1. Bölüm
Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Hakkınızı helal edin böyle, şey olarak aynı konuyla alakalı olanlara bir grup yapayım diye. Uğraştım inşâAllah. Ben kendi gecem için düğün salonu tutmaya giderken, yok ben kına gecem için. Düğün salonu tutmaya giderken anneme birlikte gidelim dedim fakat daha önceden tartışmamız olduğu için annem benimle gelmedi. Biz de eşimle birlikte tuttuk. Şimdi annem ben o salonu istemiyorum orada yaparsan gelmem diyor. Biz de geri iptal ettirmek için düğün salonuna gittik. Oradaki görevli iptal ettirirsen ücretin yarısını ödemen gerekir dedi. Ben de kontratı imzalamıştım ama benim paranın yarısını vermeye gücüm yok.
Bu durumu görevliye izah ettim. Daha az ödesem gücüm o kadar yetiyor dedim. O da olmaz dedi. Efendim ben nasıl davranayım anneme ve görevli beye? Bu noktada kontrat imzaladıysan kontratın yetkileri dahilinde, kontratın neyse kontrat dahilinde hareket etmen lazım. Eğer kontratta böyle bir şey varsa, iptal edilirse şu kadar ücret ödemek zorunda kalırsın dediyse, sen de böyle bir şey yaptıysan o zaman ödemek zorundasın. E anneler babalar tuhaf biraz daha. çocuklarını evlendirirlerken nefislerine fazla uyuyorlar. İllaki benim dediğim olacak noktasında götürüyorlar. Çocuklarına bu noktada yardımcı olmuyorlar. Allâh selametlik versin. Bunlar hoş şeyler değil. İnsanlar taahütlerini yerine getirmesi lazım.
O yüzden kontrat imzalamışsınız, taahütünüzü yerine getireceksiniz. Bu tip meselelerde büyükler ya çocuklarını bırakmayacaklar kendi başlarına bir iş halletsin diye, yoksa çocuğu bir şey yaptıysa, bir taahütte bulunduysa, çocuğunun taahütünün arkasında duracak. Çocuğuna güvenmiyorsan salma çayıra. Çocuğunu çayıra salmışsın, bir taahütte bulunmuş, o zaman o çocuğun da arkasında dur. Ama ne yazık ki bizim böyle geleneksel bir aile yapılarımız var. Biz çocuklarımızı salıyoruz çayıra. Çocuklar bir şey yaptıklarında bu sefer çocuğun yaptığını değiştirmeye çalışıyoruz, arkasından kızıyoruz. Bu işine benziyor. bir pazarlamacı tutmuşsun, pazarlamacı senin malını satıyor. Gitmiş, taahütünü yapmış, satmış bütün şartlar geçerli.
Senin önüne sunmuş tamam mı, tamam demiş. Sen onun satışını bozuyorsun. Halbuki senin adına yaptı. Veya bir çocuk evlenmeye kalkmış gitmiş, annesine demiş gel salonu beraber tutalım gelmemiş. 10 gün sonra gidelim de, 5 gün sonra gidelim de, 2 gün sonra gidelim de. Veya ben böyle bir şey istemiyorum de. Çocuk şimdi kaldı meydanda. çocuklarının kız tarafına da rezil ediyorlar, kız tarafı kendilerinin oğlan tarafına da rezil ediyorlar. Allâh muhafaza eylesin. Ana rızası hangilerde alınmayabilir? Ana hakkına rızasına değinir misiniz? İnsan annesinin babasının rızasını alacak, annesinin babasının rızası olmuyorsa o mesele kalacak. Kur’ân ve sünnet tarihinde olduğu müddetçe. Anne hakkı, annenin rızası bu noktada insanın bütün hep önüne gelecektir.
2. Bölüm
Babanın hakkı, babanın rızası insanın hep önüne gelecektir. Anne babanın rızası alınmadan olacak olan bir işin hayırı da olmaz. O yüzden evet, Kur’ân ve sünnetin dışındaysa buna yapacak bir şey yok. O zaman anne babanın bu noktada hakkıydı, rızasıydı herhangi bir şey kalmıyor. Yapılacak bir şey kalmıyor. Uzun bir soru var. Daha doğrusu bir halini anlatmış bir kardeş. Bu anlatan da bayan. O yüzden bunu normalde içinden okur musun demiş. Ben de içimden okudum bunu. Ben burada genel hatlarıyla alakalı hem kadınları hem erkeklere ilgilendiren genel hayat distürlerinden olması gereken şeylerden bahsedeceğim. Buradaki sohbetlerden dolayı kadınlar veya erkekler bu soruyu sen mi sordun deyip de evde eşlerine çemkiriyorlarsa, laf söylüyorlarsa bu gerçekten büyük bir zulüm olur.
Tasavvuf sohbetleri hayat sohbetidir. Biz burada Kur’ân ve sünnet dairesinde anladığımız kadarıyla Kur’ân ve sünnetin reel hayata nasıl aktarılması gerektiğiyle alakalı tecrübelerimizi, bildiklerimizi, duyduklarımızı, öğrendiklerimizi aktarmaya çalışıyoruz. Burada insanların direkt üzerinde bir hükmümüz, direkt insanları böyle rencide cide insanları horlayıcı, hakir görücü bir şey değil. Bu hepimizin başına gelebilir. Mesela örnek görüyorum ya ben, ben de şeker hastalığı var. Şeker hastalarının ağzı kokabilir mi? El cevap kokabilir. Bunu benim tedavi ettirmem şart mı? Evet. Ben eşime benim ağız kokumu çekmek zorundasın demek zorundayım deme noktasında değilim. Benim vücudum kokabilir mi? Kokabilir.
Ben etrafımı bu noktada zulmedemem. Ben vücudum kokmaması lazım. Bunlar sünnet. Bir erkeğin bir kadının ağzı kokmaması lazım. Bedeni kokmaması lazım. Uzuvları kokmaması lazım. Cumada gusletmenin vacibe yakın olmasının sebebi dağda bayırda, hayvanların peşinde, çölde, orada burada yaşayan insanların hiç olmazsa haftada bir gün yıkanması gerektiğine ve o ter kokusuyla, çöl kokusuyla hayvan kokusuyle, koyun kokusuyla, deve kokusuyla, yapmış olduğu işin, yapmış olduğu mesleğin kokusuyla mescide gelip mesciddeki Müslümanları rahatsız etmemesi içindir. O zaman her Müslüman kadın ve erkek hiç olmazsa haftada bir sefer yıkanmak mecburiyetindedir. Her Müslüman kadın ve erkek en az üç günde bir etek tıraşı, koltuk tıraşını yapmak zorundadır.
Diyebilirsiniz ki ya bu sohbetin yeri burası mı? Burası. İnsanlar edep, erkan, yol, yordam öğrenecekler. Hayat öğrenecekler. Bir kimsenin etek ve koltuk tıraşı bir buğday veya bir arpa büyüklüğünü geçmemiş olacak. Bu da en az üç gün veya dört gün olsun. Sûfî kimse her an ölümü bekleyendir. Her an ölümle yüzleşmeyi hazır olan kimsedir. O vücut temizliği ile de hazır olacak. Vücut temizliği ile de hazır olacak. Erkekler, kadınlar, ağız sağlığınıza dikkat edin. Ağzınız kokmasın. Vücut sağlığınıza dikkat edin. Vücudunuz kokmasın. Uzun sağlığınıza dikkat edin. Uzunlarınızdan koku çıkmasın. Bu bütün insanlar için geçerli. Bazen, gerçekten bazı arkadaşlar vardı. Bunu sohbetlerin neticesinde artık onlardan ekşi ekşi koku duymuyorum.
3. Bölüm
Resmen ekşi ekşi kokan arkadaşlar vardı. Hayır, bu değil. Bir kimse işinin gereği her gün duş alması gerekiyorsa her gün duş alacak. Kadınlar eşlerinizin yatağına yatarken her gün duş alın. Yemek kokusuyla, temizlik kokusuyla, çamaşır suyu kokusuyla eşlerinizin yatağına yatmayın. Erkekler, her gün yatağa yatarken duş alın. Ter kokunuzla, teniniz tuzlu bir şekilde, teniniz ekşi ekşi kokar bir şekilde yapış yapış olmuş bir vaziyette yatağa girmeyin. Bu sizin hem kendinize saygı duymadığınızı hem de eşinize saygı duymadığınızı gösterir. Bu sünnettir, sünnet. bunu büyük bir ihtimalle bir bayan yazmış. yazdığı şeyleri buradan bakıyorum ben. bir erkek derviş kardeşimizin böyle bir şey olmasını asla ihtimal vermiyorum.
Bu büyük bir ihtimalle herhalde bizim cemaatimizin dışında bir kimsedir. Eğer hâlâ da bizde banyosuna dikkat etmeyen, ağız kokusuna dikkat etmeyen, vücut kokusuna dikkat etmeyen, dişlerini misfaklamayan veya fırçalamayan, ağzında çürüğünü çarığını tedavi ettirmeyen, bu noktada vücudu kokan, uzuvları kokan hâlâ da erkek arkadaş varsa gerçekten ve gerçekten de pes diyeceğim. Gerçekten. Ve bu sohbetler internetten yayınlanıyor. işin bir de bu tarafı var. Böyle bir konuyu konuşmaktan, utandımdan değil ama gerçekten de bize yakışmayan bir şey. Sünnet-i Resûlullâh’a aykırı. Sünnet-i Resûlullâh’a aykırı. Allâh muhafaza eylesin inşâAllah. Ahde vefa ne demektir? Bir Müslümanın dini kurallara uymaması vefasızlık mıdır?
Tasavvuf ehli nasıl vefalı olabilir? E sorunun içerisinde cevap var zaten. Bir kimsenin dini kurallara, dini vecibelere uymaması ahde vefasızlık. Ahde vefasızlık bir ahit veriyor ya, bir söz veriyor ya, o sözünde durmuyor o kimse. Allâh’a verilen sözlere, Resûlullâh’a sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine verilen sözler, üstada verilen sözler, ne bileyim etrafı arkadaşlarına verilen sözler, ticarette verilen sözler gibi. Sürekli bir yoğunlaşma sorunu yaşıyorum, dikkatim çok çabuk dağılıyor, hiçbir şeye kendimi veremiyorum, kafamda hep hayaller sanki başka bir yerde gibiyim. Bu hallerden kurtulmak için ne yapmalıyım hakkınızı helal edin. Bu yoğunlaşma değil, bu yoğunlaşamama. Bir şeyde yoğunlaşırsa insan dikkati bir yere toplanır.
Dikkati bir yere toplanmayan insan Allâh’ı az zikredenlerdir. Allâh’ı az zikredenler dikkatlerini bir yere toplayamazlar. Allâh’ı az zikredenler bir yere kendilerini rabıta ettiremezler. Allâh’ı az zikreden insanlar kendilerini bu noktada derleyip toparlayamazlar. Allâh bizi onlardan muhafaza eylesin. Öyle olmaktan yani. Dergahda bazı kardeşlerimiz size baba diyorlar. Bu hitap son zamanlarda daha sık kullanılır oldu. Efendim baba demenin manevi bir önemi var mıdır? Bunun söylemenin adab dairesinde önemi nedir? Evet, Sufilerin içerisinde bu böyle bir gelenek vardır. Sufiler üstadlarını böyle derler. Genelde dergahlarda kullanılır bu. Ama bu mesele bizim dairemizde biraz daha ben isterim ki farklı olsun.
4. Bölüm
Benim müsaade ettiğim kimseler rüyalarında gören insanlar. Bir kimse bu noktada sahip bir şekilde rüyasında görürse, o rüyasında gören kimsenin öyle davranması, öyle demesi onun hakkıdır. Yine de o kimse üstaddan izin almalı zahiren. Efendim rüyamda böyle dediler, filanca kimse böyle dedi. Size böyle hitap edebilir miyim diye bu noktada izin alması gerekir. Eğer bir kimse böyle bir izin almadıysa, bunu kendi kendine söylüyor. Ben çok hoş karşılamıyorum kendi içimden ama bunu da insanlar biraz şey haline getiriyorlar, alışkanlık haline getiriyorlar. Alışkanlık haline gelmemiş olsa daha uygun olurdu. Allâh bizi muhafaza eylesin. Normalde üstadlara, şeyhlere, sûfîler, dervişler böyle söylerler.
Sûfî adabında, tarikat adabında böyle bir şey vardır. Bunun reddetme noktasında değiliz. Ama velakin bunu ben, bu kendi dairemde söylediğim bir şey. Bunu sadece bunu söyleyecek olan arkadaşlar rüyalarında görürlerse bu şekilde, onlar rüyalarında gördükleri şeyi bize de anlatırlarsa, ondan sonra böyle bir şey söylemelerin daha uygun olacağı inancındayım. Müslüman kahkahaya atarak gülmesinde bir sakınca var mıdır? Peygamber efendimizin gülmek konusunda edebi nasıldır? Hz. Resûlullâh, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kahkahayla gülmezdi. Tebessüm ederdi, tebessüm ederken dişleri de görünürdü ama kahkahayla gülmezdi. İnsanlar gülüyorlar mı? Gülebiliyoruz. Hepimizin bu noktada hatası, eksiği, kusuru var.
Bunu azaltabildiğimiz yere kadar azaltmaya gayret edelim. Ama siz birisi kahkahayla gülüyor diye, ona sakın fazla laf söylemeyin. Allâh bizi affetsin inşâAllah. Allâh nasip ettirmeyeceği şeyi hayal ettirmez açıklar mısınız? normalde evet, hayallemek bir şeyi hayal kurmak, bir şeyin üzerine insan kendisini tefekkür etmesi, o meseleyi böyle dizayn etmesi kafasından ve o hayal ettiği şeyin peşine düşmesi, makul ve malum bir şeyin hayalini kurup onun peşine düşmesi güzel bir şey. İnşâAllah öyledir. hayal kuran insanın hayali gerçekleşir mi, burasının altını çizmek gerekir. O zaman bütün ham hayallerin gerçekleşmiş olması lazımdı. Ama öylelerin hayalleri vardır ki o onların duası gibidir. Cenâb-ı Hak da onların dualarını kabul eder.
Bu farklı bir şeydir. içinizden öyle birileri vardır ki, Allâh’ın öyle velileri vardır ki onlar bir şey böyle olacak dese, Cenâb-ı Hak onu öyle oldurur der diyor. Allâh onların sözlerini yerde bırakmaz. Allâh onların sözlerini geri çevirmez. Böyle bir kimse bir hayal kuruyorsa, hayal dua gibidir. Cenâb-ı Hak o hayali, o duayı geri çevirmez inşâAllah. Rabbimiz müminin süresi 17. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki, andolsun biz sizin üzerinizde yedi yol yaratık. Biz yaratıklarımızdan abersiz değiliz. Buyurmakta buradaki yedi yoldan kasıt nedir demiş. Bu normalde insanın kendi üzerini Cenâb-ı Hak’ın bu alemin içerisinde yarattığı bugünkü dildeki boyutlarla alakalı. Bunu tabi biz nefis meraatipleri olarak da alabiliriz.
5. Bölüm
Ama bunların ayrı yeten bu alemin içerisinde boyut noktasında da bugünkü dille açıklamaya çalışıyorum boyutları var. Bu inşâAllah o Rahman o tarafa doğrudur. Ben daha önce bir iş yeri açmıştım ama iyi niyetimden dolayı ve yüzümün yumuşaklığından elimden geldiği kadar maddi ve manevi olarak eksik etmedim. Ama bir türlü de düz diye çıkamadım. Şimdi yeni bir iş kurmaya çalışıyorum. İçimdeki korkularımı yenmem için dualarınızı bekliyorum demiş. Allâh muayenin olsun inşâAllah. Şimdi herkes ticaret ehli olacak diye bir kaide yok. Yanlış anlaşılmasın. Bir insan ticarette başarılı olamaz gider bir yerde çalışır orada başarılı olur. Herkes bir noktada bir dairede aynı noktada olsaydı bu dünyadaki düzenin kuruluşuna aykırı olurdu.
Herkes padişah olsa köleyi nereden bulacağız? Herkes âlim olsa cahili nereden bulacağız? Cahili nereden bulacağız? Herkes zengin olsa fakiri nereden bulacağız? Kim kimin işine koşacak, kim kimin peşine düşecek? Herkesin zengin olduğunu düşünün. Kim yapacak milletin işini? Kimse yapmayacak. Herkes patron oldu, tüccar oldu. Kim çalışacak? Çalışacak kimse kalmalıdır. Bazı şeyler bu manada takdir noktasındadır. Rızkın en helalı cihâd malıdır. İkincisi ticaret malıdır. Üçüncüsü sanatla alakalıdır. Dördüncüsü ziraatla alakalıdır. Beşincisi kirayla alakalı, memurlukla alakalıdır. Kimileri onu kira eder. Altıncısı memurlukla alakalıdır. Rızkın hayırlı olan noktasında sıralamış ulema. Bunun şimdi için içimizdeki memurlar, içimizdeki işçiler ve içimizdeki kira ile geçinenler, içimizde hayvancılıkla geçinenler, ziraatla geçirenler var mı var?
Bunlar olacak mı olacak? Herkes ticareti yapabiliyor mu? Yapamıyor. Bu da işin başka bir yönü. İsterim ki herkes burada tüccar olsun. İsterim ki herkes burada tüccar olsun. İnşâAllah. İki senedir tedavi görüyorum çocuk için. Allâh yardımcın olsun inşâAllah. Bu güzel. Hayırlı bir iş için demiş, parantez açmış. Gönül işi için istihare yaptığımda bir tane erkek arkadaşımı beyaz önlükte gördüm. Bir hikmeti var mıdır demiş. İyi, hayırlı olacak inşâAllah. Allâh şifa versin inşâAllah. Zâkir ile dervişin arası ve durumu nasıl olmalıdır? Birbirlerinin davranışları nasıl olmalıdır? Her gün birbirleriyle dövüşecekler. Her gün birbirlerini yiyecekler. Yûnus söylemiş, dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek, derviş gönülsüz gerek, ya o boşuna söylemiş ya.
Günümüzde her şeyden önce yaşatma idealine sahip nesillere ihtiyacımız olduğu söyleniyor. Enaniyet ve bencillik asrı denilen çağımızda yaşatma idealine sahip bir insan olmak ve öyle nesiller yetiştirmek ne ölçüde mümkündür? Bunun için neler yapılabilir? Herkes Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışsın, Kur’ân ve Sünnet’in ahlakıyla ahlaklansın ve bu ahlakını her yere götürsün. Ve bu ahlakı tesis etme noktasında var gücüyle gayret sarf etsin. Var gücüyle. İnşâAllah bu bizi doğru yola götürecek. Allâh nezdinde kulların en sevgilisi güneşi, ay ve gökleri Allâh’ın zikrini yapmak için gözetendir. Başka hocaların veya üstadların MP3 kaset ve video veya sohbetlerini dinlememizde sakınca var mı? Yoksa size olan muhabbetimize zarar gelir mi?
6. Bölüm
İstediğinizi dinleyin. Şurada bir soru soruyu bırakmıştım. Mehdi aleyhisselâm ve askerlere hakkında bilgi verir misiniz demiş. Bugün de öyle kendimce Mehdi ile alakalı az bir şey bir iki hadîs okuyayım diye niyet ettiydim. Mehdi ile alakalı hadîs okumaya niyet ettiğim bir sebebi bu son kendisine kitap indirilmiş ve kendisine vahyedilmiş olarak gören Ve bu noktada kendisine Mehdi’liğin de ilan edildiğini söyleyen o kimsenin daha önceden böyle mailler geliyordu çok olarak bir tanesi şimdi tekrar mail göndermiş bana. siz bunlara söylerken onun sona ne o şov yaptınız demiş. Ben o söylenen, yayınlanan o kitaptaki söylenen sözlere bildiğim kadarıyla Kur’ân ve Sünnet noktasından cevap verdim. Gönlüm arzu ederdi ki o Kur’ân ve Sünnet dairesinde vermiş olduğum cevaplara Kur’ân ve Sünnet dairesinde itiraz edilsin.
Ben o söylenen konuşulan adına ne diyorlarsa kendileri o dedikleri kitaba Kur’ân ve Sünnet dairesinde âyet ve hadîs ışığında cevap verdim. İsterdim ki cevap olarak da âyet ve hadîs konuşulsun şu boş bir söz o kitabı anlamaya sizin gücünüz yetmez. Ha bizim gücümüz yetmedi sizin gücünüz yetti. Evet gerçekten de onu anlamaya gücümüz yetmemiş olabilir ama Cenâb-ı Hak apaçık bir Kur’ân-ı Kerim göndermiş ve Kur’ân-ı Kerim’de hakimiyetin kendisine ait olduğunu söylemiş. Ama evrenin sonuna demiş ki bugün yerlerin ve göklerin kainatın hakimiyeti sana verildi. Bir de ona demiş ki seni Mehdi tayin ettik bana bir şey söyleyecekse bir arkadaş bana söyleyecek olduğu şeyi Kur’ân ve Sünnet’e dayandıracak. Diyecek ki sen burada şu âyet hakkında böyle bir âyet varken buna karşı konuştun hakkında böyle bir hadîs varken buna karşı konuştun.
Bizim kimsenin Mehdisi ile alıp veremediğimiz yok kim Mehdi ise Allâh mübarek etsin. İlla ki ben sabahleyin erken kalkmış pisişik psikolojik problemler olan bir kimsenin Mehdiliğini kabul etmek zorunda değilim. Ben Müslümanım. Benim kitabım Kur’ân-ı Kerim. Bir peygamberim var Muhammed Mustafa’a sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Adem aleyhisselâm ile her ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün peygamberlere iman ederiz. Bir meseleye bakarken Kur’ân’a Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerine bakarak da hükmetmeye çalışırız. Hatam kusurun var ise iştahat hatasıdır. Bir kastım yoksa Allâh bir sevap verir. Eğer isabet edersem Allâh onun sevap verir. Herhalde sabahleyin kalkıp bana Mehdilik verildi diyen bir kimse ve sana bugün alemlerin hakimeti verildi denilen bir kimseye de, Mehdi diye de peşine düşecek kadar dini bilgim eksik değil elhamdülillah.
Bu konuda da Allâh’a hamd ediyorum. Mehdiyet, Mehdilik, Mehdi anlayışı bütün inançlarda var, bütün inançlarda var. Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinde de var. Her ne kadar muhari ve müslümde Mehdi ile alakalı herhangi bir hadîs geçmemiş ise de açık açık söylüyorum bakın. Tirmizi’de, İmam-ı Hanbel’de, diğer hadîs kitaplarında, diğer hadîs kitaplarının hepsinde Mehdi ile alakalı hadisler vardır. Mehdi’nin geleceği ile alakalı da hadisler vardır. Bunları inkar edenlerden değilim, bunu kabul edenlerdenim. Ama velakin, ben hadîs-i şeriflerde beyan edilen Mehdi’yi kabul ediyorum. Hadîs-i şeriflerde beyan edilen, hadîs-i şeriflerde vasıfları ve özellikleri yazılan Mehdi’yi kabul ediyorum.
7. Bölüm
Ve o Mehdi’nin geleceğine inanıyorum. O Mehdi’nin geleceğine inanıyorum. Nasıl gerçek Deccâl çıkmazdan evvel 30 tane yalancı Deccâl çıkar ise, o yalancı deccallara karşı mücadele eden insanlar, Mehdiyete hizmet edebilirler. Her 100 senede gönderilen mücaddidler, dinin anlaşılması ve anlatılması noktasında Cenab-ı Hakk’ın kudret, kuvvet, ilim, hâkimiyet verdiği, bu noktada ilim hâkimiyeti verdiği kimselerdir. Ve bunlar kendi sınıflarında, kendi dairelerinde, kendi etraflarında, dini yenileme noktasında üstün gayret göstermiş olabilirler. Birisi hadîs dalında, birisi tefsir dalında, birisi fıkıh dalında, birisi kimya dalında, birisi devlet yönetme noktasında gerçekten zamanın ışığı olabilir. Ve onlar kendi sanatlarında, kendi mesleklerinde, kendi ilimlerinde birer güneş olabilir.
Ve hepsini de biz birer mücaddid görebiliriz. Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri Anadolu’da İslam’ın yeniden neş’ü neva olması için büyük gayret sarf etmiş Anadolu’nun bu noktada mücaddidi olabilir. Hasan Albenna, Suriye’de, Suriye’nin mücaddidi olabilir. Ne bileyim, Mısır’da neydi tefsiri olan Seyyid Kutu, Mısır’ın mücaddidi olabilir. Olabilir. Öyle de kabul edilebilir bunlar. Öyle de kabul edilebilir. Ama bir tek Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri mücaddidi, başkaları değil demek hem Sayyidi Nursa Hazretleri’ne haksızlıktır hem de Hasan Albenna’ya Seyyid Kutu’ya haksızlıktır veya Pakistan’da Mevdudi’ye haksızlıktır. Örneğin, bunların hepsi de İslam’ın yerle bir olduğu zamanda, Müslümanların yerle bir olduğu zamanda her türlü mücadeleye göğüs germişler, her türlü çileye göğüs germişler.
Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri gibi bir kimse 30 yıl hapishane, hapishane dolaşmış. Ne bileyim Süleyman Hibbettin Hazretleri gibi bir kimse dağdan dağ dolaşmış Kur’ân-ı Kerim’i öğretmek için. Ne bileyim Antepli Bilal Baba idamdan yargılanmış, irticadan dolayı yıllarca sinop cezaevinde yatmış. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri o Cumhuriyet’in ilk baskıcı yıllarında sırtıma elbiseleri alıp köy köy dolaşmış. İnsanları Allâh’ı zikrettirmek için, insanları tarikat-ı aliyi devam ettirmek için üstün gayretler sarf etmişler, mahkemelerde yargılanmışlar. Bunların hepsi de kendi dairelerinde birer ışık, birer filorozan lambası gibi, birer projoktor gibi, biz tevazu edelim birer mum gibi ışıklar göstermişler etrafa.
Bir kimsenin sadece bizim üstadımız müceddit, sadece bizim üstadımız âlim, sadece bizim üstadımız bütün her tarafa ışık saçan bir kimse demesi haksızlık. Bu cahillik, bu din bilmemezlik. Türkiye 100 yıldan beri karanlığın içinden gelmekte hatta 150 yıldan beri, 150 yıldır şu memlekette kim Kur’ân ve Sünnet dairesinde bir tuğla koyduysa, kim bir taş koyduysa, kim oraya bir kum tanesi koyduysa, kim orada bir kum tanesi olduysa gerçekten alkışlanacak bir insandır. Gerçekten dua edilecek, gerçekten duası alınacak bir kimsedir. onların hakkında suizam beslemek, onların hakkında ileri geri konuşmak, o Kur’ân ve Sünnetin yaşanması ve yaşatılması için her şeyinden geçerekten yollara düşen insanların, çileye düşen insanları arkasından konuşmak, onları eleştirmek, gerçekten işimiz değildir, benim işim değildir.
8. Bölüm
Onların hasbel kadar kendi dairelerinde hataları, kusurları, eksiklikleri, noksanlıkları olabilir. ben onların bir kısmına denk geldim, Cenâb-ı Hak bana denk getirdi. Siz de bakmış olsaydınız, derdiniz ki bunların bu kusurları var. Ama ben şöyle düşündüm, kendi yaşadıklarımdan paybiştim. Benim kapımda polis durduysa, benim ben her belgede, her gittiğim belgede Cumhuriyet Savcısı’nın karşısına geçip de orada ne yaptığıma, ne ettiğime dair ifadem alındıysa ve her gittiğim yerde mühürlenircesine, damgalanırcasına muhakkak karakollarda muhakkak, karakollarda sabahlatıldıysam, arabam çekildiyse, arandıysa, tarandıysa, hatta arabama hasar verildiyse, kendime hasar verildiyse ve içinde bulunduğum yoldan dolayı üzerimde bir sürü haksız, zalimane, zulümane şeylere maruz kaldıysam, o geçmişteki insanları düşündüm, onlar benden daha fazla bulunmuştur dedim.
Sakın Mustafa Özbanların eksiklerine hatalarını, kusurlarını konuşma, görmüş olduğun şeyi görmemez diye gel dedim. Çünkü kendi yaşadıklarıma bakaraktan onların yaşadıklarını hayal ettim. Mesela ben daha yeni derviştim, yeni dervişken İhtilal’de Şeyh Efendi Hazretleri’ni ve Üstad-ı Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’ni Tire’de, Şeftali Mahçesi’nde basmışlar, ben derviş olduktan sonra 6 yıl 86, 87, 88, 89, 90 mahkemesi devam ediyordu daha. Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri vefat etmiş olmasına rağmen, ve onlar o çileyi bırakmamışlar. Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’yle orada basılmışlar, orada basıldıktan sonra, orada basıldıktan sonra Çorum Hacı Mustafa Efendi Tire’de bazı abilere zakirlik vermek istemiş, onlar zakirliği almamışlar.
Neden? Basılma var. Ve o bir sefer basılan dervişlerden bazıları Tire’de ders olduğunda hiçbirisi derse bile gelmezlerdi. Basılma korkusuyla. Onlar basılma korkusuyla derse bile gelmezlerdi. Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli deyip, aman canım efendim ne kadar büyüksünüz deyip, derse bile gelmezlerdi. o çileleri yaşamış insanların, o çilelerine dil uzatmak veya onları hor hakir görmek, onları nakıs görmek benim işim değil. Mesela 28 Şubat’ta hala da zikrine, dersine, dervişine devam eden bir dervişi ben Bedir Ashabı gibi görüyorum. Diyorum ki çilenin sıkıntının diz boy olduğu zaman da bu adamlar yal palamadı diyorum ben. Bir günden bir güne demediler bana ağabey derslerini ne zaman iptal edelim.
Ve normalde benim kiralık oturduğum dairenin sahibi ertesi gün polise çekildiği anda benim derhal evimi boşaltmamı istedi adam. Adamın evinde kiralıcıyım, almış siyasi şubat adamı, ertesi gün yana yana beni arıyor, evimi boşalt beni yakacaklar diye. Bilmiyorum ne yaşamadı, karşımda şimdi hacamet oturuyor kıyımcı, 28 Şubat’ın en çarşaflı zamanında onun evinde zikrular yapıyorduk biz Reyhan’da, şurada yukarıda. Hiç bana söylemedi bir baskı oldu olmadı ona gittiler gitmediler bana hiçbir şey söylemedi bakın. Şimdi karşımda görünce söylüyorum. Hiç bana bir şey demedi bak Allâh var yukarıda, hiç bana bir şikayet bulunmadı. Hayır bana geldiler gittiler şöyle yaptılar böyle yaptılar demedi inanıyorum ki gitmişlerdir.
9. Bölüm
Hiç sormadım ona bana hiç söylemedi zaten evde basıldık biz orada bir sefer. Herkes geçti bir kameranın önüne çiftlik elinde değil mi Adnan Hoca? Şimdi nasıl o günün çilesini çekenlere ben bir şey diyemiyorsam hatası var? Vardır kardeşim. Ya bu adam yanlış, yanlıştır kardeşim. Ya bu adam eksik, iyi eksik kardeşim. Eksik ya biliyorum. Bana söyleme diyorum ben neden? Ya biz öyle bir sıkıntılı çileli bir dönemden geçtik ki. E o zaman benim yanımdaydı o. Toparlıyorum bir derdim yok ama bu saatlerin hiçbirisi de bir sabah kalkıp ben Mehdi’yim dememiş. Bunların hiçbirisi kalkıp da Mehdi’liğini ilan etmemiş. Hepsi de Mehdi’nin geleceğini beyan etmişler. Hadîs-i şeriflerin ışığı altında Kur’ân ve Sünnet mücadelelerinde en önde koşmuşlar yalın ayak.
Şimdi Mehdi’yle alakalı Türkiye’de gündem yine karışık. İslam dünyasının üzerinde bir oyun oynanmaya çalıştığına inanıyorum. Evet o mübarek ve muhterem zat dünyanın bir günü de kalsa gelecek. Hadîs-i şerifler konuşsun biz konuşmayalım inşâAllah. Bunlara özellikle getirdim bu hadîs-i şerifleri. Bu sohbeti dinliyorlar arkadaşlar. Arkadaşlar, Mehdi diye peşine takıldıkları insanları karşılaştırsınlar. Karşılaştırsın karşısındaki kimseyle. Benim sözüm değil bu. Bunlar okuyacak olduğum hadîs-i şerifler meşhur Cemül Fevayet’ten. Veya gidip de Kütübü Siddeden de bunu bulabilirler. Veya Tirmizi’ye varsa ellerinde Tirmizi’den bulabilirler. Hadislerin nerede bulunduğunda okuyacağım inşâAllah. Dünyada tek bir gün kalsa bile Allâh o günü uzatacak.
Adı Adım’a. Adı Adım’a. Babasının adı benim babamın adına uygun. Ehlibeytim’den mutlaka bir adam gelecek. Daha önce zulüm ve haksızlıkla dolu olan yeryüzünü adalet ve insafla dolduracak Ebu Davut ve Tirmizi. Adı Adım’a, babasının adı da benim babamın adına uygun olacak. bu hadisi Ebu Davut Tirmizi Hasan Sahih olarak nakletmişler. Adı ne olacakmış? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin isimlerinden olacakmış. İskender değil. Adı ya Mustafa olacak, ya Ahmet olacak, ya Kasım olacak. Aslında adı Adım’a deyince Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin adı Mustafa. Öbür günler künyeleri. Adı Adım’a, adı Mustafa olacak. Babasının adı da babasının adından olacak. Ya hadîs-i şerif açık, Ebu Davut ve Tirmizi.
Ya bunun başka bunun İsa tarzı yok. Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şifreli konuşmuyor. Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri gizli konuşmuyor. Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri gizli konuşmuyor. Cenâb-ı Hak bugün ben sizin dininizi tamam ettim. Size din olarak İslam’ı seçtim. Din tamam. Yeni bir din gelmeyecek. Dine yeni bir hüküm eklenmeyecek. Bir hüküm orta yerden kalkmayacak. Din tamam. Kıymetli kardeşler. Birisi sabahleyin kalkıp da kendi kendine Mehdi hilal etmeyecek. Adı Mustafa olması lazım. Benim adım Mustafa. Sakın ben kendime de âyet olarak söylüyor zannetmeyin. Benim babamın adı Hasan. Uyumuyor yani. Öyle mahkemeyle gidip mahkeme köşelerinde saklıdan gizliden isim değiştirmekle olmuyor.
10. Bölüm
Adı Mustafa olacak. Adı Adnan olmayacak. Adı İskender olmayacak. Adı Mustafa olacak. Bu açık. Ya diyeceksiniz ki bu hadisi reddediyoruz biz. İlim meydanda o zaman o senin Mehdin. Benim değil zorlama beni. Benim elimde televizyonum yok. Yok. Bana sadece Kur’ân demiyorum ben. Din, Kur’ân ve sünnettir diyenlerdenim. Sünneti reddedenlerden değilim. Hadisleri reddedenlerden değilim. Muhammed’i Mustafa’nın izinden gidenlerden olmaya çalışanım ben. hadîs meydanda. Devam ediyorum. Mehdi ümmü seleme nakletmiş. Mehdi ile alakalı hadisler tevatür noktasında. Yaklaşık üstüncü aklında kaldığı kadarıyla 14-15 tane sahâbe naklediyor. Mehdi ile alakalı hadisleri. Bu noktada Mehdi ile alakalı hadisleri reddetme noktasında değilim.
Dört elle sarılanlardanım. Ama bugünkü ben Mehdi’yim diyenlerin Mehdiliğine inanmıyorum. Onları pisizlik, psikolojik problemler olan insanlar olarak görüyorum. Ya da yabancı devletlerin, yabancı misyonların, yabancı bazı karanlık güçlerin emrinde olduğuna inanıyorum. Kul olduğuma inanıyorum. Adam bir sabah kalkacak, elinde kitap bana kitap indirir diyecek. Ve bunun karşılığında Hz. Mevlânâ’nın mesnevisi neyse bizimki de ödeyecek. Mesnevî baştan başa Kur’ân ve Sünnet. Kur’ân ve Sünnet’i tefsir eder. İslam’ı tefsir eder. Hz. Mevlânâ mesnevisinde bağırır, kul oldum, kul oldum, kul oldum diye. Bana desin ki, ol kendisine kitap indirilen zat. Ben bugüne kadar söylediklerimin hepsinden de geri döndüm.
Ben Kur’ân’a ve Sünnet’i Resûlullâh’a, Muhammed Mustafa’nın peygamberliğine iman ettim. Son nebi, son peygamber odur desin, yayınlasın bunu. Bana derse ki, göklerin ve yerlerin hakimiyeti bana verildi. O zaman derim ki, dur ya. Allâh muhafaza eylesin. Bugün seni mehdi seçtim diyorsa ve kendi kendini böyle mehdi olarak ilan ediyorsa, derim ki, dur ya. Böyle bir şey yok. Devam ediyorum. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki, Mehdi bendendir. Onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır. Zulümle dolu olan yeryüzünü adalete boğacak, tam yedi yıl hüküm sürecektir. Yine Tırmızı veya Budavut. Bakın şimdi, Mehdi’yi ilan edenlere, Yedi yıl diyor hüküm sürecekmiş. Her yer bu zulümle dolu olan yeryüzünü adalete boğacak, tam yedi yıl hüküm sürecek. 76, 2012. Kaç yıl olmuş? 36 yıl olmuş.
Adam mehdiliğini ilan etmiş. Hazreti Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yedi yıl diyor. Bununki 36 yıl. Bir başkası 10-15 yıldan beri. Adnan var ya, bizim Adnan değil ha. Ben buna da Adnan önce diyorum demeyeceğim artık bundan sonra. Bir şey değil, isim benzerliğinden bundan Mehdi değil, peşine düşecekler. Hazret-i Ali radellaha hazretleri nakletmiş, söylemiş. Budavut nakletmiş adı şerifi. O, oğlu Hasan’a bakarak şöyle dedi. Benim bu oğlum Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellemin buyurduğu gibi seyyiddir. Onun sülbünden bir adam çıkacak. İsmi peygamberinizin ismi olacak. Yaradalışında ona benzemeyecek fakat ahlakta ona benzeyecektir. İsmi, onun isminden olacak. Ve ahlak olarak da Hazreti Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ahlakından olacak.
11. Bölüm
Arkadaşlar, bir tane Müslüman, bir tane Mü’min Bir Müslüman, az bir şey düşünse, biraz tefekkür etse, biraz insafı, vicdanı varsa, biraz merhameti varsa, Biraz tefekkür etse, biraz insafı, vicdanı varsa, biraz merhameti varsa, Oturur, bakar televizyonda Mehdi’n diyen o iki zata ve der ki, Yok, bunların ahlakları Hazreti Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin ahlakı değiller. Değiller. Sen al çıplak hatunları etrafına, vur patlasın, çal oynasın ya televizyonda, Mehdi’n de sana. Ya hiç mi Allâh’tan korkmazsınız? Nasıl bakacaksınız Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin yüzüne? Deme ya! Deme kardeşim ya! Söyleme ya! Dese ki anam, ya biz Allâh rızası için yola düştük, kendimize hasbar kadar bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz.
Eyvallâh ya! Elinden gelen bu dilinden dönen bu halin bu senin. Allâh beni de seni de affetsin. Ama deme! Mehdi İstanbul’da şimdi. Kimisi diyor ki, Mehdi dercarla savaşıyor Amerika’da, o da İskender. Herhalde onlar yakında birbirlerine savaşacaklar, sen Mehdisin ben Mehdi’yim diye. Ya bir deli bir taş atarmış, o delinin attığı taşı akıllılar çıkaracak da uğraşırmış ya. Allâh bizi affeder. Mehdi bizden, ehlibeytten olacak. Allâh onu bir gecede ıslah edecek, bir gecede. Bir gecede. Bu hadîs şeriflerin üstüne, eğer bir mail yazacaklarsa tekrar bana hadîs âyet ve hadîs olarak yazsınlar. Desinler ki şu hadise göre, şu ayete göre senin söylediğin yanlıştır. Evet ben aynı sözümün arkasındayım. Kim kendi kafasından bir sabahleyin kalkar, Mehdi olduğunu ilan ederse, kendi kendine, evet o ya delidir.
Hele bir de peygamber olduğunu iddia ediyorsa o kafirdir. Kim kendisine, kendisini peygamber görürse, nebi görürse kendisini, resul görürse o kimse kafirdir. Kim kendisine Kur’ân’dan sonra kitap indirildi, ilahi kitap indirildi diyorsa kendisine o kafirdir. Kim kendisini Mehdi görüyorsa o delidir. Allâh cümlemizi affeda inşâAllah. Deseler ki biz gelecek olan Mehdi’ye hizmet ediyoruz. Deseler ki evet biz Mehdiyete hizmet ediyoruz. Deseler ki biz Kur’ân’la sünnet dairesinde kardeş hizmetimiz ediyoruz. Kur’ân’ın anlaşılması için, Muhammed Mustafa’nın sünnetinin yaşanması için bir gayretimiz var. Bu noktada bir çalışmamız var. Alkışlayalım. Alkışlayalım. Hiçbir derdimiz yok. Ama ümmet-i Muhammed’i ifsad etmeyin.
Ümmet-i Muhammed’i boğulmayın. Ümmet-i Muhammed’i sapıklaya götürmeyin. Kendi kendinize kendinizde bir şey olduğunuzu zannetmeyin. Arkalarından giden insanlar. Hadisler belli. Ayetler belli. Ulemanın fıkıhı belli. Evet o Mehdi’yi bütün herkes bekleyebilir. Hakkı. O Mehdi gelecek. Evet. Bazı rivayetler var. beş yıl sürecek, üç yıl sürecek, kimisinde kırk yıl sürecek diyor. Evet. Ama Mehdi çıktıktan sonra İsa Aleyhisselamın geleceğine dair hadîs-i şerifler var. Putu kıracak diyor. Bütün Hıristiyanlar İslam olacak diyor. Cizye yok, ortadan kalkacak diyor. Bütün arz, İslam olacak diyor. Cizye yok, ortadan kalkacak diyor. Bütün arz, İslam olacak diyor. İnsanlar zekat verecek, parayı verecek, parayı yedirecek, yer arayacaklar diyor.
12. Bölüm
Böyle bozuluk bereket olacak. Hadîs-i şerifler var. Ya nerede bu Mehdi’lerin İsa’ları? Şıracı’nınki bozacı olurmuşlar. Birisi de çıkmış, diyor ki İsa Aleyhisselâm yeryüzüne indi. Şu anda Allâh onu setrediyor, vazifesini de devam ettiriyor diyor. Ve kardeşim Allâh’ın peygamberi neden setre olsun? Allâh onu kukla olsun diye mi indirecek tekrar? O Muhammed Mustafa’nın ümmetine hizmet edecek. O Muhammed Mustafa’nın ümmetine hizmet edecek. Hıristiyanların hepsinde İslam olması için, İslam olması için onlara ilan edecek. Cenâb-ı Hak İsa Aleyhisselâm’ı yeryüzünden indirmekte hem Museviler’e cevap verecek, onlar İsa’yı öldürdürdüklerini zannediyorlar. Hem Museviler edecek ki bugüne kadar inancınız yanlıştı, İsa Aleyhisselâm indi, Musevilerden de Müslüman olacak herkes.
Bugüne kadar inancınız yanlıştı, İsa Aleyhisselâm indi, Musevilerden de Müslüman olacak herkes. Hakanlar hariç, siyonistler hariç, o siyonistler onlar deccalın tarafında. Ama samimi Yahudiler evet onlar da Müslüman olacak. Hıristiyanlar Müslüman olacak. Siz peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini iyi okuyun. gerek yok burada ya. İsterseniz haftaya İsa Aleyhisselâm’la alakalı hadisleri okuyayım size. İnsanlar oturmuşlar, ellerine bir televizyon kurmuşlar onların önlerine de koymuşlar. Demişler ki siz bunun propaganda’sını yapın. Hadi, Evranas oğlu Mehdi. Diyor ki deccalla savaşacak. Âmîn kovasında kan akacak. Nerede kardeşim bu adam? Ya böyle saçma sapan bir şey olur mu?
Kafana bir tane kavuk geçir, bir tane de başına Osmanlı’nın giydiği cübbelerden giy, oğlu Mehdi. Dervişlik olsaydı diyor tac ile hırkada alırdım üçe beşe. Hem nerede bu savaş? Nerede bu savaş? Yazık arkasından giden insanlara üzülüyorum. Aldanıyorlar. Ha bir de bir tarafı da var. Herkes layık olduğunu buluyor. Kurt kurdu bulur, köpek köpeği bulur. Fil fili bulur. Kedi kediyi bulur. Layıkını bulur her şey. Layıkı değilse düşer. Kurt yiyecek bir şey varsa elmanın üstünde kalır. Yiyecek bir şey yoksa veya elma sağlamsa kurt girebilir mi içine? Girmez. Elma çürükse kabahatı kurt da arama. Elmanın kendisindedir. Elmanın kendisindedir. O zaman herkes layıkını buluyor. Ha oradan hareket ederekten bizi de şöyle görebilirler.
Siz Mehdi’ye uzaksınız ve Mehdi’ye inanmadığınız için ne o? İmanınızı sorgulayın. Allâh cümleyi affetsin. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Al-Âmîn. Sevgili Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem adette mübarek ruj çevrilerine. Al-Âmîn. Adem aleyhisselâm’ın her ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber-i Zişan efendimizin mübarek ruj çevrilerine. Al-Âmîn. Şihar-i Yâri gözün evi bıkırsıdı, gömer-i farı kosmanızı, nûre-i nâliye-l-murtaza’l-adıllâh’ın aferinlerimizin evlâdı Resûlullah, zevcehadı Resûlullah, ahsabı Resûlullah, şühedâ-i Resûlullah. İmamız İmam-ı Azam-ı Ebu Hanim ve İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli, İmam-ı Eşşer, İmam-ı Atör, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf. İmam-ı İmâmîn hazretlerinin ruhlarına pil mispir, Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Seyyid Ahmed el-Rufay, Seyyid Ahmed el-Bedevi, Seyyid İbrahim dostu ki Şeyh Ebu’l-Asanani, Şah-ı Zeli, Şah-ı Nakşibeni, Muhammed-i Bahattin, Şah-ı Mevlânâ celaletinin Rûmi, Hacı Bektaş vele Hacı Bayram vele Veysel Karan-ı Mahmud-u Didayi, Halvet-i Celvet-i Uluşşak ve Sümmele-i Sûhre vele Kübre vele Şeyh Muhyiddin Aravi, bütün Bir-i Biran hazretleri mübarek rüşvetlerine geçmiş bütün velilerin, mürşid-i kamillerin, evliyalarına aşıkan, sadıkan, mühban, ehl-i iman-ı ruhlarına, yaşayan mürşid-i kamillerin, velilerin, evliyalarına aşıkan, sadıkan, mühban, ehl-i iman-ı ruhaniyetlerine, turik alemize ve akraba talikatımızdan tüm geçenler ruhlarını hediye edik.
Vasıl ve istadâr eyle ya Rabbi. Estağfirullah el azim el kerim el lezi ilahe illahüm. El hayyül gayyumu ve tövbüle gönzübillahimine şeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftaren zekir falemenne hu. Lâ ilâhe illâllah.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Sünnet, Şeyh, Râbıta, Halvet, Çile, Hamd, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı