Zikrullah’ta Ses Tonu Nasıl Ayarlanmalıdır? Mahalle derslerinde zikrullah yapılırken ses tonunun nasıl ayarlanması gerektiği meselesi önemli bir konudur. Mahalle dersini yaptıran kişi, belirli bir ses tonu verir ve herkes o ses tonuna uyum sağlar. Ancak ders, başka birinin evinde yapılıyorsa ev sahibi, uygun ses tonunun ne olması gerektiğini dersi yaptıran kimseye bildirmelidir. Bu durumda herhangi bir sorun yaşanmaz. Altın Günü Yapmak Caiz midir? Altın günü yapılıyorsa o gün herkes altınını alıp getirir; bu durumda bir sakınca yoktur. Fakat altın yerine
para getirildiğinde, yani “Ben bugün altın yerine para getirdim” denildiğinde bu işlem faize girer ve doğru olmaz. İslâm fıkhında altın ve paranın birbirine doğrudan takas edilmesinde “yed-i bi-yed” (peşin teslim) şartı aranmaktadır. [1] İslâm’da Kavmiyetçilik ve Milliyetçilik İslâm öncesinde de sonrasında da aşırı kavmiyetçilik ve milliyetçilik kabul görmemiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Asabiyet (kavmiyetçilik) davasına kalkışan, onun için savaşan ve onun uğrunda ölen bizden değildir.” [2] Kur’ân-ı Kerîm’de ise şöyle buyrulmaktadır: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi
bir erkek ve bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, en çok takva sahibi olanınızdır.” [3] Osmanlı Devleti bünyesine milliyetçilik fikrini sokan unsurlar, büyük ölçüde dış güçlerin etkisiyle hareket etmiştir. Bu akım önce Balkanlarda başlamış ve birçok topluluk bağımsızlık talep etmeye yönelmiştir. Osmanlı, Balkanlarda kardeş kanı ve Müslüman kanı dökülmesin diye geri çekilmiştir; burada askeri bir mağlubiyetten ziyade, bilinçli bir tercih söz konusudur. Ruslarla yapılan savaşta ise Ruslar Edirne’ye, hatta Büyükçekmece’ye kadar ilerlemişlerdir.
Bu süreçte İngilizlerin siyonistlerle birlikte yürüttüğü siyasi oyun, Osmanlı’nın parçalanmasında etkili olmuştur. Nitekim İsrail devletinin kurulması sözünü veren İngiltere olmuştur ve bu süreçte mali gücü elinde tutan çevrelerle iş birliği yapılmıştır. Eğitim Sistemi ve Dini Öğretim Meselesi Günümüz eğitim sisteminin başarısızlığı açıkça ortadadır. Eğer eğitim sistemi başarılı olsaydı, üniversiteye girmek için özel kurslara ve özel okullara ihtiyaç duyulmazdı. Özel okulların ve dershanelerin ücretleri son derece yüksek seviyelere ulaşmıştır. Bu durum, kaliteli eğitimi yalnızca ekonomik gücü belirli bir seviyede olan ailelerin
çocuklarına erişilebilir kılmaktadır. Dini eğitim açısından da ciddi sorunlar mevcuttur. Diyanet İşleri Başkanlığı, ülkedeki tek resmî dini kurum olmasına rağmen laik bir yapıda işlemektedir. Kurum bünyesinde dini hassasiyeti yeterli olmayan görevlilerin bulunduğu bilinmektedir. Bu durum, toplumun dini eğitim ihtiyacının karşılanmasında ciddi bir açık oluşturmaktadır. İlahiyat Fakültelerindeki Sorunlar İlahiyat fakültelerinde verilen eğitim de tartışmalı bir alandır. Bazı akademisyenler “hadis inkârcılığı” ya da “mezhep inkârcılığı” gibi yanlış yaklaşımları benimsemekte ve öğrencileri bu yöne sevk etmektedir. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça buyrulmaktadır: “Peygamber size
ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının.” [4] Bu âyet, sünnetin ve hadislerin İslâm’daki vazgeçilmez yerini ortaya koymaktadır. İlahiyat fakültelerine gönderilen öğrencilere şu tavsiyede bulunulmalıdır: Hadis inkârcısı olmayın, mezhep inkârcısı olmayın, âyet inkârcısı olmayın. Hocalarınızla çatışmayın, ancak doğru bildiğiniz yoldan da sapmayın. Namazın Farzları ve Temel İbadet Bilgisi Namazın içindeki farzlar şunlardır: Ayakta durmak (kıyam), rükûya gitmek, secde etmek ve oturmak (ka’de). Bu dört rükün, namazın olmazsa olmazlarıdır. Fâtiha okumak ise Hanefî mezhebine göre vâcip olup namazın
farzından sayılmamıştır. [5] Bu nedenle hiçbir sûre bilmeyen bir kimse, yalnızca tevhid kelimesiyle dahi namazını kılabilir. Gusül Abdesti Bilgisizliği ve Toplumsal Boyutu Günümüzde karşılaşılan en vahim durumlardan biri, Müslüman olduğunu söyleyen pek çok kişinin gusül abdestinin farziyetinden bile haberdar olmamasıdır. Evlenmiş kadınlar ve erkekler arasında gusül abdestini bilmeyen, hatta Fâtiha Sûresi’ni okuyamayan insanlar bulunmaktadır. Bu mesele, toplumun dini eğitim seviyesindeki düşüşün açık bir göstergesidir. Aileler, çocuklarını evlendirirken karşı tarafın dini bilgi seviyesini sorgulamak durumundadır. Zira gusül abdestini inkâr etmek, fıkhî
bir mesele olmaktan çıkıp itikadi bir sorun hâline gelmektedir. Kur’ân ve Sünnet Merkezli Tebliğin Önemi Dünya üzerinde mezhep, meşrep ve tarikat ayrımı gözetmeksizin, salt Kur’ân ve sünneti esas alarak tebliğ yapan toplulukların sayısı oldukça azdır. İmamların içtihadını da göz önünde bulundurarak, Kur’ân-ı Kerîm’i ve Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetini konuşan toplulukların azlığı son derece üzücü bir durumdur. Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün sünneti.” [6]
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=CKUT19ReftM