Nefis: Kadınların Mahramsız Seyahati: Hanefi ve Şafi Görüşleri
İslam dünyasının bu mesele hakkında bir ittifakı yoktur. Hanefiler, bir kadının yanında mahremi olmaksızın seyahat etmesine müsaade etmemişlerdir. Hanefilerin kendi içerisinde bir ittifakları vardır ve bu ittifaka göre bir kadının yanında mahremi olmaksızın seksen kilometre ileriye gitmesi mümkün değildir. Şafi uleması ise yanında güvenlik söz konusu olursa buna müsaade etmiştir.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu meselede doğrudan uygulaması mevcuttur. Bir kabilenin reisinin kızı Medine’ye getirilmiş, esir alınmıştır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu duruma üzülmüş ve o kadının güvenliğini sağlamak için yanına on kişilik bir askeri birlik vererek onu tekrar babasının yanına göndermiştir. Burada dikkat çeken husus, Hazreti Peygamber’in kadının yanına bir mahrem değil, güvenlik unsuru koymasıdır.
Bu uygulamadan hareketle, güvenlik sağlanıyorsa bayanların şehirler arası yolculuk yapmasına zaruret söz konusu olursa müsaade edilebilir. Hanefiye göre düşünürseniz bu mümkün değildir, ancak din yaşanmak içindir. Kuran, Sünnet ve imamların içtihadı bir tek imamın değildir. Hanefiye bakarız, orada bir problemi çözemezsek diğer mezheplere bakabiliriz. Diğer mezheplerden yaşanabilir bir çıkış noktası varsa uygulayabiliriz.
Günümüzde üniversitede okuyan kızlar, bir yerde çalışan bayanlar veya seyahat etmesi gereken kadınların önünde Hanefi fıkıhçılığının ittifak halinde verdiği bir fetva durmaktadır. Ancak Şafi fıkıhçıları bu noktada müsaade etmişler ve bu müsaade ayağı yere basan, Hazreti Peygamber’in uygulamasına dayanan bir içtihattır.
Bir hadis-i şerifte de bildirilmiştir ki, dünya öyle bir hale gelecektir ki bir kadın kendi bulunduğu yerden çıkıp Kabe’yi tek başına gidip gelecektir. Bu, güvenlik açısından dünyanın tamamının İslam ile huzura kavuşması ile alakalıdır. Ancak güvenli olmayan yerlerden -Suriye, Irak, Mısır, Lübnan gibi bölgelerden- hiç kimsenin seyahat etmemesi gerekir.
Kırk Hadis-i Şerif Ezberleme ve Amel Etme
Bir şeyi ezberlerken, bir şeyi okurken amel etmek kastıyla ezberleriz. Sufiler ilim satmak için uğraşmazlar, amel etmek için uğraşırlar. O yüzden bir şeyi okurken, bir şeyi ezberlerken amel etmek kastıyla hareket etmek esastır.
Muhakkak kırk hadis-i şerif ezberini tutan kimseye cehennem haram olur. Bu aziz bir şereftir. Ravileriyle ezberleme şartı ilim ehli için geçerlidir. Ancak sohbet ehli olan kimseler için bu şart yoktur. Önemli olan hadisleri ezberleyip onlarla amel etmektir.
Akik Yüzük Sünneti ve Takı Meselesi
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri akik yüzük takmıştır. Üzerinde başka bir aksesuar olarak hiçbir şey yoktur. Erkekler takacaklarsa sünnet olan tek bir akik yüzüktür. Bu akik taşı o kimsenin eline değecek şekilde takılır.
Mühür kullanan devlet başkanları ve idareciler mühürlerini serçe parmaklarında taşırlardı. Çünkü mühür kimin eline geçerse herhangi bir emrin altına mührünü vuracak, imzalayacak ve o kamunun yerine geçecektir. Bunun haricinde bir erkeğin parmağına başka bir şey takması sünnetten değildir. Ancak takan kimse için haram hükmü verilmez; kendince bir süs yapmış, kendi tercihidir.
Tesettür ve Başörtüsünde Kültürel Çeşitlilik
Bir kadının başını örtmesi, kollarını, bacaklarını, el bilek kemiğinden aşağısı ve yüz harici her yerini örtmesi tesettürdür. Neyle örttüğüne bakılmaz. Bu mesele zaman zaman siyasi tartışma haline gelmektedir, ancak bu dinin işi değildir. Din bu hükmü genel kaide olarak vermiştir.
Ege Bölgesi’nde eski kadınlar peşteman giyerlerdi. Karadenizlilerin peştemanı farklı, Ege’ninki farklıydı. Düğünlerde ipeklisini giyerler, normal zamanlarda siyah kara örtü takarlardı. Her bölgenin kendi kültürü, kendi giyim tarzı vardı. İslam bu tip yöresel, geleneksel, kültürel farklılıklarla savaşmamıştır.
Türklerin Müslüman olmasındaki en büyük etkenlerden birisi de İslam’ın bu yüzüdür. Orta Asya kavimleri bir şeyi dayatmayı, diretmeyi kabul edecek bir karakter taşımamaktadır. İslam’ın bu hoşgörüsü ve esnekliği, Türklerin gönülden İslam’a girmesinde belirleyici olmuştur.
Saptırıcı Cemaatlerin Peşinde Gidenlerin Durumu
Bir kimse göz göre göre, bile bile Kuran ve Sünnet’in dışında bir şeyin peşinde giderse, o kimse için ‘ameller niyetlere göredir’ hadis-i şerifinin hükmü uygulanamaz. Haramda, küfürde, şirkte herhangi bir noktada göz göre göre zararda hikmet aranmaz.
Din Kuran ve Sünnet’tir. Kuran ve Sünnet’in dışında olan bir şeyde hikmet aranamaz. İçki içmek haramdır, bundan hikmet aranmaz. Allah’a şirk koşmak en büyük günahtır, bundan hikmet aranmaz. Haksız yere adam öldürmek, canlı bomba olmak, uyuşturucu kullanmak… Haramlar bellidir, yasaklar bellidir, din bellidir. Din yeniden oluşmamaktadır.
Helal Et ve Tavuk Ürünleri Meselesi
Herkes yediklerinden sorumludur. Takva dairesi ister ki insanlar üzerinde besmele çekilerek kesildiği bilinen hayvanlardan yesinler. Ancak bir Müslüman ülkede, İslami bir memlekette kesilen hayvanların üzerine şek şüphe yapmak biraz fazla şüpheciliktir.
En azından aldığımız bütün ürünlerin üzerine besmele çekerek yemeye gayret etmeliyiz. Küçük kasabalarda yaşayanlar bildikleri kasaplardan alırlar. Büyük şehirlerde ise insanlar tanıdıkları, güvendikleri bir yerden almalıdırlar.
Takke ve Sarık Sünneti: Tarihsel Gerçekler
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin adeti başını örtmekti. Başını örttüğü şey takke değildi. Başı örtmek sünnettir, ancak takke takmak tek başına sünnet değildir. Hazreti Peygamber özellikle müşriklere, Yahudilere ve Hristiyanlara benzememek isterdi.
Sarık, Bedir Savaşı’ndan kalma bir sünnettir. O gün müşrikler Müslümanlar gibi giyinip davranmaya başladılar. Cebrail aleyhisselam ve melekler başlarındaki sarıkla geldiler ve sarık takmak Bedir’den sonra sünnet oldu. Sarık siyah, beyaz, kırmızı, pembe, yeşil her renkte olabilir.
Osmanlı döneminde fes bile Türklerin kültürü değildi; batılılaşmanın son döneminde Osmanlı’ya girmiştir. Ondan öncesinde keçeden arakiyeler, kalpaklar ve Orta Asya’da hala giyilen börtler vardı. Börtlerin kendi içinde bir dili vardı; büyüklüğüne göre sultanın hakimiyeti anlaşılırdı.
Günümüzdeki takkelerin de yavaş yavaş Yahudi kipası haline getirildiğinin farkında değiliz. Benzemekten uzak durmak da sünnettir. Bir kimsenin Yahudi’ye, Hristiyan’a, müşrike benzememeye çalışması ibadettir. Çünkü insan kendini neye benzetirse kalbi o tarafa meyil eder.
Yahudi Mallarını Boykot ve Büyük Alışveriş Merkezleri
Gönül arzu eder ki bütün Müslümanlar tüketim maddelerinden hızla kaçsınlar, az tüketsinler, tüketirlerken de yerli ürünleri tercih etsinler. Gönül arzu eder ki Müslümanlar büyük alışveriş merkezlerinin kapısından içeri girmesinler, bankadan içeri girmesinler.
Emperyalist devletlerin içimize soktuğu her türlü yapılanmadan uzak durulmalıdır. Bir dönem büyük alışveriş merkezlerinde mescit yapılması tartışması çıktı. İnsanlar bu merkezlerin yıkılmasını istemek yerine içini İslamileştirmeye çalışıyorlar. Oysa bu yapıların içinde her türlü fuhşiyet, şeytaniyet, heva ve nefsaniyet mevcuttur.
Sadece bir markayı boykot etmekle mesele çözülmez. Bataklık başka yerdedir. Masonları, Tapınakçıları, onların güdümündeki şirketleri, o şirketlerin güdümündeki medyayı, o medyanın güdümündeki siyasileri de boykot etmek gerekmez mi? Tek bir ürünü boykot edip geri kalan sisteme teslim olmak tutarsızlıktır.
Kredi Kartı ve Faiz: Annesiyle Kabe Duvarında Zina Hadisi
Herkesin cebinde kredi kartı var. Olmayan parayı harcıyor, sonra faizini ödüyor. Kim faizle iştigal ederse, almış, vermiş, satmış, kağıtçılık yapmış… Hadis-i şerifte buyurulmuştur ki faizle uğraşan kimse, annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi olur.
Bu hadis-i şerifi televizyonda söylediğimde büyük tepki geldi. Hoca hükmünde bir kimse bile ‘Hazreti Peygamber böyle söylemez’ dedi. Ne yazık ki söylemiştir. Bu hadis insanları rahatsız ediyor, ancak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin konuştuğunu konuşmak da sünnettir.
Gücünüz yettiğince faizden uzak durun. Kredi kartı almayın, ödeyemiyorsunuz ama harcıyorsunuz. Maaş kartı kullanın. Bir arkadaş iki yüz kere kredi kartını kırdı, tekrar gönderiyorlar. Bankalar bırakmıyor insanları. Allah muhafaza eylesin.
Müslüman Erkek ile Ehli Kitap Kadın Evliliği
Müslüman bir erkek Yahudi veya Hristiyan bir kadınla evlenebilir. Bu Kuran-ı Kerim’de açıkça izin verilen bir durumdur. Ancak Müslüman bir kadın Hristiyan veya Yahudi bir erkekle evlenemez. Bu hüküm nettir ve tartışmaya açık değildir.
Türkiye’de İslami Bankacılık ve Kurum Eleştirisi
Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik bir hukuk devletidir. Bütün yasaları herkes için geçerlidir. Bu hukuk sistemi içinde İslami bir kurum veya kuruluş olması mümkün değildir. Faizsiz banka denilen kurumlar da sonuçta bankacılık üst kurullarına, icra ve iflas hukukuna, Türkiye’nin genel hukuk sistemine tabidir.
Hiçbir resmi kurum ve kuruluş İslami değildir. Buna camiler, okullar, yurtlar, dershaneler, partiler dahildir. Camide imamlık yapan da devletten maaş alıyor, polislik yapan da devletten maaş alıyor. Hangisini hangisinden daha kutsal göreceğiz?
Dini kurum nedir? Bir yerden hiçbir ücret alınmıyorsa orası dini kurumdur. Ücret varsa orası ticaret hanesidir. İlahiyat fakültesini bitirip müftü olan da, tıp fakültesini bitirip doktor olan da aynı devletten maaş almaktadır. Birini kutsal diğerini gayri kutsal ilan etmek aldatmacadır.
Nefis Mücadelesi: Kendini İyi ve Kötü Görme Tuzağı
Nefis mücadelesinin en tehlikeli boyutlarından birisi kendini iyi görmektir. Eğer sen kendini iyi görüyorsan nefis seni aşağı çekmek isteyecektir. Meşhur sözdeki gibi ‘eyler yahşi ben yaman, eyler arpa ben saman’ diyebilseydin nefis çıldıracak, ‘hayır sen çok iyisin’ diyecekti.
Sufi hep kendini eksik, noksan, zararda görür. Sufi hep kendini yanlışta görür. Eğer sen kendini zaten iyi görüyorsan, nefis seni almış kucağına, boyuna hop atıp duruyor. Bir de seni ‘sen kötüsün, sen edepsizsin’ diyerek ümitsizlik çukuruna götürüyor, bataklığa iyice batırıyor.
Çıkış yolu şudur: ‘Ben ne kötü bir insanmışım’ de, bak o zaman nefis sana ‘sen ne iyi bir insansın’ diyecek. Her zikrullah bittiğinde ‘daha iyi zikir edemedim’ de, nefis sana ‘affoldun’ diyecek. Nefsin sesi hiç bitmez. O yüzden kendimizi hiçbir ibadet ehli olarak görmeyelim, hiçbir ameli biz yapmadık diyelim. Kendimizi iyi görmek ayrı bir nefis mücadelesidir.
Liyakat Meselesi: Devletlerin Yıkılma Sebebi
Devletlerin yıkılma sebeplerinden birisi, bürokrat ve memurların liyakata göre değil kayırmacılıkla iş başına getirilmesidir. Bir kimsenin o meseleye ehil olup olmadığına bakılmaksızın insanların o makamlara, mevkilere getirilmesi yıkımın başlangıcıdır.
Osmanlı’da ne zaman yeniçeri ağalarına rüşvetler geçmeye başladı, ne zaman kayırmacılık yaygınlaştı, ne zaman ehliyetsiz insanlar değişik yerlere gelmeye başladı, Osmanlı battı. Medreselerin başındaki alimler liyakatlı değildi, tekkelerin başındaki şeyhler liyakatlı değildi, askeriyenin içindekiler liyakatlı değildi.
Tekkelerde bozulma nasıl başladı? Şeyh makamını oğluna bıraktı. Oğlun liyakatı var mı yok mu kimse bakmadı. ‘Göl yatağında balık eksik olmaz’ dediler. Oğlan oturdu oraya, dergah o sülalede kaldı. Babadan oğula, babadan oğula… Çile çekmemiş, dergahın tozunu yalamamış, hizmetini yapmamış kimseler makam sahibi oldu.
Ayet-i kerimede buyurulmuştur: ‘Allah emanetleri ehline vermenizden hoşnutluk duyar.’ Bu ayet Mekke’nin fethinde nazil olmuştur. Hazreti Ali Kabe’nin anahtarını almıştı, ancak Hazreti Peygamber anahtarı yüzyıllardır Kabe’ye hizmet eden o aileye iade ettirmiştir. O kimse de bu adaletten etkilenerek Müslüman olmuştur.
Kişisel Deneyimler: Orman İşletme Müdürlüğü’nde Yolsuzlukla Mücadele
Bir sene içerisinde üç farklı yere tayin edildim. Önce muhasebede teminat mektuplarını yazıyordum. Tüccar parasını yatırmamış, ben teminat mektubunu bozdurmaya kalktım. Devletin parası, ortalık ayağa kalktı. Benden sıkıntı gördüler, yol inşaatına gönderdiler.
Yol inşaatında adam yangın koruma yolu açmış, iki bin beş yüz metre yazmış. Gittim ölçtüm, iki bin iki yüz metre. Üç kere ölçtüm, hep iki bin iki yüz. İmza atmadım, üç yüz metrelik farkı onaylamadım. Oradan da şutladılar.
Başka bir yerde iki bin metre boru satılmış. Ne boru meydanda, ne döşendiği meydanda. İmzalamadım. ‘Boruları göreceğim’ dedim. Tek tek saydım, inceledim, işaretledim. Hakkımı savundum. On iki yaşımda ülkü ocaklarında muhasipken de hakkı savundum, devlette de savundum. Herkes elindeki işi gücünün yettiğince en iyi şekilde yapmaya çalışsın.
Evlilik, Nikah ve Düğün Meselesi
Düğün yapılamayacaksa nikahı önceden yapıp ayrı evlerde oturmanın mantığını anlamakta güçlük çekiyorum. Madem babasının anasının yanında duracak, neden nikahlanacak? Üç gün, beş gün, on gün, hadi bir ay beklemek anlaşılabilir. Ama beş ay, altı ay, bir sene bekleyenler var. Bu normal bir şey değildir.
Taraflar birbirlerini kolaylaştırsınlar. Bir adam evlenecek mi? Hazırdır. Bir kız evlenecek mi? Evlendir, hazırdır. Sünnet’e uyumaya çalışın. Batı’nın bizim içimize koyduğu popüler kültüre karşı dayanın. Evlenecek olan iki dakikada evlenir biter.
Kuran ve Sünnete göre bir erkekle kadın evlilik için üç sefer konuşabilir, bu helaldir. Nikahsız dördüncü konuşma zina hükmünde haramdır. Bir kadın yüz sefer boşanıp yüz sefer evlense helaldir. Ama bir erkekle kadın nikahsız bir sefer ilişkiye girerse haramdır.
Elimizde örnekler var. Bir arkadaş gece nikahlanıp ertesi gün evine götürdü. Başka bir arkadaş tek kelime itiraz etmeden ‘nasıl istiyorsanız öyle olsun’ dedi, tık tık bitti. Evlenecek olana evlenmek beş dakikadır. Anne babalar çocuklarınıza ‘istediğinle evlendireceğim, yanlış yapma’ deyin. Kızlar erkekler birbirinizi aldatıp kandırmayın.
Sosyal Medya, Fotoğraf Paylaşımı ve Ahlak Eleştirisi
İnsanlar fotoğraf paylaşımında ölçüyü kaybetmiş durumda. Herkesin elinde cep telefonu, sürekli kendi fotoğrafını çekiyor. Adam karısının koltuğunun altına girmiş fotoğraf çektirmiş. Kime çekmiş onu? Birisi çekti o fotoğrafı. Yazıktır, günahtır.
Sosyal medyada tahrik edici fotoğraflar paylaşılıyor. Erkekler de kızlar da aynı; müşteri arıyorlar kendilerine. Seviyesizlik. Fikriyle, imanıyla, zikriyle, vakarıyla, Kuranıyla, sünnetiyle öne çıkmak yerine fikirsiz, ilimsiz davranıyorlar. Edebinle, terbiyeyle, ahlakınla dur orada. Fikrinle anlat, zikrinle anlat, Kuran anlat, Sünneti Resulullah anlat sabahtan akşama kadar.
On beş günde bir sırf arkadaşlık ettirilen gençlerin mesajlarına cevap vermek için sosyal medyaya giriyorum. Görmek istemiyorum, kapatacağım. Orada bir derviş var ama kızla erkeğin nahoş görüntülerini görmekten içim iğreniyor. Onlar fahşiyet için, heva ve heves için yaptılar bunu. Biz Kuran ve Sünnet için o platformları kullanalım.
Yunus Emre ve Mevlana Hakkında Uydurma Sözler
‘Yunus Emre, Mevlana’nın Mesnevi’sini okuyunca çok uzun olmuş demiş ve ben olsam ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm derdim demiş.’ Bu tür sözler insanların kendi kendilerine, kendilerince uydurdukları sözlerdir. Yunus gibi bir kimse, Hazreti Mevlana gibi bir arifi küçümseme noktasında durmaz. Bu ariflerin, bu dostların sözleri değildir.
Kaynakça ve Referanslar
Hadis-i Şerif Kaynakları
- Kırk hadis-i şerif ezberleme fazileti: Nevevî, el-Erbaûn (Kırk Hadis); İbn Hacer el-Askalânî, Bülûğu’l-Merâm
- Ameller niyetlere göredir hadisi: Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1; Müslim, İmâre, 1907
- Faizle iştigal eden annesiyle Kabe duvarında zina etmiş gibidir hadisi: İbn Mâce, Ticârât, 58; Hâkim, Müstedrek, II/37
- Kadınların mahramsız seyahati hakkında hadisler: Buhârî, Taksîru’s-Salât, 4; Müslim, Hacc, 424
- Bir kadın tek başına Kabe’ye gidip gelecek hadisi: Buhârî, Menâkıb, 25 (Adiy b. Hâtim rivayeti)
- Hz. Peygamber’in akik yüzük takması: Müslim, Libâs, 2094; Ebû Dâvûd, Hâtem, 4224
- Sarık sünneti (Bedir Savaşı): Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr; İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk
- Kırmızı elbise yasağı: Ebû Dâvûd, Libâs, 4070; Nesâî, Zînet, 5316
- Kim bir kavme benzerse onlardandır hadisi: Ebû Dâvûd, Libâs, 4031
- Vücutta kalp sağlamsa diğer organlar da sağlamdır hadisi: Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 1599
- Emanetleri ehline verin hadisi: Buhârî, İlim, 2; Tirmizî, Fiten, 2166
Ayet-i Kerime Kaynakları
- Emanetleri ehline verin: Nisâ Sûresi, 4/58
- Ehli Kitap kadınlarıyla evlilik izni: Mâide Sûresi, 5/5
- Tesettür ayetleri: Nûr Sûresi, 24/31; Ahzâb Sûresi, 33/59
- Faiz yasağı: Bakara Sûresi, 2/275-279; Âl-i İmrân Sûresi, 3/130
- Şirk en büyük günahtır: Nisâ Sûresi, 4/48; Lokmân Sûresi, 31/13
Fıkıh ve Tasavvuf Kaynakları
- Hanefi mezhebinde kadınların seyahati: İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, II/464-466; Kâsânî, Bedâiü’s-Sanâi, II/124
- Şafi mezhebinde kadınların seyahati: Nevevî, el-Mecmû, VIII/49-52; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I/512
- Nefis mücadelesi ve kendini iyi görme tehlikesi: Kuşeyrî, er-Risâle (Nefis bahsi); Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, III (Rub’u’l-Mühlikât)
- Liyakat ve emanet: Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye, Bâbü’l-Vezâre; İbn Haldûn, Mukaddime, III. Kitap
- Tekkelerde liyakat kaybı ve Osmanlı’nın çöküşü: Mustafa Kara, Tekke ve Zaviye; Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi