Dergah Sohbetleri Serisi

294. Dergah Sohbeti — Nefisle Mücadele: Cihadü’l-Ekber ve Üstada İntisap


Nefisle: Nefisle Mücadele: Küçük Cihattan Büyük Cihada

Allah gecenizi hayır etsin inşaallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşaallah. Dinin en önemli esaslarından, edeplerinden, farzlarından birisi de o kimsenin nefsini terbiye etmesi, nefsini ezmesidir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, “Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz” buyurmuştur. Küçük cihattan kastettiği dışarıdaki müşriklerdi. Müşriklerle, kafirlerle savaştan döndüğünde ashabına “Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz” diye daha büyük bir şey söyledi. O yüzden nefisle mücadele etmek bütün veliyyullah, bütün evliyaullah, bütün alim, ulema, peygamber-i zişan efendilerimiz tarafından cihadü’l-ekber olarak tanımlanmıştır. En büyük cihat olarak tanımlanmıştır.

Bu en büyük cihat, tarih boyunca insanların imtihan alanı olmuştur. Hz. Adem’den itibaren nefisle olan cihat, nefisle olan mücadele hep Müslümanların, müminlerin önüne konulmuştur. Bu nefisle olan mücadelede insanlar gün gelmiş bazı hal ve davranışlarda nefislerini önde görmüşler veya öne geçirmişler. Nefislerini öne geçirdiklerinde dinlerini küçültmüşler. Gün gelmiş dinlerini öne geçirmişler, onu ahdap kabul etmişler. Dinlerini öne geçirdiklerinde, onu ahdap kabul ettiklerinde nefislerini küçültmüşler.

Tasavvufun Nefis Terbiyesi Emri

İşte tasavvuf, tarikat, din, bu manada şeriat bize hep nefisle terbiyeyi, nefisle mücadeleyi emreder. Nefisle mücadeleyi emrederken dini yüceltmek; hem insanın kendi iç aleminde hem insanın dış aleminde dini yüceltmesi ve etrafında dini yüceltmesi, ama asıl önemli olan kendi nefsinde dini yüceltmesidir. Kendi nefsinde bir kimsenin dinini yüceltmesi demek, din ve dinle alakalı her şeyi önüne koyup, onu ahdap kabul etmektir. Ve dinin haram kıldığı, dinin müsaade ettiği şeyleri hep gözünün önünde görüp o şekilde hayatı devam ettirmesidir.

Eğer öyle değilse o kimse asla dışı mümin, içi mümin olmayan kimse olacaktır. Bu edep, bu terbiye, bu ahlak, bu mücadele metotları peygamberler tarafından ilkeleri konulmuş, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tarafından ilkeleri belirlenmiş, o ilkeler de Kur’an’ın açılımı olarak, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde bu ilkeler belirlenmiş ve o ilkeler elden ele, dilden dile, gönülden gönüle, dergahtan dergaha, veliler, mürşid-i kamiller, dervişler, sufiler tarafından devam edip gelmiştir.


Üstada İntisap ve Nefsin İnce Oyunları

Bu edep, bu terbiye, bu nefisle mücadele, o kimsenin bir mürşide, bir veliye gidip bağlanmasıyla, onun önünde diz çökmesiyle öğrenilecek bir şeydir. Nefsin ince oyunları, nefsin ince tezgahları, nefsin ince giriş çıkışları, girintileri ve çıkışları ancak ve ancak bir üstadın ferasetiyle, bir mürşid-i kamilin ferasetiyle anlaşılır ve anlamlı olur.

Eğer bir kimsenin bu manada bir üstadı yoksa, o yüzden Hazreti Abdülkadir Geylani kaddesellahu sırrahul-ali, o kimsenin üstadının şeytan olduğunu söylemiş ve muhakkak o nefisle mücadelede bir üstadın, bir şeyhin ferasetinden faydalanması gerektiğini beyan etmiştir.

Nefsin Aldatma Yolları

Eğer bu nefisle mücadele noktasında bir kimse, eğer ki bir üstaddan terbiye almıyorsa, onun edebiyle edeplenmiyorsa asla ve asla o kimse nefisle terbiyede ince noktalara ulaşamayacak, ince perdelere geçemeyecektir. Çünkü nefis ona belki de bazı şeyleri çok iyi yaptığını gösterecek; ona kendisini çok faziletli, çok himmetli, çok kıymetli gösterecek; bazı noktalarda kendisini çok makam ehli, kendisini naz ehli gösterecek; bazı noktalarda kendisini aslında doğru ve haklı ve hakikate ermiş olarak gösterecek; bazı noktalarda o kimseyi hep öndeymiş gibi göstererekten nefis onu aldatacaktır.

O yüzden nefisle mücadelede bugüne kadar bir üstada intisap etmeden, o üstadın eğitimi ve öğretimini almadan o mücadelenin içinden çıkan kimseler hemen hemen yok denecek kadar azdır, çok azdır, azın azıdır. Azın azı olduğu için insanlara muhakkak bir peygamber varisi velinin, bir peygamber varisi mürşid-i kamilin eğitimine tabi tutulması istenmiştir. Ve o tabi olanlar da o yolda eğitilmişler, o yolda yürümeye devam etmişlerdir.


İmamların İhtilafıyla Uğraşmamak

Nefisle mücadele, o üstadın edebiyle edeplenip, o üstadın adabıyla edeplenip, Kur’an ve Sünnet dairesinde uyulduğu müddetçe imamların içtihadına tabi olarak da yoluna devam etmektir. Kıymetli dostlar, tasavvuf imamların kendi arasındaki muhalefet ettiği şeylerle uğraşmaz. Ehl-i tasavvufun kendince kendisine bir ölçüsü vardır. O ölçü Kur’an ve Sünnet, herhangi bir imamın içtihadı ve üstadının çizdiği edep ve adap dairesidir. Bunun dışında bir sufinin, bir ehl-i tasavvufun edep olacağı başka bir şey yoktur.

Bir sufi, bir tasavvuf eri olmaya çalışan kimse muhakkak kendini bu hal üzerinde tutar. Yoksa nefis gider imamların kendi arasındaki ihtilaf ettiği herhangi bir konudan kendine paye çıkarır. Nefis gider imamların herhangi bir zayıf konuştuğu bir meseleyi kendisine delil edinmeye kalkar. O yüzden bu manada o kimse nefisle mücadele edecekse muhakkak ve muhakkak o üstadın terbiyesinde, o üstadın zimmetinde, o üstadın yolunda ve izinde olması gerekir.

Üstadın Çizgisine Uymak

Eğer üstadın bu manada edep ve adabına, üstadın çizgisine uymayan bir kimse kendi nefsinin çizgisine uymuştur. Kendi nefsinin çizgisine uyan bir kimse de görüntüde, görünüşte üstada tabiymiş gibi olur ama asla ve asla üstada tabi olmamış olur. O yüzden tasavvuf bu manada o kimsenin her haliyle üstadına intisap etmesini, her haliyle üstadının edep ve ahlakını, onun haliyle hallenmeyi kendisine düstur edinip, kendisine hedef ve istikamet koyup o haliyle hallenmesi gerektiğini bildirir.


Sufilerin Gösteriş ve Riyadan Uzak Durması

Sufiler bu manada nefislerini terbiye etmek için gösterişten, riyadan, ihlassızlıktan, muhabbetsizlikten, aşksızlıktan, gayri meşru ahlaksızlıktan kendilerini uzak tutarlar. Edep ve adap noktasında dilinden, gözünden, elinden, ayağından, kalbinden neresinden ne çıkacaksa, hepsi de Kur’an ve Sünnet çerçevesinde olmalı, hepsi de edep ve adap çerçevesinde olmalıdır. Eğer edep ve adap çerçevesinde olmadıkça, eğer Kur’an ve Sünnet çerçevesinde olmadıkça, o kimse üstadının çizgisinde değildir.

Seven sevdiğinin yolundadır, seven sevdiğinin izindedir. Tasavvuf, nefsin helal ve hevesleriyle yürümez, gafletle gitmez. Tasavvuf bu manada insanın haramla beraber yan yana yürümesine müsaade etmez. Tasavvuf, her kimsenin bütün himmetini ve gayretini, üstadının muhabbetini toplayarak, Kur’an ve Sünnet çerçevesinin içerisinde kalarak yürümesi gerektiğini bildirir.

Üstada Muhabbet ve Muhalefet Meselesi

Eğer sufiler üstadlarını sevme noktasında, üstadlarına muhabbet etme noktasında bir sapmaları varsa, bu manada bir kaymaları varsa, tövbe edip üstadına bu manada bağlanması, üstadına bu manada devam etmesi gerekir. Şayet öyle yapamıyorsa ve üstada karşı muhabbeti yok ise, kendi içerisinden gizli gizli muhalefeti var ise ve o muhalefetini susturamıyorsa, o muhalefetini bitiremiyorsa, yolda durmasının ve o kimsenin etrafında durmasının bir anlamı yoktur. O kimse helalliğini alıp kendisine bir yol biçmeli, muhalefet edemeyeceği bir kimseye bağlanmalıdır.

Ama insan nefsi doğruya ve hakikate hep muhalefet eder. Bu da unutulmaması gerekir. İnsanlar nefislerine acı gelen hakikatleri, insanlar nefislerine hoş gelmeyen doğruları kabul edip ona iman etmek istemezler. Bu dünya tarihi, insanlık tarihi boyunca öyle olmuştur.


Hak ve Hakikati Konuşmak

Hakkı ve hakikati konuşmak, hakkı ve hakikati haykırmak, hakkı ve hakikati söylemek dervişin en önemli, sufinin en önemli ölçüsü olmalıdır. Hak ve hakikat noktasında sufinin önünde hiçbir engel olmamalıdır. Hak ve hakikati konuşma noktasında bizim dergahımızda hiç kimsenin ama hiç kimsenin ağzı susturulmamalıdır.

Bu hak ve hakikat ister dünkü dervişlerden olsun, ister bugünkü dervişten olsun, ister bir saatlik dervişten olsun, ister elli yıllık dervişten olsun. Eğer hakka ve hakikate kapalı olan bir gönül, hakka ve hakikate kapalı olan bir kulak asla ve asla hidayete erişemeyecektir. Asla ve asla menzile ulaşamayacaktır.

Hakikati Kimden Gelirse Gelsin Kabul Etmek

Eğer hak ve hakikat size bir sokak köpeğinden dahi geliyorsa ve siz onu alamıyorsanız gönlünüzde kibir var ve kibirle asla cennete giremezsiniz. Eğer hak ve hakikat sokağın kenarındaki dilenciden, köprünün altında yatan ayyaştan, kürsüsünde oturan şeyhten, ilahi söyleyen ilahiciden, kudüm çalan matraptan, zikrillah eden zakirden veya çavuştan, nakipten, mükafladan, halifeden kimden gelirse gelsin kabul edilmelidir. Eğer o hak ve hakikati bir gönül kabul edemiyorsa onun bayağı yolu vardır. Allah ona hidayet etsin.


Nefsin Kendini Yüceltme Tuzağı

Çünkü insanlar alimdir; insan nefsi alimdir, insan nefsi velidir, insan nefsi mürşid-i kamildir, insan nefsi peygamberdir, insan nefsi Allahtır, insan nefsi kitaptır. O der ki: “Kitap benim.” O der ki: “Allah benim, Rabbim benim.” O der ki: “Peygamber benim.” O der ki: “Veli benim, mürşid benim.” O der ki: “O nereden bilecek, ben biliyorum.” O der ki: “Öyle değildi, böyleydi.” O der ki: “Sen bilemedin, ben bildim.”

Benim nefsim de böyle yapmıştır. Benim nefsim de böyle yaptığından dolayı ben üstadımı anlamakta ve algılamakta güçlük çekmişimdir. Üstadımı dinleyememişimdir. Uyumuşumdur sohbette. “Mustafa Özbağ, gözünü muhakkak bir yere çevirdin ki sen bu sohbeti anlayamadın. Sen gönlünü muhakkak bir yere çevirdin ki sen bunu kavrayamadın” dedim kendime.


Kadın-Erkek İlişkilerinde Edep ve Dergah Adabı

Sufilik noktasında kardeşlerin dünya sevgisinden uzak durmaları, makam sevgisinden uzak durmaları ve kendilerinin olmayan kadın ve erkek sevgisinden uzak durmaları gerekir. Bir kadın, bir kimsenin nikahlı eşiyse, ona muhabbet etmek, onu istemek, onu arzulamak günah-ı kebair değildir, haram değildir, edepsizlik değildir, hatta fazilet ve ibadettir. O yüzden bir kimsenin eşini istemesi kadın sevgisi değildir, eşine merhametli ve şefkatli davranması kadın sevgisi değildir. Yerilen kadın ve erkek sevgisi, gözünün gördüğü başkasının eşine meyletmektir.

Dergahta Görevli Kardeşlerin Adabı

Erkek derviş kardeşlerin de bayan derviş kardeşlerin de mecburiyetten dahi oluşacak olan hizmetle alakalı, dergah içi görevlerle alakalı konuşmaların, istişarelerin edep dairesinde olması gerekir. Görevli bayan ve erkek kardeşler mecbur kalırlarsa birbirleriyle konuşma veya istişare veya bir meseleyi anlatmada belli bir adap ve erkan dairesinde olacaklardır. Bu adap ve erkanı aşmayacak kardeşler.

Tekkedeki, tekkede hizmet eden veya tekkeye giden erkek ve bayan derviş kardeşler edep ve adaplarını muhafaza edeceklerdir. Herkes görevini bilecek, herkes o görevinin dairesinde hareket edecek. Herkes her şeye maydanoz olmayacak, herkes her şeye salata olmayacak. O adabı, o erkanı, o derinliği, o ahkamı herkes koruyacak, herkes korumak zorundadır.


Son Nefese Kadar Nefisle Mücadele

Dervişlik nefisle mücadeledir. Nefsinle mücadele et, üzerine vazife olmayan bir şeye karışma. Nefsinle mücadele et, kendine bir şeyi hak görme. Nefsinle mücadele et; orada sorumlusu vardır, orada bir ağabey vardır, orada bir büyük vardır, ona sevk et. Orada muhakkak onun bir vazifelisi vardır, ona sevk et. İşin iç yüzünü bilmiyorsan çok şeyi mahvedebilirsin. İşin derinliğine vakıf değilsen çok şey senin elinde mahvolabilir. Allah muhafaza eylesin.

Son nefese kadar sufinin nefisle mücadelesi bitmez. Son nefese kadar sufinin makamla mücadelesi bitmez. Son nefese kadar sufinin dünya sevgisiyle mücadelesi bitmez. Son nefese kadar sufinin kadın veya erkek sevgisiyle mücadelesi bitmez. Kendi kendinizi “olduk, bittik, yandık, piştik” görmeyin. Kim kendisini “yandım, piştim” görürse aldanmıştır.

İstikameti Bozmamak

İstikametinizi sufilikte asla bozmayın ve değiştirmeyin. Sufinin istikameti Kur’an ve Sünnet çerçevesinde durup, üstadının ahkamıyla, edebiyle edeplenmek, o yolda yürümektir. Başka bir şey değildir.

Bu sohbeti kendi nefsine görüyorsan ve bu sohbeti bir başkasının nefsine atıyorsan, yemin ediyorum nefsine uydun. Eğer bu sohbeti kendi üzerine kopya alıyorsan, nefsine hakim olmuşsundur. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşaallah.


Kaynakça

Hadis-i Şerifler

  • “Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz” — Hz. Peygamber (s.a.v.), Beyhaki, ez-Zühd, Hadis No: 373; Hatib el-Bağdadi, Tarih-i Bağdad, 13/523. Savaştan dönüşte nefisle mücadelenin dış düşmanla savaştan daha büyük olduğunu beyan eden hadis.
  • Nefisle mücadelenin cihadü’l-ekber (en büyük cihat) olarak tanımlanması — Bu kavram Sünnet ve Selefi Salihin geleneğinde yaygın olarak kabul edilmiştir.

Tasavvuf Kaynakları

  • Hz. Abdülkadir Geylani (k.s.), el-Gunye li-Talibi Tarik’il-Hakk — “Üstadı olmayanın şeyhi şeytandır” sözü; nefisle mücadelede bir mürşid-i kamilin ferasetine ihtiyaç olduğuna dair beyanı.
  • Mürşid-i kamile intisap geleneği — Peygamber varislerine tabi olma usulü; elden ele, dilden dile, gönülden gönüle, dergahtan dergaha aktarılan terbiye silsilesi.
  • İmamların içtihadına tabi olma — Ehl-i tasavvufun Kur’an, Sünnet ve bir imamın içtihadı ile üstadın çizdiği edep dairesinde kalma prensibi.

Fıkhi ve Ahlaki Esaslar

  • Nefis mertebeleri ve nefsin aldatma yolları — Nefsin kendini alim, veli, mürşid, peygamber görmesi; İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din, Rub’u’l-Mühlikat (Helak Edici Şeyler Bölümü).
  • Kibrin cennete girmeye engel olması — “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez” hadisi; Müslim, İman, Hadis No: 91.
  • Kadın-erkek ilişkilerinde edep — Nikahlı eşe muhabbetin fazilet olması; haram bakıştan ve haram meyilden uzak durma emri; Nur Suresi, 24/30-31.
  • Görevliler arası adap — Dergah hizmetinde kadın-erkek ilişkilerinde edep dairesi; zaruretten konuşma ve istişarede adap ve erkan gözetme.

Genel İlkeler

  • Hak ve hakikati konuşmak — Kimden gelirse gelsin hakkı kabul etmenin farziyeti; kibirden arınmanın gerekliliği.
  • Son nefese kadar nefisle mücadele — Sufinin dünya sevgisi, makam sevgisi ve haram sevgiden ömür boyu uzak durması; “olduk, piştik” demenin nefsin aldatması olduğu.
  • Tövbe ve yeniden yola revân olma — Hata edip tövbe ettikten sonra yeniden yola bağlanmanın önemi.

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi