Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftal zikir fau. La ilahe illallah. La ilahe illallah. Allah ilah illallah hak. Muhammedur. Resulullah enbiya mürselinhamdülillahi rabbil alemin >> amin selamünaleyküm >> ve aleykümselam >> Allah gecenizi hayırlı eylesin >> amin >> ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. >> Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti. Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. >> Amin. >> Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve tebliğ eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. >> Amin. Nerede. Müslümanlara
haksız, hukuksuz davranılıyorsa, nerede. Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları ayakları altına alınıyorsa. Cenâb-ı. Hak hepsini de kahre perişan eylesin. >> Amin. >> Bunları yapanlardan. Müslümanların intikamlarını alsın. Amin. >> İsrail’i yerle eylesin. >> Amin. >> Destekçilerini de yerle ihsan. eylesin. >> Amin. >> İslamı paydar eylesin. >> Amin. >> Müslümanları bir ve beraber eylesin. >> Amin. >> Günahlarımızı affeylesin. >> Amin. >> Hatalarımızı, kusurlarımızı affeylesin. >> Amin. >> Cümlemize hidayet nasip eylesin. >> Amin. >> Cümlemize afiyet nasip eylesin.
>> Amin. Her türlü beladan, musibetten, sıkıntıdan, şerden bizleri muhafaza eylesin. >> Amin. >> Kötülük yapmak isteyenlere fırsat vermesin. >> Amin. >> Ecmay. >> Evet, Gazâlî’den kaldığımız yerden devam edeceğiz. Geçen hafta. Maverdi’nin sözünü işlemiştik. Maverdi diyordu ki, “Din ve devlet kardeşti. Şimdi bunu sadece. Maverdinin üzerine hani dizayn edersek sanki. Müslümanlarda bu böyleymiş gibi algılanır. Geçen hafta vakit kalmadığından hani. Hristiyan dünyasına veyahut da diğer dinle dinlerle alakalı durum ne ona çok değinmeye zaman kalmamıştı. Maverdi bunu böyle söylerken.
mesela. Aristo’nun. İskendere’e yazdığı mektubu burada hemen bir kısa bir bölüm aldım. Onu da görelim ki bu sadece. İslam dünyasına ait bir değil. Hani geçen hafta az bir. Hristiyan dünyasına da bahsettik ya hani dedik onlar da. İncile önünde. İncile el basaraktan yemin ediyorlar diye. Burası böyle ilginizi çekecek. Şimdi. Aristo deyince tabii. Yunan felsefesinin piri. Şimdi hani. Yunan felsefesine baktığınızda bize nasıl anlatırlar? İşte çok demokrat. Öyle değil mi? Çok laik. Öyle değil mi? İşte böyle güzelleme yaparlar. Yaptıkça
da yaparlar. İskender’in. Aristo’un. İskender’e yazdığı mektubu iyi dinleyin. Aristo’nun. İskender’e yazmış olduğu mektuptan bir pasaj size. Şöyle demiştir: “Dini devletin temeli kıl.” Aristo gönderiyor bunu. İskender’e. İskender kim? Tarihte en fazla coğrafi yerlerde imparatorluk kurmuş. Hepimizin ayakta alkışladığı büyük. İskender. Hani. Kanuniyetsiz büyük. Kanuni demezsiniz. Örnek. Biz çünkü tarihimizle barışık bir ülke, toplum olmaktan çıktık. Çünkü o büyük. İskender öyle ya. Bakın ona da ne yazıyor. Aristo. Dini devletin temeli kıl. Kim sana muhalefet ederse o senin devletinin düşmanıdır.
Hangi devlet başkanı devletini dine hizmetçi kılarsa o devlet başkanlığına daha layıktır. Hangi devlet başkanı da dinini devletine hizmetçi yaparsa devlet onun için afettir. Dini korumak için iktidarı, devleti kullan. Dini korumak için devleti, iktidarı kullan. Ancak iktidarı korumak için dini kullanma. Meşhur. Aristo’nun meşhur. Büyük. İskendere’e yazmış olduğu mektup o. Yunan felsefesinin hani çok hümanist görünen öyle ya o çok insalcıl görünen. Aristo’nun. İskender’e yazmış olduğu mektup diyor ki dini devletin temelli kıl. Din ne oluyor bu sefer. İskender’de?
Devletin temeli oluyor. Bugün. Hristiyan dünyasında devletin temeli. Hristiyanlıktır. Bütün devletlerin bütün devletleri. Hristiyanlarda. Hristiyanlıktır. Dünya üzerinde hiçbir devlet yoktur ki temelli din olmasın. İslam demiyorum. Bakın dünya üzerinde hiçbir devlet yoktur ki temelinde din olmasın. Bütün devletlerin temellerinde din vardır. O dinle devlet içedir. Dinle devlet içedir. Ama derseniz ki devletler dini kullanırlar kabul ederim. Ve bütün devletler dini kullanırlar. Devlet başkanları da dini kendilerine basamak ederler. Bunlar ayrı tortuşma ayrı tartışma konusu. Devam ediyoruz. Geçen haftadan kaldığımız yerden
yine geldik aynı yere. Bir alıntı daha yapalım. Devlet formal hukuk demektir. İslam kültüründe hukuk ise fıkıhtır. Diğer mezheplere göre fıkıh sünni mezheplerde en gelişkin biçimi almıştır. Dolayısıyla hanedanın parantez içerisinde. Selçuklu. Sünni. Hanefi mezhebini tercih etmesinde bir inanç tercihinden. söz edilebileceği gibi devlet olarak örgütlenmenin getirdiği bir ihtiyaçtan kaynaklandığı hatta bu ihtiyacın zorunlu olduğu da belirtilmelidir. İşte. Nizamül. Mülkte bu kritik mücadelede ve yeniden yapılanma döneminde kendisine destek olacak, dönemin ihtiyacı olan. İslami yorumu üretecek. Daha da önemlisi bir
teorisyen olarak yeni bir dönemin. Yeni bir dönemin kapılarını açacak. İmam-ı. Gazâlî’yi keşfeder. Tırnak içerisinde alıntı. Normalde bir yerden bunu soruyu soran. Hakan alıntı yapmış. Evet. Devlet baştan böyle madde inşallah gidebilirsin. Hoş geldin. Sordum az önce geldi mi dedim. Henüz gelmedi dediler. Yeni mi geldi? Geldiğine çok sevindim. Böyle seni muhatap alıyorum ya daha çok hoşuma gidiyor. Devlet formel hukuk olarak. İslam ve fıkıh ayrımı bunları normalde böyle adım gidersek meseleyi daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ben kendim öyle.
anlamaya çalıştım. Devlet malum bir kanunu olan yazılı genellenebilinir, uygulanabilinir, süreklilik isteyen bir yapı. MİT toprağının üzerine böyle teknik konulara girmedim. Çünkü konu fıkıhla, hukukla alakalı. Devlet için bir toprak lazım. İşte normalde değişik unsurlar lazım. Daha var ama buradaki soru formatına göre yazılı neyin ne olduğu yazılı ondan sonra genellenebilinir bir ve aynı zamanda da uygulanabilinir süreklilik isteyen bir yapı. En önemli şeyi süreklilik isteyen bir yapı ve önem en önemlisi bu kanunlar genele hitap etmeli ve uygulanabilmeli. Bu
konuda hemfikiriz değil mi? Evet. Ben çünkü hani bu formata göre gitmek istedim. Tabii burada. İslam fıkhı, İslam fıkhı deyince de söz konusu olan sünni fıkıh dediğimiz fıkıh literatürü giriyor. Şimdi bunu biraz daha böyle geriye doğru bunu algılamamız için. biraz daha geriye gideceğiz. Biraz daha geriye gittiğimizde. Hzreti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri işte. Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali radıyallahu anh hazretleri. Ardından 6 aylık dönemde. Hz. Hasan efendimizin o halifelik dönemlerinde sünni fıkıh diye bir algı yok.
Hani burada sonradan bu. Sünni fıkıh oluşunun şeyi karşılık var çünkü. Neye karşılık? Sünne fıkıh. Şiaya karşı. Neye karşı? Mütezileye karşı. Hariciye karşı. İslam dünyası büyümeye başladıkça değişik topluluklar, değişik inançlar, değişik kavimler oluşmaya başlıyor. Şimdi o güne kadar mesela işte. Yahudiler, Yahudilik ve dini bir ırkın üzerine kurulu. Irk üzerine kurulu. Genel olarak. Hz. Peygamber zamanında sallallahu aleyhi ve sellem zamanında o bölgedeki devletler genelde şehir devletleri. Hz. Peygamber zamanında söylüyorum. Şimdi. İslam toprakları genişledikçe değişik kavimler, değişik dinler,.
değişik felsefi boyutlar, değişik adet, gelenek, görenekler giriyor işin içerisine. Ve fıkıh olarak, kanun olarak baktığımızda. Hzreti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin döneminde böyle bir problem yok. Kafirler soru soruyor, ayet-i kerime iniyor. Müslümanlar soru soruyor, hadis-i şerifler irade ediliyor. Ve insanlar hemen danışacağı, hemen konuşacağı, hemen sorabileceği bir mekanizma hazır. O yüzden sufilikte mürit mürşit ilişkisi hemen sorabileceği mekanizma hazır olmalı. Hemen sorabilmeli, hemen cevabını alabilmeli. Bu peygamberi metott. Tabii. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri döneminde işte.
Sünni fıkıh, Şia fıkhı. Müntezileydi, hariciydi. Ondan sonra. Şia’nın ismaliyesiydi, batıniydi. Böyle bir problem yok ortalıkta. Bir tek peygamber var, Kur’an var, Sünnet-i. Seniye var. Sahabenin içerisinde fakih olanlar var. Bakın fakih olanlar var. Ama bunlar kendince bireysel mezhep olarak. algılayabiliriz. Ama bunlar ismi konulmuş bir mezhep değil. Ama bunun da yolu kimden açılıyor? Yine. Hz. Peygamberden açılıyor. Malum. Muaz’ı normalde. Yemen’e göndereceği zaman bakın bu hadise fıkıhın icazeti açısından, fıkıhın icazeti açısından çok önemli. Muazz’ı. Yemen’e göndereceği zaman soruyor.
Ey. Muaz, sen nasıl hükmedeceksin? Cevap şu: “Kur’anla ya. Resulallah bulamazsan” diyor. Bakın daha o zaman. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden çıkan bir mesele bu. Bulamazsan. Kur’an’da bir şeyi bulamadın. Bu. Kur’an’ın eksikliği değil. Senin sünnetin ne ya. Resulallah? Bulamazsın. Ona da diyor, “Bulamazsan.” O zaman diyor ki, “, kendi reyimle içtihat ederim.” diye cevap verdi. Kendi reyimle içtihat ederim diye cevap verdim. Bunun üzerine. Allah. Resulü nebisini razı olduğu şeyde başarılı kılan. Allah’a hamd olsun dedi.
Şimdi bu. İslam dünyasında. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi zamanında direkt içtihat kapısının aralandığı yerdir. Hz. Peygamber sağdır ve. Hz. Peygamber görevinin başındadır. Hani peygamberlik ve devlet başkanı olarak. Ve. Hz. Peygamber kendi ağzından. Musab’ın, Muaz’ın kendi reyiyle içtihat etmesini kabul eder. Bunu böyle bir kenara alın. Not alın bunu. Ardından tabii. Hz. Peygamber, Hz. Ebubekir, Ömer, Osman mesela. Hz. Ömer efendimizin. Hz. Ebubekir efendimizin kendi zamanlarında içtihatları vardır. Mesela. Hz. Ebubekir efendimizin ilk içtihadı nedir? Zekat
vermeyi reddeden yalancı peygambere savaş açmaktır. Müsellemetül kezzeba. Mesela ordu. Hz. Peygamber. Efendimiz zamanında savaşa gidecektir. Hastalığından dolayı bir türlü gidemez. Ve o ordu orada dururken hani cihada gidecek ama önce. Müseylemetül. Kezzab’ın üzerine gider. İçtihat eder. Hz. Ebubekir efendimiz. der ki, “Peygamberin zamanında ne nasıl oluyorsa öyle olacak. Kim bundan bir adım geri çıkar, bundan dışarı çıkarsa ben ona cihat ilan ederim” der. Bunu da. Hz. Ömer efendimize karşı der. Hz. Ömer efendimiz onu der ki, “Sen la ilahe
illallah diyen kimseyi mi savaş ilan ediyorsun? Ona mı katlediyorsun?” O da der ki, “Vallahi kim bundan bir adım ayrılırsa ona cihat ederim.” der. Bakın bunlar içtihattır hep. Bunun hukuk açısından baktığımızda içtihattır. O yüzden bunları şimdi geçeceğim. Hani. Hz. Ömer efendimizin içtihatları vardır. Hz. Osman efendimizin vardır. Hz. Ali efendimizin daha fazladır bu konuda içtihatları. Ama. Emevilere gelinceye kadar böyle bir orta yerde düzenli bir hukuk yok. Hep böyle sahabelerin ağzından çıkan ve sahabelerin. Hz. Peygamberden duydukları ve o.
zamana kadar devlet, İslam devletin en önemli vazifesi cihat etmektir. Dini yaymaktır ve cihat etmektir. Devlet dine hizmet etmektedir. Ne zamana kadar? Emevilere kadar. Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri şehit olur. Hz. Hasan efendimiz 6 aylık bir halife dönemi var. Sonra. Muaviye adına halifelikten. Hz. Hasan efendimiz çekilir. Muaviye döneminde çok böyle bir sıkıntılı bir durum yoktur. Ama. Muaviye ne zaman ki oğluna halifeli bırakır sıkıntılar başlar. Şimdi burada. İslam devlet hukuku veya fıkıhı dediğimiz dediğimizde. Hz. Ali radıyallahu anh
hazretlerinin zamanında fıkıh ekolleri ikiye ayrılır. Bunu da beyan etmek zorundayız. Bir ekol. Medine-i. Münevvere’de kalır. Bunlar. Medine-i. Münevvere’den çıkmayanlardır. Mesela. İmam. Malik bunlardan birisidir. İmam. Malik’in mesela muvatası o yüzden sadece. Hicaz bölgesindeki. Müslümanlara yöneliktir. Ve. Medine alimleri, fakihleri. Medine-i. Münevvere’de. Hicaz bölgesinde kalıp onlar dışarı çok çıkmamışlardır. Mesela tarihçiler derler ki veda haccında yaklaşık 12.000 sahabe vardı. Bunun 10.000i. Hicaz bölgesinde kaldı. Bunun 2000 tanesi yaklaşık dünyanın değişik bölgelerine hicret ettiler derler. Şimdi. Sünni fıkıha geleceğiz ya. O
yüzden bunun temelini atalım. Sünni fıkıh diye nitelendirdiğimiz, Hanefi fıkıh olarak nitelendirdiğimiz fıkıh küfeder. Nüvesi, özü, merkezi küfedir. Neden küfedir? Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri halife olunca küfeye yerleşir. Devletin merkezi de küfe olur. Küfe olunca. Hz. Ali efendimizin etrafında tabiri caizse sahabenin hani şeyimi ne o kelimemi af buyurun. E ağırları alimleri. Hzreti. Ali efendimizin yanına gider. Mesela bunlardan birisi. İbn. Mesud küfeğe yerleşir ve orada hakimlik yapar. Orada müftülük yapar, kadılık yapar. Ve normalde. Hz. Ali efendimiz oraya.
intikal etmezden önce. İbn. Mesut’tan başka dikkat edin isimlere. Saad ibn. Vakkas, Ammar. Yasin, Ebu. Musa eleşari, Mriume bin. Şube, Enes bin. Malik, Huzeyfetül. Yeman, Imran bin. Hüseyin gibi sahabiler bunlar böyle de fıkıhta, tefsirde, ondan sonra kelamda, hadiste çok önemli sahabeler. Bunlar normalde. Hz. Ali efendimizle beraber hatta. İbn. Abbas hani. Hz. Abbas’ın oğlu. İbn. Abbas. Bunların hepsi de ne yaparlar? Küfeye yerleşirler. Küfe nerededir? Irak’tadır. Böyle olunca bu sahabeler ve onunların yetiştirdiği tabiin kendilerini. Medine fıkıhçılarıyla denk saymışlardır.
Medine’de kalan fıkıhçılar var. Bunları da yok saymak mümkün değil. Ama normalde bu sahabeler bu. Irak’a göçen küfe sahabeleri var. Onların yetiştirdiği talebeler birçok konuda. Medine fıkıhçılarının yolundan değil kendi reylerini kullanmışlardır. Bu böyle tabiri caizse. İslam dünyasında önemli bir. olgu ve adımdır bu. Şimdi bütün toplumsal hayatı kuşatması lazım. O fıkıh dairesinin veya olgusunun normal tabii bu böyle bunları. İslam dünyasında dönem değerlendirmek gerekir aslında. Mesela. Hzreti. Peygamber dönemini bir dönem. Ondan sonra. Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali’yi bir
dönem e sonra. Emevileri bir dönem, Abbasileri bir dönem, Selçukluları bir dönem ve sonra. Moğul istilasından sonra örnekliyorum bunu., Mecelle, Mecelleden sonraki dönem bugün geldiğimiz noktada son 100 yıllık dönem. Bunların hepsi de mesela şu anda örnekliyorum. Diyanet e önceden bu kadar fetva yayınlamıyordu. Bu son dönem çatır fetva yayınlıyor. Bunlar normalde dönemsel hani irdelenmesi, dönemsel konuşulması lazım. Ve burada tabii en önemlisi. Hz. Peygamber sallallahu. Aleyhi ve sellem hazretlerinin devri e normalde vahiye dayanan ve aynı zamanda da vahyin.
denetimi altında olan bir dönem. O dönem tabii kaynak merkez o dönem. O yüzden normalde. İslam’ı din bugün size din olarak. İslam’ı seçtim ve dininizi tamamladım. Bu meselede bir sıkıntı yok. O yüzden sonraki dönemlere o dönem ışık tutmuş. Şimdi neden. Sünni fıkıh daha gelişkin? Şimdi oraya gelelim. Şimdi sünni böyle bir bunu ırkçılık gibi algılanmasın. Hakkınızı helal edin baştan söyleyeyim. Ama bu gözden hani sünni fıkıh neden daha gelişkin? Bu tarihsel bir tespit, tarihsel bir gözlem ve tarihsel bir
doğru. Sünni fıkıhın daha gelişkin olması. Çünkü sünni fıkıh icma dediğimiz topluluk ve kıyas mekanizmalarını kurmuş ve bunları devamlı olarak çalıştırmış. Bu benim kendi şahsi düşüncem. Ne zamana kadar? Son 300 yıla kadar. Ben. Osmanlı’daki son 200 yılı ve. Cumhuriyet. dönemini de için alıyorum. Son 300 yıl bu mekanizma icma ve kıyas günlerini, parlak günlerini kaybetmiş. Tabii normalde sünni fıkıhın en önemli özelliklerinden birisi devamlılık ve düzendir. Sünni fıkhı devamlılığı getirir. Aynı zamanda bir düzen içerisinde götürür onu. O düzeni
kendi içerisinde kendi disiplinleriyle oluşturmuştur. Ve normalde. Sünni fıkıh genel olarak siyasi otorite ile çatışmadan siyasi otoriteyi dizayn etmeye çalışır. Çatışmacı değildir. Çatışmadan dizayn etmeye çalışır. Sünni fıkhın benimce tespit ettiğim en önemli özelliklerinden birisi budur. Mesela hala da. Anadolu insanı devletle çatışmaz. Devletle çatışanı kerih görür. Bakın devlet de çatışmaz. Devlet de çatışanı kerih görür. Bu hani biz. Anadolu. İslamı dediğimiz bu ta. Selçuklulardan itibaren. Tuğrul. Şah’tan gelir bu. Şimdi böyle olunca o otoriteyle çatışmadan işlerini yürütme bir düzen.
Gazali’den Sorular 3 Hakkında içerisinde ve özellikle. Hanefiler hani. Hanefiler. İmam-ı. Azam’ın öğretisiyle daha fazla akıl yürütürler. Hani. Muaz bin. Cebele dedi ya neyle hükmedeceksin? Kendim içtihat ederim.” dedi. İmam-ı. Azam bunu kendisine örnek alır. Hatta meşhurdur sözü. Biz bir meselede. Kur’an’a bakarız. Bulamazsak sünnet-i seniyeye bakarız. Bakın orada sahabeyi bile söylemez. Bulamazsak ben kendim rey sahibiyim içtihat ederim diyor. Sahabeyi bile karıştırmıyor orada. Hani ashaba bakarız demiyor. Kur’an’a bakarım, sünnet-i seniye bakarım. Bulamazsam. İmam-ı. Azam’ın sözüdür bu. Kendim içtihat
ederim.” diyor. Bu tabii. İmam-ı. Azam’ın hocası da. İmam. Cafer’in de aynı sözü var. Aynı zamanda. Küfe alimlerinden birkaç tane daha hocaları var. Onlar da aynı şeyi söylüyor ve. Hanefiler o günkü. İslam tırnak içerisinde. İslam devletlerinin pratikleriyle uyumludur ve halkın pratikleriyle de uyumludur. Halkın pratikleriyle de uyumludur. Bazen örneklerim ya ben bayındırlıyım. Bizim orada zeytin toplandı mı? Toplandı. Toplandıktan sonra zeytin sahibi çıktı değil mi tarladan? Başak deriz biz ona. Başak toplamak serbesttir orada. Caizdir bir de. Haram değildir.
O fetvası da vardır bunun. Pamuk ekerlerdi. Önceden pamuk toplandı. Bir kat topladı iki kat toplandı. Üç kat toplandı bitti. Millet tarlaya girer başak yapar oradan. Başak. Bunlar yöresel fıkıhtır. Mesela. Hanefiler bu yöresel fıkıhlara açıktır. Mesela bir kimsenin muhtarın elma ağacı var. Muhtarın elma ağacı yola böyle sarkmış. Muhtar diyecek ki şimdi bende öyle bir elma ağacı yok. Kimse ağzını su sulandırmasın. Köye gireni vuruyoruz diyorlar. Çünkü mesela böyle kendi sınırının dışına elma ağacının dalları sarkmış yola. Ondan alabilirsin.
Yandı muhtar. Şimdi bu. yöresel fıkıhtır. Hanefiler bunlara açıktır. Şimdi o yüzden. Hanefi fıkhı sadece inançla alakalı değildir. Aynı zamanda da bir yönetim tekniği koyar ortaya. Hanefi fıkıh devletsiz değildir. Devlet. Hanefi fıkıhsız olamaz. O noktadadır. Selçuklula. E şimdi böyle olunca normalde mesela. Hanefiler bir illete bağlı, bir illete bağlı, bir hikmete bağlı olduğu bilinen hükümler illet ve hikmetin değiştiği zaman o hükmünü değiştirirler. Orada saplantı halinde kalmazlar. Bir illet var, hastalık var, bir problem var. O illete bağlı bir
hüküm geliştirdiler. Hükmettiler. Ama o illetin durumu, vaziyeti değişti. Değişince hükmü de değiştirirler. Orada sabit kalmazlar. Hanefilerin bugünkü. Hanefileri söylemiyorum ha bunlara eskiye doğru gidiyor. Eskiden bahsediyorum. O yüzden normalde hani böyle kamu düzenini korumak, İslam devletinde kamu düzenini korumak, hak ve adaleti gerçekleştirmek,. zaruretleri gidermek maksadıyla bazı hükümlerin uygulanmasına askıya dal. Bu çok radikaldir bundan. Siz diyeceksiniz ki ya bir hükmü nasıl asker alırlar asal alırlar? Mesela buna da örnek olarak. Hz. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin. Kur’an’la sabit olan
gayrimüslimlere devletten zekat verilmesinin hükmünü. Hz. Ömer efendimiz kendi zamanında kaldırmıştır. İslam güçleş kuvvetlendi. İslam’ın bığıtıp gayri müslimlerin kuvvetine ihtiyacı yoktur deyip onlara zekat dağıtılmasını kaldırır. Hz. Ömer efendimiz bakın dikkat edin. Kur’an’da ayetle sabit olan bir şeyi kaldırır. Buranın altını çizelim. Kur’an’la sabittir. Zekat ayetinde hani ona normalde dil öyledir ya. Müellefil kuluba derler. Gayrimüslim insanlara gönlünü. İslam’a ısındırmak için onlara zekat vermek. Hz. Ömer radiallah radıyallahu anh hazretleri kendi sağlığında, halifeliğinde bu ayet-i kerimenin hükmünü tabiri caizse kaldırır.
Der ki, “Şimdi buna. ihtiyaç yok.” Ve zekat gelilerinden bunlara herhangi bir şe verilmesine gerek de yok der. Şimdi bu bakın bir hükmü kaldırıyor. Kaldırıyor derken işlemez hale getiriyor. Mesela şimdi bir tartışma var. Öyle değil mi? Örnekliyorum. Hani bir erkek bir kadına üç talakla boş dedi. Üç talak bir talak yoksa üç talak üç talak mı sayılacak? Bakın tartışma var. Şimdi neden tartışma var? Bazı hadis-i şeriflerde üç tala bir talak saydırmış. Bazı hadis-i şeriflerde üç talak saydır. Üç
tala bir seferde vermeyi kabul etmemiş. Mesela. Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri üç talağı bir seferde veren bir kimsenin üç talakta boş olduğuna hükmetmiş. Üç talak bir talak saymamış. Bu normalde bakın bir içtihattır. Evlilik kurumunu korumak amacıyla hani böyle gelgitler yaşanmasın diye o. normalde bir talakta verilen bir şeyi üç talak olarak bir talakta üç sefer verdiyse boşsun demiş. Ama mesela hadis kitaplarından okuyorum ben de. Hani sahabeden bir kimse hanımını üç talakla boşadı. Geldi. Allah. Resulünün yanına. Dedi
ki üç talak boşadım. Bir sefer de mi dedi. Evet öyle boş olmaz dedi. Döndürdü onu geri gideceksin dedi. Şimdi bir temizlik müddeti bekleyeceksin. Bir talak sonu boşayacaksın. Yine bir temizlik dönemi bekleyeceğim. Bir talak daha boşayacaksın. Sonra bir temizlik dönemini daha bekleyeceksin yine sonra boşayacaksın dedi. Ama mesela. Küfe imamları, rey sahipleri bunu kabul etmediler. Dediler ki evlilik ciddiyet isteyen bir. Bir kimse bir kadını üç talakta bir seferde boşadıysa boşamıştır dediler. İmam-ı. Azam da bunun içinde. Şimdi normalde
mesela işte bir kimse. öldürülüyor. Aklıma gelenleri söylüyorum. Bir kimse bir kimseyi öldürüyor haksız yere. Haksız yere öldürünce diyet ödeyecek. Diyet ödeyeceği zaman nereden hesaplanacak? Deve hesabından hesaplanacak. Ya o zaman için bir deve, bir. Mercedes veya. Audi diyelim. Bir ara deve fiyatları çok yükselmiş. Deve fiyatları çok yükselince devenin fiyatını bir yere bağlamışlar. Demişler ki bu kadar yüksek hani diyet ödenmez. Bu diyetler yüksek deve fiyatları yükselince bunu demişler. Bir noktaya bağlayalım, bir seviyeye bağlayalım demişler. Bunun gibi mesela
işte yine e bu. Hazre. Ömer efendimizin içtihatlarından birisidir. Mesela bir kimse arabasını aldı getirdi. Cevdet ustaya getirdi koydu. Cevdet. Ustaba tamir olacak. O esnada. Cevdet. Ustanın dükkanında arabada bir hasar oluştu. Dükkanda oluştu. Bu. Hz. Ömer efendimizin içtihadıdır. Cevdet o hasarı ödemek zorunda. Evet. Bunlar böyle o güne kadar olan fıkıh literatürlerinde, kanun literatüründe olmayan şeyler. O yüzden böyle. Hanefiler, Hanefiler kendilerince toplumun ihtiyacına bakıp, toplumun ihtiyacına bakıp, bölgenin ihtiyacına bakıp bölgedeki hastalıklara, illetlere çözüm üretebilmişler. Ben bu konuda
çok muzdaribim. Şöyle muzdaribim. Ne yazık ki biz 300 yıldan beri aslında. Hakan kardeş bu. İslam’da içtihadı konuşacağız dediydi. Ben bekliyorum onun bu konudaki çalışmalarını. Çok önemli bir konu. Çok titizlikle davranılması lazım. Bu içtihat mekanizması. Bakın işlevini yitirmiş. Şimdi. Selçuklu’nun tercihi inanç mı, zorunluluk mu dediğimizde bu tercih hem inançtan kaynaklanıyor hem de devlet olarak örgütlenmenin zorunlu ihtiyacı olarak var bizde. Şimdi. Selçuklu’nun başlangıç noktasına baktığımızda nereye kadar inelim? Tuğrul. Şah’a inelim. Tuğrul. Şah’la beraber iki tane daha kardeşi
var. Bunlar normalde şehir. beylikleri. Öyle diyelim. O zaman normalde işte bir halife var. Abbasilerin içerisinde. O halife ne yazık ki hani önemini yitirmiş, ağırlığını kaybetmiş ve orada da. Emevilerden sonra. Abbasiler çok zayıf bir devlet halindeler. Bölük pölçükler. Etrafta birçok böyle küçücük devletçikler oluşmuş dağınık bir şeyde ve her yıl o devletçiklerin arasında savaş var. Bitmek, tükenmek bilmeyen savaşların içerisinde o bölgede hani. Tuğuşah dediğimizde. Türkler, o. Türklerin içerisinde komple. Arap olmayan bütün ırklar. Türk orada. Yahudiler var o
bölgede. Araplar var, Araplar var., Şia var. Mesela bir. Fatımı. Devleti kurulmuş. Bir haşahaşiler var. Abbasi’den kalanlar var. Farklı küçük devletçikler var. Devletçikler var. Tuğru. Şah ve kardeşleri de bu küçük devletçiklerin başında. Bir kardeşinde birkaç tane şehir var. Tuğrulşah’ta da birkaç tane şehir. var. Ama o kardeşlerin hepsi de. Tuğrul. Şah’a bağlı. Daha henüz halifeden. Abbasi-i halifeden tuğ ve sancak alınmamış ve. Tuğrul. Şah savaştan savaşa, seferden sefere koşuyor. Coğrafya çok uluslu, çok dinli. Çok uluslu, çok dinli ve
sürekli savaşan bir ırk var. Türkler. Bunu da böyle şimdi beyan edeceğim yanlış anlaşılmasın. Hani burada. Kürtler de var dediğinizde. Kürtler. Türkmen boyu onlar da. Türk. Onlara siz ayrı bir kavimsiniz diyen. İngilizler. Orada çünkü başka bir kavim yok. Yahudiler var, Hristiyanlar var, Bizanslılar var. Bizanslıların farklı. Hristiyanların kolları var. Süryaniler, Katolikler gibi. İşte. Ezidiler var, şeytana tapanlar var. Farklı orada inanışlar var. Ama bir tarafta da. Perslerden kalıntılar var. Ve aynı zamanda da. Şia başlıyor yavaş. İşte. İsmailiye takımı
var, Batini takımı var. Örneğin bunlar. Caferilikten ayrı. Şiayla. Caferiliği ayırın. Mesela. Caferilerle. Batilileri ayırın. Cafirelilerle. İsmaili’ye ayırın. Caferilerle. Fatimileri ayırın. Böyle bir de hariciler var bölgede. Mütezile var bölgede kaderiyeciler var bölgede cebriyeciler var bölgede. Hepsi de bunların bakın bu kadar böyle bütün her şeyin birbirine karıştığı, iç içe girdiği bir coğrafya. Selçuklu’nun yavaş. Selçuklu olmaya başladığı zamanlarda. Şimdi böyle bir toprakların üzerinde coğrafya geniş, çok uluslu, çok dinli, çok mezhepli, çok meşrepli bir ülke. Böyle olunca oradaki sizin
hukuk sisteminiz esnek ama disiplinli olmak zorunda. Bu tabirimi de hoş görün ama esnek ama disiplinli olmak zorunda. Aynı zamanda merkezi meşruiyeti tutmak zorundalar. Bir merkeziyetçilik olması lazım. Devletin bir merkezi olması lazım ve devlet o merkezden yönetilmesi lazım. Öyle olunca bu hem dini. olarak birçok mezhep meşref var hem de birçok irli ufaklı devlet var. Burada fitne o zaman için tabiri caizse bulgur gibi kaynıyor boyuna. Bu fitneyi de bastıracak ideolojin olması gerekiyor. Veya fıkıhın olması, kelamının olması gerekiyor.
Felsefenin de olması. Batini dediğinizde felsefe var işin içerisinde. Ve o dönemde bir de. Sokrat’tan, Aristo’dan, Yunan felsefesinden, Avrupa’dan habire çeviriler yapılıyor. Bu çeviriler yapılırken de hiç analiz edilmeden, gözden geçirilmeden kitap haline getirilip millete okutuluyor. Hani bu ne kadar doğrudur, ne kadar değildir? O yüzden normalde bunu da uygulamıyor. Selçuklular kendilerince tabiri caizse. Sünniler. Tuğrul. Şah döneminde. İslam dini devlet dini hükmüne geliyor. Nasıl. Bizans. Hristiyanlığı devlet dini haline getirdiyse önceden. Hristiyanlar zulüm altında. Kimin zulmü altında? Yahudilerin zulmü
altında. O yüzden dağların. tepesine kiliseler yapıyorlar. Çünkü. Yahudiler onları siz kafirsiniz deyip katlediyorlar. Hristiyanlar ne yapsınlar? Yerin altında mağaralar yapıyorlar, kiliseler yapıyorlar. Dağların en zirvesine kiliseler yapıyorlar. Çünkü bir. Yahudi zulmü var. Hristiyanların üzerinde. E İsa’yı da zaten. Yahudiler o hale getirdiler. Çarmağa geldiler. Şimdi onlardan ortak evangelistler çıktı. Yahudi, Hristiyan ortaklığı. Bu aslında. Yahudi ve. Hristiyanlar en büyük düşmandır birbirlerine. Ama. Müslümanlara karşı onlar şimdi birleştiler. Öyle olunca çok ırk, çok dinli, çok felsefeli bir coğrafya. Öyle bir
coğrafya ki bakın ona. Kaşkar’dan. Ega. Adalarına kadar ve. Aral. Gölünden. Kafkasya’dan. Yemen ve. Aden’e kadar uzanan bir devlet. Bir imparatorluk böyle olunca ondan sonra. Karahanlılar bile. Selçuklulara bağlı. Karahanlılar dediğinizde onlar da büyük bir. Türk devleti. Onlar da. Selçuklulara bağlı. Öyle olunca hani. en zirve noktası. Melikşah dönemidir. Melikşah döneminde bütün. Avrupalı tarihçiler bunu destekler. Bir adalet devridir. Bakın adalet devridir. Avrupalı tarihçiler. Selçuklu devletinin. Melikşah dönemini derler ki bir adalet devleti. Hatta. Ermeniler bile. Selçuklu’nun adaletinden memnundur. Bütün.
Selçuklu topraklarında yaşayan hangi dine mensup olursa olsun, hangi millete, hangi ırka mensup olursa olsun hepsi de. Melikşah döneminde güvendedir, mutludur. Hepsi de normalde tabiri caizse can güvenlikleri, mal güvenlikleri, din güvenlikleri eman altındadır. Zaten. Melihşah öldüğünde bölge insanının hepsi de üzülür ve devletin teşkilatı. Melikşah döneminde. Nizamül. Mülke verilir. Şimdi. Nizamül. Mülke’ geliyoruz. Tabii. Nizam-ı. Mülkretli bir kimsedir. Alim bir kimsedir. Normalde ilmi ve kültürel faaliyetleri zirvede bir kimsedir ve. Nizamiye medreselerini kurar. Nizamiye medreseleri dünya çapında şöhrete kavuşur.,
hem ahlaki noktada, hem. devlet yönetiminde, hem iktisadi noktada hem de normalde ticari hayat açısından muhteşem gelişmeler olur. Muhteşem gelişmeler olur. O yüzden hani. Nizamül. Mülk’ün devlet açısından siyasetnamesi gerçekten bütün devlet insanlarının ve devlet adamlarının okuması ve uygulaması gereken bir şeydir. Ben bazı bölümlerini zaman hani göz gezdiriyorum zaman buldukça. Gerçekten o zamandan bu zamana ışık tutan bir siyasetnamesi var. O yüzden sadece vezir olarak görmek mümkün değil. Bir devlet kurucusudur. Nizamül. Mülk. Devlet kurucusudur. Ve normalde. Nizamül. Mülk’ün
diğer vezirlerden ayıran en önemli özelliği devlet gücüyle tabirimi hoşgörün ideolojiyi iç içe yaşatmasıdır. İdeoloji nedir? Devletin bir ideolojisi, bir hedefi olmalı ve. Nizamül. Mülkun harmanlamış, bunun ikisini birleştirmiş bir insandır. Ve. Nizamiye medreselerini devleştirerekten akçeli hale getirerekten devletin memurları vardır orada. Bu noktada. ilmi kamusalana yaymak ve normalde kılıcın yetmediği, çünkü kılıç yetmez. Kılıcın yetmediği yerde zihinle, ahlakla, fikirle insanları yönetmeye çalışır. Nizamül. Mülk’ün felsefesi budur. Nizam-i. Mülkte sadece devletin gücünü kullanıp insanları yönetmek yoktur. İşin içerisine ilim girer,
irfan girer, ahlak girer. İşin içerisine insanların bireysel özgürlükleri girer. Girer. Sadece devletin kılıç zoruyla bir yaptırması söz konusu değil. E geldik şimdi. Gazâlî’nin keşfi tesadüf mü yoksa bir stratejik bir seçim mi? Gazâlî’nin keşfi., Gazâlî’nin bir ilmi derinliği var. Bunu yok saymak mümkün değil. Ama. Gazâlî’de en önemli olgulardan birisi kriz dönemlerinde devletle dini ve dindarları bir araya getirip düzeni meşrulaştıran bir kimsedir. Bunlar tartışmaya açıktır. Diyeceksiniz ki ya düzeni meşrulaştırıyor. Evet meşrulaştırmış. Bugünden biz o güne baktığımızda eksik
yönlerini görebiliriz. Ama devletin. içeriden. Fatimiler var. Batiniler var. İçeride. İsmaeliler var. Haşhaşiler var. Dışarıda batıda. Bizans var. E Şia var bir tarafta. Bir tarafta. Abbasid’den kalıntılar var. E biraz daha böyle. Selçukluların güneydoğusuna doğru gittiğimizde. Selçukl’nun dışarıda da içeride de uğraştığı, savaştığı çok alan var. Öyle olunca o kriz dönemini döneminde devleti meşrutleştiren, meşruiyete çeken ilmiyle felsefeyi sınırlayan, yok eden değil. Ilmiyle felsefeyi sınırlayan battinileri eksi etkisiz hale getiren şimdi mesele yanlış anlaşılmasın diye kelimeyi yuttum ama yutmayayım. Sünniliği
biraz da ortodokslaştıran, ortodokslaştıraraktan sistemleştiren bir. Gazâlî. Bunu normalde ben eleştiriye açık bir insanımdır. Çünkü o zaman için. Selçuklular bunu hep söylerim kendi içimdedir. İslam dininin ayakta durmasının en büyük etkenlerden birisidir. Ben hala daha derim. İslam şu anda bir fikri planda, mezhebi planda. a felsefi planda ayakta duruyorsa. Selçuklulara dua etmek gerekir. Çünkü o günkü. Abbasilere baktığınızda. Emevilerden sonra. Emevi ve. Abbasi ikisini bir nitelendirdiğinizde ne yazık ki. İslam dünyasının elle tutulur bir tarafı kalmamıştır. Etkisiz, yetkisiz, gücü kuvvet
olmayan, çok özür dilerim ama maskot gibi duran bir halife baskılara direnemeyen, ordusu olmayan, gücü olmayan bir halife vardır. Ve devlet başkanı ayrı, halife ayrı. Arada bazen çatışıyorlar ve. İslam dünyası içinde yükselen batiniliğe, içinde yükselen ismaliyeye, içinde yükselen haşailiğe, içinde yükselen. Fatimiliğe bunlarla baş edemez halde. Dışarıda. Bizans ikide birde saldırıyor. Haçlı seferleri var. Birçok ufak tefek aşağıda, yukarıda, yanda, sağda, solda mesela habire savaşan bir. Selçuklu var. Ve her şeyiyle bütün o gün için bütün dış etkenler. İslam’ı
boğmak için mücadele ediyorlar. Buna bir de o günün. Caferlerle. Şiayı ayırıyorum tekrar. O günün bir kısım. Şia örgütlenmeleri de bunların içerisinde. Böyle olunca ben hala daha derim ki. İslam hani. Selçuklulardan. Osmanlılara geçerken. İslam dünyası. Selçuklulara çok borçlu. Dolayısıyla. Türklere bakın dolayısıyla. Türklere o yüzden şu anda. İslam dünyası. İslam olarak, Müslümanlar olarak hala daha adı anılıyorsa bunda. Selçuklular payı çok fazla. Tabii. Gazâlî bu manada bir taraftan filozoflara cevap verirken bir taraftan da itaat konusunda, bir taraftan da
ahlaki konularda siyasetçilere eklemler yapar. Halka da bu noktada öğretiler içerisindedir. O yüzden. Sünni fıkıh burada hem ahlakı kendi içerisinde içselleştirir hem de devlet düzeni açısından devlette de içselleştirir., din ve devlet kardeştir kuramı o zaman. Büyük. Selçuklu zamanında oturur ve yerleşir. Nizamül. Mülk’le. Gazali’den Sorular 3 Sohbeti başlar, Gazâlî ile devam eder. Mesela. Nizamül. Mülk’ün siyasetnamesinden size şimdi yine bir paragraf okuyayım. Padişahlarda olmazsa olmaz pirupak, tertemiz dindir. Zira din ve hükümdar birbirlerinin kardeşi gibidir. Hükümdarın vatanında bir kargaşa
baş gösterince dinde bundan zarar görerek bozgunculara ve dini eğrilere gün doğar. Keza dinde bir fesat vücuda gelirse memlekette nizam kalmaz. Ve dahi mayası bozuklar palazlanarak padişahın itibarını sarsarlar. Kalpler kararır, sapkınlık ayyuka çıkar ve asiler galebe çalar. Nizam-ı mülkün siyasetnamesinin 8. Aslında bu nizam-ı mülkün düşüncesi budur. Bu düşünceyle nizamül mülk din ve devletin ayrılmasının mümkün olmadığını, ayrılamayacağını, ayrıldığı takdirde ülkede karışıklıkların çıkacağını emniyet ve asayişinin asayişin ortadan kalkacağına inanır. Ve yine. Gazâlî, onun devamı olan. Gazâlî de din
ve devletin ayrılmaması gerektiğini söyler. Şimdi de. Gazâlî’den. alıntı. Din ve devlet ikiz kardeştir. Din esas, devlet koruyucudur. Esası, temeli bulunmayan bir bina yıkılmaya mahkum olduğu gibi muhafızı bulunmayan şeyler de yok olmaya mahkumdur. Dünya düzeni için hükümdarın varlığı zorunlu olduğu gibi ahiret saadetini kazanmak için de din zorunludur. İnsanlar çeşitli sınıflarıyla, içinde bulundukları muhtelif durumlarıyla, arzularıyla ve birbirine aykırı görüşleriyle başa bırakılsalardı ve aralarında görüşüne hürmet ve itaat edilen ve onları bir fikir etrafında toplayabilecek güçte bir kimse bulunmasaydı
şüphesiz hepsi de en son ferdine kadar helak olurdu. Bu hastalığın ilacı ise ancak bu dağınık ve birbirine aykırı fikirleri bir araya getirebilecek çeşitli görüşlere sahip insanları bir fikir etrafında toplayabilecek güce, kudrete sahip ve kendisine itaat edilen bir sultanın varlığıdır. Bu da bize gösteriyor ki dünya düzeni. için sultanın varlığı ve din düzeni için dünya düzeni zorunlu olduğu gibi ahiret saadetini kazanmak için de din düzeni zorunludur. Bu da gazalider. Şimdi siz buna diyebilirsiniz ki ya böyle bir olabilir
mi? Şimdi buradan. Gazâlî’yi bu konuda eleştirmek. Evet, çok basit. Ama o günkü coğrafyada, devletin o günkü durumunda ve içeride ve dışarıdaki etkenlere baktığımızda o zaman. Gazâlî’ye hak verir insan. Gazâlî o yüzden dinle devletin kardeşliğinin bir zorunluluk olduğunu hem dünyevi hem de uhrevi mutluluğun böyle bir kardeşliği gerektirdiğini ifade eder. Hem. Nizamül. Mülk’ün yaşadığı dönemde hem de. Gazâlî’nin yaşadığı dönemde batinilik, haşaşilik ve bazı felsefi akımlar dinin özrüne zarar vermeye başlamıştır. Toplumda huzursuzluğa neden olmuştur. Toplum huzursuz ve normalde
bu sebeple din için devlet için de din. olmazsa olmaz olarak görülmüştür o gün için. Haşhaşi belasından kurtulmak hem devletin hem de dinin birlikteliği için zorunlu hale gelmiştir. Böyle olunca. Türk. İslam toplumunun bütünlüğünün bozulmaması için din ve devlet arasındaki bağı ilk dönemlerde olduğu şekline getirmek için gayret etmişler. Dinin ve devletin de idaresinin aynı liderde olması gerektiğini ifade etmişler. Ben kendimce bu tespitleri yaptıktan sonra diyorum ki kendimce o gün için doğru yapmışlar. Bakın din ve devletin bir merkezde
olması zaten. Tuğrul. Şah’tan sonra. Melihşah halifeli de alır. Tuğrulşal halifeye normalde kendi kız kardeşini verir, evlendirir ve tabiri caizse halife maskot halindedir. Tuğrul. Şarının emrinde gibidir. Böyle olunca. Gazâlî ile beraber bunlar negatif yönleri bunları da konuşmazsam haksızlık yapacağıma inanırım. İlmi çoğulculuk diye nitelendirdiğimiz bugün için ilmi. çoğulculuk daralır. Evet. Bunu bir böyle öz eleştiri gibi alalım. Gazâlî ile beraber mesela mezhepler arasındaki sınırlar sertleşir biraz. Bunlar benim negatif olarak tespit ettiğim şeyler. Sorgulama biraz kalkar ortadan. Sorgulamanın yerine
iç disiplin alır. Bunlar dönemin getirdiği o dönemin getirdiği sıkıntılardan kaynaklanır. Ama mesela o sıkıntılara rağmen bu biraz hayalperestlik gibi algılanabilir. Ben mesela ilmi çoğulculuğun daralmasını çok gönlüm arzu etmezdi. O ilmi çoğulculuk oysa daha iyiye, daha ileriye, daha güzele götürebilecek bir şeydi. Veyahut da hani mezhepler arasındaki keskin sınırlar, çizgiler bazı şeyleri yönetmekte zorlandığına inanıyorum. Mesela şu anda da o keskin çizgilerin olduğuna inanıyorum. Bu. İslam dünyasının en büyük hastalıklardan bu hastalıklar devam ediyor. Bir biz ilmi çoğulculuktan uzağız.
Ilmi çoğulculuktan ama heva ve hevesten değil, nefsin. öngörülerinden değil. İlmi çoğulculuk dedim. Bir şeyde gerçekten ilim noktasında bir getiriyorlar ortaya. Bunun bunda biz şu anda da. İslam dünyası bu noktada çok kısır. Şu anda da çok kısır. Mesela dedim ya. Gazâlî ortodokslaştı biraz. Gazâlî’den sonra dedim. Evet. Şu anda. Ortodoksun tam göbeğindeyiz biz. Y şu anda mesela. İslam dünyası bir bu çok acı şeyler bunlar bir kadının tek başına seyahatini halledebilmiş değil. Mesela burada. Ortodoksluk bir noktadayız. Bunu bazen
örnekliyorum ya. Eskişehir’de üniversitede konferanstayım. Kızlara sordum. Kızlar hanginiz buraya dedim babanız getirdi? Yaklaşık o salon 1000 kişilik vardı herhalde değil mi? O sohbete gelen var mı? Eskişehir’e gelen var mıydı? 1000 kişilik daha mı fazlaydı? Evet. Kocaman bir salondu çünkü iki tane kız kaldırdı bizi babamız getirdi. diye. Geri kalan kızların hepsi de bindi otobüse geldi. Şimdi yukarıda bayan kardeşler var. Bursa dışından gelen bindiler otobüse geldiler. Hanefi’ye göre haram iş dediler. Bakın biz bunu kıramıyoruz şimdi. Ha ben
kırıyorum. Ben nasıl kırıyorum? Diyorum ki bu konuda işte şu hadis var, şu hadis var, şu hadis var, şu olay var. Yol güvenliğiniz varsa gidebilirsiniz diyorum. Ama o kitaplarda o içtihat duruyor mu? Duruyor. Kadın ömreye gidecek. Tek başına ömr olmaz diyorlar ona. Gidemezsin. Yol güvenliği varsa gidebilirsin diyorum. Hadis-i şerif var. Öyle bir zaman gelecek ki filanca yerden bir kadın tek başına buraya. Beytullah’a tavafa gelecek, hacca gelecek diyor. Burada söz konusu olan yol güvenliği. Yol güvenliği varsa siz
seyahat edebilirsiniz diyorum. Ama mesela o sünni kesimdeki. veya. Şiada da bu ortodoksluk var. İslam dünyasının şu anda bütün mezheplerinde ortodoksluk var. Hala daha biz. Şafilerde kadın e erkeğe dokundu. Abdesti bozuldu mu bozulmadı mı bunu tartışıyoruz. Ama bu normalde. Evet. Gazâlî Nizamül. Mülk. Gazâlî ile bir fayda sağlanmış o zaman için. O fayda ne? Kısa zamanda bir devlet ve millet arasında bir istikrar oluşmuş. Ama uzun vadede, uzun vadede kabul edilir edilmez uzun vadede benim nazarımda. Allah beni affetsin.
Bu hem fıkıhta hem böyle bilhassa fıkıhta bir durgunluk yaşanmış. Biz o durgunluğu hala da yaşıyoruz. Bu ama hani. Gazâlî ile başlayan bir durum değil bu. Bu normalde. Gazâlî’den sonra devam eden bir durum. Siz o gün için krizi yönetmek için belirli kaideler, kurallar koyuyorsunuz. O kriz dönemi. bitiyor. Kriz dönemi bittikten sonra da o kral ve kaidelere devletler kendi devlet başkanları kendi makamlarını korumak için kriz dönemindeki kural ve kanunları kendi heva ve heveslerini kullanıyorlar. Oysa o kriz döneminde
o krizi aşmak için o günkü olaylara münhasır verilen fetvalardı veyahut da durumdu. O hal geçtikten sonra hani olağanüstü bir hal diyoruz ya. E olağanüstü hal geçtikten sonra onların değişime dönüşüme tabi tutulması gerekiyordu ama değişime dönüşüme tabi tutulmuyor. Devam ediliyor. E halbuki o kriz kalmamış. O kriz kalmadığı halde neden o kriz varmış gibi davranılıyor? Bu da devlet bürokrasisinin ve devleti yöneten kimsenin işine geliyor. O zaman biz o duruma baktığımızda tarihsel olarak doğru, ben tarihsel olarak doğru görüyorum.
Bunda bir sıkıntı yok. Devlet yapısı açısından da. isabetli görüyorum. Yine bunda da bir sıkıntı yok. Ve tarafsız da değil o zaman için bu yapı. Bunu tarafsız da görmüyorum. Devletin ihtiyaçlarını merkeze alan biraz insanların düşünce özgürlüğünü kısıtlayan bir yapı var. O gün için geçerli ama bunda bir sıkıntı yok. O gün için geçerli. Hani bu şuna benziyor. Hani 12 Eylül döneminde böyle adı sıkı yönetim olarak konulmuş ama sıkı yönetim denilen şeyin hani sıkı yönetimler devleti korumak için vardır.
Sıkı yönetimler halkı korumak için değildir. Devlet otomatikman kendini korumak için sıkı yönetim ilan eder. Halkı korumak için değil. Ve sonra sıkı yönetimin arkasından bir ihtilal olur. Devletin içerisindeki bir güç ihtilal eder. İhtilal yaptıktan sonra yine devleti korumak için yeni bir anayasa çıkarır. Aslında o kriz yoktur. artık. O tehlikeler yoktur ama o anayasa orada kalır. Şimdiki olduğu gibi. Nedir? İşte 12 Eylülcülerin yaptığı bir anayasadır. 12 Eylülcülere ülkücüler karşıdır, solcular karşıdır, komünistler karşıdır. İslamcı veya dinci adına ne
derseniz deyin, İslami cemaatler ve cemiyetler karşıdır ama hiç kimse değiştiremez. 60 ihtilalinde değiştiremedikleri gibi 12 ihtilalinde bir anayasa olur. Yine hiç kimse değiştiremez. Bu tipik bir ortodoksi bir durumdur. Aynı. Gazâlî’den sonra da söz konusudur. O yüzden. Evet. Onların normalde yaşadığı zaman dinle milletin birlikteliği, dini kurumların oturması, yerleşmesi, toplumun bütünlüğünün bozulmaması işte bu tip krizlerin aşılmasında. Nizam-ı. Mülk ve. Gaz. Gazâlî felsefesi işlevini yapmış, yerine getirmiş. E devlete bir düzen lazımdı. Devlet düzene oturtturmuş. E normalde bir otorita
lazımdı. Otorite oturmuş. E bunlara uygun cevabı veren. Gazâlî olmuş. Felsefeyi. Kur’an sünnet bilgisiyle çepe çevre sarmış tabiri caizse. Onun çevresini oluşturmuş. Çünkü tehafütle bunu yapmış. Tahaffüt yazılmasaydı, İslam dünyası felsefecilerin boğuntusuna uğrardı., Gazâlî ile beraber hani. Sünni dini, Sünni din anlayışı ve yaşantısı sistemleşmiş. Ahlakı, fıkıhı, akaidi, siyaseti birleştirmiş. Gazâlî. Ama. Gazâlî’nin bence en önemli hizmetlerinden birisi hizmet olarak nitelendiriyorum bunu. Tasavvufu sufiliği meşrulaştırmış ve meşrulaştırırken onu da. Kur’an ve sünnete bağlamış., devleti ahlakileştirmiş, devleti ahlakileştirmiş. Devlet ahlaksızlıktan kurtulmuş.
Şimdi devlet ahlaklı olursa toplum ahlaklı olur. Devlet ahlaksız olursa toplumda siz ahlakı oturtturamazsınız. Devlet rüşvet alırsa bu insanlar işlerini görmek için rüşvet verirler. Devlet rüşvet almazsa insanlar rüşvet veremezler. Ahlakilik devlette başlar. Gazâlî bunu. Nizamül. Mülkten sonra bunu oturtturmuş, yerleştirmiş. Siyasetçileri dinle erdemleştirmiş. Devlet başkanları veyahut da. siyasetçiler, devlet idare eden bürokratlar erdemli insanlar haline gelmiş. Ya fitneyi durdurmuşlar. Felsefik olarak ve normalde. Gazâlî’nin tespit ettikleri bunların en önemli özelliklerinden birisi devleti zorbalıktan çıkarmış ahlakileştirince. Gazâlî’nin yönteminde devletin zorbalığı
yok., zorbalığı olmayınca devlette kırılganlık da yok. Çünkü zorba devletlerde kırılganlık vardır. Mesela o. Abbasilerde zorbalık var, kırılganlık yaşıyorlar. Memlüklerde zorbalık var, kırılganlık yaşıyorlar. Mesela. Emevilerin son kısmında. Yezit’ten sonra zorbalık var. Kırılganlık yaşıyorlar. Eğer devlet zorba olunca çünkü kırılganlıklar fazla olur. Zorba bir devlet var. Devlet kendi felsefesini, kendi inancını veya kendi durumunu halka zorla kabul ettirirse kırılganlık olur. Bir taraftan devlet çatırdamaya başlar. En önemli zorba devletlerin çektiği sıkıntı budur. Eskiden de yeni yeniden de. E o zaman.
Gazzali’ye baktığımızda. Gazâlî bazı meselelerde engelleyici gibi değil. dengeleyici gibi durur kendi zamanında. Devletle fert ilişkisini dengeleyen, devlete sınır çizen, ferde de sınır çizen bir olguya sahiptir. Gazâlî. Bence böyle olunca daha böyle kendi zamanında devletle milleti barıştıran alim, devletçi, topluma faydalı, son dönemde sufi bir kimsedir. Son dönemde sufi bir kimsedir. Kendi zamanında kendince o günkü şartlarda ihtiyaca binaen ben bunun bir ilahi el yordamıyla olduğuna inanıyorum. Çünkü. Müslümanların bir çatının altında ayakta durması gerekiyordu. Cenâb-ı. Hak bu küfe
alimlerinin terbiyesini almış. Bir topluluğun içerisinden bunları çıkarmış. Evet. Anadolu’daki. İslam nasıl yavaş şekilleniyor? Evet. Cüveyni’nin vefatından sonra. Gazâlî Nizamül. Mülk himayesine girer ve ona birkaç proje verilir. İlmini safi fıkhın güçlenmesi için kullan. Hem dinen hem fikren hem de siyaseten büyük bir tehlikeli olan tehlike olan batıniliğe. karşı bir reddiye yaz. Gazâlî bunun hakkını verir. Bir süre sonra. Bağdat’a atanır. En üst ilmi makam olur. Halife kadar ünlenir. Ama bir proje adamıdır. Devlet bürokrasisi emreder ve yerine getirir. Bordrolu
din adamı olmuştur. Daha sonra bunun pişmanlığını duyar ve itiraf eder. Evet. Buradan inşallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Anadolu’daki. İslam’a gireceğiz ve. Gazâlî’nin üzerindeki bu tip eleştirilere de cevap vermek değil derdimiz. Bu noktada. Gazâlî’yi kendini ne münhasır kendi zamanından bakabildiğimiz kadar bakıyoruz. Herkesin olduğu gibi. Gazâlî’nin de olumlu yönleri var, olumsuz yönleri var. Hata yaptığı yerler var, yapmadığı yerler var. Hepimiz için geçerli bu. Hepimizin geçerli. O yüzden. Gazâlî eleştirilecekse de eleştirilmesi gerekir ki ders çıkaralım. Bugünle ders çıkaralım.
Bu konuda ben. Gazâlî’yi eleştirenlere reddiye yapma noktasında. değilim. Böyle de algılanmasın mesela. Bunu böyle algılarsak da bu sefer hakkını yemiş oluruz eleştirenlerin. Yok biz bu noktada hani bir. İslam alimidir. Son dönem sufidir. Herkes gibi eksiklikleri ve fazlalıkları. Herkes gibi yanlışlıkları vardır. Mesela işte devlet tarafından atanması, devletten akçı alması mesela. İmâm-ı Âzam’ın uyguladığı bir değildir. Örnek. İmam. Muhammed’in yolu da değildir. Mesela. Serasinin yolu da değildir. Şimdi böyle baktığımızda bu açıdan baktığımızda sen hani din alimiysen devletten maaş
almaman lazım. Ama sen bir devlet memurusan devletten maaş alabilirsin. Bu ayrı bir mesele. O zaman. Gazâlî’ye bakarken bir din alimliği tarafından bakacağız. Bir de devlet memurluğu tarafından bakacağız. O zaman mesela işte devlet sana maaş veriyor. Ne diyor? İşte cuma günleri bu hutbeyi okuyun diyor. O hutbeyi. okuyorsun orada. O hutbe topluma faydalı mı değil mi? Nereye kadar faydalı? Nereye kadar faydasız? İddeleyemiyorsun. Bugünkü sistem bu. Hani normalde çarşının içerisinde cami var. Çarşının içerisindeki cami hani örnekliyorum beraber gittiydik
ya seninle cumaya. Bursa gazın fetvasını okuyor camide. Bir hafta önce de ne o organ bağışıyla alakalı okuyordu. Ben oturdum yerden bağırdım. Dedim öldüğüne kim hükmediyor? İmam böyle gözünün üstünden baktı. Ha. Mustafa. Özvan döndü cemaate. Cemaat bize veriyorlar biz de okuyoruz dedi. Beraberdik değil mi seninle? Tabii o da diyor ki sen burada bari rahat dur diyor bana. Bir daha seninle cumaya gelmeyeceğim diyor. İyi. Haftasına gene aynı camiye gittik. İmam ne okuyor? Bursa lodos gelecekmiş. Lodos geleceği için
bacalarınızı temizleyin. Ben tam gene müdahale edeceğim. Bir. diyeceğim. Cemaat oradan baktı. Sevgili cemaat diyeceksiniz ki dedi, “biz. Bursa. Gaz’la alakalı ne okuyoruz burada? Bize gönderiyorlar. Biz okuyoruz dedi gene. Şimdi bunla kıyasladığınızda baktığınızda ortaya bambaşka bir çıkıyor. E Gazâlî’ye de baktığımızda devletin elemanı. Evet. Akçeri elemanı devletin bürokratı. Ha doğru yaptıkları var, eğri yaptıkları var, kısa yaptıkları vardır, uzun yaptıkları vardır. Ama buranın altını çizelim. Devletin elemanı. Ha devlet kötüdür, iyidir, doğrudur, yanlıştır orasına bakmıyorum. O ayrı bir mesele.
Rabbim bizi affeylesin inşallah. >> Amin. >> Allah izin verirsin inşallah. Önümüzdeki hafta az önce okuduğum bölümden devam edeceğiz inşallah. Allah izin verirse. Elfatiha salavat. Amin. İlgili Sohbetler Gazali’den Sorular 4 Gazali’den Sorular 3 Gazali’den Sorular 2 Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Gazali’den Sorular 3 konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Gazali’den Sorular 3 sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=0bEUSfTyHKc