Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

249. Dergâh Sohbeti – Müridliğin Üç Tabakası, Zikrullahın Sırrı ve Hakîkî Allah Sevgisi

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 249. Dergâh Sohbeti – Müridliğin Üç Tabakası, Zikrullahın…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Sevgisi: Müridliğin Üç Tabakası ve Hakîkî Allah Sevgisi

Selâmün aleyküm. Allah gecenizi hayırla eylesin inşâallah. Gününüzü de hayırla eylesin. Gününüzü kuranızdan âfiyetle eylesin, korkunç kuranızdan hıfz u muhâfaza eylesin.


Birinci Tabaka: Korku ve Ümit ile Mürid Olanlar

Müridler üç kısma ayrılır. Birinci sınıf müridler Allah’ı nefsi için isterler. Bunları böyle anlatıyorum ama bunlar aşağılanmış olarak değil. Mürid olmak büyük bir şereftir. Müridlik yoluna girmek, tasavvuf yoluna girmek büyük bir nasiptir. Önce bunu bilin. Bu yol, tasavvuf yolu herkese açık ama herkesin yürüyebileceği bir yer değildir. Herkesin sonlandırabileceği bir yer değildir; yani son nefesine kadar gidebileceği bir yer değildir.

Bu yola girmek ne kadar büyük bir şeref ise, ne büyük bir fazîlet, ne büyük bir bereket, ne büyük bir hikmet ise, sonlandırmak onun kat ve kat büyük berekete, kat ve kat büyük fazîlete nâil olmaktır. Sonlandırmaktan kastım son nefesini o yolda vermek, son nefesini o halkanın içerisinde bulunarak teslim etmek, o halka-i zikrullahta, o tasavvuf yolunda devam edip son nefesini orada vermektir.

Birinci tabaka mürid Allah’ı nefsi için ister. Nefsi için istemek şudur: yapmış olduğu hata ve kusurlardan korkarak mürid olmayı seçer. İkincisi, cenneti umar, cemâlullâhı umar; o yüzden mürid olmayı seçer. Bunun kısacası cehennem korkusu ve cennet sevgisi için, cenneti umduğu için mürid olur.

Bunu birinci tabaka mürid olarak görsek de, o yola girmek büyük bir bereket olduğundan, büyük bir lütuf, büyük bir ikram olduğundan, yine yola girmeyenlere nazaran çok büyük bir fazîlettir. Bunlar korku ve ümit ile hayatlarını devam ettirirler. Bu aşağılanacak bir şey değildir. Mümin korku ve ümit arasında olur; müminin korktuğu yerler vardır, ümit ettiği şeyler vardır. Bu ikisinin arasında mürid gelir gider; bu yolun başıdır daha.


İkinci Tabaka: Allah İçin Yaşayan Müridler

İkinci tabaka mürid, Allah’ı Allah için ister. Bu biraz daha olgunluktan nasîbidir. O ibâdetlerini Allah emrettiği için yapar. Hâl ve davranışlarını, hareketlerini Allah sevsin diye yapar. Bütün hayatını, yaşantısını Allah’ın muhabbeti için, Allah’ı sevsin diye yapar. Allah için yaşar, Allah için davranır.

İkinci sınıf müridler Allah’ı hoşnut etmeyi, Allah’ı memnun etmeyi gâye edinirler. Namazlarını Allah’ın emrettiği şekilde, oruçlarını Allah’ın emrettiği şekilde, ibâdetlerini Allah’ın emrettiği şekilde yaparlar. Genelde müridânın çoğunluğu bu dâirededir. Havâs dâiresinde değildir; yani korku ve ümit arasında ibâdet yaşamaz. Mürid, Allah için Allah’ı sevdiğinden, Allah adına işler yapar: ibâdetler eder, iyilik eder, ihsan eder, cömertlik eder, Allah adına cihâd eder, mücâdele eder, koşturur.


Mürid Olmak ve Zikrullaha Oturmak

Kapıdan içeri girip bir kimse zikrullah halkasına otursa benim için kıymetlidir. Bir kimse ‘Ben bir üstad arıyorum, ben bir mürşid arıyorum, ben bu yola girmek istiyorum’ dese dahi benim için kıymetlidir. Hatta kendi kendine ‘Ben tasavvuf ehli olmak istiyorum, ben bir mürşide gidip yolumu düzeltmek istiyorum’ diye niyet etse dahi o önemli bir iş yapıyordur.

Çünkü nefis de mücâdele ediyor o kimse ile. Nefis insanı zikrullah halkasına oturtmak istemez. Nefis bir mürşide bağlanılmasını istemez. Nefis bir velînin peşine takılıp gidilmesini istemez. Nefis hep böyle aklı öne sürüyor: ‘Senin aklın çalışmıyor mu? Git evde hadis oku, tefsîr oku. Namazını evde kıl, tesbihini çek. Niye böyle yollara düşüyorsunuz?’ İşte bu nefsin istekleridir, nefsin vesvesesidir.


Allah’ın Zikri: En Büyük İş

Bir kimsenin halka-i zikre oturması en büyük iştir. Çünkü nefis o en büyük işe hiç kimseyi göndermek istemez. Şeytan o en büyük işe hiç kimseyi göndermek istemez. Allah’ı zikredenler en önemli insanlardır. Kim Allah’ı zikrediyorsa Allah onu zikrediyor. Allah önemsiz bir şeyi zikretmez; Allah âtıl bâtıl bir şeyi zikretmez.

Aslında kulun zikri büyük değildir bu noktada; asıl büyük olan Allah’ın kulunu zikretmesidir. Ama Cenâb-ı Hak o büyük işini kulun Allah’ı zikretmesine bağlamıştır. Bu büyük bir lütuftur. Burada gizli bir sır vardır. Cenâb-ı Hak öylesine lütufkâr, öylesine ikramcı ki, kendisini zikredeni tâbiri câizse bereketin, lütfun, ikramın içerisinde yüzdürüyor.

‘Kim Allah’ı zikrederse Allah onu zikreder.’ Burada kulu öne koymuş Cenâb-ı Hak ama kendisini saklamış, kendisini gizlemiş, kendisini örtmüş. Asıl muhteşem olan, asıl ihtişamlı olan, asıl lütuf ve ikram sâhibi olan Allah, kendisini kulunun zikriyle gizlemiş. Asıl gözün dikileceği yer orası: Allah seni zikredecek.

O yüzden bir kimsenin şeytanı, dünyayı, hevâyı, hevesi, malı, mülkü her şeyi bırakıp Allah’ı zikretmeye koşması kadar ihtişamlı ve muhteşem bir şey yoktur kullar arasında. O yüzden Allah dostlarını Allah’ın zikrinden geri çevirecek hiçbir şey yoktur: ne mal, ne ticâret, ne kadın, ne çocuk onları Allah’ın zikrinden hiçbir şey alıkoyamaz.


Üçüncü Tabaka: Allah’ın Takdîrine Teslîmiyet

Üçüncü sınıf müridler ki en kıymetli olanlar ve en az olanlardır. Bunlar Allah için dahi yapmazlar artık. Kendi nefislerini ortadan kaldırırlar. Allah onları ne takdîr ettiyse onu yaşarlar. Allah’ın önlerine ne koyduğunu kabul ederler. Allah’ın takdîri, Allah’ın lütfu, ikramı, ihsânı dâiresinde görürler.

Bunlar en az olanlardır. Bu velîlerin halleridir, mürşid-i kâmillerin halleridir, peygamberlerin halleridir. Her velî bir müriddir; her mürşid-i kâmil bir müriddir.

Makam ve Mevki Peşinde Koşmak Aldatıcıdır

Bu noktada duran insanlar kendilerine makam, mevki, hâl tahsîs ederlerse bu hâlin içinde değillerdir. Kendisine makam, mevki, hâl tahsîs edenler alt sınıfta olan ‘Allah için yaşayanlar’ dâiresindedir. O orta sınıfta duran üstadlar çoktur; onlar kendi nasıl mürşid olduklarını, nasıl hâl sâhibi olduklarını, hangi makamda olduklarını anlatırlar. Onlar o makamın iddiâcılarıdır.

Her sohbetimde hemen hemen söylerim: ‘Sana hakkıyla kulluk edemedim yâ Mahmûd!’ diyen bir peygamberin ümmeti olarak kendimize mevki, makam, hâl tahsîs etmek kadar utanç verici bir şey yoktur. O yüzden kardeşler kendilerini sırf sırf makamsız, merkezsiz, renksiz bir noktaya taşımaya gayret edeceklerdir.

Bu yolda makam peşine koşmak, mevki peşine koşmak, hâl peşine koşmak, rüyâ peşine koşmak, kerâmet peşine koşmak, harika şeyler görmek ve göstermek peşine koşmak aldatıcıdır. Yolumuz Allah’tan râzı olma yoludur. Yolumuz ümmete hizmet yoludur, tasavvufa hizmet yoludur, gün be gün Allah’a olan yakınlığımızı artırma yoludur.


Kalbi Tenvîr Etmek: Yolun Özü

Hz. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîs-i şerîfini hiç unutmayın: ‘Vücutta öyle bir uzuv vardır ki orası güzel ve iyi olursa bütün vücut iyi ve güzel olur. O da kalptir.’ Yolumuz kalbi tenvîr etmek, kalbi düzeltmek, kalbi iyileştirmektir.

Eğer kalp bir yola girerse nefis de onun karşılığında yola girmek zorunda kalır. Kalp bir yola girmezse nefis asla hiçbir yola girmez. Kalbinizin üzerinde muhakkak ve muhakkak zikrullah ile kalbinize hükmetmeye çalışın. Kalbinizi Allah sevgisiyle, Allah muhabbetiyle, Allah aşkıyla yoğurun. Kalbinize bâtıl şeyleri koymayın; dünya sevgisini koymayın; makam, mevki, mal, rüyâ sevgisi koymayın. Kalbinize koyacağınız şey Allah sevgisidir.


Hakîkî Allah Sevgisi Nedir?

Allah sevgisini öğrenme yoludur mürşide sevgi. O sevgiyi öğrenme yoludur Resûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme sevgi. O sevgiyi öğrenme yoludur insanın mürid kardeşlerini sevmesi, eşini sevmesi, ehlini sevmesi, akrabalarını sevmesi.

Allah’ı seviyorum diyen insan mürid kardeşlerini sevmemezlik edemez. Allah’ı seviyorum diyen insan mürşidi sevmemezlik edemez. Allah’ı seviyorum diyen insan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi sevmemezlik edemez. Allah’ı seviyorum diyen insan kâfirleri sevemez, müşrikleri sevemez, âtıl bâtıl sapık bir şeyi veya kimseyi sevemez.

Allah Sevgisinin Sınırları

Allah’ı sevmek demek dinsizliği sevmek demek değildir. Allah’ı sevmek demek sapıklığı sevmek demek değildir. Allah’ı sevmek demek gayr-i meşrû haram şeyleri sevmek demek değildir. Buradan insanların nefsi yol vuruyor kendisine: hem içki içecek hem Allah’ı sevdiğini iddiâ edecek; hem din ile savaşacak hem Allah’ı sevdiğini iddiâ edecek. Hayır! O asla doğru bir sevgi değildir.

Allah’ı seven Allah’ın sevdiklerini sever, Allah’ın dostlarını sever, Allah’ın zikrini sever. Allah’ı seven, Allah sevgisine vesîle olacak her şeyi sever. Allah’a yaklaştırmaya vesîle olacak her türlü fiil ve amellerin içinde bulunur. Allah sâdıkları sever, o sâdıklardan olur; Allah tövbe edenleri sever, o tövbe edenlerden olur; Allah zikredenleri sever, o zikredenlerden olur.

Bir kimseye tebliğ etmek farklı bir şeydir. Biz bir kâfire, bir Hristiyana, bir Yahudiye, bir ateiste tebliğ ederiz. Ona hoşgörüyle davranırız, merhamet ederiz, diyalog kurarız. Ama asla onu sevmeyiz bu mânâda. Ona bir insan gözüyle bakar, insan olarak değer veririz. Hz. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri insan olması hasebiyle gayr-i müslim bir kimsenin cenâzesine ayağa kalkmıştır.


Nefsin Aldatması: Haram İçinde Allah Sevgisi İddiâsı

Ehl-i tasavvufun en büyük sıkıntılarından birisi şudur: Allah sevgisinde kendisini coşkun bir hâle bıraktığını zanneder ve haram işlerken Allah sevgisiyle hemhâl olacağını düşünür. Nefis onu aldatır; haramın içerisinde Allah’ı da sevebileceğini zanneder. Kıymetli dostlar, en tehlikeli yer burasıdır. Herkesin ayağının kaydığı yer burasıdır.

Bir de kimisi haramı mübâhalaştırır, kafasında helâlleştirir. Bu daha büyük bir küfür olur, Allah muhâfaza eylesin. Yolun tehlikeleridir. Bir kimse tasavvuf yolunda gidiyorum derken kendisini bu tehlikelerden koruması, muhâfaza etmesi lâzımdır.


Tasavvufta Hicret ve Seyâhat Şartı

Tasavvuf yolcuları, Allah yolcuları evlerinde ölmezler, evlerinde yatmazlar, evlerinde ihtiyarlamazlar. Bu yolda yürüyecek olanlar son nefeslerine kadar zikrullah halkasından zikrullah halkasına, son nefeslerine kadar şehirden şehire, köyden köye, mahalleden mahalleye, beldeden beldeye koşmakla mükelleftir.

Evde oturmuş tespih çekmiş, televizyonun karşısında, bir elinde kumanda bir elinde tespih — böyle bir tasavvuf anlayışı yoktur. Sakın! Unutun! Yolumuzda seyâhat şarttır, hicret şarttır, mücâdele şarttır.

Evinde oturacak olanlar: ihtiyarlar, ayağı aksak olanlar, gözü görmeyenler, hastalıklı olanlar, bakıma muhtaç yaşlı anne babası olanlar — onlar evlerinde oturabilir, şerîat câiz kılmıştır. Ama tasavvuf evde oturmak değildir.

Eyüb el-Ensârî Hazretleri Örneği

Eyüb el-Ensârî hazretlerini hiç unutmayın. 83 yaşında İstanbul surlarının önünde! Asıl râbıta kurulması gereken yer orasıdır. 83 yaşında kılıcını beline bağlamış bir sahâbe ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ‘Orayı fetheden komutan ne güzel komutan, orayı fetheden asker ne güzel asker’ lâfsına mazhar olmak için yürüyebilen Eyüb el-Ensârî. Hicretsiz bir velî olmaz, seyâhatsiz bir velî olmaz!


Kaynakça

  • Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Musâkât, 107 — ‘Vücutta öyle bir uzuv vardır ki o düzelirse bütün vücut düzelir; o da kalptir’ hadîs-i şerîfi
  • Bakara Sûresi, 2/152 — ‘Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim’ âyet-i kerîmesi
  • Buhârî, Cenâiz, 50; Müslim, Cenâiz, 81 — Hz. Peygamber’in gayr-i müslim cenâzesine ayağa kalkması
  • Buhârî, Cihâd, 93 — İstanbul’un fethi hakkında hadîs: ‘O şehri fetheden komutan ne güzel komutan, o orduyu fetheden asker ne güzel asker’
  • Tevbe Sûresi, 9/40 — Hicret ve Allah yolunda çıkma emri
  • Münâfıkûn Sûresi, 63/9 — ‘Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ın zikrinden alıkoymasın’ âyet-i kerîmesi
  • Kuşeyrî, er-Risâle, Müridlik Bâbı — Müridlerin üç tabakası: nefsi için isteyen, Allah için isteyen, teslîmiyet ehli
  • Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb — Müridlik mertebeleri ve makam-hâl ayrımı
  • İmâm Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbu’l-Muhabbe — Allah sevgisinin hakîkati ve dereceleri
  • Abdülkâdir Geylânî, Fütûhu’l-Gayb — Nefsin aldatmaları ve teslîmiyet makamı

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-i Kerim: Bakara 2/165; Maide 5/54; Al-i Imran 3/31: Allah sevgisi, itaat ve muhabbet ölçüsü.
  • Kur’an-i Kerim: Ra’d 13/28; Ahzab 33/41-42: zikrullah, kalp huzuru ve zikir emri.
  • Buhari, Iman; Muslim, Iman: Allah ve Resulü’nü her şeyden çok sevme, imanın tadı rivayetleri.
  • Muslim, Zikir; Tirmizi, Daavat: zikir meclisi, tevhid zikri ve Allah’ı çok anma rivayetleri.
  • Kuseyri, er-Risale, muhabbet, zikr, havf, reca ve müridlik bahisleri.
  • Hucviri, Kesfu’l-Mahcub, müridliğin dereceleri, muhabbet ve zikir anlayışı bölümleri.
  • Gazzali, Ihyau Ulumi’d-Din, Muhabbet, Şevk, Üns ve Rıza; Zikir ve Dua kitapları.
  • Ibn Ataullah el-Iskenderi, el-Hikemu’l-Ataiyye, hakiki sevgi, zikir ve nefsin taleplerinden arınma hikmetleri.
  • Abdulkadir Geylani, Gunyetu’t-Talibin, zikir, muhabbet, tevbe ve müridlik adabı bölümleri.
  • Serrac et-Tusi, el-Luma, sufi makamlarında muhabbet, zikir ve irade bahisleri.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Hakîkat, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Râbıta. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı