Dergah Sohbetleri Serisi

315. Dergah Sohbeti — Dört Mezhep Meselesi, Darülharp Hukuku ve Sufi Adabı

Dört: Dört Mezhep Meselesi ve Mezheplerin Hakikati

Dört mezhebin hak olduğuna dair kaynak ve delilleriniz nelerdir? Hak olan mezhepler dört değildir. Bize küçük ilmihal kitaplarında dört mezhebin hak olduğunu söylerler. Bu hayatta kalan mezheplerle alakalıdır. Dört mezhebin müntesipleri kalmıştır hayatta. Diğer mezheplerin müntesipleri fazlaca kalmamıştır. Tabi dört mezhep müntesibi kaldığından dolayı İslam dünyasında hak olan mezhep dörde dönmüş. Kendince insanlar bu noktada biraz mezhebi meseleleri daraltmışlar.

Bu noktada başka bir kimse de gelse dese ki Zülyervel diye bir mezhep var, haktır. Ama ona müntesip eden kalmamıştır. O yüzden dört mezhep haktır sözü benim ağzımdan çok çıkmaz fazlaca. Hatta mezhebin daha fazla olduğunu söylerim. Bu noktada bir kimse ayakta olan bu dört mezhebi hak gördüğünü söylerse o da onun hakkı olsun.

Mezhep İmamları ve İctihad Hakkı

Örnek: İmam Yusuf, İmam-ı Azam hazretlerinden ayrılmamış talebesidir. Ama birisi karşıda dese ki ben sadece İmam Yusuf’un içtihatlarına uyacağım ve İmam Yusuf’un içtihatlarıyla hareket edeceğim dese, o da haktır olur. Yusufiye mezhebi. Birisi dese ki ben İmam Muhammed’e tabi olacağım, İmam Muhammed’in içtihatlarına göre devam edeceğim, olur, Muhammedi mezhebi.

Birisi dese ki Serahsi büyük bir alimdir, ben Serahsi’nin bu noktadaki içtihat ve görüşlerine intisap edeceğim, Serahsi’ye göre davranacağım ve bir topluluk olsa bir cemaat olursa böyle, olsa olur Serahsi mezhebi. Bir kimse bağının bulunduğu mezhep imamının çatısının altında durursa aynı mezhepten anılır.

Kastelani örnek. Biz desek ki Kastelani Hanefi mezhebinin çatısının altında değilim deser ve ben Hanefi’den ayrıldım deser, hiç kimse ona söz söyleme noktasında olmaz. Veya İbn-i Hacer, Şafi mezhebinin büyük insanlarından birisi, aynı zamanda büyük hadisçi, zamanının büyük alimi, kutb-u ilim noktasında. Dese ki ben mezhep imamıyım, hiç kimse ona söyleyecek bir söz kalmaz. Bunun gibi bir zat ilmiyle hamildir.

Ama onlar hep böyle kendilerince kendi adlarına, kendi isimlerine bir mezhep anılmasını istememişler. İmam-ı Azam hazretleri de istememiş. İmam-ı Azam hazretleri de içtihat ederken, ders okuturken Hanefi mezhebinin kurucusu noktasında değil. Hiçbir kimse kendi dairesinde, kendi noktasında ben bunun kurucusuyum diye yola çıkmaz. Ben bunun kutbuyum, ben bunun akkabıyım, ben bunun piriyim diye yola çıkmaz.

Hazreti Mevlana da öyle yola çıkmamıştır. Yunus da, Hacı Bektaş Veli de öyle yola çıkmamıştır. Abdülkadir Geylani hazretleri de öyle yola çıkmamıştır. İmam Malik de İmam-ı Azam hazretleri de okurken ben Maliki mezhebinin kurucusu hocam diye yola çıkmamıştır.

İlim Allah İçin Öğrenilir

İlim öğrenmişlerdir Allah adına, Allah için. İlim insanlar için öğrenilmez, ilim Allah için öğrenilir. İlim Allah adına, Allah için öğrenilir. İnsanın mürşidli, evliyalı, dostlu, dervişli, sufili insanlar için değildir. İnsanlar için olursa batar insan, helak olur. O insanlar onu terk eder, o insanlar onu vurur, o insanlar onu maymuna çevirir. İnsan nefsini uyama. O yüzden hiçbir şey insanlar için değildir. Her şey insanlar içindir ama insan Allah içindir. İnsan Allah için yaşarsa insanlara faydalı olur. İnsan Allah için yaşamazsa hiçbir faydası olmaz.

