Kimse: Allah’a Nasıl Aşık Olunur?
‘O iman edenler ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever.’ (Maide, 5/54) Aşıklığın kulu ilgilendiren tarafı ve Allah’ın hakkı olan tarafı vardır. Kulu ilgilendiren taraf şudur: Kul farzları yerine getirmekle Allah’a en sevimli ameli işlemiş olur. Farzları yerine getirmek sadece ibadet noktasında değildir; haramlardan uzak durmak da bu işin temel noktasıdır.
Bir kimse farz ibadetlerini yerine getirecek: namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetlerin farziyetini eda edecek. Öbür kısmı ise haramlardan uzak durmaktır. Günah-ı kebair olan bütün hallerden kendini uzaklaştıracaktır. Genelde sufiler için, Allah’ı sevenler için içki içmek, kumar oynamak, zina etmek gibi haller uzaktır. Ama diliyle işlenen günah-ı kebairler insanların başına musallat olur. O yüzden özellikle dille işlenen günah-ı kebairlerden uzak olmak gerekir: gıybet, dedikodu, iftira, insanların arasında laf taşıyıp getirmek-götürmek.
Kul bunları yaparsa nafilelerle de Allah’a yaklaşır. Nafileler, insanın gücü yettiğince faydalı olmasıdır; insanlara Allah rızası için hizmet etmesidir; insanlardan gelecek olan eziyetlere katlanmasıdır. Nafile ibadet olarak insanlara yardımcı olma, insanlara elini uzatma, insanları görüp gözetme, insanları koruyup kollama — Allah adına, Allah için yapılmalıdır. Karşındaki kimsenin sana teşekkürünü bekleme, eğilmesini bekleme.
‘Kulum nafilelerle bana yaklaşmaya devam eder, nihayet onu severim. Onu sevdiğimde ise onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.’ (Buhari, Rikak, 38) Kul farz ibadetlerini yerine getirecek, günah-ı kebairlerden uzak duracak, nafilelerle Allah’a yaklaşacak; o zaman Allah’ı sever ve Allah da onu sever.
Önemli olan bir şeyi söylerken onun tecelliyatının olmasıdır. Bir kimse çok seviyormuş ama sevdiğinin yolundan gitmiyorsa bu sevgi değildir. Sevginin tecelliyatı sevdiğinin izinden gitmek, onun emrini yerine getirmektir.
Buluntu Malın Hükmü
Buluntuların hükmü bellidir. Bulunan para veya ziynet eşyasını bulan kimsenin kullanması uygun değildir. Belli bir müddet elde muhafaza edecek, herkese ilan edecektir: ‘Böyle bir şey bulundu’ diye. Ondan sonra hala da sahibi gelmezse o kimse bunu beytülmale verebilir veya fakir fukaraya verebilir. Ama normalde sahibinin çıkmasını beklenmesi lazımdır. (Buhari, Lukata, 1-9; Müslim, Lukata, 1-7)
Kadınların Seyahati Meselesi
Hanefilerin fetvası şudur: Üç günlük yola, yani yaklaşık 84 kilometreden fazlasına kadının yanında mahrem olmadan gitmesi caiz değildir. Hanefiler bu ölçüyü kendileri için almışlardır.
Şafi uleması, Maliki ve Hanbeli uleması bunu böyle görmemiştir. Şafiler demişler ki: yol güvenliyse ve yanında kırk mümin kimse varsa o kadının yolculuk yapmasında bir beis yoktur. Hanbeliler ise sadece yol güvenliğini aramışlardır. Üç imam ittifak etmiştir: Yol güvenliği varsa ve etrafında mümin insanlar varsa bunda bir beis görmemişlerdir.
Zaman zaman ulema bir meselede sıkıntıya düştüğünde, insanların dini yaşamalarını kolaylaştırmak için başka mezheplere teveccüh etmişlerdir. Nasıl diş dolgusunda Hanefi uleması ittifak edip caiz gördüyse, nasıl haber alınamayan kimsenin eşinin boşanma meselesinde Osmanlı uleması Şafi fıkhına müracaat edip dört yıl bekleme süresini benimsediyse, aynı şekilde yol güvenliği varsa kadının yolculuk yapmasında fetva verilmiştir.
Bir şey haram ise ‘Bunu yapma, bu haramdır’ derim, açık ve net bir şekilde altını çizerek söylerim. Ama haram değil ise ‘Sen bilirsin’ derim. Benim haram olmayan bir şeyi yasaklama hakkım umuma yönelik değildir; bu şahsa yönelik olabilir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ali’nin Ebu Süfyan’ın kızıyla evlenmek istemesi üzerine mescide gelip ‘Ben ve Fatıma ölmedikçe asla!’ buyurmuştur. (Buhari, Nikah, 109; Müslim, Fedailü’s-Sahabe, 93) Bu, bir üstadın, bir alimin, bir babanın şahsa özel bir yasağıdır.
İnsanın Kendini Aşağı Görmesi Meselesi
Bir kimse kendini bu kadar küçültmesin. Cenab-ı Hak insanı halife yapmıştır. Evet, insan imandan çıkarsa, bütün ahlaki ölçülerin dışına çıkarsa o zaman hayvandan daha aşağı mahluk olur. Ama la ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyen bir kimse inşallah bu noktada değildir.
Kim la ilahe illallah Muhammedün Resulullah derse biz onu Müslüman olarak görürüz. Tam manasıyla Müslüman mıdır değil midir, o Allah ile kulun arasındaki bir meseledir. Sakın kimsenin tam Müslüman olup olmadığıyla alakalı münzuralara kimse girmesin. Sahabeden birisi kafirin altına almış, kafir ‘Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu’ demiş, ama o sahabe o kimseyi katletmiş. Bu Hz. Peygamber’e nakledilince ‘Kalbini mi yardın da baktın?’ diye üç kez buyurmuştur. (Müslim, İman, 158)
Kardeşlerin Kusurunu Araştırmamak
Yanı başımızdaki kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın eksiklikleri ve noksanlıkları olacaktır. Onların hatalarını, kusurlarını yüzüne vurmak, arkadan konuşmak, büyütmek mümince bir davranış değildir. Biz Müslümanın ne kadar Müslüman olmadığını sorgulamaktansa kendi nefsimizin hangi noktada olduğunu sorgulamalıyız. Bu yol kaidesidir.
Eğer bir kardeşinizin hatasını, kusurunu, eksikliğini bir başkasına anlatıyorsanız o kardeşinize hainlik ettiniz. O kardeşinize dürüstçe davranmadınız. O kardeşinizle helallaşın, özür dileyin ve bir daha böyle bir şey yapmayın.
Ümmeti yıkan şey perdelerin ve kapalı kapıların ardında Müslümanların aleyhinde konuşmaktır. Dergahları yıkan, dağıtan, cemaatleri yıkan, dağıtan, evleri yıkan, dağıtan, memleketleri, devletleri yıkan, dağıtan fitne, dedikodu, gıybet, iftira ve izansızlıktır.
Süt Kardeşlik ve Nikah Meselesi
Süt kardeşliğinin oradaki derecesinde imamlar arasında ayrılık vardır. İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye göre üç ağız dolusu emme ile süt kardeşliği sabit olur. Süt kardeş olduysa süt kardeşinin nikahı ebediyen caiz değildir. Nasıl bir kimse annesinin kız kardeşini, babasının kız kardeşini, öz kardeşini asla alamıyorsa, süt kardeşini de asla nikahlayamaz.
Nikahladığında ‘Ben yaptım, oldu’ yok; o nikah şer’i olarak, dini olarak geçerli değildir ve onları zina yapmış hükmüne koyar. Nikah kıyılması mümkün olmayan bir kimseye nikah kıymak da olmadığına göre otomatikman nikahsız hükmüne girer. O kimsenin boşanması söz konusu değildir; sadece iddet bekleyecek, adam sağ olduğu için üç ay iddet bekleyecektir. (Merginani, el-Hidaye, Kitabü’r-Rada’; İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, Süt Emzirme Bahsi)
Osmanlı hukukunda bu nikahı feshetmek değil, tarafları bekar olarak zina hükmüne sokmak ve bekarın zina hükmü olan yüz değnek vurmak söz konusu olurdu. O meseleler, çok tövbe etmeleri gerektirir. Allah muhafaza etsin.
Nefisle Mücadele ve Sufi Adabı
Sufilerin adabından biri de nefisten az razı olmak, daima ona kötü zan beslemektir. Sufi adabı nefisten razı olmamaktan geçer: ona devamlı baskı altında tutmak, devamlı razıyet göstermemek, devamlı mücadele etmektir. O kimse nefis terbiyesinde kendi içine dönüp sadece kendi hatalarıyla, kendi kusurlarıyla ilgilenmelidir. Dervişi yıkan şey başkasının adabını, kusurunu araştırıp onunla uğraşmaktır.
Nefsiniz size namaz mı kıldırıyor? Nefsiniz size oruç mu tutturuyor? Nefsiniz size zikir mi yaptırıyor? Nefsiniz sizi toplum içerisinde edepli mi gösteriyor? Nefsiniz siz yalan söylerken hiç yalan söylemiyormuş gibi mi gösteriyor? Nefsiniz siz gıybet ederken hiç gıybet etmiyormuş gibi mi gösteriyor? Nefsinizi sıkı eleyip ince dokuyun, nefsinizin oyununa düşmeyin. Nefsinin oyununa düşenler hep alt olurlar.
Dört şey üzerimizde bulunsun: tövbe etmek, zikretmek, farz ibadetleri yerine getirmek ve insanlara iyilik yapmak. Bu dört şey üzerimizde bulunursa inşallah yolumuz doğrudur.
‘Sizin yanınızdakiler tükenir, Allah’ın yanında olanlar bakidir.’ (Nahl, 16/96) Bizim yanımızda ne varsa sayılıdır, tükenir. Bizde ne varsa zamanı, vakti, saati, dakikası, adedi bellidir. Allah’ta ise hiçbir şeyin haddi hesabı yoktur.
Pazartesi oruç tutanın, pazartesi-perşembe arasındaki günahları affolunur. Öğlen namazını kılıp ikindiye niyet edenin ikisinin arasındaki küçük günahları affolunur. Her gece tövbe edin, Cenab-ı Hak her gün temizler. Tevhid çeken, Allah’ı çokça zikreden kimsenin Allah kalbine kandil yakar, kendi nurunu oraya yerleştirir. O kimse Allah’ın nuruyla görür, Allah’ın nuruyla konuşur, Allah’ın nuruyla meselenin hakikatini görür.
Kaynakça
- Kur’an-ı Kerim, Maide Suresi, 5/54 — ‘O iman edenler ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever.’
- Kur’an-ı Kerim, Nahl Suresi, 16/96 — ‘Sizin yanınızdakiler tükenir, Allah’ın yanında olanlar bakidir.’
- Buhari, Rikak, 38 — Hadis-i Kudsi: Nafilelerle yaklaşma ve Allah’ın sevgisi
- Buhari, Lukata, 1-9; Müslim, Lukata, 1-7 — Buluntu malın hükmü
- Buhari, Nikah, 109; Müslim, Fedailü’s-Sahabe, 93 — Hz. Ali’nin Ebu Süfyan’ın kızıyla evlenmek istemesi hadisi
- Müslim, İman, 158 — ‘Kalbini mi yardın da baktın?’ hadisi
- Merginani, el-Hidaye, Kitabü’r-Rada’ — Süt kardeşlik hükümleri
- İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, Süt Emzirme Bahsi — Süt kardeşliğinde nikah yasağı detayları
- İmam-ı Azam Ebu Hanife — Süt kardeşliğinde üç ağız dolusu emme ile hüküm
- Osmanlı Mecelle-i Ahkam-ı Adliye — Kadınların seyahati ve fetva tatbikatları
- İmam Şafii, el-Ümm — Kadın seyahatinde yol güvenliği ve kırk mümin şartı
- İmam Ahmed b. Hanbel — Kadın seyahatinde yol güvenliği yeterliliği görüşü
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi