1. Bölüm
Selamünaleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Ya Allâh, Bismillah. Müslüman olan firmaya açılan tazminat davasından alınan faizli parayı evli kız kardeşimize verebilir miyiz? İhtiyacı olana verin ama velakin ondan bir hayır beklemeyin, ona da söyleyin faiz parası de. Yıllar önce Ortadoğu’nun ve dünyanın on yıllık durumunu yorumlamıştınız. Malum acı tablo meydanda çakallar cirit atıyor, bu durumda Türkiye’nin Suriye’de ve Irak’taki tavrı nasıl olmalıdır? Nisa ki milli sınırlarımızı müdafaa hütmeli miyiz? Ortadoğu’nun bu durumu nereye gider bilgi ve görüşlerinizi düt eder misiniz? Geçecek gittiği yere kadar aileden bir büyüğün saygı noktasında istenmeden illaki eli öpülür mü?
Büyüklerinin elinin öpüleceğine dair cevaz vermiş hanefiler. Bu noktada bir kimse büyük olarak gördüğü bir kimseyi mesela annesinin babasının amcasının, dayısının elini öpmesinde bir beyiş yok. Öperse iyi olur. Nefsin istek ve hastalıkları nelerdir? Haramları işlemeyin yeter. Haramdan uzak durun. Musul ve Irak konusunda değerli görüşlerinizi açıklar mısınız? İnşâAllah. Sema size göre nedir açıklayabilir misiniz? Allâh’ın zikir. Sema başka bir şey değil. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Sema etmiş midir? Rivaet var bununla alakalı. Hazret-i Ali Efendimiz’in onun etrafında döndüğüyle alakalı. Bir de kendi eksen etrafında döndüğüyle alakalı Rivaetler var. Hadisçiler çok kabul etmiyorlar kendilerince.
Ama bu noktada zayıf diyorlar hadislere. Sufiler de diyorlar ki sahih. Vürkünler diyorlar zayıf. Sonuçta zayıf olsa dair onunla amel edilmesinde bir beyiş yok. Aynı zamanda hadîs kriterçilerinde meşhur bir hibaresi vardır. Bir kimse normalde hükmedilmiyorsa bunun üzerine birisinin karı veya zararı söz konusu değilse zayıf hadîs üzerinden amel edilebilir. Bakın zayıf hadîs üzerinden amel edilebilir. Hadîs zayıf, amel edilebilir. Birinin zararı varsa bu hukuku ilgilendiriyorsa Bakın hukuku ilgilendiriyorsa iki kişinin arasındaki hukuku iki kişinin arasındaki hukuku kişiyle aile hukuku, kişiyle devlet hukuku O zaman bunun zayıf hadîs üzerinde eğer yoksa bir ibare zayıf hadise kadar bu mesele inebilir.
Hadîs çünkü var ise bir meselede önce o hadîs şerife bakılır. Heva ve hevese uymama açısından. Bir kimsenin kendi aklını ilahlaştırmaması için. Din çünkü bir kimsenin kendi aklını ilahlaştırmasına müsaade etmez. Bir kimse, akıl Kur’ân ve Sünnet’e tabi olmak içindir. Kur’ân ve Sünnet’i eleştirmek için, Kur’ân ve Sünnet’in eksiğini gediğine bakmak için değildir akıl. Akıl Kur’ân ve Sünnet’e tabi olmak içindir. Çünkü Kur’ân ve Sünnet’e tabi olmaktan çıktı. Böyle müteşabihlerin üzerinde kendince eksik gedik aramaya Sünnet-i Resûlullâh da eksik gedik aramaya Hadîs-i Şerif’te eksik gedik aramaya başlayınca o akıl şeytanileşti demektir. O akıl kemale ermekten uzaklaştı. Şeytanileşmeye başladı. Şeytan da aynı yolu gitti çünkü.
2. Bölüm
Şeytan dedi ki ben ateşten yaratıldım, o da topraktan yaratılmam. Biz yaratılış noktasında biz onunla eşderdi değiliz. Ben o yüzden ona secde etmeyeceğim dedi. Burada o kendince mantık yürüttü. Kendince akıl kıyasladı burada. O yüzden ilk kıyaslayan şeytandır. Kıyaslar insan. İnsanın mantığı kıyaslar. Mantık yürütme aklın bu noktada askeri gibidir. O kıyaslar boyuna. Yeşil ile kırmızı, kırmızı ile siyahı kıyaslar. Ahmet ile Mehmet’i, Mehmet ile Ahmet’i kıyaslar. Hüseyin’i katar, onu katar, bunu katar. Hepsini kıyaslamaya başlar. Kıyaslayıp akla sunar. İşi odur onu. Akıl da o kıyaslamanın neticesinde hükmeder. Buna felsefeciler mantık yürütme derler ya, bunu çok önemserler. Kelimeden kelime çıkarıp, bir olaydan olay çıkarıp mantık yürütürler.
Din mantık yürütme işi değildir. Dinde mantık yürütmeye kalkarsanız altı üstüne git çıkar. Buna en güzel cevap Hz. Ali Efendimiz’in sözü vardır ya, o aklıma mantığıma baksam ayağımın altını mest ederdim. Çünkü insanın ayağının altı kirlenir. Mestin altı kirlenir, üstü kirlenir mi? Yok. Ama gördüm ki Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ayağının üstünü mest ediyordu. mestin üstünü mest ediyordu. Bakın mestin üstünü mest ediyordu. O yüzden akıl, eğer negatif olursa başlar irdelemeye. Allâh’ı zikredin, ayaktayken otururken, yanlarınız üzerine yatarken. Allâh’ı çokça zikredin. Kim beni zikrederse ben de onu zikrederim. Buradaki zikrin ne şekilde, nasıl yapılacağı açık. şekil olarak değil, zikrin yapılacağı açık.
Burada Cenâb-ı Hak biz ayete uyarız diyenler var ya, iyi, âyet-i kerime nasıl yapılacağını hükmetmemiş. Ayakta otururken, yatarken zikret demiş. Biz bu konuda Hz. Peygamber’e uyduk. sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Hadîs-i şeriflerde halaka halinde zikredin demiş. zikrullah, üt, halaka, zikrullah yapılıyordu, Hz. Peygamber de oradaydı, 3 kişi girdi. Birisi halakayı yardı diyor. Demek ki zikir halakası var. Sırayı yardı demiyor, halakayı yardı. Halakanın içine oturdu, halakayı yardı, oraya oturdu. Birisi dışına oturdu, birisi de çıktı gitti. Dedi ki diyor, zikrinden beri olunca Hz. Resulallah. Ey Ashabım bu 3 kişiden haber vereyim mi, ver ya Resulallah. Halakayı diyor, yarıp oturanı Allâh zatında barındırdı.
O zaman zikrullahın bir de edebi çıktı bakın. Halakada otur. Öyle kıyıda, köşede serseri mayın gibi dolaşma. Zatında barınmak istiyorsan, halaka tut. Nasıl namazda saf var, zikrullahın safı da halakada durmak. Zikrullahın safı da halakada durmak. Zikrullahın safı halakada durmak. Öyle serseri mayın gibi, entel tantel takılır gibi. ben bunlardan değilim der gibi. Gidip köşede oturma. Halakaya gir disiplinli bir şekilde. Sûfîlik disiplin işidir. Heva hevesi uyma işi değil. Halakaya gir. İkincisi diyor, edeb etti, halakayı yarmak istemedi. Onu aff-ı muafret etti diyor. Halakanın dışına oturdu. Onu aff-ı muafret etti. o serseri mayın gibi dolaşan, ben sizden değilmişim diyen, duran var ya, onu da aff-ı muafret etti.
3. Bölüm
Zikrullah halakası o kadar kıymetli. Dönüp gidene de diyor, Allâh ve melekler lanet etti. Dönüp gidene. Zikrullah halakasında baktı. Zikrullah yapıyorlar, döndü gitti. Zikrullah’ı kereh gördü çünkü. Oradaki yapılanları kereh gördü, eksik gördü, noksan gördü. Nefsine yediremedi. Döndü gitti. Ona da diyor, Allâh ve melekler lanet etti. Bakın halaka halinde zikrullah yapmak, sünneti Resûlullâh. Yol çıktı bize. Bakın yol çıktı. Yol, sünneti Resûlullâh’a uyuyorsa yoldur. Sûfîlik, sünneti Resûlullâh’a uymaktır. Bizim için sûfî tarikat yol ya, tarikat yol demek, bizim için yol sünneti Resûlullâh olmalıdır. Sünneti Resûlullâh’tan bir taban yoksa onda, o sapkınlığa doğru yol alır. Allâh’ı zikredin eyvallâh.
Ayaktayken eyvallâh. Otururken eyvallâh. Yanlarınızın üzerine yatarken. Bakın insanoğlunun üç tane hali çıktı. İnsanoğlu ya ayaktadır, ya oturuyordur, ya yatıyordur. Bakın insanın üç tane fiili çıktı. Üç tane fiil, üç tane hal. İnsanoğlu 24 saat boyunca ya ayaktadır, bakın ya ayaktadır, ya oturuyordur ya da yatıyordur. Cenâb-ı Hak diyor ki, sen hangi fiil üzerinde durursan dur, Allâh’ı zikredeceksin. Allâh’ı zikredeceksin. E zikrin biz şeklinin şemalini Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nden onun yoluna uyuyoruz. Ya siz bu usulü nereden buldunuz? Kardeş bu usul bizim değil. Bu usul hadîs-i şeriflerle, hadîs-i kutsilerle belirlenmiş. Mustafa Özbağ’ın usulü değil bu. Ahmet Efendi’nin, Mehmet Efendi’nin usulü değil.
Başka bir hadîs-i kutsi de çünkü halaka halinde toplanıp Allâh’ı zikrederler. Ve melekler de halaka halinde onların başında Allâh’ı zikrederler. Semaya kadar yükselirler, arşalaya kadar yükselirler. Allâh bildiği halde sorar. Ey melakelerim, kullarım ne yapıyor? Seni zikrediyorlar ya Rabbi. Bakın orada da halaka deniliyor. Metin’de de halaka var. O zaman zikrullahın halaka halinde zikredileceği hadîs-i kutsi ve hadîs-i şeriflerle sabit. Bir, ikincisi ayeti kerimede sırf ayeti uyarız diyenler zikrullahın yapılış şekli yok. Bir kimse istediği gibi zikrullah yapabilir mi? Yapabilir. Sen istersen hamuda kalk. Sen istersen hamuda kalk. Sen istersen hamuda kalkaraktan yap. Ne yapıyorsun? Zikrediyorsun.
Sen zikrediyorsan ben derim ki hamuda kalkaraktan hasreti peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zikretmemiş. Ama sen bunu başarabiliyorsan hamuda kalkaraktan da benim yolum değil. Neden? Senin yaptığın Muhammed’i değil çünkü. E Sema kardeş var. Zayıf da olsa var. Zayıf diyor hadisciler. Var. O zayıfla amel edilir mi? Evet. Onunla amel etmek size bir zarar verir mi? Bir başkasına zarar verir mi? Hayır. Bakın temelinde zayıf da olsa hadîs var. Hadisciler, hadîs kritercileri zayıf demişler. Ben hayır zayıf değildir deme noktasında değilim. Neden? Ya ben onun ilmini yapmadım. Kitapta yazıyor mu? Yazıyor. Zayıf demişler mi? Demişler. Zayıfsa zayıf ya. Ben zayıf hadîs ile amel ederim senin aklına göre amel edeceğimi.
4. Bölüm
Benim aklıma göre amel edeceğini zayıf hadîs ile amel et. Bir başkasının aklına göre amel edeceğini zayıf hadîs ile amel et. Ama zayıf. Ya kardeş senin aklından iyidir. Ya ama zayıf. Ya benim aklımdan da iyidir. Ya zayıf ya senin aklından da iyidir. O yüzden Sema ile alakalı zayıf da olsa hadîs var mı? Evet. Ya bir de buna karşı çıkanlara örnekleme veriyorum. Ya neden karşı çıkıyorsunuz? Uludağ Üniversitesi tasavvuf kürsüsü başkanı Süleyman Uludağ’ın bununla alakalı yazdığı risaleler var. Sema ve musiki ile alakalı doçentlik tezi vermiş adam. Kabul olmuş. Ve bir sürü ayetlerden, hadislerden, imamların iştahatlerinden toplamış. Hatta birisine dedim öyle. Hocam Süleyman Uludağ’ın dedim. Sizin sınıftan yani. üniversiteli yazmış olduğu bir doçentlik tezi var.
Kabul edilmiş. Madem doğru değildi üniversite neden bunu kabul etti? O zaman üniversite ilim yuvası değil. Süleyman Uludağ Üniversitesi tasavvuf kürsüsü başkanı. Tasavvuf kürsüsü başkanını yapmış bir kimsenin doçentlik tezi olarak verip kabul edildiği bir tezi sen kabul etmiyorsan ona bir karşı risale yaz o zaman sende. Sebep? Ya yaz. Ben karşıyım demekle olmuyor bu işler. Bakın ben karşıyım demekle olmuyor. Ve Sema’nın bu noktada caiz olduğuna dair Sema’nın var olduğuna dair bakın o doçentlik tesinde bu da var. Süleyman Uludağ o doçentlik tesinde Sema’nın var olduğunu Zeyif hadisleri de almış. Hadisleri de almış. İlk Sufilerin sözlerini almış. Bir risale var. Sonuçta bir eser var orta yerden.
İlla ki kabullenmeyecekler. Ya kabullenin. Neden kabullenmiyorsunuz? Sûfîlik bir gerçek. Tasavvuf bir gerçek. Tarikatlar bir gerçek. Çok affedersiniz. Sözün meclisten dışarı. Apırsalar da, köpürseler de ağızlarında da tutsalar, çiğnemek zor da gelse, yutmak zor da gelse, tükürmek zor da gelse. Var. Debelenmeyin. Debelenmeyin. Ve İslam dünyasında İslam hala da tertemiz o Sufilerin kanalından geliyor. İslam hala da tertemiz duruyorsa o Sufilerin mücadelesiyle geliyor. Ve bu ülkede, bu Anadolu’da, bu Anadolu topraklarında hala da İslam Kur’ân ve Sünnet denkleminde yaşanıyorsa bu Sufiler kanalıyla geliyor. Bakın Sufiler kanalıyla geliyor. Tekkeleri kapattılar, medreseleri kapattılar, her şeyi kapattılar.
Ama o Allâh aşıkları ev ev, oda oda basıla basıla. Çile çeke çeke geldiler. Çile çeke çeke geldiler. Ve o Sufiler ayakta duruyorlar. Ve Bediüzzaman Sayyidi Nursi’nin mektubatındaki bahsetti gibi. Osmanlı Ali’yi 500 yıl küffarın karşısında ayakta tutan camilerin arkasındaki tekkelerde yükselen Allâh Allâh nidalarıdır diye söylediği bahsetti. Tekkelerden yükselen Allâh Allâh nidaları ile ayakta duruyor. Memleketin başına çorap örecek olanları duasıyla, zikriyle, hiç olmadık zamanda ritmik, olmadık davranış ve hareketleriyle memleketin sahibi onlar. Memleketin sahibi onlar. Sufiler neden, sebep ne? Sahibi olmalarının sebebi ne? Çünkü eğer Sûfî topluluk kendisini Kur’ân ve Sünnet dairesinde tuttuysa, tutmayanlara bu sözüm, tuttuysa şirketle işi yoktur, tuttuysa makamla mevkiyle işi yoktur.
5. Bölüm
Eğer Kur’ân ve Sünnet dairesinde kendini tuttuysa, yok belediyeye şunu katalım, yok şurada örgütlenelim, yok burada bunu yapalım, işi yoktur. Eğer Kur’ân ve Sünnet dairesinde durduysa milletin kesesiyle işi yoktur. Kur’ân ve Sünnet dairesinde durduysa ona beş yüz bin dolar getir, ona yüz bin dolar getir, ona elli bin dolar getir, ona sen çek getir, yok ondan şu kadar para getir, yok buraya biz şunu yapacağız, şu kadar para toplayız. Böyle işleri yoktur. Olmamalı zaten. Bakın olmamalı. Onlar niçin vardırlar? Allâh ve Resul için vardırlar. Fiysebillillah. Allâh’ı sevdiklerinden dolayı oradalardır. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olduklarından dolayı oradalardır.
Allâh’ın dostlarına muhabbet besledikleri için oradalardır. Başka bir dertleri yoktur. O yüzden ayakta dururlar yüzyıllardan beri. O yüzden dinin özünün özünün özüdür onlar. Diyor ya Hazreti Mevlânâ Mesnevî’sinde bu kitap diyor, dinin özünün özünün özüdür. Adam haykırıyor ya nasıl böyle söyler diye. Evet. Çünkü sûfîler dinin özünün özünün özünü yaşamaya çalışırlar. Sebep içselliğin de içselliğine yürürler. Öncelikle, öbür küte kabukta kalır, öbür küte zahirde kalır. O da hak. Ona da bir şey demeyiz. O bir muska yazar, parayı alır. O bir Fatiha okur, parayı alır. Kendince de fetvayı bulur. Var mı fetvası? Varda. Var mı? Var. Bir üfler alır parayı. Bir programa çıkar, kırk milyar alır. Bir risale yazar, beş milyar alır.
Bir kitap yazar, öğrencilere mecbur eder. Bir soru soracağım. Herkes bunu alsın da. Onu hak görür kendisine. Eyvallâh. Bir kitap yazar, Diyanet Vakfı’ndan parasını alır. Bir kitap yazar, Diyanet’ten parasını alır. Peki onlar bir tevsir yazarlar. Tevsiri satmak için uğraşırlar. Diyanete, devlete, bir yerlere. Bir şey yazarlar, kitap evlerine satacağım diye uğraşırlar. Yolları o. Yolları o. Yolları o. Ekimisi para pul toplat. Makam mevkii peşinde koşturur. Siyasetçilerin peşinde koşturur. Devlet Erkan’ın peşinde koşturur. Koşturur, onlardan ihale alacağım, şunu alacağım, bunu alacağım. Aman bize şunu verin, aman bunu böyle yapın, şunu şöyle de. Yalaklık salaklık eder. Siyasetçilerin de hoşuna gider.
Yalaklar salaklar. Etrafında olsunlar, dönsünler. Arada onlara paye verirler. Beş on kuruş. Onlar da siz bilirsiniz efendim der, peşlerinden gider. Ee onların yolu. Kimisi gider, şirket kurar. İnşaat şirketi kurdu. İnşaat şirketinden tut da. Haç Ömre Ulaşım şirketinden tut da. O ne olsun? Nice daha şirketler kurarlar. Kur Allâh, şirket kur. En başına da Şeyh Efendi o tuttur. Bütün şirketler de Şeyh Efendi’nin. Öldükten sonra mecbur şirketler elden gitmesin. Ee oğlana kalacak. O zaman Şeyh de olarak da oğlana atar. Dergâh yaparlar Şeyh’in, ne o? Tapusu Şeyh’in üzerine. Öldükten sonra ne olacak? Mecbur Şeyh’in oğlu geçecek. Hadi toplanın arkadaşlar dergâh yapıyoruz. Haydin pamuk eller cebe. Hüra bütün herkes pamuk elleri cebe koyar.
6. Bölüm
Şeyh’in oraya bir tane dergâh yapılınca yanınladı bir tane. Ev lazım. Kör müsünüz be kardeşim? Evsiz dergâh olur mu? Bir de ev yapın yanına. Ondan sonra Şeyh öldü. Kim oldu başka Şeyh? Filanca oldu. Hadi bir daha yapın. Bitmez. Ama Kur’ân ve Sünnete tabi olan böyle değildir. Onun da dili keskin oluyor. Onun da dili sivri oluyor. O da fitursuz konuşuyor. E neden? E müritlerden beş lira almıyor. Cuma olunca herkes cuma selamlığına gelip elini öpen cebine bir yüzlük iki yüzlük koymuyor. Minderi yok. Minderinin altına sıkıştıralım. E cebinde böyle yanında da kesesi yok. Kesesine sıkıştıralım. E bu da olmuyor tabi işine gelmiyor. Bu de işine gelmiyor. dini ne diyor Cenâb-ı Hak âyet-i kerime sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz.
Kardeş bunu yazdın mı? Yazdın. Bu yazdığın kitaptan ücret istiyor musun? Evet. Bu tür kitap tamamiyet de doğru olabilir. Âyet-i kerimeye ters. Sebeb sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Ya nasıl basbayağı? Bana kimin kitabını getirdin? Filanca profesörün Kur’ân meali. Okumuyorsun kardeşim. Neden? Ya ücretle yazmadın mı bunu? Ücretle yazdı. Kimin? beş tane profesör toplamış bir tane meal yazmış. Kim yazdırmış bunları? Diyanet yazdırmış. Ücret verdi mi bunlara? Verdi. İyi kardeş. Onların işi bu mesleği bu. Yazsınlar. Okumuyorum. Ya nasıl okumuyorsun kardeşim? Allâh Allâh. Çünkü Hud diyor ki yine Hud suresinde benim ücretim Allâh’tandır. Başka bir peygamberin dilinden diyor yine. Benim ücretim Allâh verir.
Yine Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor benim ücretim Allâh’a aittir. Âyet-i kerimede de yine Antakyalı Habibin ağzından diyor Cenâb-ı Hak. Diyor ki sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Biz bunu bağırdıkça canları sıkılıyordu milletin. Ya neden bunu böyle iki de birde söylüyor? Aha çıktı meydana neden söyledim? Milyon dolarlar gitti. Hüpletti millet. Bağırıyor sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidin diye. Kızıyorlardı. Tehdit ediyorlardı. Soruyorlardı. Dergahın içerisine girip soruyorlardı. Hala daha soruyorlar. Duymuyoruz mu zannediyorlar? Ben de memnunum bundan rahatsız değilim. Sorun kardeşim. Sorun. E yolun başında dedik. İstersek dilimiz kopsun. Kopsun dilim istersem.
Demişlerden. Ama nefsime ait ama dergâh et. Bir şey istersem dilim kopsun. Yine söylüyorum. Dilim kopsun. Kökünden kopsun ha. Yolun başında söyledim şimdi de söylüyorum. İstersem dilim kopsun hem de kökünden kopsun. O noktaya gelmektense çekilirim bir kenara. Kendi kendime hadîs okur geçerim. Hayalim zaten benim. Kardeş soruyordu ne yapacaksın diye. Kenara çekileceğim hadîs okuyacağım diyordum. Gelirse millet de onlara da hadîs okurum diyordum. Hayalim duruyor orada hala da. Sûfîlik dinin önünde. Dinin özünün özünün özü. Hapırsalar da, köpürseler de ağızlarında tutamasalar da yutamasalar da, yutamazlar çünkü midelerine ağır gelir. Kabullenecekler. Bu memleketin gerçek sahipleri bu Sufiler. Bu memlekette dinin gerçek sahipleri.
7. Bölüm
Kur’ân ve sünnetin gerçek sahipleri. Kur’ân ve sünnet tarihinde duran Sufiler için söylüyorum bunu. Allâh bizi muhafaza eylesin. Âmîn. Hz. Mevlânâ Sema’ya ne zaman başlamış? gidiyormuş ya yolda. Çarşıda. Selahaddin Zerkubi’nin dükkanının önünde halka açık orada başlamış. Harkisinin içinde orada başlamış. Milletin gördüğü bu. Zekir halakasının ortasında semaazenin bulunma nedeni nedir? O da bizim ritüelimiz. Aslında mekan düzgün olsa hepinizi halaka halinde döndüreceğim böyle. Allâh o günleri gösterecek bana. Âmîn. İnşâAllah. Herkes sema edebilir mi? Tabii herkes sema edebilir. Sema etmek herkes açıktır. Sorabilirsin. Zayıf, hadislerin zayıflıkları ne kadar zayıflıkları var? Ne kadar zayıflıkları var?
Hadislerin zayıflarıyla ilgili buyurdunuz ki İslam alimleri zayıf hadislerde herhangi bir yarar ve zarar olmadıkça amel edilebileceğini söylediler. Yarar derken şöyle, birisinin bir zararı yoksa iki kişinin hukuku yarar kelimesini kaldıralım ortadan. Yararlı olur muhakkak. Şöyle bir şey soracaktım ben de. Sema birisine yarar sağlıyorsa biz sema’yı orijininde Hadîs-i Şerif’e dayandırdığımızdan yaptığımızı söyledik. O zaman bir kimseye sema yarar sağlıyorsa ücret gibi bir karşılık gibi bir makam gibi o zaman onunla Hadîs-i Şerif binaince amel etme ortadan kalkmış olur mu? Bir sema’den sema ederken ücret karşılığında sema ediyorsa ondan yarar ortadan kalkar. O zaman Hadîs-i Şerif’e göre de uygun olmuş oluyor ritüel olarak.
Çünkü yarar sağlamış oluyor. O kimse bu noktada manevi olarak yarar sağlar sema eden bir kimse ama bunu maddiyete dökersen sıkıntı var. Sema eden bir kimse semasının karşılığında ücret talep etmeyecek. Bir yarar sağlamayacak. Bir yarar sağlamayacak. O zaman yarar ve zararı olmadıkça Hadîs-i Şerif’in binaince biz ondan amel edebiliriz. Hiç sıkıntı yok. Bu da din olur. Hiç sıkıntı yok. O zaman bir şeyden para alan, yarar sağlayan, bunu yapması hem İslam’a göre de uygun olmaz. Evet. Dinse söz konusu ondan bir kimse fayda ummayacak, fayda beklemeyecek maddi olarak. Musul’da oynanan oyun ne? Türkiye’yi neden orada istemiyorlar? Suriye’deki Fırat kalkanı ile ilgili ne söylersiniz? Elbaba neden girmemizi istemiyorlar?
Rusya’yla yakınlaşmamız ne ifade ediyor? Bu doğru mu? Doğru mu politikadır? Başkanlık sistemi gelecek mi? Sizce Bahçeli neden böyle bir çıkış yaptı? Son olarak sizce ABD’nin çöküşü mü başladı? Sondan itibaren başlayalım. Öyle ABD çöküyor filan diye hayal görmeyin. Böyle hayal görenlerin hayaline de katılmayın. Hiç kimsenin çöktüğü möktüğü yok. Dünyanın bir numaralı askeri güce sahibi olan bir ülke öyle bir günde çökmez. Osmanlı nasıl 200 yılda çöktüyse ABD’de de ancak 200 yılda anca çöker. Onun çökmesi için İlahi bir el çökerdi ona söyleyecek bir lafım yok. Ona diyecek bir şeyimiz yok. Ama öyle televizyonlarda ABD’de çöküyor ABD’de çöktüğünün garantisi öyle bir şey yok. Sonuçta şeyde Orta Doğu’da bilek güreşi var.
8. Bölüm
Bilek güreşi var Orta Doğu’da. Bu bilek güreşi Rusya ile Amerika arasındaydı. Ortadan bir de Türkiye çıktı şimdi. Türkiye’de eğer darbe gerçekleşmiş olsaydı ortadan Türkiye çıkmayacaktı. Zaten Türkiye çıkmasın diye darbeye kalkıştılar. Darbeyi de yaptıran, darbeyi yaptıran direkt Amerika’dır. Direkt Amerika. Darbenin planı, prorumu her şeyi Amerika’ya ettir. Uygulaması cemaate ait. Darbe Amerika’nın işidir. Amerika Türkiye’nin bilek güreşine girmesini istemediğinden dolayı hem Rusya ile arasını bozdu. İlk etapta. Hem de darbe ile son indireceği bilgisayar. Hem de darbe ile son indireceği yumruğu vurmuştu. Ama millet toparlandı. Millet toparlandı. Milletin kalbi hükmündeki sûfîler işe el koydular.
Manevi olarak. Bunu daha önce anlattım, bir daha anlatayım o zaman. Hem zahiri ak sakallıları var, hem de manevi ak sakallılar var. Manevi ak sakallılarla zahiri ak sakallılar bir noktada birleştiler, buluştular. Önce vatan, önce devlet dediler. Vatan ve devlete ve millete el koydular. Millet de nereden estiği, bilinmeyen bir Yemen’e, diyor ya Hadîs-i Şerif’te Yemen’den diyor manevi bir rüzgar esti. O manevi rüzgarla millet meseleyi el koydu. Millet el koydu. Ve bu noktada ABD’nin kitizlikle uygulamaya koyduğu darbe geri püskürtüldü. Geri püskürtülmesiyle kalmadı. Zaten darbenin olacağını demek ki devletin içerisindeki ak sakallılar biliyorlarmış. Hazırlıklarını yapmışlar. Hazırlıklarını yapmışlar.
Onların da kireman katibi melekleri var. Bütün her şeyi yazmışlar, çizmişler. Darbeye darbeyle karşılık verdiler. Ahsan’ın yaptığına Musa da şaştı diyor ya. Onlar da Ahsan’ın yaptığına Musa da şaştı. devleti yönetmeye çalıştılar. devleti yönetmeye çalıştılar. Yönetiyormuş gibi görünenler de şaştı Ahsan’ın yaptığına. Çünkü Ahsan o ilüzyonisti yuttu. Ahsan o büyüğü yutuverdi. Cumhurbaşkanı otele saklandı oradan başka bir yere gitti. Başbakan gitti bir tünelin yerine saklandı. Ama Allâh’ın asası meydandaydı. Yalayıp yutuverdi. Büyücülerin yapmış olduğu büyüleri. Onca okudular, ebcettiler. Onca okudular. Ebcede bakıp bunlar neye bakıp okudular. Cenâb-ı Hak asasını attı ortaya. Ne kadar okuntu, üflenti varsa hepsini yaladı, yuttu.
Ve böylece normalde Orta Doğu’da denglem değişti. İçerideki Amerikancı ne kadar varsa bildiklerini bulduklarını saf dış ettiler. Amerikancılar saf dışı olunca e gittiler Rusya’yla da dediler ki biz Tiansın yanlış yapmışız. Biz gaflete düşmüşüz. Dinlememişiz bazı insanları. Ve bu hataya düşmüşüz dediler. Onunla da işi düzeltince işçiz çıplak çıktı meydana. Bu sefer onunla işi düzeltince o da bir belli listeler verdi Türkiye’nin eline. Dedi ki bunları da alın. Onları verdiler. Bir de dediler bir de şeyde ne o bir üst seviyenin haberleştiği baylok sonradan çıktı ya bangır bangır bağırıyorduk ya bir sistem daha var diye hiç kimsenin haberi yokken neyse bir sistem daha var diye bağırıyordum ya haberleşiyorlar ondan diye.
9. Bölüm
Ve onu da verdiler ellerine onu da çökerttiler. Temizleniyor şimdi Amerikan uşakları. Bunlar direk Amerikan uşağı çünkü. Bunlar diye direk CIA ajanı. Ne dedim darbenin başında? CIA ve artı Yezidilerin yaptığı bir darbe bu dedim. Bunlar Yezidi. CIA’nin emrinde bunlar. Bunlardan temizlendikçe nereden temizlendikçe adalet mekanizmasından yüksek bürokratlardan, askeriye’den bunlar temizlendiğinde memleket nefes alacak. Nefes aldı zaten. Ne oldu bakın boyuna bombacıları buluyorlar patlamadan da. Harada bir tane sıyırıntı çıkıyor ama buluyorlar. Ne oldu bak Fırat Kalkanı yaptı güldür güldür gitti temizledi. Bak ne oldu güven geldi dedi ki Suriye sınırında bir tane terör örgütü bırakmayacağız dedi.
Güven geldi. PYD’si PKK’si şimdi corkluyor. Yetmedi bir daha söyledi. Ne dedi? Bundan sonra dedi terör neredeyse dedi bize saldırmasını beklemeden dedi. Biz gidip ininde vuracağız dedi. Bu ne demek biliyor musunuz? Yakında Kandilede bir tabur inebilir. Yakında Kandilede bir tabur inebilir. O zaman zaten Amerika’nın, Rusya’nın, İsrail’in, Avrupa’nın Avrupa’nın besleyip büyüttüğü, semirttiği, desteklediği 50 yıllık Türkiye’nin en önemli terör meselesi çöker. O zaman Türkiye özgürleşmeye başlar. Şimdi geriye doğru geliyorum şimdi. Bu kadar geçsin. Başkanlık sistemi gelecek mi? Sizce Bahçeli neden böyle bir çıkış yaptı? Başkanlık sistemi inşâAllah gelir. Devlet Bahçeliyle alakalı bir nottu şeyim.
Ben hiç MHP’li olmadım. Ben ülkücüyüm. Ben hiç MHP’li olmadım. Biz hiç MHP’li olmadık. Kanımız uyuşmazdı bizim partiyle, ülkücülüğümüz zamanında. Ama ülkücü camianın ve MHP’nin bir duruşu vardır. İyi tanıdığım için söylüyorum. Oradan geldiğim, bildiğim kadarını söylüyorum. Söz konusu olan vatan, millet, devletse ülkücü camiye ve MHP’yi menfaatsiz, hesapsız, kitapsız orada görürsünüz. Bak menfaatsiz, hesapsız, kitapsız orada görürsünüz. Şu anda Türkiye’nin 7 Kasım mıydı? İlk seçimi hangisi? Haziran mıydı? 7 Haziran’dan sonra memleketin siyasetine el koyan devlet bahçeli ve arkasındaki aksakallardır. Bu görünmüyor. Bunu ilk defa net ve altını çizerekten söylüyoruz. Böyle ya MHP’liliği tuttu falan diye düşünmeyin.
Bakın MHP’liliği falan tuttu diye düşünmeyin. 7 Haziran seçimlerinden sonra ülkenin siyasetine devlet adına, millet adına, memleket adına el koyan ve yönlendiren yönlendiren onu çekidüzen veren dizayn eden bahçelidir. Bunu belki de 20 yıl sonra veya 10 yıl sonra bu millet görecek. Belki de 5 yıl sonra görecek. Belki de bu millet hiç görmeyecek bunu. Hiç önemli değil. Ama Türkiye’yi kaostan alan Türkiye’yi bu kadar tezgahın etrafında tezgah dönerken bu kadar bilek güreşinin içerisinde, bu kadar tezgahın içerisinde, bu kadar kaosun içerisinde tabiri caizse ipten alan iki adam var. İpten alan iki tane adam var. Birisi devlet bahçelisi birisi de cumhurbaşkanı. İpten alan. Bakın ipten alan iki tane siyaset ve devlet adamı var.
10. Bölüm
Birisi devlet bahçeli birisi Tayyip Erdoğan. Ve Tayyip Erdoğan pasa atıyor şey devlet bahçeli pasa atıyor Erdoğan’ın önüne buradan gol yap diyor. Ona da gol yapmak düşüyor zaten o da gol yapıyor. Şimdi sıra bu gol de diyor koyuyor topu gene onun önüne hadi şimdi vur diyor o da vuruyor ona gol oluyor o da. İkisinde de muhteşem cesaret var ikisi de ortak devletle alakalı milletle alakalı ortak noktalarda ortak konuşup görüşüyorlar. Şahsi bir şey yok bunda. Parti menfaatleri de yok. Bakın parti menfaatleri de yok şahsi bir şeyleri de yok. İkisinin de ortak noktada buluşmalarından dolayı çok mutluyum. Bu bir Rabbimin lütfu. Cenab-ı Hakk’ın ikramı bu. Ve Cenab-ı Hakk’ın bu milletin üzerinde ümit var olmamız gerektiğine dair bir işareti.
Demek ki bu topraklarda yetişecek olan bu topraklarda neşu neva edecek olan İslam’ın, İslam’ın bütün İslam dünyasında ihtiyaç duyduğu bir şey. Cenâb-ı Hak bunu icra ettiriyor şimdi. O yüzden bu muhteşem bir şey. Başkanlık geçmeli geçecek de zaten inşâAllah. Geçmesini canı gönülden yürekten istiyorum. Canı gönülden yürekten istiyoruz. İnsanlar başkan seçsinler. İnsanlar başkan seçsinler. Hem böyle öyle olsun ki 8 sene filan olmasın. 8 sene filan olmasın. 8 sene filan olmasın. Seçildiği müddetçe devam etsin adam. Bakın seçildiği müddetçe devam etsin. Bu 8 sene de oyun çünkü. Başkanlık seçimlerinin 8 yıl olması Avrupa’nın Amerikan’ın 8 yıl olması Avrupa’nın Amerikan’ın oyunu. Karanlık bütçelerin oyunu.
Adam henüz daha makama oturmadan, daha koltuğu ısınmadan başkanlığı bitiyor adamın. Adam hangi projeyi uygulayabilir 8 yıl içerisinde? Hiçbir projeyi uygulayamaz. Hiçbir projeyi uygulayamaz adam. Hiçbir projeyi uygulayamaz adam. Adam bugün diktiği ağaç 8 yıl sonra mı eve vermez? 8 yıl sonra mı eve vermez? Yok. Yok. Bağırış çağırış onca bağırdılar, çağırdılar, laf söylediler, 2 tane köprü bitti. 2 tane köprü bitti. İstanbul’dan 1.5 saatte Bursa’ya geliyorum şimdi. İstanbul’dan 1.5 saatte Bursa’ya geliyorum şimdi. Dersden çıkıyorum, geçen köprü de açıktı, dedim sıkıştırayım dedim ya. Dersden çıkıyorum, geçen köprü de açıktı, dedim sıkıştırayım dedim ya. Nasıl olacak acaba diye. 1 saat 15 dakikada 4 tane rampasına geldim.
Nasıl olacak acaba diye. 1 saat 15 dakikada 4 tane rampasına geldim. Hem uykum gelmesin dedim hem sıkıyım kendimi biraz. 1 saat 15 dakika. Cevdet’in bir sözü var, köprüye geldim mi diyor Bursa’ya geldim diyorum diyor. Ali Tekirdağ’dan ne kadardı geldik? 2.5 saatte. Ali’nin biraz nutku tutuldu tabi de. Konuşamadı, ben konuşmasam hiç konuşmayacak. Ben konuşmasam hiç konuşmayacak. Gözünü yoldan almıyor hiç. Gözünü yoldan hiç ayırmadı. Tövbe etmedin değil mi Ali bir daha gelmem gece? Tamam. Ben öyle kilo vereyim Ali ne yapayım, öbür türlü kilo veremiyorum. 8 yılda bir aldatmaca, bir oyun. Adam seçiliyor, meclis değişsin, değişsin. Ne yapayım? Gönül arzu eder ki daha farklı bir seçim olsun. İnşâAllah.
11. Bölüm
Rusya’yla yakınlaşmamız ne ifade ediyor, bu doğru mu politikadır? Normalde Rusya’yla yakınlaşması doğru ama Ruslara da güven olmaz zaten. Ama yakınlaşmak doğru, politika olarak da doğru, siyaset olarak da doğru. Sonuçta Rusya Orta Doğu’da hem İran’la hem Suriye’yle İç içe, Irak’la iç içe. Bilhassa Suriye’de tamam çıkmayacak adam bir bölgeye aldı. Suriye yarın öbür gün 3’e 4’e bülünürse bir bölgesi Rusya’ya. E şimdi Türkiye’yi de oradan Suriye’den sökmek için açıkça savaş açmaları lazım Türkiye’ye. Türkiye’nin de şimdi haklı gerekçeleri var. Diyor ki bende 3 bin tane şey var. Ne o? 3 milyon mülteci var. Avrupa’ya karşı elinde öyle bir koz var ki Türkiye’nin. Eğer siz beni desteklemezseniz kapıları açıverin diyor size doğru.
Zaten 3 milyon mültecinin 1 milyonu kapıya dayansa şeye, Avrupa’ya Avrupa’da baya devletler sarsılır. Bazen böyle hayal ediyorum. 3 milyon mültecinin hepsine de 1’er milyar lira para vereceğim. Hepsinde diyeceğim ki toplayın valizlerinizi Avrupa’ya doğru yola çıkın diyeceğim. Aslında sivil kuruluşlar bunları yapmalı. Devlet yapamaz bunu. Ama iş adamları, vakıflar. Bir vakıf hep böyle seyahat ajantesi kuracak, alışveriş mağazaları kuracak değil ya vakıflar. Bu var ya böyle vakıflar var alışveriş mağazaları var, dükkanları var, fabrikaları var, ticarethaneleri var, vakıflar var. Başlarında oturmuş şey efendiler var, hocalar var. Tebrik ediyorum seni. Vazifeni yerine getirmişsin bak. Allâh razı olsun.
Bak nasıl takip ediyorum seni bak. Allâh senden de razı olsun. Tamam sen sakın ha vazifeni hiç bundan sonra her perşembe vazifeni hakkıyla yapacaksın. Sende değil mi hiç? Tamam göreceksin bak perşembeler ona gel. İnşâAllah. Bu tip vakıflar böyle bir sponsor olmalı. Toplamalılar aileleri bir gün tespit etmeliler. Haydi nereye gidiyoruz? Avrupa’ya gidiyoruz ya. Mülteci olalım oraya deyip yürümeli bütün herkes. Ne oldu ya bu savaşı çıkaran sizsiniz. Orta Doğu’da. Bütün askerleri, silahları taşıyan sizsiniz. Bu da işi, dehşi neyse adı bunu da üreten sizsiniz. Buna da silahı veren sizsiniz. Bizi de mülteci eden sizsiniz. E biz geliyoruz size. Dünden kalma neyin varsa attım sana geliyorum diye geliyoruz diyeceksiniz.
E bunu yapacak böyle bir şey. Avrupa o zaman Orta Doğu’da Türkiye’nin tam arkasında duracak. Diyecekler ki tamam. Siz ne yapıyorsunuz burada biz burada güvenlik sınır olarak güvenli bir bölge oluşturuyoruz. Biz bütün mültecileri burada toplacağız. Tamam. Aslında o güvenli bölge oluştuktan sonra Türkiye’deki Suriyeli gönüllüleri de oraya götürmeli Türkiye’ye. Hepsine de maaş vermeli. Gelin burada oturun maaşınızı da verelim. Hem ülkenizi, topraklarınızı savunun demeli. İnşâAllah. Suriye’deki Fırat kalkanı ile ilgili ne söylersiniz? Neden girmemizi istemiyorlar? Türkiye’nin girdiği yerden çıkmayacağını biliyor herkes. Kıbrıs’a gitti geri döndü mü? E geri dönülür mü? E dönülmez. Dönülmemesi lazım zaten.
12. Bölüm
Vatan toprağı Kıbrıs ne diyoruz biz şimdi? Vatan toprağı öyle değil mi? E tamam Suriye’deki nerede vatan toprağı bizim? Katakülle ile almışlar elimizden. Vatan toprağı. E Türkmenler var orada, kardeşlerimiz var. Araplar var. Kardeşimiz. Aslında bakacak olursanız eski bizim ülkücü öğretiye göre onların hepsi de Türk. Bizim eski öğretiye göre Adem de Türk. Bu ülkücü öğretmenler de Türk. Bu ülkücü öğretmenler de Türk. E tabii. Öyle olunca bizim öğretiye uygun olmuş oluyor. Musul’da oynanan oyun ne? Evet. Musul’da da aynı oyunu oynuyorlar. Aslında Musul’da bir gerçekten tiyatro var. Musul’u yutacaklar ama Türkiye’ye el koydu. Şu Dürer Bey’in püskürtülmesi var mı? Dünya üzerindeki bütün saatleri o dakikada durdurdu.
Seher vakti, darbenin seher vakti. Ezanlar okunmasına az kalan saatler durdu. Bütün planlar, programlar çöktü. Ezanlar okunmasına az kalan saatler durdu. Bütün planlar, programlar çöktü. Bütün planlar, programlar çöktü. Ama böyle darbe olmazsa ne yaparız diye bir planlar, programlar olmadığından dolayı ne cevap vereceklerini bilemediler. O kadar inanmışlar ki darbenin başarılı olacağına dair. Darbe başarısız kalınca sabah namazından sonra kendi kendilerine ne diyeceklerini bilemediler. Tabiri caizse akıl aşka gelince apışır kalır diyor Hazreti Mevlânâ. Bunların akılları aşıklar işe el koyunca apıştı kaldı. Çünkü aşıklar işe el koydu. Aşıklar işe el koyunca milletin aklı apışır kalır. Herkesin aklı apışır kalır.
Aşıklar çünkü bir şeye el koyanlarken heva heveslerinden el koymazlar. Onlar ilahi emir ile el koyarlar. İlahi emir. Sadece ilahi bir emir. El konulması lazım. Onlar el koyarlar. O el o zaman onun eli olur. Onun yaptığına bütün akıllar şaşar. Onun yaptığına. Onun yaptığına bütün akıllar şaşar. O yüzden darbe sabah namazında akıllar şaştı. Bütün oyunlar, bütün tezgahlar bozuldu. Ve yeniden bir oyun kurgulamak yeniden bir tezgah kurmaya fırsat kalmadı. Bu sefer oyun kurucu değişti. Bu sefer oyun kurucu değişti. Birileri oyunu farklı oynamaya başladı. Cenâb-ı Hak ilham ediyor Allâh-u Alem. Allâh’ın bir hesabı var. Herkesin tuzağı vardır. Allâh’ın da bir tuzağı vardır. Allâh tuzak kuranlara tuzak kurar.
Sen tuzak kurarsın. Cenâb-ı Hak sana öyle bir tuzak kurar ki apışır kalırsın. Sen kendi kendine habire tuzak kurarsın ama. Kurarsın. Cenâb-ı Hak üf! demesine gerek yok. Bir nazar eder, bir nazar eder. Bir nazar eder. O nazar da Cenâb-ı Hak’ın velilerinin üzerinden olur. O veli onun maşası gibidir çünkü. O halde o veli onun maşasıdır. O hal noktasında o veli onun aleti gibidir. O halde. Her daim böyle olur diyenler bu meseleyi abartıyorlar. O hal üzerinde o veliler, o veli onun maşası gibidir. O bir nazar eder, bütün tuzaklar alt üst olur. O bir dua eder, duasının bereketine her şey alt üst olur. Bir dua eder onun duasının bereketine. Bu Cenâb-ı Hak verir bunu. Ama onun duasının üzerinden verir.
Bakın onun duasının üzerinden verir. Onun duasının üzerinden Cenâb-ı Hak alt üst eder. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir avuç toprak attı ya. Ne dedi? Sen atmadın, ben attım dedi. Sen atmadın, ben attım. Öyle bir avuç toprak attırır o. O bir avuç toprak bütün füzesinden de, uçağından da etkili olur. O yüzden Allâh tuzak kuranların tuzağını bozdu hamdolsun. Cenâb-ı Hak inşâAllah bizleri muhafaza eylesin, korusun. E bugün ben geciktim. Hakkınızı helal edin. Sırada da uzun bir hadîs var. O yüzden inşâAllah bir daha haftaya buradan devam edelim. Nişan’ım sürekli yalan konuşuyor. Düzeltmeye çalışıyorum ama yine aynı. Annesi dahi ona uyup bana yalan söylüyor. Ayrılayım mı, ne yapayım hocam?
Karar sizin kardeşler. Ama yalan söyleyemiyor. Yalan söyleyemiyor. Yalan söyleyemiyor. Ama yalan söyleyen bir kimseyle hayata devam etmek zor. Allâh muhafaza eylesin. Yalan söylemek büyük günahı kebair. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Fatiha. Fatiha.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Çile, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı