306. Mesnevi Şerhi 2173. Beyitten konusunda Mustafa Özbağ Efendi’nin değerli sohbetlerinden derlenen bu içerik, 306. mesnevi şerhi 2173. beyitten hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.
306. Mesnevi Şerhi 2173. Beyitten Hakkında
Mesnevi Şerhi (2173. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2173. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. Lime lime hepsinde intikamını alsın. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Etmeyen varsa elini kaldırsın. Ben etmedim desin. Helallaşalım. Eee, görmüşsünüzdür içeri girerken bizim Bayındır Çete eee onlar geldiler. Allah razı olsun. O yüzden görüştük, konuştuk. Biraz da geciktik.
Eee o yüzden onlarla böyle hemhal olurken vakit de geçti. O yüzden tekrardan hakkınızı helal edin. Helal olsun. E malum tabii bizde konuşulacak konu çok. Yaklaşık 63. Ben onlar daha 15 yaşındaydı, 14 yaşındaydı. Hatta daha küçüktü. Eee, onlar bizim bebemiz gibi her biri. Öyle olunca tabii ben onlarınla aslında çok fazla bir yaş farkımız yok ama ben çabuk büyümüşüm biraz. İşte onlar daha doğrusu beni büyük gördüler. Öyle bir eee ilişki oldu. Allah razı olsun hepsinden de.
Onlar böyle Oktay, Nuri, Harun. Bunlar böyle eee dervişlikten önce de sinden abileriyim. Öyle diyeyim ama Oktay ilk ders alan sonra Harun ona keza Nuri ona keza onlar böyle bizim ilk yol arkadaşlarımız. Öyle diyelim. Tabii bir tanesini gömdük ama yani vücudunu gömdük. Öyle eksiklik hissetmiyoruz yani. Zaten yapıyor yapacağını. Gene en son gittiğimde dedim yapma bu kadar etrafa dedim şey yapma. Biraz sakinledi ama durmuyor. Gene durduğu yerde hatırlatıyor kendini.
O yüzden Allah razı olsun onlardan da sizlerden de eee geç kalmamızın sebebi bu. Şimdi gelelim inşâallah kaldığımız yerden mesleğimi okul okumalarına devam diyelim. Öyle işte eski arkadaşlarını gördü bizi unuttu diye de düşünmeyin. Bizde öyle bir şey yok. Biz eee inşâallah Allah’ın izniyle dostlarını, arkadaşlarını, yol yürüdüklerini eee unutanlardan, vefasız olanlardan eylemesin rabbim bizi. Cümlenizi inşâallah. O yüzden o kardeşler de bizle beraber başlangıçtan itibaren çilelilere göğüs geren arkadaşlar.
Benim başlangıcım, yola başlangıcım biraz böyle herkesin kabullendiği bir şey değil. Eskimi biliyorlar. Çünkü eskimi bilince yani bu adam böyle değişemez deyip kendilerince değişebileceğime hani daha doğrusu İslam’a dönebileceğime tahmin edilmiyordu. O yüzden onlar öyle bir zamanda bizle beraber oldular. Onun çilesini çektiler. Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri ne yaptıydı? İşte Cenabı Hak ona ilham etti. Dedi ki mezarlıkta bizim dost bir kulumuz var.
Bir ihtiyar var. O normalde eee bizim dostumuzdur. Bizim sırlı dostlarımızdan birisidir. Hazineden de biraz akçe ver diye Cenabı Hak ona ilham etti. O da hemen kalktı gece yarısı koşturdu mezarlığa. Bir döndü dolaştı. Baktı bir tane ihtiyar var. Bu olamaz dedi. Bir daha döndü dolaştı. Ava çıkan aslanın dönüp dolaşması gibi bir kere daha mezarlık etrafını dolaştı. Orada o ihtiyardan başka kimsenin olmadığını iyice anlayınca tırnak içerisinde karanlıklar içinde parlak gönüllüler çoktur dedi.
Niceleri vardır ki zahirde karanlık gibi görünür. yaptıkları iş veyahut da bedenleri böyle hırpane bir şekildedir. Ne bileyim işte kıyafetleri böyle bir al beneli değildir. Ama onlar batında manada nurlu gönüllülerdendir. Batında Cenabı Hak’a nazı niyazı geçen kullardandır. Eee, mezarlıklar sessizdir aslında. Ölü ve ıssızdır. Hatta gece oraya gitmeye insanlar korkunurlar, korkarlar, çekinirler. Gece ziyaret filan etmek istemezler. Oysa huzur yeridir mezarlıklar.
gider oturursun. Az bir şey tefekkür edersin. Ölümle barışırsın. Çünkü orada zahiren konuşabileceğin hiç kimse yoktur. Ancak kalbi olarak oradakınlarla görüşür, konuşursun. Sonuçta dilsiz dudaksız anlaşabildikleri var ise dışarıdan ölü içi diri olmuş olur. O yüzden eee bazı insanlar vardır dışı diri içi ölüdür. Çünkü ölmeden önce ölünüz sırrına erişmiştir. Onun dışı diri içi ölüdür. içinin ölü olması ne? Ondan heva heves uzaklaşmıştır. Nefsin, şeytanın vesvesesi ondan uzaklaşmıştır.
Dünya sevgisinden kurtulmuştur. O artık böyle yaşayan ölü gibi olur. İşte bunların üzerinde bir nur olur. O nur etrafındaki mümin kulların kalplerine nurlu bir şekilde gelir. Kafirler ona bakınca nefret ederler. Münafıklar onlardan nefret eder. Mürtetler ondan nefret eder. Hatta derler ki yani bu ne kadar böyle bir çok affedersiniz çirkin bir kimse. Mümin gönüller ise ona karşı muhabbet besler. Yolda onu görür. Ona karşı bir içi akar. Der ki ya ne mübarek insan.
O böyle içi akıyorsa müminlerin ona, onun içi nurludur, parlaktır. O yüzden karanlıkların içerisinde görünse de nurlu eee insanlar karanlıktır. Etrafı dışı, yüzü, gözü işte eee ne bileyim çamurludur, topraklıdır ama içi aydınlıktır. Kimisinin dışı süslüdür, içi kirlidir, karanlıktır. Kiminin dışı, süsü yoktur ama içi parlaktır. İçi karanlıktır. Hani zatın birisi böyle bütün halk eee o ölen kimseye karşı ayağa kalkmış. Arkasında kalabalık. Ondan sonra o evliyadan, o veliullah’tan olan zat orada oturmuş.
Hiç itibar etmemiş. Sonra dör tane çok özür dilerim hambal bir kimsenin cenazesini götürüyorlarmış. O hemen kalkmış ona temanna etmiş. Kabrin mezarın e özür dilerim eee şeyin taputun arkasından başlamış yürümeye mezara kadar gitmiş. Onu tanıyanlar demişler ki efendim işte filanca hani buradan tabudu geçti. çok kalabalıktı cenazesi. Siz ona onu ayağa kalkmadınız ama demiş yani hiç kimse bilmediği kimsesiz bir kimse dört kişi işte tabutun ucundan tutmuş onunla beraber mezara kadar gittiniz onu gömdünüz.
Söz çok önemli. Nice sultan görünenler vardı. Bir hiç olur göçüp gittiler. Nice hiç görmeyenler vardı. sultan olarak göçüp gittiler. Demek ki işte nice böyle hırpani görünümlü işte sence çalgıcı, bence davulcu, bir başkasına göre zurnacı, bir başkasına göre böyle itibar edilmeyecek bir meslek veya itibar edilmeyecek bir noktada ama içi sultan olmuş. Kalbi aydınlığa erişmiş. Ama nice böyle aydınlıkmış gibi caka satan var. İçi karanlık. Allah bizi affetsin. O yüzden asıl aydınlık kalptedir.
Asıl aydınlık kalbin içindeki sırdadır. Onun hakikati, onun hakikati ruhtadır. O normalde sırrın gerisinin içerisinde ruh vardır. Ruhun ötesinde de vardır da ruh bu noktada eee kemaliyeti yakaladıysa asır parlan, asıl bu noktada nurlar saçan o kimsenin nurudur, ruhudur. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Nice itibar etmediğiniz kimseler vardır. Onlar tevhidin sırrına ulaşmışlardır. itibar edilmiş insanlar vardır. Ama onlar tevhit deryasının kenarından bile geçmemiştir.
Gelip edebe fazlasıyla riayet ederek oraya oturdu. O sırada Ömer aksı. İhtiyar uyanıp sıçradı. Ömer’i görünce şaşırdı kaldı. Gitmek istedi fakat titremeye başladı. Demek ki böyle nur, kalbi aydınlık, kalbi nura ulaşmış, ferasete ermiş bir kimse olursa ona edeple yaklaşılır. Edebi olmayanın dini de olmaz. Edebi olmayanın yolu da olmaz. edepsiz dünyaya ateşe verir de ateş gelsin benim cigaramı yaksın diye bekler. Edepsiz öyle bir şeydir. O yüzden edebi olmayanın dini diyaneti de olmaz.
Ha bir kimse bir sufi topluluğuna edepli edebi öğrenmek için edepli olmak için girer. Ama kimisi vardır yıllar geçer kazıkla çaksan dahi onda edep durmaz. Bazen dervişler şöyle düşünür. Ya bunda edep olmadığı halde üstat bunu neden tutuyor derler. Üstat onu tutar atsa iyice edepsiz olacak. Etrafı ateşe verecek. Burada duruyor ki etrafı ateşten kurtarıyorsun. atınca onu o aileyse aileye ateşe verir. Sülaleye ateşe verir, köye ateşe verir. Kasabayı ateşe verir.
İli ilçeyi ateşe verir. O dünyayı ateşe verir. O yüzden onu muhafaza etmek, onu korumak lazım. onu muhafaza etmek, korumak asıl onun etrafını korumaktır. Şimdi bazen de böyle dergahta edebe riayet etmeyen dervişlerin etrafındakiler bu fakire telefon açarlar. Şunu şöyle yapıyordu, bunu böyle yapıyordu, şu şöyle oldu da, bu böyle oldu da dinlerim ben. İçimden derim, dergahtan atsam ben bu adamı, bu adam iki gün sonra içki içmeye başlar, 5 gün sonra içki içmeye başlar, 10 gün sonra gider evde kim var kim yok döver.
Zaten önceden de dövüyordu. Önceden de küfrediyordu zaten. Önceden de haksız, hukuksuz davranıyordu. E dergaha girdi. Kendini biraz böyle düzeltmeye başladı. disiplin etmeye başladı ama aradan çatlaktan su kaçırıyor, patlatıyor ara sıra harteri. Bir bakıyorum bazen baraj da patlıyor. Yıkıyor ortalığı. E yakın etrafı ondan evliyalık bekliyor. Dergaha girdi ya. Bir de şikayet ediyorlar ya onu. Şimdi içimden öyle diyorum ya. Adamın yakasını bıraksan, dergahla işin kalmadı, işin gücün rast geldi desen o adam ilk kendi çok affedersiniz edepsizliğini, ahlaksızlığını önce eve akıtacak.
Önce eşinden, çocuklarından başlayacak zaten. Sonra sülaleye, kendi annesine, babasına, etrafına başlayacak bulaşmaya. Şimdi eee edep her şeyin başıdır. Dervişlik edeplik edepten ibarettir. O yüzden koca Hazret-i Ömer Cenabı Hak’tan almış olduğu ilhamdan dolayı o çalgıcıya edeple yaklaşıyor. Onu sarsmıyor uyandırmak için. ona dokunmuyor. Sesini yükseltmiyor. Hani hafiften uyansın diye ehe yapıyor, aksıyor. Çünkü Cenabı Hak’tan hitap aldı. Orada bir kıymetli kulumuz var dedi.
Orada sırlı bir kulumuz var dedi. Orada kalbi pas parlak bir kulumuz var dedi. Git ona yardımcı ol. ona hazineden para götür dedi. Ve Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri yanına gitti. Edeple oturdu. Edep’ten ben Emirel Mümininim. Benim hakkımda onca hadis varit oldu. Şeytan Ömer’den kaçar dendi. Adalet, “Ben adaletin şehriysem kapısı Ömer’dir.” dendi. Bakın bu Miyeler dahi Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretlerini o sırlı kula, o kalbi aydınlık kula edeple yaklaştırdı.
Ben emirel mümininim diyerekten ona tepeden davranmadı. Ben makam sahibiyim, ben mevki sahibiyim. Ben hilafetin başındayım deyip de o kimseye edepsiz yaklaşmadı. O kimseye tepeden yaklaşmadı. Kibirli yaklaşmadı. Kibirli yaklaşmadı. Alçak gönüllü, edepli bir şekilde yanına edeple oturdu. Yanına edeple oturdu. Hafiften öksürdü. Uyansın diye. Öü yapmadı. O öksürmeyi dahi hafiften tuttu. İnceden böyle tatlı bir şekilde. uyansın diye edeple ona yaklaştı. Edebi olmayanın yolu yoktur.
Edebi olmayanın dini yoktur. Edebi olmayanın insanlığı da yoktur. O yüzden büyükler demişler ki illaki edep, illaki edep, illaki edep. Sufilik edeptir. Sen Allah’ı çok zikredersin ama edebin yok ise sen batarsın. Sen namaz kılarsın çok ama edebin yok ise batarsın. Sen harika oruç tutarsın ama edebin yoksa batarsın. Aman bir kimseye kibirlenme. Aman bir kimseye tepeden bakma. Aman bir kimseye hele dervişse ona edepsizlikte bulunma. Aman sakın ha. Çünkü yolun adabı, erkanı edeptir.
Ömer’i görünce şaşırdı. Normalde Ömer’i görünce neden şaşırdı? Karşısında çünkü bir hilafete oturmuş halife var. Karşısında adalet şehri ise kapısı Ömer’dir. Denilen Ömer var. Karşısında hakikatin temsilcisi var. Karşısında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yol arkadaşı var. Karşısında Hazreti Resulullah sallallahu. Aleyhi ve sellem hazretlerinin kayın pederi var. hem yol arkadaşı hem de kızının kızının kocası Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yani Hz Muhammed Mustafa Hazreti eee Ömer Hz Muhammed Mustafa’nın da kayın pederi aynı zamanda nice savaşlara beraber katılmışlar.
Yan yana, diz dize, omuz omuza mücadele etmişler, cihat etmişler ve nice badirelerden beraber geçmişler. Ömer denilince herkes bir titrer. Hazreti Peygambere sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bağlı. O kadar bağlı ki o neyi nasıl yaptıysa öyle icra eden bir Ömer. Öyle olunca tabii o yaşlı ihtiyar Ömer’i görünce bir böyle bir titreme geliyor, ürperiyor. Çünkü aynı zamanda da Hazret-i Ömer efendimiz hem dinen halife hem aynı zamanda da siyaseten halife.
Devletin başında hem dini statün başında hem de devletin başında. Öyle olunca bu o kimse bir titriyor. Bu titreme işte Allah korkusundan olur. Titreme ilahi bir heybet karşısında olur. O kimse bir mesela birden bir Allah dostunu görse o heybetinden o da titrer. O yüzden bu korku o Ömer’den korktuğundan dolayı değil. Ömer’in heybetinden titriyor. O ilahi heybete karşı kalbin titremesi gibi bir şey bu. Öyle korku titremesi değil. İçinden dedi ki, “Ya Rabbi, senin elinden eleman.” Çalgıcı diyor bunu.
Özür dilerim. Şimdi de çalgıcı ihtiyar cığıza müntesip geldi çattı. Yani o çalgıcı müntesip dedi böyle eee bugünkü polis halkın içerisinde dolaşıp yanlışlıkları, eksiklikleri tespit edip o yanlışlıkları, o eksikleri uyaran bunlara eski dilde müntesip deniyor. Hani ben yeni hacca gittiğim zamanlarda namaz vakti gelince dükkanlarını kapatmayanları polis gelip onları ikaz ediyordu. Dükkanlarını kapattırıyordu. Şimdi devam ediyor mu bilmiyorum. Namaz vakti hemen esnafın dükkanları açık dükkan varsa kapattırıyorlardı.
306. Mesnevi Şerhi 2173. Beyitten – Sohbet Notları
Bunlar müntesip veya yolda böyle eee din dışı, insanlık dışı, ahlak dışı davranışlarda bulunanları ikaz ediyorlardı. Bunlar müntesip bunların adı. Şimdi bu çalgıcılar, insanları eğlendirenler de bu müntesiplerden uzak duruyorlar. Bunlardan korkuyorlar. E sebep hani bizim dilimizde oturak alemi dediğimiz alemler var ya. Şimdi desem ki kimler katıldı? Elini kaldırın. Böyle birkaç kişi elini kaldırırsa kaldır. Şimdi koyunun canı değnek isteyince gider çobana sürtünürmüş.
Şimdi daha burada hiçbir şey demedim. Hani işte o Trurak aleminden bahsettim. Bizim Bosnalı Mustafa Sevinç elini kaldırdı arkadan. Siz görmediniz tabii en arkada ya. Hani ben o trak alemi yaptım diyor. Ha sakla yüzünü sakla. Gidiyor Sevda Hanına. Sevda Hanım’dan bana ne diyorsunuz? Selfie mi diyorsunuz? selfie gönderiyor bana. Bir de diyor, “Sevda Hanım’dan selamlar.” Ben de cevap yazdım. Bol olsun dedim. Sevda Hanın da sevdan bol olsun. Ne diyelim şimdi? Gene öyle sevda şarkıları mı çalıyor?
Yine sevdalılar toplanıyor mu orada? Kilo vermişler mi biraz? Bosna’da koşuyor kadının birisi Mustafa diye. Alışmışım ya hep bana koşuluyor diye. Hani ben de bakıyorum kime koşuyor bu diye. Hani Bosna’da da mı diyorum şimdi kimse tanımıyor benim gibisinden. Sen kime sarılsa iyi. Bir Mustafa ben değilim. Mustafa sevince sarıldı. filmlerdeki gibi çıvdı kadınımın üstüne. Neyse bu kadar da keseyim. Öbür baklavaya girmeyeyim şimdi. Muhabbetimiz bu değil. Yani bunlar bu tip böyle hani işler yaptıklarından çalgıcı takımı müntesiplerden korkuyor.
E Ömer’i görünce müntesip başı. O yüzden böyle Allah’a diyor ki eleman senin elinden. Şimdi de diyor hani bu benim gibi çalkıcı ihtiyarcıya müntesip mi gönderdin diyor. Bir de bununla mı uğraşayım? Zaten derdim dünyayı aşmış. Allah bizi affetsin. O yüzden ya Rabbi senin elinden eleman deyince o derin bir eee Allah’a karşı aslında bir bağlılık ibaresi benim nazarımda. Yani kime el aman diye dileneceğini biliyor çalgıcı. Ya Rabbi, senin elinden eleman diyor.
Yani bir de müntesip mi getirdin benim başıma diyor. O yüzden normalde bir de müntesip geldi deyince tabii Hazreti Ömer sonuçta bu hani diyecek ki elinde de kırık sazı var ya sen mezarlıkta ne arıyorsun diyecek. Bir laf söyleyecek bir şey yapacak onu tekit edecek. O yüzden korkuyor. Ve tabii öyle deyince Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerinin bir tarafı müntesip tabii. Bu ülkenin ahlakını, ülkenin edebini, adabını koruyacak bir tarafı müntesip devlet başkanı.
Çünkü bir devlet başkanı deyince içilen içkiden sorumludur. Devlet başkanı denilince yapılan bütün her türlü eşkare kötülüklerden sorumludur. Bir devlet başkanı denilince ne kadar arsızlık, hırsızlık, usuzluk, ne kadar kötü ahlak, açıktan işlenen her şeyden sorumludur. Adaletsizlikten, hukuksuzluktan sorumludur. Bunların hepsinden sorumludur. Devlet başkanı bunlardan sorumluluğunu bu konuda şey yapamaz. E kendi üzerinden atamaz. Şimdi herkes devlet başkanı olmak için sıraya giriyor ama devlet başkanı olmak öyle sorumluluk isteyen bir şey.
Mesela bir belediye başkanı bir yerde belediye başkanı oldu değil mi? verdiği bütün içki ruhsatlarından sorumludur. Verdiği bütün barhane, sazane, cazane, meyhane ne ruhsatı veriyorsa sorumludur. Bir yerde vali, vali hepsinden sorumludur. Bunlar o sorumluluğu yok edemezler. O yüzden mesela eee hadis-i şerifte ahir zamanda yönetici olmayınız demiş. Ahir zamanda maliyeci olmayınız demiş. Oraya denk geliyor. Ahir zamanda mesela emniyet gücü polis gibi olmayınız demiş.
Böyle hadis-i şerifler var. Tabii bu hadis-i şerifleri Diyanet, ilahiyat okumaz bunları söylemezler. Ama ahir zamanla alakalı mesela yönetici olunmaması ile alakalı çok hadis var. Sorumlusun. Oturdun ne oldun? Belediye başkanı oldun. O gün bir kararname. Bütün meyhaneleri kapat hadi bakalım. Bütün barhaneleri kapat. Hadi bakalım. Bütün fuhuşaneleri kapat. Hadi bakalım. Sıkıntılı bir durum. O müntesip. Hazret-i Ömer efendimiz de zahiren müntesip. Müntesiplerin başı çünkü.
Ama Cenabı Hak onu o gün bir rahmet olarak gönderiyor. Telegram’da bir sıkıntı var mı? Bir bakar mısınız? Görüntü ses geliyor mu? Cenabı Hak onu rahmet olarak gönderiyor. Kime gönderiyor? Bir kendisine olan gizli bir dostu gönderiyor. Gizli bir dostu gönderiyor. O yüzden zahirde belki de çalgıcı gibi görünüyor ama e batında sevilmiş bir kul. Allah onu sevmiş. Duasını kabul etti. Çünkü ses gelmiyor. Görüntü görüntü de mi yok? Ses yok, görüntü yok, hiçbir şey yok diyorsunuz.
Şimdi kesildi mi komple? Şimdi geldi mi? Ve o normalde o zatın görüntüsü yaşlı ihtiyar bir çalgıcı ama Cenabı Hak içini tenvir eylemiş. O çünkü tövbe etti. O kendince o yoldan geri döndü. Tövbe eder etmez. Yoldan geri döner dönmez Cenabı Hak onun kalbini pırıl pırıl etti. tenvir eyledi. Tövbe etmek ve tövbe edince birden geri dönmek. O kimseyi birden evliya sınıfına koydu. Birden Cenabı Hak onun geçmişini birden sildi. Birden sildi. Tövbesini kabul etti. Evliyalar sınıfını aldı.
Cenâb-ı Hak bu konuda yaptıklarından sorumlu değildir. Tövbe edenin tövbesini kabul eder ve o kimse ciğeri yanarcasından geri dönerse Cenabı Hak onu kendine dost eder. Ömer o ihtiyarın yüzüne bakıp da onu utanmış çehresini sararmış görünce, “Benden korkma, ürkme. Çünkü sana haktan müjdeler getirdim. Benden korkma, benden ürkme. Hazreti Ömer gibi adalet timsali bir kimse Allah’ın emriyle, Cenâb-ı Hak’ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla onun ilhamıyla, onun Allah’ın ilhamıyla o zata rahmet olarak geldi.
Bakın bu Hazreti Pir’in anlattığı bu hikayede iki rahmet var. İki rahmet. Sayısız var da iki rahmet var. Birincisi o ihtiyar çalgıcı ne kadar günah işledi. Ama tövbe etti. Cenabı Hak onun tövbesini kabul etti. Kendini dostlardan saydı. Bir rahmet daha var. Ömer efendimize Cenabı Hak Ömer’i kullandı. Ömer çünkü onun dostu. Dostunu dostuna gönderdi. Ve Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretlerine de ilham etmesi Hazret-i Ömer efendimize bir rahmet. Ona vahyetmesi Hazret-i Ömer efendimize rahmet.
O yüzden veliler bu manada rahmet küpü gibidirler. Cenâb-ı Hak onların üzerinden işletir. Onların dillerinden işletir. Onların gönüllerinden işletir. Ve bir veli için, bir evliya için böyle bir şeye mazhar olması büyük lütuftur, büyük ikramdır. Büyük rahmettir. Onun üzerinden Allah’ın bir dostuna, Allah’ın bir kuluna rahmet gidiyor. Çünkü Hzreti Ömer radıyallahu anh hazretleri de Cenâb-ı Hak’ın sırlı dostlarından birisi. Sırlı dostlarından birisi Rabbimin kendi indinde sırtuğu dostunu yine başka bir dostunu gönderiyor ona.
Cenabı Hak kendinde sırlamış. O ihtiyar çalgıcıyı kendine dost etmiş. dostuna dostunu gönderiyor. O da büyük bir rahmet. O yüzden bir mürşid-i kamile yolunuz kesiştiyse Cenabı Hakk’ın sırlı dostuna eriştiniz. Büyük rahmettir. Vefasızlık etme, saygısızlık etme, edepsizlik etme. Çizgisinde dur. Çünkü o nurlu yoldasın. O nurlu yolda nurlu bir kimseyle yol alıyorsun. Bu büyük rahmettir. O rahmetin, o bereketin, o lütfun, o ikramın, o ihsanın kıymetini bil. Yolda giderken sakın düşürme.
Yolda giderken sakın yoldan çıkma. O rahmete gerekli olan edebi, adabı, erkanı göster. Nasıl ki koca Ömer Cenabı Hakk’ın kendisinin dostum dediği o çalgıcıya böyle edepli yaklaşıyorsa senin bin bir sefer daha ince bir edeple yaklaşman gerekir. Bu fakir nicelerini gördük ki üstatlarına karşı edepsizlik edenler yollarda kaldılar. Bir daha bir mürşid-i kamil kapısına gidemediler. Bir daha bir mürşid-i kamile intisap edemediler. Bir daha gidip bir mürşid-i kamilin elinden tutamadılar.
Kendilerince haklı sebepleri vardı. Bence onların haklı sebepleri geçerli değildi. Ben yakinen biliyordum. Diyordum ki içimden, “Siz üstadımıza böyle bir edepsizlikte bulundunuz. O yüzden sizin yolunuz kesildi. Üstat size merhamet etti. Toleranslı davrandı. Atarsa bunları çıkarırsam bunlar iyice perişan olur. Bunlar da Allah’ın kulu. Bunlar da Allah diyorlar.” dedi. Onları normalde kendi gölgesinde sığındırdı, vefat etti. Bunlar çıçıplak meydanda kaldılar. Hiçbir yere intisap edemediler.
Kendilerince hatta Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinden kalanlar da öyle oldu. Onlar da bir yere intisap edemediler. Ben onlarla görüştüğümde, konuştuğumda hepsinin de haklı gerekçeleri vardı kendilerine göre. Bir laf söylüyordum. Şimdiki mürşidiniz kim? Bana diyorlardı ki biz Çorumnacı Mustafa Efendi kaldık. İyi canım kardeşim. Eğer Çorumlacı Mustafa Efendi’de kalınsaydı bir önceki şeyh olan Ali Haydar Efendi de de kalınırdı. Neden Çorumi’ye intisap edildi?
Öyle ya işte edep illaki edep yol mezara kadar değil yol mahşere kadar da değil yol ebedi. Yol ebedi ise ona göre edebini kazan. Buna inanıyorsan ona göre kendini dizayn et. Çünkü bu dünya gelip geçiyor. Bir bakıyorsunuz takkadak birisi vefat ediyor. Ama onun yolu ebediyse, ebediyet açıldıysa ölü diyemiyoruz ona. Biz öldü diyoruz. Onun rüyasına giriyor. Sen sen de mi şöyle oldun diyor. Öbürkünün rüyasına giriyor. Diyor ki başımı ne o? Ayak ucuma su döksün. başıma çok su dökmesin diyor.
Öyle demesine göre gene başından sulamış. Dedi, “Dün gittim yani” dedi biraz dedi başına su döktüm gene dedi. İyi hani iyi ki gitmişim ben söyledim geçen gittiğimde ona buna fazla salça olma dedim. Etrafı rahat bırak biraz dedim. Yoksa tokmağı yiyecek kafasına. İçeride duruyor. Şimdi adam suyu nereye dökeceğini söylüyor. Yol ebedi çünkü. Ama bir kimsenin şeyhi vefat ediyor. Sen o yaşayan şeyhe, edebe, mugayır hareket ettiysen bir daha bir şeyhe gidemiyorsun.
Yolun kapanıyor. Bunu gördüm ben. Hani tecrübe bu. E ben de az tecrübe değil. Ben 26 yaşında yolla tanıştım. Yaşım 63 de ben yuvarlak hesap yapıyorum 65 deyip çıkıyorum. Az Tecrübe. Ya nice eski dervişlerle tanıştım, görüştüm hep şeyhleri vefat etmiş. Hani kendilerince onlar biz vefa gösteriyoruz diyorlar. O ölen şeyhin dersini çekiyorlar. Ben inceden soruyorum. Hiç mi rüyanızda bir şeyhi görmediniz? Kalıyorlar. Hiç mi rüyanızda Cenâb-ı Hak size yeni bir şeyh göstermedi?
Sonuçta bunlar kıyamete kadar devam edecek. Hadis de sabit. E sen hadisle sabit olan bir şeyi nasıl inkar edebilirsin? İnkar ediyorsan hadis-i şerifi inkar ediyorsun. İnkar edince ayet-i kerimeyi inkar ediyorsun. De ki ben edebe mugayyir hareket ettim. Edebe riayet edemedim. Ben onun kıymetini bilemedim. Ben yanlışlıklar yaptım. Ben eksiklikler yaptım. Benim yolum o yüzden kapandı. Onu de bari. Onu da demiyor. Kendince haklı. Bu zamanda icazetli şeyh mi var? Allah Allah.
İyi icazetsiz veli olmuyor mu? Velilik kağıda mı bakıyor bir tek? Küçümsediğim için değil. Aha kağıt olsa ne olacak olmasa ne olacaktı. Büyük bir kısmınız bende hiçbir kağıt yoktu. Bazı şeyleri de açıklamıyordum. İntisap edip ders aldınız mı? Bizim arkadaşlar bile bazı şeyleri böyle idrak edemediler. Halbuki Şey Efendi sağlığında açıklattı mı? İlan ettirdi mi? Bunu bir kısım arkadaşlar bunu anlamadılar bile. Hani ya bu zaten şeyh efendi ilan ettirdi. Ben izliyorum.
Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendiye karşı edebe mugayyir hareket edenler kaldı. Yıllar geçti. Bakın daha bir şeyhe intisap edemediler. Onlara gidip sorduğunda şunu diyecek. Şeyhim bize dedi ki böyle kalın devam edin. Ben Şeyh Efendinin vasiyetini açıkladım. Dervişler onu dinletmediler bile. Şeyhinin vasiyeti birisine söylemiş. Ben öldükten sonra vasiyet et. Onu dahi dinlemediler. O yüzden Hazret-i Ömer gibi bir zat o Allah’ın sırlı dostuna edeple yaklaştı. Ve onun korktuğunu, onun ürktüğünü görünce koca Ömer dedi ki, “Benden korkma, benden çekinme, benden ürkme.
Çünkü” dedi, “Allah’tan sana müjdeler getirdim.” Müjde o zaman ne diyordu hadis-i şerifte? Allah dostlarına hem dünyada hem de ahirette müjdeler vardır. Cenabı Hakk’ın dostlarına hem dünyadayken hem de ahiretteyken müjdeler vardır. İşte Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri de o çalgıcıya dedi ki sana Allah’tan müjdeler getirdim. beyitten önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Elfatiha salavat.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.
İlgili Sohbetler
Bu konuyla ilgili diğer sohbetler: İstanbul / Beyoğlu Kutlu Doğum Sohbeti – 17 Nisan 2012, İCAZETNAME TÖRENİ TEK PARÇA (BURSA) 16 EYLÜL 2021 , Gürsu Kutlu Doğum Sohbeti – 11 Nisan 2014. Tasavvuf geleneğinde bu konular ele alınmaktadır.