Güzel: Dik Yaşamak ve Dik Ölmek
İnsanlar vardır karakterleri belli değildir; neyin nerede nasıl yapacağını inanç veya esen rüzgâra göre değiştirir. Haktan yana olmaz, kuvvetten yana olur; her türlü kalıba göre, her türlü şekle bürünür. Bu münafıklıktır, Allah muhafaza eylesin. Bir insanın dik yaşaması iman ettiği noktada ve doğru bildiği noktada durmasıdır. Doğruda durması, iman noktasında durması, Kur’an ve sünnet çerçevesinde durmasıdır. Arkadaşlıksa arkadaşının yanında durması, arkadaşlığını pekiştirmesidir.
İnsan vardır beş liraya bozulur, on liraya bozulur, bir lafa bozulur. Allah muhafaza eylesin. İnsan vardır hata yapar, hatasını düzeltir, doğru noktaya gelir. İnsan vardır hata ettiği halde devam eder. Dik ölmek de Kur’an ve sünnet üzerine ölmek, imanla ölmektir.
Takva: Allah’tan Hakkıyla Korkmak
Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede buyuruyor: ‘Ey iman edenler, Allah’tan hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak ölün.’ Normalde herkes Allah’tan korktuğunu söyler; sokağa çıksan insanlara sorsan büyük çoğunluk ‘Allah’tan korkuyoruz’ der. Ama Allah’tan korkanlar içki içerler, tesettüre niyet etmezler, hakkı desteklemezler, Kur’an-ı Kerim’i lafa kaldırırlar, Resulullah’ın sünnetini terk ederler, anne babaya karşı gelirler, hanımlarına zulmederler. Demek ki Allah’tan korkmanın insanın üzerinde bir tecelliyatı, bir hakimiyeti olması lazım.
Takvanın Üç Mertebesi
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur: ‘Takva nedir? Allah’tan hakkıyla korkmaktır.’ Başka hadis-i şeriflerde de takvanın tarifi yapılır: Birincisi haramları terk etmektir, ikincisi şüphelileri dahi terk etmektir. İşte iki tabaka çıktı önümüze: Takva edecekse bir kimse Allah’tan korkacak, haramları işlemeyecek; daha da ileri giderse şüphelileri de terk edecek.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hz. Muaz bin Cebel’i vali olarak gönderirken ona şöyle tavsiye buyurmuştur: ‘Sen ihlaslı ve samimi ol; ihlaslı olursan sana az amel yeter.’ Bu enteresan bir hadistir. Demek ki takva çok amel işlemek değil; takva Allah’tan hakkıyla korkmak, yani haramları terk etmektir.
Bugünün Evliyası Haramları Terk Edendir
Bugün için bir Müslüman için takva haramları terk etmektir. Biz şu anda takvayı insanlarda çok ibadet etmekte arıyoruz, yanılıyoruz. O kimsenin hayatında günah-ı kebâirler yok ise, haramları işlemiyorsa o bizim için muttaki bir insandır. Rahmetli Efendi hazretleri derdi ki: ‘Bir kimse şu zamanda içki içmiyorsa, kumar oynamıyorsa, beş vakit namazını kılıyorsa bugünün evliyasıdır.’ Haramları terk eden kimsedir bugünün evliyası, haramları işlemeyen insandır.
Haramı sadece yeme içmede değil her alanda terk edeceğiz. Namaz kılmamak büyük günah-ı kebâirdir, o da haramdır. Oruç tutmamak büyük günah-ı kebâirdir, o da haramdır. Bir kimse günah-ı kebâirleri terk ederse o kimse Allah’tan korkmuş olur.
Güzel Ahlak Eşittir Din
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur: ‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’ Güzel ahlak vardı, kendisi gelip bu güzel ahlakı tamamlamak için gönderildi. Başka bir hadis-i şerifte de buyurmuştur: ‘Benden önce dinin yüzde ellisi yaşandı, benim zamanımda yüzde yirmi beşi yaşanacak, ahir zamanda da geri kalan yüzde yirmi beşlik dilim yaşanacaktır.’
Biz güzel ahlakı sadece tevazu, yumuşaklık, hoşgörü, cömertlik olarak algılıyoruz; öyle değil. Güzel ahlakın içinde Allah yolunda cihad etmek vardır, Allah dostlarıyla dost olmak vardır, Allah düşmanlarına düşman olmak vardır, Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’nin yaşanması ve yaşatılması için mücadele etmek vardır. Allah yolunda ölmek de güzel ahlaktır, Allah yolunda çalışan ulemanın etrafında toplanmak da güzel ahlaktır, Allah yolunda çalışmayan ulemayı terk etmek de güzel ahlaktır. Güzel ahlak eşittir dindir, yani İslam’dır; Kur’an’ın hükümlerini uygulamak güzel ahlaktır.
Ahir Zaman Fitneleri ve Müceddid Müjdesi
Deccal’in İlüzyonları
Bu hadis-i şerifi bazı ham kafalı âlimler yanlış yorumlarlar: ‘Tekrar nebiler gelecek, resuller gelecek ki bu yüzde yirmi beş tamamlanacak’ diye soytarıca bir fikir çıkarırlar. Bunun altını çizerim: Bir nebi de çıkaracaklar, bir peygamber de çıkaracaklar; değişik ilüzyonist teknolojiyi kullanarak gözünüzü bağlayacaklar, büyüleyecekler. Bunu Deccal yapacak, önünüze getirecek. Müslümanların bir kısmı doğru yaptıklarını zannedip ‘Bu da bir nebi, bu da bir resul’ deyip onun peşine düşecekler. Hatta halife çıkaracaklar, ‘Bu sizin halifeniz, buna biat edeceksiniz’ diyecekler.
Karanlık Yüz Yıldan Fazla Sürmez
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri başka bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: Önce nurlu günler var — sahabe zamanı. Ondan sonra biraz puslanır, ondan sonra karanlık başlar, sonra yeniden bir aydınlık olur — Osmanlı zamanı. Ondan sonra yine tam karanlık olur — şimdi yaşadığımız zaman. Osmanlı’nın yıkılışından beri yüz yıldan fazla olmuştur. Karanlık yüz yıldan fazla sürmez ve bu karanlık bitecektir, sona erecektir. Çünkü Allah’ın Resulü müjdelemiştir: Her yüz yılda bir müceddid gelir. Ve bu yeni müceddid yeniden dinin yenilenmesinde büyük faydalar sağlayacak, insanların önünde çığır açacaktır.
Ümmet Bilinci ve İslam Kardeşliği
İslam dünyası şu anda en az okumuş insanlara, en düşük okur-yazarlığa sahiptir. Nesilleri yetiştirme, teknoloji, bilim, ilim noktasında en geri olan İslam dünyasıdır. Ama bu geri kalmışlığına rağmen çok geniş bir coğrafyaya ve yer altı-yer üstü zenginliklerine sahiptir. Eğer İslam dünyası ayağa kalkarsa emperyalistlerin bütün planları yere düşecektir. Bu yüzden İslam dünyasının yeniden dirilmesini istemezler. Bunu yapacak olan da Türkiye’dir; İslam dünyasının kalbi mesabesindeki yer Medine, Mekke, Hicaz bölgesidir; aklı mesabesindeki yer de bin yıldan beri Türkiye’dir, Türklerdir.
Asla ve asla ümmet bilincini terk edemeyiz. La ilahe illallah Muhammed Resulullah diyen bir kimseyi öldüremeyiz, canını alamayız, ırzına tecavüz edemeyiz. Ümmet asla birbirine silah çekmemeli, birbirini tahkir etmemeli. Hangi mezhebe, hangi tarikata bağlanırsa bağlansın, hangi şeyhe intisap ederse etsin kardeşimizdir. La ilahe illallah Muhammed Resulullah üzerine kardeşiz; bu kardeşliği tesis eden Allah’tır.
Cemaat Kavramı: İslam Cemaatinden Ayrılmak
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur: ‘Kim İslam cemaatinden bir karış ayrılırsa küfür üzeredir.’ Birinci derecede cemaatı nitelendirirken İslam cemaatını nitelendireceğiz. Bazı kısa görüşlü insanlar cemaatı nitelendirirken kendi tarikatını veya kendi topluluğunu nitelendiriyor; bu dar görüşlüdür. Bir kimse herhangi bir tarikattan ayrılsa küfür düşmez; ama İslam cemaatından ayrılırsa küfür düşer. Dinde insanları yanıltmayalım.
Ancak bir kimse Allah dostuna düşman olursa, Allah’a düşmanlık yapmış olur. Allah yolunda koşan bir kimseye düşmanlık yaparsanız Allah’a düşmanlık yapmış olursunuz. Kim Allah dostlarıyla savaşırsa Allah da onlarla savaşır ve Allah’ın savaşmasında mağlubiyet mutlaktır.
Şefaat Meselesi
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur: ‘Benim şefaatim ümmetimin büyük günahkârlarınadır.’ Eğer bir kimsenin büyük günahı yoksa, küçük günahlarını Cenab-ı Hak zaten namaz aralarında affetmeyi vaad etmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şefaati cehennem ehli üzerinedir; hesabı kitabı verilmiş, cehenneme gireceği kesinleşmiş kimselere şefaat edecektir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir kişiye şefaat etmediyse — ki bu şefaat Allah’ın izniyledir, emriyledir — onun şefaat etmediği bir kimseye herhangi bir şeyhin, velinin, evliyanın şefaat etmesini düşünmek küfürdür. Bir dervişin ‘Peygamber şefaat etmezse benim üstadım şefaat eder’ diye düşünmesi Allah muhafaza eylesin şirktir.
Tövbenin Özü: Günahı Terk Etmek
Tövbe tek kelimeyle, tek cümleyle günahı terk etmektir. Sen o günahı terk et; Allah’ım beni affet demene gerek yok, o günahı terk ettiğinde haliyle tövbe olur. Dil ile tövbe tavuk tövbesi gibidir: Tavuk karnı doyunca gagasını basmış ‘Ya Resulallah, tövbe Allah’ım bir daha bok yemeyeceğim’ dermiş; karnı acıkınca gider yine boku yermiş.
Tövbenin özü, tövbenin takvası, tövbenin içi günahı terk etmektir. Allah vaad ediyor: Sen günahı terk et, bir daha icra etme, yerine getirme; Allah o noktada senin daha önce yaptıklarını hayra çevirir. Eski günahlarının hayra çevrilmesini istiyorsan tövbeyi özünden yap, bir daha o günahı işleme. Bu hâl ile tövbedir, dil ile olan değil. Eğer bunu kalbine işletmek istiyorsan aklından, kalbinden, beyninden sil o günahı; hâlâ aklını kurcalıyorsa tövbe daha kalbine işlememiş demektir.
Kaynakça
- Kur’an-ı Kerim, Âl-i İmran Suresi 3:102 — ‘Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün’
- Kur’an-ı Kerim, En’am Suresi 6:108 — ‘Allah’tan başkasına tapanlara sövmeyin ki onlar da bilgisizce Allah’a sövmesinler’
- Sahih-i Buhari, Kitabu’l-Edeb, Hadis No: 6029 — ‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim’ (İnnema buistu li utemmime mekârime’l-ahlak)
- Sahih-i Muslim, Kitabu’l-İmare, Hadis No: 1848 — ‘Kim İslam cemaatinden bir karış ayrılırsa cahiliye ölümü üzere ölür’
- Sünen-i Tirmizi, Kitabu Sıfati’l-Kıyame, Hadis No: 2435 — ‘Benim şefaatim ümmetimin büyük günahkârlarınadır’
- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Melahim, Hadis No: 4291 — ‘Allah bu ümmete her yüz yılın başında dinini yenileyecek bir müceddid gönderir’
- Sahih-i Buhari, Rikak, Hadis No: 6502 — Hadis-i Kudsi: ‘Kim benim velime düşmanlık ederse ben ona harp ilan ederim’ (Evliya hadisi)
- Sahih-i Muslim, Kitabu’t-Tahare, Hadis No: 228 — ‘Beş vakit namaz, iki namaz arasındaki küçük günahlara kefarettir’
- Müsned-i Ahmed bin Hanbel — Hz. Muaz bin Cebel’e tavsiye: ‘İhlaslı ol, sana az amel yeter’
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi