Mesnevi Şerhi

23. Mesnevi Şerhi (136-140 Beyit)

Mesnevi Şerhi konusu hakkında Mustafa Özbağ Efendi’nin değerli açıklamalarını içeren bu sohbette, derin manevi bilgiler paylaşılmaktadır.

https://www.youtube.com/watch?v=zI1tsLsQj

Ben ona dedim ki sevgilin sırrının kapalı örtülü olması daha hoş. Sen hikaye kulaklar işi ondan anla sufiler. Ben bir şeyi apaçık anlatmazlar abone ol. Bu bir hikayeleştirerek ten anlatmayı tercih ederler abone ol bu su. Fidan su flikten uzak gönüllüler ben onu bir hikaye gibi görürler geçerler o. Çünkü su he mahremdir çok seven mahremdir en sevilen ve kendisini seveni hep mahrem noktada bu mahrem noktada tutar ki sevenin kıymetli birisin çok seven sevilen için çok kıymetlidir çok seven sevilen için o kadar kıymetlidir ki ama bazen sevilen ben onu muhafaza edip korumak için kendinden geçerdi seven kendinden geçsene ya o yüzden ehli sufi o kendi hakikatlerini çok değişik hikayelerle anlatırlar ve.

Mevlânâ da mesnevinin başında. o cariye padişah aşkını anlatırken bu işte de bu. O benim hikayem dir. Haşa özür dilerim. Hikayemiz birden. Hikayemiz derken hem kendinden önceki geçmiş ve lileri hem de kendisinden sonraki gelecek olan velileri de kendisinde cem edip bütün velilerin hikayesi olarak o hikayeyi. Anlatır bu ve cariye padişah hikayesi bu manada mesnevinin muhtasarı hükmündedir ya o yüzden hemşehrimiz olan burada. Meftun olan hemen o. Cumhuriyet.

Caddesi’nin altında. İşcan mi arasında kaldı veren. Hakkı bursevi. Hazretleri ve mesnevinin mm beytini şarj edip. Bundan sonrasına gerek yoktur deyip şerhi bitirmiştir o. Çünkü mesnevi’nin ilk bu padişah cariye hikayesi. Mevlânâ’nın deyimiyle bütün velilerin ortak hikâyesidir ya o yüzden. Mevlânâ Bizim. Hikayemiz demiş ve bu yolun. Veli’nin yolcuların ne olduğunu. Mevlânâ Bu ilk hikayede anlatım vermiş ve diyor ki ve. Hüsamettin. Çelebi ki sen diyor. Benden açık şeyler bekleme.

Bir sevgilinin. Sırrı gizli kapaklı anlatılması lazım sevgilinin sırlarını ortaya ve satarsan 10 Arif olan cevherini boş yere saçarmı bu mucibince boş yere saçılmış olur. Sen hikayeyi dinle de o sırr-ı oradan öğren ya hani. Hak kur’an-ı keriminde. Derya sen geçmiş peygamberlerin hikayelerine bak. Onları anlat. Allah bu ayeti kerimenin. Şahin gibidir. Hikaye dinle hikayeden hikmeti anlata anlayabilecek sen örtülü sözlerden. Örtüsüz lü gör. Ama sen gözündeki örtü kaldırırsan hikayedeki örtüyü de kaldırmış olursun ki hakikati görürsün gözünde ve gönlünde örtü varise.

Sen hikaye gibi dinler kör olduğundan hiçbir anlamazsın ve böylece de. sevgilinin. Sırrı boş ağızlarda dolaşmaz. O yüzden sufiler bir meseleyi anlatacakları zaman ya. Kur’an’dan bir hikâye anlatırlar bu. Kur’an’ın nistru dur ya. Mustafa dan sallallahü ve sellem. Hazretlerinin hadislerinden bir hikâye anlatırlar bu. Peygamber sallallahü ve sellem. Hazretlerinin düsturudur ikisinin this torunun arasında bir fark yoktur ister. Kur’an’dan bir hikaye anlat ister.

Muhammed mustafadan. Allah bu hazretlerinden. Hikaye anlat ister ashabından. Hikaye anlat ister bir. Veli’nin hikayesini anlat. Eğer o dinleyicinin o dinleyicinin kulağında perde yok isao hakikat-ı anlayacaktır çünkü hani. Allah dedi ya ha. Allah’a itaat edin. Resulüne itaat edin ve sizden olan. Emir sahiplerine itaat edin. Allah dedi ya. Allah size dost olarak yeter. O sizin dostunuzdur ve peygamber size dostunuzdur ve namaz. kılan oruç tutan zekat veren. Müminler var ya onlar da dostunuzdur ne demek ki hani.

Başka bir hadis-i. Allah’ın sözünü. Davut’un üzerinden. Peygamber nakleder ya. Allah’ım senin sevgini seni sevenlerin sevgisini seni sevdirecek olanın sevgisini çölde susuz kalanlara soğuk şerbet nasıl sevgili ise bana da bu üçünün sevgisini sevgili eyle diye dua vardır ya bu da onun gibidir sen hangisinden dinlersen dinle dinleyeceğiniz o hakikat tendir. Mevlânâ da diyor ki sen bana. Sırrı apaçık söylememi bekleme. Ama sen sevgilinin çıplaklığını sana anlatacağımı bekleme.

Sen gelip de üstadının önünde. Benim hatam nedir diye sorma. Sen gelip de üstadının önüne. Ben hangi makam dayım deyip de kendi kendini küçültme sen gelip de. üstadının önünde bu işin hakikat noktası nedir deftere sormaya sohbetleri dinle sen hikayeleri dinlesen tecrübeyi dinlesen bu. Sahir kulağını değil can kulağını aç da dinle. Aşk dinle bir hikayeden sana bir hikmet çıkar bir bakıştan sana bir hikmet çıka. Bir gözsüz içten sana. Hikmet çıkar bir. Davranıştan sana.

Hikmet çıkar sen alacaksan eğer güneşin doğmasından dünyanın dönmesinden ayın hilal inden ayın bu ne kadar dolunayın a kadar bir hikmet çıkarırsın. Sen de o bakış varsa o tohumun toprağa atılın atılıp meyve verişinden bir hikmet çıkarırsın sende kulak varsa rüzgarın esiş içinden o dalları vuruşundan çıkardığı sesten bir hakikat çıkarırsın sende kulak varsa gecenin yarısında. Bir deniz kenarına oturduğunda dalganın vuruş sesinden bir hakikat çıkarırsın.

Sen değer bir göz var ise. sen iyice bakarsan baktığın yerden bir hakikat çıkarırsın. Eğer sen de iyi bir kulak iyi bir gönül iyi bir el iyi bir ayak varsa sen kendine baksana azalarına baksan iç dünyana baksan bir hakikat çıkarırsın o. Kör değilsen sağır değil sen bir hakikat çıkarırsın. O zaman hikayeyi dinlen o zaman tecrübeyi dinle o zaman sana söyleneni dinle o zaman sohbetlerde konuşulanları dinle. Dinle de kendine bir hakikat çıkar. Eğer hakikat çıkarmak istiyorsan güzellere ait sözlerin başkalarının sözleri arasında söylenmesi daha hoştur ve sen o hakikat deryasından ince almak istiyorsan senin önüne.

İnci deryası gibi. Ama sen bekle bir sürü sözün arasından. Cümle sana aittir. Bir konuşuruz bütün konuşur o hakikat erleri konuşurlarken ver amlarını bir cümlede. anlatırlar geri kalan o cümleyi muhafaza eden. Korumalar gibidir sen cevizin içini yiyeceksen sabırlı ol üzerindeki o yeşil kabuğunun kurumasını bekleye sil kabuğu geç içindeki sert kabuğu kır. Ondan sonra cevizin içine ulaşsam içini korumak için. Onun dışında eki muhafaza koydu iki tane asker koydu iki tane kale yaptı.

Kale geçme dikten sonra sen hiç kaleye o meyve ulaşamazsın bak yediğin. Meyvenin üzerinde. Cena o zarla muhafaza edin vermiş onu korumuş işte sohbetlerin arasında kelimelerinin arasında cümlelerin arasında öyle bir cümle vardır ki orası meselenin özü hükmündedir vak bütün vücut kalbi korur bütün vücut ve bütün vücut. Kalbe bağlıdır orası damarlara düzgün kan pompalar sa vücut düzgün çalışır ve bütün vücut kal gözünün kalbin üzerine dikmiştir. bütün vücudun gözü kalbin üzerindedir ve bütün vücudun çalışma sistemi kalp içindir kalp düzgün çalışırsa bütün vücut düzgün çalışır kart düzgün çalışmazsa bütün vücut batarya ve bütün vücut mata.

Kalbime sen organlarda. Bir sıkıntı olursa bütün vücutta sıkıntı çıkar. Nasıl bütün vücudun. Merkezi kalp. İsa ve bütün vücut. Kalbe çalışıyorsa bütün sohbette sohbetinkalbi hükmünde bir konu veya cümle vardır. Bütün sohbet. O cümlenin üzerine kurulur bütün hakikat. O cümlenin üzerindedir geri kalan. Nedir o hakikatin askerleridir o hakikatın muhafaza cıları dhro hakikatin duvarları dhro hakikate ulaşmak için çalış çabala gayret sarf et. Dikkatini ver kendini odakla o cümleyi.

Bul o cümle sana söylendi ve o cümleyi bulursan hakikate vereceksin o cümleyi bulmazsan hakikaten vermeyeceksin. Kur’an ın özü nerede. Eda abone ol bu. Fatih ne anlatım bakar anlatıyor. Ondan sonraki ayetlerin özü hükmünde o öz içinde bu özü içinde desen. Şerife ulaşmaya çalışır çalış. Şerife’nin içerisinde elhamdülillahi rabbil alemin. Ama sen ona ulaşmaya çalış. Fatiha’nın özü elhamdülillahi rabbil alemin de bir sır orada da mânâ onda saklı mı elhamdülillahi rabbil alemin açılımı.

Fatiha’nın geri kalan sureleri. Fatiha’nın. Fatiha surelerinin açılımı mı o zaman bütün. Sen tek merkezde toplanacak. San elhamdülillahi rabbil alemin. Oy kurban bunun açılımı bu ve cana. Bak onu ortaya ara. Kuranın kalbi gibi kalbi gibi onu oraya ne yapmış oturtmuş elhamdülillahi rabbil bu elhamdülillahi rabbil alemin bir sohbetlerinde bu öyle hakikat noktası vardır. Mevlânâ diyor ki güzella güzellere. ait sözlerin başkalarının sözleri arasında söylenmesi daha koştur.

23. Mesnevi Şerhi 136-140 Beyit Hakkında

Kur’an’ın da peygamberleri konuşturur bir. Peygamberin ağzından konuşur bak ince kendisi söylemiyorsunuz da tüm söylüyor. Peygamber söylüyor. Peygamber’e. Diyor ki ey. Muhammed de ki. Bu enteresan bir eğer. Allah’ı seviyorsanız bana. Allah size merhamet etsin. Allah size mağfiret etsin. Allah size şefkatli davransın nasıl. Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Allah’ın böyle söylediğini söylüyor o kadar ince edebiyat var ki. Allah kendisine aşık olanların bir kapıya bağlıyor ve eğer bunu.

Peygamber kendi nefsinden söylese da ayrı bir iki birlik aynı bir nefes olacak. Hak öylesine hikmetli öylesine nokta saldırıyor ki. Tabiri caizse ne dostunu ki birliğe ne de kendini ki. birliğe gönderiyor. Muhammed de ki bu eğer. Allah’ı seviyorsanız bana uyun bu peygamberini konuşturuyor. Sen başına bakmaya içine bak. Allah’ını seviyorsan ona uy. Ben ona uyarsan merhamet şefkat af mağfiret gelecek sana kendiliğinden uyumazsan. Allah’ı sevmekte yalancısın aynı zamanda şefkat ve merhametten uzaksın bunu apaçıktır çıplak söyle dedi dini açık söylemek gizli söylemekten iyidir dedi.

Hüsamettin. Sufi hakikaten vermek isteyen mücadeleci noktasal vurmak isteyen kalpten çekmesi söküp almak isteyen aç bir çocuk gibi annesinin memesini tutar da çocuk bırakmaz ya da çok çok çok. Ömer süt bitter anneme daha ama o çocuk hırslıdır o daha emmek ister cok çok emcek. Sufi hırsız çocuk gibidir bir üstadın ne. Hikmet memesini tuttu mu bırakmaz bu bırakan çocuktan hayır. gelmez ne olur olmaz memeye sarılan dan hayır gelmez o çocuk. Anadan emmeli şu dövmeyi bırakmamalı.

Ya anne sütü ne kadar kıymetli ise makbul ise. Bu bir sufinin üstadının hikmetpınar lan içmesi de o kadar kıymetlidir mı başka pınarlardan da içilir deriz biz. Sen neden ahmak süresi çeksin gitsin diye ve o gider başka pınarlardan. İskender mı başka sürülerek atılır. Çoban ona der ki bu koyun. Mecnun olmuş deli ilk kesilecek olan koyunu dur şu an o ağzını sürüsünü karıştıran koyun delik oyundur bu daha doğrusu deli de değil aptaldır o. Bu çoban ilk kurbanlığa satacağını a**** koyunları seçerse satışa çıkaracağı aptallardır bu yağını bilmez o çobanını bilmez ve o sürün köpeğini bilmez o sürünün çobanı bilmez os ürünün.

ağırlığı bilmez aptaldır. O a**** olduğundan sürüden ayrılır. Ondan sonra da ki beni bıraktılar gittiler burada ahmak. Sen aptalsın sürü giderken sen de gitmedin çobanın ne dinlemedin demiş sana ne dönmedin bu taş atmış sana dön oradan diyene dönmedin intiharcı seni. Nankör seni. Hain seni kendi kafandan gittin sen. Sen kendi kafandan gitmeseydin. Bunlar başına gelmeyecekti. Bütün kabahat sürü de sende değil. Ama sen aptallık ettin gittin kendini attın aşağı.

O yardan aşağı aptallık ettim sürüden ayrıldın kurt yedi seni. Peygamber diyor ayrılmayın sonradan diyor bu ayrılanı kurt kapar atasözü değil ben onu bize atasözü diyorlar hadisi şerif bu. Sürüden ayrılanı yırtıcı hayvanlar kapağı ey ümmeti muhammed. Siz sakına cemaatten bir karış dahi ayrılmayın bu hadisi şerif bu. Hüsamettin. Çelebi hariç çocuk gibi sağ üst adını tutmuş istidadını yakalamış. Sen diyorum su he birer değil. Ama sen benim mürşidim değil misin sen demedin mi.

Sofi vaktin çocuğu. Dur ben geldim şimdi senin gönülder yana kulağımı dayadım senin gönülder yana kalbini dayadım bana sevgilinin sırlarını anlat bana sevgili tarif et ben sevgili tanımak istiyorum. Beni sevgiliye götür beni onunla tanıştır bana öylesine sevgili tanıt ki ben onun parmağının zerresini görsen. İşte bu sevgili değilim bana öyle sevgili. Anlat ki ben her gördüğümü sevgili zannetmiyorum ve her sevgili zannettim yüzüne baktığımda bu o değilmiş demeyi maldan mıyım bana öyle sevgili anlat ki onu rüzgarından tanıyım bana sevgili anlat ki.

Onun sesinden tanıyım. Sevgili öyle anlat. Ki bu kokusundan. anlayayım ve ben onun kokusunu. Yemen ellerinden alayım ben 10’un kökü kokusunu. Ben onun kokusunu. Medine’den. Mekke’den alayım ben onun kokusunu dağın çiçeklerinden alayım ben onun kokusunu. Uludağ’ın karlarından alayım ben onun kokusunu gecenin yarısında dağın başında geçen böceklerinden alayım. Bana öyle bir sevgili anlat ki onun sesini. İstanbul’dan duyayım bana öyle bir sevgili anlat. Ki güneşte onu seyredeyim bana o sevgili anlat hera’ya.

Onun yüzünü göreyim bana o sevgili anlat ben yıldızlara bakarken onun zerrelerini görüyormuşçasına alayım bana o sevgiliyi anlat gönlüme gelen hitabın ondan olduğunu anlayayım bana o sevgili anlat ki onun dışında gönlüme bir gelirse ben diyorum ki la sen değilsin yürü git hiç o da bana o köpek diyeyim bana öyle. bir sevgili. Anlat ki ben nerede ne zaman olursa ben hep. O’nu anayım ve her baktığımda onun mührünü göreyim. Her gördüğüm yerde onun sesini isteyim.

Nereden sevdim o zalim kadını diyen de dahi onun nefesini göreyim bana öyle bir sevgili. Anlat ki ben onun. Hasretinle yanayım bana öyle bir sevgili anlat ki onun ihtiyacıyla kendimden geçeyim bana öyle sevgili tanıt ki bana sevgili öyle anlat ki bütün zerrem sevgili olsun. Zehra da sevgilinin. Ben tecelli. Atılım yüzünü göreyim. Hüsamettin. Çelebi yakalamış diyor ki bana o sevgilinin sırrını anlat bana çırılçıplak söyle bana örtülü söyleme. Ben açım benim ne zaman öleceğim belli değil benim ne zaman geçeceğim belli değil bir kaç nefesim olduğu belli değil.

Ben açım ben hırslıyım. bana şimdi anlatamam bu andır. Zaman bu zamandır şimdi tecelli etti. Ben o anı yaşamak istiyorum. Hüsamettin. Mevlânâ Celaleddin. Rumi’nin önünde oturmuş ve kendinden geçmiş ondan sevgiliyi dinlemek istiyorum bu perdeyi kaldır bu çırılçıplak söyle o. Çünkü ben güzelle gömlekli olalım. Yatıp uyumak istemem. Sen kaçta tutulmuş gönlünü kalbin içine atmış yok ki perdeyi kaldır bana çırılçıplak sevgiliyi göster biliyorum ki o sevgili senin gönlünde tecelli etmiş biliyorum ki o sevgili senin gönlüne taht kurmuş biliyorum ki o sevgili senin gönlünde kendisinden.

Başka ne varsa sürmüş çıkarmış ve adını gönlünün her tarafına yazmış perdeyi kaldır ne olursun beni gönlünden içeri al perdeyi kaldır. Ne olursun o sevgili. Çırılçıplak bana göster çırılçıplak göster ki bir daha ben gözümü. ondan almayayım bir gözüm başka şeylere kaymasın gözün başka la. Lara takılmasın gözüm başka putlara gitmesin kulağım başka putları dinlemesin. Benim elim başka putlara dokunmasın bana sevgili çırılçıplak göster o sevgili senin gönlünde of uzun yatıyor o sevgili.

Sen de biliyorum ki senin gönlüne girdiğimde ben o sevgiliyle tanışacağım biliyorum ki ben senin. Gönül kapından içeri girdim de o perdeni. Sen kaldırdığında ben onunla yüz yüze geleceğim ne olursun perdeli kaldır çırılçıplak söyle çünkü ben güzelde gömlekli olarak yatıp uyumam ama ben gömlekli yatıp uyuma. Ben güzelin her şeyini görmek isterim ben her şeyimi bu gömlekli yatanlar aptallardır. Körler dir zahiri bâtını önüne perde koyanlar ve o hakikat.

Eğer bilenlerdir zahiri manada. Ayşe annemiz ne dedi. Biz her gün. ölür yan soyunur. Muhammed’in yatağını öyle yatardık dedi. Üryan soyunur yatardı. Gönül sevgili çırılçıplak görmek ister. Mevlânâ’ya. Hüsamettin. Diyor ki ey. Mevlânâ ey gönül dostu. Peri gönlünde sevgili misafir eden gönlünü misafire adamış satmış oy. Bana perdeyi kaldır bana diyor o. Kapını aç bak. Ben kapının önündeyim. Her şeyimi bıraktım. Dünden kalma neyin varsa attım ben hiçliği yakalamak istiyorum ve biliyorum ki bu gönül.

Dünyanın içinde olacak nasıl. Resûlullah sallallahü ve sellem. Hazretlerinin gönlünde gördüyse onu. Ömer nasıl. Osman onun gönlünde gördüyse nasıl. Ebubekir efendimiz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Hazretlerinin. Gönlünden geçeni oradaki sahabelere söyleyin verdiyse. Penceresi ne. Vakıf olup ayeti kerime daha henüz inmeden ayeti kerime. Peygamber’e söylediyse. O benim sen de diyor gönlünü aç da senin gönlünden o ilahi sırları alayım dedim ve. Mevlânâ cevap veriyor dedim ki o apaçık meydana çıkarsa ve sen kalırsın ne.

23. Mesnevi Şerhi 136-140 Beyit ve Önemi

Uçağın ne de yanan ne de beni bu eğer. Allah o sevgili o. Maşuk kendisine apaçık gönderirse. Sen ortalıkta kalamazsın sen diye birşey kalmasın. Yanar yıkılırsın. Aynı zamanda da. Aleyhisselam’ın kıssası na bize götürüyor bakın sufiler hikaye ile anlatırlar bir şeyi diyor ki eğer o apaçık meydana çıkarırsa senin ne. Belin kalır ne kucağın kalır ne anın kalır. Musa yalvarıp yakarmıştım sen demiştin ki. Rabbi bu tuşu fakir. Seni görmek ister. O hep peygamberler onu görmek istediler hep peygamberler onu atacık görmek istediler.

Allah’ın veliler onu apaçık görmek istediler bütün. Alem bütün insanlar onlar apaçık görmek için koştular. İnsan var olduğundan beri ilk varlık var olduğundan ben onu af açık görmek istedi. Hep çırılçıplak ama heyhat ben onu ancak. Mustafa aşina oldu bu ve onu apaçık görmek ve yine. Mustafa’nın gözünden mümkün ya. Hani az önce demiştim ki bana uyun. UV Vay ayeti kerime bu eğer uyumazsam muhammediler ona. Ya oğlum gözünden göremezler onu apaçık ben onu apaçık görebilmenin yolu bu.

Mustafa’nın gözünden kalbinden geçmektir bu eğer o. Şefkat peygamberi ben seni kalbini alırsa. Ama sen onun kalbine gidersen. Ama sen onun manal. Emine girerse. O Allah ki ona apaçık görebilirsin ve her an onun mânâ mana aleminde uyanık kalmak gerek. Onun mânâ âleminde gaflete yer yoktur onun mânâ âleminde göz açıp kapayıncaya kadar nefse fırsat vermek yoktur onun manal evinde her istiyor. Kalbimde hep sev halinde durmak vardır brayer onu mana aleminde ayak.

Bas ama duysan. Sen hala da. Körler densin işte onun manal. Emin ayak basman lazım. Bu da neyle mümkün bunun mümkünatı ona uymakla o. Musa ve ona ulaşmak istedi çırılçıplak dedi ki. Rabb’im o dedi ki bana yüzünün lütfeder misin bana zaten onu heyetinin lütfeder misin bir kez olsun perdeli kaldırır mısın benimle ağacın arkasından konuşmasan benimle ateşin arkasından konuşmasam benimle bir şeyin arkasından konuşmasam kanadı ve hitabet. Yüzüne gözüne elinle ayağına o zatullah ınnate geceler sen bu hitap geldi yağmursa dayanamazsın sen dayanamazsın.

AK Parti’nin sudağ şu da dedim bir an pencerelerini. Veresim geldi. Hadi dedim. Benim bir anlık bezelye timiz her adı var. Şimşek’ten hızlı. Şimşek’ten hızlı. Şimşek’ten hızlı tecelli verdi. Musa diye bir kaldı vermedik aldı vermedi. Musa küt tek bayıldı. Türk’üm baygın yattı. Bu turisina da ekmeksiz yemeksiz susuz hiçbirşeysiz. Kırkgül gün kırk gün değil mi hayrete düşer. Sen kırk gün yatar kalırsın yaşamıyormuş gibi yaşarsın. Azam dedi ya kırk gün sonra geldik çocuğunu getir bana geldi çocuğa dedi ki balya evladım bal şifadır yağ.

İmam kırk gün bunun içinde beklettiğimiz dedi yememiştim dedi yedim. Ondan sonra söyledim kırk. Hayret kırk gün devam eder ana. Mustafa dedi ya ha kırk gün dedi. Sabah namazına kalkıp da bu sabah namazına kalkıp da günahkarlardan uzak olursanız dedi. Allah sizin gönüllerinize. Pınarları çıkarır dedi kırk gün işte tur-i sina’da kırk gün baygın yaptı. Mevlânâ hikaye bize kulak verdiriyor. Kur’an’ı tefsir ediyor. Biz ha ayeti kerimeyi tefsir ediyor bize. Musa ile selamın kısasını tefsir ediyor yok ki eğer o.

Çırılçıplak sen onu görürsen. Sen de birşey kalmasın ortada ya. Mustafa’nın yolunu tut sen o velilerin yolunu tut sen o aşıkların yolunu tut. Sen bir gönüle gir o da bir gönüle girerek ten onu görmüştü ya. Hangi gömüldü o. Mustafa’nın gömüldü şemseddin-i tebrizî Muhammed. Mustafa’nın. gönlünden sevgili seyretmiştir. Şems bulamazsan s. Evet sevgili. Seyr edemeyeceksin kör olarak. Göçüp gideceksin ya sen. Mevlânâ’nın yolunu tut da kendine bir. Şems bul kendine bir şans bol.

Hüsamettin. Çelebi gibi o sensin önünde otur. De ki ben açım beni doyur de ki bana o sevgilinin sırlarını. Şems gibi sensin yanına. Mevlânâ nasıl otur duysa. Save 99 gün nasıl. Halvet çıkardıysa ve 99 gün halvet çıkarırken ahmak insanlar onların namuslarını. A şereflerini haysiyetlerini ne laf söylediyse. Sen de öylesine bir. Halvet çıkaracaksın o sevgililerin dostunun önünde oturacaksın seninle namusuna laf söyleyecekler seninle haysiyetine laf söyleyecekler seninle şerefine laf söyleyecekler seni de pençe lecekler seni de tırmanacak lar.

Senin de ayağını bir. Çiçekler senin de taşını. gözünü biz. O da sana da olmaz lafları söyleyecekler. Seninle her şeyi ne lafları söyleyecekler. Ama sen sevgili seyret 80 o gönlünde oturacaksın ve. Hüsamettin de o gönlün otun önüne oturmuş diyor ki bana sevgili çırılçıplak göster. Çünkü o duydu aşin aydı nereden duydu hikâyelerden duydu ki. Mevlânâ Şems’in gönlünden. Mustafa’nın gönlüne onun gönlünde de. Allah’ın apaçık görmüştü bu hitaba yetişmişti io hitabı tanımıştı demişti ki gerçek hitap buymuş demişti ki gerçek sevilecek olan buymuş.

Ne zaman o hitaba eriştiği zaman o hitaba erişmenin yolu neydi. Şems’in gönlüne girmektir. Hüsamettin dedi ki ey. Mevlânâ Sen bana. Kapını aç sevgilinin sırlarına çırılçıplak söyle ve. Mevlânâ da dedi ki bu yolun this. True edebi adabı yolun hakikatı öyle. değil ya sen hırsıyla aşkınla sevgiliye apaçık görmek istiyorsun ama bu yol öyle değil bak peygamberler dahi öyle göremediler. Mustafa müstesna ha var ya. Ya şimdi sen o bekle onu apaçık gördüğün an zaten.

Senden başka hiçbir kalmayacak. O yüzden yolun adamına. Berk anını bu izle devam ediyor 140’ı. Bate dile iste dua et o özle dile. Özlem bir şeyi iste. Bir şeyi dile birşeye dua bir çaba göster bu fakat ölçülü. Diler o o ölçülü değil o ölçülü bir. Sen niye ağzı mısırının beytinde dediği gibi karınca gibi ufak yürür. Seyran etmek istersin. Bir karınca gibi ufak yürüyüp. Sevdam etmek istemem edile. Ama ölçülü iste namazsız mı yağsız. Vuslat olmak istersin oruçsuz.

Allah’a yaklaşmak istersin. kötü mü ahlakında. Allah’a dost olmak istersin dile. Ama ölçülü ister ölçülü bil kendini bil ya haddini bil ve dilediğin istediğin şeyin adamın erkân-ı bil bak bak hikaye dinledin kimden. Musa ölçüsüz istemiş o ölçüsüz isteyince onu ölçüye koymuş demiş ki ya. Musa onun adı böyle değil geçmiş peygamberlerden edep öğren. O geçmiş peygamberlerden adap öğren bu. Mustafa’dan edep öğren geçmiş üstadlardan yolu öğrene de. BİM’in ölçümün ölçüsüz olma.

Her şeyin bir hesabı kitabı ölçüsü var deliliğe vurma biz deli biliriz ve akılsızlık vurma. Biz akılsızlık biliriz seviyorum deyip de kandırmaya çalışma seveni sevmeyeni bilmeyecek kadar ahmak değiliz iki günlüğüne bildiğiniz beş günlüğüne biliriz iki. Yüzyıllık atabiliriz bakma tevazu gösterdiğimiz e. Mevlânâ’nın dilinden söylüyorum bu ahmak. Mevlânâ diyor ki biz senin bildiklerini unuttuk ben seni adaba. Erkan’a davet ediyorum. Seni ölçüye davet ediyorum seni sünnetullaha davet ediyorum seni sünnetullaha davet ediyorum.

Zannetme ki hiçbir şeyin ölçüsü yok var. Bu bir saman çöpü bir. Dağı kaldıramaz o ölçülü ister saman çöpü olduğunu gör saman çöpü. Kaldırabilir mi kaldıramaz. Sen saman çöpü saman çöplüğü besin sen dilerken o yüzden hadsiz hudutsuz dileme. Ne diyelim 140 Tan devam edelim el-fatiha ama salavat.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf hakkında kaynaklara göz atabilirsiniz.