Dergah Sohbetleri Serisi

152. Dergah Sohbeti — Ahmed Yesevî’nin Sahte Şeyh Uyarıları ve Resûlullah’ın Nûru


Ahmed: Ahmed Yesevî Hazretleri’nin Sahte Şeyhler Hakkındaki Uyarıları

Fakir Nâmî Adlı Eserden

Ahmed Yesevî Hazretleri, Fakir Nâmî adlı eserinde sahte şeyhler hakkında şöyle buyuruyor: “Bizden sonra âhir zaman yakın olduğunda öyle şeyhler ortaya çıkacak ki, şeytan onlardan ders alacak ve bütün halk onlara dost olacak. Fakat müritlerini idare edemeyecekler. O şeyhler ki müritlerinden açgözlülükle bir şeyler dilerler ve canlarını küfür ile dalâletten ayırmazlar, bid’at ehlini iyi görürler ve Ehl-i Sünnet’i kötü görürler. Şeriat ilmi ile amel etmezler, nâ-mahremlere bakarlar ve kötülüğü âdet edip Allah’ın rahmetinden ümitli olurlar, şeyhlik işlerini değersiz görürler. Onların müritleri de dinden çıkmış olur, kendileri de dinden çıkmış olur.”

“Yine değersiz bir şekilde ve inleyerek müritlerinin kapısında dolaşırlar. O hâlde müritlerinden yardım alırlar. Eğer müritleri bağış ve yardımda bulunmazsa müritleriyle dövüşürler; ‘Benim küskünlüğüm Allah’ın küskünlüğüdür’ derler. Şeyh odur ki yardım alsa dahi ihtiyacı olanlara verir. Eğer alıp kendisi yese murdar et yemiş olur. Eğer elbise yapıp giyse, o elbise eskiyinceye kadar Hak Teâlâ onun namaz ve orucunu kabul etmez. Eğer aldığı yardımdan ekmek yapıp yese, Hak Teâlâ onu cehennemde türlü azaba uğratır.”

“Eğer öyle şeyhe bir kişi itikad etse kâfir olur. Öyle şeyhler mel’undurlar. Onların fitnesi Deccâl’den beterdir. Şeriata, tarikata, hakikate, marifete mürtettirler.”

Mirâd-ül Kulûb Adlı Eserden

Mirâd-ül Kulûb adlı eserinde ise şöyle buyuruyor: “Âhir zamanda bizden sonra öyle şeyhler zuhur edecek ki, şeytan onlardan ders alacak ve onlar şeytanın işini yapacaklar. Halka dost olup halk ne isterse onu yapacaklar. Müritlerle yol gösterip onları maksada ulaştırmayacaklar. Dış görünüşlerini süsleyip müritten çok hırs sahibi olacaklar ve içleri yani bâtınları harâb olacak. Küfür ile imanı farklı görmeyecekler. Âlimleri sevmeyecekler ve onlara iltifat etmeyecekler. Ehl-i Sünnet ve Cemaat’ı düşman görüp ehl-i bid’at ve dalâleti sevecekler. Kötülüklerini öne çıkarıp Hak Teâlâ’dan iyilik umacak ve şeyhlik iddiasında bulunacaklar.”


Tasavvufta Dilencilik Yasağı ve Şeyhin Vakarı

Tasavvuf ve sûfîlik dilencilik değildir. Sûfî kimse vakarını hiçbir zaman kaybetmez. Şeyh hiçbir zaman vakarını kaybetmez. Mürşid-i Kâmil odur ki vakarından asla taviz vermez. Hiç kimseden hiçbir şey dilenmez. Hiç kimseden hiçbir şeyi kendi nefsine istemez. O Mürşid-i Kâmil, istenecek olanın Allah olduğunu bilir. Allah’ın önünde diz çöker, Allah’a secde eder.

Bizim yolumuzda dilenmek yoktur. Bizim ölçümüzde dilenmek yoktur. Eğer bir kimse bir hizmet varsa hizmetin ucundan tutar. Eğer ortaya bir hizmet varsa herkes o hizmetin ucundan tutar. Ama hizmet için bir şey istenir; buraya duvar örülecekse kim duvar örmekten pay sahibi olmak istiyorsa gelsin duvarı örsün. Benim evime duvar örülmesin, başkasının evine duvar örülmesin. Eğer bir derviş kendi kendisine bir makam ihdas edip kendi evine bir duvar ördürmek istiyorsa, onun hesabını Allah ondan soracak.

Hediyeleşmek Sünnet, El Açmak Sünnet Değil

Hediyeleşmek sünnettir; istemek sünnet değildir. El açmak sünnet değildir. İnsanlardan bir şey talep etmek sünnet değildir. Ama yardımlaşmak sünnettir; hangi noktada? Dini yaşama ve yaşatma noktasında. Yardımlaşmak sünnettir; fakirâta yukarıya el uzatma noktasında. Yoksa bir kimsenin tarikatın içindeki konumunu kullanarak insanlara el açması, avuç açması sünnet değildir. Tarikatın ve tasavvufun âdâbından değildir.


Kur’ân ve Sünnet’e Sımsıkı Bağlılık

Yolumuz Kur’ân’a sımsıkı yapışma yoludur. Kur’ân neyi emrettiyse onu yerine getirme yoludur. Sünnet-i Resûlullah’a sımsıkı yapışma yoludur. Sünnet-i Resûlullah neyi emrettiyse onu yapma yoludur. Müçtehitlerin içtihatlarına uyma yoludur. Yolumuzun başka bir kaidesi yoktur. Yolumuzun başka bir ana mecrası yoktur.

Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin ayağının bastığı yere basmaya gayret edeceğiz. Bunun için okuyacağız. Bunun için câhil olmayacağız. Bunun için insanların fikirlerini değil, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin fikirlerine önem vereceğiz. İnsanların düzmece ahlâklarına değil, bid’at ahlâklarına değil, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin o Kur’ân ahlâkına sımsıkı yapışacağız.

Bize Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin ahlâkı yeter. Bize Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin düsturu yeter. Bize Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin izi yeter. Bize başka iz lâzım değil. Bize başkasının ahlâkı lâzım değil.


Hz. Muhammed’in Nûru ve Tüm Peygamberlerin Ahlâkı

Âdem aleyhisselâmın ahlâkı da Muhammed Mustafa’nın ahlâkıydı. İbrâhim aleyhisselâmın ahlâkı da Muhammed Mustafa’nın ahlâkıydı. Bütün peygamberler ezelde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin ahlâkıyla ahlâklanmışlardı. Bütün peygamberler onun ahlâkına rağbet etmişlerdi. Bütün peygamberler onun düsturuna rağbet etmişlerdi. Bütün peygamberler yaşadıkları hayat boyunca Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin hayatına rağbet etmişlerdir. Onun zamanında yaşayıp onun arkasında kul olmaya arzu etmişlerdir.

O peygamberler dahi ayakta durdularsa ahlâklarıyla Muhammed Mustafa’nın nûru yüzü suyu hürmetinedir. O peygamberler iman noktasında hiç sapmamışlarsa Muhammed Mustafa’nın nûrunun yüzü suyu hürmetinedir. Sûfînin hiç sapmayanı Muhammed Mustafa’nın nûru üzerine giden kimsedir. Sûfînin hiç ayağı kaymayanı Muhammed Mustafa’nın nûru üzerine gidenlerdir.

Kalbe Gelen Tecelliyat

Allah bir kimsenin, bir sûfînin kalbine ilham edecekse Muhammed Mustafa’nın sesiyle ilham eder. Bir kimsenin kalbine kerâmet indirecekse Muhammed Mustafa’nın sesiyle kerâmeti indirir. O kimsenin kalbine bir tecelliyat indirecekse, sıfatlarının tecelliyatını indirecekse, onun idrâkini açacaksa ve onun idrâki zamanlar üstüne gidecekse Muhammed Mustafa’nın dilinden, Muhammed Mustafa’nın ahlâkından, Muhammed Mustafa’nın tecelliyatlarındandır. Başka bir tecelliyat kalbe inmez. Gelen bütün tecelliyatların hepsi sonu kesilir. Ama kalbe gelen Muhammed Mustafa’nın tecelliyatı kesilmez.

Muhammed Mustafa’nın nûrunun tecelliyatı öyle bir tecelliyattır ki bütün tecelliyatları onun nûruyla tanırsın, onun nûruyla görürsün. Eğer onun nûrunu tanımıyorsan ne kendini tanırsın, ne İslâm’ı tanırsın, ne Muhammed’i tanırsın, ne kitabı tanırsın, ne de Allah’ı tanırsın.


Mürşid-i Kâmillerin Rolü

Ses gelecekse Muhammed Mustafa’nın sesinden gelir. Görüntü gelecekse Muhammed Mustafa’nın görüntüsünden gelir. Onun dışında hepsi zarardır ve bâtıldır. Mürşid-i kâmiller sadece yol gösterir, sadece yol açarlar. Onlar yolun sahibi değildir; yolun sahibi Muhammed Mustafa’dır.

Eğer herhangi bir şeyh diyen kimse o yolda kendine bir makam ihdas ediyorsa, Muhammed Mustafa’nın yanından dahi uğramamıştır mâneviyat noktasında. Çünkü onun nûrunun tecelli ettiği yerde, onun nûrunun indiği yerde, onun nûrunun inkişaf ettiği bir kalpte hiçbir şey durmaz. Hiçbir zâtın inkişafı durmaz. O yüzden Muhammed Mustafa’nın nûruna açık olun, Muhammed Mustafa’nın nûrunun peşine düşün.

Onun ahlâkıyla, onun aşkıyla, onun muhabbetiyle, onun yakın hâliyle yakınlanmak, onun ile hemhâl olmaktır. Allah’a vuslat olamazsınız ona uğramadan. Allah’ı tanıyamazsınız onun nûrunu tanımadan. Allah’ın sıfatlarının tecelliyatlarını bilemezsiniz onun tecelliyatlarını bilmeden.


İmanda Sebat ve Resûlullah’ın İzinden Gitmek

Bize Resûlullah yeter. Bize onun ahlâkı yeter. Bize onun muhabbeti yeter. Bize onun yolu yeter. Bütün insanlara onun yolu yeter, bütün insanlara onun ışığı yeter. Bütün insanlar, sadece Müslümanlar değil, Muhammed Mustafa’nın nûruna, ahlâkına, muhabbetine, mesajına muhtaçtır.

Deccâl bastırsa da, şeytan bastırsa da; adı derviş de olsa, şeyh de olsa, âlim de olsa, zâlim de olsa, firavun da olsa, Nemrut da olsa, kim bastırsa bastırsın — Muhammed Mustafa’ya âşık olan, Muhammed Mustafa’nın yolundan gider. Çünkü Allah “Senin gittiğin yol dosdoğru yoldur” dedi. O yolda giden bir kimsenin sapması mümkün değil, azması mümkün değil.

Eğer Allah’a iman ettiyseniz, Resûlullah aleyhisselâm Hazretleri’nin sünnetinden sımsıkı tutunun. Ne rüzgâr eserse essin, ne fırtına koparsa kopsun, ne depremler olursa olsun. Yüreğimiz yıkılsa da, parçalansa da, bütün her şey sizin üstünüzden geçer; silindirin altında kalmış herhangi bir madde gibi ezilseniz de dimdik ayakta kalırsınız. Neyle? Muhammed Mustafa’nın nûruyla.

Size Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin peşinden gidenler dost olarak yeter. Size arkadaş olarak Muhammed Mustafa’nın ahlâkına uyanlar yeter. Size bağlılık olarak Muhammed Mustafa’ya bağlılık yeter.


Düsturlara Bağlılık ve Mânevî Birlik

Bu düsturlara sımsıkı yapışacak olan, bu düsturlar üzerine gidecek olan, ta Çin’in bir köşesinde de olsa, Hindistan’ın bir kenarında da olsa, Kanada’nın bir ucunda da olsa, bizim onunla mânevî bağlılığımız var. Bizim onunla mânevî yolculuğumuz var. O bizim yoldaşımızdır, kardeşimizdir. Eğer bu düsturlara bağlı değilse, dizimizin dibinde dahi olsa o bizden uzaktır, biz ondan uzağız.

Bu yüzden her gün, her an ölecekmişiz gibi imanımızı taze, imanımızı kuvvetli, imanımızı güvenli tutmaya çalışacağız. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Cenâb-ı Hak bizi muhafaza eylesin inşallah.


Kaynakça

  • Ahmed Yesevî, Fakir Nâmî — Sahte şeyhler hakkında uyarı; müritlerinden açgözlülükle isteyen ve şeriat ilmiyle amel etmeyen şeyhlerin durumu
  • Ahmed Yesevî, Mirâd-ül Kulûb — Âhir zaman şeyhleri hakkında uyarı; dış görünüşü süsleyip bâtını harâb olan şeyhler
  • Hadîs-i Şerîf — “Hediyeleşiniz, çünkü hediye kalplerdeki kini giderir” (Tirmizî, Birr 34, No: 2130)
  • Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân 3/103 — “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın, parçalanmayın”
  • Kur’ân-ı Kerîm, Ahzâb 33/21 — “Andolsun ki, Resûlullah’ta sizin için güzel bir örnek vardır”
  • Kur’ân-ı Kerîm, Yâsîn 36/4 — “Sen elbette dosdoğru bir yol üzeresin”
  • İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât — Mürşid-i kâmilin yol gösterici rolü ve hakiki şeyhlik vasıfları hakkında

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi