Gazali'den Sorular

Gazali’den Sorular 1

>> Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve söyleyen ve haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından >> Amin. Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, nerede insanlara nerede insanların hakkı hukuku çiğneniyorsa, bunları yapanların hepsinden Allah intikamımızı alsın. Amin.

>> İsrail’i ve destekçilerini yerle >> Bütün ümmeti Muhammed’e özgürlük nasip >> Ecm. Bugün yeni bir sohbet konusu başlayacak. Eee, bizim Hakan kardeş neydi konu? İçtihat mıydı? İmam Gazali. Eyvallah. Konu İmam Gazaliymiş. Daha önce içtihatla alakalı bir çalışma yapacağım dediydin. O devam ediyor o zaman. Evet. Malum nefes 1 2 3 4. O eee nefes serisinin soruları Hakan Kardeş’e aitti.

Ardından eee İslam’da siyasetle alakalı eee bir soru manzumesi daha oldu. On da Hakan Kardeşle alakalıydı. Şimdi de konu Gazaliymiş. Eee, inşâallah Gazali’yi konuşacağız. Kaç sayfa? Yaklaşık 6 7 8 9 sayfa var. 8 sayfa inşâallah. Bu akşam o yüzden eee meslevi sohbeti yok. Gündüz bana mesaj çekmişti. Biraz gecikeceğim diye. Ben de beklerim dedim. İnşallah. Biz şimdi eee Gazali ucundan başlayalım. Şüphe duymayan hakikati bulamaz.

İmam konu hemen belli oldu. Gazali bu defa soruyu uzun tutmayıp hemen konuya geçelim. Şüphe duymayan hakikati bulamaz. Önce şüpheden başlamamız lazım. Şüpheye baktığımızda çok kısım kısımdır da şüphe ama eee bir kimse hakikat arayıcısıysa o kimse muhakkak şüphe üzerinde yürümesi gerekir. Bir ilmi şüphe vardır. ilmin şüphe insanı araştırmaya ve insanı hakikate doğru yönlendirir.

Siz her bulduğunuz bu gerçek dediğiniz, bu hakikat dediğiniz şeyin üzerinde şüphe edersiniz. Onun dahana bakarsınız. Daha dasasına bakarsınız. Eee biz buna ilmi şüphe diyoruz. Bir kimse örneğin herhangi bir konuda şüpheye düşebilir. O şüphesini izale etmek için araştırmaya başlar. kesin o konuda kalbi mutmain oluncaya kadar araştırır. Kalbi mutmain olsa dahi ilmi şüphe sahibi yine der ki bunun bir daha gerçeği başka türlü olabilir.

Tekrar araştırmaya devam eder. Bir de şüphe vardır. Mesela işte dini terminoloji olarak baktığımızda Allah’ın varlığıyla alakalı şüpheye düşer. Mesela bununla alakalı araştırmaya girer. Mesela hadislerle alakalı şüpheye düşer. Bununla alakalı araştırmaya başlar. Bu yani tırnak içerisinde dini şüphecilik. Bu da normalde o kimsenin kendince hakikati bulmaya, gerçeği bulmaya fayda sağlar.

Her şüphe, her şüphe psikolojik bir takıntı değil ise insanı doğruya, doğrunun doğrusuna, onun da doğrusuna götürebilir. O yüzden eee şüpheciliğe şüpheyle yaklaşmamak lazım. Veya şüpheciliğe kötü gözle bakmamak lazım. Aslında her düşünen insan biraz şüpheci olması gerekir. O şüphesini izale etmek için bu sefer de çalışması, gayret etmesi, mücadele etmesi, o konuda araştırması gerekir. O yüzden hemen hemen ben böyle tanımlayabilirim bunu.

Her şüphe insanı hakikate götüren bir binek gibidir. Eğer şüphe senin bineğin olursa sen onun kölesi olursun. O seni yönlendirir. Yok şüphe bu noktada senin bineğin olmaz da sen onu binek gibi kullanırsan seni hakikate götürür. Bizim toplumumuzda genel olarak insanlar şüphenin kölesidir. Yani şüphe ne yazık ki onun bineğidir. Bu insanı helake götürür. Mesela adam oturduğu yerden eşinden şüphe duyar.

Oturduğu yerden çoluğundan çocuğundan şüphe duyar. Oturduğu yerden yanındaki çalışandan şüphe duyar. Hani bu o insanın psikolojisini bozar. Bu sefer o yanaşın biraz daha gel böyle. Daha buraya bu kadar daha insan gelir. Kapının ağzı açılsın çünkü bayanlar geliyor. Gel gel gel yaklaş böyle yaklaş. Yanaş yanaş. Gel gel. Yanaş. Kımılda bakalım. Kımılda kımılda. Gel gel gel. Yanaş yanaş. Bir kalkın aya. Bismillah. Bayanlar değil. Yanaşın böyle.

Şimdi boşaltın kapının ağzını. İyice yanaşın. Sıkıştırın bakayım bir. Şimdi herkes bulunduğu yerde otursun. Kapının ağzı açık olsun. Her daim cuma cemaat olmayın hemen farzını kılıp gidecek ya o böyle. En dışarıda ön taraf boş o. En dışarıda kılacak içecek. Öyle olmayan inşâallah. Şimdi o zaman şüpheye bakarken yani bir şüphe meselesine bakarken eğer şüphe nefistense o zaman o senin tepene bindi. İstediği yere seni götürüyor.

Şüphe sen şüphenin askeri oldun. Yok şüphe senin askerinse o zaman seni hakikate götürdü. İki şüpheye bakarken iki veçeden bakacağız. Şüphe o zaman normalde bizim askerimizse biz onun tepesine binelim. Bizi hakikate götürsün. Yok şüphe bizim tepemize binerse eğer bu nefs nefsane oluyor. Bu ilmi olmuyor. O zaman o bizi nereye sürüklüyorsa oraya gideceğiz. Onun da sonu Allah muhafaza eylesin helaktır. Evet. Şüphe duymayan hakikati bulamaz.

Yani bunu zaten her ilim ehli, her hakikat arayıcısı bunu kabul eder. Ancak kör cahiller bunu kabul etmez. Allah bizi iyi eylesin. >> İmam Gazali’yi nasıl biliriz? Gazali’nin üzerinde çok araştırma yapılmıştır. Altında maddeler var da ben böyle direkt gireyim konuya. Gazali’nin üzerinde çok araştırmalar yapılmıştır. Birçok tezler yapılmıştır.

Üniversitelerde işte böyle doçentlik tezi, bitirme tezi, şu tezi, bu tezi, Gazali’de şu, Gazali’de bu, Gazali’de şu diye çok tezler yapılmıştır. Bir kimseyi değerlendirirken kendi zamanına göre değerlendirmemiz gerekir. Bir şahsı değerlendireceğiz ya. Kendi zamanına göre, kendi zamandaşlarına göre değerlendirmemiz lazım. Şimdi biz buradan bakınca Gazali’yi değerlendirmemiz farklı olur. Mesela işte Mustafa Özbağ yaşadı, öldü.

Mustafa Özba’ın zamanında Mustafa Özbağı’ı değerlendirmek lazım. Neler yaşadı, neler gördü, neler yaptı, hangi ortamda büyüdü, hangi ortamda İslami çalışmalar yaptı, o zamanda değerlendirmek lazım. E bundan 50 yıl sonra Mustafa Özbağ’ı değerlendirmek boş. Kendi zamanında ne oldu? Ne yaşadı, ne gibi hallerden geçti, hangi cenderelerden geçti? Buna bakmak lazım. Bir de çağdaşlarına bakmak lazım. Birileri trilyonları paylaşırken o ne yaptı?

Birileri işte makam arabalarında dolaşırken o nerede dolaştı? Birileri işte değişik devlet kurumlarına, belediyelere, onlara bunlara yamalık yapıp kendisine nasıl bir hayat kurdu? Bunlara bakmak lazım. Dini geçim kaynağı mı yaptı? Kendi zamandaşları geçim kaynağı yaparken o ne yaptı? kendi zamandaşları bir ayet ve hadisleri kaydırırken, hoplatırken, zıplatırken o ne yaptı? Böyle değerlendirmek lazım.

Gazali’yi de değerlendireceksek Gazali’nin zamanını bilmemiz lazım. Mesela Gazali’nin zamanında en büyük tartışmalardan birisi Kur’an mahluk mudur değil midir? Örnek. En büyük tartışma budur. Gazali’nin zamanında. Gazali’nin zamanındaki büyük tartışmalardan birisi o zaman için normalde İslam dünyası yeni kapılarını dış dünyaya açmıştır.

Örnekliyorum Aristo’nun, Sokrat’ın, Eflatun’un bütün kitapları çevrilip İslam dünyasında okutulmaya, öğretilmeye başlamıştır. Gazali o zaman Sokrat’ın, Eflatun’un, Aristo’nun bu noktadaki kendi felsefesine cevap verme noktasındadır. Örnek Gazali’ye nereden bakacağız o zaman? Felsefi açıdan mı bakacağız? Gazali’ye, Gazali’ye kelam açısından mı bakacağız? Gazali’ye hadis açısından mı bakacağız?

Çünkü Gazali’nin zamanında da normalde hadis gibi algılanan sözler ortalıkta dolaşmaktadır. Mesela Gazali’nin zamanında tabiri caizse bir üniversite seviyesinde bir eee çalışma yoktur. Hemen hemen Gazali o zaman için eee devlet onu bir üniversite kurulmasını ve başına da geçirilmesini ister. Neye karşı devlet ona bir üniversite kurup onun başına geçittirdi?

Yani o zaman Gazali’ye baktığımızda o zaman siyasi olarak baktığımızda devletin bir yamağı mevcut. Devletin mevcut devleti tartışmamız lazım. O zaman onun bağlı bulunduğu devleti tartışmamız lazım. Bağlı bulunduğu devlet ne kadar, İslam ne kadar değil. İslam’ın hangi noktasında duruyor? Fıkıhi, kelamı, fıkıh ve kelam olarak, siyaset olarak nerede duruyor? Buna da bakmamız lazım.

Ama normalde şimdi halk olarak biz Gazali’ye bakarken mesela Anadolu insanı Gazali’nin en meşhur ihyasına bakar. İhya-i Ülümüdü’ne bakar. İhya-i Ülümütdine bakaraktan Gazali’yi yorumlar. Peki ama Gazali bir bir önceki Gazali kendisini inkar eder. Nasıl inkar eder? Emevi camisinin minaresinin içerisini kendisini kapatır. İki yıl orada inziva eder. 2 yıllık inzivadan sonra bugüne kadar yazdığım bütün kitapları inkar ediyorum, reddediyorum. der.

İhyayı ondan sonra yazar. Şimdi o zaman ihyayı yazdığı zamanki gazali ile ihyadan önceki gazalinin arasında fark var. Yani bu ama insanın normalde doğasına aykırı bir şey değil bu. Aynı şeyi İmam-ı Azam der. İmam-ı Azam der ki son iki yılım olmasaydı Numan helak olmuştu. O zaman İmam-ı Azam’ın önceki hayatıyla son 2 yıllık hayatı. Demek ki bir fark var. İnsan bu değişkenlik gösterir. İnsan bu değişim gösterir. İnsan bu kemale ermeye muktedirdir.

İnsan buna uygun yaratılmıştır. Bugün için kemal noktası farklı. 20 yıl sonra kemal noktası farklıdır o kimsenin. Eğer ki o sünnet-i seniye üzerine gidiyorsa çünkü günü gününü müsavi olan zarardadır. Hadis-i şerif mucibince insan kemalata doğru yol yürürse o kimse olgunlaştıkça olgunlaşır. İnsanın fıtratı buna uygun. Bunun için yaratılmış. Çünkü o kemal noktasında yürüme, olgunlaşma noktasında yürüme, o yaratılışın fıtratı bu.

O yüzden gazali dediğimizde çok yönlü bir gazali çıkar önümüze. Bu biraz da hani Arabi’nin kör ve fil metaforuna benzer. Hani getir bir tane köre, körü filin bacağından tutur. Fil neye benzer deyince sütuna benzer der. Hani işte hortumundan tutturursan hortuma benzer der. Ondan sonra kulağını tutturursan kepçeye benzer der. Göğsünden tutturursan der ki tepsiye benzer. Arabi bunu normalde Allah’ı bilmede körlükle alakalı bu metaforu koyar.

O zaman bir kimseye bakarken biz de herhangi bir kimseye bakıyoruz. Ona bakarken biz kendimizce kendi algımızla onu biz eee değerlendiririz. Kendi algımızla, kendi bilgimizle biz onu değerlendiririz. Algımız ve bilgimiz o kimsenin üzerine aslında bizim tanrımız olur, ilahımız olur. Allah bizi affetsin. >> İmam Gazali’yi nasıl biliriz? Soru işareti devam etmiş. Soruyu soran kardeş.

İslam’da aklın üzerine beton döken, özgür düşünceyi bitiren, felsefeye neredeyse düşman olan, nakilciliği hediye eden biri mi yoksa Sünni İslam dünyasının düşüncesinin en büyük mimarlarını, İslam’a dair tüm kitaplar yok olsa geriye bir ihya kalsa yeterlidir dedirtecek kadar alim birim. Hepsine de evet, hepsine de hayır. İslam’da aklın üzerine beton döken. Yani normalde eee Gazali aslında eee akıl perestliği akıl perestliğe karşıdır.

Gazal veya bir İslam alimi, bir sufi, bir İslam alimi akla karşı gelmesi mümkün değildir. Akla karşı olmak insanın fıtratına karşı olmaktır. Akla karşı olmak dinin özüne karşı olmaktır. Dinin fıtratına karşı Bu mümkün değildir. Mesela bir kısım sufilerin eee aklı nakilden nakilden aşağı tutması aklı öldürmek değildir. Çünkü inanç söz konusuysa nakil öndedir. Akıl önde değildir. Akıl nakli anlamak için vardır. Akıl nakli yaşamak için vardır.

Akıl nakli analiz etmek için vardır. Akıl nakilden içtihat çıkarmak için vardır. Akılsız içtihat içtihat değildir. O nakli anlayacak olan yani vahiyi anlayacak olan. Çünkü vahiy akıl sahiplerinedir. Düşünen, idrak eden, araştıranadır vahiy. Vahiy mesela düz akıl sahibi vahiyi anlamakta zorluk çeker ve bütün inanç sahiplerinin %99’u düz akıl sahibidir. Yani taklitçidir. Tahkikçi değildir. Adem’den beri inanç sahiplerinin büyük bir çoğunluğu.

büyük bir çoğunluğu vahiyi analiz etmekten uzaktırlar. Vahiyen içtihat çıkarmaktan uzaktırlar. Vahyin gerçek manasını anlamaktan uzaktırlar. Bu Adem’den itibaren bütün inanç sahiplerinin en büyük handikapıdır. Ve o yüzden eee insanların büyük bir çoğunluğu da imanın hakikatine ulaşmamış olurlar. Dikkat edin iman etmemişlerdir demiyorum. imanın hakikatine ulaşmamışlardır. Çünkü insanlar vahyi, kalbi akıl ve mevcut akıl süzgecinden geçirmemişlerdir.

Ve peygamberlerin en büyük savaşları din sahipleriyledir. Bakın din sahipleri çünkü din Allah’ındır. Din Allah’ındır ama din insanları kolay yönetmek için zalimlerin bir payandası haline gelir. Aklme. Vahyi, vahyi akıl süzgecinde, akıl süzgecinde algılamayan zaten kalpleri çalışmamış, körleşmiş insanların akılları da çalışmazsa bu sefer vahiyi anlamaktan, vahiyi analiz etmekten, vahiy yaşamaktan uzak kalırlar.

Bu sefer o insanların önüne dini istismar eden değişik görüntüde insanlar çıkar ve o insanların akıl emniyetini ortadan kaldırır ve o insanlar doğru düşünemez, doğru akledemez hale gelirler. Şimdi Gazali’ye baktığımızda Gazali aklın üzerine beton dökmez. mevcut kendi zamanındaki insanların ilerisinde konuşmalar yapar. Tirmizi gibi, Arabi gibi. Ya bu size şimdi tuhaf gelebilir. Siz Gazali’ye Arabi cihetinden bakmazsınız.

Mesela Arabi’nin manevi silsilesine baktığınızda Arabi Gazali’nin çok büyük etkisi Bu bütün herkese tuhaf gelir. Şimdi bu soruyu sorana da tuhaf geliyor. Şimdi mesela Arabi’nin Fisusunda, Fituatında, bilhassa Fituatında Gazali’den çok alıntı vardır. O çizgi hani Arabi, ondan sonra Gazali, Gazali’den önce kilsiledir o mesela. O böyle bir zincirin halkaları gibidir.

O zincir, zincirin halkalarına baktığınızda siz Arabi’ye gittiğinizde arkasında Gazali, Gazali’ye gittiğinizde arkasında Kindi, kind’ye gittiğinizde, Kindi’ye gittiğinizde selefi görürsünüz. Ama selefin en büyük imamı kimdir? İmam-ı Azam’dır. Mevcut devlet sistemi onu şehit etmiştir. Şehit eden devlet kendisini İslam olarak gösterir. Dikkat edin. Şimdi Gazali’ye baktığımızda İslam’da aklın üzerine beton örten, döken bir kimse olarak görmüyorum.

Ama normalde bunu böyle gören insanlar var mı İslam dünyasında? Evet. Bunu biraz kıskançlık olarak görüyorum. Yani Gazali’yi anlayamamak olarak görüyorum. Mesela evet bütün İslam uleması hemfikirdir. Bu konuda vahiy aklın önünde tutarlar. Dikkat edin. Vahyi aklın önünde tutarlar. Yani bu noktada siz hangi İslam alimine, sufisine giderseniz gidin vahiyi önde tutacaktır.

Gazali’den Sorular Hakkında

Yalnız bu vahyi önde tutmak bir kısmında çok özür dilerim bunu parantez içerisinde bunu başka türlü kelime bulamıyorum. bağnazca vahiy önde tutar. Bağnazca vahyi önde tutanlara örnek Allah’ın insan gibi eli olduğunu düşünenler vardır. Örnek bu bağnazca vahyi önde tutmaktır. Bunun gibi bu. O yüzden ben normalde vahiy her zaman için aklın önündedir.

O esnada senin aklın vahiyi anlamakta, analiz etmekte, onu böyle çözümlemekte, onun normalde ne manaya geldiğini anlamakta zorluk çekebilirsin. Çünkü vahiy yani Kur’an e sizin bildiğiniz noktada değildir hiçbir zaman. Yani Kur’an’ın çünkü bir görünen ayetlerin bir görünen yüzü vardır. Hadisle sabittir bu. Bir de görünmeyen batini yüzü vardır.

O yüzden bir kimse Kur’an ayetlerinin batini yüzünü göremez ise, batini tefsirini bilmiyor ise o kimse Kur’an ayetlerine bakarken zahirde kalır. Zahirde de kalınca tabirimi tekrar hoş görün. bağınazca kalır. Orada bir bağnazlık görürsünüz orada.

Bunda hemfikirim ama Kur’an’ın bir zahiri bir batını olduğunu, Kur’an ayetlerinin farklı farklı cihetlerinin, farklı farklı derinliklerinin, farklı farklı yüksekliklerinin, bakın farklı farklı yüksekliklerinin bir kelimenin çok farklı manalar içeridi içerdiğini bilmeyen bir kimse, bilmeyen bir kimse evet Kur’an ayetlerine sadece zahiri noktadan bakar. Bu bazı noktalarda bağnazlık çıkar ortaya.

Ve o bağnazlığı gören akıl sahibi der ki işte bunlar der işte böyleler haklılar mı? Haklılar. Ama ama hiçbir zaman gerçek Kur’an ehli gerçek Kur’an ehli aklının üzerine beton dökmez. Bu mümkün değil. Çünkü siz herhangi bir ayet-i kerimenin batıni veçesine baksanız o yine onun üzerinde bu eee derinleşmek ister. Artık bu şüpheicilikten çıkar. Derinleştikçe derinleşmek, yüksek yükseldikçe yükseltmek ister.

O zaman o derinleşmeyi, o yükselmeyi, o genişlemeyi algılayacak olan, idrak edecek olan kalbi akıldan sonra mevcut akıldır. Çünkü kalbi akıl almış olduğu bütün bilgiyi, bütün bilgiyi ilham da dahil buna mevcut akla hıfsettirir ve mevcut akla onu tahlim ettirir. Öyle olunca bir kimsenin normalde eee bu aklı reddetmesi mümkün değildir. Hatta o akıl o süzgeçleri O vahiyin tecelliyâtlarını İlhamın tecelliyâtlarını Kocaman bir resim çizer.

O resmi çizerken de aklıyla çizer. Analiz eder. Analiz ettikten sonra tekrar bir soru işareti koyar. Acaba mı der? acaba dedikçe yeni bilgiler gelir. Çünkü o kimse bu sufi aklıdır. Bunu da kenara not edeyim. Bu sufi aklıdır. Çünkü bütün hal geçicidir. Halin de içinde derinliği vardır. Sen o halde takılı kalamazsın. Bütün ilhamlar geçicidir. İlhamın da bir derinliği vardır.

Gelen her ilhamı sen alır kabul edersin ama seni o başka bir perdeye götürür. Sen onu başka bir perdede başka bir şekilde tekrar tecelliyâtına ram olursun. Bu sufi aklıdır. Bu sufi kalbidir. O zaman sufi kalbi ve sufi aklı her daim çalışmadadır. Her daim o işlemektedir. Her daim çalışmada işlemekte olduğu için birbirlerini de yani kalbi akıl normal aklı beslediği için her daim çalışırlar. Her daim yeni resimler çizerler, bozarlar.

Böyle olunca normalde İslam’da yani sufice bu meseleye bakıldığında İslam’da aklın üzerine dökülmüş bir beton veya beton döken bir kimse olarak göremiyorum Gazali’yi. İkincisi, özgür düşünceyi bitiren. Özgür düşünceden anlayacağımız şey nedir? Biz özgür düşünce olarak anlayacağımız şeye bakmamız lazım. Özgür düşünceden ne anlamalıyız? Mesela ben özgür düşüncenin sınırlandığı yeri bir tek Allah’ın zatını tefekkür olarak görürüm.

Yani bizim sınırımız Allah’ın zatını tefekkür etmekte kalır. Öbür türlü biz normalde özgür düşünce noktasında kendimce başka bir sınır tanımam. Ben istediğim gibi düşüncemi çalıştırabilirim bilgim. Ama Gazali’ye baktığımızda, Gazali’ye baktığımızda yani normalde ben oturup ihyayı komple okumuş bir kimse değilim. Yani ihyanın içerisinde baktıysam 3 be meseleye bakmışımdır. Ama hani diyeceksiniz ki sen bir gazali uzmanı mısın?

değilim ama veelakin ben eee bildiğim kadarıyla Gazali’nin özgür düşünceye kilit vurduğuna dair bir ibare rastlamadım. Belki de gelecek sayfalarda onunla alakalı böyle bir şeye tespit edildiyse onu da üzerinde analiz edeceğiz. felsefeye neredeyse düşman olan. Ben Gazali’yi felsefe düşmanı olarak da Neden görmüyorum? Yani felsefeye düşman olmuş olsa oturup da tehafetül felasifeyi yazmaz.

Felsefecilere cevap olarak Gazali’nin meşhur Tehafetül felasifesi vardır. Yani Türkiye’deki felsefecilerin dahi zor anlayacağını zannediyorum onu. Benim diyen felsefeçi Tehafetül felsefenin içerisinden çıkması zordur. Hani felsefecilere cevap diye. Sonradan bir eser daha duydum. Geçenlerde bir kardeş yazmış bana. felsefecilere cevaba cevap diye bir eser.

Bakmadım ona hiç ama gün o günlerde yani Gazali’nin zamanında sonuç olarak eee eski Yunan aristokrasisinin felsefesini çöpe atmıştır Gazali. Belki de Gazali, belki de dedim buna normalde o zaman için eee Yunan felsefecilerine cevap verirken çok sert üsluplar kullandı. Felsefe düşmanı olarak görülebilinir ama düşman olmuş olsa kökten reddederdi. Cevap yazmazdı. Cevap yazmış aslında bakarsan. O da selefini takip etmiş. Selefi kim?

kendi sonuç itibariyle eee bir kimse bir şeye cevap verecekse ona düşman hissiyle yaklaşıp kinle ona cevap veremez. Yani onunla iletişim kurması lazım. İletişim kuraraktan anlayıp ona öyle cevap vermesi lazım. nakilciliği hediye eden biri mi? Ona bakacak olursanız bütün dinler naklin üzerine kuruludur. Nakli reddetmeniz Nakli reddederseniz dinin özü mözü kalmaz. Hepsini de reddetmeniz gerekir. Çünkü bütün dinler nakilden ibarettir.

Yani ilahi kitap olarak nitelendirdiğimiz Kur’an, İncil, Tevrat, Zebur veya diğer peygamberlere gelen sahifelerin hepsi de nakilden ibarettir. nakilden yani Allah gökyüzünden bir kitap indirmemiştir veya filanca mağaraya bir kitap koydum gidin oradan alın ona tabi olun dememiştir. Peygamberlerin kalbine vahiy gelmiştir Cebrail Aleyhisselam tarafından ve peygamberler de gelen vahyi nakletmişlerdir inananlara.

O yüzden bütün dinlerin özüdür nakilcilik. Siz Kur’an dahi bir nakildir. Bakın Kur’an dahi nakildir. Siz o yüzden söz konusu olan din ise nakli inkar edemezsiniz. Hatta söz konusu olan felsefe ise siz yine nakli inkar Bakın felsefeyse yine nakli inkar edemezsiniz. Ve geriye doğru döndüğümüzde yazının ne zaman bulunduğunu bilmiyoruz. Hani tarihsel olarak. Çünkü Adem Aleyhisselam yeryüzüne indirildiğinde yazmayı, okumayı biliyordu. Cahil değildi.

Ve elinde 10 emirle indirildi. Sayfayla indirildi. O yüzden Adem Aleyhisselam okuması yazması olmayan cahil bir insan değildi. Eşyanın hakikatine vakıftı. Varlığın hakikatine vakıftı. Öyle olunca o da naklden ibarettir. Bütün dinler nakleden ibarettir. Nakli inkar etmemiz mümkün değil. Yoksa Sünni İslam dünyasının düşüncesinin en büyük mimarları. Mimarları mı? Öyle değil mi? Mimarları mı? E normalde şimdi eee Evet.

İslam dünyasında bu tip hani yüksek kapasiteli insanlar zaman zaman çıkmıştır. Aslında bu açıdan bakarsan bu da hadis-i şerifte mevcuttur. Her 100 yılda bir ne gelir efendim? Müceddit gelir. Müceddit nedir? dini anlayışı yenileyen, bu İslam’ın fıtratında, doğasında var olan bir şeydir. O yüzden gaza hazı dönem dönem böyle daha yüksek kapasiteli insanlar çıkar, alimler çıkar, üstatlar çıkar.

Bunlar dinin yeniden anlaşılması veya yeniden idrak edilmesi veyahut da kendi zamanlarındaki hastalıklara, hastalıklara cevap verme açısından önemli bir şeydir. Gazali de bu şahsiyetlerden birisidir. O yüzden en büyük mimarlarından birisi olarak tanımlayabiliriz. Ama en büyük mimarı dersek o öyle değil. Çünkü her şahıs kendi zamanında değerli değerlidir. Kendi zamanında. Sebep çünkü insanların algısı değişir. İnsanların eee kemal derecesi değişir.

İnsanların bilgi derecesi değişir. Böyle olunca geçmişteki bir kimsenin bilgisi bugünün insanına göre köhneleşmiş, değerini yitirmiş olarak görebiliriz. Çünkü İslam’da değişmeyen bir tek hukuktur. Hukuk. İslam’da hukuk değişmez. Diğer müteşabih ayetlerde algı, anlayış hepsi değişmeye hazırdır. Aslında da değişmesi gerekir. Mesela içtihatların da değişmesi gerekir. İçtihatların da yeniden içtihada ihtiyacı vardır.

Bunun altını çizerekten söylüyorum. Ama hani müteşabih algıların da değişmesi gerekir ki İslam bu konuda kendisini yenileyen bir dindir. Neyle yeniler? İşte yüksek kapasiteli alimlerle, sufilerle ne yapar? İslami düşünce kendisini yeniler. İslam’a dair tüm kitaplar yok olsa, dedirtecek kadar alim birimi. Bu da normalde zaman zaman evet bu ibare değişik yerlerde okuyorum bunu. Hani eee böyle bir gazaliciler takımı vardır İslam dünyasında.

Bunlar böyle zaman zaman bunu söylerler. Hani bütün kitaplar yok olsa ihya, bütün kitap, bütün her şeye yeter diye böyle ihya statüsünde İslam dünyasında çok kitap Bakın çok kitap vardır. O yüzden bunu sadece hani Gazali’nin üzerine oturtturmak diğer alim, diğer fazıl, diğer kemale ermiş insanlara haksızlık yapılmış olur. O yüzden İslam dünyasında zaman böyle parlak insanlar çıkmış. Kalbi parlak, aklı parlak, fikri parlak, zikri parlak.

Bunlar günün hastalıklarına deva sunmuşlar. Eyvallah. İmam Gazali öğretisinin İslam toplumlarındaki egemen sınıf ve güçlerin elinde nasıl bir ideolojik yönetim aygıtı haline geldiği ve bir üst yapı kurumu olarak ideolojinin Doğu İslam toplumlarında devletin, toplumun ve ekonominin gelişimi üzerinde nasıl bir rol oynamıştır? Şimdi bu sohbetin başında dediydim ya hani Gazali sonuç olarak devletin atadığı bir profesör gibidir.

Hani bugün normalde mesela devlet bir eee şeye eee bir rektör atıyor ya bir üniversiteye. Gazali de eee Selçuklu tarafından atanmış bir rektördür. Selçuklu zamanına baktığımızda Selçuklu’nun dönem dönem hem içsel problemleri vardır hem de dışsal problemleri vardır. mesela değişik isyanlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Ve isyanla uğraştığı kesimlerin bir kısmı kendisini dinde otorite görendir. Mesela kim vardır?

Esrarı içip İslam devleti kurmaya çalışan kimdi? Haşhaşiler. Şimdi Selçuklu haşhaşilerle uğraşır. Selçuklu bu tabiri tabirimi hoş gelin. İslam dünyasının Hazreti Ali efendimizden beri uğraştığı bir kılı vardır. Kim? Hariciler. Gazali haricilerle de uğraşır. Gazali haşahaşilerle de uğraşır. o günkü İslam dünyasının kendi içerisindeki İslam akaidine uymayan topluluklarla da uğraşır. Hurufçular vardır bir tarafta. Batiniciler vardır bir tarafta.

Şia’nın kendi içerisinde değişik kolları vardır. Fatımacılar vardır bir tarafta. Bir tarafta kendisini saklamış, İslam’ın içindeymiş gibi görülen Yahudi klikler vardır. Bildiğiniz Yahudi klik yani bugünkü sebataycılar gibi böyle Yahudi klikler vardır. Mesela, eee, Şia’nın içerisinde, Şia’nın içerisinde bakın, Şianın içerisinde yani gerçek Şiayla sonradan hani, eee, deforme olmuş Şiacılığı ayırırım ben.

Mesela İmam-ı Cafer’e söyleyecek hiçbir sözüm yoktur. İmam-ı Cafer ile Şiacıları ayırırım. Çünkü bunlar çok geniş meseleler. Tarihi bir meseleler. Ben kendimce ayırırım. Yani ben Arabiyile Arabicilere ayırdığım gibi, Hazreti Mevlânâ’yla Mevlanacıları ayırdığım gibi ayırırım. İmam-ı Azam’la hanifeleri ayırdığım gibi. Bazen derslerde diyorum ya herkes İmam-ı Azam’ı ben mezhepte kim? İmam-ı Azam değilsin. Hanefi değilsin sen diyorum. Bu şaşırıyor.

Sen Hanefisiyen zulme boyun eğemezsin. Sen Hanefisiyen zalimlere boyun eğemezsin. Sen Hanefisiyen sen mümkün değil. Senin duruşun bu noktada olmaz. İmam-ı Azam Emevilerin, Emevilerin yıkılmasına fetva veren insandır. Siz bugün cuma namazını Emevilerin tarif ettiği gibi kılıyorsunuz. Peygamberin tarif ettiği gibi değil. Bakın bugün cuman kılınış sıralaması Emevilere aittir. Sen Hanefiyim dediğinde önce cumadan başlayacaksın.

Diyeceksin ki peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cumayı kıl kılı kılma sıralaması bu değil. Ya önce namazı kılacaksın sonra hutbeyi okuyacaksın. Sen önce namazı kılıp sonradan hutbeyi okumuyorsan sen Emevilerin kıldırdığı cumayı kıldırıyorsun bana. Hanefi misin? Evet. Gel önce cumadan başla. Gel önce cumadan başla. Hanefi misin? Evet. Sen hutbeden para dilenemezsin. Hanefi misin? Evet. Sen namaz kıldırmaktan dolayı maaş alamazsın.

Han efeyim deyip de çıkmak yok öyle bir şey. Şimdi bunun gibi yani Gazali’ye baktığımızda Gazali siyasi çalkantıların, fikri çalkantıların, ilmi çalkantıların, akidevi çalkantıların bulunduğu bir bölgede ve zamanda yaşamış bir kimse. Şimdi Gazali’ye baktığımızda Gazali’de siz şimdi eee o günün çerçevesindeki Kur’an sünnet çizgisinin dışında ne var ise Selçuklu’nun hem içerisinde hem dışarısında bunlar cirit atmaktadır.

Selçuklu hiç olmazsa iç organizasyonu elinde tutabilmek ve bu dış şimdi mihrak deniliyor ya bu dışarıdaki bu eee operasyonların içeride ilmi noktada kol gezmesin diye medreseyi kurar. Medresenin başını medresenin başını da Gazali’yi getirir ve Gazali’nin işine karışmaz. Der ki sen burada Kur’an sünnet mücadelesi ver. Akideyi sağlam tut. Maaşı da neredendir? Selçuklu’dandır. Bunun da altını çizeriz. Akçe neredendir? Selçuklu’dandır.

Yani devlet akçesiyledir. Şimdi bunu normalde Hanefi’de içtihadı var mıdır? Evet. Çünkü devlet tebasının dinini korumakla mükelleftir. Devlet tebasının aklını korumakla Devlet tebasının namusunu korumakla Devlet tebasının canını korumakla Devlet tebasının malını korumakla mükelleftir. Şimdi bu açıdan baktığımızda devlet şunu yapıyor. Selçuklu Devleti diyor ki Tevanın dinini korumam lazım. Kime karşı? Hurufçulara karşı. Batınicılara karşı.

Kime karşı? Fatımacılara karşı. Kime karşı? Zerdüşlere karşı. Kime karşı? Bu yukarı Mezopotamya Yahudileri vardır. Bu yukarı Mezopotamya Yahudileri toplumun içerisinde kendilerini saklarlar. Toplumun içerisinde kendilerini göstermezler. Bu toplumun içerisinde mesela normalde dünya üzerinde devlet olarak en fazla Yahudiye sahip olan devlet kimdir? Şimdi diyebilirsiniz Rusya. Öyle değil mi? Diyebilirsiniz Türkiye. Diyebilirsiniz neresi?

İran diyebilirsiniz. Neresi? Azerbaycan diyebilirsiniz. Neresi? Dağıstan. Mesela Hazer Yahudileri vardır. Hazer Yahudileri Fırat’la Dicden’in arasında Bağdat’tan tutun Bağdat’tan tutun daha aşağıdan hatta yukarı Türkiye Cumhuriyetlerinin içerisine Kazakistan’a, Türkmenistan’a, Türkistan’a kadar gider onlar. Bunlar Hazer Yahudisidir. Bu Hazer Yahudileri asla kendilerini meydana çıkarmazlar. Bununla Profesör Veli var ya neydi? Yalçın Küçük.

Gazali’den Sorular ve Önemi

Özür dilerim. Yalçın Küçük’ün muhteşem araştırmaları var. Doğrudur, yanlıştır, eksiktir, fazladır. İşin orasına girmiyorum. Yalçın Küçün Hazer Yahudileri ile alakalı araştırması vardır. Bunlar da kendil kendilerini Türk olarak görürler. Böyle bir alt çizgi olarak daha önce de size söylemiştim. Mosrat’ın böyle bir çalışması var. Türklerin Yahudi olduğuna dair. Kapattık parantezi. Şimdi Gazali’nin dönemi böyle bir çalkantılı bir dönem.

Hem içeride hem dışarıda. Hem siyasi çalkantılar var hem askeri çalkantılar var. Fikri çalkantılar var. Akidevi çalkantılar var. Felsefik çalkantıları var. bunların içerisindedir. Gazali, Gazali’nin bunlardan etkilenmemesi mümkün mü? Mümkün değil. etkilenmiştir sonuçta bunlara cevap yazarken de kendince bunları inceleyip araştırmak zorunda kalmıştır.

Ve o yüzden normalde şimdi doğu İslam düşüncesinde burada toplumlarında devletin toplumun ve ekonominin gelişimi üzerinde nasıl bir rol oynamıştır dediğimizde evet insan ve devlet ilişkisinde devletin yanında saf tutmuş bir kimsedir. Bu benim kendi tespitim. Bunu eksik yanlış görebilir bir kimse. Çünkü benim en büyük e bu konuda çok titizlikle durduğum bir şey vardır. Sen kimin ekmeğini yiyorsan onun kılıcını sallarsın.

Ya Ebuer Giffari gibi kılıcın boynundadır. Kılıcın boynundadır. Kimsenin ekmeğini yemiyorsan o zaman tabirimi hoş görün. Bütün eee Hazreti Osman efendimizden tutun da sahabe de tabirimi hoş görsün. Kılıcın boynundaysa Hazreti Osman’a da gider yaparsın. Muaviye’ye de gider yaparsın. Kılıcın boynunda da boynundaysa yaparsın. Kılıcın boynunda değil de seni birisi gırtlağından tuttuysa o zaman seni gırtlağandan tutanın kılıcını sallarsın.

Bunu bir kenara koyun. Bir analiz. Gazali sonuçta devletten maaş alan bir alimdir. Gazali yalnız ihyayı yazdığında devletle olan ilişkisi bittiği zaman yazmıştır. Bunu da kenara bir not olarak alın. Böyle olunca evet Gazali’nin veya Gazali’den önceki Abbasilerin ve Emeviler zamanında da insan devlet ilişkisinde bir kısım alimlerin hatta sahabelerin bunları da koyalım içerisine bir kısım sahabelerin devletin yanında saf tuttuğu görülmüş bir şeydir.

Mesela işte Muaviye’nin yanında saf tutan sahabeleri görebilirsiniz. Bakın Muaviye’nin yanında saf tutan sahabeleri görebilirsiniz. Yezid’in yanında saf tutan sahabeleri görebilirsiniz. Hazreti Hüseyin efendimizi orta yerde bırakan sahabeler görebilirsiniz. Canımızı acıtan şeylerdir bunlar. canımızı acıtan şeylerdir. Ama ashabım yıldızlar gibidir sözünden dolayı dilimizi uzatamayız. Bir şey de diyemeyiz. Açık açık konuşuyorum.

Ama zaman içerisinde, zaman içerisinde bütün devlet erkanının ve devletlerin kendilerine meşrutiyet sağlaması için bazı din adamlarını, din alimlerini etraflarında tuttukları bir vakadır. Firavun’un da yanında din adamları vardı. Nemrut’un yanında da din adamları vardı. Bildiğiniz din adamları vardı. Yani İsa’nın peygamberliğine karşı çıkan din adamlarıydı.

Bir kısım Beni İsrail peygamberlerin öldürülmesine fetva veren ve öldüren grupların içerisinde bulunan din adamları vardı. Bunlar mevcut devletlerin yanında saf tutmuş kimselerdir. Yahya Aleyhisselam’ın öldürülmesine fetva veren din adamlarıydı. Bunlar farklı şeyler değildi. Şimdi Gazali de o gün için devletin maaşıyla tabiri caizse rektörlük yapan bir kimse. O yüzden ama genel olarak mesela eee Gazali de Türktür kendisi.

Şimdi burada eee toplumların, kavimlerin karakteristik özellikleri çıkar meydana. Mesela eee biz İngilizlerin deyimiyle konuşacağız. Orta Asya dediğimiz bu İngilizlerin deyimidir. Orta Asya onlara göre Orta Asya’dır. Çünkü onlara göre uzak doğudur. İngilizler bu isimleri koymuşlar. Biz de o isimler üzerinden yürüyoruz. Biz şunu diyemiyoruz. Türki, Türkiye toprakları. Bunu diyemiyoruz biz. İngilizler Orta Asya demiş, Orta Asya diyoruz.

İngilizler Ortadoğu demiş, Ortadoğu diyoruz. İngilizler uzak doğu demiş, uzak doğu diyoruz. Kime göre uzak? İngilizlere göre uzak. Bize göre yakın. Ama bizde İngiliz lisanı, İngiliz sömürgeciliğini kabul etmişiz ya. Onların terimlerini kullanıyoruz. Şimdi biz 5.000 yıllık değil, 20.000 yıllık değil, Nuh’tan itibaren, Nuh’un oğlundan itibaren biz Türk milletine o coğrafyada kim kendini Türk hissediyorsa o Türktür. Bakın o Türktür.

O coğrafyada zaten Türkler vardır, Araplar vardır, Yahudiler vardır. Türkler, Araplar ve Yahudiler vardır. Normalde başka bir ırk yoktur orada. Sonradan bölünmüş, parçalanmıştır. Bir sürü ırklar çıkarmışlar ortaya. Neyse biz o topraklara baktığımızda o topraklardaki öğreti devlettir. Birinci derecede olan desen ki insan mı devlet mi devlet derler. Çünkü devlet dağılırsa toplum dağılır, her şey dağılır. Türklerdeki genel yapı budur.

Ha şimdi o günkü Türklerdeki devlet yapısı insana zulmetmeyen devlet yapısıdır. kadınlara, çocuklara, hayvanlara, ağaca, yeşile, insanların kazançlarına zulmetmeyen bir devlet vardır. Ve o devlet yapısı insanı önde tutar. Fakat insanın önde olması için devletin sağlam temeller üzerine kurulması Geleneksel Türk düşüncesi budur. Devlet öndedir. Ama devlet tapınılacak bir şey değildir. Devlet ilah değildir. Tanrı değildir.

Hiçbir zaman devlet insanlarına din dayatamaz. Normalde Türkiye devlet sisteminde devlet kendi tebasına din dayatmaz. Hukuk koyar ortaya. Aslında Türk demek hukuk demektir. Biraz milliyetçilik damarım kabardı herhalde. Öyle görebilirsiniz. Hiç önemli değil. Ben milliyetçi bir insanımdır. Bunu da ben inkar etmem. Evet. Ben milletimi severim. Ben en üstün ırk, Türk’ün ırkı diyenlerden değilim. Yok. Türk demek hukuk demektir. Adalet demektir.

Türk demek insanlık demektir. Türk demek zalime kafa kaldıran, baş kaldıran demektir. Türk demek haksızın değil, haklının yanında durmaktır. Türkler hiçbir zaman çok tanrılı bir dine sahip değillerdir. Türkler tek tanrılı dine sahiplerdir ve Türkler ta Nuh’un oğlundan itibaren müslümandırlar. Evet. Yarın sosyal medyada beni taşıyacaklar. Hiç umurumda değil. Evet. Türkler hiçbir zaman çok tanrılı inanışa sahip değildir.

Tek tanrılıdır ve Türkler olduğundan itibaren müslümandır. O yüzden İslam’ı çok rahat kabul ederler. Çok rahat kabul ederler. Çok rahat. Mesela Boşnaklar, Pomaklar Türktür. Bulgarlar Türktür. Macarlar Türktür. Onlar Hazer’in üstünden gidenlerdir. Hazer deniziin üzerinden gidenler Avrupa’ya gider. Altından gelenler Anadolu’ya gelir. Ama bunlar normalde çok eski tarihlerde yürümüşlerdir. Dünya tarihi Türk medeniyetiyle kurulmuştur.

Müslüman demek Türk demektir. Türk demek de Müslüman demektir. Kısacası hani derler ya peygamber neden Araplara gönderdi? En çirkef millet Araplardı o zaman için. En cahil varlık onlar onlardı. O yüzden Cenabı Hak peygamberi Araplara gönderdi. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz kendi kızını diri diri gömp diri diri gömer. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz. Kadın doğuracağı zaman çöle sürülen Araplar kadınları doğuracağı zaman çöle sürerler.

Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz. Kadın ay hali olduğu zaman çadırdan dışarı atılan Araplar çadırdan dışarı atar. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz. Kadını pazarda satan kendi eşini pazarlayan hiçbir Türk kavmi göremezsiniz. Kim pazarlar? Araplar pazarlar, İngilizler pazarlar. 1800’lere kadar, 1900’lere kadar İngilizler kendi eşlerini pazarda satarlardı. Hiçbir Türk kavminde bunu göremezsiniz.

Siz şimdi batıcı, batıcı, batıcı değil, siz derken sizleri kastetmiyorum. Batıcı, batıcı, batıcı deyip İngilizlerin kuyruğu oldu insanlar. Kim bu İngilizler? Kendi eşlerini pazara çıkarıp kendi eşlerini satanlar. Kendi eşini satan insandır. İngilizler seni beni haydi haydi satar zaten. Hiçbir Türk kavmini göremezsiniz böyle. Eşini pazarda satacak. Mevzuyu dağıttım. Galayana geldim. Hakkınızı helal edin. >> Helal olsun.

>> Şimdi o yüzden Gazali tipik bir Türktür. Gazali aynı zamanda da bu kronik kronik hastalık olarak değil genetik gelen bir devletçidir. Aslında hepinizin damarlarında devletçilik vardır. Benim de vardır. Devlet bizim bu ensemizde boz piştirse dahi biz devlet düşmanlığı yapmayız. yapmayız. Biz bir şey olsak yalın ayak, başı kabak, baldırı çıplak en önde yürüyecek olan biziz. Gene biziz başkası değil. Bunun örnekleri de görüldü.

Ben bu toplulukla mutluyum, gururluyum. Yani sonuçta bir kargaşa çıktı. Biz cumhurbaşkanının sözüne bile bakmadık. Herkesten önce biz toplandık. Biz de darbeye karşı geldik. O yüzden de darbelere maruz kaldık. Bunun da altını çizin. Biz meydandayken bazı AK Parti milletvekilleri gözlerini oyuştura oyuştura biz meydanı terk ederken yeni geliyorlardı. Beklediler. Darbe ne tarafa evrilecek diye beklediler.

Neyse o yüzden bizim damarlarımızda devletçilik vardır. Biz devlete ihanet etmeyiz. Bu bizim genetiğimiz bu bizim. Biz bunu reddedemeyiz. Bununla da ben savaşmam zaten. Bakın bununla da savaşmam. Ben devletçi bir insanımdır. Devletin bozuk çarkları vardır, bozuk yanları vardır. Yönetimsel problemler vardır. Vardır da vardır. Ama ben yine de devletçi bir insanımdır. Allah bizi affetsin.

Selçuklu Devleti’nde siyasal, ideolojik ve toplumsal bakımdan birlik ve düzeni sağlamaya çalışan Nizamül Mülkta Bağdat olmak üzere ülkenin belli başlı bütün kentlerine medreseler kurar. Nizamiye Medreseleri adı verilen bu okullar İslam dünyasında devlet eliyle yapılan altı çizili buranın devlet bütçesiyle eğitim veren müfredatı devlet tarafından belirlenen ilk eğitim kurumlarıdır. Evet doğrudur.

Bu normalde Nizamiye Medreseleri ilk defa İslam dünyasında devlet eliyle kurulan medreselerdir veya üniversitelerdir. Bunların normalde akçeleri devlettendir. Müfredatları da devlettendir. Hepsine de katılıyorum. Ve normalde şimdi devlet yönetmek çok özür dilerim kümes yönetmek gibi değildir. O gün için devleti yönetenler insanları normalde böyle sapkın düşüncelere ve fikirlere batıp gitmesin.

sapkınlıklara kendini feda etmesin diye devlet bu çalışmaları yapmıştır. Ben karşı değilim bunlara. Bunlara karşı değilim. Çünkü devlet tebasının dinini ve aklını korumakla mükellef. O yüzden eğitim vermekle mükellef. Ha içerikleri tartışılabilinir. Bu da ayrı bir mesele. İnşallah önümüzdeki hafta buradan devam edeceğiz. Bir kalem getirirseniz şuraya bir devam diye yazayım. Sorulara ilave bir şey edecek misin? Sorular kalacak mı? Kalsın. Yok.

Bugünkü konuşmalarımın üzerinde bir e soru manzumesi yaparsan yani tekrar önümüzdeki hafta o soru manzumelerin üzerinden gidebiliriz. illaki benim analizim doğru diye bir derdimiz yok. E ben yeniden Hakan kardeşe teşekkür ediyorum. Bayağı uzun zaman oldu böyle soru hazırlamıyordu. Hatta ben biraz böyle ona dedim ki ya bu ara hiç soru gelmiyor dedim. Bizi hiç bu konuda dedim heyecanlandırmıyorsun. Hatta dedim ki ümidini kestin mi?

O bana diyordu ki öyle bir sorular hazırlıyorum. koltuktan başın tavana vuracak diyordu. Henüz daha başımız tavana vurmadı ama bir hani hayra vesile oldu. Allah razı olsun kendisinden. >> E bizim nefes 1 2 3 4’ü çıkıyor mu yoksa 3te mi kaldık nefeste? 4’ü içtihatla mı yapacağız? Tamam. İnşallah. Nefes 1 2 3. Tabii eee Hakan kardeşin sorularıyla vücut buldu. Bir de İslam’da siyaset. O da Hakan Kardeş’in sorularıyla vücut buldu.

E kitapları da bastırdık. Bir tek herhalde Mesnevi kaldı galiba değil mi? Mesnevi de basıldı mı? >> Basda. İnşallah o da bitince başlayacağız yavaş yavaş kardeşlere sunmaya. Onun da bitmesini bekliyoruz. Allah’tan bir şey gelmezse inşâallah. Cenabı Hak bütün kardeşleri okumayı nasip eylesin. >> İnşallah faydalı olur. İnşallah faydalanırlar. Elfatiha selafta.

Nizamiye Medreseleri sonra önümüzdeki hafta konuşacağım da Nizamiye Medreseleri başlangıç olarak, amaç olarak çok yerinde ama ne yazık ki sonradan işlevlerini yitirmişler. Başka şeyler girmiş işin içerisine. Başka şeyler işin içerisine girince yani bunu önümüzdeki hafta giriş yapacağım. Nizamiye Medreseleri ile alakalı. Yani başlangıcı çok şey eee iyi niyetli bir başlangıç.

iyi niyetle yola çıkılırken iyi niyetle yola çıkılmış ama ne yazık ki hani İslam dünyasındaki iyi niyetle yola çıkıp sonra yolda bozulma yolda bozulma hastalığı onlara da bulaşmış. Bunu önümüzdeki haftaya sakladım. Şimdi oradaki Nizamiye Medreselerine girdim. Bunu önümüzdeki hafta biraz böyle analiz edeceğim ki günümüze ışık tutsun diye analiz edeceğim. Çünkü yola çıkarken herkes Kur’an, sünnet, vatan, millet diye yola çıkıyor.

Başlangıcı olarak çok güzel. Hani benim tabirimle mücahit olarak yola çıkıyor. Yolda sonra müteahit oluyor. Sonra it oluyor, sonra dinsiz olup çıkıyor. Bu normal İslam dünyasında kronik hastalık bu. Hani eee makamı, mevkiyi, parayı görünce değişiyorlar.

Nizamiye Medreselerinin e böyle bir sonradan ama bu sonradan böyle bir hani eee yörüngesinden çıkıp fayda sağlaması gereken şey eee olgu, fayda sağlaması gereken bir hareketken sonra senin dediğin noktaya geliyor. Yani burası açılıma, değişime açık bir topluluk olmaktan çıkıyor. O zaman işte İslam dünyasına zarar veriyorlar. İslam düşünce sistemine, İslam fıkıh sistemine bunlar zarar veriyor. Yani normalde, selamünaleyküm.

Normalde yani işlevsel olarak kendilerini geliştirip değiştirip derinleştirip yükseltmeleri gerekirken bağnaz bir şekilde kalıyorlar. kalınca da o zaman işte her şey körleşiyor. >> Önce devlet uykundan >> işte bu normalde devlet anlayışından da çıkıyor. Devlet ayrı başındaki hükümdar ayrı, devlet ayrı, devleti eee şey yapanlar hani idare edenler ayrı. Bu sefer iş hani devletin kendi içerisindeki doğru e çizgisini de aşıyor.

Bunu devleti yönetenler yapıyor. Devleti yönetenler bu sefer medreseleri kendi eee şeylerinin altına alıyorlar. Ne o? Hegemonyalarını alıyorlar. >> Siyasal İslam >> e o siyasal İslam öncesinden var. Siyasal İslam’ın başladığı yer Muaviye. >> Muaviye’den başlıyor. Selâmün aleyküm. >> Aleykümselam.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf hakkında kaynaklara göz atabilirsiniz.