Mesnevi Okuması konusu hakkında Mustafa Özbağ Efendi’nin değerli açıklamalarını içeren bu sohbette, derin manevi bilgiler paylaşılmaktadır.
Cenâb-ı Hakkın Perdeleri ve Tecellîleri
Bismillâhirrahmânirrahîm. Mesnevî-i Şerîf’in bu bölümünde anlatılan beyitlerde şöyle buyrulmaktadır: Bir kimse cân perdesine geçtiğinde, Cenâb-ı Hak onu bütün perdelerde var eder. O kimse kendisi hayretten hayrete geçer; bütün sıfatlarda onu var eder. Binlerce canlı olmuş, binlerce sıfata bürünmüş olarak tecellî eder. Bu, tasavvufta “fenâ fillâh” (Allah’ta yok olma) makamından sonra “bekâ billâh” (Allah ile var olma) makamına geçişin tasviridir.[1]
Görev ve Makam Sorumluluğu
Herkes bulunduğu makamın ve üstlendiği görevin hesabını verecektir. Cömertlik yapacaksan onun hesabını bil; insanlık yapacaksan, sûfîlik yapacaksan, zâkirlik yapacaksan, çavuşluk yapacaksan hesabını sor, neyin nereye verileceğini bil de öyle yap. Bir gün onun hesabını veremezsen, o hesap çok ağır kesilir. Bir bakmışsın ki yerle yeksan olmuşsun. Bu yüzden her makam ve görev, büyük bir sorumluluk taşımaktadır.
Mesnevî’den: Hâtem-i Tâî’yi Geçen Cömert Halifenin Hikâyesi
Mevlânâ hazretleri Mesnevî’de şöyle anlatmaktadır: Eski zamanda bir halife vardı ki Hâtem-i Tâî’nin cömertliğini geçmişti. İhsan ve adalet bayrağını yüceltmiş, dünyadan yoksulluk ve ihtiyacı kaldırmıştı. Deniz ve inci onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz kalmıştı. Lütuf ve ihsan kapısını her tarafa açmıştı. O padişah, topraktan ibaret olan bu dünyayı altın gibi kıymetli hâle getirmişti.[2]
Allah Yolunda İnfak ve Cömertlik
Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de cömertlerin, tövbe edenlerin, namaz kılanların ve kendi yolunda cihad edenlerin sevildiğini beyan etmiştir. Allah’ın sevdikleri bellidir; herkesi aynı şekilde sevmez. Allah’ın lânet ettiği kullar da vardır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre (gerçek iyiliğe) eremezsiniz.”[3] Sevdiklerinizi Allah yolunda feda ederseniz hakikî iyiliğe kavuşursunuz; yoksa kavuşamazsınız. Bu ayetin özü şudur: Allah yolunda hiçbir şey feda etmeyen kimsenin Allah’ı sevdiği dahi şüphelidir.
Adalet: Devletin ve İnsanın Temeli
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Müslümanları Habeşistan’a gönderirken oranın kralı Necâşî’yi işaret etmiş ve onun adaletli bir kral olduğunu belirtmiştir. Necâşî Hristiyan olmasına rağmen adaleti sebebiyle tercih edilmiştir. Çünkü bir devlet ancak adaletle devlettir; adaleti olmayan devlet zulüm devletidir. Devletin ve hukukun önünde insanlara zenginliklerine, makamlarına veya fikirlerine göre farklı davranılıyorsa o devlet küfür devletidir, insanlara zulmeden bir devlettir.[4]
Mesnevî’deki bu halife ise herkese eşit ve adaletli davranmaktadır. Adaletli bir devlet başkanı demek, Hazret-i Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) halifesi demektir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder.”[5] Adalet olmadan yapılan herhangi bir iyilik, rüzgârın alıp götürdüğü yapraklar gibidir; kalıcı olmaz.
Kaynaklar
[1] Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, Defter III, 2241. beyit ve devamı. Tah. Reynold A. Nicholson.
[2] Mevlânâ, Mesnevî, Defter III, “Kerem ve ihsanda Hâtem-i Tâî’yi geçen halifenin hikâyesi.”
[3] Âl-i İmrân Sûresi, 3/92.
[4] Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 404; Necâşî kıssası.
[5] Nahl Sûresi, 16/90.
İlgili Sohbetler
Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını ziyaret edebilirsiniz.