1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Derviş kardeşlerimize rüyalarımızı anlatabilir miyiz? Daha önce size veya rüya yorumlayan abilerimize mi anlatmamız gerekir bu konudaki adab nasıldır? böyle bu rüyalar ulu orta herkese anlatılınca bu bir de o rüyayı görenler kendilerince kendi dairesinde kendilerine önem atfettiriyorlar. Sıkıntı bu. Veyahut da böyle bir kısım derviş kardeşler o böyle rüya anlatan kardeşe böyle daha önemliymiş gibi davranış içerisinde bulunuyorlar. Bu yöne sıkıntılı. Yoksa rüya anlatılır, ehline anlatmak da muhakkak hadiste sabit gerekir. Ama derviş kardeşler zaten bu yolun içindeler onlara da anlatılabilir desek mesela bir kısmı kendince rüya yormaya kalkıyor.
Veyahut da birine rüyasını anlatacak. Böyle bir problem, sıkıntılar, sakıncalar çıkıyor. Sonuçta ehline anlatacak. Bir ehline anlatacak deyince bir kimse ya başındaki zakiri anlatır ya da bu konuda rüya yorumuyla alakalı müsaade edilen veya dinlenilmesiyle alakalı müsaade edilen kimseler varsa onlara anlatılır. Bu bizde çok böyle bir şeyin olacağını tahmin etmiyorum ama değişik bizim eski zamandan kalma şeyler var. Tecrübeler var. O yüzden o tecrübelerin ışığı içerisinde Şeyh Efendi Hazretleri de Allâh rahmet eylesin öyle herkese rüya anlatılmasını, hal anlatılmasını istemezdi. O yüzden derganın içerisinde rüya ve hal anlatılan onun haricinde bir tek bu fakir vardı. Başka kimse de yoktu. Normalde zakirlere mesela Ahmet Duran abiyi dinletirdi ondan sonra.
Başka benim bildiğim yoktu varsa da ben bilmiyorum. O yüzden rüyaların böyle önce ehline, zakire veya dinlenilen kimselere anlatılmasında fayda var. Ve öyle olması lazım. Edep, adab bu. O edep, adaba kardeşler riayet etsinler. Onlara anlattıktan sonra bu rüyanı kardeşlerle paylaşabilirsin, anlatabilirsin denilirse o kimse o rüyayı kardeşleriyle ona anlatabilir, paylaşabilir. Mübeşirattan olan rüyalar vardır. Müjdeci rüyalar. Şahsın kendisini değil cemaati ilgilendirir. Şahsın kendisini değil ülkeyi ilgilendirir. Şahsın kendisini değil bütün ümmeti Muhammed’i ilgilendirir. Böyle rüyalar vardır. Bu rüya normalde ehli onu dinler, onu dinledikten sonra bu rüyanı anlatabilirsin dediğinde o kardeş kendi nefsine paye vermeden.
Bu böyle ulak gibi, haberci gibi. onun üzerinden frekans, radyo frekansı gibi. Bunun yayınlama vazifesi sana verilmiş. Sen bu rüyayı anlat. Kendini öyle görüp anlatabilir ama yine nefsine paye çıkarırsa Allâh muhafaza eylesin sıkıntı olur. Şii ve sünnilik ayırımı tam olarak nasıl oluşmuştur? Bunların çok tarihsel boyutları vardır. Tarihsel siyasi boyutları vardır. Öyle söyleyelim. Bu tarihsel siyasi boyutları içerisinde, bunlar böyle tarih içerisinde zaman içerisinde ilk önce küçücük bir şeydir ama bunlar büyütüldükçe büyük bir yol ayırımı çıkar. Bu şuna benzer. Bursa’nın meydanına, kent meydanına gidersin. Ankara’ya gidiş yoluyla, İstanbul’a gidiş yoluyla, İzmir’e gidiş yoluyla, Bursa’ya çıkış yolu arasında merkezde aralarında beşer onar metre fark vardır.
2. Bölüm
Merkezde. Beş metre o tarafa gittiğinde Ankara’ya gidersin. Beş metre daha geçersen İstanbul’a. Beş metre daha geçersen İzmir’e gidersin. Beş metre daha dolaşsan Bursa’nın merkezine gidersin. Şimdi bazı şeylerde başlangıçta bu farklılıklar belli olmaz. Küçük nüans gibidir bu. Ama o küçük nüans gibi görünen şey yol aldıkça birisi bir tarafta kalır, birisi bir tarafta kalır. İstikametleri ve benzileri değişir. Şii ve sünni ayrımı da Allâh alem böyle olmuştur. Küçük nüans farklılığı vardır yolun başında ama zaman içerisinde bu nüans farklılıkları çok farklı bir noktaya gitmişler. Otursanız konuşsanız onlar da kendilerince Müslümanlar, vahabilerle de otursanız konuşsanız onlar da Müslüman Şii’yle oturup konuşsan, Müslüman hariciyle oturup konuşsan, Müslüman ne bileyim daha değişik bir sürü gruplar var bu noktada.
Onlarla oturup konuşsanız Müslüman. Ama burada normalde kendilerini sünni olarak tanımlayan kimseler kendilerini Kur’ân ve sünnetin özü olduğunu, doğru olduğuna inanıyorlar. Bir Şii’ye gitseniz, söyleseniz o da kendini doğru olarak görüyor. Bir vahabiye gitseniz, sorsanız o da kendisini doğru olarak görüyor. Veyahut da bir Mısır’daki Vehhâbî, selefi kimseye söyleseniz o kendini doğru olarak görüyor. Veya Mısır’daki Müslüman kardeşler kendilerini siyasi olarak, ilmi olarak kendilerini doğru noktada görüyorlar. İslam dünyasının veyahut da Hristiyan dünyasının veyahut da Musevi dünyasının en büyük ortak sıkıntılarından birisi bu. Bu, bütün klikler, bütün mezhepler, bütün meşrepler kendilerini en doğru noktada görüyor.
Bugün mesela bir üstada gitseniz o kendi yolunun en doğru olduğunu söyleyecek. Veya bir tarikata gitseniz, bir cemaate gitseniz, hepsi de kendilerinin yollarının doğru olduğunu, en doğru kendisinin olduğunu, hatta bazıları daha da ileri gidecektir, kendisinden başka doğru tanımacaktır. Diyecektir ki bizden başka doğru yok. Ya bu 73 fırka var ya evet 72 dışarıda kaldı, bir tanesi biziz diyecek. Bunu söyleyen ben ehli tarikatlarla, bunu söyleyen değişik cemaatlarla müntesip kimselerle görüştüm. İslam dünyasının da çaylarınız için, İslam dünyasının da ne bileyim diğer inanç sahiplerinin de hepsinin de ortak sıkıntısı veyahut da ortak zenginliği bu. Şimdi normalde eğer ki biz bunları bir zenginlik olarak görsek, tekfir etmesek bu noktada veyahut da birey olarak, şahıs olarak, topluluk olarak, isim vererek de tekfir etmesek, ölçüleri koysak oturtursak orta yere belki de makul noktada bu insanlar birbirleriyle buluşacaklar, görüşecekler, konuşacaklar, problemlerini halledecekler belki de. biz nerede hata yapıyoruz, biz nerede ifrata düştük, biz nerede tefrite düştük, biz nerede sıkıntıya düştük, bunu nasıl çözümleyebiliriz, bunu nasıl halledebiliriz diye belki de ortak noktalar buluşulacak.
Ama ne yazık ki işin içerisine devlet sistemleri, işin içerisine uluslararası oyunlar, uluslararası tezgahlar, işin içerisine uluslararası oyunların tezgahların pençesine düşmüş. İslam ümmetinin başında idareci olan devlet başkanları, krallar ne bileyim adına ne derseniz deyin onlar bu işin içerisine buradan nemalanan şey efendiler, hoca efendiler, muvvalar, ayetullahlar, bunun hepsini de katalım içerisine. Bunlar da işin içerisine girince bu iş çözümsüzlüğe gidiyor. Herkesin kendince bir hiyaraşistisi, kendince bir konumu durumu emrettiği, etrafında döndürdüğü bir yapısı var. Hiç kimse bu yapısından vazgeçmek, bu yapısından geri dönmek, bu yapısını ne bileyim bu yapıda kendi özelliğini veya kendi kurum özelliklerini kaybetmek istemiyor.
3. Bölüm
Büyük bir sıkıntı bu. Yoksa şeyiymiş, sünnüymüş, vahabiymiş, adı şuymuş, buymuş bunların hepsini de bir şekilde veata kadiriymiş, rufaiymiş, bedeviymiş, mevleviymiş, şafiymiş, malikiymiş, hambeliymiş, hanefiymiş. Bunları normalde ortak noktalarda yine bunu yok etmek mümkün değil, küçük ayrıntıları yok etmek, küçük inanışları yok etmek ve hatta böyle bir felsefi, farklılıkları, renkleri yok etmek bu mümkün değil. Zaten yok olmasını da istemiyorum zaten. Bir de işin bu tarafı var. normalde o zenginliği kaybetmek, tek renkliliğe bürünmek, o farklı fikirlerin, farklı düşüncelerin, farklı iştahatların çıkmasını önlemek bunlar İslam dünyası için sıkıntılı şeylerdir. İslam’ın inanç olarak, inanç olarak, kelam olarak kendisini yenilemesi, fıkıh olarak, iştahat olarak kendisini yenilemesi, bunun durdurulmaması için muhakkak ki belli şeyler gerekli ve lazım.
Bunu devletler farklı noktalarda görebilir, farklı noktalarda düşünebilir ama mesela örneğin bunu eleştiri için söylemiyorum. Bakın bunu eleştiri için söylemiyorum. Bir şey olarak söyleyeceğim şimdi. peygamberliğini ilan eden, peygamberlik iddiasında bulunan bir evranasoğlu var. Öyle değil mi? Hadi gelin ben sizi 1400 yıl öncesine götüreyim. Hazreti Peygamber’in zamanında Müselemetül Kezzaf var mı? Var. Ya neden Kezzap yalancı demek? Yalancı bir peygamber çıkmış. Peygamberlik iddia ediyor. Kimin zamanında? Hazreti Muhammed Mustafa’nın sağlığında. Peygamber orada oturuyor. Peygamber oturuyor orada. Ve Hazreti Peygamber’in peygamberlik iddiasında bulunan kimseye savaş açmıyor. Peygamberlik iddiasında bulunan kimseye kılıcını çekmiyor.
Size bu benim söylemim tuhaf gelir şimdi. Bakın bu söylemim tuhaf gelir. benim yaşım 58. Ben bu adamı 30 yaşından beri tanıyorum. 28 yıl. 28 yıldan beri bu kimse peygamberlik iddiasında. 28 yıldan beri bunun televizyon kurmasına medyada normalde yayın yapmasına her türlü faaliyetlerine müsaade edeceksiniz. Seslenmeyeceksiniz. Televizyonlara çıkaracaksınız. Konuşturacaksınız. Bu adamın uluslararası medyada televizyonu var. Uluslararası medyada televizyonu olduğunu da bileceksiniz. İnternette bir sürü sayfaları var. Onları da bileceksiniz. Hem sonra geleceksiniz bu kimsenin bu uluslararası medyatinin medya durumunun yasaklanması için müracaat edeceksiniz. Koca Diyanet. Koskoca Diyanet. Ben Diyanet olmuş olsam utanırım kendimden o adamı yasaklamaya.
Ben öylesine deliller getiririm öylesine öylesine deliller getiririm o adamı ilmen ilmen fıkıhen çok affedersiniz cacını çıkarırım. Biz bu halimizle biz bir iki sohbet yaptık onun adına bir tanesi cevap veremedi. Bir tanesi cevap veremedi. Cevap vermeye çalışanlar oldu dedim ağanız gelsin. Ayetler bunlar hadisler bunlar. Yarın öbür gün Diyanetin çizdiği yolun haricinde bir fikir ortaya çıkarsa Diyanet onu da mı yasaklayacak. Hz. Muhammed Mustafa’nın yasaklamadığı Hz. Muhammed Mustafa’nın engellemediği Hz. Muhammed Mustafa’nın yapmadığını kim cesaret edip de din adına yapabilir. Bakın mesele farklı. Hz. Muhammed Mustafa’nın engellemediği Hz. Muhammed Mustafa’nın yapmadığını kim cesaret edip de din adına yapabilir.
4. Bölüm
Bakın mesele farklı. Buradaki mesele şu. Bir kimse kendisini peygamberlik iddiasıyla iddialandırabilir. Siz onu yasaklayamazsınız. Din adına yasaklayamazsınız. Neden? Yasaklayacak olsaydı Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem yasaklardı. Mesele bu açıdan bakan var mı Türkiye’de? Yok. Herkes alkışlıyor şimdi. İyi. Yarın öbür gün Şafili yasaklarsa ne yapacaksınız? Herkes alkışlıyor şimdi. İyi. Yarın öbür gün Şafili yasaklarsa ne yapacaksınız? Derse ki Hanefi de Şafi de Maliki de Hanbeli de yasak. Ben Diyanet olarak yeni bir kitap çıkardım, yeni bir fıkıh çıkardım. Herkes buna tabi olacak derse ne yapacaksınız? Ne yapacak bu insanlar? Alkışlayacak mı herkes yine? Alkışlarsa ilim nereye kadar gidecek?
Yeni iştahatleri kim getirecek? Veya var olan iştahatleri kim eleştirecek? İmam Azam bir iştahat getirmiş, İmam Muhammed ona farklı iştahat getirmiş. İmam Yusuf ona farklı iştahat getirmiş. Meclisinden çıkın gidin dememiş onlara. İkisi birleşince ona onlara uyun demiş. Koca İmam Azam benim dediğim doğru demiyor. Bunun ikisi bir yerde ittifak ederse diyor bunlara uyun. Muhteşemliğe bak. Ben sadece sunu söylüyorum dinle Kur’ân Sünnet. Canım kardeşlerim, Hz. Peygamber’in kendi zamanında kendi çağında kendi döneminde örneği var olup da yasaklamadığı, haram kılmadığı bir şeyi hiç kimsenin onu yasaklaması ve haram kılması hakkı değildir. Hakkı değil. Ona ilmen mücadele et onunla. Otur ilmen mücadele et.
Diyanetin televizyonu var. Çağır Diyanetin televizyonu açıktan yayın et. Ey kendisini Peygamber ilan eden gel kardeşim. Burada konuşalım anlaşalım aha meydan burası desin. Eyvallâh. Yasaklamak yok. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yasaklamamış. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yasakladığı şeyleri mahkemeye götürmüyorlar. Fuhuş yasak kardeşim git müracaat et. De ki fuhuş yapılan evlerin kapanmasına. Hoş geldin 23 Nisan. Gene Mustafa’yız bana canları sıkılacak herkesin. Ayetle hadisle imamların iştahadıyla yasak kardeşim. Bir kadın günde bilmem kaç tane erkekle fuhuş yapamaz. Bir tanesiyle dahi yapamaz. Bir erkek bilmem ne evlerine gidip fuhuş yapamaz. Yapamaz.
Yasak kardeşim yasak. Faiz yasak. Fuhuş yasak. İçki yasak. Haram kardeşim. Haram. Uyuşturucu haram. Hırsızlık haram. Kumar oynamak oynatmak haram. İçki içmek içirmek haram. Eşcinsellik haram kardeşim. Büyük günahı kebair bunlar. Bunların yasak olması için bu insanlar neden imza toplamazlar? Bunların yasak olması için bu insanlar neden demokratik haklarını kullanıp miting yapmazlar? Bu Müslümanlar bunların yasaklanması için neden yollara düşmezler? Neden siyasetçilerine bunları sormazlar? Allâh’ın dini ekmeğiniz kadar kıymetli değil mi? Allâh’ın dini maaşlarınız kadar kıymetli değil mi? Emeklilik günleriniz kadar kıymetli değil mi? Fabrikalarınız kadar, evleriniz kadar, eşleriniz kadar, çocuklarınız kadar, sokaklarınız kadar kıymetli değil mi Allâh’ın dini?
5. Bölüm
Neden hangi partiden gelirse gelsin siyasetçilerinizden Allâh’ın yasakladığı, haram kıldığı, yemede, içmede, giymede, hukukta olan şeyleri onlardan istemiyorsunuz? İstemeyiz. Neden? Şeytan aldatır bizi. Şeytan kandırır bizi. Yolumuzu ne zaman yapacaksınız? Yolun batsın senin. Yolun batsın. Neden? Gelecek neslimiz elden gidiyor. Çok basit. Allâh’ın haram kıldıklarını, yasakladıklarını yasaklanması için neden mücadele etmez? İmamlar, şey efendiler, âlimler, bu halk neden? Kızıyorlar ben böyle söyleyince. Ne kızıyorsun kardeşim? Bir gecede alacağım parayı düşünme. Dinini düşün. Bir gecede ben kaç para para alacağım? Aman televizyon sahibine şirin görüneyim. Aman belediye başkanlarına şirin görüneyim.
Aman şu vakfa şirin görüneyim. Aman bu paratörlere şirin görüneyim. Aman bu zenginlere şirin görüneyim. Aman bu siyasi çerçeveye çevreye şirin görüneyim. Aman bürokratlara şirin görüneyim diye ağzınızı dilinizi yumdunuz, ağzınızı dilinizi değiştirdiniz, yamulttunuz yetmiyor. Bir de siz dininizi ayetlerinizi yamultuyorsunuz. Eyüp büküyorsunuz. Ondan sonra başında acayip bir sarıklı adam böyle diyor, böyle diyecek. Desene ben para almadan konuşuyorum diye. Diyemez. Desene âlimler, şey efendiler, hoca efendiler. Biz dini Allâh için anlatıyoruz, Allâh için söylüyoruz, Allâh için yollardayız deseler ya. Diyemezler. Ama bakın yasak mı bunlar, yasak. Bir devletin elinde genel ev mi olurmuş? Yarın öbür gün senin bacını satarsa, yarın öbür gün senin kardeşini satarsa, yarın öbür gün senin akrabanı satarsa, yarın öbür gün senin akrabandan birisi oraya giderse Devlet eliyle mi satılır bu?
Malvara sigarasını mı satıyorsun? Malvara sigarasında bir paket diyor, üzerindeki resmi çiziyor, siliyor. Neden? Alışmasın bu insanlar diyor, doğru yapıyor. Fuuşu neden yasaklamıyorsun kardeşim? İçkiyi neden yasaklamıyorsun canım kardeşim benim? Neden bunun için âlimi, uleması, hoca efendisi, şey efendisi, Müslümanlar yollara düşmezler? Neden meşhur dedikleri demokratik haklarını kullanmazlar? Haram kardeşim, haram istemiyoruz. Gelecek nesillerimizi korumak istiyoruz. Gelecek nesillerimizi haramdan uzaklaştırmak istiyoruz. Sigara kadar içki de haram. İçki kadar faiz de haram. Faiz kadar fuuş da haram. Fuuşun içerisinde eşcinsellik fuuş da haram. Haram kardeşim. Neden istemeyiz? İstemeyiz. Ama otururuz, mesela Şia’yla Sünni’nin arasındaki farklar nedir?
Aa ne yapayım, istemiyorum ya. Ha ben Şia olayım bu gece ya, ne yapacaksınız? Ne yapacaksınız? Şia’da içki helal mı? Şia’da fuuş helal mı? Şia’da uyuşturucu helal mı? Şia’da namaz farz değil mi? Şia’da oruç farz değil mi? Oturmuş koca koca, ben bu soruyu soran kardeş için söylemiyorum. Oturmuş koca koca insanlar bunlarla uğraşıyor, bunlarla uğraşma kardeşim. Benim gelecek neslimi teminat altına al. Devlet odur ki tebaasının namusunu, tebaasının aklını, tebaasının dinini, tebaasının canını, tebaasının malını korumakla vazifelidir. Devlet budur, devletin ana görevidir tekrar söylüyorum. Devletin ana görevi, tebaasının namusunu, tebaasının aklını, tebaasının dinini, tebaasının canını, tebaasının malını korumakla mükelleftir.
6. Bölüm
Devlet bunun için vardır. İnsanlar kendi kendilerine anarşi çıkarmasınlar diye devlet bunları teminat altına alır. Der ki tebaasına, ey teba! Senin namusun benim emniyetim altında. Hadi buyurun, bizim namusumuz kimin elinde? Devlet benim namusumu koruması gerekirken bilmem ne ev açmış. Çalıştırıyor. koruyacaktın ya? Devlet benim aklımı korumakla mükellef. Bu içki ne kardeşim? Her yerde var. Benim aklımı korumakla mükellef. Benim gelecek neslimin aklını korumakla mükellef. Ülkede uyuşturucu on yıl içerisinde. Bakın yüzde beş on değil, yüzde bin yedi yüz altmış. Yüzde bin yedi yüz. Huş! Yüzde yedi yüz otuz beş. Aklımı koruyamadı. Namusumu da koruyamadı. Ne kaldı? Dinim. Hadîs inkarcıları, âyet inkarcıları.
Köpekleri salmışlar, taşları bağlamışlar. O peygamberlik ilan etti. Öbürküde peygamberlik ilan etti. Hadisleri inkar ediyor. Onu ne yasaklamıyor ülkenin içinde? Hadi ona da bir şey yazsın, mahkemeden karar çıkartırsın. Desin ki hadîs inkarcılarını televizyonlara çıkmasına, medyada görmesini yasaklasın. Yasaklasa ya. Dinin korunması da gitti. Aklın korunması gitti. Malın korunması zaten yok. Siz şimdi diyeceksiniz ki var. Nerede var kardeşim? Ticaret yapıyor. Bankalar herkese çek veriyor. Adam ticaret yapıyor. Ardından bir konkorto da ilan ediyor. Adamın malı gitti adamın. Tüccarlar karşıdaki firmalar, konkorto da ilan edecek diye ticaret yapmıyor şu anda. Adam çok basit. Karşıdaki kimse doğuruyor.
Pırasa doğurar gibi. Ondan sonra bir konkorto da ilan ediyor. Bir konkorto da kararı çıkarıyor. Pırasa da kararı çıkarıyor. Ne kadar adamın dışarı borcu var? 5 trilyon, 6 trilyon, 20 trilyon, 50 trilyon, 100 trilyon. Bitti. Al alabilirsen. Malı korudu mu, onu da korumadı. Boş verin kardeşler. Siz şia ile sünnenin arasındaki farka bakmayın. Bunlar bizim işimiz değil zaten. Bizim işimiz ne? Allâh’ın haram ettikleri, yasakladıkları. Biz kendi dairemizde, kendi içimizde Allâh’ın yasaklarını uygulamıyoruz. Şia ile ne işimiz var? Allâh bizi affetsin. Ruhlarımız yaratıldığında Allâh cennete veya cehenneme gideceğimizi biliyordu. Peki dünya hayatının buradaki önemi nedir? Şahitlenmeniz için gönderdik diyor.
Kendi kendimize şahit oluyoruz. Âyet-i Kerime’de diyor ki, eğer biz sizi direk ruhlar aleminden cennetlik, cehennemlik ayırmış olsaydık, siz derdiniz ki, bizi dünyaya göndereydin, biz cehennemlik amel işleyenlerden olmazdık. Namazda son oturuşta Rabbena Atina, Rabbena Fili duasından sonra Rabbicil Anni duasını okumakta bir sıkıntı olur mu? Siz sünnete uyun, hanefiseniz hanefilere uyun. Bir bayan içinde bir kötülük olmadan karşı içindir. Bir bayan içinde bir kötülük olmadan karşı içindir. Bir bayan içinde bir kötülük olmadan karşı içindir. Hanefiseniz hanefilere uyun. Bir bayan içinde bir kötülük olmadan karşı cins biriyle konuştuğunda, herhangi bir konuda erkek art niyetli düşündüğünde bayan onu günaha teşvik etmiş gibi olur mu?
7. Bölüm
Yoksa karşı tarafın günahının sorunu değil miyiz? Siz karşı tarafla zorunluluk hallerinde konuşun. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle demiştir, Kur’ân’ı güzel seste ve ahenkle okumayan bizden değildir. Ben Kur’ân’ı Arapça harflerle okumayı sizden ders aldıktan sonra öğrendim. Ders kağıdımda okunabildiği kadar Kur’ân okunur yazılıydı. Kur’ân’ı tevhid ile, kıraat ile okumaya arzu ediyorum. Yoğun olduğum için zaman ayıracak vaktim olmadığı için herhangi bir kursa gidemiyorum. Kur’ân’ı güzel seste ve ahenkle okuyamadım için yukarıdaki hadise göre ben Müslüman değil miyim? Değil kardeşim o manada değil o. Kendini kendine yorma hadisleri mübarek insan. Kur’ân-ı Kerim’i güzel okumaya gayret et inşâAllah.
Mübarek insan. Kur’ân-ı Kerim’i güzel okumaya gayret et inşâAllah. Vefat edenlerin resimlerini sosyal medyada paylaşıyorlar. Bu beni rahatsız ediyor öyle azaptır diye öğretilmişti bize. Dini boyutunu öğrenebilir miyim? Sen paylaşma. Mersin’de oturan ablam eşiyle 25 senedir evli. Eşi sürekli bayis oynuyor, tefecilik yapıyor, 7 çocuğu var, zina yapıyor. Ablam bu haramdan nasıl kurtulabilir? Allâh yardımcısı olsun, Cenâb-ı Hak kurtarsın inşâAllah. Mehdi gelmesi beklenen kurtarıcı kimisi geldi diyor. Nasıl anlayacağız, milyarlarca insanın arasında nasıl yaşıyor, yiyor, içiyor mu? Çarşıda, pazarda geziyor diyorlar, dünyada görevinin başında diyorlar. Allâh için hizmet ediyor fakat kendini bilmiyor diyorlar.
Biz onu nasıl tanıyacağız? Sizin onu bildiğinizi hissediyorum. Hz. Muhammed aleyhisselâm onu gerçekten görmüş gibi bir zalametlerini bildirmiş. İsa aleyhisselâm gelince mi biz onu tanıyacağız? Herkes bir şey söylüyor. Madem gezip dolaştığını biliyorlarmış da, madem gezip dolaşıyormuş. Ne gidip tanışmıyorlar, göstermiyorlar? Ben Sûfî hayatla tanıştığımdan beri 30 yıldır dinlediğim şeyler. 30 yıldır. Hat çıktı, hat çıkıyor. Eyvallâh. Bir ara dediler İstanbul’da yaşıyor. Ben de dedim ya İsa nerede? Çünkü ardı ardına çıkacak onlar. İsa aleyhisselâm nerede? Buna cevap bulamayınca neymiş? İsa aleyhisselâm Mecnun gibi İstanbul sokaklarında, köprü altlarında dolaşıyormuş. Böyle saçmalık olur mu? Evet canım kardeşlerim, Mehtal-i Resul çıkacak.
Ne zaman çıkacağını bilmiyoruz. Zuhur edecek. Bir hadîs-i şerifte kıyamete 7 gün kalsa da diyor o zuhur edecek. Belki de kıyamete 7 gün kala zuhur edecek. Belki de kıyamete 70 yıl varken zuhur edecek. Bilmiyoruz. Muhakkakı Mehti zuhur edecek. Muhakkak. Bunu bütün peygamberler Adem’den itibaren söylemişler. Bu konuda hiç şek şüphe yok. Bakın Adem aleyhisselamdan itibaren bütün peygamberler ümmetlerini Mehti ile müjdeleyip Deccâl ile korkutmuşlar. Mehti ile müjdeleyip Deccâl ile korkutmuşlar. Bütün insanlar oturmuşlar, herkes, tarikatlar, cemaatler, ümmeti Muhammed’e bir Mehti pompalanıyor. Ben başlayayım mı sıralama Mehtileri? Bakın ilk Mehti sıralaması menzildeki ölen Muhammed Rahşit Erol muydu adı?
8. Bölüm
Oydu. Bütün menzil cemaati diyordu ki Mehti. Ondan önceki Mehti neydi? Bediüzzaman Sayyidi Nursi idi. Ben daha namaza başlamamıştım. Bayındır’daki yeni Asyacı grup Bediüzzamanı, bir kısmı Bediüzzamanı Mehti diyordu. Daha ilerisini söyleyeyim size. Süleyman Demirel’in dahi Mehti olduğunu söyleniyordu. Süleyman Demirel, mason, koca mason, 33 dereceli koca mason. Onun dahi bu insanlara Mehti diye itekliyorlardı. Böyle seçim zamanları gelirken bir Mehti furyası başlar. Bakın ben Mehti olarak bana cemaati veya tarikatı veya etrafı tarafından Mehti olarak bana lans edilenler. Bir Bediüzzaman Sayyidi Nursi, iki Süleyman Demirel, üç menzildeki Muhammed Rahşit Erol. Bakın bana Mehti olarak söylenenler.
Adnan içeride şimdi. Ankara havaları oynayan Adnan. İçeride Adnan, Mehti, Evranos, bir Mehti, bir Nebi. Erbakan Hoca, Mehti. Evet. Diyorlardı ki Mehti. Ben diyordum yapmayın kardeşim ya söylemeyin böyle. Yok diyorlardı. Mehti siz görmüyorsunuz. Mehti. Bu son seçimlerde oynadılar. Ne? Şeyde Tayyip Erdoğan’la Mehti. Ondan önce ne? Fethullah Gülen, Mehti. Cemaatın kendi içindeki de bazı kimseler onun Mehtiliğine inanıyordu. Sıralayın mı daha? Bizim içimizde dair bir arkadaş kendi Mehtiliğini ilan etti ya. O da Mehti. Bizim Bayındır’da da vardı birkaç tane Mehti. Bizim Bayındır mümin bir toprak zaten. Her şehire gitseniz, her şehirde kendince bir Mehti, Mehtisi var ilan ediyor. Ama deli ama veli ama Mehti.
Var. Gına geldi artık buraya. Gına geldi. Şimdi kızacaklar ama baya oluyor birkaç yıl oluyor. Mahmud Efendi’nin cemaatinden birisi. Mehti diyor. Mahmud Efendi için. Bunların hepsi de şöyle diyeceğim. Kendi cemaatlerinin ve kendi topluluklarının Mehtisi olarak anılıyorsa, zikrediliyorsa eyvallâh. Eyvallâh kardeşim. Söyleyecek lafım yok o zaman. Ama yok o beklenen bütün ümmete gelecek olan, gönderilecek olan Mehti olarak tanımlanıyorsa burada sıkıntı var ya. Yapmayın. Yapmayın. Birisinin hidayetine vesile olan onun Mehtisi olabilir. Eyvallâh. Eyvallâh. Ama Allâh muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizi korusun inşâAllah. Yine bir hadîs okuyalım Allâh’ın izniyle inşâAllah. Biz hadislere sımsıkı yapışalım.
Biz Kur’ân-ı Kerim’e sımsıkı yapışalım. Biz iştahat olarak bir fıkıh halimine sımsıkı yapışalım. Biz sufisek herkes, kendince, üstad-ı kimse ona sımsıkı yapışsın. Onun için kurtuluş budur. Bırakın. Ciddi ciddi söylüyorum. Bizim eski kardeşler bu muhabbetleri iyi bilirler. bir 94’te çıkacaktı. Olmadı 98’e ertelendi. Olmadı 2001’e ertelendi. Sonra da Şeyh Efendi vefat etti. Biz bunu yaşamış bir topluluğumuz. Bunu böyle söylemek istemezdim. Rüyanızda görebilirsiniz, haktır. Halinizde görebilirsiniz, haktır. Şimdi dervişler, sûfîler öyle bazen cendereye düşerler. O cendereye düştüklerinde Cenâb-ı Hak onların manevi bir kapı aralar. Bir Mehdi’yi görür. Bir Üstad’ını görür. Bir Pir Efendileri görür. az kaldı, dayan.
9. Bölüm
Biraz daha onun maneviyatı yüksekse peygamberlerden bir kimseyi görür. Biraz daha yüksekse İsa aleyhisselamı görür. Onlar böyle bir manevi, biz öyle söyleyeyim, bir kapı aralamak. Manevi olarak ona bir moral olsun. Manevi olarak bir direnç olsun. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o kadar çok baskı altında, o kadar çok baskı altında gitti ki hicretten önce. Hazreti Hatice annemiz vefat etti. Müslümanlar hicret ediyorlar dışarı. Eziyet ediyorlar. Her türlü eziyet var. Her türlü baskı var. Ortalık toz duman götürüyor. Kaos ki kaos. O esnada Cenâb-ı Hak ona miracın kapılarını açıyor. Öyle bir zamanda. Öyle bir zamanda miracın kapılarını açıyor, o sıkıntıların ve dünyanın ehemmiyeti kalmıyor.
Bu onun gibi bir şeydir. Bir sûfî topluluk, bir sûfî. Böyle bir cendere den geçer. Bizim veya İslami topluluklar, cemaatler, tarikatlar. Allâh yolunda koşuşturanlar. Bir cendere den geçer. Böyle bir darboğazdan geçer. Arkan firavun, önün deniz. Yaşanır bunlar. Firavun askerleriyle, her şeyiyle sana saldırır. Gidecek bir yerin, sığınacak bir tarafın kalmaz. Yapacak bir şeyin kalmaz. O esnada Cenâb-ı Hak sana bir manevi pencere açar. Sana bir manevi kapı aralar. O manevi kapıdan, o manevi pencereden sen bir nefes alırsın. Sıkıntılarının anlamsızlığı veya sıkıntılarının gerekli olduğu. O cenderenin anlamsızlığı veyahut da o cenderenin o manevi kapıya bir aralık olduğu. O manevi kapıya bir sıçrama tahtası olduğu.
O manevi perdeye bir atlama perdesi olduğunu görürsün. Ama isyan etmezsin. Mücadeleye devam edersin. Burnun kanar, ertesi gün gözün kanar, ertesi gün yüreğin kanar, ertesi gün kolun kısar, ertesi gün bacağın kısar, ertesi gün gövden kısar, ertesi gün bir başkaları kısar. Bunlar yaşanır. Sûfî hareketlerde bunlar vardır. Allâh için yaşanan, Allâh’a doğru koşulan yerlerde bunlar vardır. Bir topluluk gerçekten Allâh için uğraşıyorsa, Allâh için yaşıyorsa o toplulukta sıkıntı olması gerekir. Bir birey Allâh için koşuyorsa, Allâh için yaşıyorsa onun başında bir sıkıntı olması gerekir. Eğer onun başında bir sıkıntı yoksa kendi kendine dikkat etsin. Samimiyetine dikkat etsin, yoluna dikkat etsin, varsa şeyhine dikkat etsin, varsa cemaatine dikkat etsin, etsin.
Böyle bir cenderenin içerisinde Cenâb-ı Hak bir sıçrama tahtasıdır o cendere. Bunlar yaşanır ve bunlar o sıkıntının içerisinde Mehtalâ Resûl’ü görür. Mehtalâ Resûl der ki sabret, dayan az kaldı, geliyoruz. Sen sabah olduğunda vatan kurtarmış kahraman gibi olursun. Dersin ki ya geliyor, nefesini duydum, sözünü duydum, kendisini gördüm. Hangi sıkıntı beni durdurabilir? Hangi sıkıntı benim yoluma engel olabilir dersin? Sabahleyin şimşek gibi, fişek gibi yürürsün yoluna. Eyvallâh. Teşvik, müjde, mübeşirat, o sıkıntının, o problemin, o darboğazın Allâh için yaşandığını işarettir. Bir ümittir bu. Kendi kendine dersin ki doğru yoldasın, yürü. Yürü. Veyahut da ölmüş şey efendilerden birisini görürsün, pir efendilerden birisini görürsün.
10. Bölüm
Yahya aleyhisselamı görürsün, Yakub’u görürsün sıkıntının içinde. İbrahim’i görürsün ateşin içerisinde, sana tebessüm eder. Senin yaşadığın ne ki diye. Utanırsın kendi yaşadığından. Başımı nereye sokayım, nereye gömeyim dersin. İbrahim misin ki dersin kendi kendine? E Musa’yı görürsün arkasında filomun ve askerlerin önünde der ya. Olmadı başındaki kimselerin Musa’ya ihanetini görürsün. Hepsi de ayrı telden çalar. Dersin ki ya bir peygambere ayrı telden çalmışlar. Sen kimsin ki? Koca Nebi’ye ayrı telden çalmışlar. Sen kimsin dersin sabah olduğunda kendine geldiğinde. Bunlar yaşanır. Bunlar manevi birer haldir, manevi birer penceredir. Ümit kapısıdır, mübeşşirat kapısıdır. Yoluna delildir, sana delildir, sıkıntına delildir, probleme delildir, delildir her şeyine senin.
Sen bu sefer duvara inandığın gibi inanırsın. Masaya inandığın gibi inanırsın. Dersin ki yolum hak, gidişim hak, menzilim hak, varışım hak, nefesim hak. Yürü. Tekrar toparlanırsın, yenilenirsin. Ama kalkıp tamına. Kardeşler Mehdi’yi gördüm, yakında çıkacak. Eee? Bekleyin. Üç senesi var. Bekleyin beş senesi var. Bekleme kardeş. Yürü. Sıkıntının üstüne yürü. Ateşin üstüne yürü. Yürü. Allâh için yürü. Yürü Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem için yürü. Yürü dini mümin için yürü. Söz doğru ol. Sözün hak olsun. Yürüyüşün hak olsun. Duyuşun hak olsun. Seyircisin hak olsun. Kalbine gelen hak olsun. Yürü. Hak seninle. Bırak. Peygamberler alkışlasın seni. Bırak. Melekler alkışlasın seni. Bekleme hiçbir şey.
Bekleme. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sancağını gördüğün yere kadar yürü. O sancak önde sen arkada yürü. Yürümekle gidiyor bu işler. Bin bir tane Mehdi gelsin yolunun etrafında dizilsin senin. Desinler ki biz Adem’den beri biz filanca zamanın Mehdisiyiz. Biz filanca zamanın Mehdisiyiz. Biz filanca zamanın Mehdisiyiz. Biz filanca zamanın Mehdisiyiz. Mehdileri o zaman tanı. O zaman dersin ki evet her zamanın bir Mehdisi varmış. O zaman anlarsın. Ondan sonra demezsin iki yıl sonra çıkacak, üç yıl sonra çıkacak diye. Neden? İki yıl sonra çıkacak olan da kendi zamanın Mehdesidir. O makam boş kalmaz. Sen yürü. Yıllar önce söylediğim bir laf vardı tekrar söyleyeceğim. Mehdi çıktı evlerinizi bırakıp gidebileceğiniz mi?
Mehdi çıktı sıcak yataklarınızı bırakıp gideceğiniz mi? Mehdi çıktı gül kokulu çocuklarınızı koklamadan gidebilecek misiniz? Mehdi çıktı iki gün üç gün üst üste derse gidip çocuğunuzu hiç görmediğiniz zaman oldu mu? Dört gün beş gün üst üste derse gidip çocuğunuzu sizin simanızı unuttuğu zaman oldu mu? Beş gün on beş gün Allâh yolunda seyahat edip koşturup çocuğunuzun simasını unuttuğunuz oldu mu? Mehdi çıksa ne olacak? Halimize hamd edip bulunduğumuz yerde Allâh için çalışanlardan olun. İbni Ömer anlatıyor. Lâ ilâhe illâllah el-Fâtiha ma salat Âmîn
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Tevhîd, Sünnet, Şeyh, Hamd, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı