Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019

4. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019 — Tekirdağ Şeb-i Arûs Açılış: Hazreti Mevlânâ’da Ortak Yaşam Felsefesi


1. Açılış ve Protokol Konuşmaları: Tekirdağ Şeb-i Arûs 2019 — “Hazreti Mevlânâ’da Ortak Yaşam” Teması

Değer direktörüm, AK Parti’nin MHP’nin İYİ ve İLÇE başkanlarımız, şehrimizin kıymeti protokolu ve her biri birbirinden kıymetle imşelerim. Her birinize hayırlı akşamlar diliyorum. Hoş geldiğiniz sefalar getirdiniz. Bu yoğun kalabalık için ayrı yeten her birinize teşekkür ediyorum. Iyi ki varsınız. Bu güzel organizasyonla emeği geçen bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Başta sayın halimize teşekkür ediyorum. Çok sağ olun.

Bizim önümüzü açtığınızda özellikle bu salonlar artık inşallah boş kalmayacak. Hem geçmişimizi bol bol yad edeceğiz. Gençlerimize de geleceğimize yönelik projeleri burada hepsini anlatma ve yaşama yaşatma şansı tanıyacağız. Bu doğrultuda size teşekkür ediyorum. Ölümü bir başlangıç olarak ölümü bir düğün günü olarak gören kıymetli Mevlânâ’yı huzurunuza rahmetle ve minnetle amıyorum. Çok kısa bir anadotla sözlerimi hemen kısak edeceğim. Sayın Malim.

İlk Belediye Başkanı aday adaylığı süreci başladığında bir büyüğümüz hadreti Mevlânâ’nın bir sözünü söylemişti. Bunu iyi düşünce yüreklemişti. Defalarca kez okudum. Tabii daha sonra anlayabildik idrak edebildik. Internete geldiğinizde onlarca sözlerini görebiliyorsunuz. Herkes kendine bir pay çıkartabiliyor. Öyle büyük bir isim. Hazreti Mevlânâ yorulacaksan sıkılacaksan keşkelere sığınacaksan sözlerine ama diye başlayacaksan girme aşk yoluna. Aşk der ki yolundaysan başın fedadır yoluna.

Ama bil ki senin de başını isterim yoluma. Kağır, kapris, gelecekse senden amenna. Ama ayağına diken batarsa ah edip vahlama. Aşk bilek gücü değil, yürek gücüdür. Yüreğin yetmiyorsa düşme yoluna. Biz Tanışıda Belediye’de böyle bir aşk milletin hizmet aşkı o yola düşmek öyle kolay bir iş değilmiş. Mücadele gerekiyormuş. Ama ile başlamaman gerekiyormuş. Milletine her daim hizmetkar olman gerekiyormuş. Patron olmaya değil, gönüllere girmeye hizmetkar olmaya talip olduk.

Yüce Yaradan Hazreti Mevla’na ve onun gibi düşünenlerin yolundan gitmeye ümmete, Muhammed’e bizlere nasip eylesin diyorum. Tekrardan bu güzel programı hoş geldiniz için hoş geldiniz diyor, sevgiye saygılarımı söylüyorum. Sağ olun. Başkanımızı bir yere bırakmıyoruz. Dünün anlama önemi açısından hediyesini sunmak üzere, Üstadımız Mustafa Özbay Efendi’yi sahneye davet edin. Ayağına diken bakmasın. Gözünde çepel olmasın. Kulağında hiçbir zaman perde olmasın.

Hem gönlün çalışsın hem dibin çalışsın hem elin çalışsın. Aman var o da meslevi Yıllardır bizler yıllardır kendi kültürümüze, kendi toprağımıza, kendi insanımıza, bizden olanlara hep yalancı kaldık. Biz Engelsi’de okurduk, Mars’ı da okurduk. Örneğin, Dekartu’da okurduk, Arista’yı da okurduk. Ama yanında bir de Mevlânâ’yı okusaydık. Bir de Yunus’u okusaydık. Bir de Hacı Bektaş okusaydık. Bambaşka olarak. Biz Sayın Valimi de bekliyoruz. Inşallah bir küçük hediye müze Sayın Valimiz olsun.

Sayın Valim teşekkür ederiz. Bizi memnun ettiniz. Devletimizi görmek büyük mutluluk. Biz Valimizi de bırakıyoruz. Sayın Rektörümüzü de bekliyoruz. Sayın Rektörüm hoş geldiniz. Nesli bekliyor. Buyurun. Sayın Valim kulağıma fısıldadı. Zaten dedi Valinin meslemesi vardır dedi. Bu çok hoştu. Teşekkür ederim. Allah şükran da razı olsun. Teşekkür ederim. Evet artık mikrofonu gecenin sahibine bırakıyoruz. Sağ olsunlar. Teşekkür ederim. Vallahi hd aldık doldurması sizden artık. Teşekkür ederim.

Allah razı olsun inşallah. Şimdi sahneyi Mevlânâ’da ortak akıl kurulu sohbetini yapmak üzere Üstad Mustafa Özgür Efendi’ye bırakıyoruz. Ortak bir yaşam. Evet. Hepinizle hoş geldiniz. Malum sizleri büyük bir çoğunluğunuzu tanıyorsunuz. Bizler de sizi tanıyoruz. Böyle bir ııı salon söylediler. Dedim daha hoş. Hazreti Mevlânâ’nın meslevesinde dediği gibi beri gel, beri gel demiş ya daha yakın oluruz. Daha candan, daha kanla buluruz diye düşündüm. Hepiniz de hoş geldiniz. Hepinize mutluluk verdiniz.

Allah hepinizden de razı olsun. Cenab-ı Hak her daim bir ve beraber eylesin bizi.


2. Bosna Hanı Hatırası: Yedi Şehirde Sohbet, Patlatılan Camiin Yıkıntısı ve Ortak Yaşam Temasının Doğuşu

Ben sizi biraz ökelere doğru götüreyim. Biz her sene Şeba Ruslarımıza bir tema işliyoruz. Şeba Rus’u sadece böyle geldik, sema ettik, ilahi dinledik, gittik. Biz bu noktada bu formatta olmamaya gayret ediyoruz. Çünkü sema aslında dinlemek. Hazreti Mevlânâ da meslevesine başlarken dinle diye başlıyor. Dinlemek önemlidir. Söylemek değil. Dinleyen erdenli olur. Dinleyen kemale erer. Dinleyen insan olmanın mutluluğuna erişir. Dinlemeyen anlayamaz. Dinlemeyen göremez. Dinlemeyen bilemezler.

O yüzden görmeyen, bilmeyen bu noktada kalbi kararlı, kulağı tıkanmış bir kimseye bir şey anlatamazsınız. Sema görsel olarak büyük bir mutluluk. Tabii içinde zikir olursa muhteşem bir şey. Ama bir inç lazım. Akıl lazım. O duyguyu doğru istikamete götürmek lazım. Biz de bu sene tema olarak Hazreti Mevlânâ’da ortak yaşam temasını işledik. Bunda bu temada bendeki etki Bosna’dan kaynaklandı. Biz Şeboluş’tan önce Bosna’da yedi gecede yedi şehirde programlar yaptık, sohbetler ettik.

Bunun ilk iki şehri Bosna’da Hristiyanların çok olduğu Müslümanların çok az olduğu iki şehirdeydik. Orada kiliseleri ziyaret ettik. Hem ortodoks kilisesini hem de katolik kilisesini. Oradaki Müslümanların halini gördük. Oradaki Müslümanların çektiği sıkıntıyı gördük. Onlarla beraber yaşadık. Onlarla beraber kalktık. Ve dedim ki Müslümanlar ortak yaşamı keşfetmeli yeniden ve ortak yaşamın temellerini atmalı. Ve ülkem adıma geldi, aklıma geldi. Bir camiye götürdüler bizi.

O cami Osmanlı’nın orada ilk yaptığı camiymiş. O günkü fanatik Sırplar caminin bütün temeline dinamik koyup camiyi komple patlatmışlar. Ve iki kilometre üç kilometre ötelere caminin taşı, toprağı ne bileyim o çok eski bütün her şey dağılmış. Hatta enteresan bir şey anlatacağım size şimdi oradan. O caminin açılışına gittik. O camiyi yeniden ihya etmiş. Ihyayeden kimse kantom ültüsü o kantom ültüsü Bosna Savaşı sırasında yaralanmış. Ben İzmir Bayındır birçesindeyim.

İzmir’de Ege Üniversitesi’ne tedaviye getirmiş devlet. Orada tedavi etmiş. Tedaviyettikten sonra genç orada onu Dokuz Eylül Üniversitesi’nde ilahiyat fakültesine yerleştirmişler. Orada ilahiyatı bitirmiş. Ilahiyatı bitirdikten sonra muazzam Türkçesi var. Bosna’ya gitmiş. Bosna’da o bölgenin kantom müftüsü. Biz yakinen tanışıyoruz kendisiyle. O camiyi yeniden ayağa kaldırmış ve bizi oraya götürdü. Dedi ki bana senin bugün dedi bütün arkadaşlarla bir yere götürecek. Oraya götürdü.

Cami sıfırdan Türkiye Cumhuriyeti devleti yeniden yapmış. Anlattı caminin Osmanlı’dan kalan hikayesini aynı zamanda da yeni hikayesini anlattı. Gözlerim doldu, içim burkuldu. Bir tarafım sevindi, bir tarafım üzüldü. Dedim ki Müslümanlar her yerde kanları dökülüyor. Her yerde camileri yakılıyor. Ibadathaneleri yakılıyor. Kadınların namusları çocukları kendileri evleri şehirleri yerle ihsan oluyor.


3. Haçlı Seferleri ve Moğol İstilâsının Orğünde Mevlânâ’nın Nefesi: Anadolu’nun Restore Ettiği Kiliseler ve Sevgî Dini

Döndüm geriye Hazreti Mevlânâ Celal Türk’ün Hazretlerinin kendi yaşadığı zamana gittim. Düşündüm. Haçlılar bir taraftan Moğollar bir taraftan Anadolu’ya saldırmışlar. Anadolu’da taş taş üstüne bırakmıyorlar. Camileri yakıyorlar. Tekkeleri yakıyorlar. Kütüphaneleri yakıyorlar. Insanları katlediyorlar. Insanları öldürüyorlar. Kadınların namuslarına ızlarına her şeylerine musallat olmuşlar. Döndüm hızla bugüne Suriye gözümün önüne geldi. Halep gözüme önüne geldi. Halep yanıyor.

Camiler bombalanıyor. Tekke diye bir şey kalmamış. Kütüphaneler parçalanıyor. Ardından Irak gözümün önüne geldi. Irak yerle bir edilmiş. Çağdaş denilen dünya ne kadar bomba deneyecekse Irak’ta ve Suriye’de denemiş. Biraz daha geriye gittim. Aynı şey Bosna’da yaşanmış. Sıbraniska şu anda dokuz bin kişi şehit olmuş. Dört beş bin kişinin ne olduğu belli değil ve binlerce babası belli olmayan Müslüman kadınların mecbur doğduğu çocuklar ve o çocuklar için vakıflar kurmuşlar.

O çocukları şimdi Bosna’daki Müslümanlar yerler rehabilite etmeye çalışıyorlar. Onları bizzat iyi dinledim orada. Kadınları hapsedip günlerce hamile kalsın diye tecavüz edip size bu esnandanilerle bunlarla üzmek istemezdim. Ama dışımızdaki dünyada böyle bir şey var. Ve Hazreti Mevla’na Celal’in romans ettiğinin zamanında da bunlar yaşanıyordu. Aynı şeyleri yaşıyorlardı. Şehirler yıkılıyordu. Şehirler yakılıyordu. Camiler yıkılıyordu, yanıyordu. Ve insanlar perkeliş aldı.

Ve Hazreti Mevla’na Celal’in romans ettiği bu keşme keşin içerisinde beri yenliyordu. Bu keşme keşin içerisinde bataklığın içerisinde gül gibi bir nefes veriyordu. Diyordu ki niye taparsan tap? Bu keşme keşliğin içerisinde Hazreti Mevla’na çevresindeki Hıristiyanlara elini uzatıyordu. Cevresindeki Yahudilere elini uzatıyordu.

Bir taraftan bir taraftan Hıristiyan Haçlı seferleri yapıp Anadolu’yu yakıp yıkarken Kudüs’ü yakıp yıkarken Moğol istilasının altında Anadolu inip inlerken bir nefes, bir ses diyordu ki diyordu ki durun kendinize gelin. Biz insanız. Kendinize gelin. Niye inanırsanız inanın. Neye taparsanız tapın. Yeter ki tövbe edin gelinmiyordu. Ve Anadolu’da bir tane kilise yıkılmıyordu. Ve birden ben bugüne geldim yine.

Gece ya gece insanın geliyor ne geliyorsa bir de görüyorsun ya bir de gördüm ya onlar bombalamışlar camileri. Seksen tane camiden seksen tane camiden sekiz tane cami kalmış. Biz dediler ki dün akşamki sohbetinden Hıristiyanların çok hoşuna gitti. Kilisesini ziyarete gider miyiz? Hızla dedim. Bizim için ibadethane ibadethanedir. Biz ziyaret ederiz. Ondan sonra da konuşuruz dedim. Gittim, görüştüm, konuştum ve kocaman bir fotoğraf çizdim kendime. Size şimdi başka dini meseleler anlatabilirdim.

Size farklı şeyler söyleyebilirdim. Ama şimdi bu keşme keşin içerisinde herkes camileri yakar yıkarken insanları yakıp yıkarken ibadethaneleri yakıp yıkarken Anadolu’dan farkında değiliz. Bir nefes yükseliyor.

Bu nefes aşkın nefesi bu nefes Hazreti Mevlânâ’yla Yunus’la Hacı Bektaş’la Alevi’siyle, Sünnüs’iyle bu toprakların rengiyle karılmış bir nefes açığıyla kapalısıyla iyi dinini yaşayanlar az yaşayanlar çok yaşayanlar karışmış rengar olmuş, mozaik olmuş bir nefes ve onlar bugün için benim tabirimi hoş görün. Empereyalist, Hristiyan ve Yahudiler Avangalistler onların da ikisini birleştirdiler, Avangalist yaptılar. Yoksa birbirleriyle savaşır onlar.

Onlar Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Yemen’de, Afrika’da tam batının ortasında, Oslo’da camileri yıkanırlarken yok ederlerken tekkeleri yıkanırlarken yok ederlerken Anadolu insanı atasının izinden gidiyor. Anadolu insanı bu nefesle nefeslenmiş. Bakın not aldım. Anadolu insanı bütün her yerde camiler, medreseler yıkılırken bir adım daha ileri gideyim, müsaade edin bana.

Diyarbakır’ın içerisinde Diyarbakır’ın içerisinde camiler, mescitler, kütüphaneler bu hende kolaylarından dolayı yakılıp yıkılırken Güneydoğu’da camiler bombalanırken oradaki medreseler yakılırken bakın Anadolu insanı ne yapıyor? Ve biz atalarımızın izinden yürüyoruz. Ne yapıyoruz biliyor musunuz? Bu ülkede neye inanırsa inansın herkesin can güvenliği, herkesin namus güvenliği, herkesin adaleti ve herkesin bu ülkede mutlu, refah ve özgür bir şekilde yaşamasını sağlıyoruz.

Bütün dünyanın diğer bölgelerinde Müslümanların burnları kanatılmayı bırakın namusları kirlenirken Anadolu insanı büyük bir özveri büyük bir sevgiyle bir tane hristiyan vatandaşının bir tane Yahudi vatandaşının bir tane farklı inancı sahip farklı mezhebe meşrebe sahip bir kimsenin rahatsız etmiyor. Artı bu toplumun içerisindeki size şimdi çok enteresan bilgiler verse es geçtiğimiz, görmediğimiz belki de göstermek istemeyen şeyler.

Ben okumayı çok sevmem bu manada ama bunu buradan okumak zorundayım. Hakkınızı helal edin. Biz ne yapıyoruz camiler yıkılırken medreseler yakılırken Müslümanlar katledilirken biz Anadolu olarak ne yapıyoruz? Bu bütün dünyaya bir nefes bütün dünyaya bir ders. Yakın tarihte restore ediler. Edirne merkez büyük sünnabok. Gökçe da Ayia Nikıllo kilisesi. Gökçe da Ayia Marina Rum Ortodoks Kilisesi. Hatay İskenderun Süryanı Katolik Kilisesi. Hatay İskenderun Rum Katolik Kilisesi.

Diyarbakır Sur Ermeni Protestan Kilisesi. Diyarbakır Sur Ermeni Katolik Kilisesi. Gaziantep, Nizip, Fethani Kilisesi. Gaziantep, Şahin Bey, Havra, İskenderun, Arsuz, Mario, Hanna Kilisesi. İstanbul, Edirnekapı, Ayay Yorgun Kilisesi. Hatay, Yayladağı, Rum Ortodoks Kilisesi. Ve Siveti, Stefan kiliselerini Anadolu insanı hepsini de restore edip yeniliyor. Bitmedi.

Son dönem tamamen demirden yapılan ve tadilatı ve tamiratı yedi yıl süre ve restoran restorasyonun bitiminde Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Bey ile Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un katıldığı törenle dokuz yıl sonra yeniden kapılarını açan Siveti Stefan Kilisesi. Anadolu insanı Hasreti Mevlânâ’dan Hacı Bektaş’tan, Yunus Emre’den, Üftat’a Hacı Bayram’dan ve bu ortasından kopup gelen Hoca Ahmet Yesevi’nin talebelerinden yeniden dine ayrı bir soluk getiriyordu.

Bu din anlayışı önce insan diyen anlayıştı. Bu din anlayışı sevginin üzerine kuruluydu. Bu din anlayışı muhabbetin üzerine kuruluydu. Bu din anlayışı aşkın üzerine kuruluydu. Herkes sevmekten bucak bucak kaçarken herkes aşık olmakta bucak bucak kaçarken Hasreti Mevlânâ, Yunus, Hacı Bektaş Veli gibi o büyük insanlar Anadolu’da dini aşkla yoğuruyorlardı. Dünya hamurunu aşkla yoğuruyorlardı. Dünyayı yeniden aşkla dizayn ediyorlardı. Ve aşkın penceresinden bakıyorlardı.

Sevginin penceresinden bakıyorlardı. Aşıklığın penceresinden bakıyorlardı. Insanlara Allah’a aşık olmayı öğretiyorlardı. Insanlara Hazreti Peygamber Salim’le ve Selim’e aşık olmayı öğretiyorlardı. Insanlara bir birini sevmeyin. Birbirine razı olmayın. Birbirine yardım etmeyin. Birbiriyle kol kola yürümenin yolunu anlatıyordu. Kıymetli dostlar. Bundan yıl sonra yüz yıl önce siz bir kimsenin dini ne diye soramıyordunuz. Bu çok ayıp karşılanıyordu.

Hatta Hristiyan’ı, Müslüman’ı, Yahudisi başka bir dinden olanı fark edilmiyordu. Kültür o kadar birbirinin içine girmişti ki bir Hristiyan Ramazan ayında oruçlu gibi davranıyordu. Ramazan’ı bu Müslümanlara saygısından dolayı bir Müslüman da onların dini ve mübarek günlerini saygıyla karşılıyordu. Anadolu ortak yaşamın felsefesini gayri ihtiyarı kendiliğinden kurmuştu. Anadolu ortak yaşıyordu. Bir yaşıyordu, beraber yaşıyordu. Ve birbirlerine asla kem göze bakmıyordu. Yanlış göze bakmıyordu.

Şimdi gelecekte büyük tehlikelerinden bahsetmek isteyip de bahsetmek istemediği noktalar. Bizi bekleyen şeyler yıllardır bu ülkede sağcı solcu kavgası yaptırdılar. Yıllardır bu ülkede Alevi sünnü kavgası çıkarmak istediler. Yıllardır bu ülkenin çocuklarını birbirlerine katlettirmek, birbirlerini öldürmek istediler. Yıllardır insanlar siyasi görüşleri dini manteliteler açısından neredeyse birbirlerini yiyeceklerdi.

Kıymetli dostlar gün bugün ortak yaşamanın fesitesinin oluşturması gerektiği gün, gün bugün biz insanların inançlarını yargılamadan insanların inançlarını ötelemeden insanları ötelemeden insanları yargılamadan kardeşçe yaşayacağımız günler Hristiyan’ın Hristiyanlığına rahat bir şekilde yaşayacağı. Bakın ben otuz yıldan beri din anlatıyorum.

Bunu söyleyen Mustafa Özbağ, Hristiyan’ın Hristiyanlığını rahatça yaşayabileceği Yahudinin, Musevili’nin Musevili’ni rahatça yaşayabileceği kendisini hangi dinden tanımlıyorsa o dinini rahatça yaşayabileceği ortak yaşam felsefesini oluşturmamız gerekir. Bu bizim dinimizde yok değil. Sakın ha. Bunlara da inanmayın. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke henüz daha güçlükken bir Mekke mutabakatı imzaladı. Mekke mutabakatında mutabakat şuydu.

Insanların malları, insanların canları, insanların namusları, insanların haysiyet ve şerefleri mukaddesti. Oraya gelenlerin hiçbirisinin malına, canına kast edilmeyecekti. O mutabakatın altında henüz daha peygamber olmayan Hazreti Muhammed Mustafa’nın imzası vardı. Ardından Hazreti Muhammed’in Mustafa Medine’ye hicret etti ve orada bir İslam devleti kuruldu. Adına böyle bir isimlendirilecekse Hazreti Muhammed şunu diyordu salallahu aleyhi ve sellem.

O Mekke mutabakı, mutabakatı, antlaşması şimdi önüme gelse şimdi yeniden imzalarım diyordu. Çünkü insanların dini ne olursa olsun, dini ne olursa olsun onların malı mukaddesti, onların canı mukaddesti, onların aklı mukaddesti, onların dini, dini kendi inanışı mukaddesti, onların namusu mukaddesti. Hatta rivayetlerde şöyle bir şey vardır. Ebu cehil, Ebu cehidini yapıp birisinin malına el koydu. Hazreti Muhammed salallahu aleyhi ve sellem peygamber o zaman. O peygamberliğini ilan etti.

Müşrikler onunla alay etmek için dediler ki o malına el konulan kimseye. Bir dediler şu ibadet eder. Muhammed var ya böyle boynunu bütmüş olan. Evet. Ona söyle dediler. O senin malını alsın alabiliyorsa. O müşriki gitti. Büyük bir tevazu ile ona dedi ki benim böyle bir sıkıntım var. Ebu cehil benim malıma el koydu dedi. Bana senin yardımın olacağını söylediler. Hazreti peygamber hemen ayağa kalktı. Göğsünü dikti. Ayağa kalktı dedi yürü. Yusra yürüdüler Mekke sokaklarında.

Önde Hazreti Muhammed Mustafa arkasında o müşrik. Ebu cehilin evine geldiler. Hazreti peygamber Ebu cehille seslendi. Dedi ki bu adamın malını ver. Ya parasını ver. Ya adamın malını ver. Ebu cehil onun o cesaretinden, o heybetinden, onun secatından o kadar etkilendi ki o adamın bütün zararını telafi etti. Bakın Hazreti Muhammed Mustafa savunu aleyhi ve sellem Mekke’de müşrik Mekke’de imzalamış oldu.

Altında imzası olan amcasından dolayı imzası olan Mekke mutabakatına Mekke mutabakatına sahip çıkıyordu.


4. Mekke Mutabakatı ve Ortak Yaşamın İslâmî Temeli: Her İnsanın Malı, Canı, Namusu Mukaddestir

Kıymetli dostlar biz kendi ülkemizin kendi vatandaşının malı, canın, namusu, şerefi, haysiyeti bizim olmalı. Bizim hanımlarımız, kadınlarımız, çocuklarımız ne kadar kıymetliyse bir başkasının da hanımı, kadını, çocuğu kıymetli olmalı. Bizim kendi inancımız ne kadar kıymetliyse bir başkasının da inancı kıymetli olmalı. Bizim malımız ne kadar kıymetliyse bir başkasının da malı kıymetli olmalı.

Bizim ülkemiz, bizim insanlarımız, bizim topraklarımızda kadın katliamlarıyla cinsel taciz, tecavüz sözleriyle çocuk istismaklarıyla anılmamalı. Gelin bu ülke bizim, bu topraklar bizim, bu insanlar bizim. Biz nereye gidiyoruz diye kendi kendimizi hesaba çekelim. Başımız açıktı, başımız kapalıydı. Az dinlardı, çok dinlardı. Bırakın bunları. Biz hepimiz insanız. Bu toprakların içindeyiz. Hepimizin namusu hepimizin namusu olsun. Hepimizin şerefi hepimizin şerefi olsun. Hepimizin malı kutsal olsun.

Hiç kimse kimsenin malını çalmasın, çırpmasın, çarpmasın. Hiç kimse hiç kimsenin namusuna çen göze bakmasın. Hiç kimse hiç kimsenin çocuğuna yanlış göze bakmasın. Alın bir çocuğunuzu kucağınıza alın. Bir bakın. Ona kim zarar versin isterseniz? Bakın anne kucağında oturtturmuş. Nasıl orada çocuğunu dört ayet sarılmış. Evet. Bak nasıl kucağında uyutuyor. Hiç kimsenin çocuğuna kem göze bakmayalım. Hiç kimsenin, hiç kimsenin hanımına kem göze bakmayalım.

Ya benim yetiştiğim delikanlılık raconumda ben İzmir’in Bayındır kazasındayım. Ben bunu böyle met etmek için söylemiyorum. Benim yaşadığım, gençliğim zamanında öyle milletin millet adı çıkmış. Yok Edirne çok içki içiyormuş da. Yok Tekirdağ çok içki içiyormuş da. Bizim Bayındır’ın yanında su dökemezler. Tabii. O gün için biz birinciyiz. Nüfus oranına göre en fazla içki tüketen yer İzmir’in Bayındır kazasıydı. Nüfus oranına göre ben oranın delikanlısıydım. Ben oranın çocuğuyum.

Ve bizde racon şuydu. Bir erkek bir kadına el kaldırıyorsa erkek değildir. Racon buydu. Eşini döven adamdan sayılmazdı. Ve bir kimse ben bunu da tasvip etmiyorum. Namus haricinde bir kadını öldürürse kendi ailesi dahi ona sahip çıkmazdı. Biz bu kültürde büyüyen insanlık ne hale geldik? Biz insanların namusuna musallat olmaya başladık. Biz ne hale geldik? Çocuklara musallat olmaya başladık.


5. Ortak Yaşam Felsefesini Şehirlerimizde Kurmak: Kapılar Açık Dergahlar, Ücretsiz Hizmet ve Bayındır’dan Bir İlk Cuma

Kıymetli dostlar ülke hızla şehirleşirken ortak yaşamanın ortak yaşamın ölçüsünü kendisi bulmalı. Her şey yukarıdan beklenmemeli. Bizim bu sene o yüzden Hazreti Mevlânâ da ortak yaşam felsefesini ortaya koymamızın sebebi bu. Biz ortak yaşamanın ortak düşünmenin ortak bir hedefe gözlenmenin yolunu bulacağız inşallah. bakın kapı açık. Hiç kimsenin hiçbir şeyini sorgulamadık. Bizim bütün sohbetlerimiz, bütün çalışmalarımız herkes açık.

Hatta bazen böyle sivri polis arkadaşlar gelirler, oturun derler. Çayınızı için, çorbanız için bakın seyredin, edin. Varsa biz eksiğimiz, kediğimiz, yedin. Biz kapalı gizli bir şey değiliz. Bursa’da dört yüz elli yıllık bir meyvevi tekkesi var. Dört yüz elli yıl meyvevi tekkesinde her gece sema var. Halk açık, ücretsiz. Her gece. Yıl üç yüz altmış beş gün. Bir gün yok. Onda kapalı spor salonunda yapıyoruz. Önümüzdeki cumartesi akşam Bursa’da kapalı spor salonunda şey var üst önümüz var.

Öyle özür dilerim. Biraz böyle hava atar gibi olmasın. Dünyanın en kalabalık semazen topluluğu bizde. Dünyanın ve cumartesi gün böyle bir muhteşem program olacak. Ama bir şey söyleyeyim. Bursa’da çama sıkılsın biraz. Burası çok muhteşem oldu bu yüzden. Bizim Şeybazı programları yıllardan beri ilk Tekirdağ’da başlıyor. Bunun da bir özelliği var sizde. O yüzden hatta Erdoğan bu sene dedi ki dedi hep Tekirdağ’dan başlıyor ilk birinci program. Bizim de birinci programımız Tekirdağ oldu.

Hepinize saygıyla, hürmetle, sevgiyle selam dilerim. Ben düsürürüm. Yine sohbet hazırladım ama hiçbirisini okuyamadım yine. Hakkınızı helal edin. Birazdan sema edeceğiz. Kalabalık sizi daha fazla yormak istemiyorum. Sema da bizim semazenler her çarpta Allah der. Bizim hiçbir programımız ücretli değildir. Biz ücretsiziziz. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Birisinin peşinden gideceksiniz. Din adını sizden ücret almayacak. Kırkta bir ek olmayacak. Zekatlarınızı bize verin demeyecek.

Nerede? Zekat fukaranın hakkıdır. Ben fukara değilim hamdolsun. Allah önünde fukarayım. Kendi derdinde fukara değilim. Hala da Emekliyim. Bağkur’da, İstanbul’dan ama ben çalışmaya devam ediyorum. Biz dini çalışmalarımızdan asla ücret almayız. Hiçbir kurstan, hiçbir semadan, hiçbir toplantıdan hiçbir şeyden ücret almayız. Bizim ücretimiz yok. Biz Allah razı olsun demesini dahi beklemiyoruz. Alkışlanmasını da beklemiyoruz. Biz geliyoruz Allah için.

Burada Sayın Valimi tanıdık, belediye başkanını tanıdık, sayın başkanlarımızı tanıdık, rektörümüzü tanıdık, Allah razı olsun. Hazırını tanıdık, il başkanı, başkan yalancısını tanıdık, sevdik birbirlerimizi, Allah razı olsun. E ben bir de işaret bir şeyini patladıydım. Ben Musi yazıcı onunun Allah rahmet eylesin. Iıı kocakları genel başkanıken ben de Bayhinder’da yönetim kulunda görevdeydim. O yüzden bundan da mutluluk diyorum, bundan üzülmüyorum. Orada aldık ilk terbiyeyi.

Başka bir yerde almadık. Büyüklere saygıyı orada öğrendik terbiyeyi orada aldık ilk önce. Başka bir yerde aldık desek ihanet etmiş oluruz. İlk cumayı orada kıldım ben. Ya bir genelge geldi bütün herkes cumaya gidecek diye biz o cumaya gittik biz. Hiç o güne kadar cuma akılmamıştım ben. E genelge geldi. Genel merkezden. Dediler ki yönetim kurulu her yönetim kurulu cumaya gidecek. Baktık. Cumayı indi gelmiş bize. Tamam. Biz cumaya gittik. İlk cumaya ben öyle gittim. E öyleydi o zaman için.

bir de gittik bir de yandan yandan bakıyoruz kim bize bakıyor, kim bakmıyor diye. Ondan sonra seni çünkü bizi camide görünüyorduk. gidince böyle zaten bir baktılar. Lan bunlar camiyi mi basmaya geldiler filan diye. Neredeyse korumayı alacaklar camiye bizden. Dedik sakin olun. Yok biz cumaya geldik dedik ya. Camiyle işimiz yok bizim dedik. Cumaya geldik dedik. Şimdi tam burada arkadaşlarla dostlarla tanışınca daha büyük bir mutluluk dedim. Tabii sizler zaten her sene görüşürüz konuşuruz.

Ayrı bir mutluluk. Sema’da biz Allah diyoruz. Bu tekerlemi yapıyorum çok kızıyorlar. Sema’dan para alanlar. Biz kaç para kaç para kaç para diye dönüyoruz. böyle düğünlere giderler ya düğünlerde böyle eğlendirmek için gidenler adam çalar şimdi. Lan verecek mi o parayı? Gırtın, gırtın, gırtın, gırtın. Böyle onun sizi eğlendirmesini istiyorsanız baştan verin parayı. Adamın aklında kalmasın. Ben düğünü bitirince buradan para alacağım mu almayacağım mı?

Veya bu evlendiği bitirince para alacağım mu almayacağım mı? Aklında kalmasın. Ver parayı coştursun seni. Hiç sıkıntı yok. Bu onun gibi bir şey. Sakın ha kapının önünde heybe yandım ama size doldurur olacağım. Şimdi önceden dervişlerin heybesi varmış. Bu aksesuarının içerisinde dervişlerin heybesine yardım etmek isteyenler akça koyarlarmış, ekmek koyarlarmış, ihtiyaç görsün diye heybesine. Derviş çünkü isteyen değildir. Şeye billah demez derviş.

Ihtiyaçını Ama yan cennet koy der gibi heybesi var. Bizim heybemiz yok. Başkan verdi. Benim ben heybeyle gelmedim. Heybeyle gideceğim şimdi ama başkan verdi. Başkan hediye etti. Size dolduracağım merak etmeyin. Biz Allah’ın zikrediyoruz. Biz Allah’ın zikredmeyiz. Bizim derdimiz bu. Bizim derdimiz bizim insanımız, bizim milletimiz, bizim topraklarımız, bizim devletimiz, bizim derdimiz Kur’ân, Sünnet başka bir şey değil. Bu dertle yoğrulanlardır inşallah. O yüzden Allah’ı zikredeceğiz şimdi.

Hep beraber siz de zikredelim.


6. Müjde: Allah İçin Toplanan Meclisin Af Fırsatı — Zikrullahın Şartlarını Reddeden Serbestliği

Size din satmak istemiyorum ama bir müjde vermek istiyorum. Müjde şu, insanlar birbirlerine akraba olmadıklar halde. Bir birlerinden menfaatler olmadıklar halde. Birbirleriyle aynı kavimden olmadıkları halde Allah için severler, bir yere toplanırlar, orada Allah’ı zikrederlerse oradan af olmuş olarak kalkın bizden. Müjde bu. Akraba değilim. Aynı kavimden de değiliz. Mahsi bir menfaatimiz de yok. menfaattayken ücret alınırlar. Size de ücret vermeyeceğim. Böyle bir şey de beklemeyin ha.

Ya biz geldik programa katıldık. Ya bu kadar da seni dinledik. biraz bir şey bize vermeyecek mi derseniz yok. gerçekten yok. Samancı gibi yapayım. Ama Allah’ı zikredin manevi heybeyi doldurup gideceğiz burada. Ve oturduğunuz yerde bir sefer Allah deseniz, çağına gönülden Mevlüt Hanım’ımız var ya ne diyor? Aşk ile Allah dese insan dökülür cümle günahlar mislihaza. Zikir için abdesti, oruçtu, kıbleydi, şuydu buydu yok. Hiçbir ritüeli yok. Hiçbir ön hazırlığı yok.

Yolda giderken bile Allah Allah Allah Allah yürüyün. Yemek yapıyorsunuz. Allah Allah Allah karıştırın. O sizin yemeğinizi sevmeyen adam var ya alacak. Işecek. Soracak. Bu yemeği sen mi yaptın? Ne demek ya? Ya çok lezzetli olmuş da Allah da bu kafasına Tamam onca yemek yapmışım. Ama zikrullahla yapınca yemeğin tadı bile değişir. Sizin bile tadınız değişir. Bakışınız değişir. Görüşünüz değişir. Al kim Allah’ı zikrederse Allah onu zikreder. Dikkat edin.

Kim Allah’ı zikrederse Allah onu onun meslevi, meşlevi, dini hayatı değil. O Allah’ı zikretti. Kim Allah’ı zikrederse tekrar söylüyorum. Allah da onu zikreder. Semada ve zikirde buluşacağız. Hakkınızı helal edin. Gecenin gayret olsun. Mutlulukla dolayı gerçekten çok sevişim, çok mutluyum. İnananın orada da çok mutlu oldum ki. Ayrı ayrı hepinizin elinden evvelin. Selamünaleyküm.


Kaynakça ve Referanslar

  • Hazreti Mevlânâ ve Şeb-i Arûs (Vuslat Gecesi) geleneği: Sultan Veled, İbtidâ-nâme; Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn; Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlânâ Celâleddîn
  • Mevlânâ’nın Haçlı ve Moğol istilâsı döneminde yaşaması (1207-1273): Franklin D. Lewis, Rumi: Past and Present, East and West; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye; Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu
  • “Ne olursan ol yine gel” — Mevlânâ’ya atfedilen rubâî: Dîvân-ı Kebîr (Rubâiyât kısmı); Şefik Can, Mevlânâ’nın Rubaileri (bu mısraların Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr’a da atfedildiği akademik tartışma)
  • Mesnevî’nin ilk beyti “Dinle neyden”: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. Cilt, 1-18. beyitler
  • Bosna Savaşı ve Srebrenitsa soykırımı (1995) — Müslümanlara yönelik katliam: BM Srebrenica Raporu (A/54/549, 1999); Uluslararası Adalet Divanı, Bosnia and Herzegovina v. Serbia and Montenegro (2007); Noel Malcolm, Bosnia: A Short History
  • Haçlı Seferleri ve Selçuklu-Anadolu: Işın Demirkent, Haçlı Seferleri; Steven Runciman, A History of the Crusades
  • Moğol istilâsı ve Anadolu’nun yakılıp-yıkılması (Kösedağ 1243 sonrası): İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-Alâiyye; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh
  • Türkiye’de restore edilen kiliseler (Edirne Büyük Sinagog, Sümela, Sveti Stefan/Demir Kilise, Akdamar, vs.): T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Restorasyon Kayıtları; Sveti Stefan açılışı 7 Ocak 2018 (Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan ve Başbakan Boyko Borisov)
  • Hılfu’l-Fudûl (Erdemliler Anlaşması/Mekke Mutabakatı): İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye I/133-135; İbn Sa’d, Tabakât I/128; Ahmed b. Hanbel, Müsned I/190 (“Şimdi çağrılsam yine icâbet ederim”)
  • Medîne Vesikası (Medîne Sözleşmesi): İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye I/501-504; Muhammed Hamîdullah, el-Vesâiku’s-Siyâsiyye — İslâm’ın ilk yazılı çok-kültürlü anayasası
  • Ebû Cehil’in gasbı ve Peygamber’in mağdurun hakkını alması: İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye I/134-135
  • Gayri müslimlerin can, mal, ırz ve din emniyeti: Bakara 2/256 (“Dinde zorlama yoktur”); Mümtehine 60/8-9; Buhârî, Cizye 17; Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Harâc
  • Allah için toplanan meclis ve af müjdesi: Müslim, Zikr 38-39 (“Bir topluluk Allah’ı zikretmek için bir araya gelirse melekler onları kuşatır, Allah katında anılırlar, günahları affolunur”); Tirmizî, Daavât 7
  • “Beni zikredin ben de sizi zikredeyim”: Bakara 2/152
  • Bursa Karabaş-ı Velî Dergâhı’nda kesintisiz sema geleneği: Tasavvuf Vakfı Arşivi; Mehmet Demirci, Mevlevî Âdâb ve Erkânı
  • Mevlid-i Süleymân Çelebi: “Aşk ile Allah dese insan / Dökülür cümle günâhlar misli hazan”: Süleyman Çelebi, Vesîletü’n-Necât (Mevlid-i Şerîf)