Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

530. Dergâh Sohbeti — Zikir Meclislerinin Fazileti, İhsan ve Dinde Tebdil Tehlikesi

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 530. Dergâh Sohbeti — Zikir Meclislerinin Fazileti, İhsan…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gönlünüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı hayırlı eylesin inşâAllah. Zikir meclislerin faziletiyle alakalı hadislerden inşâAllah. Devam edelim. Bu tabu hadisi kutusu. Hadisi kutusu biliyorsunuz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin direkt kalbine gelen ama Kur’ân ayeti olmayan direk Cenâb-ı Hak’ın kendi sözü olan sözler, kelimeler. Hadisi kutusu ile hadîs-i şerif arasında çok ince bir perde vardır. O ince bir perde, öyle söylüyorum. Allâh-u Teala’nın bir kısım melekleri vardır. Yollarda dolaşıp zikredenleri ararlar. Allâh’ın bir kısım melekleri var. Bu melekler Allâh’ı zikredenleri arıyorlar.

Allâh’ı zikreden toplulukları arıyorlar. Cenâb-ı Hak’ın böyle kısım kısım melekleri var. Hiçbir melek hikmetsiz, gereksiz yaratılmadı. O yüzden bir kısım melekler var ki onlar zikir meclisleri, zikreden toplulukları arıyorlar. Allâh’ı zikreden bir topluluk bulduklarında birbirlerine geliniz. Aradığımız bunlardır diye seslenirler. Bunlar böyle bir topluluk toplanmış, Allâh’ı zikrediyor. Husisi manada. Bu husisi manada birazdan yapacak olduğumuz zikrullah. Bunun gibi. Veyahut da mahallelerinizde illerde, ilçelerde böyle sokak arasında üç kişi beş kişi on kişi ne kadar toplanabildiyse veyahut da değişik merkezlerde ders yapılan yerlerde arkadaşlarını toplanıp Allâh’ı zikretmesi gibi böyle toplandıklarında melekler onları görüyor, melekler onları görünce diyorlar ki gelin gelin aradığımız buradadır diye seslenir.

Bunun üzerine melekler zikredenleri dünya semana kadar kanatlarıyla kuşatırlar. O zikir topluluğu toplanmış, Allâh’ı zikrediyorlar. Bu Allâh’ı zikredenlerin üzerinde melekler toplanarak da dünya semasına kadar kanatlarıyla ne yapıyorlar? Onları kuşatıyorlar. Onların etrafında duruyorlar. Kanatlarıyla o topluluğu muhafaza veya kuşatma altına alıyorlar. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hadeti der ki Allâh Teala kulların hallerini meleklerden daha iyi bildiği halde onlara kullarım ne söylüyorlar buyurur. Melekler de seni tenzih ediyorlar. Tekbir gidip getirip yüceltiyorlar. Seni hamd edip övüyorlar derler. Seni tenzih ediyorlar. Tenzih etmek o hiçbir şeye benzemez. O hiçbir şeye benzemez.

Seni tesbih tekbîr edip yüceltiyorlar. tesbih ediyorlar. Zikrediyorlar. Ve sana hamd ediyorlar. Demek ki bir tenzih etmek. Cenâb-ı Hak yaratılışla alakalı hadisi kutsi de ne dedi? Ben insanları ve cinirleri beni tesbih etsinler. Beni tenzih etsinler. Beni tanısınlar. Beni bilsinler. Bana ibadet etsinler diye yarattım. bunu bazı hadisçiler bunu çok böyle işte bu ravileri sıkıntılı diyorlar ama âyet-i keriminin şerhi gibi bu. Ben insanları ve cinirleri bana ibadet etsinler diye yarattım âyet-i kerimesinin tefsiri gibi şerhi gibi. Cenâb-ı Hak bütün insanları ve cinirleri Allâh’ı tesbih etsin. Allâh’ı tanısın. Allâh’a ibadet etsin diye yarattı. Bilinmekliği sevdi. Kendi bilinmekliğini sevince insanlar kendisini bilsin diye insanları ve cinirleri yarattı. bu noktada Allâh’ı bilmede en ileri gidenler Allâh’ı sevmede en ileri gidenler Allâh’ı tanımada en ileri gidenler.


2. Bölüm

Tenzihte, tesbihte, hampte en ileri gidenler Allâh’ı zikredenlerdir. Allâh’ı zikir topluluklardır. Bunlar çünkü dertleri, amaçları, bunların gayeleri Allâh’ı tanımak, onu bilmek, onu sevmek, ona hamd etmek, ona kulluk etmektir. Bunların başka dert ve gayeleri yoktur. Olmaması gerekir. Sûfî topluluklar onların ana renkleri Allâh’ı zikir üzerine kurulurlar. Onlar gece gündüz Allâh’ı zikrederler. Ayeti kerimede öyle diyor ya. Onlar namazlarını dost doğru kılarlar. Ayeti kerimede öyle anlatıyor. Onlar tasattuk ederler. Hayır hasenat, ilim, muhabbet, sevgi, merhamet, şefkat tasattuk ederler. Biz tasattuğu sadece parasal olarak ele alıyoruz. Onlar neleri varsa üzerlerinde tasattuk ederler. Güzel ahlak, yumuşaklık, tatlılık, hoşluk, hoş sohbetlik, güler yüzülük, sevecenlik, muhabbet ehli olma.

Tasattuk ederler. Cömertlik, cömert kimse çünkü sadece yemek yediren değildir. Sadece harçlık dağıtan değildir. Tebessüm eden, insanların dertleriyle ilgilenen, onların dertlerine derman olmaya çalışan, onları dinleyen, problemlerine çözüm getirmeye çalışan, varsa yapılacak işleri, onların işlerini yapmaya çalışan. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kadının birisi geldi ya. Ne boş boş dolaşıyorsun dedi. Bir kısmı diyor ki o kadın meczuptu. kafası yerinde değildi. Ondan sonra sen ne iş yapıyorsun dedi. Sen ne boş boş dolaşıyorsun? Şu çuvalımı al da getir benim dedi. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onun çuvalını aldı. Medine’nin Varoş mahallesinde onun dediği yerden götürdü.

Onun çuvalını oraya teslim etti. Insanların çuvallarını taşıma. Bu zahiri çuval değil. Onun derdiyle dertlenme, onun sıkıntısıyla uğraşma. Onun bir problemi varsa problemini çözmeye çalışma. Bunlar sufilerin güzel ahlaklarıdır. Sûfî Allâh’ı zikrederken toplumun içerisinde ve etrafında en ülvi işlerle iştigal eder. Sosyal hayatın içerisinde olup insanların merkezi hükmün olur. Kutbu hükmünde olur. Kimin derdi sıkıntısı, problemi varsa hemen ona koşar. Sûfî böylesine kutuptur. Asıl kutuptu odur zaten. Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri diyor ya her mahallenin, her sokağın, her validenin, her şehrin, her ülkenin, her evin büyükten aşağı doğru iner. Bir der ki dünyanın bir kutbu vardır. Hadîs-i şerif vardır.

İmam-ı Hanbel Hazretleri’nin o meşhur temizinin de naklettiği, İmam-ı Hanbel’in naklettiği, geyleminin naklettiği bir hadîs vardır. Kırklarla alakalı, zamanın bir kutbu vardır. Ondan sonra üçler, beşler, yediler, kırktar. Ondan sonra seksenler, ondan sonra yüz altmışlar, üç yüz yirmiler diye devam eder. Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri der ki nasıl dünyanın tek kutbu varsa bu manada şehirlerin de bir kutbu vardır. Köylerin de bir kutbu vardır. Mahallerin de bir kutbu vardır. Sokakların da bir kutbu vardır. Her sülalenin bir kutbu vardır. Her evin de bir kutbu vardır der. Her evin de bir kutbu vardır. Evin içinde herkes derdini ona anlatır. Onunla eştigar eder. Veya sülalede bir ben onlara Almanyalıdır.


3. Bölüm

Sülaledeki kutuplara. O yaşı önemli değildir. Kim olursa olsun, herkes derdini ona yıkar. Para lazımsa, hasta varsa, hastalık varsa, sıkıntı varsa, problem varsa o sülalenin kutbu gibidir. O böyle sıkıntılı şeylerde herkes ona telefon açar. Onu düğünde, dernekte açmazlar. Sıkıntıda açarlar. O sülalenin kutbu hükmündedir. Öyle mahallenin kutbu vardır. Herkes ona gider, anlatır. Ne derdi varsa. Bunun gibi bunlar nereden kutup olurlar? Etrafındaki insanların dertleriyle dertlenmekten, onların dertlerini, problemlerini çözmekten, onlara yardımcı olmakta. Insanlar gayri ihtiyari onun etrafında toplanır. Siz insanları kovsanız dahi insanlar onların etrafında toplanır. Bazen derviş kardeşler ya bu adamın etrafında herkes ne toplanıyor der.

Ben de derim ki senin de etrafında toplansın. Şikayet etme. Neden? Sen o kimse gönlünü açar, kalbini açar, kesesini açar, evini açar, sofrasını açar, dilini açar. O kimseye karşı herkes onu sever. Bu Cenabı Hak sevk eder. Fıtridir bu. Sen herkese gönlünü açarsın, kalbini açarsın, yardımcı olmaya çalışırsın, teskin edersin. Velastir de diyor hakkı ve sabrı tavsiye etme. Ona hakkı ve sabrı tavsiye ediyorsundur. Tatlı dillisindir, güler yüzüsündür. Dedikodu etmiyorsun, gıybet etmiyorsun, iftira etmiyorsun. Onun lafını ona taşımıyorsun. Özel meselelerini insanların açmıyorsun hiçbir yerde. Konuşmuyor. Herkes onun etrafında toplanır. Bütün böyle insanlar toplansa bir kısım insanlar onları kötülese, onları kimse alaşağı edemez toplumun içerisinde, sülalenin içinde.

Hasis olanlar onların arkasından konuşur. Bir kimse hasisliği kendisine yoldaş ederse bilsin ki şeytanı yoldaş etti kendine. Sufiler hasis olmazlar. Hasislik bir kimseye bulaşırsa Allâh muhafaza etsin. Alaşağı eder. Hasistlik onun. Sakın kimseye hasisten mi? Derviş kardeşlerinizi hiç hasisten, hiç hasisten mi? Ya bunun dervişler neden seviyor? Ya onu severler? Neden? Ya o herkesin derdiyle uğraşır. Abilik yapar, ablalık yapar, kardeşlik yapar, onlara tatlılık yapar, sever herkes onu. Etrafında dolaşır. Ya onlara parayı yediriyor da o yüzden etrafında. Sen yedir senin etrafında olsun. Sen yedir. Sana yedirme diyen mi var? Onları yemeğe götürüyormuş. Sen götür. Sana götürme diyen mi var? Sen sofranı açtığında sana neden sofra açtın mı diyen var?

Sen bir yemek yaptırdın. Evde de gelin kardeşler. Bizim evde yemek yiyeceğiz. Bugün bizim hanım şöyle bir şey yapmış. Hep beraber davetlisiniz dediğinde sana yasaklayan mı oldu? Sûfî topluluklar topluluğun içerisinde en yücededir. En yüksektedir. Neden? Onlar toplandıklarında bu güzel özellikler hep bir yerde toplanır. Hem şahsına münhasır. O kimsenin üzerinde toplanır. Bunlar toplandıklarını da düşünebiliyor musunuz? Hepsi de toplumun kendi şahsına münhasır. En iyileri, en güzelleri, en tatlıları, en faziletleri, en güzel ahlaklılar bir yerde toplanmışlar. Ve onların tesbihleri, onların tenzihleri, onların teşbihleri ortalığı sallıyor. Ve melekler gelin gelin aradığımız burada diyorlar. Aradıklarımız burada.


4. Bölüm

Çünkü o aradıklarının burada olmasının demek o Sûfî topluluğu, o Allâh’ı zikredenler yalan söyleyip, yemin edip, gıybet edip, dedikod edip, her türlü melaneti işleyip, ben aman ya bu akşam bir zikrullah gideyim de kendimi affettireyim. Öyle değil. Öyle olsa dahi içlerinden topluluk öyle değil. gündüz ele geleni yiyip dile geleni deyip ondan sonra herkesi kırıp döküp akşama dervişlik yapan değil. Öyle bir topluluğun içerisinde gelmez melekler. Dikkat edin. O güzel ahlaklı olması gerekir. O Sûfî’nin. Melekler ona rağbet edecekse onun ağzı lağım kokmamalı. Onun vücudundan pislik fışkırmamalı. O topluluk öyle bir topluluk olmalı ki Kur’ân ve sünnete sımsık yapışmış güzel ahlakı üzerinde bulundurmalı. öyle bir Sûfî topluluğu zaten bir birilerine toplandıklarında nedensiz niçinsiz?

Sırf Allâh rızası için akraba olmadıklar halde birbirlerinden menfaatleri olmadıklar halde toplanacaklar. o topluluğun içerisine ticari kaygılar paraydı, makamdı, mevkiydi. Işini gördürmeydi. Belediyeye girecektim. Hükümetle işim vardı. Hükümetle işimi hallettirecektim. Ben oraya gideyim evleneyim. Ben oraya gideyim işimi düzelteyim. Ben oraya gideyim bana mal verirler. Ben oraya gideyim bana kız verirler. Bana oğlan verirler. Bana çocuk verirler. Aman ben orada gittiğimde dua ettim de ben evladım yok. Evladım olur. Öyle değil. Toplanma sebebi sırf Allâh için. Allâh’ı sevdiklerinden dolayı toplandılar. Allâh’ı zikretmek için toplandılar. Ve birbirlerini de Allâh için sevdiler. Allâh’ı zikretmek için toplandılar ve birbirlerini Allâh için sevdiler.

O zengindi, o fakirdi, o parası vardı, onun pulu vardı, o yoktu, onda vardı, onun işi düzgündü, onun işi düzgün değildi. O şurada şöyle bir makam sahibiydi, o burada böyle bir makam sahibiydi. Haydi makam sahipleri siz böyle oturun. Haydi zenginler siz böyle oturun. Haydi fukaralar siz o tarafa doğru gidin. Öyle değil. Ya Allâh için toplandılar. Orada herkes Allâh’ın indinde takvaca üstün olan üstün. Ya orada makamdı, mevkiydi, parasıydı, puluydu, şöhretiydi. Şu ahaledendi, şu sülaledendi değil. Bu ildendi, bu ilçedendi, bu köydendi değil. Ya Allâh için birbirlerini sevdiler. Toplandılar, Allâh’ı zikredecekler. Birbirlerinden menfaatleri yok. Ya beni görsün de hiç olmasa iki ay benden uzun çek alır ticaret yaparsak.

Beni görsün orada da bana bir iş yaptırsın. Böyle değil, kirletmeyin böyle. Böyle hiç düşünmeyin. Düşünmediğinizi biliyorum da üç aşağı beş yukarı yinede bunu böyle aklınızın bir köşesine koyun. Çünkü dünya geçecek Allâh’ı zikredeceğiz. Allâh’ı zikrederken halishane ihlasane herhangi bir hesaba kitaba dayanmadan hesapsız kitapsız zikredelim. Bir beklentimiz olmadan hesapsız kitapsız. Aman ya biz ben şimdi buraya geldim ya şimdi bir şey mi isterler benden? Hesapsız kitapsız. O yüzden bazen yeni gittiğim yerlerde eskilerde de söylerim. Aman ha aklınıza getirmeyin. Sizden bir şey istemeyeceğiz. Ekmek istemeyeceğiz, su istemeyeceğiz, yatacak yer istemeyeceğiz, lastik istemeyeceğiz, fıstık istemeyeceğiz.


5. Bölüm

Hiçbir şey istemeyeceğiz. Aman rahat olur. Biz sırf Allâh’ı zikir için geldik. Biz sırf Allâh’ı zikredeceğiz, sohbet edeceğiz. Varsa paylaşacağız. Paylaşacağız derken bizim kendimiz de varsa paylaşmaya geldik. Sizden bir şey istemeye geldik. Herhangi bir şey isteyin. Burada da aynı. Kapının önünde CD satılmayacak, kitap satılmayacak, pamuk eller cebe denmeyecek. Oo bu işler öyle kolay olmuyor, parasız olmuyor. Hadi biraz himmet edin, hadi biraz gayret edin. Bak CD almadan çıkarsanız hakkım helal değil. CD’leri böyle çoğaltırsanız hakkım helal değil. Kitapları çoğaltırsanız hakkımız helal değil. Bunlarda duymayacağız bunları. Böyle bir şey yok. Ya biz sırf Allâh’ı zikretmek için geldik. Sırf Allâh’ı zikretmek için toplandık.

Ve birbirlerimizi de Allâh için sevdik. Akşam ekmeği beklemiyoruz hiç kimse de. Borç para alırız, borç para veririz. Yok burada şimdi beklemiyoruz. Müşterimiz artar, beklemiyoruz. Ben ticaret yaparken zaman zaman derim ya derviş kardeşler benden alışveriş etmeyin. Evet. Gidin nereden alışveriş ediyorsanız edin. Benden etmeyin. Ya neden yok etmeyin benden. Hala daha aynıdır düşüncem. Benden mal almayın. Benim malım malım pahalıdır. Alışveriş etmeyin benden. Neden? Ya pahalıdır benim. Aldanırsınız. Gidin başka yerden. Gidin başka yerden iş yapın. Ama ben derviş kardeşten menfaatlenmek istemiyorum. Onun da kalbine bir şey gelmesin. Onun da içine bir şey gelmesin. Bozulmasın bir kimse. Kaybolmasın ortadan.

Allâh muhafaza eylesin. Birbirlerini Allâh için severler. Toplandıklarında Allâh’ı zikrederler. Burası çok önemli. Birbirlerini Allâh için severler. Toplandıklarında da Allâh’ı zikrederler. Bunlar nerede toplanacaklardı? Hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde Allâh’ın gölgesinde gölgelenecekler. Hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde bunlar bakın iki özelliği var. Kıymetli dostlar kardeşler iki özelliği var. Bir birbirlerini Allâh için severler. Akraba değiller aynı kavimden değiller. Böyle toprakçılık değil ya bu İzmirli ya bunu kayırayım. Gel bakayım sen ya. bu çıralı öyle değil. Allâh için seviyor herkes birbirini. Irkçılık yok. Allâh için herkes birbirini seviyor. Kürtmüş, Arapmış, Acemmiş, Oralıymış, Buralıymış.

Başlar kardeşim. Geç şunları. Biz hepimiz bir kazandan çıktık. Geç sen. Biz hepimiz bir kazanın ürünüyüz. Allâh’ı zikredenler hepsi de bir topluluktur. Bir kavimdir onlar. Kavim kavimden bunu anlıyorum ben. Allâh’ı zikredenler bir kavimdir. Allâh’ı sevenler, Allâh’a aşık olanlar bir kavimdir. Ayeti Kerime’de biz insanları kavim kavim yarattık diyor. Evet, şehitler bir kavimdir. Peygamberler bir kavimdir. Mürşid-i Kamil’ler bir kavimdir. Veliler bir kavimdir. Evliyalar bir kavimdir. Kavim kavim. Herkes makamına göre, derecesine göre. Bir kavimdir onlar. Ama Cenâb-ı Hak onlar birbirlerini tanışsınlar diye yarattık. Yoksa gönderdi dünyaya. Yoksa peygamberleri peygamber olarak yaratmış. Direkt cennete gönderildi.


6. Bölüm

Velileri direkt gönderildi. Evliyaları direkt gönderildi. Mürşid-i Kamil’leri direkt gönderildi. Şehitleri direkt gönderildi. Dünyada tanışacaklar. Bu yeryüzünde birbirlerini tanacaklar. o iki özellik. Birbirlerini Allâh için severler. Toplandıklarında Allâh’ı zikrederler. Evet onlar normalde onların hallerini Cenâb-ı Hak onlardan daha iyi bildiği halde meleklerine sorar. Bunlar kullarım ne söylüyor? Seni tenzih ediyorlar. Seni hiçbir şeye benzetmiyorlar. Bu tevhidin uç noktasıdır. Bu aşıklığın uç noktasıdır. Bu Allâh’ı tanımanın uç noktasıdır. Tekbir getirip yüceltiyorlar. Zikir, tesbih, tenzihi getirir hep. Tesbih, tenzih, tenzih, tesbih. E hamd ediyorlar. Hamd edenlere nimetlerimizi artırırız.

Hamd etmek kulluğunun göstergesidir. Kulluğun göstergesidir. Hamd ederiz Cenâb-ı Hak’a. Bizi zikir meclisiyle buluşturdu. Hamd ederiz. Bizi zikredenlerle beraber eyledi. Hamd ederiz. Bizi Kur’ân ve sünnet çizgisinde tuttu. Hamd ederiz. İnam ettiği, ihsan ettiği, ikram ettiği o peygamberler, o veliler, o aşıkların yanında, yolunda onlarla beraber eyledi. Hamd ederiz. Bizi delalete düşen, sapkınlığa düşen hadîs inkarcıları, kader inkarcıları, sünneti Resûlullâh inkarcıları, peygamber salallahu ve sellem hazretlerini inkar edenler, kitabı Allâh’ı inkar edenler, kitabı Allâh’ı inkar edenler, kitabı Allâh’ın içerisindeki bir kısım ayetleri inkar edenler, Kur’ân ve sünnet çizgisinin içerisinde olmazsa olmazı inkar edenler, delalete düşmüş, namazı inkar eden, orucu inkar eden, hasreti peygamber salallahu ve sellem hazretinin ölçülerini inkar edenlerden, inkar edenlerin yanında değiliz.

Hamd olsun. Ya sıratı müstakimde, Kur’ân ve sünnete sımsıkı, peygamber salallahu ve sellem hazretinin izini, nefesini, kokusunu, onun halini takip eden bir topluluğun içerisindeyiz. Hamd olsun. Onlar ne yapıyorlarmış? Allâh’ı tenzih ediyorlar, tekbîr ediyorlar, zikrediyorlar ve Allâh’a hamd ediyorlar. Kullarım beni görmüşler mi ki? Böyle yapıyorlar. Kullarım beni görmüş mü ki? Böyle yapıyorlar. Hayır vallahi seni görmemişler. Çünkü dünyada da ahirette de onu tam manasıyla görebilirler. Manasıyla görebilmek herkesin işi değil. Belki de hiç kimsenin işi değil. Ama bir kimse onu görür mü? Evet. O mudur? Tenzih eder. O hiçbir şeye benzemez der. Gördü o mudur? Evet. Ama gördü müdür? Değil. Böyle bir akıl almaz denklem var.

Herkesin aklını yitirdiği yer burası. O mudur? Evet. Ama hayır. Gördün hak mıdır? Evet. Rüyetullah görülür mü? Evet. Ama o mudur? Hayır. Tenzih. Beni görseler ne yaparlar? beni görseler ne yaparlar? Vallahi herhalde halay mı çekeriz? Kendimizi mi yırtar, yırpalarız? Kafamızı secdeden mi kaldıramayız? Sarhoş olup kendimizden geçip bir daha hiç ayılmaz mıyız? Seni görseler sana ibadetleri seni övme ve tesbih etmeleri daha çok olurdu. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, görüyormuşçasına. Efsan nedir? Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamandır. Onun hormade çevirenler şeye çeviriyorlar. Allâh’ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. Hayır. Sufiler onu şöyle şerh ediyorlar. Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamak.


7. Bölüm

Görüyormuşçasına yaşamak. Görüyormuşçasına yaşarsak yediğimiz içtiğimiz dahi ibadettir. Ticaretimiz ibadettir. Bütün her şeyimiz ibadettir. Görüyormuşçasına. O zaman içerken Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. İbadet oldu. Görüyormuşçasına. Allâh bizi onlardan eylesin. Kullarım benden ne istiyorlar der. Melekler senden cenneti istiyorlar derler. Cenneti görmüşler mi? Hayır vallahi ya Rabbi cenneti görmemişler. Cenneti görseler ne yaparlardı? Cenneti görselerdi cennette düşkünlükleri ve onu istemeleri daha fazla olur. Ve ona daha çok rahmet ederlerdi derler. Evet. Cenneti isteyenler cenneti görünce daha fazla rahmet ederler. Bu haktır. Doğru mudur? Evet. Ama bir noktada bir dairede bir halde Sûfî kardeşlerimiz cenneti görürler.

Bu seyrisülükün bir halidir. O kimse belli bir noktaya gelince kendisini cennette görür. Kendisini cennette görünce Cenâb-ı Hak ona hitap eder. Allâh ona hitap eder cennette. Ve o kimse cennet sevdasından vazgeçmeyi o esnada öğrenecek. Hatta cennette ona makamını da gösterirler. Derler ki senin makamın şurası. Sen falanca kimseye komşu olacaksın o halini kaybetmezse. O halini yükseltirse komşusu da değişir. O halini kaybetmezse oraya gidecek. Bu onun için bir varta. Onun için aşılması gereken bir engel. Biz cemalullaha koşmalıyız. Biz cemalullaha koşacaksak o zaman orada durmamalıyız. Onlar neden Allâh’a sığınıyorlar? Cehennemden sığınıyorlar. Cehennemi görmüşler mi? Hayır vallahi onu görmemişler.

Görseler ne yaparlardı? Cehennemi görselerdi ondan daha fazla kaçarlar. Ve daha fazla korkarlardı derler. Cenâb-ı Hak der ki sizi şahit tutuyorum ki ben onları bağışladım. Sizi şahit tutuyorum ki ben onları bağışladım. Meleklerden biri içlerinden falan kimse onlardan değildir. Bir işi için gelmişti. Onlar öyle iyi kimselerdir ki kendileriyle arkadaşlık yapan kötü olamaz. Demek ki o sûfî topluluğu öyle bir topluluktur ki onlarla arkadaşlık yapan kötü olamaz. Neden bana arkadaşını söyle senin dinini söyleyin? Üzüm üzüme baka baka karanır. Bir kimsenin gerçekten Allâh’ı zikrediyorsa devamlı haram işleyen bir kimse onunla arkadaşlık edemez. Neden? Haram işleyen kimseye karşı o itici gelir. Çünkü Allâh’ı zikredenler bir kavimdir.

Allâh’ı zikretmeyenler onları sevmezler. Zaten severse gönlü hemen kayar. Sevdiği anda hemen darış olur. Cenâb-ı Hak bir zikreden bir kimseye muhabbet eden bir kimsenin kalbine hemen hidayet nurunu verir. Hemen ona bahşeder. Bir kimse bir yolda giderken zikreden bir kimseyi sevsin. Cenâb-ı Hak ona bahşeder, lütfeder ona. O zikredenler topluluğuna katılır. Neden? O zikreden kimseyi Allâh için sevdi. Dünyayı sevenler sufileri sevmezler. Şatafata şataata düşenler sufileri sevmezler. Dedikodu eden, gıybet eden, iftira eden, faizle iştigal eden, insanları kandıran, aldatan sufileri sevmez. Milletin namusuyla, osuyla, bulsuyla uğraşan sufileri sevmez. Sufileri sevmez. İnsanların, insanların haysiyetlerini, şereflerini diline dolayanlar.


8. Bölüm

Sufileri sevmezler. Sufiler kendilerince üzülürler. Ya onlarla irtibat kesilmeseydi, onlar da bir dervişlik olsaydı. Ya bir ara bir şeye düşerler. Kendilerince boşluğa düşerler, yalnızlığa düşerler. O eski dostları, eski arkadaşları, yiyip içtiği kimseler, akrabaları filan böyle bir anımı terk ederler. Terk edince o sûfî bir an böyle bocalar bir boşluğa düşer. bunlar benim arkadaşımdı, dostumdu, kardeşimdi, akrabamdı. Ya aynı haline babanın çocuğuduk. Öyle ya. Ay yollar ayrıldı. Birisi delalette, birisi hidayette. E hidayette olanı delalette olan sevmiyor zaten. E hidayette olan da delaleti sevmiyor. Hidayetteki kimse delaleti nasıl sevsin? Ayrılıyor, ayrışıyor yol. Bir münafık mü’mini sevmiyor.

Bir gavur mü’mini sevmiyor. Bir fasık mü’mini sevmiyor. Fasık mü’mini sevmiyor. Hele böyle ona din anlattığında iyice nefret ediyor. Onun yanında din konuşmayacaksın hiç. Neden? O zulmetcek etrafa. Ona zulmetme deyince sevmiyor seni. Senin hakkında bir sürü laf söylüyor. Neden fasık çünkü? Ben böyle bir abimin dükkanı açık açık konuşayım. Bir mevzu oldu. Orada hadîs-i şerif söyledim. Dedim mü’min, mü’minden faiz alırsa, faiz alır verirse dedim. Annesiyle Kabe duvarının dibinde nikahlanmış gibi hadîs-i şerif. Metni mi o? İlahiyatlı adam. İlahiyattan mezun. İlahiyatta öğretim görevisi. Böyle yaptı böyle benim de Ahmet Özban’ın kardeşi olduğumu bilmiyor ama. Ya hacım dedi biraz ağır olmadı mı dedi.

Bana ne ağır olmadı mı diye söylüyorum ki dedim. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine söyle dedim. Böyle durdu. Ya siz dedi bu hadisin sahih olduğunu biliyorsunuz mu dedi. Vallahi sahih olan kitaplarda geçiyor ben de okuyorum dedim. Ha sahih değilse dedim. Eskiler araştırmışlar sormuşlar soruşturmuşlar koymuşlar dedim. Ha yenilere şimdi dedim bu biraz ağır geliyor bu hadisler dedim. Ayıklayacaklar böyle giderse. Dedim faizi meşru hale getirmek için dedim ayıklayacaklar. Siz dedim ayıklayanlardan olun. E dedim şeytan çarpmış gibi kaldırılacak diyor dedim âyet-i kerimede. Faizle iştigal edenler. Faiz yiyenler. Müminlerden faiz yiyenler. Mezarlarından şeytan çarpmış gibi kalkacaklar.

Ve hiç olmazsa faize düşman ol. Hiç olmazsa faize düşman ol. Bu nasıl müminlik? Hiç olmazsa de ki ya evet ya. Bu hadîs-i şerif var. Bu âyet-i kerime de var. Lanet olsun şu faizlere. Yok. Neden? Yok. Neden? Nemalanıyor oradan. Nemalanıyor. Dedim siz herhalde dışarıda ticaretle yapıyorsunuz galiba dedim. ilahiyette öğretmiyoruz ama evet dedi. Anlaşıldı dedim ben. Ne anlaşıldı dedim? Ne anlaşıldı dedim? Dedim kol çeviriyorsun senden. Bu anlaşıldı. Bu hadîs-i şerif. Adamın içini dışını dışarı çıkarıveriyor. Adamın içini dışını dışarı çıkarıyor. Adamı derdest ediyor. Topluyor bir kenara koyuyor. Kardeşim mümin mi bu adam mümin? Bundan faiz aldın mı aldın? Zorla mı aldın zorla aldın? Annenle Kabe duvarının dibinde nikah işlemiş gibi günaha girdin.


9. Bölüm

Burada bunu sohbette söyleyince dahi birkaç tane arkadaşımız gittiler içimizde. Ben dedim gidin. Bize ağır geliyor dediler. Allâh yolunuza açık etsin daha hafifini söyleyecek bir kimse bulundun. Bir daha sizi de görmeyeyim orada. Gidin. Gözümün içine baka baka mümin kardeşlerinden müminlerden faiz ancak adam. Yürü git kardeş. Söylediğim hadisten gocunup da gidecek olan varsa herkes gitsin. Ben inandığım hadislere okumaktan inandığım hadislere aykırmaktan vazgeçmeyeceğim. İçki içmek haram kardeşim kumar oynamak haram. Haram. Zina etmek haram kardeşim. Kim olursan ol. Zina etmek haram. Milletin gözünün içine baka baka zina etme haram kardeşim. Haram kardeşim. Evliysen recmedilmen lazım. Hadîs-i şerifte bu.

Evli bir erkek zina ederse recmedilmesi lazım. Evli bir kadın zina ederse recmedilmesi lazım. Git boşan bir daha evlen boşan bir daha evlen boşan bir daha evlen boşan bir daha evlen. Helal. Kimse sana bir şey söyleyemez. Ve ahlaksız. Kendine gel. Evli insan zina mı eder? Kadın erkek. E siz böyle söylüyorsunuz. Söylüyorum evet. Toplum ne hale geldi? Kadın evli evliyken üç tane adam dolaşıyor. Nerede görülmüş ya? Evli iki tane adam dolaşıyor. Nerede görülmüş? Bir de fetva arıyorlar. Ne yazık ki şu Diyanet’te sen kimler resmi olarak evlisin filancalar. Senin nikahın onun nedir ya evli ne devam et hayatına devam et diyor. Böyle bir fetva mı var? Bu hale geldi. Bu hale geldi. Layık düzende din yaşamak bu kadar oluyor.

Dinsiz bir sistemde din yaşamak bu kadar oluyor. Hiç olmazsa sus. Buna fetva veremiyoruz kardeşim de. Biz memur adamız burada da. Biz memur adamız da. Denemek için açın telefon Bursa müftürlüğüne sorun. Evet. Acı bir şey. Haram kardeşim. Haram. Kadın erkek. Evli mi bekar mı? Haram kardeşim hiç önemli değil. Nikahlanmış boşanmış eyvallâh. Evlensin bir daha boşansın evlensin bir daha boşansın. Desin ki bu adam adam gibi değilmiş. Yanılmışım boşadım seni. Desin ki bu adam da adam değilmiş. Boşandım desin ki bu adam da adam değilmiş. Boşandım eyvallâh ya. Vallahi eyvallâh billahi eyvallâh. Billahi eyvallâh. 7-8 yaşında oğlu var. Benim gönlüm kaydı. Hocam ne yapacağım? Ne yaptın? ben böyle böyle evliyim.

Benim adam sırf maç seyrediyor evde. Benle ilgilenmiyor. Ben de boşluğa düştüm. bir iş yerine bir adam vardı. Ona yemek yapmaya gittim eve. Başkasını anlatmadı. Başka bir şey anlatmam. Ben şimdi ne olacağım? Ne olacağım dedim ya. Ne olacağım diye bir şey mi var? Ne olacağım diye bir şey mi var? Al bitti hayatta. Bu hale geldik. Nasıl bakıyorsun o adamın yüzüne dedim. Adamın yüzüne nasıl bakıyorsun? Nasıl bakıyorsun? Kalıyorum ben. Sonra Mustafa Özba ağır konuşuyor. Nere mi ağır konuşuyor ya? Allâh’ın dinini anlatıyor. Haram. İnsan müminden faiz alır mı? Haram. Satma mal ya. Ama tatlı gelecek ya ona. Kol çevirecek ya. Satma kardeşim. Peşin para satma. Kol çevirme. Ondan sonra ağır geliyor. Ağır gelir kardeşim.


10. Bölüm

Biz beş kişide gelsek kalsak biz Kur’ân ve Sünnet’ten şaşmayacağız. Biz anlatacağız. Ağır geliyor. Ağır geliyor. İman ateşten bir kor diyor ahir zamanda. Tutanın eli yanacak. Tutanın eli yanacak. Atan dinden imandan olacak. Yapma kardeşim. Aldatmayın, kandırmayın. Haram işlemeyin. Haram işlemeyin. Dostor olalım, ip gibi olalım, dümdüz olalım. Her tarafımız oynamasın. Bu derdimiz bizim. Derdimiz bu. Derdimiz bu. Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışalım, derdimiz bu. Öyle bir sûfî topluluk olalım. Ya onlar kakıyorlar, hadisleri okuyorlar. Bana geliyor bunlar. Hadîs okuyorlar onlar. Ya bu hadisler sahih mi değil mi? Kardeş ben sahih mi değil mi diye tartışacaklar. Konumda değil. Ne o? Tergif ve terhib.

Bu ne? buhar-ı müslüm, temiz-i ibni mace, imam-ı hambel. kötü bir siddeden düderlenmiş hadislere topluyor bu. Ben bunların hangisi sahih, hangisi sahih değil. Bunu tartışacak, bunu araştıracak noktada değilim. Bunları araştıracak, tartışacak noktada değilim. Sen araştır, tartış. İşine gelmeyenleri sil. Böyle giderse böyle yapacaklar çünkü. Silecekler. Değiştirecekler. Allâh muhafaza eylesin. Muharrede babul fitel. Mahşer kurulur ben havuzun başına geçerim. Bu hadîs-i şerifi iyi dinleyin. Ben havuzun başında otururum. Bir kısım, bir kısım topluluklar tam havuzunun başına gelirler. Ben onları tam kevserden havuzdan onlara içirecekken onlar benden hızla uzaklaştırılır. Ben derim ki bunlar benim ümmetim değil miydi?

Bir münadi bana cevap verir. Ey Muhammed! Bunlar senin ümmetindi. Ama senden sonra bunlar dinlerinden geri döndüler. Yine bir kısım insanlar bana yaklaştırılır. Tam havuzun başına gelirler. Tam havuzun başına gelirler. Ben tam onlara havuzdan sunacağım, onlara şerbet içeceğim. Benden hızla uzaklaştırırlar. Ben derim ki bunlar benim ümmetimden değil miydi? Ey Muhammed! Bunlar senin ümmetindendir. Ama bunlar senden sonra dinde olmayan şeyleri dindenmiş gibi kabul ettiler. Dinde olmayan bir şey. Kur’ân’da yok, sünnet’te yok, dinde öyle bir şey yok. Dinde öyle bir şey olmamasına rağmen bunlar dinde varmış gibi kabul ettiler. Bir kadın, evli bir kadın evli nikahı dururken bir tane adam iki tane adam dolaşırsa onun senin nikahın duruyor demek dinde yok.

Sen nereden var dedin? Sen nereden var dedin? Nereden var dedin? Dinde olmayan bir şey varmış gibi kabul etmek. Dinde olmayan bir şey. Dinde yok. Âyet yok temelinde, hadîs yok temelinde. Nereden buldun kardeşim sen bunu? Sen bunu nereden buldun? Hangi cebinden çıkardın bunu? Bunlar da benden uzaklaştırılır. Bir kısım insanlar yine bana yaklaştırılır. Tam bir adım kalır, bir arşın kalır, bir mesafe. Ben bu hadisi okurken Hz. Muhammed Mustafa’yı hayal ediyorum sallallâhu aleyhi ve sellemi. O ümmetine öylesine müşrik, öylesine merhametli, öylesine hamiyetli, ümmetine bu kadar düşkün. Gözümün önüne geliyor öyle. Gözümün önüne gelince o sevincini görüyorum onun, kendi kendime. O topluluk gelmiş, mahşer yerinde toza toprağa bulanmış, havuzun başına kadar gelmiş.


11. Bölüm

Onlar havuzun başına gelmekten sevinmek ayrı. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevincini önüme, kalbime getiriyor. Ve ondan uzaklaştırıyorlar. O hüznü düşünebiliyor musunuz? O kederi, o feryadı düşünebiliyor musunuz Muhammed Mustafa için, sallallâhu aleyhi ve sellem için? Ve diyor onlar da benden uzaklaştırırlar. Ben derim ki bunlar benim ümmetim değil miydi? Evet ey Muhammed, bunlar senin ümmetindi. Ama bunlar senden sonra dinde var olan bir şeyi değiştirdiler, tebdil ettiler. Değiştirdiler. Var olan bir şeyi değiştirdiler. Var olan şeyi değiştirmeye çalışıyorlar. Hac belli, kurban bayramında ayı belli. Haccı değiştirmeye çalışıyorlar şimdi. Haccın zamanını değiştirecekler.

Devamlı yapacaklar haccı. normalde belli bir zamanlar içerisinde haccı yapmayacaklar. Değiştirmeye çalışıyorlar. Orucu değiştirmeye çalışıyorlar. Oruç değil mi ya bir ay oruç? Yaş günlerinde tutmayın, kışın tutun. Değiştirmeye çalışıyorlar. Tebdil etmek, değiştirmek. Namaz rukusu belli, secdesi belli. Ya öyle şey mi olur? Ya böyle de namaz olur. Hadi camilere biraz sıra koyalım. Avrupalılar gibi biz de sırada oturalım. Tebdil ettirmek, değiştirmek. Ya kurban belli. Hanefilere göre de zekat veren kimselere vacip kurban kesecek. Şafiye göre nafile. Hanefiye göre vacip kardeşim. Sen Hanefi mezhebinden misin? Evet. Zekat da verdin mi? Evet. Sen kurban keseceksin. Sana vacip. Adam çıktığı televizyonda ben kendim dinledim.

Ayakkabıdan da kurban olur dedi ya. Bu insanlar da sustu. Diyaneti sustu. Profesörler sustu. İlahiyatçılar sustu. Hepsi de sustu. Siyasetçisi sustu. Herkes sustu ya. Hiç kimse demedin. Hop kardeşim ya. Ne şarlatanlık yapıyorsun? Sen hain misin? Sen nesin ya? Bizim dinimizi ifsat ediyorsun sen. Nereden çıkardın? Ayakkabıdan kurban olur, horozdan kurban olur, balıktan kurban olur. Dalga mı geçiyorsun bizde diye. Hiç kimse konuşmadı. Tebdil etmek, değiştirmek. Tebdil ediyor. Değiştiriyor. Tesettürü tebdil ediyor. Değiştiriyor. Değiştiriyor. Sakalı tebdil ediyor. Değiştiriyor. Sakal böyle sünnet. Yok buradan çömçem bırakacak. Kardeş bu sünnet değil. Ya sakal bırakmak değil. Burada böyle bırakmak değil sünnet.

Sen böyle sakal bırakırsın ama bu sünnet değil. Sünnet değil. Tebdil etme. Değiştirme. Değiştiriyor. Kes kardeşim kes. Sakalını kesmek darül harpte caiz. Burası İslam ülkesi değil. Burası İslam devleti değil. Değil. Değiştiriyor. Burayı da İslam devleti yapıyor. Yapma kardeşim. Bak savcının önünde alırsın solu diyor. Ben savcıdan korkuyorum. Allâh’tan korkmuyorum. Burası İslam devleti değil. Burası İslam ülkesi değil. Ee İslam ülkesi ne olur bir kimse sakalını kesebilir mi? Evet. Kese. Fetvası var mı var? Onu değiştirme. Namazı değiştirme. Belli. Tadil Erkan üzerine kıl. Orucu değiştirme. Abdesti değiştirme. İbadetleri değiştirme. Hukuku değiştirme. Şimdi hukuku değiştirecekler. Değiştirme. Ayetlerin anlamlarını, manalarını değiştirmeye çalışıyorlar.


12. Bölüm

Ya normalde âyet-i kerime. Zikir kelimesini ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Zikir kelimesini. Allâh, Kullu şeye kader. İnsanların kendi akıllarını, ahmak akıllarını uyup âyet-i kerimeleri, özünden değiştireceklerini bildiğimden, diyor ki Ankabut Suresi. Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar. Ama Allâh’a zikir en büyük iştir. Bunu değiştireceğiz diye, göbekleri çatlıyor şimdi. Ya şu zikir kelimesini ortadan bir kaldıralım. Yıllardan beri, ben sufilikle tanıştığımdan beri, her taraftan zikir kelimesini kaldıracağız diye uğraşıyorlar. Neredeyse bütün tefsir kitaplarından, meal kitaplarının zikir kelimesini kaldıracaklar. Zikir kelimesini kaldırdıklarında rahat edecekler. Neden? Ya şu sufilerden bir kurtulalım.

Sebep, ya bunlar dünyaya aşık değil, şuna aşık değil, buna aşık değil, Allâh’a aşık. Bunların bu sistemde, bu noktada gerçekten bunların durumları bizi bozuyor. Ya Avrupalılar sûfî olacağız diye uğraşıyorlar. Adamlar o dünyanın bataklığından bıkmışlar, nasıl sûfî oluruz’un hesabına düşmüşler. Kendi kendilerinin sûfî merkezleri, arunma merkezleri açmışlar. Biz Anadolu’daki insanlarda bu sufileri nasıl köklerini kazıyalım, köklerini nasıl kirbir suyu dökelim diye uğraşıyorlar. Allâh muhafaza eylesin. Ya gene öyle mi zikir yapıyoruz? Gene öyle zikir yapıyoruz. Gene öyle terliyor musunuz? Yine öyle terliyoruz. Ya gelirdik ya, ne güzeldi, suyumuz çıkınca kadar zikrederdik ya. Yine öyle suyumuz çıkınca kadar zikrediyorsunuz mu?

Evet, yine suyumuz çıkınca kadar zikrediyoruz kardeş. Ya özür dilerim Mustafa abi, havasızdı orası ya. Yine havasız mı? Yine havasız kardeşim. Nasıl? Vallahi münafıklar hava alamıyor. Fasıklar hava alamıyor. Müşrikler hava alamıyor bizim yanımızda. Ya onlara biz dar geliyoruz, sıkıntılı geliyoruz. Ya sen de Mustafa abi, şimdi biz kalktın münafıkları. Kardeşim Allâh’ı zikredilen meclisten kim rahatsız olur? Söyleyin bana. Allâh’ı zikredilen bir meclisten ancak münafıklar rahatsız olur. Allâh’ı zikredilen bir kimseden ancak münafıklar rahatsız olur. Başka kimse olmaz. Ya neden? Ya Allâh’ı seven Allâh’ı zikreden, Allâh’ı zikreden Allâh’ı sever. Ya Allâh’ı zikir meclisinden Allâh’ı zikredilen bir yeri kim sevmez?

Ya Allâh’ı zikir meclisinden Allâh’ı zikredilen bir yeri kim sevmez? Ses yok. Kardeşim ne yapayım? Senin önünde sen ondan sonra lafı söyleyeceksin bize. Küçük hor hakir göreceksin biz de susacağız öyle mi? Sen Allâh’ı zikreden bir topluluğu hor hakir göreceksin. Ben de susacağım mı senin karşısında? Benim edebim bu değil. Kardeşim sen benim yanımda Allâh’ı zikredenleri ve Allâh’ı zikredilen bir yeri hor hakir göstermeye kalkarsan benden de cevabı alırsın. Senin önünde taklatacak bir kimse yok. Biz böyle ter kokmaktan rahatsızızız. Ter kokmaktan rahatsız değiliz. Terlemekten rahatsız değiliz. Biz burada birbirimizden rahatsız değiliz. Ha ne yapalım? Beş yıldızlı otellerde zikir hanelerimiz yok bizim.


13. Bölüm

Ancak buraya gücümüz kuvvetimiz yetiyor. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena olsun. Bu noktada bir problemimiz yok, bir sıkıntımız yok. Bizim de kaderimiz hep bodrumlardaymış. Biz biraz böyle dışarı çıkınca gene bodruma iniyoruz biz. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena olsun. O yüzden biz yine ter kokacağız. Şimdi birazdan ter kokacağımız gibi. Cenâb-ı Hak ona ter kokusu geliyor. Bize misgamber geliyor, ona ter kokusu geliyor. Ona sıkıntılı geliyor. Biz burada kendimizi buluyoruz. Ben kendi nefsim için söyleyeyim. Ben hastayım geliyorum burada Cenâb-ı Hak şifa veriyor bana. Ha buraya gelinceye kadar böyle şey nefis durmuyor. Hastasın yat hadi, hastasın uyu hadi. Bak ayağın kalkmıyor. Yok belin doğrulmuyor. Yok kafan normal değil.

Bak şekerin yine karışmıştır senin. Yok tansiyonu söyledin. Tabii kolay değil. Ee hadi ne olacak ders yaptıran insan mı yok orada? Yattırırlar ders. Öyle değil işte. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena olsun. Herkesin nefsi var. Kolay bir şey değil. Sen şurada otur, gözünü yum. Zaten görürsün nefsini. Tabii nefsini aldatacak yerim yok. Ne olacak ki? Boş ver canım onlar da gözlerini yumusunlar senin orada olduğunu görsünler. Ee? Nefsini aldatacak yerim yok. Nefsin oyunu mu yok? Ee sen otur ya. Tesbih elini almana bile gerek yok. Sen otursan şöyle bir huzur etsen hepsinin ciğerini bile okursun. Aa mâşâAllah subhanallah. Nefsini aldatacak yeri çok. Yürü kalk. Peygamberine ne diyor? Bak salallahu aleyhi ve selleme.

Ey Habibim, o gece gündüz Allâh’ı zikreden, Allâh’a tövbe eden topluluk var ya, evet. Nefsini onlarla beraber olmaya zorla. O gece gündüz Allâh’ı zikredenler var ya, evet. Nefsini onlarla beraber olmaya zorla. Oo âyet. Âyet. Ne yapacakmışız? Nefsimizi gece gündüz Allâh’ı zikredenle beraber olmaya zorlayacakmışız. Ya peygamberine öyle demiş, biz kim oluyoruz? Peygamberine diyor, peygamberine. Varlığın başlangıcı Habibim dedi, sevgilim dediğine diyor. Sen o gece gündüz Allâh’ı zikredenlerle beraber olmak için nefsini zorla. Allâh bizi onlardan eylesin. Cenâb-ı Hak bizi zikir halakasında hemhal eylesin. Son nefesimizde dahi zikir halakasında eylesin. Allâh’ı zikrederekten nefesini verenlerden eylesin.

Cenâb-ı Hak gönlüne zikrullahı yerleştirdiklerinden eylesin. Dibine, ruhuna, kalbine her şeyini zikrullahıyla hemhal edenlerden ve olanlardan eylesin. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Sünnet, Muhabbet, Hamd, Tesbîh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı