Mesnevi Şerhi

324. Mesnevi Şerhi (2275. Beyitten)

Mesnevi Şerhi (2275. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2275. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız.

https://www.youtube.com/watch?v=_Q

Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftalı zikir faennahu ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah. >> Hak. Muhammedur. Resulullah. Mselin velhamdülillahi rabbil alemin. >> Amin. Selamünaleyküm. >> Aleykümselam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. >> Amin. >> Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. >> Amin. >> Cümlemizi ve cümle ümmeti. Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. >> Amin. >> Hakkı hak bilip hakkı söyleyen, haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. >> Amin. Nerede. Müslümanlara haksız, hukuksuz, kanunsuz davranılıyorsa, nerede. Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları ayaklar altına alınıyorsa. Cenâb-ı. Hak hepsinden intikamımızı alsın. Amin. >> Hepsini de ylean eylesin. >> Amin. >> Cenâb-ı. Hak bütün ümmeti. Muhammed’e yardım eylesin. >> Amin. >> Rabbim. İsrail ve destekçilerini dağıtsın. >>.

Amin. >> Yerle yeksan eylesin. >> Amin. >> Dünya üzerinden silsin, süpürsün. Amin. >> Nerede. Müslümanlara haksız, hukuksuz davrananlar varsa hepsini de helak eylesin. >> Amin. >> Ecm. 2275. Beyitte kalmışız. Malum burada. Hz. Pir sahte önderler, sahte şeyhlerle alakalı bölümü anlatıyor. Bunları sohbet ediyorum. Hz. Pir’in beyitleri sonuç itibariyle hoşuna gitmeyenler olabilir. O yüzden burada belirli bir şahıs, cemaat, cemiyet, topluluk söz konusu değil. Ölçüyü konuşuyoruz. Ölçüden rahatsız oluyorlarsa kendi bulundukları topluluğu sorgulayacaklar. Kendi peşlerine düştükleri ama lider, ama şeyh, ama hoca ama alim, ama zalim neyse onları sorgulayacaklar. Bizim bu konuda ölçüyü konuşmaktan başka bir işimiz yok. Ha ölçüyü konuşmaktan da korkmayız. Öyle aba altından sopa göstermek bizi geri adım attırmaz. Kendimizce hak ve hakikati konuştuğumuz için başımıza.

bir çorap örülecekse de örülür. Bu noktada da herhangi bir tehdit vari sözlere pabuç bırakacak noktada da değiliz. Cenâb-ı. Hak’a hamdolsun. O yüzden hak bildiğimizi konuşuruz. 2275. Beyit. Söz söylerken lafı beyaz ititten ziyade inceler. Onu bile kusurlu bulur. Halbuki onun iç yüzünden. Yezit arlanır. Bu sahte önderler, sahte şeyhler, sahte hocalar, o toplumun, insanların önüne geçmiş ama o işe liyakatli olmayan kimseler söz söylerken hani böyle bir dervişlik taslayacaklar. Müslümanlık taslayacaklar ya. Onlar böyle takva taslayacaklar ya. Adam faizin içerisine gömülmüş. Bana evliya menkıbesi anlatıyor. Diyorum ki ya faizin içinde gömülmüşsün. Hani bana evliya menkıbesi anlatma. Ona bakacak olursan o herkesten fazla evliya. Ama kol çalışıyor boyuna. Kol çalıştığı halde bize o evliya menkıbesi anlatıp ders verecek bize kendince.

Hani söz söylerken onlar senden fazla benden senden fazla müslümandır onlar. O yüzden normalde bu sahte olan aslında dünyaya tapınmış, makama tapınmış, mevkisine tapınmış, onları kendine ilah edinmiş olan insanlar laf ustasıdır. Onlar öyle bir laflar söylerler ki kelimeleri süslerler, cümleleri süslerler. Onların normalde o laf süslemelerine kanar bütün herkes. Onlar öyle belagatlı konuşurlar ki onların konuşmasına normalde belagatına şeytan bile önünü ilikler. Öyle dervişlik satarlar, öyle şeyhlik satarlar, öyle önderlik, liderlik satarlar. Şeytan der ki, “Ben bu kadarını yapamazdım.” O yüzden ama onların hakikatlerinde nur yoktur. Kalplerinde nur yoktur. Onların maneviyatları yoktur. Ama maneviyatları olmadığına olmadığı halde dilleri çok süslüdür. Hatta giderler konuşma terapisi alırlar. Hitabet sanatını güçlendirirler. Husisi hitabeti nasıl olması lazım? Onların giderler eğitimini alırlar. Onlar teklemezler.

hiç. Hele şimdi bir de ne diyorlar? Printer mı diyorlar? Şimdi oradan okuyorlar ya. Hiç teklemiyorlar. Onlar böyle belagat ustasıdır her biri. Güzel konuşurlar, tatlı konuşurlar, mükemmel konuşurlar. Senin aldanmaman çok zordur. O yüzden. Oysa ama onların hakikatleri sıkıntılıdır. Oysa. Cenâb-ı. Hak sizin normalde dışınıza bakmaz. Suretlerinize bakmaz. Mallarınıza bakmaz. Içinize bakar. Sizin kalbinize bakar. Ama onlar normalde kalp ehli olmayanların önünde konuştukları için rahat konuşurlar. Mesela onlar kalp ehli olan bir kimsenin önünde normalde rahat konuşmazlar. Öyle bir kimseyi de istemezler. Öyle bir kimseyi de ne yanlarında ne etraflarında istemezler. Oysa. Cenâb-ı. Hak hadis-i şerifte de. Müslim’de geçiyor. Allah sizin hani süsünüze, kalıbınıza değil, malınıza değil kalbinize bakar der. O yüzden insanın merkezi kalbidir. Başka bir hadis-i şerifte kalp.

dükkan dil tüccar derler. O yüzden senin kalbinde ne var ona bakar. Hatta bu kimseler otururlar mesela işte o büyük zatlarda dahi kusur bulurlar. Mesela büyük mlani hazretlerinde kusur bulur. Bey. Hz. Bestami de kusur bulur. İbrahim. Etemde kusur bulur. Onlar çünkü ondan daha yüce gösterir kendini. Hani işte adam diyor ya televizyonda öyle dedi. Ben. İmam-ı. Azam’dan üstünüm dedi. Ben günün. İmam-ı. Azam mıım dedi bir arada. Bir arada da üstünlüğünü söyledi. Onlar normalde çünkü veyahut da. Türkiye’de tırnak içerisinde söylüyorum öyle bir topluluk var. Kendi hocalarını, kendi bu fıkıh fetva veren hocalarını. İmam-ı. Azam’dan üstün görüyorlar. Örnek diyor ki bizim hocalarımız. İmam-ı. Azam’dan üstündür. Onların hocalarının verdiği fetva geçerli. İmam-ı. Azam’ınki değil. Onlar. İmam-ı. Azam’dan daha üstün. Bunu.

söyleyene dedim ki, “O zaman sizin herhangi bir hocanızı söyleyin bana.” dedim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin kabrinin başına gitsin. Müsneti, İmam. Azam’ın müsneti var. Hadislerin topladığı fetva verdiği bütün hadisleri kitabında toplamış. İmam-ı. Azam’ın müsnedi var. İmam-ı. Şafii’nin müsnedi vardır. İmam-ı. Hanbeli’nin müsnedi vardır. Müsnet dediğim onlar fetva verdikleri hadisleri bir kitapta toplamışlar. İmam-ı. Azam. Hazretleri de kendi müsnedini eline almış. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifin başına gitmiş. Yanında 300.000 400.000 kişi var orada. O zaman için geçmiş kabri şerifin başına. Hadis-i şerifleri teker okuyormuş kabri şerifin başında. Ya. Resulallah bu hadis senin mi? Kabirden cevap geliyormuş. Neam? Evet. İşaret koyuyormuş. Talebeler de duyuyor orada. Herkes duyuyor o sesi. Dedim sizin hocanız böyle.

mi kaldı? Biraz edep lazım dedim. Biraz edep lazım. Bir kimse benim hocam. İmam-ı. Azam’dan üstündür demek için edep lazım. Veya benim şeyhim. Geylana. Hazretlerinden üstündür demek için ya bu kadar küstahlık edep lazım ya biraz ama yok onlar hani o sahtekar insanlar bu işin dünyasını düzeltmeye çalışan kimseler öyle keramet anlatırlar ki sanki peygamber mucizesinden yukarıdaymış gibi. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. Hatta o geçmiş velileri, o geçmiş büyük imamları, geçmiş büyük velileri kusurlu görürler. Daha ilerisi olanlar var. Daha ilerisi gören. Bunu normalde bizim. Hacı. Oktay’la beraber şahidiz. Adam peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i kusurlu görüyor bizim önümüzde. Kendisini daha üstün görüyor. Ya normalde şimdi bu kabul edilebilir bir değil ama ve lakin bugün var mı? Var. Hadisleri.

inkar edenler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden kendilerini üstün görüyorlar ki kendi sözlerini söylüyorlar. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden nefis gözüyle bakan bir kimse, heva ve hevesine uyan bir kimse haşa kendisini. Allah’tan bile üstün görür. Görür. Nefis insanı o noktaya bile getirir. Peygamberden üstün görür. Hatta intisap ettiği şeyhinden bile kendisini üstün görür. Evet. Kıyaslar kendince. Ben ondan üstünüm.” der. Şeytan böylesine insana vesvese verir. Sonuçta kendisi. Adem’den üstün olduğunu iddia etti. Bir kimse bir kimseden, bir müslümandan kendini üstün görüyorsa onda şeytanilik vardır. Kibir şeytanın ahlakıdır. Şeytanın ahlakıdır. Zerreci kibir olan o yüzden asla cennetime giremez dedi. Kibir şeytanın işidir çünkü. Ve siz o kibri kabul ederseniz, kibri kabul ederseniz o şeytani sıfatı kabul etmiş olursunuz.

O kibre karşı susarsanız, susarsanız dinsi şeytan olursunuz. Kibirlenene kibirleniniz. Kibirlenene nasihat et. Sen burada kibir gösterdiğinde hala da kibirleniyorsa ona da kibirlen. Hala da kibirleniyorsa o kimse, evet şeytan ona galip gelmiş. Nasihatten de anlamıyor, kibirlenmekten de anlamıyor. Ve son sen onu tolere etmeye çalışırsan, kabul edersen sen onun o şeytani halini kabul etmiş oldun. Çünkü bu öyle bir ki nerede duracağı belli değil kibirliliğin. Tabiri caizse hani yılan küçükken kafasını ezeceksin derler ya. Evet. Kibir küçükken kafasını ez. Kafasını ezmezsen küçükken 15 yıl sonra senin normalde bütün bedenini sarabilir o yılan. 5 yıl sonra, 3 yıl sonra senin başına ne getireceği belli değil. O kibri baştan böyle onu ezeceksin. Allah muhafaza eylesin. Çünkü o kibir herkesi kusurlu gösterir.

sana. Şimdi adam derviş. Buradaki dervişleri kusurlu görüyor. Buradaki dervişleri hor hakkir görüyor. Buradaki dervişleri ikinci sınıf vatandaş görüyor. Kendisi birinci sınıf vatandaş. Buraya giremez. O hocam sizden ders alsam ama sohbetlerinize gelmesem. Hayırdır ya? Ne bileyim oradaki arkadaşlar. Evet bizim arkadaşlar avam. Ben de avamım. Sen bizden ders alma. Öyle demek istemedim ya. Ne demek istedin? Ya ne demek istedin sen? Vardır böyle çevre, il, ilçelerde de vardır. Bayanların içerisinde de vardır. Erkeklerde de vardır. Bunlara ben çok şahit olmuşumdur. Sen çok iyisin hocam ama arkadaşlar öyle değil. Kibir. Buradaki bir dervişten kendini üstün görüyorsan kibirlisin. Kibirlisen asla cennete giremezsin. Asla cennete giremeyen kimlerdir? Lanetlik amel işleyenlerdir. Şimdi insanlar sufilere tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Müslümanlara tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar.

Üstatlara, dervişlere, onlara, bunlara, Müslümanlara tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Ilahiyat kısmı, diyanet kısmı sufilere tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Kibirlerinden dolayı bakıyorlar. Hiçbirisi de cennete. O kibir onda olduğu müddetçe giremez. Çünkü neden? Onlar çünkü herkesi kusurlu görürler. Vardır. Anne vardır. Mesela bütün herkes kusurludur. Anne kusurlu değildir. Baba vardır. Herkes kusurludur. O kendisi kusurlu değildir. Kusurunu kabul etmeyen, hatasını kabul etmeyen, yanlışlığını kabul etmeyen kibir vardır onda. O kibirli kimse de. Allah’ın sevmediği, lanet ettiği kimsedir. Yok öyle bir yok. Kendini karıncadan bile üstün görmedi. O da mahlukat. Sen de mahlukatsın. Hele sende o kibir varken sen karıncadan. Sen karıncadan daha aşağısın. Ve kibir kibirlilerde manevi bir necaset kokusu vardır. Kibirlilerde burnun koku alıyorsa anlarsın onu. Burnun koku alması lazım.

Hani. Hz. Pir diyor, “Burnun senin neden kok almaz bilir misin?” diyor. “Neden kok almaz? Senin burnun koku almaz çünkü manevi değil. Manevi olmuş olsaydı koku alacaktı. Allah muhafaza eylesin.” Hz. Pir devam ediyor. Halbuki onun iç yüzünden. Yezit arlanır. O kimsenin dışı süslü, cübbesi süslü, sarı süslü, ne bileyim kelimeleri süslü, davranışları süslü. Vay vay. Ne ahenk var ne ahenk var. Yollarda karşılıyorlar onları. Etrafında koşuşturuyorlar. Ama. Yezit diyor onun içinden kendisi arlanır. Kendisi utanır onun içinden. İçi çıfıt çarşısı çünkü. Onun içi bozuk. Onun içi. Yezit’ten daha. Onun içi. Yezit’ten daha bozuk. Yezit hiç olmazsa. Hz. Hüseyin’in. Hüseyin’e karşı radıyallahu anh hazretlerine karşı. Ona olan düşmanlığını açıkça beyan etti. Ama bu sahte insanlar, bu dışı süslü, içi bozuk.

insanlar en tehlikeli insanlar. Çünkü onun dost mu düşman mı olduğunu bilmiyorsun. Sana dostmuş gibi görünüyor. Sana. Müslümanmış gibi görünüyor. Sana müminmiş gibi görünüyor. Ama içi. Yezit’ten daha kötü. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> O yüzden hadis-i şerif. Müslim’de. İçinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez. İç yüzü böyle kibirle, gösterişle, şataatla, şatafatla dolu. İçi ayrı dışı ayrı insanlar. İki yüzlü değil çok yüzlü insanlar. Bunlar asla ümmeti. Muhammed’i aldattıkları için onlar cennet yüzü görmeyecekler. Ölçü. Kur’an ve sünnet. Ölçü sünnet-i seniye uymak. Ölçü. Kur’an’ın ahkamına uymak. Ölçü bu. Başka bir ölçü yok. O yüzden bir kimsenin ağzının laf yapması, dışının süslü olması seni aldatmasın. Anlattığı. Kur’an sünnet ise, davet ettiği yer. Allah ve resulü ise sıkıntı yok.

Ama yok seni. Allah ve resulüne davet etmiyorsa anlattığı tebliği. Kur’an ve sünnet değil ise o zaman sıkıntı büyük. Ve. Allah bizi affetsin gerçek sufiler, olgunlaşmış insanlar etraflarındaki insanlarda kusur aramazlar. Etrafındaki insanlarda kusur arayan onların kusurlarından dolayı onları ikinci sınıf, 3ün sınıf vatandaş gibi tutan kimseler kibirli insanlardır. O kibirli insanlar da asla cennet yüzü görmez. Bunu derviş kardeşlere özellikle üstüne basa söylüyorum. Başınızda zikrullah yapan kimse sizden üstündür. Kendini ondan üstün görme. Kendini ondan kıymetli görme. Kendini ondan fazla görme. İster zakir ol, ister nakip ol, ister mügabba ol, istersen şeyh ol, istersen mürşit ol, istersen zamanın kutbu ol, o başındaki kimseden kendini üstün görme. Başındaki kimseden kendini üstün görüyorsan, ayrıcalıklık istiyorsan ve ayrıcalık bekliyorsan sende kibir var.

Sufilerin hiç sevmediği şeydir. Allah da çünkü hiç sevmez. O yüzden sufilerin içinde kalbinde asla kibir olmaması gerekiyor. Birinin zenginliğinden dolayı temanna ederseniz dininizin yarısını kaybedersiniz. Birinin makamından dolayı ona temanna ederseniz dininizin yarısını kaybedersiniz. O yüzden bütün dergahlara, cemaatlere sözüm. İnsanları ayırmayın. Birinci sınıf vatandaş, ikinci sınıf vatandaş olarak ayırmayın. Allah katında üstün olan takvaca üstün olandır. Allah katında zenginler üstün değildir. Allah katında bürokrata sahip olanlar üstün değildir. Allah sizin mesleğinize bakmaz. Allah sizin ne iş yaptığınıza bakmaz. Allah sizin takvanıza bakar. Allah sizin evinizin süsüne bakmaz. İşte dergahınızın süsüne bakmaz. Mescitlerinizin süsüne bakmaz. Allah sizin kalbinize bakar. O yüzden eğer kalpte bir kimsenin kibir var ise ve onu terbiye etmiyorsa, o yılanın başını ezmiyorsa onda büyük bir.

sıkıntı vardır. O kibir onu helaka götürür. Erkek kibirleniyorsa kadına karşı, kadın kibirleniyorsa kocasına karşı, anne baba çocuğuna kibirleniyorsa, çocuk annesine babasına kibirleniyorsa, derviş dervişe kibirleniyorsa, zakir dervişe kibirleniyorsa, çavuş dervişe kibirleniyorsa, zakire kibirleniyorsa veyahut da derviş üstada kibirleniyorsa veya zakir üstada kibirleniyorsa, üstat zakirlere, dervişlere kibirleniyorsa asla cennet yüzü görmez. Hz. Pirin sözü muhteşem. Toprağın altında usta da bir, çırak da bir. O yüzden devri velep’te üstat en son selamlaştığı kimse en son tennure giyen derviştir. En çömezdir. Devri veledin hakikatinde son elbise giyen, son tennure giyen derviş çıkar üstadın karşısına. Üstat şunu der. Verdiği mesaj şudur. Seninle benim aramda bir makam farkı yok. Seninle benim aramda herhangi bir mertebe problemi yok. Ben seninle eş değerdeyim der. Gerçek mevlevilik.

Mesnevi Şerhi (2275. Beyitten) Hakkında

budur. Sufilik budur. Sen ben zakirim. Ben çavuşum. Ben nakibim ben nukabbayım. Ben milletvekiliyim. Ben müdürüm. Ben belediye başkanı, ben amirim, ben memurum, ben şuyum, ben buyum deyip de kendini ayrıcalıklı görüyorsan vallahi de billahi de tillahi de şeytanlaşmış insansın. Sen şeytanisin. Şeytan seni çepe çevre sarmış. Kibir yılanı senin kalbine oturmuş. Şimdi eşler arasında problem çıkar. Eşler arasındaki problem kibirle alakalıdır. Adam eşinden, karısından kendini üstün görür. Kadın kocasından kendini üstün görür. Kibirlilik yapar. Anne baba çocuğa kibirlilik yapar. O anne baba ne muhterem, ne büyük insandır. Neler yapmıştır. O yüzden kibirlenmek onun hakkıdır. Otur oturduğun yere şeytani insan. Allah muhafaza eylesin. Amin. >> O yüzden etrafında kusur arayıp, kusurlu bulup ona tepeden bakan kimse kibirlidir. Şimdi. Çfendi ve.

birkaç kişi yemek yiyoruz. Mustafa. Efendi sen karıştırmayı seversin. Severim efendim. Hadi karıştır. Ben şimdi böyle bir tepsi var bildiniz. Çorba az kaldı içinde. Ben ne varsa atıyorum içine. Sofrada kahvaltı böyle tepsini böyle bu kadar bir tepsi var içine atıyorum ne varsa. Salataya varıncaya kadar attım. Tatlıya varıncaya kadar attım. Birkaç kişi kenara çekildi. Hani onu yiyemeyecekler. Ah karıştırdım ben. Şeyh efendi de karıştırdı. A Mustafa. Efendi senin karışımın çok güzel oluyor dedi. Şimdi 1 2 3 ayrıldılar. Şimdi biz kaşıklıyoruz. Şeyh efendi ve gerçek tabi olan odur ha. Hepsi derviş. Birine döndü. Ne oldu? Için mi kalktı? Dedi. Yiyemeyeceğim efendim. Sen ne oldun? A dedi. Ona döndü. Sen de mi yiyemeyeceksin? Dedi. Efendim? Ne bileyim dedi. Ondan sonra.

vallah lan şeyhinin yediğini nerede yiyemeyeceğim dedim. Kibirlilik işte başka bir değil. Kibirlilik şeyhin taş yese taş. Taş yiyeceksin. O yemeği yemediler. Taş yediler zaten. Bitti. Ona döndü., meydenin kalkması geçti mi? Dedi işte efendim şöyle de böyle de filan. Kibirlilik. Sen nereyi yemeyi beğenmiyorsun? Şeyh efendi yapıştırdı. Ayrı yiyorsunuz. Midenizde birleşmiyor mu dedi. Karışmıyor mu dedi. Hani ayrı yiyor. Midede karışmadı mı? Karıştı. Sen şeyhinin yediğini yiyeceksin, içtiğini içeceksin. Kibirlilik etmeyeceksin. Beğenmemezlik etmeyeceksin. Etmeyeceksin. Sana ye demiş. Yiyeceksin veya kendisi yiyor. Hadi buyurun diyor. Buyuracaksın sen de. Yiyeceksin. Senin şeyhinin sohbet ettiği, onlarla muhabbet ettiği dervişleri sen beğenmeyeceksin. Öyle mi? Şeyhin ona değer vermiş, ders vermiş ona kıymet vermiş ders vermiş ona. Her ders alan derviş kıymettedir. Sen şeyhinin.

kıymet verdiği, ders verdiği kimseyi beğenmeyeceksin. Öyle mi? Defol git. Durma burada de git. Kibir. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> Bu kimseler bu böyle ehil olmayan insan onları anlatmaya devam ediyor. Gökyüzünün ekmeğinden, sofrasından nasipsizdir. Hak önüne bir kemik bile atmamıştır. Bu tip kimseler gökyüzünün sofras sofrasından, ekmeğinden nasipsiz. Buradaki ekmekten kasıt ne? Manevi rızık. Hz. Pir burada gökyüzünün ekmeğinden, sofrasından nasipsizdir deyince gökyüzünün ekmeği ne olur? Manevi rızık olur. E gökyüzünün sofrası ne olur? Cenabı. Hakk’ın has kullarına ihsan ettikleridir. Hani sufilerde bir tabir vardır. Allah’ın sofrasında oturmak. Sufi tabiridir bu. Veya. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sofrasında oturmak. Sufi tabirdir bunlar. Veya. Hz. Pirin hangi pirse sofrasına oturmak. Bunlar normalde sufi tabirdir. Veya üstadın sofrasına oturmak. Bunlar.

manevidir. Bunlar manevi sofradır bunlar. O yüzden gökyüzünün sofrası deyince manevi sofra. Sen durumuna göre üstadın sofrasına mı oturdun? Durumuna göre sen pirin veyahut da sahabelerin veyahut da geçmiş peygamberlerin ve. Hz. Peygamberin sofrasına mı oturdun? Manevi olarak gökyüzünün sofrası budur. Başka bir değildir. Bu normalde sufilerin yaşayacağı bir şeydir. Şimdi herkes. İsa. Aleyhisselam’ın havarilerine sofra indiğini zanneder. Sadece onlara sofra indi zanneder. Değil. Sen seyri sülükte bir sufiye de manevi sofra iner. Seyri sülükte sen bir müddet üstadın sofrasında nimetlenirsin. Üstadın sofrasındasındır. Senin seyri süluk devam ederken bir bakarsın ki üstat normalde pirin sofrasında oturmuş. Sen de o seül devam ediyorsa pir efendilerin sofrasında oturursun. Bunlar kitapta yazanlar değildir. Bunlar seyri süluk halleridir. Sen bakarsın sen üstadına tabin. Bir.

bakmışsın sen pirle beraber onun sofrasına oturmuşsun. Üstadın orada. Seyri sülukun devam ediyor. Pir efendilerden sonra sahabeler sofraya oturttur seni. Ondan sonra geçmiş peygamberler oturtturur. Hatta bir peygamber senin eğitimini aldıysa sen kurmaylığa doğru gidiyorsun. Eğer bunlar sana bunlar size bilgi olarak kalsın. Eğer sizi. İsa. Aleyhisselam’ın sofrasına oturuyorsanız evet sizin yolunuz çok açık. Son sofra. Hz. Muhammed. Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem’in gökten sofra gökyüzünün sofrası budur. Bunun manevi hali, tecelliyatı da budur. Eğer o kimse bu sohbetten çalar, bize ne sofralar kuruldu derse yalancıdır. Şimdi bilmiyorlar ya bunu. Bilmeyince bir başka yerde biz ne sofralarda oturuyoruz. Otur oturduğun yere yalan söyleme. Gökyüzü sofrası budur ve gökyüzünün normalde bu sofralar. Allah’ın sofrası. Herkese açık mı? Herkese açık. Herkese açık.

Ama senin bir üstadın var ise senin yolun kolay. Ama üstadın yoksa çok zor. Çok zor. O yolun yordamını bilmiyorsun çünkü. Çok zor. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden normalde ha ayet-i kerime var. Allah dilediğini hidayete erdirir. Dilediğini de sapıklık içinde bırakır der. O kimse sapıklığa doğru yol gidecekse sapıklığın içerisinde bırakır. Ama dilediğini de hidayet erdirir mi? Erdirir. Ona da hayır dilerse onu da dinde ince düşünen, ince fikirli, ince yaşantı, ince ahlak sahip eder ona. İyilikler rabbinizdendir. O yüzden iyiliği de başka yerden görme. Normalde gökten inen sofra dendiğinde sofra bu manevi ama o kimsede böyle bir olmadığı halde kendisinin öyle olduğunu satar. Allah muhafaza eylesin. >> Hak önüne bir kemik bile atmamıştır. O yüzden o kimse.

aslında aç açıktır manevi olarak. Manevi olarak elinde bir yoktur, önünde bir yoktur. O yüzden normalde. Allah’ı aslında sevmez, Allah’ın zikrine gelmez. O kimse de normalde boş bir insandır. İlim, irfan bilmez, edep, adap bilmez. Zikir bilmez. Nerede ne konuşacağını bilmez. Ama kendince kendisini farklı bir aynada tutar, farklı bir yerde tutar. Allah muhafaza eylesin. Onun dışı gösterişlidir. Şimdi insanlar gösterişli insanları çok seviyor. Tarih boyunca böyle olmuş ama üstadın arabası böyle giriş yapacak etrafında 20 tane de koruma koşacak yanında. Tabii arabalar pervane dönecek etrafında insanlar pervane dönecek. Kulaklıklar filan böyle telsizler. Gözümle gördüğümü söylüyorum dedim. Hayırdır? Mosat dedi üstada her an ne? Operasyon yapabilir, suikast yapabilir. A dedim lan o. Mossat buna operasyon yapacaksa dedim gömülsün yere. Ama.

bu algı lazım insanlara tabii. Böyle cübbesi sırmalı olacak, sarığı sırmalı olacak, asası özel olacak. Böyle birisi de öyle demiş. Benden için sünnette eksikliği var. Asası yok demiş. Bana söylene asa var dedim. Daha kullanacak hale gelmedim. Biraz daha yaşlanırsam dedim dengemi kaybedersem asa kullanırım. O zaman dedim ben sedef kalkmalı filan istemem. Ona öyle dedim. Şimdi öyle baktı. Pırlanta kaplamalı olmalı dedim. Bazılarının asası dedim pırlanta kaplamalıymış dedim. Böyle baktı dedim asalılar normal asa kullanmıyor ki dedim. Asaların da bakın asalarına. Hangi peygamber kullanırdı o süslü asaları? Kimse ona bakmıyor değil mi? Bakın karşıda bir tane asa var. Bak orada bak var ya orada bak. Peygamberlerin kullandıkları asa 3 aşağı 5 yukarı öyle. Arkadaki asa gibi bak süsü yok.

Bak işte. Peygamberlerin kullandı. Mesela. Musa. Aleyhisselam’a diyorlar ya hani. Cenâb-ı. Hak diyor ki. Musa’ya hadis-i kutsi ya. Musa elindeki nedir diyor. Şimdi hiç olmazsa bir şeyhin, bir alimin bu hadis-i kutsiden haberi olması gerekir ki vardır. Meşhurdur bu. Hadis-i kudsi. Musa. Aleyhisselam der ki, çünkü hadis kitaplarında da geçer bu. Musa. Aleyhisselam der ki, “Ya. Rabbi, ben bununla yırtıcı hayvanlara karşı kendimi ve koyunlarımı korurum. Bununla hayvanlarıma yaprak, hayvanlar çobanlık yapıyor ya. Bununla hayvanlara yaprak döktürüm aşağı. Yaprak silkeliyor. Buna yaslanırım. Buna dayanırım. Hani öbür peygamberler diyor ya. Musa. Aleyhisselam, “Ya. Musa neden lafı uzattın? Cenâb-ı. Hak sana diyor, “Elindeki nedir?” dedi. O da diyor ki, “Sevgiliyle bir kelime daha, bir kelam daha fazla etmek istedim. Beni neden hor.

görüyorsunuz?” dedi. Evet. Şimdi ben bu kıssayı anlatınca bizim kuyucunun babası aklıma geliyor. Dayım. Bunu böyle parantez içerisinde anlatmazsam içimde kalır. Şimdi kuyucuun babası. Kore gazisi adam asker aslında. Bir de onlar. Kore. Gazi maaşı alıyorlar. Bir de askeryenin bütün hastaneleri, postaneleri, her onlara serbest. Adam gitmiş savaşmış. Bitti. İyi bu böyle hasta ya işte bunu normalde bir gün böyle işte nefes darlığı filan var onda. Ondan sonra bunu kaldırmışlar askeri hastaneye. İzmir’e. Oradaki başhekim albay bunu muayene etmiş filan demiş. Seni yatıracağım hastaneye. Sen beni yatıramazsın demiş. Ben buranın başhekimiyim. Ben yatırırım demiş. Ben albay bilmem kim. Senin demiş. Genelkurmayın gelsin gene beni yatıramaz demiş. Demiş neden? Adam şaşırmış öyle. Neden? Yengemi göstermiş. Ben bunsuz yatmam çünkü demiş. Koca.

albay karıştırmış kendini. Demiş, “Nasıl ya? Bas baya” demiş. Ben onsuz yatmam demiş. Demiş onu da yatıracağım ya. “Seni yatıracağım” demiş. “Onu da yatıracağım buraya demiş. O zaman yatarım demiş.” Ne bu? Hani hanımı ya o demiş, “Ben tuvalete gideceğim zaman benim pantolonumu çıkarır” demiş. Tuvaletimi yaparım beni taharetlendirir. Sonra benim pantolonumu geydir demiş. Ben demiş gömleğimi çıkaracağım zaman gömleğimi çıkarır, gömleğimi geydirir demiş. Ben yürüyeceğim zaman ona tutunurum. Sen delersem ona yaslanırım demiş. Bana bunu anlatıyor. Yengem yenge değil dedim. Musa’nın asası gibi dedim ben de. Şimdi ona böyle araya girdim. Böyle bir baktı bana. Sonra dedim öyle ya. Sonra sen demiş dur ben yatıracağım buraya. Yüzbaşı üstmen, ne kadar orada komuta kademesi, doktor varsa hepsini toplamış başına. Demiş.

gelin ya gelin adam görün. Gelin demiş diyormuş. Bir daha anlat hanımıyla alakalı dayımın tam böyle sevdiği muhabbet. Dayım bayılır böyle şeylere. Dayından nasihat iste sana bin bir kitaptan nasihat versin. Erinden sonra kalkan garıdan, eğilden sonra ekilen darıdan, bal vermeyen arıdan. Hayır gelmez. Öyle bağırıyor. Tabii üç mahalle aşağıdan dinliyor. Zaten onun normalde kimse duymasın dediği muhabbeti alt sokak duyuyor. Bak. Neriman bunu kimse duymasın diyor. Alt sokak dinledi diyorum ben. Yüksek sesle konuşuyorlar. Bizim benim yüksek ses de belki de oradan geliyor. Hoş babam da böyle başlayınca saydırma bayırın yarısı duyuyordu da şimdi toplamış bütün hepsini de diyormuş ki bir daha anlat. Ah dayıyım canına camc başlıyormuş yengemi anlatmaya. Ben ona yaslanırım. Ben ona dayanırım. Benim pantolonumu çıkarır.

Beni taharetlendirir beni şöyle yapar. Beni böyle yapar. Yalan değil ha. Şaka maka değil. Ben dayımın pantolonunun düğmesini kendisinin çözdüğünü görmedim. Çorap giyip çıkardığını görmedim. Gömleğinin düğmesini çözüp tekrar iliklediğini görmedim. Ben elinde bir tane bardak taşıdığını görmedim. Şimdi kadınlara bu sözüm başlarındaki kocalarınızın kıymetini bilin. Değer verin adamlara. Benim dedem eline banyoda sabun almadan öldü. Anneme dedim, “Ne yapıyorsunuz?” “Yıkıyoruz.” dedi. Anneannem felç olunca dedenin ömrü boyunca eline sabun lif almadı dedi. Anneannem felç olunca haber gönderiyor. “Neriman gelsin.” Annem gidiyor koşa. “Ne yapıyorsun dedim ya? Ne yapıyorsun?” E dedi giriyor banyoya. “Sandalyesi var ya dedi.” “Evet dedim.” oturuyor dedi. E dedim ben bir güzel yıkıyorum, sabunluyorum dedi, lifliyorum dedi. Ondan sonra o dedi hani iş donununu dedi hani.

lütfediyor dedi böyle kızıyor ona. Hani iş donunu lütfediyor çıkarıyor sonra. Eline tas bile almıyor dedi. Bildiğiniz su tası almıyor. Bildiğiniz sabun eline almıyor. Bildiğiniz lif eline almıyor adam. Buradakınlara diyorum. Sakın evde uygulamaya kalkmayın. Vallahi sokakta bulursunuz kendinizi. Sakın ha öyle bir denemeyin. Aman ha. Allah muhafaza eylesin. Eviniz başınız bozulmasın. Öyle gömleği gel ilikle filan böyle. Veyahut da işte adam ya dayım da dahil buna. Adam içileyi geymiyor kendisi. Çıkıyor banyodan. Banyodan çıkmış adam. Sen onu kurulacaksın ve güzel. Ondan sonra falinasını giydireceksin. Ne giyeceksin? Gömleğini giydireceksin. Gömleğini ilikleyeceksin. İşte donunu giydireceksin. Ardından pantolonunu giydireceksin. Onun da düğmelerini ekleyeceksin. Kemerini de bağlayacaksın. Yemin ediyorum vallahi gözümle gördüğüm bu dayım kemerini bile bağlamıyor. Sakın siz ben adamlık yapacağım deyip.

de böyle bir yapmayın ya. Sakın. Aman ha. Sakın. Allah muhafaza eylesin. >> Kapattık parantezi. Bu kadar yeter. Allah bizi affetsin. O yüzden buradaki erkeklere söylüyorum. Bekarılara söylüyorum. Sakın ha evlenecek olduğunuz kızda ben gömleğin düğmesini iliklemem. Yok öyle çözmem. Sakın ha böyle şeyler söylemeyin. Allah muhafaza eylesin. Ömür boyu bekar kalabilirsiniz. Sonra bu sohbet bahane olmasın. Rabbim muhafaza eylesin. >> İşte o kimselerin. Cenâb-ı. Hak önüne bir kemik bile atmamıştır. Kemik kimedir? Çok affedersiniz itleredir. Onlar itten de değersizdir. Cenâb-ı. Hak onları normalde kemik dahi atmaz. Atmamıştır. Çünkü ayet-i kerime. Araf 79. Onların kalpleri vardır. Fakat onunla anlamazlar. Anlamazlar, idrak etmezler. Gözleri vardır fakat onunla görmezler. Kulakları vardır fakat onunla işitmezler. İşte onlar hayvan gibidir. Hatta dağ da şaşkındırlar.

Araf 79. Bu toplumu ifsat eden insanları dünya ve insanları dünyalık oran olarak gören heva ve hevesini ilah edinenler ve insanları saptıranlar, insanları bozgunculuğa uğratanlar, insanların din yolunu saptıranlar ve insanları bu noktada helaka götürenler, bu noktada ehil olmayan kimseler. Allah muhafaza eylesin. Bunlar 179 gibidirler. Bunlarda maneviyat yoktur. Bunların kalpleri, kalp gözleri açık değildir. Kalp kulakları açık değildir. Bunların kalbi akılları çalışmaz. Tabiri caizse bunlar hayvandan daha aşağıdır. Şimdi bu bütün müslümanlara mütteallik bir söylemiyorum bunu ama insanlar üzerlerine alınabilirler mi? Alınabilirler. Neden benim kalbi aklım çalışmıyor? Neden benim kalp gözüm açık değil? Neden benim kalp kulağım açık değil? Herkes kendini sorgulasın. Allah muhafaza eylesin. >> Oysa. Allah katında hani bu böyle dünyaperestler dünyaya çok ehemmiyet veriyorlar ya dervişlerden.

İşte para istiyorlar, mal istiyorlar, arsa istiyorlar, ev istiyorlar, araba istiyorlar, han istiyorlar, hamam istiyorlar. Milyon dolarları var. Daha milyon dolar olsun istiyorlar. Şatafat içerisinde yaşıyorlar. Evleri lüks, arabaları lüks, hayatları lüks. Lükse doymuyorlar ya. Bunlar normalde dünyaya gözünü dikmişler. Oysa. Cenab-ı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki. Allah katında dünya bir sineğin kanadı kadar bile değerli olsaydı. Allah katında dünya bir sineğin kanadı kadar bile değerli olsaydı kafire ondan bir yudum su bile vermezdi. Tirmizi geçiyor. Senin dünya malı için, dünya makamı için, dünya mevkisi için sen dinini istismar ettin. Ayetleri eğdin, büktün. Eğer dünya bu kadar kıymetli olmuş olsaydı, ayetleri eğip bükecek kadar kıymetli olmuş olsaydı, Cenâb-ı. Hak kafirlere bir yudum su bile vermezdi.” diyor. Dünya.

Mesnevi Şerhi (2275. Beyitten) Sohbeti

kıymetsiz olduğu için kafire, mümine, münafığa, mürtede dünyanın nimetlerini. Cenâb-ı. Hak sunmuş. O yüzden dünya nimeti o kimse de bol olabilir ama vakit değerli olan ilahi nasiptir. İlahi nimettir. Rabbim bizleri onlara kavuşanlardan eylesin. >> Amin. >> O ise o kimseler bahsediyor. O ise sofreyi yaydım. Hakkın vekiliyim. Halife oğluyum diye bağırıp durmaktadır. Ey aşağılık saf kişiler, gelin de ihsan keremimin sofrasından kimse mani olmaksızın yeyin demektedir. Normalde o kimse şeyhlik satıyor, halifelik satıyor ve diyor ki ben işte halifenin oğluyum dedi. Hani. Adem’in oğlu. Adem halife ya o da halife. Hani. Cenâb-ı. Hak meleklere dedi ki, “Yeryüzünde bir halife yaratacağım diye.” O da diyor ki, “Ben halifenin oğluyum. Gelin burada normalde nimetler var.” O yüzden o kimse. Allah’ın sofrasından,.

manevi sofrasan, kendisi aslında mahrum olduğu halde kendi kendini halife seçmiş, kendi kendini şeyh yapmış. Bir sabah kalkmış, “Ben şeyhim” demiş. Veyahut da ikiü kişi toplamış, “Sen şeyh ol” demişler. Öyle ya içimizde şeyhlik yapacak olan bir tek sen varsın. Sen şeyh olsun demişler. Veyahut da işte bir makam sahibi bir kimse kaldırmış telefonu filancayı şeyh seçin demiş. O da şeh seçilmişler. Orada seçimle gelmiş şeyhli veyahut da işte bir ehil olmadığı halde bir kimse ona bir böyle bir paye çıkarmış kendine. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> Aslında nefsin oyununa düşmüş. Şeytanın oyununa düşmüş. Heva hevesine kurban gitmiş. O seyrü sülük çıkarmadığı halde, o konuda manevi bir etkinliği, yetkinliği olmadığı halde kendi kendisine şeyhlik elbisesi giyip ben şeyhim deyip.

çartınıyor. Allah muhafaza eylesin. >> Oysa. Cenâb-ı. Hak diyor ki. Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Bu ayet-i kerimeleri bunlar okumuyorlar mı bilmem. Enteresan bir. O kimse kendi kendine bir görev adetmiş. Kardeş sen seyir sülük çıkardın mı? Bir şeyhin var mı senin? Senin şeyhin senin şeyhliğini ilan etti mi? Hayır. Elinde bir icazet var mı? Hayır. Nereden şeyhlik yapıyorsun sen? Kim verdi sana bu şehli? Ses yok. Seda yok. Ama şeyhlik yapıyor. Şimdi. Şeyh. Efendi vefat ettikten sonra da kendi kendine bizim eski dergahta zakirler türedi. Birisi demiş ki, “İheyfendi bana rüyada verdi zakirliği. Ha sağlığında vermediğinin rüyasında verdi.” Öyle mi? Adam kendi kendini zakir edecek ya. Kendi kendine halife edecek. Kendi kendine şeyh yapacak adam. Allah.

muhafaza eylesin. >> Ümmetim içinde deccallar ve yalancılar türeyecek. Bunlar size. Allah’ın ve resulünün hadislerinden söylenmemiş şeyler anlatacaklar. Sakının onlardan. Müslimde geçiyor bu hadise. Demek ki yalancılar türecek. Ona bir kimse şeyhlik vermediği halde ben şeyhim diyecek. Çıkacak, yalancı olacak. Onu normalde bir kimse vazifelendirmediği halde vazifeli ilan edecek kendini. Yalancılık yapacak. Deccal çıkacak, yalancılık yapacak. E ümmetin önünde de şimdi yalancı mehdiler var, yalancı şeyhler var, yalancı siyasetçiler var. Yalancı siyasetçilerin içinde dönekler var. Bugün söylediğini yarın reddeden kimseler var. Var. Milleti arkasına toplamış yürüyor. Var yalan söylüyor. İnsanları kandırıyor. Yalanla kandırıyorlar insanları. Adam kendi rüyasını anlatıyor. Kendi görmüş gibi başkasının da rüyasını anlatıyor. Yalan söylüyor. Var. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> Ve bakın hadislerinden söylenmemiş şeyler anlatacaklar.

Ayette geçmeyen, hadiste geçmeyen sanki hadismiş gibi anlattığı şeyler olacak. Kur’an ve sünnetten anlatmayacak size. Kur’an ve sünnete uygun ölçülerden anlatmayacak. Ya böyle absürt konular bulacak. Absürt, sanki tasavvuftan bahsediyormuş gibi absürt meseleler söyleyecek. Sizin, benim, onun, bunun anlamayacağı meseleler konuşacak. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> Bunlar çünkü toplumu saptırmak için, insanları saptırmak için uğraşıyorlar. Rabbim onlardan bizleri uzak eylesin. >> Amin. >> Ve ey aşağılık saf kişiler gelin. O saf, temiz dünyadan bir haber, dinin hakikatinden bir haber, Kur’an ve sünnetten bir haber ama kendince bir yol arıyor. Safiyane kendince gidecek bir kapı arıyor kendince. Allah muhafaza eylesin. >> Onlara diyor bu insanlar, “Gelin ey saf kişiler, gelin bana tabi olun. Gelin bana uyun. Düşün peşime düşün. Benim.

peşime düşün. Nereye gittiği önemli değil. Düş peşine onun. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> Ve bunlar normalde insanların önüne sahte sofralar kurar. İnsanların önüne yalan sözler söylerler ve insanları yalanla kandırırlar. Algıyla kandırırlar ve normalde bile yaparlar bunu. Çünkü bu insanlar saf. Hani susuz kalmış bir kimse su görmemiş. O su çamurlu da olsa içer onu. Çamuruna bakmaz. Bu benim. Allah beni affetsin. Ben yola girdiğimde bütün herkes derviş sufi. Baktım ben öyle kendimce ama herkes iyi niyetle o su temiz diye içiyor onu. Hani bir cemaate bir tarikata giriyor maneviyat arıyor kendince. Bir yol arıyor kendine. Ama daha önce berrak su içmemiş, saf su içmemiş. Içmeyince o kimse o içmiş olduğu suyu berrak zannediyor. Gerçekten bakın samimi, ihlaslı.

bir şekilde o sudan içiyor o onu. Ama saf ve berrak su olarak biliyor. Çünkü saf ve berrak bir su içmedi. Onu tatmadı. Onu bilmiyor çünkü. Bakın onu bilmiyor. Şimdi çeşmeden su içiyor belediyenin çeşmesinden. Onun için o çeşme berrak bir su. Temiz bir su. Ama dağdan ayı çeşmesinden su içmiş olsa o suyla belediyenin arasındaki suyun farkını bilecek. Bak iki suyun arasındaki farkı bilecek. Ama o kimse belediyenin o normalde hani kirli, paslı böyle bataklık kokan suyunu içince o su ona temiz geliyor. Şimdi. Bayındır’ın ovasında benim gençliğimde böyle arterzyjen basarlardı. O artezyyen suları böyle sanki içinde mazot varmış gibi, benzin varmış gibi böyle bizim oranın tabiriyle yapşak yapacak olurdu. Hafif bir koku olurdu. O suyu mecbur içerdi insanlar.

tarlada, bağda, bahçede. Neden temiz su yok? Veyahut da uzakta 2 km ötede, 3 km ötede bir orada bir temiz suyu var değil mi? Bir tane su ayarlardı. O 23 km 4 km yürür. Oradan su testesini doldurur getirir. İnsanlara o temiz suyu dağıtırdı. Onlar normalde çalışanların içerisinde onlara sucu denirdi. Şimdi o kimse manevi olarak bir yol yürüyecek ya yol arıyor. Hiç o temiz bir su içmemiş. O zaman ne yapıyor? Bir sofraya oturmamış. İlk gördüğü sofraya oturduğu ilk önüne gelen normalde sudan içti. Kendince o temiz su olarak görüyor. Adamı gördüm günlük bilmem kaç bin tane ya. Allah bilmem kaç tane şundan bilmem kaç tane bundan çekiyor. Bizim. Bayındır’ın dağ köyünde bir tane şeyh varmış haberimiz yok. Rüyasını.

bana anlatacağım diye uğraşıyor. Mustafa. Efendi hem de. Zikrullah yapıyor. Şimdi diyorum bu ne? Yetiştiremiyorum diyor. Rüya anlatacaktım sana diyor. Git şeyhini anlat dedim. Mübareği ne zaman rüya anlatsam dersimi yükseltiyor benim dedi. Hani onu bir rüya anlatıyor. 1000 çekiyorsa 2.000 tevhit çek diyor. Dedim kaç bin ya. Allah çekiyorsun dedim ben. İşte kusur bin ya. Allah çekiyor. Bilmem kaç tane şunu çekiyor. Yetiştiremiyorsun sen bunları dedim. Nereden bildin dedi. Manevi olarak biliyorum zanneti. Dedim değil ben itikafa girdim dedim. Günlük 70.000. Tevhidin kaç saat çıktığını biliyorum. 100.000 lafzi celalın kaç saat tuttuğunu biliyorum dedim. Sen bunları yetiştir mi? Yetiştiremiyorum dedi. Bu rüyamı o yüzden sana anlatıyorum dedi. Gideceğim mübareği anlatacağım dedi. Gene benim dedi hani zikrimi çoğaltacak dedi. Allah’ını.

dinine imanına söyle dedim. Senden başka dervişi var mı onun dedim. Hiç görmedim dedi. Ben gidiyorum rüyamı anlatıyorum dedi. Benim virdi çoğaltıyı gidiyorum dedi. Şimdi ona gideceğim gene dedi. Önce rüyamı sana anlatayım. Onu anlatmayacağım dedim. Dedim. Edebe mugay sen onu anlatacaksın. Ama adam onu şeyh olarak biliyor. Evet. Sen ona onun böyle hani ehil olmadığını söyleyemezsin. Adam üfürükçü, muskacı onu şeyh biliyor. Türkiye’de şeyhim diye dolaşanlar var. Gerçekten kendileri okuyorlar. Celbiye okuyorlar kendilerine. Siz. Celbiye’yi de bilmezsiniz. Özür dilerim. Evet. Her gün onlar virt halinde celbiye okurlar. Sen onu gören böyle onun böyle kendince manevi bu kimse der. Ona muhabbet besler. Mesela işte bir kadının kendisin, bir kadını kendine celb ettirmek istiyorsan kadının adını annesinin adı, babasının adını bir.

biliyorsan otur oku celbiyeye onu. Bunlar hiç bilmediğiniz şeyler değil mi? Öğrenmeyin zaten. Veyahut da bir kadın adamın diyelim ki kendisine celb etmek istiyor. Celbiye okur ona. Hani benim herkes biliyor şimdi. Anamın adı. Neriman, babamın adı. Hasan. Oturur bana celbiye okur. İşler mi. Mustafa. Özba? İstemez. Kimse heyecan yapmasın ama celbiye okur. Şimdi öyle şeyhim diyenler var. Günlük celbiye okuyorlar. Mesela işte içinde kim hali vakti yerinde zengin örnekliyorum. Murat. Murat’ın annesinin, babasının adını bildi mi yetti. Murat’a başlıyor okumaya celbiye. Murat neyi varsa götürüyor, döküyor önüne. Öyle hain. Bunlar şeytanın aklına gelmez ya. Bunların aklına gelir. Evet. Ve de sen onu manevi bir kimse olarak görürsün. Sen onu görmeden duramazsın. Gideceksin illaki. Emret dersin. Ne istiyorsan söyle. Ne.

istiyorsan söyle diye yıkarsın ona neyin varsa. Mesela. Celbiye’yi bir kadın bir adama okudu değil mi? Yandı adam. O kadını görmeden yaşayamaz. Yapamaz. Gidecek onu görecek. Orada yük bulur. Tabii adam kadına okudu diyelim ki kadın neredeyse döner gelir. Anamın döndürgeli gibi. Tabii gelir böyle o kadın adamın yüzüne bakar orada oturur. Hiç ama kalk kakar yat yatar git gider gelir. Neyin varsa getir getirir. Yutmuş hapı. Şimdi böyle hocalar var, böyle şeyhler var. Şimdi bunları okuyor. Tabii onu okuması için işte karşıdaki kimse zengin olacak veyahut da karşıdaki kimsenin böyle bir ondan faydalanacak. Adama celbiye okuyor. Kızını bana verir misin diyor. Adam ertesi gün kızını getiriyor ona. Nikahla diyor. Celbiye okuyor ona. Ve hanımın meşhur ya. Ben döndür gel.

diyorum ona. Vallahi o okurdu. Bize de okuyordu. Ben ne güzel. İzmir’de işim var. Mankenler etrafımda. Hayat 10 numara bende. Ha bir bakıyorsun. Bayinder’dayım. Bayındır’a gelince kafam basıyor. Ana gene okudun mu beni diyorum. Kız gülüyor. Ya neden okuyorsun diyorum. Benim işim ne güzel. İzmir’deyim. Allah rızası için ne istiyorsan söyle bana. Okuma diyorum ya. Bir telefon aç gelirim. Neden böyle yapıyorsun diyorum ben. Gülüyor. Hoşuna gidiyor kadının. Bir de teyit ediyor ya böyle hani okuduğunun geçtiğini görüyor. Annem okusun yemin ediyorum 3 gün değil. 3 gün sürmez ya. Hiç unutmuyorum. Bir tane uzaktan böyle bir akrabının kızı vardı. Bir polisle konuştular, görüştüler filan. Polis birden bana tayini çıktı. O kızcağız geldi yalvardı anneme. Kaç gün yalvardı? Annem okumam kızım.

Diyor. Hani normalde annemin kriterleri var. Yalvardı yakardı iyi okuyor dedi. Yemin ediyorum 3üncü gün adam. Van’ı bıraktı geldi. Ondan sonra önceden yıldırım nikahı vardı. Geldi. Bir gün de yıldırım nikahı kıydı. Kızı aldı gitti anneme dedim pes ya. Vallahi pes dedim. Seninle uğraşılmaz dedim. Ne yapayım?” dedi. “Çok yalvardı.” dedi. “Bak o kadar da konuştu bunlar dedi. Ne oldu?” dedi. “İki kişi birleştiler iç” dedi. O kadın dedim ya o kız nasıl okumayla gelen adamı nasıl kabul etti? Dedim ya. Tabii annem babama da okumuş. Bunlar ne güzel boşancanacaklardı. Tabii her iki tarafta böyle zengin, her iki tarafta öflü. Herkes böyle avukatları filan tuttular. Biz babamla anne adayı bakıyoruz. Karabela bu olur mu? Bu olmaz diyorum. Karabela bu olur.

mu? Olur diyorum. Bana sorduğunda herkes öğrendi. Cici anne adayları beni nasıl hoş karşılıyor. Mustafa nasılsın yavrum? Diyorum ha. Babamı cebellez edecekler çünkü. Kimisi saçını tarıyor babama sallıyor. Kimisi cam temizliyor. Babam diyor bu nasıl olmaz diyor. Ben seçici kuruluyum ya. A sen annem abime de ki benim kitaplarımı getir. Her şeyi almış götürmüş. Kitapları kalmış anamın. Döndür gel de onun içinde. Sen abim safım garibim benim. Hala daha diyorum lan ne ama götürdün diyorum ya. Ne güzel. Cici annemiz olacaktı diyor. Al götür. Babamın rengi anında değişti. Araya değerli bir arkadaşı vardı. Onlar girdi filan böyle. Meral teyze geldi. İsmail abi geldiler. Karı koca. Bir baktık annem geldi. Evde annem. Sonradan uyandım ben. Anneme dedim okudun mu? Kötü mü.

yaptın? Evimi topladım.” dedi. Yıllardır o kitaplar nerede bilmiyordum. En son. Ayşe’ye dedim, “Kızım bak bu kitaplar nerede?” dedim. “Bak bir gün gene” dedim bir okursun, yaparsın. Seni bu sefer bak dedim kim kurtaracak seni dedim. Abi bende onlar dedi. Gönder onları dedim. Başına iş açma sen dedim. Kafan dedim değiştir bozulur. Gönder onları bana dedim. Gönderdi. Kitaplar bende ama cidleri mitleri bozulmuş dağılmış. Tabii içinden başka şeyler de çıktı. Benle alakalı. Annem onların içine koymuş. Annem muhteşem kadın ya. Öyle hasıl kelam. Neler koyduğunu ben söylemeyeyim. Şimdi kitaplar geldi tabii içinde baktım o hani dualar var mı? Var. Daha kimseye okumadım. Kimseye de okumam. O işlerle işim yoktur. Allah beni affetsin. Ama hastalıklara karşı mesela öncesinden biliyorum onları ben.

Mesela hastalık veya işte cinniye tutulmuş veyahut da işte evlenemiyor, işi açılmamış, şu olmamış, bu olmamış hepsiyle alakalı var. Onlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu tip insanlar bunları da yapar. Bunları neden söylüyorum? O kim? O derviş zannediyor ki, o kimse zannediyor ki bu sahih bir insan. Halbuki celbiye okuyor. Kendine okuyor celbiyeyi. Mesela kendine okuyunca herkes ona muhabbet besliyor. Herkes onu seviyor. Arasından diyelim ki. Salih’i okudu. Değil mi? Salih yandı. Salih onu görmeden hiçbir yapamıyor. Örnek. İllaki gidecek görecek onu ve onun ne dediğini moto yerine getiriyor. O celbi okunmuş. Allah muhafaza eylesin. >> Gelin de ihsan keremimin sofrasından kimse mani olmaksızın yeyin demektedir. O kimse kendisinin sofrayı kendisinin görüyor. Allah’ın görmüyor. O diyor ki gelin benim.

soframdan yiyin. O diyecek ki. Allah’ın sofrasına davet etmesi gerekirken o normalde kendi sofrası varmış gibi o manevi sofra kendisininmiş gibi davet ediyor ve insanları kendisine davet ediyor. Kendisine. Allah ve resulüne değil. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. >> Burada bir rakayım inşallah onlar da onun başına toplanırlar. Nimet ve ihsan istedikçe yalancı şeyh yarın der. Fakat bir türlü o yarın gelip çatmaz. Buradan devam edeceğiz önümüzdeki hafta. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. >> Bizden yana da helal olsun inşallah. Bazen buraya geç çıkıyorum. Hani böyle işte yaşlılık, ihtiyarlık artık. Ondan sonra bazen kafa göz dağılıyor bizim. Kafa göz dağılınca işte bir kahve içelim, bir çay içelim. Kafa göz yerine gelsin diye biraz böyle işte kendimizce bir nefesleniyoruz. O yüzden bur.

o nefeslenince de buraya geç bazen çıkıyoruz. Saatimiz aşıyor. Hoş. Bunun için de önceden söyledim. Bundan sonra artık benim saatim, dakikalarım, kuralım, kaidem öyle mutatlıktan çıktı. Bunu böyle hani kendimi acındırmak için söylemiyorum. O yüzden böyle saatler, dakikalar uymaz, günler uyumaz. Şimdiden hakkınızı helal edin tekrar. >> Allah razı olsun. Elfatiha selam.

İlgili Sohbetler

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Mesnevi Şerhi (2275. Beyitten) konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Mesnevi Şerhi (2275. Beyitten) sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.