O yüzden dört mezhebin hak olduğuna dair bir delil aranacaksa bu delil kendi içindedir. Bir kimse bu mezhepleri inkar edip ben bu mezheplere tabi değilim diyebilirim. Bir kimse dese ki ben Kur’an ve Sünnet’e uyuyorum, mezheplere tabi olmuyorum. Senin adın ne? Ahmet. Ahmet iyi, mezhebindensin sen de. Çok basit.

Benim derdim mezhebe tabi olunması değil. Mezhep ve meşrep savaşçısı değilim. Diyeceksiniz ki ben Hanefi mezhebine göre dinimi yaşamaya çalışıyorum. Hanefi mezhebinden meseleme cevap bulamıyorsam Maliki’ye bakıyorum. Maliki’de bulamıyorsam Hanbeli’ye bakıyorum. Hanbeli’de bulamazsam Şafi’ye bakıyorum. Şafi mezhebine en son bakıyorum. Bu benim kendi cüz’i iradem ve kendi dini algılayışım budur.


Hz. Muaz bin Cebel ve İctihad Kapısı

Bunun nereden çıktığını sorarsanız: Hz. Muaz bin Cebel. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Yemen’e gönderir. Yemen’e gönderirken sorar: Neyle hükmedeceksin? Kur’an ile ya Resulallah. Bulamazsan? Senin sünnetinle ya Resulallah. Bulamazsan? İctihad ederim. Hazreti Peygamber de tebessüm eder. İctihad kapısının açıldığı nokta burasıdır. Din ictihad kapısı açık bir dindir bizim dinimiz.

Diyeceksiniz ki bu kapı herkese açık mı? Herkese açık. Herkes ictihad edebilir mi? Herkes ictihad edebilir. Bunu imamlar belli bir çerçeveye koymuşlar ilim ehli. Çünkü bunu kabul etmeyen kimse o ilim ehlinin çerçevesini de kabul etmeyecek. İlim ehlinin çerçevesini kabul etmeyeceğinden dolayı ona bir özgürlük tanıyorum. Kendimce onlarla fikir mücadelesi yaparken diyorum ki al sen de ictihad et. Sana tabi olacak olan varsa senin ictihadlarına göre hareket etsin.

Bana kim tabi olacak diyor, o zaman senin hiçbir ilmi ağırlığın yok, hiçbir fikri ağırlığın yok, senin hiçbir takva ağırlığın yok, sen bir hiçsin. Hiçbir şey olduğunu görüyorsun ve kendince bir şey olmuş olanlara saldırıyorsun. Sen hasitsin, kıskançsın, ilim fukarasısın. Kur’an meydanında, sünnet meydanında al sen de ictihad et. Bu memlekette hürriyet var.


Hz. Peygamber ve Mezhep Meselesi

Eğer bu mezhepler hak ise, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hangi mezhepte idi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için ‘hangi mezhepte idi’ sorusu cahil gibi bir sorudur. Ama bu soruyu soran kardeşin sorusu değildir bu. Bu cahil insanların sorduğu sorulardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerine bir mezhep iddiasında bulunmak, din ve din terminolojisine ve dinler terminolojisine, Hazreti Peygamber ve ondan önceki peygamber hayatlarını ve dinlerini hiç tanımadan çıkmaya denktir.

Tabi bilmemek ayıp değil, suç değil. Bu da bilinmeden sorulan bir soru. Bu böyle muhakkak bir soru, öğrenmek için sorulur. Ama bu soru bir kimsenin oturup da kendi kendine kuracağı bir soru değil. Bu dışarıdan kulaktan dolma sorulardır. Bir mezhebe tabi olmayı bırak onlar bir dine de tabi olamazlar. Bir dine tabi olamayanlar mezheplerin üzerinden soru işaretleri koyarak kendilerine bir yol biçmeye çalışıyorlar.


İmam-ı Azam Hazretleri ve İlmi Derinliği

Hadis Kitabını Resulullah’ın Kabrine Götürmesi

İmam-ı Azam hazretleri en az bir hadisçi kadar hadis alimidir. Fetvalarına konu ettiği, ölçü ettiği bütün hadisleri topladığı hadis kitabı vardır. Hangi fetvayı hangi hadis-i şerife dayandırdığına dair o hadisleri almıştır. Hatta rivayet edilir ki o hadis kitabını alıp Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabr-i şerifine gidip, talebeleriyle beraber, bu hadis-i şerif doğru mu ya Resulallah, senin sözün mü deyip, kabr-i şeriften ‘evet benim sözümdür’ işaretini alıp hadis kitabındaki hadislerini tek tek işaretlemiştir Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabr-i şerifinin başında.

O yüzden İmam-ı Azam, o yüzden imamların değildir. Ve rivayet edilir ki o esnada hac esnasında yaklaşık 5.000 kişi vardır etrafında. Talebeler de dahil şahit olmuşlardır. Tarih kitaplarında yazar, evliya menkıbelerinde yazar, tarihe not düşmüşler. Ben o yüzden İmam-ı Azam hazretlerine aktab kabul ederim. Ve İmam-ı Azam hürriyetullah hakkında fetva veririm: Allah rüyada görünür. Ben 99 kez gördüm. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyada görmek haktır. Şeytanın şekline, şemaline giremeyeceğine dair fetva verir.

İmam-ı Azam’ın Elma Kıssası ve Dört Buçuk Yaşında Hafız Olması

İmam-ı Azam hazretleri rivayet edilir dört buçuk yaşında hafız olmuştur. Annesi der ki elmayı dişlemeseydik üç yaşında olacaktı. Siz şimdi bakın, etrafınızda dört buçuk yaşında hafızlık yapabilecek bir çocuk görebiliyor musunuz? Dört buçuk yaşında bir çocuğun hafız olabilmesi için annesinin babasının kursağından asla haram girmemesi lazım. Annesinin babasının harama hiç bakmaması lazım.

İmam-ı Azam hazretlerinin babası Dicle’nin kenarında bir elma görür. Koparmaz bakın, sadece dişi batar. Suyun üstünde akan giden elma caizdir. Siz ırmakta akan giden bir elmayı alsanız, elma yiseniz helaldir. Balık gibi, ırmakta balığı tutunca caiz mi? Caiz. Sahipsiz nimetim al caizdir.

Ama İmam-ı Azam’ın babası ‘ben nasıl bunu dişledim’ diye elma bahçesini bulur, Dicle’nin kenarında sahibini araştırır, sahibini bulur. Der ki kaç akçaysa vereyim ücretini. Elmaya bir diş attım, ısırmadım. Elmaya diş yaptım, ısırmadım. O kimse der ki hakkımı helal etmem. İçinden yedi yıl bende çalışacaksın. Yedi yıl hiç ücretsiz o kimsenin yanında çalışır.

Yedi yıl sonra biter, çıkar. Der ki efendim yedi yıl bitti, bana hakkınızı helal eder misiniz? Der ki bir şartla hakkımı helal ederim. Buyurun der. Gözleri görmeyen bir kızım var, elleri tutmayan, ayakları topal, dili lal, kulakları sağır bir kızım var. Bunu alırsan ancak hakkımı helal ederim.

Düşünür taşınır. Peki efendim alayım o zaman da. Peki ben sana nikahladım da. Gerdeğe girecek. Girmesinden çıkması bir ol. Bir bakar ki gözü görüyor, kulakları duyuyor, eli ayağı sağlam. Ben yanlış odaya mı girdim diye. Kız der, efendim herhalde yanlışlık oldu. Yok evladım o senin eşin. Gözleri görmedi dedim, hiç harama bakmadı. Kulakları sağır dedim, hiç haram duymadı. Elleri çolak dedim, hiç harama tutmadı. Ayakları topal dedim, hiç harama gitmedi. Dili lal dedim, hiç haram konuşmadı.

Evlenirler, İmam-ı Azam olur. Hanımı der ki eğer sen elmayı dişlemeseydin üç yaşında oğul hafız olacaktı. Elmayı dişlediğin için dört buçuk yaşında oldu. Şimdi herkes çocuklarına baksın, hiç şikayet etmesin. Bu kıssaya bakıp da İmam-ı Azam’a laf söyleyecek olanlar oturup şapkalarını önüne koysunlar. İmam-ı Azam gibi bir annesi babası olmadan İmam-ı Azam olmadığı için İmam-ı Azam’a dil uzatıyor. Eğer anne babası İmam-ı Azam’ın annesi babası gibi olsaydı, kendisi de İmam-ı Azam olurdu.


İlim Silsilesi: Sahabeden İmamlara

O 150 yıl içinde hangi mezhebe tabi idiler sözüne gelince: O imamlar vardı, ilim erbabı. Biz onlara bu noktada Tabiin ve Tebai Tabiin olarak devam eden bir silsile olarak görüyoruz. Sahabeden sonra Tabiin, ondan sonra Tebai Tabiin olarak bir silsile. O silsile de 150 yıl daha her şey taze. Bir ilim silsilesi var, herkesin talebeleri var ve talebelerine icazet veriyorlar. Birisi fıkıh öğretiyor, fıkıh icazeti veriyor. Birisi hadis öğretiyor, hadis icazeti veriyor. İmam-ı Azam hazretlerinin 3-4 tane hadis hocası var, 3-4 tane fıkıh hocası var, kelam hocası var, tefsir hocası var.


Halifelik Meselesi

Halifelik ne demektir? Halifelik bir kimsenin kendisinden sonra vekil tayin etmesidir. Vekil de değil, kendisinden sonra asil tayin etmesidir. Halife sultan hükmünde, padişah hükmünde, reis hükmünde. Dini terminoloji noktasında eğer o Müslümanların halifesi ise Müslümanların imamı noktasında imam, ama yok devlet başındaysa sultan, bir tarikatsa oranın şeyhi.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendinden sonra gelecek halifelerin isimlerini söylemiş midir? Söylediğine dair rivayetler var ama direkt olarak ‘benden sonra Ebu Bekir, ondan sonra Ömer, ondan sonra Osman, ondan sonra Ali olacak’ diye bir direkt hadis-i şerif yok. Ashab kendince bunu bir sıralama yapmış.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri son namazını kimin arkasında kıldı? Hz. Ebu Bekir efendimizin. ‘Musa’nın Harunu varsa benim de Ebu Bekir’im var’ dedi mi, dedi. Böylece bu hadisleri toplamışlar, istişare etmişler. O istişare heyetinde bulunanlar Hz. Ebu Bekir efendimizi halife olarak seçmişler ve biat etmişler.


Darülharp Hukuku ve Şartları

İmam-ı Azam’ın Üç Şartı

Darülharp meselesini ağzına diline almaktan korkun. Onu konuşmaktan uzak duran insanlar o meseleyi hiç açmazken, Bursa’da radyo programında darülharp meselesini açıp radyoya terörle mücadelenin bastığı adam benim. Radyo programı bitti, alıp götürdüler beni darülharp meselesine. Ama ben bir şey diyordum, bana ‘Türkiye darülharptir’ dedirtemiyorlar bir türlü.

Bir ülkenin darülharp denilebilmesi için İmam-ı Azam hazretlerine göre: Bir, darülharbe bitişik olması lazım. İki, daha önce eman verilenlerin emanlarının kaldırılması lazım. Üç, İslam hukukunun uygulanmaması lazım.

Bir gün sohbette o soruyu sorana dedim ki sen cevap ver şimdi. Cumhuriyet savcısının karşısında ikimiz dikildik. Savcıya dedim ki darülharp diye bu konuşmaları çıkarmışlar, ben soruyorum. Dedim Türkiye darülharbe bitişik mi? Bulgaristan’a, Yunanistan’a, Rusya’ya bitişik mi? Bitişik diyor. Peki, Türkiye’de İslam hukuku var mı? Yok diyor. Peki, Türkiye’de daha önce eman verilmiş Yahudiler, Hristiyanlar, Ermeniler, daha önce onlar ikinci sınıf vatandaşmış, şimdi birinci sınıf vatandaş oldu. Emanları kaldırıldı, herkese bir mi oldu? Bir oldu. Müslümanların da emanları yok mu? Yok. O zaman Türkiye’nin ne oldu? Darülharp oldu diyor. Savcı baktı, söyleyecek laf yok. Benim hakkımda takipsizlik kararı verdi.

İmam Muhammed’in Görüşü

İmam Muhammed ise üç şart istememiş. Talebesi olarak demiş ki bir yerde İslam hukuku yoksa orası darülharptir. Bunu Türkiye’de hiçbir alim, hiçbir profesör söyleyemez.


Faiz Meselesi ve Darülharp Hukuku

Darülharbin kendi içerisinde bir hukuku vardır. Darülharbin kendi içerisindeki hukukunda harbiyle Müslüman’ın arasında faiz yoktur. Müslüman’ın harbisi kimdir? Müslüman olmayanlardır. Banka Müslüman mıdır? İsterse Türk sermayesi olsun, banka Müslüman mıdır? Hayır. İslam’a göre mi kurulmuş? Hayır. Türkiye’de İslam’a göre kurulu hiçbir kurum ve kuruluş yoktur, Diyanet bunun içindedir.

Türkiye laik demokratik insan haklarına saygılı bir hukuk devletidir der anayasada. Ve anayasada Türkiye’nin dini yoktur. Türkiye cumhuriyeti devletinin dini yoktur. Harbiyle senin ilişkinde faiz yoktur. O yüzden kurtuluyorsun, yoksa annenle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha gireceksin.

Bu hadis-i şerifi de reddediyorlar. ‘Hazreti Peygamber böyle laf söyler mi, böyle çirkin bir söz söyler mi?’ diye. O çirkinliği yaptıkları için bu hadis-i şerifi reddediyorlar. Kim mümin kardeşinden faiz alırsa, annesiyle Kabe duvarının dibinde nikah kıymış gibi olur hadis-i şerifi. Varın kim reddedecekse hadis-i şerifi reddetsin. Neden? Faiz alıyor o ahlaksız. O mümin kardeşinden alıyor. O yüzden o hadisini reddediyorlar.

Faiz Hayatın Her Yerinde

Telefon faturasını yatıramadın, faiz ödüyor musun? Ödüyorsun. Elektrik parasını ödemedin, onu ödemişsin. Ne fark var arasında? Suyu ödemedin, faiz ödüyor musun? Ödüyorsun. Doğalgazı ödemedin, faiz ödüyor musun? Ödüyorsun. Bütün resmi kurumların hepsinde bir şey ödemediğin zaman faizini alıyor mu senden? Alıyor. O zaman ev alacak, kredi alacak, banka kredisiyle alacak. Ödeyebileceksen al. Neden? Harbiyle senin aranda faiz yok.


İslami Bankacılık Eleştirisi

Kendilerince bir İslami bankacılık sistemi kurmuşlar. Albaraka, Asya Finans, Kuveyt Türk Finans, Faysal Finans… Bunlar ne? İslami bankacıymış. Ben birkaç sefer girdim oraya. Almışlar pırıl pırıl çocukları, böyle gayet mülayim. Vay hacı anneciğim, vay hacı teyzeciğim. Cübbeli, şalvarlı, sarıklı her biri bankaya giriyorlar çok rahat.

Bir müdür geldi dükkana. Dedim ki geldim senden 100 ton iplik aldım, ödeyemedim. Evimi satacak mı? Satacağım dedi. Hanefi’ye göre satamazsınız. Arabamı satacak mı? Satacağım. Hanefi’ye göre satamazsınız. Makinemi satacak mı? Satacağım. Hanefi’ye göre ona da el koyamazsınız.

Dedim müdür, sen de Türkiye Cumhuriyeti devleti icra iflas hukukuna bağlı mısın, değil misin? Evet. Neresi İslami’nin? Türkiye Cumhuriyeti’nde ticaret yapan herkes icra iflas hukukuna bağlı mı? Bağlı. O hukuk İslami değil ki. Nereden İslami olacak, mümkün değil.


İlmin Özgürce Konuşulması Meselesi

Darülharp meselesini bizim insanlarımız bilmez. Öğrenseydi zaten insanlar ayağa kalkardı Müslümanlar. Zaten bunu öğretmek isteyenlere Cumhuriyet’in ilk döneminde hepsini de astılar. Türkiye’de irticacılar kimlerdir biliyor musunuz? İrtica lafı dolaşır ya. O irticacılar İslam hukukunu isteyenlerdir. Kim İslam hukukunun hakim olması için uğraşırsa o irticacıdır Türkiye’de.

Bir kadın zina ettiği dört tane şahitliğe ispat olursa ne olur dediniz de siz de ona recmedilir dediğiniz an bitti sizin işiniz. Ne televizyonlarda, ne basında, ne devlet organlarında hiçbir yerde adınız olmasın. Başörtüsü farz mıdır değil midir, örtünmek farz mıdır değil midir dediğinizde, örtünmek her kadına farzdır dediğiniz an ipinizi çekerler sizi Türkiye’de. Hiçbir yere çıkarmazlar sizi.

Ama ona ‘teferruattır, olsa da olur olmasa da olur’ derseniz, o alkışlanırsınız. İki televizyona çıkmak için, iki devlet protokolünde yer almak için eveleyip geveliyorlar. Aman sohbetlerimize zarar gelmesin, aman şuraya buraya zarar gelmesin diye eveleyip geveliyorlar. Diyemiyorlar bir şey, yapamıyorlar, söyleyemiyorlar.


Kalbi Zikir ve Darbi Nefes Meselesi

Bize neden nefeste darbi kalbi zikir yapıyorsunuz diye soruyorlar. Bana sorarlardı, ben derdim ki benim kalbime böyle ilham verdi. Nasıl yapıyorsunuz? Valla bana ilham veriyor. Sus diyorlar, ben kalbi diyorum. Darbi diyorlar, ben darbi diyorum. Nefeste diyorlar, ben nefeste diyorum. Ben değilim yani yaptıran.

Yunus diyor ya bu. Biz böyleyiz. O zaman bunlar sorgulanmaz yani. Hazreti Peygamber söylemiş 1400 yıl önce: Siz Allah’ı öyle zikredin ki dışarıdan görenler ‘bunlar deli olmuş’ desinler. Dışarıdan bakınca ne görecek? Deli. Hazreti Peygamber ‘bunlar deli olmuş desinler’ diyecek, biz burada akıllı duracağız öyle mi?


Sufi Adabı: Hizmet ve Tevazu

Başa Geçmeyi Bırakmak

Onların adablarından biri de başa geçmeyi bırakmak, üstatlık taslamaktan kaçınmak, dostların ve arkadaşlarının hizmetini yapmaya çalışmak. Sufi’nin adablarından birisi neymiş? Başa geçmeyi bırakmakmış. Üstatlık taslamayı bırakmakmış. Ve dostlarına ve arkadaşlarına hizmet etmeye çalışmakmış.

Bizim yolumuzda ben üstadım demek yok. Üstatlık yapmak da yok. Başa geçmek için çaba sarf etmek yok. Başa geçmek için katakülle yapmak da yok. Buradaki yapacak olan şey ne? Hizmet etmek.

Cüneyd-i Bağdadi ve Seri Sakatî Menkıbesi

Bir gün Cüneyd-i Bağdadi şöyle dedi: Bir gün Sırrı Sakatî’nin bana karşı canının sıkılmış olduğunu gördüm. Seri Sakatî, Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin zamanında yaşamış, onun arkadaşlarından olan kutup bir kimsedir. Bazıları Cüneyd-i Bağdadi’nin halifesi olduğu söylenir.

İşte bir gün Seri Sakatî’ye demiş ki Cüneyd-i Bağdadi hazretleri: Başına bir cemaatin toplandığını duydum, bu nedir? Yani senin başına bir cemaat toplanmış, bu ne? Ve bu işi bana uygun görmedi. Seri Sakatî de cevap vermiş: Hey Ebu Hüseyin, onlardan biri geliyor ‘hacım beni doyur’ diyor. Ben de bende bulunan biraz fazla azıktan onu yediriyorum. Adam geliyor ‘kanım var, kan aldırmak istiyorum’ diyor, olmaz mı diyeceğim? Adam geliyor, sıfatıdır, neredeyse avratı gözükecek. Ben ona giydirecek bir şeyler var, onlara bundan beri vermeyeyim mi?

Hayır, ver. İsteklerini yap, gönüllerini hoş tut. Demek ki etrafınıza faydalı olacaksınız. Etrafının ihtiyaçlarını gören insanların başında kalabalık bitmez. Etrafının dertleriyle, problemleriyle ilgilenen insanın etrafında hep insanlar var. Sizin en hayırlınız etrafına hizmet eden, etrafının ihtiyaçlarını görendir.

Cömertlik ve Dostluk

Siz etrafınızda nasihat eden, tatlı tatlı etrafınızın ihtiyaçlarını görmeye çalışırsanız, insanların başına kalkmadan insanlar sizin etrafınızda toplanmaya başlarlar. Arı çiçeğin başına toplanır. Arı bal alacağı yerden toplanır. İnsanlar da maddi manevi menfaat göreceği yerde toplanırlar. Bu doğaldır.

Sen sofranı açarsan, evini açarsan, sen cömert olursan, senin dilin tatlı olursa senin dostun çok olur, arkadaşın çok olur. Şöyle düşünmeyin: Onlar menfaat arkadaşı. Sen de kendinden menfaatlendin, sen de kendinden menfaatlendin. Sen neden kendinden menfaatlendirmiyorsun? Sen kendini menfaate açmadığından dolayı etrafında hiç kimse yok.

Cömert insan kendini menfaate açan insandır. Elindekilerini paylaşabilen insandır cömert insan. İlmini paylaşan, muhabbetini paylaşan, malını, mülkünü, parasını, pulunu, rahatını paylaşan insan cömert insandır. Etrafındaki bütün herkesi menfaatperest görür, etrafındaki herkese kötü davranır, etrafındaki herkese dost olmazsa, etrafında kimse kalmaz. Ondan sonra kendi kendine yalnızlık teranelerini söylersin.

İnsanlar kendi kendilerini yalnızlaştırırlar. Senin yalnızlığın Hak için olmalı. Sen bütün herkese kendini aç ama kendini sadece Allah’a yasla. Sen menfaat olarak herkese menfaatini aç ama gönül olarak Allah’a yasla. O zaman işin tadı çıkar.


Kaynakça

Hadis-i Şerif Kaynakları

  • Hz. Muaz bin Cebel hadisi (Yemen’e gönderilme ve ictihad): Ebu Davud, Akdiye 11, Hadis No: 3592; Tirmizi, Ahkam 3, Hadis No: 1327
  • Faiz hadisi (annesiyle Kabe duvarının dibinde zina gibi): İbn-i Mace, Ticaret 58, Hadis No: 2274; Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebir
  • Allah’ı zikredin ki deli desinler hadisi: Ahmed bin Hanbel, Müsned, III/68; Ebu Ya’la, Müsned
  • Rüyada Peygamber’i görmek haktır hadisi: Buhari, Ta’bir 10, Hadis No: 6993; Müslim, Rüya 11, Hadis No: 2266
  • Şeytan Peygamber suretine giremez hadisi: Buhari, Ta’bir 10; Müslim, Rüya 11
  • Musa’nın Harunu varsa benim de Ebu Bekir’im var hadisi (benzer rivayetler): Buhari, Fedailü’l-Ashab; Müslim, Fedailü’s-Sahabe
  • Hz. Peygamber’in son namazını Hz. Ebu Bekir’in arkasında kılması: Buhari, Ezan 46; Müslim, Salat 90

Fıkıh ve İlim Kaynakları

  • İbn-i Abidin, Reddü’l-Muhtar ale’d-Dürri’l-Muhtar — Darülharp bahsi ve faiz meselesi
  • Fetava-yı Hindiyye (el-Hindiyye) — Cuma bahisleri ve faiz bahsi, darülharp hukuku
  • Serahsi, el-Mebsut — Hanefi fıkhının temel kaynağı
  • İmam-ı Azam, el-Müsned — Hadis kitabı, fetvalarına dayanak hadisler
  • El-Hidaye, Merginani — Hanefi fıkhının temel metni
  • İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din — Fıkhi mezheplerin Hanefi’ye çevirilerek tercümesi
  • İmam-ı Azam’ın darülharp için üç şartı: 1) Darülharbe bitişik olma 2) Emanların kaldırılması 3) İslam hukukunun uygulanmaması
  • İmam Muhammed’in darülharp şartı: İslam hukukunun uygulanmaması tek başına yeterli

Tasavvuf Kaynakları

  • Şihabüddin Sühreverdi, Avarifü’l-Maarif — Cüneyd-i Bağdadi ve Seri Sakatî menkıbesi, sufi adabı
  • Cüneyd-i Bağdadi (ö. 297/909) — Tasavvufun sultanı, Bağdat ekolünün kurucusu
  • Seri Sakatî (ö. 253/867) — Cüneyd-i Bağdadi’nin dayısı ve hocası, Bağdat sufilerinin öncüsü
  • Sufi adabı: Başa geçmeyi bırakmak, üstatlık taslamaktan kaçınmak, etrafındakilere hizmet etmek

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi