dergah-sohbetleri

Miraç Kandili Sohbeti – 26.01.2025


İsrâ ve Mi’râc Hâdisesi: Farklı Rivâyetler

Rûdânî Hadis Külliyatı’nda yer alan dört farklı hadîs-i şerîfte Mi’râc hâdisesi dört farklı hâlde anlatılmaktadır. Birincisi, Enes bin Mâlik’ten rivâyetle Kâbe’nin avlusunda Hatîm’de yatarken (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî); ikincisi, Ebû Zer’den rivâyetle evinde tavanın yarılmasıyla (Buhârî, Müslim); üçüncüsü, Şeddâd bin Evs’ten rivâyetle yatsı namazını kıldırdıktan sonra (Buhârî, Müslim, Bezzâr, Taberânî); dördüncüsü, Enes’ten rivâyetle otururken aniden Cebrâîl’in gelip sırtına vurmasıyla (Bezzâr, Mecma’u’z-Zevâid). Dört değişik mekân ve hâlde anlatılan bu rivâyetler, Mi’râc’ın tek seferlik bir hâdise olmadığını göstermektedir.

Kaynaklar: el-İsrâ, 17/1; en-Necm, 53/7-17; Rûdânî, Cem’u’l-Fevâid, hadîs no: 8438, 8441, 8447, 8449; Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Müslim, Îmân, 259.


Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Mi’râc’ta Allah’ı Görmesi

Hz. Peygamber (s.a.v.), “Rabbimi en güzel sûrette gördüm” (Tirmizî, Tefsîr, 39, hadîs no: 3235), “Rabbimi gördüm” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, V/584) ve “Bu gece Rabbim bana en güzel bir sûrette geldi” buyurmuşlardır. Bu hadîs-i şerîflerden anlaşılıyor ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hem uyku hâlindeyken hem de uyanıkken Rabbini gördüğünü beyân etmektedir.

Sahâbe-i kirâmdan Abdullah bin Abbâs (r.a.), “Muhammed Rabbini gördü mü?” sorusuna “Evet” diye cevap vermiştir (İbn İshâk rivâyeti). Yine İbn Abbâs, “Allâhu Teâlâ, peygamberler arasında Mûsâ’ya kendisiyle doğrudan konuşma, İbrâhîm’e onu kendisine dost edinme, Muhammed’e ise kendisini görme özelliğini bağışlamıştır” demiştir. “Muhammed Rabbini gözleriyle gördü” (Müslim, Îmân, 291) ve “Muhammed Rabbini iki defâ gördü” (Müslim, Îmân, 291) rivâyetleri de İbn Abbâs’tan nakledilmiştir.

Ebû Zer el-Gıfârî (r.a.), “Gözünün gördüğünü kalp yalanlamadı” (en-Necm, 53/11) âyetini tefsîr ederken, “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Rabbini gördü” demiştir. Ebû Hüreyre’ye (r.a.) de “Muhammed Rabbini gördü mü?” diye sorulmuş, o da “Evet” demiştir (Kıraat âlimi Ebubekir en-Nakkâş rivâyeti). İmâm Ahmed bin Hanbel (r.a.), “Ben İbn Abbâs’ın rivâyet ettiği hadîsten anlatılanı aynen kabûl ediyorum; Resûl-i Ekrem Allâhu Teâlâ’yı gözüyle gördü: onu gördü, onu gördü, onu gördü… diye nefesi tükeninceye kadar söylemiştir” demiştir.

Kaynaklar: en-Necm, 53/7-17; Tirmizî, Tefsîr, 39, hadîs no: 3235; Müslim, Îmân, 291; Ahmed bin Hanbel, Müsned, V/584; Kâdî İyâz, eş-Şifâ bi-Ta’rîfi Hukûki’l-Mustafâ, I/410-417; Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid; Ali el-Kârî, Şerhu’ş-Şifâ.


Âlim ve İmâmların Bu Konudaki Görüşleri

Eş’ariyye mezhebinin imâmı Ebu’l-Hasan el-Eş’arî ve onun mezhebinden olan âlimler, “Resûl-i Ekrem, Cenâb-ı Hakk’ı gözleriyle —başındaki iki gözüyle— görmüştür. Peygamberlere verilen mûcizelerden biri de Peygamberimize bağışlanmıştır; ayrıca kendisine Allah’ı görme üstünlüğü verilmiştir” demişlerdir. Mâlikî kâdısı, hadis ve fıkıh âlimi Kâdî İyâz, “Allâhu Teâlâ’nın dünyâda görülmesi aklen câizdir; Mûsâ’nın (a.s.) ‘Rabbim, kendini bana göster de sana bakayım’ (el-A’râf, 7/143) demesi bunun delîlidir. Bir peygamberin Allah katında câiz olanla olmayanı bilmemesi imkânsızdır” demiştir.

Hasan-ı Basrî, “Elbette Muhammed (a.s.) Rabbini görmüştür” diye yemîn etmiştir (Abdürrezzâk es-San’ânî rivâyeti). Tabiînden müfessir İkrime el-Berberî de aynı görüştedir. İlk devir sûfîlerden muhaddis ve müfessir İbn Atâ, “İnşirâh” sûresini tefsîr ederken, “Allâhu Teâlâ, Resûl-i Ekrem’in göğsünü kendisini görebilmesi için açmıştır” demiştir. İmâm-ı Âzam, “Ben doksan dokuz kez Allah’ı rüyâmda gördüm” buyurmuştur.

Kaynaklar: el-A’râf, 7/143; el-En’âm, 6/103; Kâdî İyâz, eş-Şifâ, I/413-417; Mâverdî, en-Nüket ve’l-Uyûn; Ebû Leys es-Semerkandî, Tefsîr; İmâm Rabbânî, Mektûbât, I/283.


Ebû Zer el-Gıfârî: Hak İçin Yaşamak

Ebû Zer el-Gıfârî (r.a.), İslâm’ın ilk yıllarında Müslüman olmuş, Mekke’de müşriklerin ortasında “Lâ ilâhe illallâh” diye haykırmış, dövülmüş, Hz. Hamza tarafından kurtarılmıştır. Gıfâr kabilesine dönüp tüm kabilesini Müslüman etmiş ve tam teçhizatlı olarak Medîne’ye hicret etmiştir. Hz. Osman döneminde sahâbenin hayat standardını eleştirmiş, “Muhammed zamanında böyle yaşanmazdı, siz dünyâya daldınız, cihâdı terk ettiniz” demiştir.

Şam’a gönderildiğinde şehre bile girmemiş, hurma dallarından bir çadır kurmuş, gençlere Allah’ı ve Muhammed’i anlatmıştır. Muâviye’nin sofra dâvetlerine gitmemiş; nihâyet gittiğinde sofradan bir avuç pilav alıp sıkmış, kanla irin aktığını göstermiştir. Medîne’ye dönünce şehrin dışında yalnız yaşamış, yalnız vefât etmiştir; tıpkı Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Sen yalnız yaşar, yalnız ölürsün; çok hayırlı bir cemaat senin namazını kılar” buyurduğu gibi. Abdullah bin Mes’ûd (r.a.) talebeleriyle hadis okutmak için dışarı çıktığında, yolda Ebû Zer’in cenâzesine rastlamış ve namazını kılmıştır.

Kaynaklar: Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 34 (Ebû Zer’in Müslüman oluşu); Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 132; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, II/46-73; İbn Sa’d, et-Tabakât, IV/219-231.


Âhir Zaman Âlimleri Hakkında Uyarılar

Hz. Peygamber (s.a.v.), “Âhir zamanda dîni ile dünyâyı talep eden insanlar zuhûr edecektir. Bunlar yumuşak koyun postu içinde, baldan tatlı dilleriyle insanları kandırırlar; ancak onların kalpleri bir kurdun kalbi gibidir” buyurmuştur. Cenâb-ı Hak şöyle buyuracaktır: “Beni aldatmaya mı çalışıyorsunuz? Zâtıma yemîn olsun ki bunlar üzerine öyle bir musîbet göndereceğim ki, içlerinde en halîm olanlar bile şaşkına dönecekler” (Tirmizî).

Yine Müslim’de nakledilen bir hadîs-i şerîfte, “Âhir zamanda yalancılar ve hilekârlar olacak; ne sizin ne de atalarınızın o zamâna kadar duymamış olduğu şeylerle gelecekler. Onlardan uzak durun ve onları uzağınızda tutun ki sizi yanlış yola saptırıp fitnenin içerisine atmasınlar” buyurulmuştur. Dârimî’de nakledilen hadîste ise “Âhir zamanda şerlilerin en şerlisi kötü âlimlerdir” denilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Buhârî’de buyurmuştur: “Öyle kimseler vardır ki, ten renkleri bizimle aynıdır, bizimle aynı dili konuşurlar; doğru şeyleri lânetlemiş olduğunuz yanlış şeylerle karıştırırlar. Cehennem kapılarında durup insanları içeri girmeye dâvet ederler; onları dinlediğiniz vakit tutup sizi içeri iterler.”

Kaynaklar: Tirmizî, Zühd, 60 (koyun postu hadîsi); Müslim, Mukaddime, 7 (yalancılar hadîsi); Dârimî, Mukaddime, 27; Buhârî, Fiten, 11 (cehennem kapıları hadîsi).


Nûr-ı Muhammedî ve Yaratılış

Sûfîlerin yaratılışla ilgili anlayışına göre, Cenâb-ı Hak hiçbir şey yokken tanınmak istemiş, kendi rûhâniyetinden ve nûrâniyetinden bir şey yaratmıştır. Bu yaratılana ilk hitâb Allah’tan gelmiştir: “Kün yâ Muhammed” (Ol yâ Muhammed). Bu hitâb karşısında yaratılan Nûr-ı Muhammedî irkilmiş, heyecanlanmış, aşk ona vurmuş ve o, aşkın diliyle “Lâ ilâhe illallâh” demiştir. Cenâb-ı Hak da “Muhammedün Resûlullâh” buyurmuştur. Muhammed-i Mustafâ (s.a.v.) kendinden geçip zikre dalmış; Cenâb-ı Hak onun zikrinden semâları, nebâtı, cisimleri, hayvânâtı, kalemi, Levh-i Mahfûz’u, Arş-ı A’lâ’yı ve tüm varlık âlemini yaratmıştır. Varlığın hangi derecesine giderseniz gidin, görecek olduğunuz nûr, Nûr-ı Muhammedî’nin nûrudur.

Kaynaklar: Abdürrezzâk es-San’ânî, el-Musannef, hadîs no: 18678 (Nûr-ı Muhammedî rivâyeti); Muhyiddîn İbnü’l-Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, I/118-120; Süyûtî, el-Hasâisü’l-Kübrâ, I/4-8.


Sevgi ve Muhabbet

İnsan için üç sevgi vardır: Allah’ın sevgisi, Resûlullâh (s.a.v.) sevgisi ve bizden olanların —mü’minlerin— sevgisi. Hz. Âişe annemiz, “Beni nasıl seviyorsun?” diye sorduğunda Hz. Peygamber (s.a.v.), “Kördüğüm gibi” buyurmuş; arada sorduğunda “İlk günkü gibi” demiştir. Eşlerinizi kördüğüm gibi sevin, bu ibâdettir. Çocuklarınızı, arkadaşlarınızı, dostlarınızı, mü’minleri sevin; bunlar ibâdettir. Sevginiz dilde kalmasın, fiiliyâta dönsün. Bu vahşi dünyânın vahşi insanları içinde birbirimizi sevgiyle yoğuralım, birbirimizi anlamaya çalışalım; hem içinizin rengi hem de etrafınızın rengi değişecektir.

Kaynaklar: Buhârî, Îmân, 9 (sevginin îmândan oluşu); Müslim, Birr, 66 (“Birbirinizi sevmedikçe îmân etmiş olmazsınız”); Ahmed bin Hanbel, Müsned, III/128.