Dergah Sohbetleri Serisi

184. Dergah Sohbeti – Dervişlik, İslam Sevgi Felsefesi ve Nübüvvet Yolu

Nübüvvet: Ruh ve Can Ayrımı

Ruh ile can aynı şey değildir. Eğer ruh ile can aynı olsaydı Cenab-ı Hak ana rahmine ruh yüklediğini ayrıca beyan etmezdi. Ana rahmindeki çocuğa 120 günlük olunca ruh yüklendiğini bildiren hadis-i şerif mevcuttur. Bu sebeple ruhla canı aynı noktada değerlendirmemiz doğru olmaz, ayırmakta fayda vardır. Bazı ulema ayırmamış olsa da ehl-i tasavvufun hemen hemen hepsi bu ayrımı yapmıştır. İşlev açısından hepsi ruh olarak değerlendirilebilir, ancak velayet tecelliyatı açısından farklılık gösterirler.


Dervişliğin Tanımı ve Adabı

Dervişlik nedir diye sorulduğunda üç temel esası ortaya koymak gerekir: Birincisi Allah ve Resulüne itaat etmek, ikincisi Allah ve Resulünü sevmek, üçüncüsü Kur’an ve Sünnet ahlakıyla ahlaklanmaktır. Yolun başı da sonu da ortası da menzili de budur.

Bazıları sevdiğini söyler ama itaat etmezler. Halbuki bir kimse birinci derecede itaatten sorumludur. İtaat ederse bir de üstüne severse nura la nur olur. Ayet-i kerimede ‘Ey Habibim de ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun’ buyrulmuştur. O halde dervişliği bir yere oturtacaksak: Allah ve Resulüne itaat, Allah ve Resulünü sevmek, Kur’an ve Sünnet ahlakıyla ahlaklanmaktır.

Bu üç esası genişletmek ve tafsilatına inmek mümkündür. Ulema ve ehl-i tasavvuf bunu çoğaltmışlar, detaylandırmışlardır. Ancak aklımıza koyacağımız birinci düstur şudur: İtaat, sevmek ve ahlaklanmak.


Sabır, Şükür ve Hamd Karşılaştırması

Sabır mı daha faziletlidir, şükür mü? Normalde bazı yerlerde insanın sabrı gerektiren bir durum vardır, orada sabrı faziletlidir. Başka bir yerde şükür gerektirir, orada da şükür faziletlidir. Dolayısıyla ikisinin arasında mutlak bir tercih yapmak zor olabilir.

Ancak muhakkak ki insan her şeyde hamd etmelidir. Bana sabır mı, şükür mü, hamd mı deselerdi ben hamdi tercih ederdim. Çünkü hamd etmek hem sabrı hem de şükrü içine alır. Şükürle sabır birbirlerini içlerine almazlar, ama hamd her ikisini de kuşatır. ‘Elhamdülillahi Rabbil Alemin’ — alemlerin Rabbine hamd; hamd bütün hepsinin üstünde gelir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri darlıkta, zorlukta, sıkıntıda, bollukta, belaya kavuşmada hep Allah’a hamd etmiştir. Biz de Allah’a hamd edenlerden olmaya çalışmalıyız.


Zikir Namazdan Daha Faziletlidir

Zikir namazdan daha faziletlidir. İmam Gazali hazretleri ‘Allah’ı zikretmek en büyük iştir’ ayet-i kerimesini İhyau Ulumiddin’in zikir babında tefsir ederek, Allah’ı zikretmenin namazdan da faziletli olduğunu beyan etmiştir.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zikri cihattan dahi faziletli gördüğüne göre, zikrullah namazdan da faziletlidir. Hadis-i şerifte buyrulmuştur ki: ‘Kılıcı parçalanıp kana bulanıncaya kadar savaşta dahi Allah’ı zikredenin derecesi cihat edenin üstündedir.’ İçinde Allah’ın anıldığı ev ile zikredilmediği evin farkı, diri ile ölü arasındaki fark gibidir.


İmsak Vaktinde Sabah Namazı Kılınabilir mi?

İmsak vakti sabah namazının kılınabileceği ilk vakittir. Cebrail aleyhisselam namazların vakitlerini öğretmek için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir gün sabah namazının ilk vaktinde yani imsak girişinde, ertesi gün de sabah namazının son vaktinde yani güneş doğmaya yakın kıldırmıştır. O yüzden imsak vakti girdikten beş dakika sonra sabah namazı kılınabilir. Ezanı beklemeye gerek yoktur.


Diş Estetiği Meselesi

Eğer sağlık söz konusu değilse, sırf estetik kaygıyla sağlıklı dişleri kestirip kaplama yaptırmak uygun görülmez. Dişler doğuştan sarı renkli olsa bile sağlıklıysa, fırçalama ve tartarı temizletme gibi yollarla idare etmek tercih edilmelidir. Cenab-ı Hakk’ın verdiği fıtrat gibi olmaz yapay müdahale.

Ancak eğer dişlerde fıtrata uygun olmayan bir durum varsa — birisi fazla uzamış, birisi az uzamış, şekil bozukluğu mevcutsa — bunları fıtrata uygun hale getirmekte bir sakınca yoktur. Estetik müdahale ile fıtratı düzeltme arasındaki çizgiyi iyi ayırt etmek gerekir.


Sevgililer Günü ve İslam Sevgi Felsefesi

Sevgililer günü gibi günleri kutlamak, eğer bunlar dışarıdan alınmış bir gelenek ve görenekse uygun değildir. Hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur: ‘Sizler Yahudi ve Hristiyanlara adım adım uymadıkça, her hareketinizi onlara uydurmadıkça kıyamet kopmaz.’ İslam ümmeti ne yazık ki gayrimüslimlerin örf, adet ve ahlak anlayışlarına uyma eğilimindedir.

Batı Sevgi Anlayışı ve İslam Sevgi Felsefesi

Batı felsefesi gördüğünü sever, dokunduğunu sever, baktığını sever. Batının sevgisi materyalisttir; cebindeyse sever, sevginin boynuna kolye yapar, sevgiyi cebine koyar. Ancak İslam’ın sevgi felsefesi bundan tamamen farklıdır.

Biz görmediğimizi severiz, dokunmadığımızı severiz, cebimizde olmayanı severiz. Yüzlerce yıl Leyla’nın edebiyatı yapılmış, hiç kimse Leyla’ya dokunmamıştır, hiç kimse Leyla’nın eline değmemiştir. Ama nice mecnunlar çıkmıştır. Kerem’in resmedilmiş bir hali yoktur, Aslı’nın yoktur, Şirin’in resmi yoktur. Bu topraklarda, İran’da, Azerbaycan’da, Özbekistan’da, Afganistan’da — her tarafın Leyla’sı ve Mecnun’u vardır ama hiçbiri o Leyla’yı resmetmemiştir.

Batılılar bizim sevdamızı anlayamazlar. Boyları yetmez, yürekleri yetmez, kültürleri yetmez. Onlar sevdaları yüzünden aç kalmazlar, çöllere düşmezler. Bizde ise Kaf Dağı vardır; herkesin sevgilisi Kaf Dağının ardındadır.

Biz sevdiğimizle yeriz, sevdiğimizle içeriz, sevdiğimizle yürürüz. Kuyuya düşer Yusuf oluruz, ateşlerde yanar İbrahim kokarız, denizlere dalar Yunus oluruz. Ve bunları yaşarken yüzümüzü ekşitmeyiz, ondan lezzet alırız. Batılı felsefeciler buna bakar, anlayamazlar.

O yüzden onların sevgililer günü, anneler günü, babalar günü düzenlemeleri gayet normaldir; çünkü akıllarına gelmez, hatırlamak için buna ihtiyaç duyarlar. Ama bizim sevgilimiz hücrelerimizin dışında değildir. Bir kimse seviyorsa sevgilisi gönlünden çıkar mı? Seven sevgilisinden uzakta mı ki hatırlansın? Bu nasıl sevmektir ki yılda bir gün hatırlanacak?


İslam Garip Geldi, Garip Gidecek

Hadis-i şerifte ‘İslam garip geldi, garip gidecek’ buyrulmuştur. Evet, Müslümanlar gariptir. Dini hakiki manada yaşayan insanlar — Allah ve Resulüne itaat eden, Kur’an ve Sünnet ahlakıyla ahlaklanmaya çalışanlar — gerçekten gariptir.

Gece namazınız etrafınıza tuhaf geliyorsa, Pazartesi-Perşembe oruçlarınız yadırganıyorsa, haftada bir iki gün derse ve zikrullaha gelmeniz yadırganıyorsa, haram-helal çizgisine sıkı sıkıya bağlı olmanız etrafınız tarafından yadırganıyorsa — garipsiniz demektir.

Ehl-i zikir cemaatinin içerisinde durmak, orada devam etmek, o dersin gerektirdiğini yapmak her babayiğidinin harcı değildir. Yirmi yıllık tecrübeyle söylüyorum: İnsanlar patinaj eder, aileleri patinaj eder. İçeriden şeytan ve nefis uğraşır, dışarıda şeytanlaşmış insanlar uğraşır. Ehl-i zikirle her şey uğraşır.

Böyle bir zamanda 21. yüzyılda üç yüz kişi oturup 24 saat Allah’ı zikredecek — meleklerle beraber, manevi ruhaniyetlerle beraber, nebilerle, velilerle beraber. Böyle garipliğe can kurban olur. Elhamdülillah garibiz — hiç kimsenin yapmaya cesaret edemeyeceği kadar garip, hiç kimsenin başarmayı göze alamayacağı kadar garibiz.


Hidayet Meselesi ve Elest Meclisi

Allah dilediğine hidayet eder. Ehl-i tasavvuf bir müddet sonra şöyle düşünür: Sen hidayet etmeseydin biz hidayet olmazdık. Hidayet O’nundur. Ama bunu herkes için genel olarak söylerseniz cüzi iradeyi ortadan kaldırmış olursunuz. Kalbi hal olarak böyle inanırız: Hidayete erdiren sensin, hidayetimizi artıran da sensin.

Elest meclisinde Allah bütün ruhları yaratmış ve onlardan ahit almıştır: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ Bütün ruhlar ‘Evet, sen bizim Rabbimizsin’ demiştir. Biz o ahdi ruh olarak verdik, bu dünya o şahitliğimizi yerine getirme dünyasıdır. Ahde vefa da o elest halindeki ahdi yakalamak, o vefayı göstermektir.


Üstad-Derviş İlişkisinde Sevgi ve Mahviyet

Bir görüşe göre üstad derviş bir adım atacak, üstadını sevecektir. Ancak Hazreti Mevlana der ki: ‘Üstad seni sevmedikçe sen üstadını sevemezsin.’ Burada müridin iradesi ortadan kalkar gibi görünür, ama aslında bu hal, o kimsenin kendi sevgisini görmemesi ve nefsine uymaması açısından güzel bir haldir.

‘Sen beni sevmeseydin ben seni sevemezdim’ demek, kendi sevgini de Allah’a bağlamaktır. Tasavvuf açısından nefsi yere vurmak için çok hoş bir yaklaşımdır. Hazreti Ali efendimizin dediği gibi: ‘Sen beni zikretmeseydin ben seni zikredemezdim.’ Burada mahviyet vardır — o kimse kendini yok görür, o hali yapmamış gibi görür.

Gayret ve Mahviyet Dengesi

Cenab-ı Hak hadis-i kutside ‘Bana bir adım gelene ben on adım gelirim’ buyurmuştur. Bu bizi gayrete sürüklüyor. ‘Beni zikredin ki ben sizi zikredeyim’ — o zaman bir adım atacağız. Allah’ı da, Resulullah’ı da, üstadı da, müminleri de biz seveceğiz. Bir adım atacağız.

Dervişin durması gereken yer şudur: Bir veçhesiyle gayret tecelli eder, bir adım atmaya çalışır. Öbür tarafında mahviyet tecelli eder, der ki: ‘Benim adımım sendendir, yürüyüşüm sendendir, istikametim sendendir. Sen olmasaydın ne yolumu bulabilirdim ne gidebilirdim.’ Bu ince çizgiyi takip edenler yollarında selametle giderler.

Hazreti Mevlana ‘Benim dinim sensin, Allah’ım sensin, ayım Şems, gülüm Şems, hayatım Şems’ demiştir. Aslında bir veçhede yürüyen koşan kendisidir, ama mahviyet içerisinde bunu üstadına nisbet eder.


Üstadın Dervişlerin Haline Vakıf Olması

Üstadlar dervişlerin haline vakıf oldukları noktalar da vardır, vakıf olamadıkları noktalar da vardır. ‘Üstadlar bütün dervişlerin bütün hallerine vakıftır’ demek şatahat noktasındadır. Hiçbir üstad — kim olursa olsun — bütün dervişlerinin tam olarak bütün hallerine vakıf değildir. Kim böyle söylerse tecdit-i iman gerekir; çünkü bu söz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini aşmaktır.

Peygamber efendimize hanımlarından birisi güzel bir tatlı yapardı. Hazreti Aişe validemiz kıskanarak Hazreti Zeyneb ile birlikte plan kurdular: Yanlarına uğradığında ‘Ya Resulallah ağzınız kötü kokuyor’ dediler. Peygamberimiz misvak yapıp o tatlıyı bir daha yemeyeceğini söyledi. Sonra Cebrail aleyhisselam gelip durumu bildirdi. Bu hadise gösteriyor ki Peygamber dahi her şeyi bilmekle mükellef değildi.

Evet, üstadlara bazı haller gösterilebilir, bazı dervişlerin hallerine vakıf olabilirler. Ama bu Allah’ın göstermesiyledir; lazım olanı gösterir, lazım olanı bildirir. ‘Bütün dervişlerinin yüzde yüz haline vakıftır’ demek uygun değildir.


Tarikat Görevleri: Çavuş, Zakir, Nakip ve Halife

Tarikat görevlileri iki şekilde tayin edilir. Birincisi: Üstad o kimsenin haline, ahvaline, davranışlarına bakar ve tayin eder. İkincisi: Manevi bir işaretle — evliyadan, ruhaniyetten gelen bir işaretle — tayin gerçekleşir. Her iki durumda da o kimse görevinin altını üstünü doldurmak zorundadır.

Görev Sıralaması

  • Çavuşluk: Dergahın en temel hizmet görevi, üstad tarafından veya manevi işaretle tayin edilir
  • Zakirlik: Her namcı bir zakir değildir, her zakir de namcı değildir. Ayrı bir tayin ve liyakat gerektirir
  • Nakiplik: Seyr-i sülûkü başlamış kimseye verilmesi gerekir ama tarikatlarda bazen erken verilebilir
  • Halifelik: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine nisbet edilir, seyr-i sülûkü tamamlamış kimseye verilir

Nakiplik verilen kimse eğer altını üstünü dolduramaz, görevinin gereğini yerine getiremezse sonu iyi olmaz. ‘Nakipsin’ demekle nakip olunmaz, ‘halifeyim’ demekle halife olunmaz. Manevi tayin varsa o kimseyi top atsalar yıkılmaz; manevi değilse büyüklenmeyle gider.


Velayet ve Nübüvvet Yolu Farkı

Velayet yolunda giden üstad aşkı vurdurabilir, sevdayı öne çıkarabilir. Ancak nübüvvet yolunda giden üstad çok ince, çok sıkı dokumak zorundadır. Kur’an ve Sünnet ölçüsüne çok dikkat etmesi, imamların içtihatları dairesinde hareket etmesi gerekir.

Velayet dergahlarında birisi gider, başka bir dervişten şikayetini şeyhine anlatır; şeyh de o kimse yokken karar verir. Nübüvvet yolunda bu böyle olamaz. Üstad hükmedecekse herkesi çağırır, herkesi dinler, herkesin huzurunda hükmeder. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti budur.

Nübüvvet yolunda gidenler velayet yolunda gidenlerin üstündedir. Çünkü onlar Sünnet-i Resulullah’ın yaşanması, Kur’an ve Sünnet’in tam olarak anlaşılması için mücadele ederler. Bir tarafları ilme dayanır, bir tarafları aşka dayanır — çift kanatlıdırlar. Velayette ise tek kanat ağırlıklıdır.


Tarikatın Olması Gereken Hali

Tarikat babadan oğula geçmez. Yetişirse, büyürse, çıksın meydana, meydan er meydanıdır. Rüyasında görsünler, bağlansınlar. Hiç kimse ‘bu adamın oğlu var, ona bağlanırız’ diye düşünmesin. O da koştursun, o da çile çeksin, sıfırdan kursun.

Benim anladığım tarikat Kur’an’a, Sünnet-i Resulullah’a, imamların içtihatlarına uygun olan tarikattır. Dervişlerin arasında gıybetin olmadığı, dedikodunun olmadığı, birbirlerini sevdikleri, saflarını sıkıştırdıkları bir tasavvuf anlayışı. Kur’an’a bağlı, Sünnet’e bağlı, birbirinin koluna girmiş, omuz omuza vermiş bir topluluk.

İnsanların manevi kuvveti üç şeydir: Zikrullahı, ahlakı ve sevdası. Bu üçü bir insanda oldu mu hiç kimse onu durduramaz. O yüzden Allah’ı bol bol zikredin, tehvide devam edin. Dilinizde, kalbinizde, yüreğinizde daima Allah’ın zikri olsun.


Kaynakça

Ayet-i Kerimeler

  • Ankebut Suresi 29:45 — ‘Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir’ (zikrin fazileti)
  • Al-i İmran Suresi 3:31 — ‘De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin’ (itaat ve sevgi)
  • Fatiha Suresi 1:2 — ‘Elhamdülillahi Rabbil Alemin’ (hamdin kuşatıcılığı)
  • A’raf Suresi 7:172 — Elest meclisi ve ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ ahdi
  • Bakara Suresi 2:152 — ‘Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim’

Hadis-i Şerifler ve Kaynakları

  • İslam garip geldi, garip gidecek hadisi — Sahih-i Müslim, İman Kitabı, Hadis No: 145
  • Yahudi ve Hristiyanlara adım adım uyma hadisi — Sahih-i Buhari, İtisam Kitabı, Hadis No: 7320; Sahih-i Müslim, İlim Kitabı, Hadis No: 2669
  • Bana bir adım gelene on adım gelirim hadis-i kutsisi — Sahih-i Buhari, Tevhid Kitabı, Hadis No: 7405; Sahih-i Müslim, Zikir Kitabı, Hadis No: 2675
  • Ana rahminde 120 günde ruh üflenmesi hadisi — Sahih-i Buhari, Kader Kitabı, Hadis No: 6594; Sahih-i Müslim, Kader Kitabı, Hadis No: 2643
  • Zikir ehlinin cihat edenlerden üstünlüğü hadisi — Sünen-i Tirmizi, Deavat Kitabı, Hadis No: 3376; Müsned-i Ahmed
  • İçinde Allah’ın zikredildiği ev ile zikredilmediği evin farkı hadisi — Sahih-i Müslim, Müsafirun Kitabı, Hadis No: 779
  • Cebrail’in namaz vakitlerini öğretmesi hadisi — Sünen-i Ebu Davud, Salat Kitabı, Hadis No: 393; Sünen-i Tirmizi, Salat Kitabı, Hadis No: 149
  • Gıybet edenin kardeşinin etini yemesi hadisi — ilgili ayet: Hucurat Suresi 49:12; Sahih-i Müslim
  • 50 İhlas-ı Şerif okuyana cennette köşk hadisi — Müsned-i Ahmed; İmam Münziri, et-Tergib ve’t-Terhib
  • Selman-ı Farisi ve gıybet hadisesi — Müsned-i Ahmed; Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebir
  • Ölmeden önce ölünüz hadisi — tasavvuf literatüründe meşhur, İmam Gazali İhya’da nakletmiştir

Fıkıh ve Tasavvuf Kaynakları

  • İmam Gazali, İhyau Ulumiddin — Zikir babı (zikrin namazdan faziletli olması meselesi)
  • Hanefi fıkhına göre imsak vakti sabah namazının ilk vaktidir — İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar
  • Kadınların özel hallerinde zikir yapabilmesi — Hanefi fıkhı, İbn Abidin (Kur’an okuyamaz ama zikir yapabilir)
  • Diş estetiği ve fıtratı bozma meselesi — dişleri inceltme/törpüleme yasağı hadisi: Sahih-i Buhari, Libas Kitabı, Hadis No: 5931; Sahih-i Müslim, Libas Kitabı, Hadis No: 2125
  • Hazreti Mevlana, Mesnevi ve Divan-ı Kebir — Üstad-mürid sevgisi ve mahviyet bahisleri
  • Nübüvvet ve velayet yolu ayrımı — İmam Rabbani, Mektubat (özellikle 1. Cilt, nübüvvet kemâlâtının velayet kemâlâtından üstünlüğü)

Tarihi ve Biyografik Referanslar

  • Leyla ve Mecnun — Nizami Gencevi (12. yy), Fuzuli (16. yy) başta olmak üzere İslam edebiyatının en meşhur aşk hikayesi
  • Kerem ile Aslı — Anadolu ve Azerbaycan halk edebiyatının klasik aşk destanı
  • Ferhad ile Şirin — Nizami Gencevi, Hüsrev ü Şirin (12. yy); İran, Azerbaycan ve Orta Asya coğrafyasında yaygın
  • Antepli Bilal Nadir Hazretleri — Cumhuriyet dönemi Nakşibendi-Halidi meşayihinden, irticadan hapis yatmış, kadınlarla birlikte zikir yaptıran bir zat
  • Çorumlu Hacı Mustafa Efendi — Nübüvvet yolundan giden Nakşibendi-Halidi şeyhi, Kur’an-Sünnet ölçüsünde çok sıkı ve gayretli

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi