Dergah Sohbetleri Serisi

235. Dergah Sohbeti — Orta Doğu Analizi, İman ve Özgürlük, Nefisle Cihat

Cihat: Orta Doğu Olayları ve Hadîs-i Şerîflerle Analiz

Mekânların uğursuzluğuna inanılmaz; ancak bazı yerler diğerlerinden faziletlidir. Mekânların en faziletlisi Mescid-i Harâm, sonra Medîne-i Münevvere, sonra Kudüs’tür. Peygamber (s.a.v.) Şam bölgesini fitnelerin ve kargaşaların çıkacağı bölge olarak haber vermiştir. Mısır ile ilgili de hadîs-i şerîfler mevcuttur: ‘Orada Kureyş’ten bir emir olur, basık burunlu birisi çıkar, Rum’a karşı yenilir, Rum’a kaçar. Rumları yanına alarak İskenderiye’de savaş çıkar, çok kan dökülür. İlk melhame (kanlı savaş) budur’ (Nuaym b. Hammâd, Kitâbü’l-Fiten, nr. 874; Ebû Dâvûd, Melâhim, 5).

Eğer Mısır’daki olaylar bu hadîs-i şerîfin tecellî edeceği hadise ise, bilhassa İskenderiye şehrinde kan dökülürse bu Mehdî’den önceki savaşın başlangıcıdır. Birinci melhame Mısır’da, ikinci büyük savaş Fırat’ta, Amik Ovası’ndadır. Bu hadîs-i şerîfleri daha önce bazıları Enver Sedat’ın öldürülmesine bağlamışlardı; ancak bu doğru bir yorum değildir.

Hadîsleri Yorumlama Sorunu

Bu hadîslerin yorumlanmasındaki değişik yaklaşımların sebebi şudur: Türkiye’de kendisini veya üstadını Mehdî ilân edenler, bu hadîslerin kendi dönemlerinde tecellî ettiğini iddia ederler. Birinci melhameyi şu olay, ikinci melhameyi bu olay diye gösterip ‘Ben Mehdî’yim’ derler. Allah muhafaza eylesin. Bizim böyle bir derdimiz olmadığından rahat analiz etme noktasındayız.

Hadîs-i şerîfte İskenderiye’nin ismi açıkça geçmektedir. Senaryoya göre oradaki kişi yenilecek, Batılılara sığınacak, onlarla birlikte geri gelip kanlı bir şekilde bastıracaktır. Burada Batılıları sadece Avrupa ve Amerika olarak görmemek gerekir; Batılıların Orta Doğu’daki hançeri İsrail’dir.


Türkiye’deki Dindarlaşma ve Siyasi Analiz

Bugün Türkiye’nin başında hangi parti olursa olsun muhafazakâr, dindar, memleketini seven ve memleketine sahip çıkacak bir kimse olması gerekir. Erbakan Hoca’nın meşhur sözü vardı: ‘Kanlı mı olacak, kansız mı olacak?’ Bu sözle Mısır, Tunus ve Cezayir’deki olaylara atıfta bulunuyordu.

Erbakan Hoca diyordu ki: Eğer siz Türkiye’deki dindarlaşmanın önünde durursanız, özgürlüklere kapı açmanın önünde durursanız, insanları gece toplayıp minibüslere doldurup bilinmeyen yerlere götürmeye devam ederseniz, insanların iş yerlerini basıp mallarına el koyarsanız, uydurma suçlarla mahkemelerde süründürürseniz, ‘irtica’ ve ‘yeşil sermaye’ pankartlarıyla insanları incitirseniz — bu sistem bunu daha fazla kaldırmaz, insanlar bir gün sokağa dökülür. O zaman ne sistem kalır ne devlet kalır; bu kanlı bir dönüşüm olur.

Ve evet, bu sözün geçerliliği görüldü. Devletin içindeki siyasî, bürokratik ve askerî dikta bunu gördü, akıllılık yaptılar. Dediler ki insanlar hangi tarafı istiyorlarsa o tarafa yürüsünler. Bir yerde İslam varsa ve oraya demokrasi gelecekse, demokrasinin çarkları İslam’ın lehine çalışır. İslam topraklarında seçimle iş başına gelme sistemi olursa, hep dindarlar iş başına gelir.


Kadîm Uygarlıklar ve İlim Gerçeği

Mısır denince akla Firavunlar ve Hz. Mûsâ gelir; ancak onlardan önce de Mısır’da hayat vardır. Mısır’daki o uygarlığın kalıntısı olarak duran ilme insanlık şu anda ulaşabilmiş değildir. Bilim ve teknoloji olarak, anlayış ve fikir olarak çok gerideyiz. Kur’ân-ı Kerîm’i anlayabilmiş, hadîs-i şerîfleri çözebilmiş değiliz.

Piramitler millattan önce üç bin ile yedi bin yıl arasına tarihlendirilmektedir. Beş bin yıldır hâlâ piramitlerin sırrı çözülebilmiş değildir. İki yüz tonluk taşların nasıl kesilip taşındığı, çölün ortasında nereden bulunduğu hesaplanabilir bir iş değildir. Bu da göstermektedir ki insanlık ilim noktasında sandığından çok daha geridedir.


Dinî Özgürlük Meselesi

Hiçbir kimse dinini tam olarak yaşama noktasında özgür değildir. Aile baskısı, sokak baskısı, sülale baskısı, aşiret baskısı, devlet baskısı, sosyal çevre baskısı… Hem dini bilmeyen dindarlar tarafından, hem dini bilmeyen şeyhler tarafından, hem siyasetçilerin, bürokratların, askerî bürokratların baskısı altındayız. Kendi kendini ‘toplum mühendisi’ ilân edenlerin baskısı altındayız.

Hiç kimse Kur’ân-ı Kerîm’i yaşama, anlatma, anlama ve yaşama noktasında özgür değil. Bu özgürsüzlüğe ne yazık ki alışmışız. Kendimizi oyalıyor, aldatıyoruz. Çok yüzlüyüz. Dinin özgürce yaşandığı, özgürce anlaşıldığı, hatta tartışıldığı bir dünya özlüyorum. Bunu sarınıp sarmalanıp sokakta dolaşmak olarak algılamayın; gerçek özgürlük bunların ötesindedir.

Din Eğitiminin Eksikliği

Bize din olarak sadece namazı, orucu, haccı söylediler; ‘tamam din bu, bitti’ dediler. Cihadı söylediler mi? Hayır. İyilik yapmayı söylediler mi? Hayır. Zikretmeyi söylediler mi? Hayır. ‘Evladım ziraatle uğraşma, git ticaretle uğraş; tüccar ol, ihracat yap, ithalat yap’ diyen oldu mu? Kimse demedi.

Bir sohbete gittik, ağlattılar, güldürdüler, uçurdular; ‘büyük hocaefendi’ dedik. Dışarı çıkarken para istediler. Zeytin topladılar, salça topladılar, buğday topladılar. Bize hiç kimse demedi ki ‘Cihat et, nefsinle cihat et, tüccar ol, mücadeleci ol, kuvvetli ol, bir adım at.’


İman ve Özgürlük İlişkisi

İman özgürlük demektir. İnsan yaşadığı hayatı inkâr edemedikten sonra iman yoktur. Durduğun noktayı inkâr et; de ki ‘Ben imanımı yaşayamıyorum.’ Ettiğin imanı inkâr et, sonra kitabı aç, hep beraber elini gönlünü koy, yürü. O zaman iman olacak, insan özgür olacak.

Hz. Ebû Bekir Efendimiz, oğlu Abdullah yeni evlendiğince cemaatle namaza geç gelmeye başlayınca oğlunun hanımını boşattı (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, III/51). Hz. Ömer Efendimiz de aynı şekilde davranmıştır. Şâfiîlerin bu konudaki hükmü buradan çıkar. Namazını, ibadetini engelleyen her şeyi üzerinden at, özgür ol.

İnfak ve Nefisle Cihat

‘Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın ve infak edin. Allah infak edenleri sever’ (Bakara, 2/195). İnfak sadece para vermek değildir; bilgisini, azmini, gayretini, kuvvetini, aklını ve fikrini Allah yolunda harcamaktır. Allah tembelleri sevmez, cihat etmeyenleri sevmez, iyilik yapmayanları sevmez, ihsanda bulunmayanları sevmez, zikretmeyenleri sevmez.

Kendi ellerinizle kendinizi ateşe atmayın: tembelleşmeyin, rehavete düşmeyin, nefsinize ve şeytana uymayın. Zikirsiz kalmayın, cemaatsiz kalmayın. Günaha, harama, yanlışa gitmeyin. Sizi durduran ne varsa — baba, mülk, makam, eş, çocuk — Allah yolunda devam edin. Birinci derecede cihat nefiste olan cihattır; bu cihatta insanlar yıkılmaz kale gibi olacaklardır.


Mümin ve Ticaret: İslam’ın Bakış Açısı

Mümin ya cihat eder ya ticaret eder. İslam ziraatı ve hayvancılığı değil, cihadı ve ticareti önde tutmuştur. Cihadı önde tutacaksan şehirde yaşamak zorundasın; ticareti önde tutmak istiyorsan şehirde yaşamak zorundasın. İslam şehir dinidir; köyde cuma namazı kılınmasına müsaade edilmemiş, merkeze geleceksin denmiştir.

Müslümanlar ne zaman cihadı ve ticareti bıraktılar, toprağa daldılar, geri düştüler. Ümmet batmış vaziyettedir; çünkü biri toprağın ucundan tutmuş, diğeri hayvanın kuyruğundan. İnsan bunlar için yaratılmamıştır. Ya cihat edeceksin ya tüccar olacaksın; ikisinden biri.


Dini Bütüncül Yaşamak

Dinimizi bütün olarak algılayalım. Ahlâkımıza da koyalım, yolda yürüyüşümüze de koyalım, ticaretimize de koyalım, arkadaşlığımıza ve birbirimizle olan muamelelerimize de dini koyalım. O zaman kendinizi çok huzurlu, mutlu ve farklı hissedeceksiniz. Neden? Çünkü iman ettiniz, din bunu emretti, Allah bunu müsaade etti.

Sizden para isteyen yok, sizden pul isteyen yok. Allah yolunda çalışın, infak edin. Allah yolunda mücadele edin. Allah diyenleri çoğaltın. İnfaktan kastım: Allah yolunda koşuşturanlara yardım etmek, onlarla beraber olmak, onlarla duâlaşmak, onlarla omuz omuza olmaktır.


Kaynakça

  • Nuaym b. Hammâd, Kitâbü’l-Fiten, nr. 874 — Mısır/İskenderiye’deki ilk melhame hadîsi
  • Ebû Dâvûd, Melâhim, 5 — Âhir zaman savaşları ve büyük melhame
  • Bakara Sûresi, 2/195 — ‘Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın ve infak edin’
  • Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, III/51 — Hz. Ebû Bekir’in oğlu Abdullah’ın hanımını boşatması
  • Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 1; Müslim, Hac, 505 — Mescid-i Harâm, Medîne ve Kudüs’ün fazileti
  • Müslim, Fiten, 34-36 — Şam bölgesi ve fitneler hadîsleri
  • Tirmizî, Büyû’, 1; İbn Mâce, Ticârât, 1 — ‘Doğru ve güvenilir tüccar’ hadîsi
  • Fetih Sûresi, 48/10 — ‘Sen atmadın, Allah attı’ (İlâhî irade)
  • Enfâl Sûresi, 8/17 — Hz. Peygamber’in cüz’î iradesinin ilâhî iradeye tâbi oluşu
  • Nesâî, Cihâd, 17 — Büyük cihat: Nefisle mücadele
  • İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye — Medîne’ye hicret ve şehir hayatına geçiş

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi