Mesnevi Şerhi (2284. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2284. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. >> Ecmin. Biraz geciktik. Malum bayındırdan misafirlerimiz vardı. Öyle olunca zamanın nasıl geçtiğini bilemedik. Biraz eskilerden, biraz yenilerden. Tabiri caizse muhabbetin belini kırdık. Öyle diyorlar ya. Geciktiğimiz için özür diliyoruz. Hakkınızı helal edin.
>> Helal olsun. >> Helal etmeyen varsa söylesin. Ona göre hesaplaşalım. Sıkıntı değil. En baştan da dedim ben. Ben artık bundan sonra özgürüm. Ne zaman saat kaçta gelirsem geleceğim. Benim böyle saat gündü o tip şeylerin. Ne o zorunluluğum kalmadı benim artık bitti ya. Yaş 64 oldu. Bu saatten sonra artık benden çok zorunluluk beklemeyin. Allah bizi affetsin. >> Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Normalde işte eee neydi? Bu hikaye sahte önderler, şeyhler, alimler bunlarla alakalıydı.
Buradan devam ediyoruz. En son işte beyit şuydu. Fakat nadir olarak talibin itikadındaki parlaklık yüzünden şeyhin yalanı talibe fayda olunur. Burayı okuduk. Buradan devam ediyoruz. Şeyhi can sanır, ceset çıkar. Ama talip kendi iyi niyeti yüzünden öyle bir makama erişir ki hali tıpkı gece ortasında kıble arayana benzer. kıble bulunmasa bile namazı caizdir. Yani o talip o böyle kendisine can suyu arayan, kendisine mürşit arayan, kendisine böyle eee önder arayan ama siyasetçi olsun, ama şeyh olsun ama alim olsun ama bir cemaatin başındaki hoca olsun.
Bu normalde bu tip şeyler illaki şuna denecek noktada değil. Bunu komple toplumun önüne geçmiş veya bir cemaatin önüne geçmiş, bir tarikatın önüne geçmiş kimselerle alakalı. Yani o kimse o şeyhi veya o alimi veyahut da o cemaat önderi işte bunun her yerde ismi farklıdır ya hocadır, abidir, üstattır, siyasi liderdir, başkandır. Buna ne derseniz deyin. Onu can sanır. Ceset çıkar ama yani can sandı ama ceset yani onu diri bir şey zannetti. Ceset dedi ölü çıktı.
Ama kendi iyi niyet yüzünden öyle bir makama erişir ki hali tıpkı gece ortasında kıble arayana benzer. kıble bulamasa bile namazı caizdir. Yani o kimse, o talip Allah’a yönelmede niyeti salihtir, iyi niyetlidir. Ve o kimse ihlasla o topluluğa veya o şahsa intisap eder, bağlanır. Yani o mesela bir siyasi liderdir. Onun ülkeyi kurtaracağına inanır. Onun hatta biraz muhafazakar kesimse onun üzerinden İslami bir sistemin geleceğine inanır. Var ya şimdi mesela işte birçok daişti Elkaideydi, şuydu, buydu çıkıyor.
Millet toplanıyor orada. İs İslami devlet kuracağız diyorlar. Sonra bombalanıyorlar komple top yökün yok oluyorlar. bunun gibi. Hatta onu kuranlar bir bakıyorsun Mossat ajanı çıkıyor. Bir bakıyorsun Cı ajanı çıkıyor. Bir bakıyorsun Amerika diyor ki onu biz yetiştirdik. Sia öyle dedi. Onu biz yetiştirdik dedi. Kimle alakalı? Şu anda Suriye’de devlet başkanı yapanla alakalı. Onlar da ne için uğraşı çalışıyorlardı? İslam için çalışıyorlardı. Ama cı açıkladı. Onu biz yetiştirdik.
İşte o kimse samimiyetle o kimseye intisap eder, bağlanır. Bu hocadır, bu alimdir, bu şeyhtir, bu siyasi liderdir, önderdir. Bu ne bileyim bir teşkilatın başındaki bir kimsedir. Ona intisap edenler, ona bağlananlar kendilerince derler ki hani biz buradan muradımızı alacağız ve ihlasla, samimiyetle ona bağlanırlar. Buradaki ihlas ve samimiyet yani bağlanan kimsede aranılan özellik ihlas ve samimiyet. Zaten ihlaslı ve samimi olan insanları aldatırlar, istismar ederler.
Bir kimsenin kafasında fitne ficir varsa, tilkiler dolaşıyorsa, sorguluyorsa onun bağlanması çok zordur. Ama öbür türlü o kimse kendince bir yol arıyor. Kendince bir şeyh arıyor. Aman muhakkak bir şeyhi intisap etmesi lazım. Muhakkak bir cemaate girip kurtuluşa ermesi lazım. veyahut da muhakkak şu A partisinin peşinde gidip veya B partisinin peşinde gidip hem İslami bir diriliş olması lazım hem de memleketin kurtulması lazım. Ama öyle değil. İşte burada eee Hazreti Pir uyarıyor.
Bu yolcuları uyarıyor. Diyor ki hani yanlış kapıya gitme. Ömrünü zihan etme diyor. Mesnevide geçiyor bu. Yanlış kapıya gitme, ömrünü ziyan etme. Yanlış kapıya gidersen ömrün ziyan olacak. Bakın yanlış kapıya gidenin ömrü ziyan olacak. Hep böyle o kendince doğru yolda olduğunu zannedecek ama onu doğruyu anlatmayacaklar ona. Veyahut da o onunla kurtuluşa erileceğini düşünecek ama onunla kurtuluşa erilmeyecek. Mesela hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, “Kıyametten önce yalancı mehdiler çıkacak.
Yalancı deccallar çıkacak.” Örnekliyorum bunu. Yalancı eee ahir zaman alimleri çıkacak. Yalancı ahir zaman siyasetçileri çıkacak. Bunlar hadisle sabit. Bunlar halkı, bunlar halkı cehenneme sürükleyecekler. Peşine takılan insanları cehenneme sürükleyecekler. Ama o peşine takılanların kendilerince hani doğru yolda gittiklerine inanıyorlar. Mesela adam ne diyor? Şeyhi vefat etmiş. Onun himmeti, hizmeti, onun her şey devam ediyor. E biz zakirlerle bu yola devam edeceğiz.
Allah Allah. Bir önceki şey efendi neden zakirlerle devam ettirmedi de intisap edin bana dedi. Ondan önceki neden demedi. Ondan önceki neden demedi. Ama o zakir etrafında insanlar kaybolmasın diye bakıyor. Veyahut da aynı şey çıkıyor. Biz işte bir lider ölmüş zamanında liderlik yapmış. Biz hala daha onun peşindeyiz diyor. Ya zaman değişmiş. Her şey değişmiş, insanlık değişmiş, teknoloji değişmiş, bilgi değişmiş, her şey değişmiş. O diyor ki biz onun peşindeyiz.
Geçen bir eee hadis kitabından bir şey eee gördüm. İlk defa gördüm onu Tebarani’de. İbn Mesud’un sözü hani insanlar alimlerin kitaplarını okuyorlarmış. Demiş ki bu alimlerin kitaplarını okumayın siz Kur’an’a bakın demiş. Hani bakın İbn Mesud diyor bunu kendi zamanında söylüyor yani. Çünkü o alimlerin din hakkındaki görüşleri eskidi. Sen Kur’an’a bak. Kur’an’ı Kur’an her ana, her çağa hitap eden kitap. Sünnet-i seniye her ana her çağa hitap eden hadisler. O zaman sen yeniye bak, yenile kendini.
Öyle olunca şimdi insanlar kendilerini yenilemekten uzak, dindarlar da kendilerini yenilemekten uzak, sufiler de, ehli tarikat da, cemaatler de kendilerini yenilemekten uzak. Müslümanlar da kendilerini yenilemekten uzaklar. Böyle olunca köhnemiş bir din düşüncesi, köhnemiş bir siyaset, köhnemiş bir devlet, köhnemiş bir hukuk, köhnemiş bir ekonomi sistemi. İslam dünyasının en büyük handikaplarından bunlar. En büyük handikapları sistemler köhnelemiş, köhneleşmiş sistemler.
Siyasetçiler köhneleşmiş. Devlet sistemleri, ekonomi, aile, sosyal hayat. Onlar köhneleşmiş. Bir ilerleyiş yok, bir değişim yok. Dindarlar da bunun içinde. Bakın, dindarlar da bunun içinde. Dindarlar da kendilerini yenileyemiyorlar. Bakın, geçmiş ümmetler de bu hatayı yaptılar. Museviler bu hatayı yaptılar. Kendilerini yenileyemediler. İsa kendilerini yenileyemediler. Ve İsviler veya Museviler kendilerince eski alimlerin kurmuş olduğu otoritede kaldılar. O otoriteleri yıkamadılar.
Hahamlık otoritesini yıkamadılar. Papazlık otoritesini yıkamadılar. Yıkamadılar. Bu otoriteleri, tarikatlar şeyhik otoritesini yıkamadılar. Tarikatlar da bunu yıkamadı. Cemaatler hocalık, mollalık otoritesini yıkamadı. Bu otoriteler kendilerini Kur’an ve sünnetten besleyemediler. Bizim şeyhimizin şeyhinin şeyhi böyle yapardı dediler. Bizim alimlerimiz böyle yapardı dediler. Bizim önceki genel başkanımız böyle yapardı dediler. Bizim bir devlet geleneğimiz var dediler.
Osmanlı’nın da yıkılış sebeplerinden birisi bu. Bütün devletlerin yıkılış sebeplerinden birileri budur. İşletmelerin yıkılış sebepleri budur. Ailelerin yıkılış sebepleri budur. Bir bakmışsın aile dağılmış. Aile kendisini yenileyemiyor. Yenileme noktasında anne baba bu işin ölçüsünü olması gerekirken yenilenmeye karşı olan anne baba oluyor. Veyahut da bir şirkette yenilenmeye kendisini yenileyemeyen patron oluyor. Bir iş yerinde patron kendisini yenileyemiyor.
Bu sefer iş yeri batıyor. Bütün bu normalde Allah muhafaza eylesin ailede baba, ailede anne kendisini yenileyemiyor veya arkasından gelenlerin görüş ve düşüncelerini kale almıyor. Biz babadan böyle gördük diyor. Allah muhafaza eylesin. >> Oysa bir tuşla şimdi bütün işleri hallediyor. Ben bundan 15 yıl önce eee bunu övünmek için söylemiyorum. Züccede dükkan açarken firmanın programcısına çağırdım. Dedim gel ben istediğimi sana söyleyeyim. Dedim buraya bir tane mal girse buradan internet üzerinden göreceğim.
Mal çıksa göreceğim dedim. Günlük satışı göreceğim. Neler satıldığını göreceğim. Kimlerin malı olduğunu göreceğim dedim. Adam böyle baktı bana. Bana böyle bir program hazırla getir dedim. Ben ben su tohumu orada göreceğim dedim. Bundan 15 yıl önce kimin malını sattım? Kimin malından ne kadar kar ettim? Onu da göreceğim dedim. Bir tuşla hepsini görüyordum akşam olunca. Şimdi değişti mi sistem? Orada kara deftere yazmak yok. Sen elindeki malı bileceksin her gün.
Örnek bu değişimi, bu yenilemeyi gerçekleştiremeyenler batıp gidecekler. İşte o bu liderler, bu şeyhler, bu üstatlar aslında ehliyetli değil. Aslında kendi oturdukları makamın temsilcileri değil. Ama onlara intisap edenler, onların peşinden gidenler ihlaslı ve samimiyse çünkü o zaman o kimse o ihlas ve samimiyetiyle kendini kurtaracak ama ömrünü ziyan edecek. Hazreti Pir başka bir beyitte diyor ki, “Yanlış kapıya gitme. Ömrünü ziyan etme. Yanlış kapıya gittiğinde ömrünü ziyan ediyorsun.
Çünkü gittiğin kapı eğer eee bir sufi topluluksa o şeyhin bu konuda etkinliği ve yetkinliği var mı? O şeyhi kim şeyhliğini ilan etmiş? Toplanmış 3 be kişi sen bizim şeyhimiz mi ol demiş vey veyahut da onun şeyhi mi ilan etmiş onu? Elinde icazeti var mı? Sorgula bunu. Onun hani daha önceki beyitlerde vardı ya onun süsüne aldanma. Onun yaldızlı sözlerine aldanma. Siyasetçiysen onun yaptıklarına bak. Söylediklerine bak. Yaptıklarına bak. Söyledikleri ve yaptıkları birbirini tutmuyorsa bırak onun peşini.
O kimse hala da köhnemiş bir sistemi, köhnemiş bir kurguyu ayakta tutmak için mi uğraşıyor yoksa yenilemeci mi, yeniliyor mu? Yenilemiyorsa ve o kohemiş sistemi hala daha devam ettiriyorsa ondan hayır gelmez. veyahut da o alim denilen kimse hala daha yeni normalde ayet ve hadislere bakaraktan dini yaşanır hale getirecek içtihatlar etmiyorsa o da köhnemiş. Allah muhafaza eylesin. Buradan bir kimse kendince kendisine bir pay çıkarıp ameller niyetlere göredir hadis-i şerifince eee oradan kendisini düzeltebilir mi?
Oradan yol gidebilir mi? Onun şey onun eee şeyhe bağlanması Allah içinse evet o belki de oradan bir kendine yol bulacak. Ama Allah bizi affetsin. Bu noktada başarıya ulaşan insanları çok az gördüm. Çünkü o eee günün müritleri de önceki zamanların müritleri de çalışkan değiller. Vazifelerini çok iyi yerine getirmiyorlar. Kendi nefislerini terbiye etmek için uğraşmıyorlar. Yani o kimse heva hevesinden, kibrinden, gösterişinden, şataatından, şatafatından vazgeçmiyor.
Mesnevi Şerhi (2284. Beyitten) Hakkında
Ona Kur’an ve sünnetin doğrularını anlatsan dahi o heva ve hevesini ilah edinmiş, nefsini ilah edinmiş, kibrini ilah edinmiş, gösterişini ilah edinmiş. Onda devam ediyor. Şeyhine bakış açısı öyle, hocasına bakış açısı öyle. alimine, zalimine bakış açısı öyle. Öyle olunca o derviş yetişmiyor. Özür dilerim o sufi yetişmiyor. Onun manevi hali açılmıyor. Manevi hali açılmış olsa o başındaki üstadını görmeyecek. Başka bir üstat görecek. Hatta kimisinde öyle hamatlık var.
Bir yerden ders almış ama başka bir şeyhi görüyor. X yerden ders almış ama rüyasında başka bir şeyhi görüyor. Oraya gidip anlattığında da sen bizim eski şeyhleri görmüşsündür diyor. O dervişte de böyle bir hamagatlık oluyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ama o kimse ihlaslı, samimi gitti bir yere intisap etti. Biz şimdi onu Allah’ın izniyle yine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifiyle kurtaralım. İbn Mac’de geçiyor bu.
Ümmetimden hata, unutma ve zorlama ile yapılan şeyler kaldırılmıştır. Bir kimse hata yaptı. O kimse oradaki o kimseyiin nasıl bir kimse olduğunu tespit edemedi. İçtihadında hata yaptı. O mürşid-i kamil değil mi? Mürşid-i kamil mi? Bunu tespit edemedi ve gitti ona intisap etti. Bunu tespit edemedi. İntisap etti. Ona hata yaptı. veya bir şeyde unuttu. Unuttuğundan da sorumlu değil. Veya zorlama ile bir erkek eşini boşadı. Bunu Hanefiler kabul etmemiş. Hanefiler demişler ki, “Zorlamayla da olan boşama boşamadır.
Korkutmayla da olsa boşama boşamadır.” Ama bu hadis-i şeriften bazı mezhep imamları bu zorlamadan dolayı bunu normalde caiz görenler var. Şimdi böyle olunca o müridin yanılması, o müridin hata yapması mazur görülebilir. Ben hepsini şimdi gömmeyeyim çünkü bu tip şeyleri Allah için gidiyor bir yere intisap ediyor o kimse. Yani o kimsenin hani gerçekten bir mürşid-i kamil mi değil mi olduğunu analiz edebilecek veyahut da o kimse hani bunu tespit edebilecek ilmine, zahiri ilmine veyahut da bu işte manevi ilme sahip olması düşünülemez bir dervi derviş adayının.
Hani bu şuna benziyor. Hani susuzluktan dolayı su biraz bulanık ama içiyorsun. Hani şu anda Bursa’da sular kesiliyor boyuna. Siyasetçilerin aymazlığından, iş bilmezliğinden, körlüğünden dolayı. Düşünebiliyor musunuz Bursa’nın halini? Bakın bu kör siyasetçiler böyle insanları ne yazık ki zorluğa götürüyorlar. Yani Bursa’ya 2 yıl hiç yağmur düşmese yetecek su var. Yukarıda bir baraj var. O barajın suyunu şu anda Bursa kullanamıyor ve Bursa sessiz, sakin hayatına devam ediyor.
Yani bu susuz kalmanın hesabını soramıyor. Kim olursa olsun. Düşünebiliyor musunuz? Duyarsızız. Bu ülkenin vatandaşlarının vergisiyle yapılmış bir baraj var. O barajın suyunu bu insanlara dağıtamayan, köhnemiş, köhnemiş, iş görmez bir sistemin kurbanı. Bütün insanlar ne yazık ki bu insanlar suskun. Bu insanlar buna bir şey diyemiyor. Bir şey söyleyemiyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde hani eee bu bir hata değil. Bu bir unutma da değil. Bu körlük aymazlık.
Allah muhafaza eylesin. İşte mürit de bilmeden, vatandaşlar da bilmeden veyahut da iyi niyetiyle çünkü biz onları yaşadık. Kurtar bizi baba elinde bir fötür şapkası herkes kurtaracak bizi deyip hür peşinden gitti. Daha perişan oldu. Sonra anamız çıktı bizim. Kurtar bizi ana dedik. Bir gecede iflas ettim ben. Ne kurtaracak babamız bitiyor ne de kurtaracak anamız bitiyor bizim. Her hepsi de kurtarmak için geliyorlar. Biz daha da batıyoruz. Daha da batıyoruz. Daha da batıyoruz.
Borcumuz aşağı ince ne? Daha da yükseliyor bizim ülke borcumuz. Faizler aşağı ince ne? Daha da yükseliyor. Enflasyon aşağı ince daha da yükseliyor. Biz bir türlü kurtulamıyoruz. Biz kurtuluşu şunda ararken, bunda ararken Allah hatırımızdan çıktı bizim. Bir biz kurtuluşu Allah ve resulünde arayacağımıza biz Ahmet’te Mehmet’te aradık. O siyasi partide bu siyasi partide aradık. Kurtuluşa bunlar erdirecek derken batırdılar bizi. Fuhuş arttı, içki arttı, kumar arttı, her türlü namussuzluk arttı, her türlü suç arttı.
Cezaevleri yetmiyor ülkede. Suç yaşı indi 12’ye 13’e. Çocuk yaşta çeteler oluştu. Uyuşturucu indi 1213 yaşına. Fuhuş indi 1213 yaşına. Bu ülkede fuhuş 12 13 yaşa indi. Uyuşturucu ilkokullara indi. İlkokulların önünde uyuşturucu satılıyor. Bursa’da gazeteler yazdı. Basına düştü. Biz kurtulacağız derken batıyoruz. Yani gelen faizi yükseltmekte buluyor çareyi. Faiz faiz üstüne, faiz faiz üstüne. Biz kurtuluşu faizde aradığımız müddetçe kurtulamayacağız zaten. Allah bizi muhafaza eylesin.
>> Amin. O yüzden mridin yanılması mazur görülür veya toplumun yanılması mazur görülür. Halkın aldanması, aldatılması, halkın aldanması mazur görülür. Hani derler ya o kimse ateşe düşmüş. Ona derler ki buradan kurtulacaksın. Kendince başka bir alternatif göremez. şaşkınlaşır, sarhoşlaşır, batar o hani gelir böyle ordalıkta dolaşan faizciler vardır. Onların bir de ayakçıları vardır. Seninle arkadaşmış gibi davranır. Sen dertleşirsin ya sorma işte şu kadar çekler var gelecek ama şu anda çok sıkıntılıyım.
Der ki ya sıkıntı yapma. Benim tanıdığım bir arkadaşım var. Ben sana kefil olayım. Ben sana yardımcı olayım. Onlar sana para verirler. çeklerini kırıverirler. Seni faize alıştırır. Sen kurtuluş ümidiyle o faizciye yapışırsın. Yapıştığın anda battığının işaretidir. Perişan eder seni. Şimdi insanın bu noktada yanılması Kur’an sünneti bilmiyor. Çünkü işin hakikatini bilmiyor. Yanılması mazur görülür. Buna mazur Hazret-i Pir çok güzel bir örnek vermiş. Yani mazur görülürken yani normalde o hak ararken sahte bir şeyhe düştü.
O hak bir şeyh arıyordu. Hak bir siyasetçi arıyordu. Hak bir alim arıyordu. Ama o samimiyetle arıyor ya. O samimiyetle ararken işin sahtesine düştü. Ehliyetsiz olana düştü. Yani o kimse ameliyat olacak. ameliyat hani cerrah arıyor ama ehliyetsiz veyahut da o kimse işinin çok eee ehli değil. Ehli olmayınca masada kaldı. Ömrü bu kadarmış. Demedi ki o neşleri kaçırdım, damarı patlattım. Ömrü bu kadarmış. veyahut da işte şimdi Lütfustayı görünce aklıma kaporta geldi.
Yani o kimse ehliyetli değil gitmiş o da kaportacı ama yani benim gibi işte eli çekiş tutuyor mu? Ondan sonra o çekişte düzelecek olan yeri getir oğlum oradan balyozu dedi. Kalsın abi dedim ben. Daha Lütf ustayla tanışık değiliz biz. veya bir tane kaportacı tanıyorum. Bir benim tanıdığım bir dostumun arabasını yapıyor. 6 aydır araba öyle duruyor. Tanıyor Lütfist onu. Bir de entelektüel takılıyor. Bir tek flora eksik. Flor var ya o eksik. Adam o kendini çok iyi kaportıcı görüyor ama bir de işin ehli var, ustası var.
O bir normalde kendi yapmış bir arabayı götürmüş adam. Ne diyorlar ona? Exper demiş ki bunda değişen yok. Lütfta yırtıyormuş kendini. Ben değiştirdim diyormuş ya. Yani diyormuş ki ben değiştirdim ama ekspert tespit edemiyor o değişikliği. İşin uzmanı, işin erbabı onu öyle yapıyor. Onu inceleyecek olan kimse yok bu orijinal diyor. Bu değişmemiş diyor. Erbabına denk gelirsen orijinal iş yapar sana. Ama onun nazını çekmek zor. Yok usta sana taş atmıyorum şimdi.
Bir işin erbabı varsa. Onu o da onlar da enteresan bir şey. Nazlı oluyorlar. Ona bugün ver yarın al. Mustafa Özva’a ait o. Öbür türlü yok. O işin erbabı o. O yüzden onun o noktada nazını çekeceksin. O hemen efendim bir rüya gördüm. Tevili nedir? Dur kardeş ya. Dün bir bugün iki senin karşında yapay zeka yok. Hemen takkak anında cevap verelim. Beni yapay zekayla karıştırma. Oo ben normalde keyfim gelecek, günüm gelecek, saatim gelecek, afyonum patlayacak. A bakayım ki neler yazmışlar.
Bakacağım ondan sonra. En yakınındaki telefon açıyor. Selâmün aleyküm. Aleykümselam. Bir rüya yazdı. E yazmışsındır. Ne yapayım şimdi? Ne yapayım? Anında cevap bekliyor. Yok kardeş öyle değil. Hatta millet öğreniyor ya böyle dışarıdan selamünaleyküm. Aleykümselam. Ben filanca yerden dersteyim. Böyle böyle rüya gördüm. Ben cevap onu onu okuduktan sonra üstadınıza yazabilirsiniz. Edepin üstadınızın eee şey yapması lazım. Tevil etmesi lazım. Üstadımız rüya yorumu kendisinde olmadığını söyledi.
Ben cevap yazıyorum. Bir mürşid-i kamilde rüya yorumunun olması lazım. Rüyayı yoramıyorsa o dervişin hali ne olacak? Nasıl değiştirecek? Nasıl esması değişecek? Hangi esmayı alacak? Hangi esmadan düştü aşağı? Bunu nasıl tespit edecek? sellem rüyayı yorardı. Ondan sonra Hazret-i Ebubekir, Ömer, Osman, Ali bunlar rüyayı yordular. Eğer o kimse mürşit ise, mürşid-i kamil ise onda rüya yorumunun olması lazım. veyahut da bazısı dayanamıyor. Yine de benim rüyamı yorar mısınız?
E yok diyorum artık bu tamam bunu yapacak bir şey yok diyorum. yoruyorum rüyasına. Zamanın var ise ehliyetli değil. Ona açıklıyorsun, söylüyorsun ama o mürit adayı şeyhine karşı olan ihlasından ve samimiyetinden dolayı onu eksik ve nakıs görmüyor. Hadis-i şerif aklıma geliyor. Sevenin gözü kör kulağı sığar. O üstadını sevmiş. Çünkü şimdi böyle olunca yani normalde o karanlıkta kalmış. Hazreti Pir çok hoşuma gitti bu eee benzetmesi diyor. Karanlıkta kalan bir kimse kıbleyi nasıl diyor hani kendi kalbince bir yöne yöneldi.
Onun namazı tamam mı? İşte diyor bir müitnada bilemedi, tanıyamadı ve o kimse bir yere döndü ve oraya intisap etti. E mürit belki de elinden geleni tam anlamıyla yapmadı. Çok araştırmadı, çok bakmadı. Ama normalde o kimsenin niyeti salih, niyeti salih olunca o kimse de eee bir yere döndü. namazını kıldı. Namazı namaz mı? O zaman ayet-i kerime böyle sahabeler kendilerince böyle bir şey yaşamışlardı. Gece karanlığında herkes kendince bir kıble tayin etti. Herkes kendince bir kıble tayin edince namazını o kıbleye doğru eda etti.
Ea ettikleri yönü bellilik koydular tabiri caizse. Sabah oldu. Sabah olunca kimisinin kıblesi doğru, kimisinin kıblesi doğru değil. Ondan sonra normalde Allah Resulüne sallallahu aleyhi ve sellem’e bu meseleyi aktardılar. Dediler ki, “Ya Resulallah, böyle böyle biz gece karanlığında yatsı namazı kılmak için bir türlü bir tespit edemedik. Kıbleyi tespit edemeyince karanlıkta hepimiz farklı farklı yönlere yöneldik. Namazımızı eda ettik. Sonra sabah olduğunda baktık ki bir kısmımızın kıble niyetiyle döndüğü yer kıble değilmiş.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir an duraklıdı. Tabiri caizse benim tabirimle şakkak vahiy geldi. Bakara 115. Doğu da Allah’ındır, batıda. Nereye dönerseniz dönün Allah’ın veçi oradadır. Ayet-i kerimede veç olarak geçiyor. Ben onu zat olarak görüyorum. Nereye dönerseniz dönün Allah’ın veci oradadır. Bu ayet-i kerime o geldi. O zaman kıble karanlıkta kalan bir kimse için yanlış dahi olsa Allah için niyet ettiğinden dolayı onun namazı namaz.
O yüzden yolda kalmış bir kimse, karanlıkta kalmış bir kimse bir kimseyi şeyh, alim, önder olarak gördü. İhlaslı ve samimi bir şekilde onun peşinden gitti. Yani belki de zamanı ziyan oldu ama o kimse ihlas ve samimiyetinden dolayı sevap aldı ve o kimse elindeki imkanlarla, bilgisiyle yola çıktı. Çünkü ben o yola çıkmayı tabiri caizse ben bir kimsenin bir böyle eee üstada intisap edip yola çıkmayı kendimce hicret olarak düşünürüm. Bağdaştırırım onu. Ve Nisa ayet 100.
Kim Allah yolunda hicret etmek üzere evinden çıkar da sonra da ölüm ona yetişirse artık onun mükafatı Allah’a aittir. O kimse Allah için yola çıktı. Çünkü o kimse Allah için yola çıktı. Allah için yürüyor. O kimse Allah için konuşuyor. Allah için sohbet ediyor. Allah için koşuyor. Bir mürşide intisap etti. Allah için intisap etti. Bir cemaat, bir tarikat, bir oluşum. O normalde önüne geldi. Allah için ona bağlandı. Allah için orada yol yürüyor. O zaman o kimse niyeti samimi, ihlaslı, temiz.
Mesnevi Şerhi (2284. Beyitten) ve Önemi
Farklı bir amacı yok. Farklı bir amacı yoksa o hicret ettiği şeyi bulacak. Hani hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri neye hicret ederseniz onu bulursunuz dedi. Devam ettirdi hadis-i şerifte. Yani kadına hicret eden kadını bulur. Dünyaya hicret eden dünyayı bulur. Allah için hicret eden de Allah’ı bulur. O zaman bu mesele de ne içindi? Mekke’den Medine’ye hicret edilirken bir müşrik erkek de hicret etti. Bir Müslüman kadına aşıktı.
Bir Müslüman kadına aşık olunca o da hicret etti. O hicret edince sahabe dedi ki, “Ya Resulallah hani biz Allah için hicret ettik. O” dedi, “kadın için hicret etti.” dedi ki, “Kadın için hicret eden kadını bulur.” Sonra Müslüman oldu. Gerçekten o kadınla evlendi. Dedi ki, “Dünya için hicret eden dünyayı bulur.” Ben hep derim ki hani dışarı mal satmaya gidenler var ya mal satmaya gidiyor, tahsilata gidiyor, ürün pazarlamaya gidiyor, hicret ediyor. Evinden, eşinden, çoluğundan, çocuğundan ayrılıyor.
O kimsenin ticareti düzelir ama almaya gidiyor ama satmaya gidiyor. Şeyh Efendinin meşhur bir sözü vardı. Bana söylerdi. Musta Efendi, “Gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır oğlum” diyordu. Gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır. Hicret etmek. Yani o kimse dünya için hicret ediyor. Mal alacak, mal satacak. başka bir beldeden, başka bir şehirden gerçekten çok bereket bulur. Gerçekten iyi iş yapar. Tembel insan oradan alıp oradan satacağım diye uğraşır. Oradan alıp oradan satmakla oradan aldığın yeri biliyor.
Çünkü herkes biliyor. Gider oradan alır. Sen ondan kar edemezsin. Sen hicret edeceksin. Başka şehirden bir mal alıp kendi şehrinde satacaksın. hicret edeceksin. Başka bir ülkeden mal alıp ülkende satacaksın ya da hicret edeceksin. Ülkende yetişen bir ürünü başka bir ülkeye satacaksın. Hicret edeceksin. Allah için hicret edeceksin. Bir yandaki evi davet edeceksin ya da sen ona gideceksin. Dolaşacaksın. Allah’ı anlatacaksın. Resulullah’ı anlatacaksın. Üstadımın yoluydu.
gezerdi, dolaşırdı, anlatırdı insanlara. Herkes zannederdi ki, “Oh, ne kadar keyifli bir iş.” Ben içimden derdim ki, “Gelin bir dolaşın bakalım. Bir 15 gün evinizden uzak durun. Bir yerde de değil. Üç günden fazla bir yerde kalmaz. Daha oranın havasına alışamadan ertesi gün başka 3 gün sonra başka yere gidiyorsun. 3 gün sonra başka yere gidiyorsun. Çıkıyoruz Kayseri’de duruyoruz. Kayseri’den Sivas’a geçiyoruz. Sivas’tan Tokat’a geçiyoruz. Tokat’tan Ankara’ya geçiyoruz.
Bazen Ankara’dan İstanbul’a geçiyoruz. Hadi gel yap. Yaşın 60’ın üstünde olsun. Bir de gittiğin yerde de durmak yok. Gecesine sohbet var. Gündüzüne bayan sohbeti var. Ertesi gün sabah kahvaltıda sohbet var. Çünkü bitireceksin orayı. Ondan sonra ertesi gün Sivas’a mesela Kayseri. Kayseri gündüz sohbet, akşam sohbet. Bazen kalmayız gece yola çıkarız Sivas’a. İyi Sivas’ta ertesi gün gündüz sohbet, akşamın erkek sohbet. Ertesi gün gündüz büyük kadın sohbeti. Ertesi gün akşam gece erkek sohbeti.
Ertesi gün Tokat. Tokat’ta gece gündüz sohbet. Ardından Ankara. Ankara’da gece gündüz sohbet. Ardından İstanbul’a dönerdik. Hicret Allah için hicret. Bana vasiyeti de oldu. Musta Efendi, “Oğlum ben vefat ettikten sonra devam et.” dedi. Dervişleri boş bırakma. Emredersiniz efendim. Oğlum dedi erkekler gelirler giderler de kadınlar dedi gelip gidemezler. Kocaları izin vermez. Paraları olmaz. Çocukları olur, soğuk olur, sıcak olur. Kaynanaları, kayın pederleri bırakmaz.
Nereye gidiyorsunuz? Oğlum sen boşlama. İyi mi dedi. Seyahat et, dolaş onları. Emredersiniz efendim. Hatta şunu derdi. Bir derviş en fazla 45 gün üstadını görmeden durabilir. Ayda bir üstadını görmesi lazım. Onun sohbetine, onun zikrine katılması lazım derdi. O yüzden oğlum dervişlerin paralı parası olur, parasızlığı olur. Genelde dervişler fukara olur. Onun sözüydü o. O yüzden Mustafa Efendi sen gitmeye çalış. emredersiniz efendim bu Allah için hicret eden Allah’ı bulur.
Bunu unutmayın hiç. Evinde yatan insandan mürşid-i kamil olmaz. Onun hicreti olacak. hicretsiz bir mürşid-i kamil olmaz. Üstadımın sözü. O bile hicret etti. Konya’da bir yıl durdu. Öyle olmasına rağmen, dolaşmasına rağmen Konya’ya da hicret etti. Mustafa Efendi, “Bu da bizim hicretimiz oğlum.” dedi. O zaman Allah için hicret eden Allah’ı bulur. Dünya için hicret eden dünyayı bulur. Kadın için hicret eden kadını bulur. Erkek için hicret eden erkeği bulur. Ne niyetle hicret ediyorsa o kimse hicret ettiği niyeti bulur.
sellem hazretlerinin söylediği söz haktır. O heva ve hevesinden hiç konuşmadı. O yüzden de Nisa ayet 100’de de kim Allah yolunda hicret etmek üzere evinden çıkar da o kimse Allah yoluna hicret etmek için evinden çıktı. Sohbete gidiyor, zikrullah’a gidiyor, tebliğe gidiyor, bir yere gidiyor. Allah için Allah yolunda hicret etmek üzere yola çıktı. Sonra ölüm ona yetişirse artık onun Yolda öldü. Mükafat ona ait. Hicrete çıkan kimse şehit hükmünde. Çünkü ben şehit olayım.
Bas gaza 180’le gidcek olan yerde 240’la git. Viraja da öyle gir. Yok öyle değil. Sen sebepler dairesinde olması gerektiği bir şekilde yürü. Yolda ölüm geldi sana. Şehit oldun veya Allah için hicret ettin. Merak etme niyetin samimiyse, niyetin ihlaslıysa yola çıktığın anda, yola çıktığın anda bir bakmışsın ki şeyhin arabada, bir bakmışsın ki pir efendiler arabanın üstüne oturmuş. Sen yalnız gittiğini zannediyorsun. Bir bakıyorsun ki arkada üstadın oturmuş.
Bir bakıyorsun ki arkada pirmuş. Bir bakıyorsun ki oo sahabeler arkada oturuyorlar. Yalnız değilsin. Bu navigasyondaki konuşan hatun değil. Sağa da sola da değil. yalnız değilsin. O yüzden bir üstatla yolculuğa çıktıysan fazla kelam konuşma. Soru sorma yolda. Allah’ı zikret, rabıtanı kur. O boş bir yolculuk değil. Allah için yola çıkılmış. Çünkü böyle bunlar tecrübe. Efendim sizi filanca arkadaş götürecek. Olur muhafendi? Buradan İstanbul. Şimdi onun da bana dedi ki Mustafa Efendi oğlum çok yoruluyorsun dedi.
Buradan İstanbul’a döneceğim zaman bir arkadaş bana hani tahsis et oğlum dedi. Hani sen artık böyle hani fazla hani getiriyorsun götürüyorsun olur efendim. Ya arkadaş tahsis ettik. Dedik ki sen götür o şahsın kendisine dedi. Sen götür getir tek başına. O yanına birisini daha almış. Bunları görüyorsun. O yanına birisini de almış. Ona söylemiş. Şeyh Efendiyi ben götüreceğim diye. O demiş ya ben bir şey danışacağım, görüşeceğim beni de götür yanında olur demiş.
Onu da almış. Şimdi Şeyh Efendinin yolculuk adabıdır. Gelir oturur arabanın önüne. Selâmün aleyküm. Aleykümselam. Hayırlı hayırlı yolculuk Mustafa Efendi. Allah razı olsun efendim. Bakın bu kadar tespihini alır. Çat çat kalır. Bir müddet öyle durur. Ondan sonra çat durdu gene. Sen korna bile basmayacaksın o esnada. Arabayı sallamayacaksın. Ani fren yapmayacaksın. Ani gaza basmayacaksın. Ani gaza basmayacaksın. Böyle sükunetli gideceksin. Onun o halini bozmayacaksın.
Ben dikkat ediyorum t bunlara. İşte kasise girmeyeceksin. Ne bileyim şunu yapmayacaksın. Öksürmeyeceksin. Tinsirmeyeceksin. Müzik açmayacaksın. Her şey sessiz sakin. Böyle rolantide olacak. Öyle zaman olur biz buradan İzmir’e çıkarız. Selâmün aleyküm. Aleykümselam. Hayırlı yolculuk. Allah razı olsun efendim. Yani İzmir’e yaklaşmışızdır. Mustafa Efendi neredeyiz evladım? Efendim Manisa’ya geçtik. Maşallah iyi gelmişiz. Elhamdülillah efendim himmetinizle iyi geldik.
Sonra İzmir’e yaklaşıyoruz. Mustafa Efendi programımız ne oğlum? Efendim işte eee önce Bayındır’a gideceğiz veya önce şuraya gideceğiz, önce şunu yapacağız. Oradan buraya gideceğiz. Ala sonra yine gittiğimiz yere kadar konuşmaz. Şimdi o arkadaşı verdik. O da yolda soracakları varmış ya. şu şöyle miydi? Efendim bu böyle miydi? Efendim şu şöyle miydi? İstanbul’da kızının evine götürmüşler indirmiş orada. Bir gün müki gün mü ne geçti? Ben bir gittim ziyarete. Oğlum geçen gönderdiğinin yanındaki kim dedi?
Onun ben yanında onun birisini göndermedim ki dedim. Onun sadece kendisine söyledim dedim. Sen götür dedim dedim. O yanında dedi. Birisini de getirdi. Oğlum dedi İstanbul’a gelinceye kadar ne sorusu bitti ne dedi sözü bitti dedi. Allah Allah. Efendim özür dilerim. Hakkınızı helal edin. Ben sadece o arkadaşa söylemiştim. Yaptı şey efendim. Dervişler söz dinlemiyorlar. Oğlum dedi. Ben o yanında götüren adamı bırakır mıyım öyle? Bırakırsam Mustafa Özbağı özbıktan çıkmıştır.
Dedim gözüm görmeyecek seni bir daha. O senin yanında götürdüğünü de dedim gözümün görmediği yerlerde oturun siz dedim. ikiniz de gözümün görmediği yerlerde oturun. Sizin dersiniz merinizi alıp gönderirim. Bilmiş olun. Hala daha ikisini de gözüm görmüyor. Şimdi Allah için hicret eden kimse Allah’ı bulur. Sen şeyhinle Allah için hicret ettiğini düşün. Öyle tefekkür et. Allah’ı zikret sessiz bir şekilde. Sen bir üstadı taşıyorsun. Sen o normal değil. O bir hicret.
Ne için çıktı yola? Allah için yola çıktı. Sen onunla ne yapıyorsun? Sen de onunla berabersin. Sen de hicret ediyorsun. Neden Allah’ı zikretmiyorsun? Neden boş muhabbet yapıyorsun? Boş boğazlık ediyorsun. Edebe mugayyir hareket ediyorsun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kim neye hicret ederse onu bulur. Rabbim bizi kendisine hicret eden kullarından eylesin. Bugün sohbeti bu kadarla kısayım. Eee, hem daha fazla vaktinizi almış olmayayım hem de eee, içeride misafirlerim var.
Onları da çok fazla yalnız bırakmış olmayayım. Onların da biraz teller yanmış, karıştırmışlar kendilerini. Biraz onları da böyle rolantiye getireyim. Rabbim cümlemizin tellerini sağlam >> Önümüzdeki hafta Allah izin verirse inşâallah davacı ve yalancı şeyhin can kıtlığı gizlidir. Fakat bizdeki ekmek kıtlığı meydanda. Niçin bunu davacı şeyh gibi gizleyelim? Neden fayda olmadığı halde utanıp ağlanarak can çekişelim? demiş Hazreti Pir. Buradan inşâallah devam edeceğiz.
Haklarınızı helal edin. >> Bizden yana da helal olsun inşâallah. Elfatiha salavat.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.
İlgili Sohbetler
Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını inceleyebilirsiniz.