Mesnevi Okuması (1800.Beyit) 16.12.2023 konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Okuması (1800.Beyit) 16.12.2023 hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız.
Ezmeyi. En dikkaldığımız yerden devam edeceğiz. inşâallah bugün yayında yayınlarken hata yapışım herhalde. Binsekizün, züncü, beyetten devam ediyoruz. Tabi böyle, ben genelde, Mesnevî, böyle işte, turç yereştirenlerde, beytiler, farklı, farklı, numaralandırmalar. Ama siz, beyten anlayayım. Nerede olduğumuz, öyle söyleyeyim. inşâallah. Eyi şekerde döklerine, paha bir çilmeyeyim güzel. Diyor hanenine, ne bahaneler buluyoruz. Tabi bundan önce ki, geçen haftaki beyti, her sabah, doğudan parlayınca seni, doğup bunları. Yani güneş gibi, çoşmakta, zuhur etmekte buldu.
Buradan devam ediyoruz. Saburdun, Hz. P. Cenâb-ı Hak’a karşı olan, nefesleri bunlar? Allah’a karşı olan. Nefesleri, yani Cenâb-ı Hak’la tabiricayı, onunla sohbet ediyor. Eyi şekerde döklerine, paha bir çilmeyeyim güzel. Yani burada ki, Allah’a Alem kastı, Cenâb-ı Hak’ın sıfatları ile alakalı. Bunu baktığımızda, ey sıfatlarının ve tecelliyatlarını, paha bir çilmeyeyim sevgili.
Senin kelimelerinin tecelliyatların, bitmez. Sen ki, her an bir şen yüz elvesi. Diyen tanımlana bilinler. Tabi kef sures, ağet yüz dokuzda da, ey Muhammed, deki. Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkeb olsa, Rabbimin sözleri, bitmeden denizler, biter. Bir o kadar da denizi yardım olarak katsakında. Yani, siz Cenâb-ı Hak’ın sıfat sal tecelliyatlarını, ve hatta Cenâb-ı Hak’ın bununla bu manada, sıfatlarına, akın erdirmek, o sıfatlara bir son vermek, ve hatta o sıfatlara karşı herhangi bir şey gürütmek, mümkün değil ve her ne kadar termizinin derlediği, hadişevlerde Cenâb-ı Hak’ın dokuz, ismi şerifi olsa da, imam şafiye göre bin bir ve hatta su filere göre Cenâb-ı Hak’ın sayısını sıfatları var.
Ve her sıfatında farklı farklı tecelliyat noktasında sonsuz tecelliyatları var. Öyle olunca, Hazret-i Pirir diyor ki, Pahabicilmez senin tecelliyatlarına, Pahabicilmez.
Bu ya, bunun karşılığı yok. Ve Devah’ın ene, ne bahaneler buluyorsun? Devah’ın ededi kendisi, yani sen aşığına, ne bahaneler buluyorsun? Bahane bulma, beni Cemal’in de, Fena’a ile, beni o Cemal’in de, de ahime ile diye, buna bahane bulmadıyor. E tabii, böyle olunca da yine Hazret-i Pirir, Devah’ın edebiyatına karşılıyor. Bizim ki, Devah’ın edebiyatı değil ama, hani buna yine bir şehirle karşılık vermek gibi, karşılıkta değil şerhettmek değilimiz. Allah’a fessin. Burnum Cemal Kugus’a olmuş.
Göz, Cemal’in’in hayali ile olmuş. Benim gibi, Fukara’a divane, senin Cemal’in her daim umar. Ruslatını bekler. Bu divane’ne, bir gözat, bir dinle, bahane bulup, kulak asmazlık etme. Sebepsiz, bahanesiz, çekip gitme, hatalar mı, kusurlar mı, bahane, etme, halim kötü hayatım perişan, gönlüm arabat, aklım, ferarda, ama sebepsormak, bahane araba, kimin hatdine, kimsen hatdine değil.
O istediğine istediği gibi tecelleder. istediğine istediği gibi kendisine yakın eder. istediğine istediği anda kendisine, alır kendisine alır. O kendi seçtiği, suvi yoluna koyar. O kendi seçtiği, bir mürsi de camiler rahmetler. O seçer. İnsanlar perdönünde kendi seçmiştiki bir görür, değil. O seçer. Haram, bahaneler, üretenlerden biz, bahaneler üretenlerden olmayalım inşâallah. Eee, eski cihana, taze, can olan, canlısız ve gönlısız bir hale gelmiş olan, tenden çıkan feriat ve fikanı işit.
Eee, eski cihana, taze, can olan. Yani bütün her şey yaratan ve eski cihana yeniden halkede yeniden var eden. Hale, yoktan yaratan var edendir. Ve varlıktan varlığın geçeceği yolu da halleri de yaratandır. Yambir şey’e suyu yaratır, suyu geçecek olduğu perdeleri, suyu geçecek olduğu merhaleleri de yaratır. Her şey yaratan odur.
El muhid o da yaratıklarını yok edip, sonra tekrar dildecek olandır. El muhid, yani Allah halkedir, halkedir ile el muhid ismi şeref ile yok edir. Yine el muhid şeref ile ne yapar? Yine var eden. Aynı zamanda el muhid ismi şeref vardır. El muhid’e ihya eden yaratıklarını can verendir. O yüzden öyle olunca, Hazret-i Perdi yok ki, hey, eski gibi görünmen bu cihana taze can olan. Yani bu tüm varlığa can olan.
Bütün varlığın, ol varlık, Allah’ın nurlunun içindedir. Yerinde, göğünde, nuru Allah’tır da. Ne tarafı, dönerseniz dönün, varlık, Allah’ın nurlunun içindedir. Bütün varlık. O zaman senin altını da üstünü de da solunu da içini de dışının da kaplar Allah’ın nuru. Sen Allah’ın nurlunun içinde yaşarsın. Bütün varlık, Allah’ın nurlunun içindedir.
Varlık, Allah’ın nurlunun dışında değildir. Varlık, tamam yet de Allah’ın nurl ismi şerefini içindedir. Ve bu nurl ismi şeref ile Hazret-i Muhammed Mustafa’nın ruhan eti ve nuran eti ile tecelledir. Yani onun üzerinden tecelledir. O yüzden her net tarafı bakarsanız bakın, aynı zamanda da peygamber salullan ve selamaz etlerinin, ruhan etini ve nuran etini görürsünüz. İşte Hazret-i Bir burada diyor ki, eski varlığa. Yani bir an önce çünkü bir anda o vardı eski de yok etti.
Bakın bir anda eski de yok etti. Hiçbir şey yok. O, aymısıyla yaratmaz. Benzerini yaratır. Aymısı değildir. O her an her şeyi yeniler. Senede, beni de her şeyi. Bütün varlığı yeniler. Ama bizim gözümüzün tembellinden kalbimizin tembellinden, biz onu anlayamayız. O her an her şeyi yenilemektedir.
O yüzden, ailemi, bütün varlığı, öyle bir kudret, öyle bir kuvvet vardır ki bütün varlığı, bir an içinde. Hem yok eden, hem de varlığı, bütün varlığı. Bu Allah için kolaydır. Biz baktığımızda biz de zor gelir. Ama bu Allah için kolaydır. O yüzden, bu köhne ailemi. Komple varlık, köhne ailemi. Hem yeniden vücuda getiren, hem yeniden yok eden ve tekrar onun vücuda getiren. Bu saniyelerle üçülemeyecek kadar kısa mesafede yapılan bir şeydir.
Öyle olunca, her daim Cenâb-ı Hak, var ve yok eder. Hem var eder, hem de yok eder. Eski cihana can olmuştur. Cenâb-ı Hak, erki o, bu bütün varlıktan kudretini kuvvetini çekmiş olsa bütün varlığı, tabrici ailese, kuvvetini kudretini çektiği, varlığı, kıyamet olur, yok eder. Bir daha var etmezse bütün varlık bir anla.
Bir anla ha. Yani sizin saniyelerle üçülemeyeceğini zaman miktarında yok olur. Ardından diyor ki, hem böyle Cenâb-ı Hak tatif ediyor, övüyor, metediyor, arkasından diyor ki canısız ve gönülçız bir hale gelmiş olan tenden çıkan feryat figane eşit. Yani ben de canı kalmadı, gönül kalmadı, canı ve gönül benim deeyim. Canısız ve gönülsüz de ince canı ve gönül kendisini olarak görmedi. Bu tenden çıkan feryadı ne diyor? Feryadı figane eşit. O zaman o tenden çıkan feryat figane.
O yüzden demiş sahaz ettip hamdım, yandım, piştim diye, bende ona ilavettim. Feryat ya, hamdım, yandım, piştim bu ayrılıktan. Cemal’in için her an çırpını durmadayım. Ne? Bu canı alıyorsun. Dede, vustatı veriyorsun. Feryadım, fiyanım, gülün vustatına erişmek içindir. Allah aşkına olsun, Hazret-i bir de söz.
Allah aşkına olsun, artık gülü anlatmayı bırak da, gülden ayrılan büyük birini, halini anlat. Burada Hazret-i Allah’a Alem, gül olarak Cenab-ı Hakkı kas ediyor. Çünkü Allah aşkına olsun, artık gülü anlatmayı bırak da, gülden ayrılan büyük birini, halini anlat. Gül, Allah olunca, ondan ayrılan da büyük, onun halini anlatmayınca, kendisiyle alakalı. Allah aşkına Allah aşkına alakalı söylüyor. Diyor ki, gülü anlatma. Asıl, acı çeken, asıl, sancı çeken kim, gülden ayrılan, büyük bir.
Çünkü ayanı sabite de hepsi beraberdi. ayanı sabite de beraberken anidiyordu ya Hazret-i Hennüz daha diyor. Üzüm bağlı. Yaratılmazdan önce biz sarhoştuk diyor. Yani Üzüm bağlı, hennüz daha yaratılmazdan önce. Yine, hani Hazret-i Peygamber sallullar ve selamat ettim diyor ya. Hiçbir şey yok. Gülden ayrıldı ya. Bütün her şey ve herkes.
O yüzden diyor ki gülün, ben bülbülün, hâline anlat. Ve Gülden kasıp varlığı gülendiren tarafı ayanı sabite. Yani ayanı sabite de gülden ayrılan âşıklar. Yani ayını sabite de ayrılan âşıklar. Hazret-i Bir ayırılın verdiği feryadan âşık bülbülün feryat vefiganı ayrıldığı gülün uzatına reşmek içindir. Ey Gül olanı sevgile. Bülbülün her gece gözünün önünde ağlayı feryadına feryadetle mesine gör. Ey Gül canı kulağına başka tarafa çevirme. Cemaalinden perdeni kaldırmak bilbül huu diyerek ortalığı vervelermiş.
Feryadüsüne feryadetle mektah yeni Hazret-i birdan. Bizim çoşkunumuz tam neşeden değildir. aklımız irfanımız hayal ve vehimden meydana gelmemiştir. Diri bulunur bir hallettendir, inkar etmek ki hakkın kudreti pek büyüktür. Bizim bu Joshkun halleremiz, bu bir kayde uymayan sözlerimiz. Dünyaya et geçici olan gamdan ve neşeden değildir. Bizim aklımız yine geçici olan vehim ve hayallerden de değildir.
Bizim aklımız normal akıllardan değil, bizim aklımız, ötelere bağlı. Ötelerden gelmekte, biz aklımızı aklı kule bağlamışız. Vehim ve hayallerin bizim aklımıza yetişmesi mümkün değil. Bizim aşağıların aklı ilede işimiz yok. Onun aşkına dalmış, cemaalinde, fahane olmuş olan bir için, aklının evinde ne ihtiyarı olabilir. Allah Alem Hazret-i bir böyle demek istere. Şerhebo, Allah Alem ama tabi burada Hazret-i bir aklı söylüyor. Hani bizim diyor, yırfânımız, hayal ve vehimden gelmediği, insanların genel olarak bilgileri, hayal ve vehimden oluşur.
Eğer kalbi akılları çalışma daysa, o kimsenin bir gese hayalden ve vehimden öterek öte geçemez. Sufi, diliyle ve Sufi anlayışıyla insanlar genel olarak okuduklarının bilgisini aldık. Ne kadar okuduysa, neyi okuduysu onun bilgisi vardır. O marifetullah değildir. O Allah bilgisi değildir. Allah bilgisi çünkü normal akılların bilgisiyle normal hayallerin vehimlerin üstünde bir şeydir.
O yüzden genel olarak bugün dünya üzerindeki, ahalimleri, şeylerin dünya üzerindeki kendince Sufi, şeyhim diyenlerin bilgisi kitabidir. Bir kısmının da hayal ve vehimden oluşur. Yani bir makam ehli değildir. Kendi hayallerini kendi vehimlerini ilahi bilgi ilahi hikmet olarak görür. O yüzden Hazret-i bir diyor ki, benim aklım vehimlerden dolu vehimlerde değildir. Benim aklım, hayallerle de değildir. Bende kalibi yakıl var. Ben marifetullah allaşmışım. Ben marifetullah ilmiyle konuşuyorum. Marifetullah kalbıyla konuşuyorum.
O yüzden benim durumun nadir bulunanlardandır. Yani ben bir sevisindeyim. Bir seviyesinde olan bir zat nadir bulunanlardandır. Hatta o bir seviyesinde zaten bir de aşk yoluyla yürüyorsa o zaman o bulunmayan bir şeydir aslında. Okiyonuzun içerisinde, okiyonuzun içerisinde bir ince gibidir. Tek ince gibi yani o mürşedik hamillerin içerisinde aşk yoluyla giden endardır çünkü.
Endardır olduğu için okyonuzta bir ince gibidir. Herkes bir veli, bula, bir veliye intisabedebilir ama aşk yolundan giden bir mürşedik hamil bulmak. Ona intisab etmek, onu yolundan gitmek seçilmişti gerekir. Hazret-i bir video ki benim hayalden ve himden uzanız biz. Hayalden ve himden. O zaman bu nedir? Bu diyor, bunun ucak bir şey değildir. Sen bir de diyor, bunu sakın inkar etme. Böyle bir şey de inkar etme. Hakkın kudreti çok büyüktür.
Yani o Cenâb-ı Hak bir kimseye bir mürşedi bir veli kendi özel husisi dairesine çeker ve husisi dairesine çekince ona akla hayale gelmeyecek. Tasavur edilemeyecek olan Hazinelerinin açar. Bu Allah’ın tanınmaklığı ve bilinmeklidir. Onu kendisine çeker, onu kendisine çekerekten kendi cemaaline huslat eder. Bu ancak Allah’ın lütfı ikramı iledir.
Çalışman ile değil. Çalışmak gerekir mi? Evet. Ama bu Allah’ın lütfı ikramıdır, ihsanıdır. Allah dilediğini kendisine cemaalinde fena eder. Dilediğini kendisi fattında fena eder. Dilediğini Allah kendisi diler bunu. Ve Allah yaptıklarının sorunu değildir. O yüzden dikkat et. Cenab-ı Hakkın kudreti kuvveti sonsuzdur. Dilediğini dilediğini diledi zaman kendisine yakın eder. Kendisine çeker. Dilediğini dilediğini. Elbiseyi giydirir pirlik elbisesini hiç kimse de ona bir şey diyemez. Sen beğenmeye bilirsin. Sen istemeye bilirsin.
Ve kendince bundan olur diye bilirsin. Kendince diye bilirsin. Hazret-i Peygamber Sallullahi ve Selamazetten’ne de öyle dedi. Allah onun kendine seçti. Allah onun kendine seçince ona Peygamberlik hilkati geydirdi. Aynı zamanda verilik hilkati geydirdi. Müşikler diyorlardaki bu mu Peygamber olacak. Bundan mu Peygamber olacak. Madem kalla bir melek gönder seyidi diyordu.
Mesnevi Okuması (1800.Beyit) 16.12.2023 Hakkında
Ve atta bazı müşrikler diyorlardaki, işte zenginlik sebanından zenginim. Hikmetse anikendilerince ben ondan daha fazla hikmet sahibiyim. Ben daha fazla ilim sahibiyim. Aristokratlıksa, mekkede aristokratlar vardı kendilerince. Felsifeli uğraşanlar vardı. Diyorlardaki Peygamber bundan neden bundan olsun. Çobandan Peygamber mi olur? Ben de ne olur diyordu. Oysa Allah kendine seçti ise kendine seçtiği sonu hiç kimseni ona söyleyecek bir laf yok. Ve bu Allah’ın herhangi bir sıfatta bir suvi bir veliyi ve o yoldu olan bir kimseyi Fena etmesi, Fena etmesi, cezbenin hakikatıdır.
Cezbet itremet değildir. Cezbet sahihabmak değildir. Cezbet Cenâb-ı Hak’ım bir sıfatında Fena almaktır. Tekrar söylüyorum onu. Cezbet Allah’ın sıfatında Fena almaktır. Öyle iki titremeyle, iki sayhatmakla cezbet olmaz. Cezbet’in hakikisi budur. Ve o cezbet, bakın o cezbet bütün insanların buraya dikkat edin.
Allah bir suvi bir kulunu bir velisini bir mürşidini kendi sıfatında Fena ederse bu sıfatında Fena etmenin zirvesi Cemal sıfatıdır. Zirvesi, çünkü Cemal sıfatında o kimse hiç li yakalar. Cemalinde yok olur. Cemalinde yok olunca kendisinden bir eser kalmaz. Asıl cezbet’in hakikatının hakikatının hakikati budur. Bunlara açık açık konuşmamın sebebi şu yarın öbür gün birisi sizin önünüze ben şey olduğum diye gelmesin. Bu cezbet gelen bir kimse tekrar bunun altını çiziyorum.
Bu halille halinden bu makama erişen bir kimsenin böyle bir cezvesi. Yani Cemalinde Cemalinde bu makama erişen bir kimsenin böyle bir cezvesi. Yani Cemalinde Cemalinde Fena olması bunun altını çizin. Hadi şeref bu. Bunun altını çizin. Bütün insanların ve cinnillerin yaptığı ibadetten evlâbî hâlâ yaşar. Bütün insanların bütün cinnî tayfesinin yaptığı ibadetten evlâbî ibadetleri bu cezbet.
Çünkü bu cezbalidir ama bu cezbe hattan halkadır. Halktan halkka değildir. Bu cezbet direkt Cenab-ı Haktan kulunadır. Tekrar söylüyorum. kulunadır. Bu kul artık emmarele vame mülüme mutmenin radıya mardiye geçmiş. Saafiye dedir. Her saafiye gelen de bu cezbeye ulaşamaz. Bunda altını çizeyim. Öyle o kimse saafiye makamına geldi. Bu cezbeye ulaşamaz. Bu cezbe özellikle seçilmişlerin cezbesidir. Cemal-u lahtı olan cezbe. Ve bu o kimsenin her an hayretten hayrete geçmesine. Her an cezbeti durmasını. Onun her anı cezbetir. Her anı. O artık o cezbe anında yaşar. Onun namazı cezbetir. Zikrullah cezbetir. O rucu cezbetir. Ibadeti cezbetir. Nefes almazı cezbetir. Yürümesi cezbetir. Sohbeti cezbetir. O perdeden perdedeye geçer. O cezbeten kendisini zaten kurtaramaz. kurtarması da mümkün değildir. Yaşıya an ölü gibi olur.
Yaşıya an ölü gibiydir. Kendini fark ettirmemeye çalışır. Herkes gibi durur. O cezbe bitmez. Cema Yani Allah’ın cezbetini ulaşam bir kimse artık artık eline avucunu yular kenaratar. Bitmiştir onun için. O yüzden O cezbe ulaşam bir kimsenin o cezban ve hata cezbeteki seyri bütün insanların ve cinnillerin yaptığı madetten daha evla bir ibadet haline gelmiş olur. Bakın burada namazı kütürtmek oracı kütürtmek ibadetleri kütürtmek değil. Onun namazı da oracı da hayatı da o cezbenini içerisinde o cezbede gider çünkü gözünü gönlünü ağzını bu hali insanların ahvaline kıyasetme sen bu cezbe halini sen bu normalde nader bulunan Allah’ın kudretile pecilleden bu hali insanların ahvalıyla kıyasetme yani insanların arasında dolaşan bu kukille insanların arasında dolaşan dini o cezından diyanetten huyanetten aldı bilgeyle kıyasetleme bu bilge avam bilgesi değil bu bilge hasil hasil üstünde bir bilge bu muarifetullah ulaşmak herkesin harcı değil ancak Cenâb-ı Hak’ın seçtikleri bu haliyle haline bilir eğer insanların bu haliyle düşünürsen kendince şöyle dersin işte ya bu bunda cevir var ya bu böyle dırfilandarsın bu öyle bir şey değil bu çünkü insanların menzili ilakıyaslancak insanların kendince kendi avamları ilakıyaslancak bir şey değil bu öyle bir şey değil devam ediyor cevir ihsan ihnet ve neşe gelip geçeciler gelip geçerler söylürler hak onlara var ister bütün bu ihsanlar tebesi bütün ihnet neşe gama kadar hepsi de gelip geçeciledir ama o hali gelip geçecileyirler çünkü o hali değildir artık o makamdır o yüzden azeti pil bu manada bizlere dediği şey şu bizim hali bizim coşkınlumuzu bizim durgunlumuzu bu sovili gibi alakası olmayan insanlara kıyas etmen o bizim coşkınlumuzu anlamaz o bizim durgunlumuzu anlamaz o bizim hali bizim hayatım o bizim yolumuzu bilmez bizim yolumuz Allah’a bizim yolumuz her şeyinden geçip Allah’a teslim yol böyle gevşek diye de gelmez bu yol böyle gülmeye de gelmez bu yolu anlatanada gülmeye gelmez bu yol öyle ince bir yol ki aslında belki de sizler belki de bizler bu yolla layık değiliz ama Allah’a götür etmiş ikram etmiş o yolun içine koymuş o yolun içinde durmanın ehemmetinin de farkında değiliz o yolun gelmişsiniz o yolun ne gidiyoruz biz küçük işlerle uğraşıyoruz o onu bunu dedi bu bunu öyle yaptı bu bunu böyle yaptı mesele ne önünden uzalız ben inanıyorum Hazret-i o yüzden Hazret-i kendini kapattı oturdu hüsametin diyorum onun tabirıyla söylüyorum hüsametin çelebihazretlerine çünkü hem dervişi hem haleifesiydi kendisinden sonu da yedi sekiz yim hüsametin çelebihazretleri posto oturdu düşünabiliyor musunuz?
o kadar dervişi hüsametin çelebihazretlerine yazdırdı Mesnevî yazdırırken de kitap bir tap yok neden avam çünkü sohbet ederken doher kes kendin ne hatırneşir oluyor çünkü onu dinlemiyorlardı dinleselerdi zaten hakkında dedik odu yapmazlardı dinleselerdi hakkında dedik odu yapanları de dinlemezlardı düşünün Hazret-i Mevlânâ gibi oturuyor hüsametin çelebihye yazdırırıyor bütün Mesnevî bütün Mesnevî sebep çünkü insanlar gelip geçici şeylerle uğraşıyor çünkü insanlar heva hevesine zibunu olmuş çünkü insanlar dünya perezt olmuş hak perezt olacaktın dünya perezt olmuş da nefisleriyle mücadele direkte ne heva ve vesslerini demişler o yüzden koskoca pir hüsametin çelebihye hayatden ve himden kurtulamamışlar insanların en büyük problemi bu o yüzden diyor su filmi yoluyla alakası olmayan insanlara kıyasetme sen varlığını hakkın cemaan hamilin harini hakkın cemaalinden uzak kendin varlığında ne olduğunu farkında olmayan kendi heva ve hevesinin nefsinin icadetti enaniyete kibre gevşekliye düşmüş maneviatlan haberi olmayan narkız insanların görüşleriyle kıyasetme bu kıyasetme boş akıllı bir mürşi dikenminin menzilini makamını halini ahvalini durdu muhanevi perdeyi kendi dünyavi perden düşünme diyor Hazret-i Allah’a Alev İbrahim Alev Selam ne?
ne? ne? yıldızları gördü yıldızları görünce benim Rabbim bu dört ediy ama yıldızlar kaybolunca dedi ki ben kaybolup giderleri sevmemleri bütün haller bütün sufilik yolundaki menziller gelip geçici dır çünkü kalıcı olan cemaalunla hata fena olmaktır. Bu Allah’a Alev halenme bir kimsenin halini bir başkasının anlaması da mümkün değildir. Çok sordur. Anlamadığını ona anlat sandai ona ahır gelir. ahır gelince de atarım. Roland’e edeple otrayım dinleyim de demez. Edeple otrayım anlamadım hâlde ben itaat edeyim demez.
Edeple dinlemez. Bir de kendini yakın görür üstadah. O çok yakın yan. O yüzden yanındaki ile de görüse bir şey olmaz. Pürdük katlinin de düşünmez. O çünkü üstadah çok yakın. halini anlamaz. Allah bizi affesin. İşte Hazret-i Pürdüyor ki bu diyor hewesine gidenler ve ota bu gelip geçici hâlere takılanlarla bunu kıyas etme.
Çünkü o demalullah de fena olan mürşidi kamiller gerçek manada hakkın varistleridir. Peygamberler hakkın varistleridir. Peygamberler de sonra Peygamberler de o demalullah de hakkın hakkın varistleridir. Gerçek manada o yüzden hani var ya Allah’ın verilleri alakalı korku yoktur onlar üzülmeyecekler onlar iman de takvaya erişmişlerdir. onlarla dünnyada de müjdeler vardır dediği şey Allah’ım o verilinin dünnyadakı müjdesidir. Jamalullah de fena olmak. O mürsiyet için daha büyük bir müjde bunun üstünde bir müjde düşünlemez.
Bunun altı versiyonları vardır. Nedir? O mühelinin o mührşidin kendi görmüş olduğu yalar ve hatta o mührşidi o müheliyi görenlerin rüyaları ev Allah. Bunlar alt kademe deki ne o müjdelerdir. Asıl müjde Allah’ın Allah Cemal sıfatında fena olmadır. O yüzden hani başka bir adı şerifte de bu Allah’ım dostların nasıl tanırdendin diyor ya.
Siz onların yüzlerine baktınızda aklınıza Allah gelir. Bakın yüzlerine baktınızda aklınıza Allah gelir. Çünkü o kimse Cemalinde Cemalinde ne olmuştur. Fena olunca onun yüzüne bakınca eğer mümin ise okum ise aklına Allah gelir. Allah cümlemize onlardan eylesin. Sabah olduğu ey sabahın penahı Allah. Ben özür serdetmiyorum. bize hizmet eden hüsametinden sen özür diler. Bu artık böyle çağlara şansız. Sabah olduğu yani sabah kadar hüsametin çelebi yazdı. Hazret-i Mevlânâ söyledi. Hazret-i Mevlânâ yazdığını sabah kadar hüsametin çelebi yazdı.
Ey sabah penahı. Yani sabahın yaratıcısı olan Allah, bize hizmet eden hüsa mettinden özür dile, hadi çıkın işin içinden, hadi çıkın işin içinden. Yani diyor ki, kime diyor, sabahın sahibi olan Allah diyor, sabahın sahibi olan Allah diyor ki, sabahın sahibi sensin eyvallah, sabah oldu, sabah oldu ve sabah olunca da biz sabah kadar, burada turduk, sabah kadar yazdık, bu hüsa mettin çele bu yukusuz kaldı, yorgun kaldı, bundan özür dile.
Hani müsaade, selamın kalminden beri suvar ya, diyor ya, ben müsağına Rabbine şöyle dedim, müsağ ne kızlılıyor. Bu da onun gibi bir şey diyor ki, sabah oldu, sabahın sahibi sensin, hüsa mettin çele bir ile beraber bizde sabahlıdık yazdık, bundan diyor özür dile. Şimdi, tabi hüsa mettin çele bir hazretim evlana, celeri tırruma zetten, en saadık bir dervişi, en saadık bir halifesi, hüsa mettin çele bir ile arasında öyle ki, babı olul olsa bu kadar olmaz.
Angeliyor, sabahlara kadar sabahlayıp, meslevi yazıyorlar. Çünkü bu böyle aşkınlık öyle bir şeydir ki, başlayınca sonu gelmez. Bu aşkının sahibi de Allah’tır. Şimdi azeti pirdi yok ki, bu aşkının veren sensin, bu cockunlu veren de sensin, bunları yazdıran da sensin, o zaman hüsa mettin çele bir yoranda sensin.
Aslında burada ondan özür dile derken, Allah’a Alem, onun hayırını arttır, onun sevabını arttır, ona gereklola ne varsa, onu verdiyor herhalde. Bunlar da soba mu var? Kapat bizim herhalde, temiz yerinde, görken, ne yiyon var? Diyor ki, onun sevabını sen ver, onun normalde, bunu oktada, lütfen edecek, ikram edecek, olan sensin, tabi, Hazret-i, hüsa mettin, çele bir, böyle bir zakir, bir halife, bir narkip, bir nukaba, derişleri yetiştirmekle, bir halife derişleri yetiştirmekle sorunludur.
Aslında bir mürşi ilk etapta dervişlerle uğraşmaz, dervişlerle uğraşan, zakirler narkibler nukabalar, çok uçdardır. Onları eğitir, onları öğretir, edefa adabı bildirir. Her an için dervişlerin arasında durur, onlar dervişleri eğitirler. Bir zakir dervişleri eğitir, bir narkip, bir nukaba, bir halife, derviş eğitir, derviş yetiştirir. Ve o dervişleri yetiştiren onlardır, hüsa mettin, çele bir de halife, o zaman oradaki dergaha’ın evlük makamında duran bir kimse o hem dervişleri eğitiyor.
Hem dergaha yönetiyor, hem de gece olunca ne yapıyor, meslevi katipli yapıyor. Gece olunca, meslevi katipli yapıyor. Gecesi gündüz yok, hatta rivayet edilir. Hazret-i mevlanancalara tirmazetleri, yine böyle coşum bir anında hüsa mettin, çelebmeye bakıyor. Gahta yok, evine gidiyor, kar yağıyormuş. Evinin kapısının önüne kadar gidiyor, edeb ediyor, kapıya uğramıyor, seslenemiyor da. Kapıda boyunun büküyor, bekliyor. Ne zaman akadar? Sabah namazı vaktine kadar, kar yağıyor, her tarafı kar oluyor, kümıldamıyor hiç.
Bir adım dayı bir tarafı dönüp bakmıyor. Bir adım dayı atmıyor. Artık kaç saat orada durduysa, kardan adam gibi olmuş. Sabah namazı’na kalkanlar görüyorlar, ev halkından. Ve hüsa mettin, çelebi, utancından yerinde birine giriyor. Bundan haberi olmadığı için. Ne meki Halife’de olsa, Mürşid’in hallerinden haberlerini olamıyor. Allah haber verirse haberleri olacak.
İşte Hazret-i bir coşkınlukla artık sabah olmuş ya. O coşkınlukla diyor ki, bunların hepsini sebebi Allah, aslında burada biraz vatede ucudluklası da var. Bunların hepsinde sahibi, hepsinde vatede ucudduşun cesine göre, onun sıfat salteceli yatıyor. Öyle olunca sen onun hani özür dilenceksede sen dile, onun sevabını, onun ayrını sen vermağına asınlandıyor. Allah bizi iyi eylesin. Allah bizi anlayan anlattırsın inşâallah. Atlı külün ve canın özür diliyeni sensin. Telli yakın yer burası.
Atlı külün ve canın özür diliyeni sensin. Canların canı vercanın praltısı sensin. Atlı külün, atlı kül dediğine resi ayanın sabiteden önce daha da derin işte. Az önce ayanın sabite yanlattı dedik yani oradan dedik. Bir çıta ileri gitti. Hazret-i tepir. Dedik ki, aklı külün canın özür diliyeni sensin. Birinci tayyün, la tayyün, ta ayı yüzüdük, Allah bilinmezdi.
Öyle değil mi? Birinci tayyün, ne de geçen haftalardan hatırlayayım. Cenâb-ı Hak tanınmakla istedi. Birinci tayyün, burası aynı zamanda ne aklı kül. Aynı zamanda burası’nın adı neydi? Yatırlayın. Hakikati Muhammed ya. Allah’ın Allah’ın Allah’ın ve tecelleti ve bütün sıfatlarıyla tecelli ettiği birinci tecelliyat. Yani birinci ta ayı. Bunun bir ismi neydi? Aklı küldü. Bir ismi neydi? Burası hakikati Muhammed yadı. Bir ismi de hakikati Muhammed yadı. Ve işte arabbi birinci tayyün der ya.
Arabi ne diyordu? Buraya birinci tayyün de. Ve ahat et. Ve ahat işte az önceki dediğimiz gibi hakikati Muhammed ya. İşte normalde bu muer tebede, bu muer tebede. Hakkın bütün sıfatları bütün sıfatları. Bilinen bilinen mi? Zuhul etmiş hal. Bu hal. O zaman öyle deyince burada yine ben Allah’a fessin.
Bu benim kendi algım. Hazret-i birinin arabiden daha ileri ve derin konuştuğunu. Ama bunu konuşurken arabi gibi keskin değil daha anlaşılır hikayelerle. Olailerle bunun anlaşılır bir halde anlattığına inandırı. Yani muhiyetin ibn Arabi Hazretler’in tabircayesi bilmece bulmacek gibi konuştuklarını daha anlaşılır. Bir halde anlattıkmıştır gibi gelir bana Hazret-i peyinin meslemesi veya diyvanı kebiri. İşte aklı külün ve canın özür diliyeni sensin. Yani kula teşekkür. Kime teşekkürdı? Allah’a teşekkürdı. O zaman bir kimse teşekkür etti. Kime teşekkür etti? Allah’a teşekkür etti. O zaman bir kimse niymete nankörlük yaptı. Kime etti? Allah’a yaptı yine. Bakın teşekkür etti. Allah’a teşekkür etti. Oldu. Tersi olursa nankörlük etti. Allah’a nankörlük etti o zaman. Tersiyle bak çak olursa. O zaman madem ki kula teşekkür. Allah’a teşekkür.
O zaman kuldan özür dilemekte kimden özür dilemek? Allah’tan yine onun sıfatının tecelliyatı. Bakın yine onun sıfatının tecelliyatı. Bu sıfatlar gem olarak neredeydi? Atlı küldeydi. İşte Hazret-i bir diyor ki, bu halde o atlı kirli alakalı. Yani ben hüsametin çelebiden özür dile, derken özür dile, derken atlı külde atıfta bulundum. Orada özür dileyen de dilenen de sendin. Orada özür dileyen de dilenen de sendin. Sebeb, çünkü bütün sıfatlar orada gem olmuştu.
O yüzden diyor ki, canın özür dilemeni de sendin. Canların canı. Yani normalde bütün ne kadar can varsa bütün canların bütün canlarını veren sendin. Bütün canların can olarak üfleyen yaratan halk eden de sendin. O zaman canların canını da sendin. O zaman mercanın parıltısı da sendin. Mercan Allah’a Alemide az önce anlattığın camaline gar kolmuş olan mürşi dikâmin.
Mesnevi Okuması (1800.Beyit) 16.12.2023 Sohbeti
O zaman onun üzerinden çıkan hakikat ilmi, onun üzerinden çıkan marifetullah ilmi de senin. O kimsenin üzerinde de bir şey yok. Çünkü mercanın prıltısı da sendsin. Mercan nerede bulunur? Denizde. O zaman mercan denizde bu. Ve denizin kıymetli bir taşıdır kıymetli bir taşıdır. O zaman ondan akseden ilahi ilim. Ondan akseden marifetullah ilmiden ilmide sana aitir. Canların canını sana ait olduğu gibi mercanın prıltısı da sana ait. Yani bütün her şeyi nerede cemeti Allah ve sıfatlarında cemeti.
Allah ve sıfatlarında cemeti. O yüzden aslında bir cinta ileri Cenabı Pirm. Bu sözüyle haddimi açtıysam Allah beni affesim. Bu benim kendi şahsi tefek görüm. Cenabı Pirm aklı küle vakıf olduğunu beğen ediyor. Örtülü bir şekilde. Bu normal bir tevil olmadı benim için ama yani bunu söyleyip söylememekte teredirdetmiştim.
Hazret-i Pirm. O günak adar gelen pirlerin dillendirmedi. O günak adar gelen pirlerin dillendirmedi bir şey dillendirdi. Aklı külün ve canın özür diliyeni sensin canların canı. Mercanın prıltısı da sensin derken aklı küle atıfta bulundu. Aklı kül ki henüz daha hiç bir şey yaratılmadan birinci tayyün hali mertebesi. Hazret-i Pirm. Öyle bir söz söyleyerekten öyle bir söz söyleyerekten. Tabirica ise çağlar üstü. Tabirica ise bilgiler üstü. Tabirica ise hikmetler üstü.
Tabirica ise hakikatin hakikatini söylüyor bize. Diyor ki aklı külün ve canın özür diliyeni sensin canların canını da sensin. Mercanın prıltısı da sensin. Yani benden çıkan da sözünde sahibi sensin. Mercanın prıltısı kendisi çünkü cemalullah takark olmuş. Cemalullah takark olan bir pirin üzerindeki prıltısı da ona aitin. Piyirin üzerinde de bir şey bırakmadı.
Kendin üzerinde de bir şey bırakmadı. Dikkat edin. Kendin üzerinde de bir şey bırakmadı. Dedi ki bütün her şey sensin de de. Denin demede sensin de de. Direkt zaatam utalık konuştu. Bak senin de de senin de deninde bu mal senin bu insan senin bu senin de de. Böyle değil. Sensin diyor. Sensin de ince varlık ve laktan namın oldu. Sensin diyor. Bu hazmedilecek bir şey değil. Bu işin içinden çıkılacak bir şey değil.
Bu böyle lafla olacak edebiyat olacak bir şey değil. Bu direkt su filar üstü makanlar üstü bir hal. Bu direkt tarikatlar üstü direkt bak tarikatlar üstü makanlar üstü bir hal bu. Bu böyle kısa akıllıların kısa akıllıların kalbi çalışmayanların gözü görmeyenlerin kulağa duymayanların anlayacağı bir mesele değil.
Bu benim diye şehrilerin daya anlayabileceği bir şey değil. Benim de en mürsidik hamillerin daya anlayabileceği bir şey değil. İddiye diyorum. Bunu Türkiye’de anlayabilecek anlatabilecek bir şey yok. Hazret-i bir öyle bir yerden konuşmuş ki ancak naklederler. O kurlar on da okuyamazlar da okurlar diyelim. Bu çünkü Allah hafesin. Yani bu pirler üstü bir söz. Pirler üstü. Hiç kimseye kötü istemek değil derdim. Ama söz çok yukarıdan. Diyor ya mercanın pirltısı da sensin.
Kendinin dorta damatmış. Andı bu diyor bu sözü sahibi de sensin. Bu sözün sahibi de kendisini görmüyor. Kendisi değil. Rabbim bakamını aleyhelesin. Hakikati Muhammed’i’ye vahasım olan zamanın kutbular zahmeter, basitipir oradan konuşmuş. Sabahın nuru parladı. Artık bunu söyledi ya. Sabahın nuru parladı. Biz de bu sabah çağında senin manzur şarabını içmekteyiz.
Kev yüz yümsüz. Sabahın nuru parladı. Buradaki sabah’tan kası daarttık. Normal günün aşıması değil. Bunu böyle tefsir ederler herkes. Ve böyle tefsir etmişlerdir. Allah alem okumadım. Bakmadığım kimine demiş. Baktığım zaman ne katif etkileniyorum çünkü. Evet ne katif etkileniyorum. Yani bunu tevil edenler öyle tevil etmişlerdir. Hani sabahın nuru parladı. Sabah oldu. Günaydınlandı yok. Bu sözün üstüne bu değil bu. Bu sözün üstüne öyle anlamak mümkün değil aşağa çekmek çünkü bu.
Sabahın nurlu parladı. Yani artık olmanı bir tecelli o camalu tafena olma zirveye ulaştı. Zirveye ulaşınca artık hiçbir şey kendi varlığında görünmez oldu. Artık bütün varlık veya varlığın üzerinde o kallan hâl, Allah’ın nuruyla nurlandı. O nur ile gözler ve kallar kamaştı. Artık o hiçbir şey göremez oldu. Artık o hiçbir şey düşünemez oldu.
O damal pardesinde kendi sili alakalı hiçbir şey kalmadı. Kendisi ile alakalı. Artık o işin cilvei Rabbaniyesine girdi. Diyor ki biz man sur şarabı içmekteyiz. Bir de. ekimin senin diyor manusur şarabını içmekteyiz. Arkadaşlar bu söz bütün su filik edebiyatını yeniden yazdıracak bir söz. Biz manusur şarabını içmekteyiz dediğinde siz manusurut tanımaz çünkü İslam toplumun. Manusur şarabı dediğinizde halla cuman surun durduğun noktaşı durun. Bakın ümeti muhammet bunu anlamaktan su filer, bunu anlamaktan güçlü çekerler.
Halla cuman surun vah detturuşu vah detturuşu. Halla cuman surun birlikte duruşu. Halla cuman surun en avhaktemesini anlayabilecek çok az insandır. Çünkü halla cuman surun hakkın varlığından başka her şeyi reddeder. Penzie hedder ve halla cuman sur Allah’ı akınla bilmenin mümkün olmadığını söyler. Bütün teşbihleri, bütün teşbihleri hepsini de temze eder.
Hepsini de ve hiçbir şekilde hiçbir şekilde Allah’ı siz mevcut aklımızda fikrinizde bilginizde tanıyamazsınız tanımaya kalkarsanız kısmet düşersiniz. Şirket düşersiniz. Çünkü akıl, akıl, sınırlandırır. Bunlar konuşulacak mesele değildir. Ama bunları konuşamayacak olanlarda ne yazık ki konuşamayız biz burada deyip de kendileriniz, İrfan Mektep’nin sahibi gibi görüyorlar. Anlat neden konuşamıyorsun? Bir lütfen bahset bana, vah deten bahset bana, halla cuman surun, enhal haktemesinin arkasında ki vah deten bahset, bir lütfen bahset yok hayır.
Kim senin bunu kaldıracak gücü de yok. Anlayacak gücü de yok. O hiçbir şey benzemez çünkü sen onu aklınla bir şey benzetmeye çalışırtın o zaman şirket düşersin. O zaman küfredüşersin. Halla cuman surun durmuş olduğu vah det perdesi Allah’ı hiçbir şekilde hiçbir şekilde normal aklınızda bilemezsiniz. Tanıyamazsınız. Hazret-i bir vansur şarabını içmekte iz derken derken o vah det perdesini söylüyor.
Gerçek bana da o böyle toplantılar da hocam, halla cuman sur enhal haktemek edemekle ne kastretti? Otur atırdın yere bilgisiz cehil. Ahte salmasını bilmiyorsun, halla cuman surun ne kastretti ne soruyorsun? Nereden bileyim? Nereden anlayacağım? Anlayamazsın. Anlayabilmen için yedinci makamın gelmen lazım. Anlayabilmen için o haliyle zaman yıllarla cemolman lazım. Anlayamazsın. O vah detin zirvesinde der. O vah detin zirvesinde onun bırak halk izine bile basamazsın. Bırak anlamayı ayak izine bile basamazsın. Bırak anlamayı bıraktık ayak izine bas. Basamazsın. Çünkü onun vah det anlayışı, onun enel haktemesi, onun enel haktemesi tamamı abiyetle Allah’tan başka bir varlık düşüncesin ne olmayışıdır. O yüzden enel haktemek ona yakışır. Ve vah kısına değil. O yüzden bir vah kısında kalkıp da taklıyı dedi, ben haktemezsin.
Konuşmasın bile sussun, hatdini birisin, terbiyesizlik yapmasın. Hatdini birisin, terbiyesizlik yapmasın. Hazret-i bir, Hazret-i bir, aklı külle vakif olduğu gibi aynı zamanda halla cuman surun vah det perdesine de vakif. Ve tabirca ise vah det deriyasında dolaşmakta ve sabah olduğu yani biz hakkın biz hakkın cemaalinde ahydınlandık, onun cemaalinde fena olduk, biz de bir eser kalmadı, bizden bir eser kalmadı, bizden bir şey noktayı zerebile kalmadı. Ve man sur şarabı içmekte izleyince bizden bir eser kalmadı, biz vah det perdesinde, vah det perdesinde, birlik şarabı içmekte izleyince ama vah det perdesinde. Senin feyizin bizi böyle meset ettikçe şarab ne oluyor ki bize ne şeversin? Sen biz hakkın cemaalinde fena olmuşuz, biz onun cemaalinde fena olduktan sonra şarabındaki bize ne şeversin?
Sen dünyanın bütün şarablarını üstünde koysan, bütün vizkilerini üstünde koysan, bütün rakılarının insanın sarhoş edecek ne varsa, her şey üstünde koyup katlasan, sen bu halin zerresini tatsan ebedeyyen kendinden gelen kendine gelemezsin. Şarab ne oluyor ki? Şarab, coşkunlukta bizim yoksulumuz durur. Felek dönüşte aklımızın fakiridir. Şarab bizden sarhoş oldu, biz ondan değil, beden, bizden var oldu, biz ondan değil. Yürü bak, şarab neymiş ki? Şarab bir ahşığı gördün de kendinden geçer, şarablından utanılmaz.
Bütün şarabları üstünde koysanız Allah ahşı’nın görünce düğünmesini, diri, evikle meyonu turda, debelenir kafası kesilmiş, kuş gibi insanı. Şarab neymiş? Felek dediği dünyanın döndü ne o şey, yorungesi, diyor ki o, dünyada dönüşün, bütün Felekler dönüşün, onlar bizim aklımızın fakiridir diyor. Yani bizim kalbi aklımızın fakiridir onlar, onlar da kalbi akıl yoktur, onlar da manevi ahşık yoktur, onlar da manevi ilmi yoktur, onlar da marifetullah yoktur, onlar boş sazen gibi dolaşırlar Allah’ın ilminde bir ahşı’nın de bir peyrin önünde, onlar ne kıymet var?
Bütün varlığı kıymetizden dizide, çok kıymet verdiğiniz, bütün varlığı, Hazret-i Pirin önünde, kâr çok bile olmadı. Şarab bizden sarhoş oldu. Şarab gördüğü o aşkın aşkınlığını kendinden geçti. Biz ondan değil bizimle o sarhoşlığımız, ondan değil ki, ben iki kadeye iştin kendince sarhoş oldun. O sabahlar olmasın dedi, manzım şarabunu dibledi boyuna. Hönlün o sona dedi ki, sen nerede sarhoş? Beden bizden var oldu, biz ondan değil. Burada da öyle bir füzapmış, kime, materyalistlere, kime, ruh, sonadan yaratıldığı diyenler.
Bir füzapmış, öyle bir füzeki, yedi özelliği yıldan beri, füzeye cevap verebilen yok. Sebeb, hani diyorlar ya, kimisi, hani Allah önce bedeni yaratıyor, sonu ruh, hüvluyor. Ah, mank. Öyle, onlar da ilimi elinize, bizim önümüzde çıkıp konuşuyorlar işte. Konuşmasız, bari. Allah önce ruhları yaratı.
Ne yaptı? Birinci tayyum. Yani Allah’ın Allah olarak anılması, onun sonanı, yani sabita, onun sonanı ruhları alemi. Onun sona şahadet alemi, onun sonan dünya. E, o da beden yokken Cenâb-ı Hak ne yaptı? Ruhları yaratı. Beden bizden var olmadı. Beden yani yoktu, ruhlar vardı. Az önce ne denmiştim? Dedim ki, hani, ayağını sabita ruhları alemin, bir öncesi. Ondan önce ne? Ruhları alemin. Ruhları alemin de birbirlerini tanıyanlar, birbirlerini sevenler, bu dünyada da birbirlerini le tanırlar ve severler. Demek ki, ruhları alemin ve ruhlar önce yaratılmış. Ayağını sabita eden sonakiteceliyat. O zaman Hazret-i birdi yok ki, beden, beden bizden sona yaratıldığı yok. E kendisini de bir sözü var ya. Yani şey değil. O yüzden o ruhları alemi, bunlar seyirin sülüktet tanıtalar.
Bir suvinin seyirin sülüktet tanıtalar. O kimse seyirin sülüktet yapıyorsa ruhları alemin de tanırs ruhları alemini bilir. Bazen diyorum ya, böyle petek gibidir. Arı peteye gibi. Herkesin suğreti ordu küçük, küçük, görünür. Herkesin suğreti. Daha ileri. Sen er zamanın kutbu velisi olacaksan sana derviş olanların da ruhlarını görürsün peteğini çarsında. Hepsi sana selam verir. Bilin diye söylüyor. Hepsi de sana selam verir. Kadınlar bir tarafta erkekler bir tarafta. Hepsi de sana selam verir.
Selam adorullah. Ruhlar alemi. O zaman bedenden çok çok önce yaratıldığı. Ne zaman yaratıldığını bilmiyoruz. Zaman sal olarak. Dünyaz zaman açında. O yüzden mesela Hazret-i Peygamber de der ya salullah ile ve selam adetlere. Hadim ruhu ile ceset arasında Peygamber’dim der. Hatta başka bir adişe evte adem çamur ile hani çamur halinde ben Peygamber’dim der.
Ve hiçbir şey yaratılmamışken Allah önce benim urhaniyetimi yarattı der. Aşkın bir adişe evte. Biz arı gibi bedenler mon gibi. Allah bedenleri balmumu gibi göz göz ev ev yapmıştır. Ee hani son kelam Hazret-i Peygamber bir sözü var. Bunu böyle ben o sözü aklında kaldııyla aldım buraya. Onu da söyleyeyim bu geceye bitireyim. Aklında kaldı kadar ne yazdım buraya. Cihanda bağ ve mey ve üzüm yaratılmazdan önce bizim canımı sarhojta.
Bu çok güzel benim fışma ediyor var. Ben bunu aklında böyle kalmış benim. Belki de tam hani beyit nasıl bunu bilemeyebilirim. Aklında kaldı gibi yazdım buraya. Bu çok koş benim. Hani cihanda bağ yani üzüm mey yani şarap yaratılmazdan önce bizim canımı sarhojta. Hiç ayırmadı zaten. Sarhoj geldi, sarhoj gitti, sarhoj yaşıyor.
Sevemedim karagözdüm. Evet bu bayis bitti burada. Hazret-i bir diyor ki bu bayis çok uzundur. Ne Hanım buraya altmış. Bu kadar mı? Bir diyor ki bu bayis çok uzundur. Tacirim hikâyesini anlat ki o iyi adamın ne hale geldiğini ne olduğu anlaşılsın. Bu da ne zaman önümüzdeki hafta? Enişanma. Haktanınızı herhaledin. Bunları böyle şey yapalım. Ne o? Duyalım bilelim. Onun sonra o öyle miydi? Bu böyle mi dediği de burada olmuyor.
Bazen de böyle hani Allah bizi affesini. Burada bunu oldu. Burada başımı oldu. Vakti geldiğinde inşâallah. Sen de anlayacağın sen de idrak etken inşâallah. Hepiniz inşâallah. Gönlüm arzu eder ki hepiniz Allah’ın sıfatlarında fena ol. Belli bir kuy. Evet önümüzdeki hafta buradan devam edeceğiz. Allah izin versi yarın malum şey bağırız.
Her zaman ki yaptığımız yer deyiz. Bütün kardeşlerimiz, bütün yer ve göğalkı davetli bu pazar. Bir dakika pazarında gelip olum evlenesinde. inşâallah iki pazar böyle yoğun bir şekilde şey bağırızlarımız var. Allah cümlemize idrak etmeyin. Anlamayı ve yaşamayı nasıl beğenesin. Hak da kızı helal edin. Kızı yana da helal olsun. Erfati yama Sarabata. Amid.
İlgili Sohbetler
- Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 21.12.2023
- HZ. MEVLANA’NIN VUSLATININ 750. YILI SEMA COŞKUSU-AÇILIŞ KONUŞMALARI VE SOHBET
- Mesnevi Okuması (1795.Beyit) 09.12.2023
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Mesnevi Okuması (1800.Beyit) 16.12.2023 konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Mesnevi Okuması (1800.Beyit) 16.12.2023 sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.