Cuma, 16 Ekim 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Esma ·

Kişinin durumuna ve konumuna göre esmâ verilmesi Resûlullâh’ın sünnetidir

Tasavvuf yolunda kişinin durumuna ve konumuna göre Cenâbı Hak'ın isimlerinden uygun olanların verilmesi, Resûli Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin sünnetidir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette bu husûsun delîllerini ve uygulamalarını îzâh ediyor. Resûlullâh efendimiz sahâbei kirâmı eğitirken her birine farklı isimler ve sıfâtlar yakıştırmıştır.

Hazret-i Peygamber, Muâz bin Cebel’e onun seviyesine göre nasîhat eder. Sohbette bu hadîs, sûfîlerde herkese seviyesine göre esmâ ve râbıta verilmesinin dayanağı olarak okunuyor: «Allâh’ı görür gibi ibâdet et, nefsini ölülerden say» ve «dilini tut».


Muâz bin Cebel’in Nasîhat İstemesi

Muâz bin Cebel, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine diyor ki: Bana nasîhatte bulun.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri öyle bir nasîhati ediyor ki — ona bakın — herkesin seviyesine göre bir nasîhat var. Herkesin seviyesine göre. Muâz bin Cebel’in seviyesini dinleyin şimdi.

Sûfîlerde Bir Öğreti: Seviyeye Göre Esmâ

Bu sûfîlerde bir öğretidir: Karşıdaki kimsenin seviyesine göre Esmâ durumuna göre esmâ vermek; seviyesine göre râbıta vermek; seviyesine göre ona mânevî yolda yürütmek.

«Allâh’ı Görür Gibi İbâdet Et»

Bakın, Muâz bin Cebel’e Peygamber sallallâhu zâten Nasihatı görür gibi O’na ibâdet et.

Hani îman nedir, İslâm nedir, ihsân nedir hadîs-i şerîfinde ihsanını târif ederken ne diyordu? Allâh’ı görüyormuşçasına ibâdet etmendir. İhsân. Sonra bir çift altını söylüyordu: Sen O’nu görmesen daha iyi her dâim O’nun seni gördüğünü düşünerekten yaşaman, öyle ibâdet etmendir diyordu.

İşte Muâz bin Cebel’e de aynı şeyi târif ediyor.

«Nefsini Ölülerden Say»

O diyor ki bana nasîhat et; o da diyor ki: Allâh’ı görür gibi O’na ibâdet et; nefsini ölülerden say. Nefsini de ölülerden say; ölmüş sayın.

Şimdi ölene ekmek lâzım mı? Değil. Su lâzım mı? Değil evladım mı? Değil. At, araba, avrat, çoluk çocuk lâzım mı? Değil.

Ölene lâzım hiçbir şey lâzım değil. Allâh’tan rahmet lâzım, bereket lâzım; Allâh’tan hidâyet lâzım, îman lâzım, cennet lâzım, cemâlullâh lâzım. Ölüye lâzım olan bu.

Ölüye Marka Gömlek Lâzım Değil

Ölüye ekmek lâzım değil, su lâzım değil ölüye eşyâ lâzım değil; marka gömlek lâzım değil, marka pantolon lâzım değil, lüks araba lâzım değil. Öyle ya.

Öldün gittin; beş metre kefen bulursan ne olur? Beş metre kefen bulmazsan — kefensiz Yanacağım mı denizde mi boğulacaksın? Ormanda kaybolacağın hayvanlar mı parçalayacak? Bir Bombom patlayacak? Bir yangın mı olacak? Ne olacak, belli mi? Değil. O kefeni bulamamak da var.

Bu, Fenâ Makāmıdır

Ha, demek ki ne diyor? Kendi nefsini ölülerden say. Bu otomatikman bir kimsenin fenâ olması — direkt nefsini ölülerden say.

Fenâ; onun fenâ makāmı. Dünyâ hırsında nefesinde her şeyden kurtuldu sıyırıldı gitti.

«Bundan Daha Faydalısını Haber Vereyim mi?»

Eğer dilersen, senin için bunlardan daha faydalı bir şey haber vereyim mi diyerekten diyor. Bunlardan daha faydalı. Sana bir şey söyleyeyim mi? Söyle.

Yine dilini gösteriyor. Ona bunlardan daha faydalıdır diyor: Diline sâhip çıkmak.


Not: Kaydın altyazısı noktalamasızdır; cümle sınırları mânâya göre verilmiştir.

Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi sohbetleri | Seri: Esma

Ek kaynaklar:

  • Hadîs-i şerîf — Muâz bin Cebel’e nasîhat — «Allâh’ı görür gibi ibâdet et, nefsini ölülerden say» ve «bunlardan daha faydalısı: dilini tut» nasîhati.
  • Hadîs-i Cibrîl — ihsân — «Allâh’ı görüyormuş gibi ibâdet etmendir; sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.»