Mesnevi Şerhi (2300. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2300. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız.
Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftal zikir faemennahu ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah. Muhammedahhamdülillahi rabbilemin. >> Amin. Selamünaleyküm. >> Aleykümselam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. >> Amin. >> Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. >> Amin. >> Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti. Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. >> Amin. >> Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. >> Amin. Nerede. Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede. Müslümanlara haksız hukuksuz davranılıyorsa, nerede. Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları ayakları altına alınıp çiğneniyorsa. Cenâb-ı. Hak bu zalimlerin hepsinden. Müslümanların intikamını aldırsın. Amin. >> Bu zalimlerin hepsini de yerle eylesin. >> Amin. >> İsrail ve destekçilerini yerleyin. >> Amin. >> Doğur. Türkistan’a ve. Filistin’e yardım.
eylesin. >> Amin. >> Rabbim nerede. Müslümanlar özgürlüklerini yitirdilerse. Cenâb-ı. Hak onların tekrar özgürlüklerini kazanmayı nasip eylesin. >> Amin. >> Ec. 2300 beyitte kalmış. Bir önceki ölümün bir cüzünden bile kaçamadığın halde onun hepsini başından aşağıya dökecekler. Bunu iyi bilin. Bunu okumuşuz. 2300 beyt. Ölümün cüzü olan hastalık sana taht geliyorsa bil ki. Allah külli ölümü de sana tatlılaştırır. Hastalıklar ölümden elçi olarak gelmektedir. Ey boş boğaz, ölümün elçisinden yüz çevirme. Tatlı yaşayan sonunda acı öldü. Ten kaydında olan canını kurtaramadı. Koyunları kırdan sürer getirirler. Hangisi daha besliyse onu keserler. Gece geçti, sabah oldu. Sen ne vakte kadar bu altın masalını yeni baştan söyleyip duracaksın? Ölümün cüzü olan hastalık sana taht geliyorsa bil ki. Allah küllü ölümü de sana tatlılaştırır.
Hastalık ölüm habercisidir ya. Hastalık ölüme doğru giden yolda bir habercidir. Hastalıklar, belalar, musibetler, sıkıntılar, genelde kazalar, varlık, yokluk, dünya bu hengamenin içerisinde insanlar farkında olsalar da olmasalar da ölüme doğru koşuyorlar. Hz. Pir diyor ki bu işte bu hastalık. Diyor. Normalde bir haberci. O yüzden bu sana tatlı gelirse bunun küllü olan öbür ölüm de sana tatlı gelen. Hastalığa baktığımızda ben hastalıkların var olduğuna inanmam. Ben hasta insan var derim. Y hastalık yoktur. Hasta insan vardır. Kendisini olarak kabul ediyor. Kendisinin hasta olduğunu düşünüyor. Algısı kendince, kendi dairesinde inandığı bu. O yüzden hastalığı tanımladığımızda hoş şimdi böyle tıpçıların önünde hastalık tanımlaması yapmam ne kadar doğru? Bu da ayrı bir tartışma konusu. Ama ne yapalım? Cahil cesaretime verim. Normalde işte.
bir bizde fiziki bir organizma var. Bu fiziki organizmanın bir kısmında veya tamamında işlevsel bozukluğu var. İşlevsel bozukluk. Hastalık tanımlayacaksak eğer normalde bir vücut olarak bir organizma var. Zahiri bu organizmanın ama kısmi ama tamamında bir çalışma sisteminde bozukluk var. Biz bunu normalde hastalık olarak nitelendiriyoruz. Mesela birisi birisini bıçakladı. Onu yaralama olarak nitelendiriyoruz. O dışarıdan bir müdahale oldu veyahut da trafik kazası geçirdi. Kaza geçirdi. İşte kırıldı, döküldü diyoruz normalde. Ama hastalık dediğimizde hastalıkta bir organizmada insan fiziki organizmasında bir tarafında organizmada bozukluk var. Hastalık bu. Genelde hani böyle işte tıpçıların işi ama hani işte kolu ağrıdı. Kolu ağrınca ağrıma sebeplerine ona bakacaklar. O ağrıma sebeplerini ortadan kaldıracaklar. Bu genel olarak hani tıpçılar bugünkü. Dünya. Sağlık. Örgütün’nün şeye bütün.
sağlık örgütüne üye olan kölelerine uyguladığı bir var. Tedavi sistemi var. Kolunun niçinin ağrıdığına bakmayacak. Kolun ağrıyorsa ağrı kesiciyi verecek sana. Ağrının sebebini araştırmayacak. Ya ben şeker hastasıyım. Benim şeker hastalığımın sebebini araştırmayacak. Ya ne yapacak? Diyecek ki, “Insülini kullan veya bu hapları kullan. Hap yetmedi insülini kullan. İnsülin yetmedi, şunu kullan.” ondan sonra ondan sonra dört kolluyor. Yürü git. Ama o zamana kadar sen ilaçlara devam edeceksin. O yüzden normalde tıpçıların işi tabii bu. Vücutta bir veya organizma da bir aksak giden bir oldu. Ona bakacaklar bunun adı. Ondan sonra hastalık. Hz. Pir de bunu bir ölüm provosu olarak görüyor hastalığı. Diyor ki bu hastalık geçici bir, kalıcı bir değil. Hani normalde ölümün cüzü seni ölüme götürürken, sen ölüme.
giderken burada kısa ölüm gibi, geçici ölüm gibi geçici bir bu hastalık geçici bir. Ölünce bitecek zaten en kötü ihtimalle. Hz. Pir diyor ki bu insanda hastalık diyor geçici bir şeydir. Tabiri caizse benim tabirime göre ölüm pravosudur. Sen bunu iyi karşılarsan normalde bunu tevekkülle, sabırla, tatlılıkla karşılarsan bunu ve bu sabırla, tatlılıkla bunu karşıladığında normalde o ölümün habercisi ya hadis-i şerifte de. İbn. Şeybe bunu böyle nakletmiş. Ölüm habercisi demiş. Ölümün habercisi ya. Ölümün habercisi olunca bir kısmı ahvah ediyor. Hani ölüm haberini aldı ya bir hastalık oldu. Bir kısmı da seviniyor. Yok oh ne kadar güzel hasta olmuşum. Normalde şimdi hadis-i şerifte ata ibnar naklediyor bunu. Kul hastalandığı zaman. Allahu. Teâlâ Hazretleri ona iki melek gönderir ve onlara.
gidin bakın kulum yardımcılarına ne diyor bir dinleyin der diyor. Eğer kul o melekler geldiği zaman. Allah’a hamdediyor ve senalarda bulunuyor ise onlar bunu her şeyi en iyi bilmekte olan. Allah’a yükseltirler. Allahu. Teâlâ Hazretleri bunun üzerine şöyle buyurur. Kulumun ruhunu kabz edersem onu cennete koymam kulum benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şayet şifa verirsem onun etini daha hayırlı bir etle, kanını da daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerinde hak olmuştur. Nehsai. O zaman mümin bir kimse hastalığına sevinecek, hastalığına isyan etmeyecek. Hastalığına isyan etmeyecek. Allah’a hamdedecek. Bu tedavi olmayacak manası çıkmasın buradan. Çünkü. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tedavi olunuz demiş. Emretmiş bunu. Hani bir kısım böyle kendilerini sufi olarak tanımlayan topluluklar var. Tedaviye.
karşılar karşı tedavi olunmasını istemiyorlar. Bir kısım. Hristiyan topluluklar da var. Böyle. Hristiyan tarikatlar var mesela. Onlar da tedaviyi reddediyorlar. Biz. Müslümanlar olarak biz tedaviyi redd etmeyiz. Çünkü hadis-i şerifte. Allah. Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Allah bir derdi yaratmazdan önce onun dermanını yaratmıştır der. Öyle olunca biz hastalıkları güzellikle karşılarız. Ah oh, öf. İşte bunu böyle. Allah’a isyan haline gelecek, Allah’tan razığımıza leke getirecek bir noktaya götürmeyiz. Hatta mümkün ise hastalıklarınızı gizleyeceksiniz. Hastalığı istismar etmeyeceksiniz. Çünkü insanoğlu nefis taşır, hastalığını da istismar eder. Hani geçen derste anlattıydım ya. Zakir hastalığı var, şeyh hastalığı var, anne hastalığı var, onun baba hastalığı var. Hastalık çok. O yüzden normalde onu istismar etmeyecek bir kimse. Çünkü. Hz. Pir başka bir beytinde der.
ki, “Bir kimse hani yalandan hastayım dese hakikatte de gerçekte de hasta olur o der. Bir işten kaçmak için çok başım ağrıyor yapamayacağım der. Başı ağrımıyorsa başı ağrır onun. Kadın erkek birbirlerine yalandan aslıyım demeyecekler. Çocuklar anne babalarına yalandan aslıyım demeyecekler. Hz. Pir’in tespitine göre, onun bu konudaki nasihatine göre yalandan hasta olan, hastayım diyen hakikatte de hasta olur. E başka bir hadis-i şerifte de. Allah. Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri malum aldatan bizden değil dedi. O yüzden hasta olmadığın halde hastayım deme. Halsizlik yaşamadığın gibi böyle ı halsizlik yapma. Bunların hepsi de istismar. Hani uykun gelmediği halde uykun varmış gibi böyle yapma. İstismar. Normalde şeyde otobüste yaşlılara yer vermemek için oturuyor hemen böyle uyuyor hesapta. Yaşlıya yer vermeyecek.
ya veyahut da bir kadına yer vermeyecek ya. Ha kadın güzelse endamı filan. Tabii centmen erkek hemen ayağa kalkıyor. Buyurun efendim. E yaşlıya ne kalkmadın? Edepsiz adam. Yok yaşlı kadına kalkmayacak, hamileye kalkmayacak. Afilli bir hatun geldi hanımefendiye yer gösterecek. Buyurun diyecek. İstismar etti. O sanki kadın anlamıyor onu kendinden dolayı. O da ay teşekkür ederim. Dedi. Oturdu. O da diyecek, “Gel teyze sen otur.” Morartacak adamı. Biz onu da yapmıyoruz. Allah bizi affetsin. O zaman hastalığı iyi karşılarsan ölümü de iyi karşılarsın. Küçük bir sıkıntıyı iyi karşılayan büyük sıkıntıyı da iyi karşılar. Sıkıntılara karşı iyi karşılama, derdi, gamı, kasavete karşı pozitif olma. Iyi karşılama. Başına gelen belayı, musibeti, sıkıntıyı iyi karşılama. İsyan etmeme. Şikayet. Hepimiz. Allah’tan geleceğiz deyip. Allah’tan.
geldik. Allah’a gidiyoruz deyip o meseleyi atlatma. Öyle olursa aynı zamanda da. Cenabı. Hakk’ın muhabbetine mazar olacak. Ne diyor. Nesai’nin naklettiği hadis-i şerifte? Eğer onun canını alırsam diyor onu cennetime koymak benim üzerime diyor vacip olur. Yok ben ona şifa verirsem bütün kanını etini değiştiririm onun diyor. Bu muhteşem bir. İnsan hastalıktan ölmez. Ecelinden ölür. O zaman hastalık geldiği zaman hastalığı iyi karşıla. Başına bir sıkıntı geldi. Sıkıntılı sıkıntıyı iyi karşıla. Sabırla onun üzerine savuşturmaya gayret et. Öyle olursa o zaman ölümün büyüğünü tatlı karşılarsın. Hastalıklar ölümden elçi olarak gelmektedir. Ey boş boğaz, ölümün elçisinden yüz çevirme. Hastalık o zaman az önce belirttiğimiz gibi yolun sonunu hatırlamaktır. Bu dünya yolunun sonunu hatırlamaktır. Hastalık başka bir değildir. Sana ölümü hatırlatmalı hastalık.
Sana hesabı hatırlatmalı. Hastalık sana bu dünyadan göçüp gideceğini hatırlatmalı. Hani deden nerede? Göçtü gitti. Gömdün ellerine. Sen de gideceksin. Kimse bu dünyada kalıcı değil. Bu dünya kimseye miras olarak da kalmıyor. Bu dünya kimseye miras olarak da kalmıyor. Dünya bu dünyada ne kadar nefesin varsa yaşayıp gideceksin. Hasta da ölecek, sağlıklı da ölecek. Sağlıklı olan sanki ayakta mı kalacak? O da ölecek. Ölüm herkesin üzerinde gelecek. Her nefis ölümü tadacaktır. Öyle olunca normalde hastalıklar ölümden bir elçi. O elçiyse elçiye zeval olmaz. Bizde meşhur atasözü var ya elçiye zeval olmaz. O zaman hastalık geldi. Ona sen kötü davranma. Hastalık sevsin seni. Hatta ben şöyle düşünüyorum. Bir şeyden kurtulmaya gayret ediyorsun. Kapının önünde başka bir buluyor seni. Sen kendi kendine.
bir çaba gösteriyorsun. Şundan kurtulayım diyorsun. Ben bazen diyorum. Mustafa. Özba bundan kurtulsan ne olacak? Başka bir bulacak seni diyor. Ya bir senin yakandan tutacak. Bir tutacak senin yakandan. Hiç olmaz bu yakandan tutanı biliyorsun. Tanıyorsun. Bir tutmuş ya yakamızdan. Onu tanıyorsun, biliyorsun. O seni tanıyor. Sen onu tanıyorsun. Aşina olmuşsun. Tamam bitti. Ben sabredeyim biraz ondan iyi geçineyim. Başka bir ulaşmadan yüreyeyim gideyim bu dünyadan. Y çünkü başka bir şeyi tutacaksın, tanıcaksın, tanımlayacaksın, uğraşacaksın. Onu sen seveceksin, kendini sevdireceksin. Uzun muhabbet yaş olmuş 64. Artık bizim bu saatten sonra o kadar zamanımız yok. Öyle olunca biz geçinmenin yolunu alıyoruz. Diyoruz ki fazla telaşe mahal yok. O seni tanıyor, ben onu tanıyorum. Ha bundan ondan sonra diyorum ki hocam kaç.
tane yiyeyim? Bizim hoca da ketmert değil. Bundan bir tane yersen olur diyor. Ne yapayım onun gözünün içine baka şimdi iki tane ip. Ondan sonra 3 ay sonra kontrole gittiğimde ne diyeceğim ben ona? Diyecek ki böyle ben sana yemediyorum yiyorsun diyecek. En iyisi yeme diyor. Mustafa. Özba yemiyorum iyi çıkıyor kontrollerde. Bir sıkıntı yok. Bir tehlikeli bir yok. En azından yaşayabiliyorum. Bir problem yok. E öyle olunca sana yolun sonunu hatırlatıyor hastalık. Hastalığını sev böyle tatlı. Okş onu. Senden memnun ayrılsın. Hani öleceksin gideceksin ya nasıl olsa ölünce o da senden ayrılacak zaten ya. Merak etmeyin siz toprağa girerken şeker hastalığıyla girmiyorsunuz ve hastalığınızla girmiyorsunuz toprağa. Kalıyor orada. Öbür tarafa giderken öbür tarafta da mahşerde de benim şekerim var.
Ne oldu benim şekerim? Yok öyle bir. Orada şeker meker kalmayacak. O hele kendini cennete bir canını at. 33 yaşındasın. Puppak tazecik. Bir yakışıklı mı? Bir yakışıklı adamlar. Kadınlar var. Yüzlerinize yüzlerine bakamazsın. Öyle masum mu? Öyle masum. Şimdi onların şedit durduğuna bakmayın. Onların cennetteki halini tasavvur edin. O böyle sizle tartışacağım diye uğraşsın. Sen rabıta et. Cennette bunun durumu nasıl acaba? Öyle ya o sana laf yetiştireceğim diyor. Oras sen konuşma. Sen tevhide vur. Ya. Rabbi bunun cennetteki durumu nede? Cennetteki durumunu gördün. Ay ne masum ne masum. Gel diyor sana boyna. Yüzüne bakıyorsun. Hiç öyle gel dediği yok. Elinde bir tek tava eksik. Ama öbür türlü baktığın zaman gel diyor böyle çiçeklerin içerisinde ondan sonra yeşilliklerin içerisinde uçsuz.
bucaksız böyle. Allah’ım ya. Rabbi nasıl bir dünya diyorsun ya? Nasıl bir? Hiç diyorsun buradakine benzemiyor. Erkeklere söylüyorum bunu. Hemen psikolojik olarak kendinizi öbür tarafa atın. Tabii geçinmenin yolu yavrucuğum bu. Siz laf yetiştireceğim diye uğraşıyorsunuz. O bir laf söylüyor. Siz beş laf söyleyeceğim diye uğraşıyorsunuz. Tevhide sarıl. Ya. Rabbi bana bunun cennetteki halini ne kadar hüsnü zan besliyorsun. Bak eşin sana laf söylüyor veyahut da canın sıkkın senin. Sen diyorsun ki cennetteki hali ne bunun? Canınız sıkıldığında eşinin üzerinde böyle tefekkür edeniniz var mı? Yok. İşte biraz kendimi metedeyim. Mustafa. Özbağa farkı dursun. Çöktürme kendini ya. Rahat ol ya. Problem değil. Yanındaki çökmüyor. Sen ne çöküyorsun? Sağındaki çökmüyor. Sen hiç çökme. Şimdi normalde insanlar mesela kadın adamdan hoşlanmadı değil.
mi? Onun bir iyi tarafları vardır. Adam böyle bıdı ediyor. Kadın böyle bir tefekkür edecek. Ya. Rabbi ya bu adam cennette nasıl acaba diyecek. Bitti. Tabii kadın böyle hüsuniyetli değilse adamı cızbız olarken gör. He ha sen bir de derviş olacaksın. Ne oldu? Cehennemde cızbız oluyordun sen. Bana dervişlik taslama. Bununla da yaşayabilirsin ama sen bozma kendini. Sen yine kadının cennetlik halini tefekkür et. Böyle olunca hastalığı da öyle tefekkür et. Sakın kadının hastalığı aynı derecede tuttuğumu düşünmeyin. Yok. Ben sufi meşrepli bir kimseyim. O yüzden bizim için kadınlar. Cenabı. Hakk’ın cemal sıfatının tecelliyatlarıdır. Bizde kadın cemal sıfatının tecelliyatıdır. Herkesin helalı kendisine cemal sıfatının tecelliyatıdır. Öyle sahabeler gibi yapmayın. Sahabeler kadınlara bakıyorlarmış. Demişler ki ne bakıyorsunuz? Allah’ın cemal sıfatının tecelliyatına.
Mesnevi Şerhi (2300. Beyitten) Hakkında
bakıyoruz demişler. Ondan sonra ayet-i kerime inmiş. Ya ne aman söylüyorsunuz böyle? Israr etmeyin bunu. Ishar etmişler. Demişler ki. Cenabı. Hakk’ın cemal sıfatının tecelliyatına bakıyoruz. Söyle o mümin erkeklere gözlerini haramdan sakınsınlar. Öyle bir yok. Hani bir sufinin birisi de demiş ya bir böyle genç bir kadına bakıyormuş. Demişler ne bakıyorsun? Bir melami sufisi. O da demiş ki. Cemalullah’ın aynadaki tecelliyatına bakıyorum. Demiş benden adam. Bunu bir bizim meşhur bir. Melami. Abdullah abimiz vardı ya bende meşhur. O Bayındır’dan bizim. Uçtum. Abdullah. Böyle enteresan melami deyimleri ve şeyleri vardı. Gece saat 1’den 2’den sonra açılıyordu. Gece saat 1 olacak. Böyle havası yerine gelecek böyle. Ondan sonra açılıyordu ama kendini muhafaza edeceksin onda. Tamam abi demeyeceksin. Öyle yerleri var onun. Ona.
birisi geldi benim yanımda ya. Abdullah abi neden toto oynuyorsun dedi. Sen dedi sıfatsal tecelliyatları bilmezsin. Küfür ehlisin dedi. Yürü git dedi onu. Onun toto oynaması da haktan o derecede uçuktu. Allah rahmet eylesin. Çok severdi beni. Bizim çocukluğumuzu biliyor tabii o. Bizde bakkal dükkanı varken o da tekelde depocuydu. Biz. Tekelden tabii tekel malzemeleri alıyoruz ya. Severdi bizi o. E kendisi de böyle iyi pomakt. Pomaklar iyi inatçılardır. Onu böyle o böyle onun tersine gitmeyeceksin. Tersine gidersen geçinemezsin asla. Ben çok iyi geçiniyorum. Ben biliyorum, tanıyorum ben hepsini de. Bizim mahallede vardı çünkü. Şimdi meseleyi toparlamış olalım. Allah bizi affetsin. O yüzden hastalık ölümden elçi onunla iyi geçin. Hadis-i şerif zaten muhteşem. Her hepsi muhteşem de bu hastalıkla alakalı,.
bela musibetle alakalı. Bu hadis-i şerif. Buhari’de, Müslim’de, Tirmizi’de geçiyor. Benim çok hoşuma gider. Ara sıra böyle bir e ben bu hadis-i şerifi paylaştıysam bunu ben kendime bir müjde olarak paylaşmışımdır. Ebu. Hureyre, Ebu. Said radıyallahu anh’dan anlattığına göre hem. Ebu. Hüreyre hem de. Ebu. Said. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mümin kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa. Allah onun sebebiyle müminin günahından bir kısmını mağfiret” buyurur. O zaman bir ağrı geldi. Başın ağrıdı, kolun ağrıdı, ayağın ağrıdı. Öyle ya bir yorgunluk geldi. Yorgunsun. Yol gittin, yol geldin, bir iş yaptın. Yorgunluk. Bildiğiniz yorgunluk. Ben önceden bilmiyordum. Bu o ara öğrenmeye başladım. Yorgunluk nasılmış? Önceden bilmiyordum. Yorgunluk dediklerinde.
bakıyordum ben nasıl bir acaba diye. Yavaş öğrenmeye başladım. Zamanı gelmiş demek ki. Bir hastalık hani ad insanın bir başına bir hastalık geldi. Bir ağrı geldi. Bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü geldi. Üzüntü. Bir şeye üzüldü. Öyle ya. Tabii bu böyle bazı üzüntüler var. Gerçekten insanın gülesi geliyor da hani sivilce çıkmış çok büyük bir ameliyat geçirecekmiş gibi oluyor ya. Hatta bazen. Derviş kardeşler böyle hani ufak tefek şeylerini de paylaşıyorlar ya hani bir çok önemli bir ameliyata girdi. Sanki 18 saat ameliyatta kalacakmış gibi. Arkadaşlar yarın safra kesesini aldıracağım. Herkes sıraya giriyor. Allah şifa versin. Allah yardımcın olsun. Şu bu lan safra kesesi ya. Sanki masada kalacak. Sanki beyin ameliyatı geçiriyor. Bildiğin safra kesesi girecek, alacak, çıkacak. Bu.
kadar. Yarım saat bile sürmüyor. Yarım saat sürmüyor. Böyle ufak tefek uyduruktan hastalıklar, uyduruktan ameliyatlar. Ha yazıyorlar ya oraya. Hani arkadaşlar hakkınızı helal edin. E yarın işte şu ameliyat olacak. Safra kesesi. Zannedersin ki adam beynini aşacaklar. Bein ameliyatı geçirecek. Zannedersin ki adamın göğsünü kesecekler. Kalp ameliyatı geçirecekler. Şeyh efendiyi ameliyat ettirdik. Ege. Üniversitesi’nde 86 tane dikiş attılar göğsüne. Hiç kimsenin haberi yok. Bir tek. Bursa’da 5 10 kişinin 50 kişinin haberi var yok. Ailesinin bile haberi yok. Mustafa. Efendi oğlum sen her şeyimizi ayarla. Tamam efendim ayarlayayım. Ayarladık. Ayarladın mı. Mustafa? Ayarladım. Efendim her hazır mıfın? Her hazır. Nevşehir’de eşine, çocuklarına bile ameliyata gidiyorum dememiş. Demişler ki, “Nereye gidiyorsun?” demiş. “Böyle bir seyahati çıkıyor.” ölürsem haber gelir size demiş.
Onun meşhur lafı. Biz de haberi var zannediyoruz. Ben öyle zannediyorum. Ameliyat günü haberi oldu herkesin. Millet tutuştu geldi işte ben beni suçluyorlar. Bir de dedim kardeş ben dedim kiminim efendiye bir emredeyim. 10 saat ameliyathanede kaldı. Ardından yoğun bakımda kaldı. Üç tane ameliyat geçirdi. Böyle çok rahat böyle efendim uyumanı uyutamıyorlar ya buna veriyorlar narkozu. Şimdi uyumuyor. Ben fark ediyorum. Ben şimdi bir de diyemiyorum. En sona hemşire ikide birde geldi. Dedim ne var söyle dedim. Uyuması lazım desene bana dedi. Neden dedi o? Ben uyu demeyince uyumaz dedim ya. Sen dedim bana söyle bir söyle istediğin zaman bana söyle. Basıyor narkoza uyumuyor bizimki. Muhabbet ediyoruz biz böyle yan yattı hiç unutmuyorum. Elini de kulağının altına koydu. Anlat. Musta.
konuşuyoruz biz muhabbet ediyoruz biz boyuna. Hemşire geliyor gidiyor. Olmuyor. Bir tane daha bir sıkıyor. Ulan dedim ne yapıyor bunlar? Hemen kapıya çıktım. Efendim? Müsaade eder misin? Tabii. Mustafa efendim. Çıktım dedim ne var? Uyuması lazım dedi. Söylesene bana dedim. Nasıl ya? Basmaya. Ben dedim uyu dedim de uyurur şimdi o dedim. 5 dakika sonra gel dedim. Ne olmuş. Mustafa. Efendi dedi. Efendim uyumanız lazımmış dedi. Ben gene bu eli burada ama onun gene ben böyle yukarıda değilim. Ben geliyorum çöküyorum yatağın kenarına. Göz gözeyiz böyle. Öyle başında övendirk gibi bir dikenmek yok. Öyle şeyhin başında öyle dikenilmez. Ben geliyorum çöküyorum yatağın kenarına yere. Böyle konuşuyoruz göz gezen. Dedim efendim uyumanız lazım. E ne söylemedin bana dedi. Bana söylemediler. O.
yüzden dedim uyumamız mı lazımmış dedi. Uyuman lazımmış dedi. Ha iyi o zaman dedi. Uyuyalım o zaman dedi. İnşallah efendim dedim. Başladı horlama. Şimdi bunlar anlatılacak şeyler değil. Hani bizim aramızdaki ilişki böyle farklı. Ben çıktım uyudu dedim. Uyudu mu dedi. Uyudu dedim ya. Geldi koruluyor efendi. Nasıl dedim beni dinler. Biraz şataat yapacağım ya. Ben uyu dediğimde uyur dedim. Uyand uyandırmak istediğinizde de bana söyleyin dedi. Ben onu uyandırırım dedim. Hiç unutmadım. Estantene ameliyattan çıktı acil serviste. Dediler ki hani kendinde değil henüz daha ayılmadı. Ayıltmadık dediler. Acil serviste en yakını girsin dediler. İki oğlan var acil servisin önünde. İkisi birbirine baktı. Sonra bana baktılar. Dediler, “Abi sen gir. Allah söyletecek.” Allah razı olsun dedim. Girdim. Gerçekten de böyle.
her tarafına uzay istasyonu gibi bağlamışlar her şeyi. Ondan sonra böyle kendinde değil. Perdeler açık. O yatağın etrafındaki perdeler var. Ben perdeleri kapattım elimle geldim. Şimdi böyle yüzüne doğru. Şimdi rabıta soruyor herkes bana. Kalbimi kalbine dayadım. Rabıtamı öyle kurdum dedim. Fantastik filmlerdeki gibi tak gözlerini açtı. Mustafa. Efendi sen misin? Benim efendim. Nasılsın dedim. İyiyim oğlum. Bir şeye ihtiyaç var mı? Üşüyorum. Başka bir var mı efendim? Yok dedi. Söyleyeceğiniz bir var mı dedi. Yok dedi. Sen buradasın değil mi dedi. Buradayım efendim. Başımdasın.” dedi. “Başındayım efendim.” “İçeri seni mi aldılar?” dedi. “Evet efendim. Allah razı olsun.” Bu kadar. Tak gözlerini kapattı. Ben açtım perdiyi hemşire hanıma dedim, “Hemşire hanım, hasta üşüyormuş.” dedi. “O konuşamaz ki.” dedi. “Sen duymazsın.
Onun konuştuğunu dedim. O konuşuyor dedim. Hasta dedim işte dedim konuşuyor üşüyormuş dedim. Dedim lütfen battaniye getirin dedim sarın dedi. Hemen battaniye getirdi. Nasıl konuşur dedi. Bizim konuşmamız farklı dedim. Siz dedim uyandıramazsanız bana söyleyin yine dedim. Ben onu uyandırırım dedim. Çünkü bir ameliyatta da uyandıramamışlardı. O zaman da hemşireye dediydim, uyandıramazsanız haber verin bana diye. Geldi. Hastanız uyanmıyor dedi. Tamam siz ilaç vermeyin dedim. Ben geliyorum dedim. Götürün beni dedim. Götürdüler. Yoğun bakım sıralı böyle. Ondan sonra yatıyor secdenin yatıyor sedyenin üzerinde. Gerçekten uyanmamış. Dedim beni bir perde merde bir yok mu dedim. Burada kapatın dedim. Yok burada dedi. Peki dedim. Siz biraz uzak durun benden dedi. Ha bir yapacağımı zannediyorum. Dedim müsaade edin. Bir saat 1 metre 2.
metre ondan sonra durdu. Ben şimdi o zaman üç ihlas bir fatiha okudum. Derin bir hu çekemeyeceğim ya. Makamları bağışladım. Gene rabı ettim. Yaptım. Tak açtı gözünü. Bitti mi. Mustafa. Efendi? Bitti. Efendim ne oldu?” dedi. “Uyandıramamışlar seni.” O yüzden telaş etmişler. E sen demedin mi? Dedi, “Ben uyandırırım onları.” dedim ama dedim bazen unutuyorlar işte hiç işlerine bakmıyorlar dedi. Şimdi hasta yok. Normalde hastalık yok. Hastalar var. Şimdi böyle olunca başına gelen bir sıkıntı, bir problem, bir. Bunu böyle çok ayyuka çıkarma. Onu böyle kendi içinde götür. Hani ne teşhis konduysa kondu. Tedavini bak ama bunu böyle yayıp ortalığı ayağa kaldırma. Hani. Ahmet. Kaya’nın bir dörtlüğü söylüyor ya ölüm diyor sana geldiğinde evi telaşa verme. Bu muhteşemdir. Bu benim.
yola çıktığımda ilk dinlediğimdir. Ben bunu muhakkak böyle dinleyecek olduğum bir şeyin en başına koyarım. Ölüm sana geldiğinde çok davudi. Ardından da hayması hay diye esmayı da arkadan koymuş. Muhteşem. Benim çok hoşuma gider o. Ve hani yola çıkıyorsun ya ölüme hazırsın. Çünkü her seyahat ölüme hazır olmaktır. Her zikrullah ölüme hazır olmaktır. Her sabah uyanma ölüme hazır olmaktır. Her akşam uyuma ölüme hazır olmaktır. Her nefes ölüme hazır olmaktır. Sufi ölüme hazırdır. O muhteşem. O benim çok hoşuma gider. Ölüm sana geldiğinde sakın evi telaşe verme. O zaman bir hastalık sana geldiğinde ortalığı telaşa verme. Hatta şunu desinler. Hiç haberimiz yoktu hastalığından. Aniden öldü. Muhteşem bir. Muhteşem bir. Allah’tan hayırlı kolay ölüm isteyin. >> Amin. >> Rabbim bizi onlardan.
eylesin inşallah. Amin. >> Cuma suresi ayet 8. Ey. Muhammed de ki o kaçtığınız ölüm mutlaka sizi yakalayacaktır. Sonra gizliyi de açığı da bilen. Allah’a döndürüleceksiniz ve o size dünyada yaptıklarınızı haber verecektir. O ölümden kaçış yok. O kaçtığın ölüm seni bulacak. İster doğru ol, ister eğri ol, ister kral ol, ister köle ol, ister padişah ol, ister zengin ol, ister fakir ol, ister hasta ol, ister iyi ol, ister genç ol, ister yaşlı ol, ne olursan ol, ölüm sana gelecek. Senin ondan kaçışın yok. Doğduğuna inandın ya öldüğüne de inan. Doğduğuna inandın, öldüğüne de inan. Ve nefesin ne zaman biteceği belli değil. Buna da inan. Nerede biteceği de belli değil. Buna da inan. O yüzden ölüme hazır ol. Yaşına.
da bakma. Sufiler bu sebepten dolayı abdestli dolaşırlar. Kim abdestli bir şekilde ölürse şehit hükmündedir. Bakın bu kimse abdestli bir şekilde öldü. Şehit hükmündedir. O yüzden sufiler abdesti bozulur bozulmaz hemen abdest alırlar. Hemen yatacakları zaman abdestli yatarlar. Ölüme hazır. Çünkü evden dışarı çıkacak. Abdestli çıkarlar. Ölüme hazır. Abdesti bozuldu dışarıda. Hemen abdest alır. Ölüme hazırdır. O ölüme hazır, ibadeti hazır, her şeye hazır. O ezan okundu, tak namazını kılar. Abdesti var çünkü. Sufiler abdeste çok önem verirler. Çok önem verirler. Abdestsiz yere ayak basmazlar. Su mesela gusül etmeniz gerekirken bir yemek içmek uygun değildir. Hadis-i şerifte yemek içmek zorunda olursanız da hiç olmazsa ağzınızı çalkalayın der. Mecburiyetten bir içmek zorundasın ama gusül gerektiren bir hal ver üzerinde. Ağzını bari.
çalkala. Bunu gusülsüz bir yapma. Gusulsüz bir yeme. Bir içme. Yatacaksın, uyuyacaksın. Guslu gerektiren bir halin var ama yatacaksın. Uyuyacaksın. Başını uykudan kaldıramıyorsun. Allah. Resulü der ki hadis-i şerifte git. Hani malum o şeyden sonra necaset bulaştıysa o hani onları yıka abdest alır gibi yap. Abdest alır gibi yap. Sen elini, yüzünü, kolunu, ayaklarını yıka, başını mest. Abdeste niyet etme. Abdest alır gibi yap. Abdestin bütün hallerini yap. Öylesi yat yatacaksan yine bu zorunluluk da ama şimdi insanların zorunluluğu yok. Herkesin evinde su var. Sıcak suyun yoksa yok. Soğuk suyla al abdestini. Guslünü al. Gusülsüz yatmaya alışma. Gusülsüz dolaşmaya alışma. Gusülsüz nefes almaya bile alışma. Evet. Sağına bir müddet yatmak sünnet. Cinsel ilişkiden sonra kadında, erkek de. Ama öyle uyuma.
Öyle uyuyacaksan o zaman abdest alır gibi yap. Öylesi yat. Mümkünse abdestini al. Husüz uyuma. Abdestsiz uyuma. Abdestsiz durma. Abdestsiz bir yiyip içme. Anneler, babalar, kadınlar, erkekler hiç önemli değil. Çocuklarınız gusedecekse yine mi yıkanıyorsun? Daha yeni yıkanmadın mı sen? Daha sabah yıkandın ya sen. Karışmayın çocuklarınıza. Çocuklarınızın banyolarına karışmayın. Çocuklarınızı utandırmayın. Abdest alacak, gençtir. Kız, erkek önemli değil. Görmemez diye geldi. Konuşma onu. Yine mi yıkanıyorsun sen? Ha yıkanıyor. Ne yapacaksın? Böyle bir edepsizlik yok. Anne baba genç bir çocuk, genç bir erkek, genç bir kızla nasıl konuşulacağını bilmiyor. Şimdi daha ona öğretecek. Bak guslü gerektiren haller bunlar. Böyle bir olduğunda utanma, çekinme. Git banyoya gus et. Bunu anne baba rahat bir şekilde çocuğuna söyleyecek. İkide birde şunu yine.
mi yıkanıyorsun? Ha yeni yıkanıyor. Senin gibi kızartma mı koksun ortalıkta? Senin gibi saçlar normalde yağ fabrikasından çıkmış gibi mi olsun? Elle mi yıkansınlar çocuklar ne yapsın? Babası gibi 6 ayda bir mi yıkansın? Ne yapsın? Annesi gibi 4 ayda bir mi yıkansın? Güün farzı ikidir. Hanefi’ye göre. Kadın erkek. Hanefiler ağızı burnu tek uzuv. Ağızı buruna su vermek, vücudun hepsini de yıkamak. Hüsnün farzı bu. Çok uzun bir de anlatmaya gerek yok. Sonra tefarruatını öğrensin çocuk kendisi. Yavrum gusle niyet et. Niyet ettim ya. Rabbi gusül abdestini almaya. Ağzına burnuna üç sefer su ver. Dışarı çıkar. Hani ağzına su ver, çalkalı at, burnuna su ver, sümkür. Sonra bütün vücudunun her tarafına su değecek şekilde kulaklarının içinde böyle kulağına su.
tutma. Kulaklarını mest böyle içini. Kulağının çünkü bunlar işleri de dışı hükmündedir. Hanefilerde bu kadar bitti. Ne zaman istiyorsan guslet. Ne zaman istiyorsan banyo yap. Hiç kimse senin banyona, suyuna karışmayacak. Bitti. Neden abdestsiz alışmasın çocuk? Çocuk abdestsizliğe alışmasın, utanmasın. Şimdi diyeceksiniz ki bu nereden çıktı? Bana yazıyorlar. Çocuklar bana yazıyorlar. Genç delikanlı çocuklar. Benim gusl etmem gerekiyordu. Ben evde gus edemedim. Annem babam laf söylüyor. Ben şimdi ne yapayım? Bütün gününü nasıl geçirecek o çocuk? Hiç mi. Allah’tan korkmuyor? Annem baba derviş. Bir de çocuk yıkanmak istiyorsa girsin yıkansın. Su parası kaç para biliyor musun sen? He iyi gönder çocuğa o zaman dilencilik yaptır. Bir de su parakası kazansın çocuk. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> Tatlı yaşayan sonunda.
Mesnevi Şerhi (2300. Beyitten) Sohbeti
acı öldü. Ten kaydında olan canını kurtaramadı. Tatlı yaşamak ne? Haramı haram bilmemek. Heva hevesinin peşinde düşmek. Haram para. Haram makam, haram mevki, haram kazanç, rüşvet, kayırmacılık odur budur. Bütün hepsi de ne? Heva hevesini ilah edinmiş. Develer gibi yerde alıp gökte yiyor. Bu ne? Bu tatlı yaşıyor. Bu nerede çalgı orada kalgı. Nerede akşam orada sabah. Geceler bizim olsun. Gündüzler sizin olsun. Tatlı yaşayan nasıl ölüyormuş? Acı ölüyormuş. Rabbim muhafaza eylesin. >> Amin. >> Ali. İmran ayet 14. Kadınlara, oğullara, kantar altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek insanlara süslü gösterildi. Oysa bunlar sadece dünya hayatının geçici malıdır. Varılacak güzel yer ise. Allah’ın katındadır. Ayet-i kerimede açık. Kadınlara, oğullara, kantar altın ve gümüşlere, besili.
atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek insanlara süstü gösterildi. O zaman heva ve hevesini uydun sen. İşte lüks araba süstü gösterildi, lüks evler süstü gösterildi. Sen bütün ihtiyacın olmadığı halde boyuna her şeyi haram demeden, yasak demeden biriktirdin, dallapiktirdin. Oradan rüşvetler aldın. Oradan bilmem neler aldın. Oradan üç kağıtçılık yaptın. Başka yerden beş kağıtçılık yaptın. Tabiri caizse köşeye döndün kısa yoldan. Dünya hayatı sana süstü gösterildi. Sen de ona kandın ve tatlı yaşadın. Ama ölümün çok acı olacak. Acı öldü. Neden acı öldü? Çünkü o dünya hayatını haram helal bakmadan yaşadı. Hadis-i şerif. Tirmizi’den ölüm de ölüp de pişman olmayan yoktur. Mutlaka herkes nedamet duyar. İyi yolda olan hayrını daha çok arttırmadığı için pişman olur. Nedamet duyar. Kötü.
yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığından pişman olur. Nedamet duyar. O zaman iki pişmanlık var. İyi yolda giden. Daha fazla zikretmedim. Daha fazla. Allah yolunda koşmadım. Daha fazla hayır hasenet etmedim. Daha fazla iyilik yapmam gerekirdi. Daha fazla faydalı olmam gerekirdi. Daha fazla insanlara faydalı işler içerisinde olmalıydım. Daha fazla nefsimi terbiye etmeliydim. Daha fazla insanlarla iyi geçinip. Allah yolunda koşuşturmalıydım. İyi yolda giden bunun pişmanlığını duyacak. Kötü yolda giden de tövbe etmediğine pişman olacak. O da diyecek ki, “Tüh, bana söylediler, ahiret var dediler, hesap var, kitap var dediler. Ama ben kötülükten kendimi. Ben haramlardan kendimi alıkoymadım. Ben milletin canını yakmaktan kendimi alıkoymadım. Ben insanlara haksızlık yapmaktan kendimi alamadım. Para tatlı geldi, adam ödeyemedim dedi. Ben kolu çevirdim.
O ağladı, ben kol çevirdim. O dedi ki, “Olmaz benim senden olmam lazım. Senin ciğerini sökercesini aldı senden. Haksız kazanç senden sağladı. Senin canını yaktı. Bir başkasının canını yaktın. Bir başkasının malına, namusuna, şerefine, haysiyetine göz diktin. Kalktın günahsız bir kadına tecavüz ettin. Kalktın elin kadınına, kızına tecavüz ettin. Tecavüz ettin. Kalktın bir başkasının malını çaldın. Başkasının malını üttün. Başkasının hakkını üttün. Gittin üç kağıt yaptın, beş kağıt ettin. Gittin birisinin evini bozdun. Gittin iftira attın. İnsanların hayatlarını bozdun. Gittin gıybet ettin. İnsanların hayatlarını bozdun. Gittin insanların aleyhinde laf konuştun. Onların hayatlarını bozdun. Eşini düşünmedin, çocuklarını düşünmedin, torunlarını düşünmedin. İftira attın ona. Bir de tövbe etmedin. Tövbeden de geri tövbe de etmedin. Kendince bu mekanizmayı çalıştırdın. Sana dediler ki, “Al.
bu 20.000 lir bunun hakkında yanlış haber yap” dediler. “Yaptın. Al” dediler 100.000 L sana böyle bir haber yap dediler. Dizayn ettin masa başında öyle haber yaptın. Bunların var ya mahşerdeki yakaları bir araya gelmeyecek. >> Amin. >> Gelmesin de zaten. >> Amin. >> Kalktın insanlar namuslu insanların namuslarına iftira attın. Namuslu insanın namusuna iftira atmak yedi büyük günah kebarden birisi. Ve tövbe etmedin. Helallaşmadın. Neredesin? Bir makamdasın. Hükmediyorsun. Haksız hükmettin. Hukuksuz hükmettin. İnsanların hakkını yedin. Araştırmadın. Makamının yerine getirmedin. Tövbe de etmedin. En büyük pişmanlık sende. Ben zakirim dedin zulmettin dervişine, derviş kardeşe. Ben çavuşum dedin zulmettin. Ben şeyhim dedin zulmettin. Ben alimim dedin zulmettin. Ben alimim dedin. Gerçeği sakladın. Ayet-i kerimeyi eğdin, büktün. Ben alimim dedin. Senin cebine.
bilmem kaç bin dolar koydular. Kalktın dedin ki hadislerin bir kısmı sahih değil. Sen ilahiyatı bitirdin. Geldin hadis inkarcısı oldun. Gencecik çocukların beyinlerini yıkadın. Hadisler sahih değil dedin. Gencecik çocukların beyinlerini yıkadın. Allah’ın böyle ayeti olamaz dedin. Gencecik çocukların beyinlerini yıkadın. Mezhep neymiş dedin ya. Bunlar sonradan çıktı. Bidat bunlar. Mezhep diye bir yok dedin. Genceci çocukların beyinlerini yıkadın. Şerden bir kapı araladın. Oradan kaç kişi geçtiyse hepsinden sorumlusun. Nereden helallaşacaksın? Geldin oturdun masaya. Kur’an ve sünnetin dışında bile konuştun. Benim nefsime nereden toparlayacaksın? Kalktın. Kur’an ve sünnetten konuşan bir kimseye halkın içerisinde, insanların içerisinde onu küçültmek için bir sürü. Çıktın hutbede de iftira attın. Nasıl helallaşacaksın? Pişmanlığın dik alasını yaşayacak herkes. Yaşayacak. O kötülükten el çekmedin. Pişmanlık yaşayacaksın. Ölüm.
hakkı ve hakikati gerçekle yalanı meydana çıkaracak. Çünkü onu durduramayacaksın sen. Ölümü durduracak hiç kimse yok. Hiçbir yok. Ölüm seni yakalayacak. Ölüm seni yakalayınca da seni hesaba çekecek. Hesaba çekecek olan var. Sen o hesabı çekecek olanın unuttun. Hesabı çekecek olanı es geçtin. Hesaba çekecek olanı sen olmayacak zannettin. Ama bir de insanların içerisinde müslümanım diye dolaştın. O hesabı çekileceksin. Sen o kadına haksız yere gözünü şişirmenin hesabını vereceksin. Sen o çocuğa zulmetmenin hesabını vereceksin. Ben babayım deyip de çocuğuna zulmedemezsin. Küçücük çocuğu dövemezsin. Baba senan babasın. Onun hesabını vereceksin. Ben anneyim deyip de çocuğuna zulmedemezsin. Onun hesabını vereceksin. Çünkü çocuk anne ve babasından hesap sorduğu zaman diyor anne ve babasının yakasından tuttuğu o derviş senin yakından tuttuğu zaman onu.
düşünmüyorsan hesap vereceksin. Min zerreten hayran yara. Min zerretten şerren yara. Zerrece hayır yapanın hayrı karşılıksız değil. Zerrece şer işleyenin şerri cezasız değil. Sen tövbeyi de bıraktın. Neden? Kendini haklı gördün. Çünkü sen şeytanın yolunu tuttun. Sen. Adem’in çocuğu olsaydın tövbe edecektin. Adem’in çocuğu olsaydın hatayı kendinde görecektin. Adem’in çocuğu olsaydın sen. Adem’in yolundan gitseydin. Adem’in yoluyla yollansaydın hatayı kendinde görecektin. Diyecektin ki ben nefsime zulmedenlerden oldum. Ya. Rabbi beni affeyle. >> Amin. >> Böyle deseydin. Allah seni affedecekti. Ve böyle demiş olsaydın kime zulmettiysen onunla helallaşacaktın. Diyecektin ki hanım ben sana haksızlık. Ben sana yanlışlık yaptım. Ben seni dövdüm, sövdüm, hakaret ettim. Saçını yoldum, gözünü şişirdim. Sen çıktın banyoda düştüm dedin. O banyoda nasıl düşülüyorsa gözü morarıyor insanın. Banyoda.
nasıl düşülüyorsa kadının dudağı patlıyor. Kadın banyoda düştüm diyor. Hiç adamlar banyoda düşmüyor. Hiç adamların gözü morarmıyor. O banyo kadınlara kaygan. Düşüyorlar. Kafalarını bir yere vuruyorlar. Dikiş atılmış kadının kafasına. Kadına ne oldu dedim. Bende bunlar acı estanterler. Ne oldu dedim. Benim kafama vurdu dedi. Bir saat 2 saat boyunca dedi. Ben dengemi yitirmişim şimdi dedi. Kaldın mı? Bir insan eşinin kafasına iki saat nasıl yumruk vurur? Çocuklarının annesinin kafasına bir erkek nasıl yumruk vurur? Nerede senin baban dedim. Filanca yerde dedi. Çağırayım alsın seni dedim. Babam da vurur benim kafama dedi. Neden dedim? Beni geri almak istemez dedi. Ben bir sefer gittim döve beni tekrar geri verdi dedi. Kadına vuran adamdan nefret ediyorum. Bir adam kadını dövüyorsa nefret ediyorum.
ondan. Dervişlerden duymak istemiyorum bunu. Dilimin ucuna kadar geliyor. Alayım dersini göndereyim diyorum. Bu kadar sohbet ediyorum, bu kadar söylüyorum diyor. Dinlemiyor. Çok sinirliymiş. Sen benim sinirimi bir denk gelsen senin kafanı gözünü 118’e yararım. Şu dervişlik tutar beni. Başka bir değil. Onun hesabını vereceksin. O yüzden o pişmanlığı da yaşayacaksın. Allah bizi muhafaza eylesin. >> Amin. >> Sen nefsini serbest bırakacaksın. Öyle mi? Heva hevesini serbest bırakacaksın. Yapacaksın yapacağını. Sonra hesaba çekilmeyeceğini zannedeceksin. Öyle bir yok. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> Koyunları kırdan sürer getirirler. Hangisi daha besliyse onu keserler. Sen bedenini düşünüyorsun. Bedenim güzel olsun. Bedenim diri olsun. Bedenim tatlı olsun. Maneviyatını düşünmüyorsun. Sen sokağa çıkarken ne kadar güzel görüneceğim diye her tarafını boy boyalıyorsun, dayalıyorsun. Çıkıyorsun.
ortaya. Erkekler, kadınlar sokağa çıkarken bakımlı olmak sünnettir. Temiz olmak sünnettir. Ama boya köpün küpüne girip çıkmak değil bu. Bakımlı olun, temiz olun. Sen dışarı çıkacağın zaman aman tenim güzel görünsün. Aman benim kulağım güzel görünsün. Aman benim kaşım gözüm güzel görünsün. Boyadın dayadın da kendini maneviyatını düşünmedin hiç. Sen aman benim sakalım çok yakışıklı görünsün. Aman benim saçım çok afralı tafralı görünsün. Senin için değil bu. O da saçının olmadığını küpelerle dolduracağım diye uğraşıyor. İlgi çekecek ya bir de bakacaklar. Iki tane var filan. Bir de daha da ilgi çekiyor. Yazıyorlar. Erkeğin küpe takması caiz midir? En çok bunun hoşuna gidiyor bu o soru. Hani bir de adet varsa iki tane takması caiz midir deyince bu bir tatlılaşıyor böyle.
Onu soruyorlar çünkü. Sormayın adamın nefsini kabartmayın. Ona da sorsan diyecek ki ben gibi ne o padişah vardı ya. Yavuz. Sultan. Selim gibi ben. Allah’a köle olduğumun işaret edecek değil mi? Ne? Küpenin sendeki işareti ben. Allah’ın kölesi olduğum için. Evet. Muhteşem bir hayal. Çok güzel. Olamadık biz. Allah bizi onlardan eylesin. >> Amin. >> Evet. Şimdi bir gitse bir kimse koyun sürüsüne gitse cılız koyunu seçer mi? Seçmez. Kimi seçecek? Besili koyunu seçecek. O besili koyunu kesecek önce. İşte bu ne demek? O zaman sen manevatını kuvvetlendirmedin. Sen zahirine baktın. Zahirde kaldın. Sen iç alemini kuvvetlendirmedin. İç alemini kuvvetlendirseydin sen kalkıp da vücudunu besili tutmanın yolunu aramayacaktın. Allah bizi muhafaza eylesin. >> Gece geçti, sabah oldu. Sen ne vakte.
kadar bu altın masalını yeni baştan söyleyip duracaksın? Gece bitti, sabah oldu. Uyan artık. Sen hala da kendi kendine dünyayı süsleyip püsleyip yalan hikayelerin peşinde koşuyorsun. Sen hala da dünyayı mamur edeceğim. Dünyanın peşinde koşuyorsun. Sen hala da dünyanın peşinde koşup ölümü unutuyorsun. Sen hala daha böyle nasıl süsleyeyim diye uğraşıyorsun. Nasıl süsleneyim diye uğraşıyorsun? Aman evinin şu köşesini çok güzel süsle. Öyle ya. Aman sen evini çok iyi süsle. Haydi sen bir perdeleri değiştir. Bak filancalarda perdeleri değiştirmez. Sen de değiştir. Filancalar da koltukları değiştirmiş sen de değiştir. Filancalar bak iğneden ipneğe yeniden sıfır kıyafetler almış. Sen de al. Filanca şu markayı almış. Sen de al. Pişmanca şurada yemek yemiş, selfie yapmış. Kör olmayasıca bir de yemeğin resmini çıkarmış.
Instagram’a paylaşmış. Neler paylaşmış. Sen de paylaşman lazım. Sen de sonradan görmesin. Sen de kültürsüzsün. Sen de eğitimsizsin. Sen de cahilsin. Sen de gerçekten şeytanın kölesi olmuşsun. Başka bir değil. Ölüm burnunun ucundayken sen selfie yap. Tabii lüks mekanlara git oradan fotoğraflar çek. Lüks mekanlara git yemekler çek. Bugün de böyle olsun. Ananın gözü olsun. Tabii lazım. Neden fikrin yok senin? Neden senin amacın yok? Neden senin hedefin yok? Neden senin davan yok? Neden senin maneviyatın yok? Neden bu dünyanın geçici güzelliğine kandın gittin sen? Bu dünyanın geçici güzelliğine kandın. Tabii bir takım elbise gey selfie yap. Bugün de böyle oldu. A harika oldu ya. Tabii süstlen püsten. Masaları süsle böyle her şeyleri koy. Mumun eksik olmasın. Mumları da yak.
Bir tek şu var. Aremo. Aremo hoş geldin. Nereye? Papazın evine mumsuz asla olmaz tabii. Takip et bir de. Ne yemekteyiz, ne gelin evim, ne anasının göz evi, ne filancanın şeyi. Kadın gelmiş yok kadınımsa adam gelmiş. Bana bir yardımcı bu ne lan dedim ya. Gemlikten kızlar şuna bakın dedim. Yok dedi. Seni istiyorum dedi. Dedim buyurun yemekteyiz programı bende dedi bu akşam bu önümüzdeki günlerde. Evet dedim işte şu kadehten istiyorum, şu bardaktan istiyorum. Şu tabaktan istiyorum, şundan istiyorum, bundan istiyorum. Dedim bak et. Baktık ettik. Özel. Neco. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Oğlum bundan bundan gönder. Yemekteyiz de çıkacağız dedi. Tabii garibim ne yapsın adamcağız. Ben işi bırakınca rahatladılar komple. Acar sülalesi. Tamam baba gönderdiler tabii. Bu geldi gene böyle hareketler.
Hayır bu bunu göstereceğim ya. Millet onu takip ediyor. Millet geldi. Yemekteyiz de kinden kadeh istiyoruz diyor. Gerçekten ha sizden almışlar diyor. Evet bizden aldılar. Ne reklam ettik? Halbuki sattığımız ürünlerde burada da. Mustafa. Özban’ın ticaret haklı giriyor. Özel getireceğim sana dedim. Sana özel dedim. Böyle bir sunum yapacaksın. Her şeyi özel getireceğim. Elimizdekilerden her şeye özel bir sunum çıkardım. Dedim buyur kullan. Arkası gelecek ya. Çünkü olmayan malı ne vereyim ona? Geliyor. Yemekteyiz de ki yemek takımı var. Yemekteyiz özel getirmemiz lazım. S var elimizde halbuki. Ama o ondan tatmin oluyor. Heva hevesi uymuş ha. Evet. Bu hale geldik. Nişanlarımız, nikahlarımız, evliliklerimiz, yemek kültürümüz, kıyafet kültürümüz, ev kültürümüz. Bu halde ben bir tek ben kaldım içinizde. Benim gibi olanlar.
da vardır. Şeyhimin bana vasiyeti. Mustafa. Efendi buyurun efendim. Oğlum en fakir derviş evine girse. Evet efendim demeli ki ya bunun daha iyisi bizim evde var. Kime diyebilirim ben bunu nasihat olarak? Şeyhimin bana vasiyeti ve nasihat. Musta. Efendi, “Senin evine giren en fakir derviş. Oğlum şunu demeli. Bundan benim evim bundan daha iyi. Dünyanın şatafatına kanmayacağız. Allah bizi affetsin. >> Amin. >> O yüzden her sabahı diyor ya orada gece geçti, sabah oldu. Sen dünü ve geceyi zararda geçirdin. Sabah oldu. Yeni bir gün başladı. Yeni bir nefes. Dün dünde kaldı canazım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım. Dünü sen zararda geçirdin. Bugün kar etmen lazım. Dünü heva ve heveste geçirdin. Bugün sabah oldu. Bugün hiç olmaza ona bir adım.
daha yaklaş. Dünü boş geçirdin. Çarşı. Alışveriş mağazaların dolaştın. Burnunu dayaya daya vitrinler seyrettin. Gittin lüks mekanlar yetmedi. Daha lüksünü istedin. Gittin orada bir kahveye bilmem kaç para verdin. Ahmakça paralar harcadın. Bir fotoğrafa para harcadın. Bir fotoğrafa, bir selfie para. Heva hevesine uydun. Bir markaya para harcadın. Aynı ürün 500 lira öbür tarafta. Giyinmek için al. E örtünmek için al. Giyinmek için değil. Dünya gelip geçiyor. Bak dün geçti. Gece geçti. Sabah oldu. Bu gece de geçecek. Sabah olacak. Sen karla geçirmenin yolunu ara. Ve her nefes ölüme doğru koşarken sen koştuğunun farkında olmazsan o sana koşarken sen gününü karla geçirmenin yolunu ara. Rabbim bizi onlardan eylesin. >> Amin. >> Haklarınızı helal edin. >> Helal olsun. >> Bizden yana.
da helal olsun. Allah’a emanet olun. Elfatihama salavat. Amin. 2305’ten devam edeceğiz inşallah. Allah’tan bir gelmezse.
İlgili Sohbetler
- 326. Mesnevi Şerhi (2283. Beyitten)
- 228. Mesnevi Şerhi (1705. Beyit)
- 109. Mesnevi Şerhi (740-744 Beyit)
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Mesnevi Şerhi (2300. Beyitten) konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Mesnevi Şerhi (2300. Beyitten) sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.