bulurlar bir şey. Söze bakmaz insan. Hele bugünün insana hiç söze bakmaz. Bugünün insana algıya bakar. O yüzden şimdi o aşağım ezapotamya sûfîlik aslında bütün İslam dünyasının en büyük handikaplarından birisi. Sufiler tarih boyunca Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki her şeye muhalif olmuşlar. Ne olursa olsun bu.


10. Bölüm

İster sultan olsun, ister komutan olsun, ister başkan olsun. Adı ne olursa olsun. Sufiler tarih boyunca bakın. Gerçek sûfîler Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki her şeye muhalif olmuşlar. Eğer muhalif değilse o sûfî topluluğu ve hatta o sûfî o kendi sufiliğini kaybetmiş. Hatta dahilleri imanını sorgulasın. Çünkü neden imanını sorgulasın diyorum. Çünkü genel olarak bütün İslam dünyasında, İslam dünyasında tırnak içerisinde Kur’ân ve Sünnet değil din. Onlara yutturulan, onlara normalde tabiri caizse devletin veya siyasi kurumun öngördüğü böyle ayarlanmış, tanzim edilmiş, orası burası yontulmuş bir din öğretisi var. siz şimdi İslam ülkelerinde gibi görünen ülkelerde siz Kur’ân ve Sünnet’in öğretildiğini zannediyorsunuz.

Ve hatta dini yaşıyor gibi görünen insanlar, ondan sonra Kur’ân ve Sünnet’i yaşıyoruz diye düşünüyorlar. Hayır. Siz deccaliyet sisteminin size öğrettiği, size öğrettiği dini öğrenip yaşıyorsunuz siz. Bunun altını tekrar çiziyorum. Siz dünya deccaliyet sisteminin, dünya deccaliyet sisteminin size öğrettiği dini yaşıyorsunuz siz. Allâh’ın dinini yaşamıyorsunuz. Bu bütün İslam dünyasında oturdu. siz gittiğiniz zaman, Suudi Arabistan’da devletin orada ve hatta oradaki yönetimin o insanlara sunduğu dini yaşıyorlar. Suriye’de öyle, Irak’ta öyle, İran’da öyle, Afganistan’da öyle, Pakistan, Endanizya, Malazya, Türkiye, nereye giderseniz gidin. Bakın nereye giderseniz gidin. Oradaki öğreti, tarikatların, cemaatlerin, toplulukların öğretisi.

Orada tırnak içerisinde sistemin onlara öğrettiği dini yaşar herkes. Sistemin müsaade ettiği kadar. Bu oturdu yerleşti. Çünkü normalde bunun mücadelesini verecek olan bizim dedelerimizdi. Ası verince başkaldıranları normalde herkes sus pus oldu. Geri çekildi. Birinci mecliste ıttılıverdi gibi bu tip şeyler oluştu. insanlar pus duruldu, Müslümanlar pus duruldu. Herkes geri çekildi ve sistem size bir din öğretti. Şimdi bu din normalde imamatiplerde, ilahiyatlarda, her yerde öğretildi. herkesin din algısı aslında sistemin öğrettiği bir din algısı oluştu. Siz hutbede veya minberde orada Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir. Âyet-i kerimesini duyamazsınız hiçbir zaman. Şimdi ne öğretiliyor mesela? 1400 yıl önceki hükümlerle hükmedemezsiniz.

Dinin reforma edilmesi lazım. Hadisleri inkar etmeniz lazım. Normalde fıkıhı bütün mezhepleri inkar etmeniz lazım. Siz Kur’ân’ı istediğiniz kafanıza göre yorumlamanız lazım. Bir de işin tarihsel mi, evrensel mi boyutu var. Tarihsel de evrensel de bir de o tartışmaya gireceksiniz. 15 yaşındaki bir çocuğu siz bu dini anlatamazsınız. Şimdi gerçekten Kur’ân ve Sünnet’i anlatmaya çalışan, bunu yaşamaya çalışan kimsede keleynek kuşu gibi olur. Ya adına redikal derler, adına şunu derler, adına bunu derler, her şey derler. Bu zamanda böyle olur mu derler derler de derler ve bu algı size hakimiyet kurar. Siz dışarıda yaşadığınız dini anlatamazsınız. Bir başkasına sert gelir, ters gelir, yanlış gelir hatta büyük bir çoğununuz eş ve çocuklarınızı anlatamazsınız.


11. Bölüm

Şimdi bazen diyorum ya nerede çocuklarınız diye. Çocuklarınız nerede? Neden? Çocuklarınızı kaptırdınız. Nereye kaptırdınız? Sisteme, deccaliyet sistemine kaptırdınız. Bir kısmınız eşlerinizi de kaptırdı. Tırnak içerisinde deccaliyet sistemine. Çünkü dünya üzerinde bir deccaliyet sistem var. Siz normalde çocuklarınızı, erkekler olarak söylüyorum, eşlerinizi o deccaliyet sisteminden kurtarmakta zorluk çekiyorsunuz. Veya oğlunuzu büyüttünüz burada burada bu sistemin içinde büyüdü, oğlunuz gitti kendi kafasına göre evlendi, bir gelin aldı. O gelin deccaliyet sisteminin gelini, siz onu oradan koparamıyorsunuz. Zaman içerisinde oğlunuzu koparıyor o buradan. Veya aynı şekilde siz normalde kızınızı burada büyüttünüz, yetiştirdiniz ama evlenirken onun evlendiği çocuk deccaliyet sisteminin çocuğu.

Siz onun annesine babasına bakıyorsunuz. Çocuk oysa deccaliyet sisteminin çocuğu. Bu sefer sen normalde kızını burada büyütmüşsün ama evlendiği erkek deccaliyet sisteminin çocuğu. Bu sefer yine sıkıntı oluyor. Bakın burada normalde en büyük handikap şu, siz, size dayatılan, size dayatılan deccaliyet sisteminin tanzim ettiği İslam dinine mi tabisiniz? Yoksa Cenab-ı Peygamberin size iki şey bırakıyor, kim bunlara sımsık yapıştırsa asla sapıtmaz dedi, Kur’ân ve Sünnet’e mi tabisiniz? Çok açık. O yüzden Sufili, aşağı mezopotamya Sufili onlara dayatılmış, onlara tanzim edilmiş, reforma edilmiş bir sultan yalakası bir Sûfîlik oluşturmuşlar. Emevilerden itibaren. E bu Sûfîlik bana göre değil veya cemaatler oluşturuyorlar.

Cemaatler oluşturuyorlar. Bunlar çok benim, ben şimdi söylesem sıkıntı duyar insanlar. Bana söyler misiniz bir Risale-i Nurcu karakolla yüzleşmiş midir hiç? Yüzleşmemiştir. geldiler benden, evi Bayındır’da evi kiraya tutmak istediler. Bayındır’daki nurcuların nurculuğu oturtturmaya çalışan kimselerin apartmanda alt katları boş kendi evlerini dershaneye yapmıyorlar. benim evi kiralık, bizim evi kiralık tuttular, karakola giden ben oldum. O zaman öğrendim. Benim daha o zaman dinle alakam yok. Ha neden bunlar kendi dairelerini dershaneye aşmadılar? Karakol var çünkü. Ben iki sefer karakola gittim. Helal olsun benim için sıkıntı değil. Kendi evlerini neden misafirhaneye yapmıyorlar? Karakolla yüzleşmeyecekler.

Devletle yüzleşmeyecekler. Sistemle yüzleşmeyecekler. Sistemle kol kola yürüyecekler. Halbuki bilmiyorlar deccaliyet sistemi seni kullanır sonra kapının ağzına kadar getirir kafana bir tokmayın vurur dağıtır seni. Decaliyet sistemi budur. Yıllardan beri olan da budur. nerede Kurtuluş Savaşı’na katılan paşalar nerede hepsi de asılmadılar mı? Şimdi 30 Ağustos Zafer Bayramı geliyor değil mi? İyi. Nerede Sakarya Meydan Muharebesinin komutanı kim? Adını dahi bilmiyorsunuz. İsmet Ünü’yü biliyorsunuz. İsmet Ünü o zaman daha albay. Onun başında general var. 30 Ağustos Normalde Sakarya Meydan Muharebesini kazanan general kim astı? Adını bilebilmezsiniz. Evet şimdi liseler üniversiteler tarih okuyanlar o Sakarya Meydan Muharebesinin başkomutanını bilmez.


12. Bölüm

Evet Çanakkale Meydan Muharebesinin başkomutanı kim? Efendim. Başkomutan Sultan Vahdeddin. Devlet başkanı başkomutandır. Bak Sultan Vahdeddin’in ismini andırmıyorlar değil mi? Sakarya Meydan Muharebesinin başkomutanı kim biliyor musun? Sultan Vahdeddin. Efendim. Evet. Sakarya Meydan Muharebesi olurken daha cumhuriyetin adı yok. Cumhuriyet kurulmamış. Cumhuriyet diye bir şey yok. Siz Sakarya Meydan Muharebesinin kazanan yine ne olarak görüyorsunuz değil mi? Efendim. Sultan Vahdeddin başkomutan. Sakarya Meydan Muharebesinin başkomutanı Sultan Vahdeddin. Sultan Vahdeddin sağda o zaman ve normalde padişah o atamaları yapıyor. Her an amelleri imzalıyor. E yine neyi nereden çıkardınız? Kim börekçi?

Börekçinin. Efendim. Kim? Aslı ne? Yahudi. Eee ne yaptı Rıfat Börekçi? O yüzden herkes deccaliyet sisteminin öngördüğü dini yaşıyor. Bana söyler misiniz? İslam’da fuhuş haram mı? Haram. Diyanet, fuhuşla alakalı bir hutbe iradeti. Bütün herkes ayağa kalktı mı? Kalktı. Şimdi karakolda şeyde emniyette bana soruyor. Komiser de herhalde. Böyle gayri ihtiyarı. Hocam iki evlilikle alakalı iki eşlilikle alakalı ne düşünüyorsun dedi. Dur dedim. Kameralarda alıyor ya orada. Dur dedim öyle demeyeceksin soru. Soru öyle değil dedim. Nasıl dedi? Dedim ülkede iki eşlilik yok. Çok eşlilik var dedim. Sayısız eşlilik var. Nasıl dedi. Ya dedim o zaman için söylüyorum. Ya dedim bir kadının geceliği 500 lira dedim.

Cebinde 500 lira varsa her gece başka bir kadında yaşa dedim. Ne yaptın ikiye nereden indirdin dedim. Durdu. Bunları yazamazsın dedim. Bunu savcı mı sormuş sen mi soruyorsun dedim. Ben soruyorum dedi. He yine yazacaksan yaz dedim. Bir insan geceliği dedim 500 liraya cebine koysa her gece dedim. Her gece bir kadına gider mi dedim gider. Bunu engelleyecek bir kimse var mı dedim. Yok dedim ben. Bu ülkede fuhuş serbest mi? Serbest. Dedim bir eve gitmesine de gerek yok. Dört yıldızlı otellerde beş yıldızlı otellerde dolu mu dedim. Dolu dedim ben şimdi. Ya dedim altı parmağı açık her gece altı parmakta görürsün. Ben gece saat iki de sohbetten geliyorum dedim. Gece saat ikide sohbetten geliyorum. Bu normalde Mernos’un üstü var ya ne diyorlar oraya.

Yok kent meydan o cadde Mernos’un üstündeki o cadde İzmir’den gelen cadde. Yol kenarında dolu dedim arabalar hatta dedim orada polis çevirme yapıyor. Polis çevirmesinin hemen ön desinde kadınlar mine etekli kadın erkek bilmiyorum görüntüsü kadın mine etekli ve onların önünde duruyor. Herkes onlarla pazarlık yapıyor ondan sonra polis gabak gibi beni çeviriyor. Laf yiyecek ya benden. İyi akşamlar üfle ben ne üfleyim dedim arkadakiler üflet dedim. Lütfen beyefendi biz işimiz yapıyoruz dedi. Dedim arkada pazarlık yapıyorlar gözlerinin önünde pazarlık yapıyorlar ama fuhi serbest. Fuhi serbest dedim bunu yaşıyorum ben dedim gece 12 de birde sohbetten gelirken dedim. Eğer İstanbul tarafına gidersem dedim zaten dedim beşli o lambalarından sonra dedim yukarı doğru yıkılıyor Sebil gibi dedim.


13. Bölüm

Saat ikiden üçten sonra onlar işe gidememiş olanlar. son posta birisini denk ettirebilir miyim bunları ne yapacaksın dedim sustu dedim yazamazsın bunları yazamayız hocam dedi. Deccaliyet sisteminin size dayattığı din bu. Siz bunu öğreneceksiniz bu kadar ne bu din deccaliyet sisteminin size dayattığı din. Namazının vaktin olduğunca kıl. Orucunu da vaktin olduğunca tut. Gerek alanını boş ver. Sen dindar olarak tanımlanacaksın. Cumaya cumadan cumaya gidersen az dindarsın. Ne o kandilden kandile daha az dindarsın. Öbür türlü ben sen Müslümanlardansın sıkıntı yok. Bir de şunu dayattılar bize bugün gündüz bir sohbet vardı bununla alakalı. Hepimiz Allâh’ın kuluyuz. Dur lan bunu nereden çıkardın. Nasıl basmaya.

Kim Kur’ân ve Sünnet’e iman ettiği tabi olduysa o Allâh’ın kulu. Sen ne tabisin nefsine sen mahluktan başka bir şey değilsin. Hayvan’dan daha aşağısın. Nerede kulsun sen. Bunu bir de Diyanetçinin ağzından duyuyorum. Diyor ki hepimiz Allâh’ın kuluyuz. Düşündüm kendi kendime Allâh ne yani. Şimdi bir kimse Allâh’ı inkar etmiş o da mı Allâh’ın kulu. Peygamberin peygamberle inkar etmiş o da mı Allâh’ın kulu. Allâh’ın yarattığı o mahlukat hayvandan daha aşağı diyor âyet-i kerimeden. Milleti yutturuyorlar sende Allâh’ın kulusun bende Allâh’ın kulum yok kardeş. Öyle bir şey yok. Ben Kur’ân ve Sünnet’e iman ettim. Sen neye iman ettin? Ben Kur’ân ve Sünnet’e iman ettim. Yaşamaya çalışıyorum bir de elimden geldiğince.

Onu anlatmaya çalışıyorum. Onu haykırmaya çalışıyorum. Sen ne yapıyorsun? Vur Kadeh’in dibine lingolünge şişeler o da Allâh’ın kulu bende Allâh’ın kulu. Yok öyle bir şey sen Allâh’ın mahlukusun. Ben kuluyum. Sen mahluksun. Senin hayvandan bir farkın mı var? Eşleştiriyor, denkleştiriyor beni. Beni ne denkleştiriyorsun? Takva sahipleri ayrı, iman edenler ayrı, müminler ayrı, Müslümanlar ayrı, kafirler ayrı, münafıklar ayrı, mürtetler ayrı. Sen nereye denkleştiriyorsun bir müminle bir kafiri? Çıktı bir AK Parti bir genel binmenli üyesi de eşcinsellerle alakalı öyle dedi ya. Onlar da Allâh’ın kulu. Yürü lan! Edebsiz! Allâh’ın lanetlenmiş işi yapan kimseyle sen bir Müslümanı nasıl eşdeğerde tutacaksın?

Bir Müslümanı nasıl eşdeğerde tutacaksın? Ancak müminler müminlerle kardeştir, eşdeğeri odur. Bir müminin eşdeğeri eşcinsel midir? Bir müminin eşdeğeri İslam’a inanmayan insan mıdır? Ama böyle eşleştiriyorlar. onu da oner ediyor. Hayır! Ancak müminler kardeştir. Eşcinsel benim kardeşim olamaz. Eşcinselliği hak gören kimse de benim kardeşim olamaz. Eğer onlar da müminlerin kardeşi olsaydı Allâh helak etmezdi. Allâh helak ettiğine göre demek ki mümin değil ki helak etti. Cenâb-ı Hak onlara. Ama bize öğretilen, bize dayatılan böyle inanacaksınız diyorlar ya biz de onunla inanıyoruz. Eftali zikir falemel nehu. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh. Cemiyen Enbiya’yı ve el-Mursal’in. Velhamdülillahi Rabbil Alimi. el-Fâtiha.

Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed ve ala alimuhammed. Âmîn.


Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar

  • Kur’ân-ı Kerîm: Yusuf, Enbiya, Nûr, Muhammed, Fâtiha sûrelerinden referanslar; geçen âyet-i kerîmelerin tefsîr ve siyâkı sohbet içinde tafsîlâtlı işlenmiştir.
  • Tasavvuf Silsilesi — Pîranlar: Mevlânâ, Ahmed Yesevî hazretlerinden istifâde ve menkıbeler.
  • Tasavvufî Istılâh: tarikat, silsile, icazet, şeyh, derviş, sûfî, sufi, nefis, cin, ruh, kalb, sır, âyet, ayet, hadîs kavramları ve bu kavramların kalbî-zâhirî tecellîyâtı.
  • Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi
  • Hadîs-i Şerîfler: Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Nesâî, Sünen-i İbn-i Mâce ve Müsned-i Ahmed bin Hanbel’den iktibâslar.

Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 700. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri başlıklı sohbetinin tam transkriptinin Karabaş Tekkesi düzeltme ve telîf standartlarına göre hazırlanmış uzun-format hâlidir. Sohbette geçen âyet, hadîs, pîr menkıbeleri ve tasavvufî ıstılâhlar yukarıda zikredilmiş olup, sohbetin esas metni paragraflar boyunca tafsîlâtlı sûrette serpiştirilerek aktarılmıştır.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 700. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri Serisi

Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Silsile, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı