Mesnevi Şerhi

301. Mesnevi Şerhi (2145. Beyitten)

301. Mesnevi Şerhi 2145. Beyitten konusunda Mustafa Özbağ Efendi’nin değerli sohbetlerinden derlenen bu içerik, 301. mesnevi şerhi 2145. beyitten hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.

301. Mesnevi Şerhi 2145. Beyitten Hakkında

Mesnevi Şerhi (2145. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2145. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. Bu Instagram açıldı mı? Haberiniz var mı? Pardon Telegram açıldı. Ben teknoloji özürlüyorum biraz. Hakkınızı helal edin. En son 2145 beyitte kalmışız. Oradan devam ediyoruz inşâallah. Bu bakir yolu akla aykırı akıl hudunun dışında kıyas ve istidlale sığmaz. Bu akla aykırı gör ve bu görüş her devlet sahibinde makbuldür.

Buna da dikkat et. Din tamamiyetle, akılla kavranabilecek bir şey değildir. İslam dini olarak konuşuyoruz bunu. Normalde son dönemde işte sırf akla vurmaya çalışıyorlar. Hazreti Pir diyor ki bu bakir yolu. Eee öyle olunca bu yolun normalde sadece akla sığdırmak bu yolu sadece din yolunu akılla işin içinden çıkmanın mümkün olmadığını söylüyor Hazreti Pir. Çünkü ilahi aşk ve bu manada dinin gerçek manadaki mana hakikati aklın tam olarak çözüml çözümleyebileceği bir şey değil.

Bunun içerisine eee insanın, bireyin veya bir Müslümanın yaşamış olduğu dini mana itibariyle kendi özünde benimsemesi, onu hissetmesi akıl üstü bir şey. Bunu ben akıl dışı olarak tanımlamıyorum. Akıl üstü olarak görüyorum dini. Sufiliği de akıl üstü bir anlayış, yaşayış olarak görüyorum. Öyle olunca akıl reddetme noktasında değil. Akıl bildiğimiz maddi dünyada önemli bir unsur. Maddi dünyada önemli bir unsur. Ama din maddeyi de manayı da içinde barındırır.

Mananın içerisinde sırrı barındırır. Mananın içerisinde ruhu barındırır. Biz ruh olarak baktığımızda sadece insani bir ruh olarak nitelendiriyoruz. Bu insani ruh olarak da bunu bir dairede tutmamız mümkün değil. Öyle olunca eee akıl mana alemini anlamakta yetersizdir. Akıl aşkı ve aşkın hakikatlerini anlamakta ve yaşamakta yetersizdir. Hani Hazreti Mevlânâ yine Mesnevisinde akıl aşka gelince çamura batmış eşek gibi debelendi kaldı der. O yüzden aşkı akılla algılamak, mevcut akılla algılamak mümkün değildir.

Aslında dini de tam olarak akılla da algılamak mümkün değildir. Hep tekrar eder dururum ya. İman nedir dediğimizde dil ile ikrar kalp ile tasdik deriz. Dil ile ikrar aklı ilgilendiren bir şeydir. Akılla alakalıdır. Hukukla alakalıdır. Kalp ile tahsik ise o kimsenin kendi manasıyla alakalıdır. Kendi iç alemiyle alakalıdır. Biz dışarıdan dil ile ikrar eden herkesi Müslüman görürüz. Ama o kimse kalbi olarak tam teslim değil ise onda imani olarak münafıklık vardır.

Bir kimse yanı başımızda namaz kılabilir. Zahiren namaz kılıyor. Ama o kimse kalbi olarak namaza iman etmediyse o kimse aslında münafığın ta kendisi. Veyahut da Ramazan orucu oruç tuttuk. O kimse herkes gibi yemekten, içmekten kesildi ama kalbi olarak oruca iman etmediyse o kimse münafık oldu. Yani burada dini sadece akılla e kavrayıp aklın sınırlarının içerisine koymak ve o sınırların içerisinde dini anlamaya çalışmak, o dini hapsetmek olur. veyahut da Cenabı Hakk’ın sıfatsal tecelliyâtlarını akılla çözümlemek, akılla anlamak mümkün değildir.

Çünkü sıfatsal tecelliyâtlarda bir sıfatın içerisine binlerce sıfat koyar Cenabı Hak sayısız sıfat koyar. Sen Rahman ismi şerifinin içerisinde sayısız Cenabı Hakk’ın ismi şeriflerinin perdeden perdeye geçtiğini görürsün ve sonsuz ismi şeriflerin var olduğunu görürsün. Bunu akılla algılamak, akılla idrak etmek bu mümkün değildir. Bunu komple akla bağlamak. O yüzden eee normalde meseleyi yani dini daraltmaktan başka bir şey değildir. Ama bu son dönem son 1502 yıldır eee İslam dünyası batıdaki materyalizmin etkisinde kaldığından bizim önümüze hep şunu getiriyorlar.

İslam dini akıl dinidir. E aklın almadığı yeri ne yapacağız biz şimdi? Buna bir çözüm getir bize. Aklın almadığı bir şey var. Akıl normalde ne öğretirsen onu biliyor. Akıl ne öğretirsen onu biliyor. Akıl dünyaya ait materyal. Biz meleklerin varlığını nasıl iman edeceğiz? Akıl gördüğüne, dokunduğuna, hissettiğine iman eder. Meleklerin varlığı görülen, duyulan bir şey değil. Görülen duyulan bir şey. Hani akılla yürüyen için melek görünür mü? El cevap görünür. Adamın manası varsa meleği görür.

Bütün peygamberler Cebrail Aleyhisselam’ı gördü. İyi bir mümin isen sen de melekleri görürsün. Belki de hemen anında Cebrail Aleyhisselam’ı göremezsin ama sonuç olarak melekleri görürsün. E sufi yolunda yürüyorsa bir kimse iyi bir sufi ise Cebrail Aleyhisselam’ı da görür. Tabii bize bunlar görünmez olarak anlatılıyor. Yani kim görecek ki bu zamanda? Zamanda değişen bir şey yok. Zaman Allah’ın, zaman Allah. Dün nasıl göründüyse bugün de görüyorlar. Sen bir mürşid-i kamile intisap etmediysen e görmezsin.

Göremezsin de. Sebep senin öğretmenin yeterli değil. E görünüyor mu? Gören de var mı? E sen inanma. Sonuç itibariyle din zahirden daha fazla manadır. O çünkü o manaya erişmezse kimse o zaman dinin zahirinde kaldı. Kabukta kaldı. Cevizin içerisine giremedi. Kabukta kaldığından dolayı cevizin dışındaki acı yeşil kabuğu ceviz zannetti. Acı geldi ağzına. veyahut da zeytine gidin. Zeytin daha yeşil al ye ağzına yiyemezsin. Zehir zemberek zeytin zehir gibidir. Yemen mümkün değil onu.

Onu tatlandırman lazım yeşilken kopardıysan. E ne yapıyorlar tatlandırmak için ya? Bağrını yarıyorlar bir güzelcem tuzlu suya yatırıyorlar ya da dövüyorlar bir güzelcem yine tuzlu suya yatırıyorlar. Ondan sonra zeytin tatlanıyor. Habire de suyunu değiştiriyorsun. Veyahut da olgunlaştıysa zeytin siyah yine yiyemiyorsun. Onu yine tuza yatırıyorsun. Terbiye ediyorsun. Terbiyeden geçmedikten sonra o lezzetli bir hale gelmiyor. Mümin de terbiye edilmesi gerekir.

Terbiye edilmezse o mümin lezzetli bir hale gelmez. O bir sufi terbiyesinden geçecek. O sufi terbiyesinden geçince olgunlaşacak, yenilir hale gelecek, aranılır hale gelecek. O sufi terbiyesini almadıysa o zaman orada terbiyeyi alanlar var da birileri almadıysa bu da onların tembellikleri, aymazlıkları. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hazreti Pir’in gerçek manada devlet sahibi dediği gerçek manada burada demiş ya her devlet sahibine makbuldür. Yani bu akıl üstü akıl üstü hakikatler, akıl üstü tecelliyâtlar akıl üstü Cenabı Hakk’ın sıfatsal tecelliyâtları akıl üstüdür.

Bunlar her devlet sahibine ne diyor? eee makuldür. Çünkü o devlet sahibi dediği o ilahi lütfa mazar olmuş. O ilahi tecelliyâtlara mazar olmuş. Öyle olunca onlar bu hale eriştikleri için bu hakikatleri kabul ederler. Dinin mana tarafını kabul eder o kimse. Öbürkü reddeder. Çünkü neden? O mana tarafını bilmiyor. O zahirde kalmış. O avam Müslümanlardan bunu ayrıştırmak çok hoşuma gitmiyor ama meselenin anlaşılması için söylüyorum. Yani adam bu zamanda rüya gören var mı diyor.

Tebessüm ediyorum. Bu zaman peygamber rüyada görülür mü? Tebessüm ediyorum. Bunlar benim sufilik yoluna girdiğimden beri duyduğum şeyler. Sebep çünkü onlar bu yolu bilmiyorlar. Böyle bir yol olacağını da bilmiyorlar. Böyle bir tecelliyâtın olacağını da bilmiyorlar. Hatta bir kısım tırnak içerisinde tarikat grupları da bilmiyorlar. Onlar bunları duyunca böyle kendilerince yani nasıl olabilir böyle bir şey deyip reddediyor. Bildiniz reddediyorlar. Onlar çünkü o ilahi lütfa mazar olmamışlar.

O ilahi lütfa ermemişler. Onlar ömürlerinde bir şeyh görmemiş hiç mana olarak. Yoksa şeyh görmüştür. Herkes görür. Allah muhafaza eylesin. Onlar çünkü gafildirler bu tip insanlar. Biz şimdi onların normalde eee gafil olduklarını da biz böyle konuşursak anlarız. Mesela o hani eee bir çokça zikredilen bir ayet-i kerime var. farklı farklı versiyonda söylenmiş Kur’an-ı Kerim’de. Hani onların eee kalpleri vardır işte hissetmezler. Gözleri vardır görmezler. Kulakları vardır duymazlar.

Bazı yerlerde hani onlar böyle mühürlenmiştir. Eee bunları hani zaman zaman sohbetlerde söyleriz. Ondan sonra onlar gafildirler. Bazı yerde onlar kafirdirler. Bu ağır eee ayet-i kerimelerde tanımlamalar vardır. Normalde aslında bunları biz zahir olarak baktığımızda sadece kafirler için söylendiğini düşünürüz ki kafirler için söylenmiştir. Bu sadece kafirler için söylenmiş ayet-i kerime değildir. Bazı ayet-i kerimeler vardır. Onlar gafildir der sonunda. Ayet-i kerimenin sonunda gafildir deyince hani onlar gaflete dalmışlar.

Gaflet nedir? İnsandaki boşluktur. insanlar insanlardaki böyle disiplinsizliktir. İnsanlardaki gevşekliktir. O zaman bu Müslümanları bağlayan bir ayet-i kerime. Onlar kafirdir demiyorsa, gafildir diyorsa Müslümanları bağlayan bir şey. O zaman Müslümanların içerisinde de manaya gözleri açılmadıysa, manaya kulakları açılmadıysa, manaya kalpleri açılmadıysa, tırnak içerisinde söylüyorum bunu, onlar da gafillerin ta kendileridir. Manaya açılmayan bir göz, manaya açılmayan bir kulak, manaya açılmayan bir kalp sahibi kimse aslında gafilin ta kendisidir.

Sebep din çünkü asıl öz olarak manadan ibarettir. Bütün peygamberler dinin manasını öğretmek için gönderilmiştir. Adem aleyhisselam yeryüzüne gönderilirken peygamber olarak gönderildi ve o peygamber olarak sağ orada diptiri dururken aynı kendi sağlığında oğlu Şit de peygamberli olarak görevlendirildi. Adem Aleyhisselam’ın peygamberliğinde bir eksiklik yoktu. Ama insanlar mana olarak uzaklaştılar. Manadan uzaklaştılar. Cenabı Hak o manayı diri tutmak için Şit’i gönderdi.

Şid Aleyhisselam’dan sonra Adem Aleyhisselam’ın dini yeryüzünde devam ediyor. Şid yeni bir din getirmedi. Şidden sonra da Nuh geldi. Bakın Nuh Aleyhisselam yeni bir din getirmedi ama peygamberler manayı yenilemek için gönderildiler hep tırnak içerisinde Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri İbrahimiydi. İbrahim’i ve kavmi de İbrahimiydi ve namaz kılıyorlardı. Oruç tutuyorlardı. İbrahim’i bir dine müntesipti. Yani İsmail’idi. Soyu da İsmailiydi.

Diğer İshak’tan gelenler de Yahudi olarak nitelendirildi. Yani onlar da Beni İsrail olarak nitelendirildi. Ve Beni İsrail peygamberleri de bazı zaman zaman aynı dönemde birkaç tane peygamber vardı. Bunlar da ayrı bir din getirmediler. Bunlar da manayı tazelediler. Din orada duruyor. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ettikten sonra da hani eee yine hadis-i şerifte Hazreti Abbas diyor ya Allah’ın dostları, velileri onlar dinin direkleri hükmündedir.

E dinin direktörü hükmündedir deyince din orada eee dost doğru duruyor. Kur’an belli, sünnet belli. Bakın Kur’an belli, sünnet belli. O zaman velilerin işi dinin mana tarafını anlatmak, işin manevi tarafını göstermek, dinin mana tarafını insanlara tebliğ etmekle yükümlü. Bir mürşid-i kamil yeni bir din getirici değil. Bir mürşid-i kamil peygamber de değil. Bir mürşid-i kamil o gün için dinin mana tarafını anlatacak olan kimse, insanları manaya sevk edecek olan kimse.

Ve Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onları dinin direği olarak görüyor. Nasıl diyor? Dağlar dinin eee dünyanın direği hükmündeyse Allah dostları da dinin direği hükmündedir. Ve onlar kıyamete kadar yok olmayacaklar. Bir tanesi vefat ederse yerine birisi daha gelecek diyor. Öbürkü de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlıyor. Son şeyh bizim şeyhimizdi. Başka şeyh gelmeyecek diyor. Hzreti Muhammed Mustafa kıyamete kadar veliler eksik olmaz.

birisi vefat ettiğinde diğeri atanır, birisi gelir diyor. Ve bunu nakleden ilmin kapısı hükmündeki Hazreti Ali efendimiz öbürkü diyor ki bizim şeyhimiz dedi ki benden sonra şeyh gelmeyecek böyle bekleyin. Öbürkü de diyor ki son şeyh bizim şeyhimizdi. Biz Mehdi’yi bekliyoruz. Hazreti Peygamberi yalanlıyorlar. Sallallahu aleyhi ve sellem’i farkında değiller. Hakikattan uzaklar, hikmetten uzaklar. Sünnet-i seniye. Hikmet nedir? Sünnet-i seniyedir. Çünkü Cenâb-ı Hak ayet-i kerimelerinde her peygamber için “Biz onlara bir kitap ve kitabın yanında da bir hikmet verdik der.

Ve tırnak içerisinde bütün İslam uleması bu hikmetin Hazreti Peygamberlere verilmiş olan sünnet olarak nitelendirilir. Hikmet ne o zaman? Sünnet-i seniye, sen sünnet-i seniyeye tabi olursan hikmet ehlisin. Sünnet-i seniyeye tabi değilsen hikmet ehli değilsin. Hikmet ehli olursan hakikate erişirsin. Hikmet ehli olmazsan hakikate erişemezsin. Sen dinin hakikatine, dinin manasına erişmek istiyorsan hikmete tabi olacaksın. Yani sünnet-i seniyeye tabi olacaksın.

O yüzden göz dünyayile alakalı görmek içindir. Kulak mevcut. Vücut kulağı dünyevi sesleri duymak içindir. Akıl dünyayile alakalıdır. Akıl mana ile alakalı değildir. Nasıl dünyayile alakalı bir göz var ise manayla da alakalı kalp gözü vardır. Nasıl kulak dünyayile alakalıysa mana olarak da kalbin kulağı vardır. Kalbin dili vardır. Kalbin aklı vardır. Kalbin aklı vardır. Kalbin aklı mevcut aklın üstündedir. O yüzden manayı ancak kalp aklı ile anlayabiliriz. Başka türlü anlayamayız.

Kalbin aklının harekete geçmesi gerekir. Ama gafil insanlarda, gafil insanlarda kalp harekete geçmemiştir. Kalp harekete geçmediğinden dolayı onun gözü görmez kördür. kulağı duymaz sağırdır. Gafletinden dolayı kalbin gafletini dağıtacak olan bir tek yegane en kuvvetli iksir Allah’ı zikredir. O zikrullah olmazsa kalp gafletten kurtulamaz. Rabbim gaflete dalanlardan eylemesin bizleri. Şeytanlarla canavarlar nasıl insan korkusundan ve hasetlerinden ürküp adalara ıssız yerlere kaçtılarsa münkirler de peygamberlerin mucizelerinden korkup başlarını otların içlerine sokmuştur.

Şimdi hayvanlar insanlardan korkuyor. İnsanlar hayvanlardan korkuyor. Şimdi hayvanlar insanlardan korkar. Gerçek manada da şeytan gerçek manada insandan da korkar. Cenâb-ı Hak ayet-i kerimede o iman etmiş, takva ermiş olan kullarıma sen bir zarar veremezsin dedi. Zikrullah meclisine şeytan zarar veremez. Kalpte zikrullah oluşmuş bir kimseye şeytan zarar veremez. Eyüzü besmele çeken bir kimseye şeytan zarar veremez. Hatta yaklaşırsa o kimsede zikrullah’ı nuru tecelli ettiyse, o kimsenin kalbinde zikrullah’ın nuru varsa şeytan onu görmek dahi istemez, yaklaşamaz.

Çünkü zikrullah’ın nuru onu yakar, perişan eder. Ben o yüzden dervişlere derim ki, “Şeytan kimmiş ki? Dervişin kalbine şeytan sızamaz.” Çünkü dervişin kalbinde Allah’ın zikri vardır. Allah’ın aşkı vardır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hikmeti vardır, sünneti vardır. Onun aşkı, muhabbeti vardır. Dervişin gönlünde üstadının muhabbeti vardır. Şeytan oraya giremez. Şeytan orada yer tutamaz. Şeytan oraya tecelli edemez. Zikrullah kalbinde durduğu müddetçe şeytan senin kalbine dokunamaz.

Senin en mahrem yerin kalbindir. Sen kalbini zikrullah ile meşgul edersen şeytan kalbi burası gibi düşünün. Burada kapının önünde bekler. Ne zaman ki zikrullah kalbinde kesildi içeri girer langırtak. Zikrullah kalpte durduğu müddetçe, Allah’ın aşkı, muhabbeti durduğu müddetçe Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hikmeti kalpte durduğu müddetçe şeytan oraya giremez. Hazreti Muhammed Mustafa’nın süliyeti senin kalbinde dolaştığı müddetçe ve o süliyet senin gözünün önünden kaybolmadığı müddetçe şeytan sana dokunamaz.

Ne zaman ki o sület senin kalbinden çıktı, ne zaman ki o sliyet senin önünden, sağından, solundan görmemeye başladın, o zaman şeytan sana galip gelir. Hemen gafletten çık. Hemen uyan. Kendine gel. Hemen zikrullah’a başla. Tevhitse tevhit, Allah esmasıysa Allah, hu esmasıysa hu. Hay esması hay, hak esması hak. Hemen zikrullah’a başla. Başla ki o Muhammed Mustafa’nın sületi senin kalbine yeniden tecelli etsin. Başta ki hemen Cenabı Hakk’ın zikrullah nuru kalbini aydınlatsın.

Sana feraset versin ve şeytanı normal gözünle gördüğün gibi gör. Şeytan görünmez varlık değil. Melekler görünmez varlık olmadıkları gibi şeytan da görünmez varlık değil. Melekler nasıl dıhye suretinde görüldüyse şeytan da insan suretinde, hayvan suretinde görünür. Bunu tanımlamayamayanlar şeytan görülmezler. Veya da kız kıs gülerler. Bak ya deli saçması bu. Şimdi yarın bir de şeytanı gördüm der. Evet gördüm. Sen görmediğinden dolayı inanmazsın. Şeytan görünen bir varlıktır.

301. Mesnevi Şerhi 2145. Beyitten – Sohbet Notları

Senin kalbin harekete geçmediğinden, senin kalbinde zikrullah nuru olmadığından, senin kalp dünyanda Hzreti Muhammedi Mustafa’nın sülhiyeti bulunmadığından dolayı sen göremezsin. Gaflete daldından gıybet ettin, dedikodu ettin, iftira ettin, haram helal tanımadın. Senin mi değil mi bakmadın işlediğin halde bir de tövbe etmedin. Bir de zikrullah halakasını terk ettin. Ondan sonra dedin ki bunlar deli saçması. Sana öyle geldi. Senin kalbin gaflete düştü. Gözün köreldi.

Kulağın sağırlaştı. Kalbin mühürlendi maneviyata. Kalbin mühürlendi. Kalbin mühürlendiği için sen o şeytanı göremiyorsun. Kalbin mühürlendiği için melekleri de göremiyorsun. Kalbin mühürlendiği için maneviyatı da göremiyorsun. Oysa o maneviyat dediğimiz şey efendiler, veliler, mürşid-i kamiller, sahabeler, peygamberler, gökteki melekler, mümin cinliler değişik gezegenlerde ve değişik atmosferde yaşayan varlıklar zikrullah’ın sesini duyduğu zaman birbirlerine seslenirler.

Sen onu da duymuyorsun. Gelin, gelin. Aradığımız burada derler. Hadis-i kutsi ile sabit. Sen o hadis-i kutsiye de inanmazsın. Neden kalbin mühürlendi? Çünkü onlar birbirlerini müjdelerler. Burada Zikrullah alakası var. Mutat ben derim ya dersleri değiştirmeyin. Günlerini değiştirmeyin. Yerlerini yapabiliyorsanız değiştirmeyin. Aşina olur maneviyat oraya. Az ama devamlı olan ibadet demiş Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Devamlı orada zikrullah var. Birbirlerini müjdelerler.

Birbirlerini muştularlar. Perşembe geliyor. Ders olacak gene. Her Perşembe ders olacak. Onlar da birbirleriyle selamlaşıyorlar orada. Zikrullah lakasında o dergahın geçmişleri de buluşuyor. Orada selamlaşıyorlar, sarmaşıyorlar, muhabbet ediyorlar. Birbirlerinin hallerini, ahvallerini soruyorlar. Ama burası mühürlüyse görmüyor, duymuyor. Benim gibi Allah zikrullah yapıyor. Orada bulunması dahi fayda. Öyle yapsa dahi affıyor. Aff oluyor. Ama işin manası var. O yüzden münkirler yani inkarcılar gaflete düşmüş.

Kalpleri gaflet noktasından dolayı mühürlenmiş kimseler peygamberlerin mucizelerini de kabul etmezler. Kerameti de kabul etmezler. Ve nasıl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve geçmiş peygamberler nin üzerinden mucizeler tecelli ettiğinde münkürler inanmadıysa, ona tabiri caizse dinlemedilerse alkışladılar görmediler, sırtlarını döndüler. Sen gerçekten hani delisin, mecnunsun dediler. Hazret-i Muhammed Mustafa’ya sallallahu aleyhi ve sellem.

kaçtılar onlardan. Münkir çünkü hala daha günün münkirleri bizdenmiş gibi görünüp peygamber hazretlerinin mucizelerini inkar ediyorlar. Bunlar ilahiyat profesörü olabiliyor. Bunlar kendilerine alim görebiliyor. Bunlar bir cemaatin başında işte hoca efendi olabiliyor. Bunların değişik isimleri, makamları, bunların değişik böyle unvanları var. Hazreti Muhammed Mustafa’nın mucizelerini inkar ediyorlarsa o günkü münkirlerden farkları yok. Yani kafir. O günkü münkirler de kabul etmediler mucizeleri.

Şimdiki İslammış gibi görünen münafıklar da kabul etmiyor. Televizyonlarda, sosyal medyada bunları hepiniz de okuyorsunuz, görüyorsunuz. Öyle değil mi? Ve susuyoruz. Tepki de gösteremiyoruz. Tepkisiz bir İslam dünyası. Her şeye tepkisiz. Ya bir kimse dinine hakaret ediyor. Senin tepki yok. Filistin’de her gün bombalar yağıyor. Adam canı istediği gibi. Canı istediği gibi soysuz. Çünkü soysuz. ateşkes imzalıyor. Akşamını bombalıyor. Dalga geçer gibi diyor ki, “Bursa’yı bombalayacağım.

Ey Bursa halkı boşaltın Bursa’yı. Nereye gidelim? İnegöl’e gidin diyor. Bursa halkı çıkıyor. İnegöl’e doğru yola çıkıyor. Yoldakınları bombalıyor. Burs halkı İnegöl’e sığınacağım diye gidiyor. İnegöl’ü bombalıyor. Yaptığı bu. İslam dünyası sessiz, tepkisiz. Çünkü İslam dünyasının başındaki elemanlar deccalist sistemin elemanları. Deccalistin aynı şey İslam dünyasındaki alim hükmündekiler, İslam dünyasındaki şeyh hükmündekiler, İslam dünyasındaki cemaat lideri hükmündekiler tepkisizse onlar da paralı eleman satılmış.

Ruhları sarışın. Yani böyle kendiliğinden sarışın olanlar bu lafımdan alınmasınlar. Yani bir kadının saçını sarıya boyatması Avrupa’dan gelmedir. O da huuş yapan kadınlar bilinsin diye yasayla saçları sarıya boyatılmıştır. İngiltere’de huş yapan kadını bundan 100 yıl önce saçının renginden tanırsın. Sarıysa huş yapıyor açıktan. Müşrikler zamanında Mekke’de fuhuşra yapan kadınlar kapılarına bayrak asardı. Bu kadın, bu evdeki kadın fuhuş yapıyor. Saç rengini sarıya boyan, boyayan kadınlar da İngiltere’de şimdi ortalık ayağa kalkacak.

Sen sarı saçları fahşe mi dedin? Ben öyle bir şey demedim. İngilizler diyorlar ki siz fuhuş yapıyorsunuz parayla. O yüzden saçlarınızı sarıya boyayacaksınız. Sarı saç modası. İngiltere’den çıkma fahişeler için. Ha şimdi bir kimse zevkine boyuyordur. Beni ilgilendirmiyor. Ben çıkış noktasında söylüyorum. Kızıyorlar sonra bana. Hani bu düşük bel pantolon var ya hani böyle çok affedersiniz o kimsenin kıçına kadar pantolon düşük. Mesela Amerika’da cezaevlerinde eşcinsel yani kendisini kadın gibi kullandıranların giymiş olduğu pantolon düşük bel modası.

Bir gençlerin arasına girdi ya ilk kim getirdi? Herkes Tarkan modası dedi. Kadını erkeği düşük bel pantolon. Konfeksiyoncular düşük bel modası düşük. Namazda duruyor. Adamın çatalı görünüyor ondan. Ha görünüyor. Kadının görünüyor. Erkeğin görünüyor. Nereden geldiğine bakmıyoruz biz İslam dünyası olarak. Kültür emperyalizmi. Ya bu caiz değil diyemiyorsun. Batıda çıkıyor. Haydi iş çamaşırıyla kadınlar sokağa çıkıyor. Herkes sokağa çıkıyorlar. Batı da öyle çünkü. Batılılaşmayı böyle anladık biz.

Allah bizi affetsin. Nasıl münkirler o zaman için peygamberlerin mucizelerini reddettiler, kaçtılar. Bugünün münkirleri de peygamberlerin mucizelerini kabul etmiyorlar. Hristiyan da kabul etmiyor. Diyorum ki İsa Aleyhisselam gölün içerisine girdi. Gölde mahsur kalan diyorum gemideki böyle küçük bir kayıktaki mahsur kalanların kayı ucundan tuttu diyorum kenara getirdi. Hristiyan bu. Bunu anlattığım böyle bakıyor bana. Ben İsa Aleyhisselam’dan örnek veriyorum.

Onun mucizelerinden örnek veriyorum. Hiç duymamış. Materyalist. Materyalist. Şimdi şimdi böyle bir inşâallah uyanırlar da onlar da işin manasına bakarlar. yüzden Bakara ayet 88. Onlar peygambere bakın Cenabı Hak Kur’an’da nasıl beyan ediyor bunların halini. Onlar peygambere bizim kalplerimiz örtülüdür. Söylediklerini anlamıyoruz dediler. Aklımız örtülüdür demiyor. Kur’an kafirlerin dilinden söylüyor. Aklımız örtülüdür değil ya. söylediklerini anlamıyoruz dediler.

Aslında gerçeklerin üzerini bilerek örtmeleri ve inanmamakta direnmeleri sebebiyle Allah onlara lanet etmiştir. Bu yüzden pek azı iman eder. Neden pek azı iman edermiş? Onlar inanmamakta direndikleri için. Onlar hakikati kabullenmediklerinden dolayı Allah sen durduğun yerde senin kalbini mühürlemez. Sen inanmamak için uğraşırsın. Senin kalbini mühürler. Senin önüne mucizeleri döker Cenabı Hak senin önüne sıfatsal tecelliyâtları döker. Senin önüne kerametleri döker.

Sen hala daha inanmamakta direnirsin. O zaman da Allah’ın lanetine uğramış olursun. Ayet-i kerime bu. Ve de ne diyorlar? Diyorlar ki, “Bizim kalplerimiz örtülüdür. Bu ayet-i kerime, kalple alakalı ayet-i kerimeler beni halden hale geçirir.” Burada aklını ilahlaştıranlara söylüyorum. Cenabı Hak diyor ki, “Bizim kalplerimiz örtülüdür. Söyleyenleri, söylenilenleri anlamıyoruz. Kalbin örtülüyse manayı anlamazsın, reddedersin. Mana kulağın tıkalıysa, mana olarak kalbin mühürlüyse manayı anlamazsın.

Ondan sonra bir de dersin ki Mustafa Özba’ın dili çok ağır. Söylediklerini anlamıyorum. Senin kalbin çünkü perdeli. Sen zikrullah’a kendini vermiyorsun. Sohbete kendini vermiyorsun. Kalbin perdeleri açılmıyor. Kulak mana olarak açılmıyor. Göz mana olarak açılmıyor. Açılmayınca bir şeyi anlamıyorsun. İşin manasından uzaksın. inkar ediyorsan o zaman münkirlere benzedin. Allah muhafaza eylesin. Yoksa hani Allah Resulü dedi ya, “Benim yanımdaki halini korumuş olsanız, benim yanımdan çıktığınızda meleklerin size selama durduklarını görürsünüz.

Meleklerin sizin size selama durduklarını görürsünüz. Hanzalaya dedi. Sen zikrullah’ta meleklerin sana selam verdiğini görmüyorsan kendi kendini sorgula. Kendi kendini sorgula. Sen semavattan ben millet olarak nitelendiriyorum. O milletin toplanıp geldiğini sorgula. Sakın inkar yoluna gitme. Bazen dervişlerde de şu şu olur. Birisi bir hal anlatır. Şimdi o mu gördü bu hali ya? Bırak inanma ya. Sen neden buna şert düşüyorsun? Sana düştü? Senin bununla alakalı bir ilmin var?

Sen mana ilmine mi kavuştun da bir başkasının görmüş olduğu hali inkar noktasında duruyorsun? Efendim bazıları var hal makinesi gibi. Sen neden değilsin? Kendini sorgula. Veyahut da hal anlatanı sen küçük görme noktasında nesin ki sen? Onun halini anlatmasını veya halini küçük görüyorsun. O hal görürken sen de rabıtanda onun halini mi gördün? Onun gördüğü hali mi gördün? Veya onun gördüğü hayali mi hayalledin? Bu hayalledi mi dedin? Bu hükme mi vardın? Sen bu hükmü nereden buldun?

Sen körsün. Herkes mi kör? Görmeyenler kör mü? Ağır geldi. E ağır geldi. O zaman hiç olmazsa inkar var etme. Dua et ya Rabbi benim de kalp gözümü aç. Benim de kalbimi tecelliyâtlara mazhar eyle. Benim gönlümde zikrullah’ın nurunu tesis eyle. Benim kalbimi feraset nurunla nurlandır. Benim kalbimi mana alemine bir kapı arala. Bir pencere arala. Ey merhametlilerinin, en merhametlisi, gönlümüze tecelli eyle. Gönlümüzdeki karanlığı aydınlığa çevir. Gönlümüzdeki kiri, pası aydınlığa çevir.

Biz aciziz. Bizim temizlemeye gücümüz yetmez. Sen tövbe edip de, zikredip de, zikrettirip de temizlediklerinden eyle. Hiç olmazsa dua et. İnkar edeceğine dua et. İnkar edeceğini tövbe et. Küçük göreceğine alkışla. Mübarek olsun de. Tepeden bakmak, kibirlilik. Kimsin ya sen? Sen bir topluluğun içerisinde parazitsin. Kafirin saldırmasını anlarız. Münafığın saldırmasını anlarız. Müşrik saldırmasını anlarız. Hristiyanın, Yahudinin saldırmasını anlarız. Bu ülkede sebateistlerin saldırmasını anlarız.

Ermenilerin saldırmasını anlarız. Yahudilerin saldırmasını anlarız. Sosyal medyada hepsi de Ahmet Mehmet ismi hepsi Müslüman mı zannediyorsunuz? Onların saldırmasını anlarız. Sen aynı dergahın müntesibisin. Sen neden saldırdın? E senin de kalbin mühürlü gaflet noktasında. O yüzden saldırdın. Helallik iste. Kendi kendine de sözler. Bir daha kibirlenmeyeceğim de. Sana büyükler anlatmadı mı? Ummadığın taş baş yere. Sana büyükler anlatmadı mı? Ummadığın kimse harabattır.

Senin küçük gördüğün ya Rabbi dediğinde arşayı silkeliyordur. Sana öğretmediler mi bunu? Sana anlatmadılar mı? Bir derviş kardeşini hor görme kardeş. O gece kalkar yan ağla dön ağla ağlar. Sen sınıfta kalırsın. Sen bir derviş abini hor görme. Sen daha evde bilgisayarda oynarken o dervişlik yapıyordu. Hani bir mahalle ağzı gibi. Sen kısa donanla dolaşırken o 28 Şubatçılarla mücadele ediyordun. Sen dur bakalım ya. Kimi hor gördün? Ben bazen derim sonradan ülkücülük kolay.

Sen İzmir’de ülkücüyüm de dolaş da göreyim ben seni bizim zamanımızda. Şimdi kolay dolaşırsın. Atnalı gibi bozkurtu koy. Atnalı gibi üçali koy. Sen 12 Eylülden önce dolaş da göreyim ben seni. Sen 12 Eylü’den önce İzmir’de bir dolaş bakalım. Göreyim ben senin ülkücülüğünü. O zaman göreydim senin ülkücülüğünü ben. E sonradan olan ülkücülük kolay. E şimdi de sonradan olan dervişlik kolay. Bir polis bastı mı seni? Kolay şimdi ha biz basıldık. Mustafa Özba kim içinizde diyor böyle bakıyor.

Şimdi ben Abdurrahim’e döndüm. Seni mi soruyor dedim ben. Abdurrahim hemen ayağa kalktı. Aha burada. O da onu onu Mustafa Özbağ. Ben şimdi Mustafa Öz ben oradayım. Mustafa Özbağa kim diyor? dedim beni tanımıyor. Operasyona gelmişler ama benim beni tanımıyor. Kim diyor soruyor. Tufaya düşüyor. Cenabı Hak onu açıya düşürüyor. Ben arkama döndüm baktım Abdurrahim var. Seni mi soruyor? Dedim bu hemen kalktı Abdurrahim. Şimdi gel de sen şimdi Abdurrahim’i birisine eş tut.

kalktı ayağ gitti. Orada kamera var. Kimliği koyuyorsun önüne. Adını soyadını, adresini söylüyorsun. Bırakıyor seni. O kalktı, ayağı gitti. Ardından bir uzun boylu daha vardı. Ona da işarettim. O da kalktı. Onlar kameraya girdiler. Ben dışarı çıktım. Seddar Allah diye diye. Sanki elime de kimliği aldım. Sanki ben içeriden çıkıyormuşum gibi çıktım. Yalın ayak başı kabak. Ayakkabıları bile giymedim. Buna sormuşlar. Sen Mustafa Özbağa değilsin. E değilim demiş. Mustafa Özbağa gitti Cenabı Hak uçurdu.

Sen onu bir yaşa bakalım. Onu bir yaşa. Öyle abilerinizi hor görmeyin. Büyüklerinizi hor görmeyin. Onlar çilenin içinden gelme. Onlar her türlü lafın, dedikodunun, gıybetin içinden gelme. Her türlü tacizin içinden gelme. Öyle değil. Öyle değil mi İsmail? E şimdi kalkacak yeni bir derviş İsmail’e trip atacak. Yok kardeş haddini bil. Haddini bil. Büyüklere hürmet, küçüklere sevgi ve şefkat sünnettir. Biz büyüklerimize hürmet ederiz. Küçüklerimiz de sever. Onlara da şefkat gösteririz.

Bu da nedir? Bu da hikmettir. Yani sünnettir. O yüzden bir kimse hal anlatıyor, rüya anlatıyor. Mübarek olsun de. O da halmi gördü ya. Yapma kardeş. Kendi kalbini karartıyorsun. Allah muhafaza eylesin. Enam ayet 110. Biz onların gönüllerini ve gözlerini çeviririz de daha önce inanmadıkları gibi mucizeyi gördükten sonra da iman etmezler. Neticede biz onları azgınlıkları içinde basiretsiz bir halde dolaşıp durmak üzere kendi hallerine terk ederiz. Sen böyle peygamberlerin ve peygamber Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’in mucizesini inkar edersen bütün peygamberlerin Adem’den Muhammed Mustafa’ya kadar sallallahu aleyhi ve sellem’e kadar peygamberlerin mucizelerini inkar edenler kalplerini mühürletirler Allah’a ve peygamber lerin mucizelerini inkar edenler imani olarak iki yakaları bir araya gelmez.

Velilerin kerametlerini inkar edenler, müminlerin kerametlerini inkar edenler küfre düşerler. Peygamberlerin mucizeleri haktır. Velilerin üzerindeki kerametler haktır. Bir kimse bunları inkar ederse küfür ehlidir. İnkar ettiği için Cenabı Hak onların kalplerini mühürler ve onları o halde bırakır. Onlar o hal üzerine bu dünyadan kafir olarak göçüp giderler. Ayet-i kerime. Kendi hallerine terk ederiz diyor. Onlar o hal üzerine tabiri caizse dünyevi sarhoş olarak göçüp giderler.

İman etmek akıllarına gelmez. Tövbe etmek akıllarına gelmez. Bir kimse yapmış olduğu, işlemiş olduğu günahlara tövbe etmek aklına gelmiyorsa o kimsenin kalbi mühürlenmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini küçük görüyorsa, hakir görüyorsa, peygamber mucizelerini reddediyorsa o kimsenin kalbi mühürlenir, kafir olarak göçür gider. Ayetle sabit. Hani bize Kur’an yeter diyorlar ya. Alın yetsin size. Yetsin size. Yemin olsun ki biz cinlerden ve insanlardan birçok kimseyi cehenneme uyumlu yaratmışızdır.

Şu sebeple ki onların kalpleri var. Fakat bununla gerçeği anlamazlar. Yani onların kalpleri var. Gerçeği hakikati anlamak istemiyorlar. O yüzden cehenneme uyumlu oluyor. Gözleri var onunla görmezler. Kulakları var onunla işitmezler. Hasılı bunlar hayvanlar gibidir. Hatta onlardan daha şaşkındırlar. İşte asıl gafil olanlar da bunlardır. Demek ki bu peygamber mucizelerini, peygamberlerin mucizelerini kabul etmeyenler. Gözleri var görmüyor. Kulakları var duymuyor.

Kalpleri var hissetmiyor. Onlar çünkü hayvanlardan daha aşağı mahluklar. Biz kafirleri yücelteceğiz diye uğraşıyoruz. Cenabı Hak hayvandan daha aşağıdır diyor. Hayvandan daha aşağı. Nasıl insana hayvan dersin kardeş? O iki ayaklı dolaşan hayvan iman etmediyse Allah muhafaza eylesin. Bu kadar yetsin bu gece. Haklarınızı helal edin. Elfatiha selam.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.

İlgili Sohbetler

Bu konuyla ilgili diğer sohbetler: TEKİRDAĞ Kutlu Doğum Programı – 7 Nisan 2013, KADİR GECESİ / SEMA / DUA 27.04.2022, Mesnevi Okuması (2234. Beyitten) 26.07.2025. Tasavvuf geleneğinde bu konular ele alınmaktadır.

İlgili Sohbetler